P.D. OUSPENSKY “ŞUUR” Gerçeğin Araştırılması - Bölüm 1 - BELLEK

http://www.dunyaana.com/images/gr06.jpgBELLEK

Günlük dilde şuur sözcüğü pek çok durumda zeka ( bir zihin faaliyeti olarak) sözcüğü ile aynı anlamda ya da onun bir alternatifi olarak kullanılır. Gerçekte ise, şuurlu olma hali insandaki özel bir tür “ farkında oluş” halidir, kim olduğunun, ne hissettiği ya da düşündüğünün veya şu anda nerede olduğunun farkında olma durumudur bu.

Çalışacağımız sisteme göre, insanın şuurlu olma durumunun dört aşaması olduğu söylenebilir. Bunlar; uyku, uyanıklık, benlik şuuru ve nesnel şuurluluktur. Ancak, insanın şuurlu olma halinin bu dört aşamasına da sahip olması olasıyken, o gerçekte sadece iki aşamada yaşamaktadır. Yaşamının bir kısmı uykuda geçmektedir, diğer kısmı ise, gerçekliği olsa da uyku halinden pek de farklı olmayan “ uyanıklık durumu”nda harcanmaktadır.

Sıradan belleğimiz ya da hatırlama anları ile ilgili olarak, aslında sadece şuurlu olma durumunun uçucu anlarını hatırlarız ama böyle olduğunu düşünmeyiz. Belleğin, teknik olarak ne anlama geldiğini daha sonra açıklayacağım. Şu an sizden dikkatinizi sadece kendi belleğinizle ilgili kendi gözlemlerinize çevirmenizi isteyeceğim. Olayları ve şeyleri değişik şekillerde hatırladığınızı fark etmişsinizdir. Bazı şeyleri çok canlı, diğerlerini çok belirsiz hatırlarsınız, diğer bazılarını ise hiç hatırlamazsınız. Bunların sadece gerçekleştiğini bilirsiniz.

Bu demektir ki, örneğin bir süre önce, biriyle görüşmek üzere, belli bir yere gittiniz, o kişiyle yaptığınız konuşma ile ilgili olarak iki üç şey hatırlayabilirsiniz; ama oraya nasıl gittiğinizi ve nasıl geri döndüğünüzü hatırlayıp hatırlamadığınız sorulacak olsa, kesinlikle hatırladığınızı söylersiniz, oysa gerçekte bunu sadece bilirsiniz, nereye gittiğinizi bilirsiniz ama zihninizde yanıp sönen iki üç kıvılcım hariç, hatırlamazsınız.

Aslında ne kadar az hatırlayabildiğinizi anlayabilseniz çok şaşırırdınız. Böyle olmasının nedeni, sadece şuurlu olduğunuz anları hatırlamanızdır. Eğer zihninizi erken çocukluk günlerinize ya da herhangi bir şekilde çok önceleri olmuş bir şeylere çevirmeye gayret ederseniz, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. O zaman aslında ne kadar az hatırladığınızı ve sadece o olayların olduğunu bildiğiniz veya birilerinden duyduğunuz gerçeğini kavrayacaksınız.

Bu yüzden şuurlu olma halinin üçüncü aşaması ile ilişkili olarak denilebilir ki: İnsanın, şuurunun tam anlamıyla farkında olduğu anlar vardır, ancak bu anları kontrolü altına alması mümkün değildir. Onlar; dış koşullar, rastlantısal çağrışımlar veya heyecanlar tarafından kontrol edilir, kendi kendilerine gelir ve giderler. Burada sorulacak soru şudur: Tam şuurlu olma halinin bu uçucu anları üzerinde gerçek bir kontrole sahip olmak, onları daha da uyandırmak ve daha uzun tutmak, hatta kalıcı kılmak olası mıdır?

UYKUDAN KALKMAK

Şuurlu olma halinin ilk ve en düşük seviyesi uykudur...  İnsan düşlerle çevrilidir.

.... Katıksız öznellikte ( subjektif) resimler  - uyuyan adama ulaşan sesler, bedenden gelen duyular, hafif ağrılar, duygusal gerilimler gibi anlık algılamaların belirsiz yansımaları, ya da geçmiş deneyimlerin yansımaları- zihinden uçup giderler, belleğimizde sadece küçücük bir iz bırakır, bazen de hiçbir iz bırakmadan silinip yok olurlar.

Şuurluluğun ikinci aşaması insan uyanınca gerçekleşir. Bu ikinci durum, şu an içinde bulunduğumuz, çalıştığımız, konuştuğumuz, kendimizi şuurlu vs. zannettiğimiz  - basitçe uyanıklık şuurluluğu veya “ açık şuurluluk” diye adlandırdığımız, ama aslında “ uyanıklık uykusu”  ya da “ göreceli şuurluluk” diye adlandırılması gereken durumdur. 
     
Uyku halindeyken göreceli şuurluluğun bir anlık küçücük görüntülerini yakalayabiliriz. Göreceli şuurluluk halindeyken benlik şuuruna sahip olduğumuz yine uçucu küçük anlar yakalayabiliriz. Sadece böyle küçücük kıvılcımlar halinde değil, daha uzun süreli benlik şuuru aşamasını yaşamak istersek, bu kısacık anların kendi kendilerine gelmediklerini anlamalıyız. Gereksinim duyduğumuz şey, bir irade eylemidir. Bu demektir ki, benlik şuuru anlarının sıklık ve sürekliliği kişinin kendi kendini kontrol kapasitesine bağlıdır. Böylece demek oluyor ki, şuurluluk ve irade aşağı yukarı tek ve aynı şey ya da herhangi bir şekilde aynı şeyin görüntüleridirler.
 
İşte bu noktada şunu açıkça anlamalıyız ki; insandaki benlik şuurunun gelişme yolunu tıkayan ilk engel, onun zaten benlik şuuruna sahip olduğunu, ya da istediği herhangi bir zamanda, her nasıl olursa olsun, bu şuuru elde edebileceğini zannetmesidir. İnsanı, irade yönünden şuurlu olmadığına ve şuurlu olamayacağına inandırmak çok güçtür. Çünki burada doğa gülünç bir oyun oynamaktadır. Eğer bir kişiye şuurlu olup olmadığını sorarsanız ya da kendisine şuursuz olduğunu söylerseniz, size şuurlu olduğunu ve ona aksini söylemenin çok saçma olacağını, çünki sizi işitebildiğini ve anlayabildiğini söyleyecektir. Bir anlamda haklıdır, ama aynı zamanda haksızdır da. Bu, doğanın bir oyunudur. Haklıdır, çünki sorunuz ya da görüşünüz onun bir an için belli belirsiz de olsa şuurlu olmasını sağlamıştır. Hemen bir sonraki anda ise bu şuurluluk yok olacaktır. Ama sizin ne söylediğinizi ve kendisinin ne cevap verdiğini hatırlayacak ve tabii ki kendisini şuurlu bulacaktır.  
   
Oysa gerçekte, benlik şuuruna sahip olmak uzun ve zor bir çabayı gerektirir. Uzun ve zahmetli bir çalışma sonucunda kendisine vaat edilen bir şeye zaten sahip olduğunu sanan birine bu çalışma nasıl kabul ettirilebilir ki? Doğaldır ki kişi, ne benlik şuuruna ne de onunla ilişkili herhangi bir şeye, yani bütünlüğe, bireyselliğe, sabit “ ben” e ve iradeye sahip olmadığına kanaat getirmedikçe bu çalışmaya başlamayacak, ya da böyle bir uğraşı gerekli görmeyecektir.

BELLEK NEDİR?    

( Bu paragrafı anlayabilmek için, insanın sadece bir tek zihni ( entelektüel zihni) olduğu şeklindeki genel kanının yanlış olduğu kavranmalıdır. Gerçekte, sinir sistemi bedenin işlevlerine göre bölümlere ayrılmıştır ve her bölümün kendi özel zihni vardır. Ouspensky’nin  “ merkez” sözcüğünü kullanımı, bugün revaçta olan bilimsel anlamından farklıdır, çünki bu sözcük,  hem o an kontrolümüzde olan ilgili zihni hem de onu bedenin diğer parçalarına bağlayan bir grup yardımcı sinir hücresini kapsamına alan bir anlam taşımaktadır.)

Uzun süreli bir okul çalışması olmaksızın neden daha çabuk gelişemeyeceğimizi anlamak zorundayız. Bir şey öğrendiğimizde belleğimizde yeni malzemeler biriktirdiğimizi biliriz. Ama belleğimiz nedir? Peki, ya yeni malzemeler nedir? 
 
Bunu anlamak için her merkeze, duyarlı bir maddeden yapılmış ayrı ve bağımsız bir makine olarak bakmayı öğrenmeliyiz. Makineyi oluşturan bu duyarlı madde, fonksiyon olarak, gramofon plaklarının yapıldığı maddeye benzer. Tüm başımıza gelenler, tüm gördüklerimiz, tüm duyduklarımız, tüm hissettiklerimiz, tüm öğrendiklerimiz bu plağa kaydedilirler. Bu demektir ki, tüm içsel ve dışsal olaylar bu plaklar üzerinde belli bazı izlenimler bırakırlar. “ İzlenim” çok güzel bir sözcüktür, çünki bunlar gerçekten de bırakılan izlenim ya da damgalardan başka bir şey değildirler. İzlenimler küçük, derin ya da çabucak yok olan ve hiçbir iz bırakmayan uçucu tipte olabilirler. Ama ister küçük ister derin olsunlar, onlar izlenimdirler. Ve bu kayıtlı izlenimler bizim tüm varlığımız, sahip olduğumuz her şeyimizdir. Bildiğimiz her şey, öğrendiğimiz her şey ve her deneyimimiz bu plaklarımızda kayıtlıdır.Yine aynı şekilde düşünme süreçlerimiz, hesaplamalarımız ve spekülasyonlarımız, sadece ve sadece bu plakları birbirleriyle karşılaştırıp, tekrar tekrar dinleyerek, bir araya getirip anlamaya çalışarak, vs. oluşturulurlar. Yeni bir şeyi, kayıtlarımızda olmayan bir şeyi asla düşünemeyiz. Plaklarımızda kayıtlı bir karşılığı olmayan bir şeyi ne söyleyebilir, ne de yapabiliriz. 
     
Tıpkı yeni bir hayvan icat edemeyeceğimiz gibi, yeni bir düşünce de icat edemeyiz. Çünki hayvanlar hakkındaki tüm fikirlerimiz, var olan hayvanlar üzerindeki gözlemlerimize dayalıdır.

Plaklarımızdaki izlenimler çağrışımlarla bağlantılıdırlar. Çağrışımlar; simultane ( eşzamanlı) olarak alınan, ya da bir şekilde birbirlerine benzeyen izlenimler arasında bağlantı kurarlar.Bellek, şuurluluk düzeyine bağlı olduğu için ve bizler ancak küçük kıvılcımlar gibi geçici şuurluluk anlarını hatırladığımız için, birbirlerine bağlı değişik eşzamanlı izlenimlerin, bağlantısız olanlardan daha uzun bir süre belleğimizde kalacakları açıktır. Benlik şuurunun küçük kıvılcım anlarını, hatta onlara yakın olanlarını yaşarken, anın tüm izlenimleri birbirleriyle bağlantıya girer ve bellekte birbirleriyle bağlantılı olarak kalırlar. Aynı şey içsel benzerlikleri yüzünden bağlantılı olan izlenimler için de geçerlidir. Bir izlenim alma anında daha şuurlu olabilirsek, yeni izlenimin eski benzer izlenimlerle bağlantısını daha kesin bir şekilde kurarız ve bunlar bellekte birbirleriyle bağlantılı olarak kalırlar. Öte yandan, izlenimler uyku anında alınırlarsa fark edilmezler ve izleri değerlendirilmeden, ya da bağlantıları kurulmadan silinip giderler.
        
( Toplantılarından birinde Ouspensky’ye plaklarımızdaki tüm kayıtların bu yaşamda mı yapıldığı, yoksa bunların bazılarıyla birlikte mi doğduğumuz soruldu. Cevabı şöyleydi: )

İçgüdüsel merkezdeki damgalar bizimle birlikte doğmuşlardır; onlar zaten orada hep var olagelmişlerdir, bu yüzden heyecansal merkezdeki birkaç şey için de durum aynıdır. Geri kalan kısmı ise bu yaşamda oluşurlar; hareket ve entelektüel merkezlerdeki her şey öğrenilmek zorundadır.

KAYDEDİLMİŞ İZLENİMLER    

Söyleyeceklerimi daha iyi anlayabilmek için şuurluluk seviyemiz üzerinde kontrol sahibi olmadığımızı hatırlamaya çalışmalısınız. Kişiye sırf şuurlu olup olmadığını sormak suretiyle onu daha şuurlu hale getirebileceğimizi ya da bir an içinde olsa şuurlu yapabileceğimizi söylediğimizde, “ şuurlu” ve “ şuurluluk” sözcüklerini göreceli bir anlamda kullandım. Şuurluluğun pek çok derecesi vardır ve her yüksek derece daha düşüğüne oranla daha fazla şuurlu olma anlamına gelir. Fakat şuurluluğun kendisi üzerinde kontrol sahibi olmadığımız halde, şuurluluk hakkındaki düşüncelerimiz üzerinde belli bir kontrole sahip olabiliriz ve düşüncemizi şuurluluğa ulaşacak şekilde yapılandırabiliriz.  

Söylemek istediğim şu ki, düşüncelerimize şuurluluk anında izleyecekleri bir yön vererek, bu şekilde şuurluluğa ulaşmanın zeminini hazırlamış oluruz.Kendinizi gözlemlemeye çabaladığınız zamanlarda neler fark ettiğinizi formüle etmeye çalışın şimdi. Üç şeyi fark etmiş olmalısınız. Birincisi, kendinizi hatırlamanızdır. Yani kendinizi gözlemlemeye çalıştığınız anlarda kendinizin farkında değilsinizdir. İkincisi, zihninizden ardı arkası kesilmeden akıp geçen ve çoğunlukla dikkatinizi dağıtan düşüncelerin, görüntülerin, bazı tartışmaların yankılarının kendinizi gözlemlemenize engel olduğunu fark etmişsinizdir. Ve üçüncü olarak da, kendinizi gözlemlemeye başlar başlamaz içinizdeki bir şeyin hayal kurmaya ( imajinasyon) başladığını kendinizi gözlemleme çabalarınızın  -ki gerçekten denemişseniz- hayallerinizle sürekli bir savaş halinde olduğunu fark etmişsinizdir.İşte insanın kendi üzerinde çalışmasının püf noktası budur. Kişi bu çalışmadaki tüm güçlüklerin insanın kendisini hatırlayamadığı gerçeğinden kaynaklandığını bilirse, ne yapılması gerektiğini de biliyor demektir. İnsan kendini hatırlamaya çalışmak zorundadır. 
 
Bunu başarmak için insan mekanik düşünceleriyle ve hayalleriyle savaşmayı öğrenmelidir. İnsan bunu dikkatle ve sürekli yaparsa oldukça kısa bir sürede sonuçlarını görecektir. Ama yine de bunun kolay ve hemen pratiğin ustası olunabileceği sanılmamalıdır. Kendini hatırlama, adından da anlaşılacağı gibi, pratiğin öğrenilmesi son derece güç olan bir şeydir. Hemen sonuç alınabileceği beklentisiyle hareket edilmemelidir. Aksi takdirde insanın sırf olaya yoğunlaşabilmek için sarf ettiği çaba üzerinde odaklanan düşünceleri, içinden çıkılmaz bir hal alabilir. Bu pratik, kendimizi hatırlamadığımız; ama aynı zamanda da yeterince yoğun ve doğru bir şekilde uğraşı verirsek, kendimizi hatırlayabileceğimiz gerçeği üzerine inşa edilmelidir.

Canımızın istediği herhangi bir anda irademizde şuurlu hale gelemeyiz, çünki şuurluluk aşamalarımız üzerinde bir kontrole sahip değiliz. Ama kısacık bir an için irademizle kendimizi hatırlayabiliriz. Çünki düşüncelerimiz üzerinde belli bir kontrol sahibiyiz. Düşüncelerimizi özel bir biçimde şekillendirerek, yani kendimizi hatırlamadığımızı, hiç kimsenin kendini hatırlayamadığını ve bunun ne anlama geldiğini idrak ederek şuurluluğa ulaşabiliriz. Mekaniklik duvarımızın zayıf noktasını bulduğumuzu anlamalısınız. Bu nokta, kendimizi hatırlamak için çaba gösterebileceğimizi idrak etmektir. Kendi üzerimizde gerçek bir değişimin gereğini anlamakla, çalışmaya başlama olasılığı da yaratılmış olur.Daha sonra kendini gözlemleme ve hayallerle mücadele ile bağlantılı olan kendini hatırlama pratiğinin, sadece psikolojik bir anlamı olmadığını, aynı zamanda metabolizmamızın en ince parçalarını bile değiştirebildiğini ve bedenimizde belli kimyasal ya da daha iyi bir ifadeyle simyasal etkiler yaratabildiğini öğreneceğiz. Böylece, psikolojiden simyaya; kaba ( işlenmemiş) öğelerin daha rafine olan öğelere dönüşümü görüşüne geleceğiz.

KENDİNİ HATIRLATMA

Mucizenin Araştırılması adlı kitabın “ Bilinmeyen Bir Öğretinin Parçaları” adlı bölümünde (alıntı paragraflar aşağıdadır) kendini hatırlatma ve onun bellek üzerindeki etkisi bir önceki bölümde anlatılandan daha kişisel bir biçimde ele alınmıştır.)

…Tüm kendini hatırlama çabalarımın bana gösterdiği ve çok kısa sürede beni ikna ettiği gerçek; bilim ve felsefenin şu ana dek henüz karşılaşmadığı, tamamıyla yepyeni bir problemle karşı karşıya olduğumdur…Sorunun, başka bir şeye yönelen dikkati, azalmasına ya da dağılmasına izin vermeden, kendi üzerinde yoğunlaştırabilmek olduğunu anladım. Üstelik bu “ başka bir şey” benim dışımdan olduğu kadar içimden de kaynaklanabilirdi.      

İlk girişimler.. bana bu işin mümkün olabileceğini gösterdi. Aynı zamanda iki şeyi çok net gördüm.Öncelikle, bu metotla ulaşılan kendini hatırlamanın; “ kendini hissetme” veya “ kendini gözlemleme” ile ortak hiç bir yanı yoktu.   

Ve ikincisi, kendini hatırlama anları, seyrek olsa bile yaşamda da ortaya çıkıyorlardı. Ancak bu anların kasıtlı olarak üretilmesi bir yenilik duygusu yaratıyordu. Aslında ilk çocukluk günlerimden beri bu duyguyla tanışıyordum. Bu durumlar, ya yeni ve umulmadık çevrelerde, ilk kez gidilen bir yerde, yeni insanlar arasında seyahat ederken, -örneğin birisi birdenbire, “ Ne garip! Ben ve bu yer” dediğinde- ya da çok heyecansal anlarda, tehlike anlarında, insanın düşüncesini kontrol altına alma gereği duyduğu anlarda, kişi kendi sesini işittiğinde ve kendisini dışarıdan görüp incelediğinde ortaya çıkıyordu.Yaşamımın ilk anılarının kendini hatırlama anları olduğunu tüm açıklığıyla anlamış bulunuyorum. Bu anlayışım çok daha başka şeyleri de kavramama neden oldu. Yani, hatırladığım şeyin sadece ve sadece geçmişin kendini hatırladığım anları olduğunu gördüm. Diğerlerinin ise sadece olduklarını biliyorum. Onları tümüyle yeniden canlandıramam, yeniden yaşayamam. Ama kendimi hatırlamadığım anlar canlıydı ve bugünden pek de farklı değillerdi. Hala sonuçlar çıkarmaya korkuyordum. Fakat çok büyük bir keşfin eşiğinde durduğumun farkına varmıştım. Belleğimizin zayıflığı ve yetersizliği beni hep şaşırtmıştır. Pek çok şey yok olur. Yaşamın temel anlamsızlığı bir şekilde işte bu noktadaydı benim için. Madem sonradan unutulacaklar, o halde neden bu kadar çok deneyime sahip oluyorduk? Üstelik bunun aşağılayıcı bir yanı da vardı. İnsan kendisine çok yüce gelen bir şeyi hissediyor, onu hiç unutmayacağını sanıyor, sonra bir de bakıyor ki bir iki yıl geçmiş ve ondan geriye hiç bir şey kalmamış. Bunun niye böyle olduğu ve neden olamayacağı bana şimdi açıkça görünüyor. Eğer belleğimiz salt kendini hatırlama anlarında canlı ise, neden bu kadar yoksul olduğu da ortada… Kendimi hatırlamam bazen başarılı olmuyordu; diğer bazı zamanlarda ise meraklı bir takım gözlemlerim olaya karışıyordu.     

Bir seferinde Liteiny yolundan Nevsky’ ye doğru yürüyordum ve tüm gayretlerime rağmen dikkatimi kendini hatırlama üzerinde yoğunlaştıramıyordum. Gürültü, hareket ve her şey dikkatimi dağıtıyordu. Sanki her an dikkat yumağımın ucunu kaçırıyor, yine buluyor sonra yine kaybediyordum. Sonunda kendime karşı çok gülünç bir kızgınlık hissettim ve soldaki sokağa döndüğümde bir sonraki sokağa ulaşana dek her ne koşulda olursa olsun en azından bir süre için kendimi hatırlayacağım gerçeği üzerinde dikkatimi yoğunlaştıracağıma söz verdim. Nadejdinskaya’ ya, belki kısa anlar hariç, dikkatimi kaybetmeden vardım. Sonra, sessiz sokaklarda düşünce çizgisini koruyabilmenin benim için daha kolay olduğunu gördüm ve bu yüzden de kendimi daha gürültülü sokaklarda sınamak için tekrar Nevsky’ye vardığımda hala kendimi hatırlıyordum ve bu tür büyük çabalardan sonra gelen iç huzur ve güvenin tuhaf heyecansal halini yaşamaya başlamıştım. Nevsky’ de tam köşede sigaralarımı hazırlayan bir tütüncü dükkanı vardı. Hala kendimi hatırlamaya devam ederek oraya uğrayıp sigara alabileceğimi düşündüm.

İki saat sonra Tavricheskaya’ da ( ki çok uzak bir yer) uyandım. Fayton ile matbaaya doğru gidiyordum. Uyanma duygusu inanılmayacak derecede canlıydı. Tam anlamıyla, kendime geldim diyebilirim. Her şeyi bir anda hatırladım. Nadejdinskaya yolunda nasıl yürüdüğümü, kendimi nasıl hatırladığımı, nasıl sigaraları düşündüğümü ve bu düşünceyle nasıl derin bir uykuya dalıp kaybolduğumu… 
 
Aynı zamanda, bu derin uykuya dalmışken, tutarlı ve uygun davranışlar ortaya koymaya devam etmiştim. Tütüncü dükkanından ayrıldıktan sonra, Liteiny’deki evime uğramış, matbaaya telefon etmiştim. İki tane de mektup yazmıştım. Sonra tekrar evden çıkıp Nevsky boyunca sol taraftan Gostinoy Dvor’a doğru yürüyerek Offitzerskaya’ ya gitmeyi planlamıştım. Sonra vakit geç olmaya başladığı için fikrimi değiştirmiştim. Bir fayton kiralamış, Kavalergardskaya’daki matbaama doğru sürüyordum. Ve Tavricheskaya yolunda giderken, sanki bir şey unutmuşum gibi tuhaf bir rahatsızlık duymuştum. Ve birdenbire kendimi hatırlamayı unutmuş olduğumu hatırladım.

YİNELEME ve ÇOCUK ZİHNİYETİ

( 1935-1941 yılları arasındaki Londra toplantılarında ve 1944-1945 New York toplantılarında Ouspensky’ye bellek ve yineleme hakkında pek çok soru soruldu. Okuyacağınız bölüm, bu sorulardan bazılarına Londra toplantılarında verilen cevaplardan oluşmuştur. Aynı şekilde, 7. bölüm New York toplantılarında verilen bazı cevapları toparlamayı amaçlamaktadır. Süreklilik açısından ve tekrardan kaçınmak için soruların bazıları ya sorulduğu farz edilmiş ya da Ouspensky’nin cevaplarıyla birleştirilmişlerdir. Bunun haricindeki sorular, tırnak işaretleri arasında; Ouspensky’nin sözleri, -ki metnin esas hacmini oluştururlar- diğerlerinden ayırmak için tırnak işaretleri arasında yazılmamışlardır. Soruların sırası yeniden düzenlenmiş ve sadece bellek ve yineleme ile ilgili olanlar bu bölüme alınmışlardır.)

Bellek garip bir şeydir. Herkesin değişik bellek bileşimleri ( kombinasyon) vardır. Bir kişi bazı şeyleri daha fazla hatırlarken, diğeri başka şeyleri daha iyi hatırlar. Hangisinin daha iyi olduğunu söyleyemezsiniz. Bellek yok olabilir, bunun değişik dereceleri vardır. Bir şey unutulabilir, sonra özel birtakım metotlarla yeniden hatırlanabilir veya tamamıyla yok olabilir.

“ Neden bazı insanlar top oyunlarında diğerlerine göre daha fazla yetenek gösterirler?”

Değişik türden belleklerin değişik türden hareket merkezleri vardır. Hiçbir insan bir diğerine benzemez. Biri bir şeyi iyi başarabilir, diğeri başka bir şeyi. Binlerce izlenim olduğu için de bileşimler daima farklıdır. Birkaç kez 1, 2, 3 no’lular ve diğerleri gibi değişik insan türleri hakkında konuştum. Biri bir tür izlenimi daha iyi hatırlar, diğeri bir başka türlü.

“ Yaşam bir andan diğerine değişen anılardan mı oluşmuştur?”   

Hayır, bu çok karmaşık bir şey. Değişik tür bellekler olduğunu biliyorsunuz ve bellek pasiftir, onu kullanmazsınız. Yaşamın ise bir süreç olduğu söylenebilir.

“ İnsan belleğini güçlendirmek için ne yapabilir?” Kendinizi daha fazla hatırlarsanız, belleğiniz daha güçlü olur. “ Bu sistemde çalışmaya başlamadan evvel, bir süre önce olmuş bir şeyi çok net bir şekilde hatırlıyorum. Eğer, şimdi hatırlarsam, o sadece bir anının anısı oluyor. Bu biraz daha uyanık olma ile mi ilgilidir?” Büyük bir olasılıkla güçlü bir özdeşleşme ile ilişkilidir. Ona özdeşleşmeden bakarsanız zayıflayıp kaybolacaktır.   

“Tam bir özdeşleşmeme benlik şuur mudur?”

Özdeşleşme ve benlik şuuru aynı şeyin iki değişik yüzüdür. “Kendini hatırlama çabası gösterilirken geçmişi düşünmenin pratik bir yararı var mıdır? Yani bunları gelecekteki herhangi bir yineleme ile bağdaştırmayı kastediyorum.”

Hayır, bu pratik değildir. Öncelikle gelecekte yinelemenin var olduğundan emin olmanız gerektiğini bilmelisiniz. Eğer olayı sorunuzda belirttiğiniz gibi ortaya koyuyorsanız, bu imajinasyondan öteye gitmez. Fakat, öncelikle ilave hiçbir şey katmadan, kendinizi hatırlamaya ve sonra -yapabildiğiniz zaman- geçmişte yaşadıklarınızı da hatırlamaya ve dönüm noktalarını bulmaya gayret ederseniz, bunlar bir bileşim halinde yararlı olurlar. Bunu yapabileceğinizi pek sanmayın; henüz başaramazsınız.

“ Dönüm noktaları nelerdir?”       

Dönüm noktaları “ başarabildiğimiz” anlardır. Kişinin bu çalışmada başarabileceği ya da başaramayacağı bir an vardır. Eğer bir fırsat doğar ve kişi onu kaçırırsa, bir diğeri bir yıl ya da daha uzun bir süre çıkamayabilir. Sıradan koşullarda hiçbir şeyin olmadığı periyotlar vardır ve sonra dönüm noktaları gelir. Tüm yaşam caddeler ve dönüm noktalarından oluşmuştur.

Yineleme; kişi hatırlamaya ve değişmeye başlarsa ve her seferinden aynı çerçevede gitmezse, ama istediğini ve daha iyi olduğunu düşündüğü şeyi yaparsa yararlı olabilir. Ama eğer kişi yineleme hakkında bir şey bilmiyorsa veya biliyor ama hiçbir şey yapmıyorsa, bunun hiçbir yararı yoktur. Bu durumda genellikle aynı şeyler durmadan yinelenirler.

“ Yineleyen şeyin insanın özü olduğunu düşünmekle haklı mıyım?”

Oldukça haklısınız. Yineleme hakkında çok az şey biliyoruz. Bir gün bu konu hakkında söylenen, güvenilir bulduğumuz her şeyi toplamaya çalışabilir ve düşüncelerimize yön verebiliriz. Bu sadece teoridir. Yineleme sonsuzluktadır; aynı yaşam değildir. Bu yaşam biter ve zaman biter. Bir teori vardır ve bu sistem zamanının uzatılabileceği teorisini kabul eder. Delilim yok. Spiritüalistler ve diğer insanların, zamanı kavrayabilmek için ne kadar çok çaba harcadığını düşünün bir kez. Ama hiçbir kanıt yok elimizde.

Yineleme konusunda çalışmanın en kolay yolu çocukları incelemektir. Yeteri kadar malzemeniz olursa pek çok soruya cevap bulabiliriz. Örneğin, çevrelerindeki koşullara ters düşmesine ve etraflarındaki insanlara oldukça yeni ve alışılmadık görünmesine rağmen; çocuklarda neden garip eğilimler gözlemleniyor? Bu bazen, pek çok değişik şekilde olabilir. Bunlar kalıtımla ilgili hiçbir şey bulunmadığı zaman, yaşamı değiştiren ve beklenmeyen yönlere gidebilen çok güçlü eğilimler olabiliyorlar.

Sık sık söylediğim gibi, insanda kalıtım fikri işlemez. Bu fantastik bir görüştür. Köpeklerde ve atlarda söz konusu olabilir, fakat insanda değil.   
“ Burada tipler sorusu mu gündeme geliyor?”   

Evet, ama tipler hakkında hiçbir şey bilmiyoruz henüz. Bu pek çok durumda anne babaların neden çocuklarını anlayamadıklarını ve çocukların da neden anne babalarını anlayamadıklarını açıklar. Birbirlerini asla yeterince ve doğru olarak anlayamazlar, çünki onlar belli bir istasyonda tesadüfen karşılaşan ve sonra tekrar değişik yönlere giden oldukça farklı insanlar, yabancılardır.

Yineleme çalışmasına, çocukların zihinleri üzerinde çalışma yapılarak başlanmalıdır; özellikle de çocuklar konuşmaya başlamadan önce. Çocuklar bu zamanı hatırlayabilseler, çok ilginç şeyler hatırlarlardı. Ancak, maalesef konuşmaya başladıklarında gerçek çocuklar olurlar ve altı ay ya da bir yıl sonra her şeyi unuturlar. İnsanların çok erken çocuklukta neler düşündüklerini hatırladıkları durumlar çok enderdir. Eğer bunu yapabilselerdi, kendilerini tıpkı yetişkin olduklarında olduğu gibi hatırlarlardı; sonra, daha çocuk oldular. İnsanlar, erken ruh hallerini  ( mantalitelerini) hatırlayabilselerdi, bu, yetişkinlerinkinin aynısı olan bir mantalite olurdu. İşte ilginç olan budur.    

“ Çocuğun neden önceki çocuk zihnini değil de, gelişmekte olan yetişkin zihnini hatırlamak zorunda olduğunu biliyor musunuz?” 
        
Bir yargıya varacak kadar malzeme yok elimizde. Ben sadece konunun hangi yoldan çalışabileceği hakkında konuşuyorum. İmajinasyonların girmesine izin vermemeye çalışarak, çok erken yaşlarda zihinlerimizin nasıl şeyler olduklarını hatırlamaya çalıştığımızı farz edelim. Belli bir türe ya da diğerine rastlamayı umduğumuzu düşünelim. Bulduğumuz herhangi bir şey malzeme olacaktır. Literatürde çok az şeye rastlarsınız, çünki insanlar yineleme üzerinde çalışacaklarını bilmezler, fakat ben, kendi deneyimlerimde çok ilginç şeylerle karşılaştım. Tanıdığım bazı insanların yaşamlarının ilk yıllarına ait anıları canlıydı ve hepsi de kendi mantalitelerinin birçoğunki ile aynı olmadığı görüşünde birleşmişlerdi. İnsanları nasıl algıladıkları, nasıl tanıdıkları, hiç de çocuk psikolojisi düzeyinde değildi. Şuursuz bir yaşamın altı ayda oluşturacağını hayal bile edemeyeceğimiz dolulukta zihinleriyle oldukça yetişkin reaksiyonlar veriyorlardı bu insanlar. Anıları gerçekten doğruysa, bu zihinler çok daha önceden var olmuş olmalıydılar. Fakat, söylediğim gibi, malzeme bulmak güçtür ve çoğu insan hiç hatırlamaz.

“ Çocuk konuşmayı öğrendiğinde bu erken bellek neden yok olmak zorundadır?”    

Çocuk, diğer çocukları taklit eder ve tüm büyüklerin ondan beklediği davranışları gösterir. Onun aptal bir çocuk olmasını beklerler ve o da aptal bir çocuk olur.

Bebeğin neyi hatırladığını bilmek nasıl mümkün olur? Ben, insanın tamamen boş merkezlerle doğduğunu ve merkezlerle hatırladığını düşünüyorum.”

Bu garip bir şeydir. Ancak, biraz evvel kendilerinden bahsettiğim insanlar –ki diğer insanlardan pek farkları yoktu- ilk aylarıyla ilgili oldukça net anılara sahiptiler, hatta insanları –çocukların değil- yetişkinlerin gördüğü gibi gördüklerini düşünüyorlardı. Dağınık ve parçalanmış anılardan ayrıntılarla işlenmiş titiz resimler inşa etmeye uğraşmıyorlardı; evler, insanlar ve diğer şeyler hakkında oldukça net izlenimleri vardı. Yetişkin zihniyetine sahip görünüyorlardı.   

“ İki yaşımdayken gerçekte hiç olmamış şeyleri şimdi hatırlayabiliyorum. İnsan konuşmaya başlamamış bir bebeğin neler hatırladığını nasıl doğrulayabilir?”

Bunların hiç olmadığını nereden biliyorsunuz? Bir rüya da olabilirdi bunlar. Benim böyle bir deneyimim olmuştu. Epeyce küçük bir çocukken Moskova yakınlarında bir yere gittiğimi ve o yerin resminin belleğimde kaldığını hatırlıyorum. Aslında bu olaydan yaklaşık dört yıl sonrasına kadar orada hiç bulunmamıştım. Sonra, oraya gittiğimde o yerin belleğimdeki resme benzemediğini gördüm ve bunun bir rüya olduğunu anladım.

Önceki yaşamlar hakkındaki soruya gelince: Bazı insanların bir şeyler hatırladıklarını düşünüyorum, ancak bu çok enderdir, çünki hatırlamak belli bir gelişme düzeyi gerektiren bir şeydir. Sıradan insanın  -1, 2 ve 3 no’lu insanın – böyle bir bellek için yeterli donanımı yoktur. Öz mekaniktir, kendi kendine yaşayamaz; özel bir düşünme aygıtı yoktur, ama kişiliği vasıtasıyla düşünmek zorundadır ve kişiliğin deneyimi yoktur.  
 
“ Çocukları inceleyen demekle ne kastettiniz?”  

İşte zor olan budur. Eğilimleri geniş kapsamlı incelerseniz, oldukça beklenmedik eğilimlerle karşılaşabilirsiniz. Bunların belli bir nedenin veya belli çevrelerin sonucu olduklarını söyleyemezsiniz, çünki beklenmeyen eğilimler ortaya çıkabilir veya yok olabilirler. Daha sonra da yaşam boyu devam edebilirler. Böyle bir durumda, yineleme teorisine göre, önceki yaşamda daha ileri yaşlarda ortaya çıkan bir eğilim, bu yaşamda çok daha ileri yaşlarda görülebilir.   

“ O halde, yineleme açısından, şu andan ölüm tarihimize kadar geçen zaman içinde yaptığımız bazı önemli eylemler şimdiki eğilimlerimizden gerçekten de sorumlu olabilirler mi?”

Önceki yaşamlarda demek istiyorsunuz… Belki. Yalnız, bir şeyi unutmayın, bu çalışma daha önceleri mevcut değildi. Diğer bir başkası ( pek çok çeşit vardır) olabilirdi, ama bu değil. Bu, daha önce hiç var olmadı, bundan eminim…

“ Benim söylemek istediğim şu: Bugünle ölümümüze kadar geçen süre içinde bir sonraki yaşamımızın eğilimlerini, kaderimizi belirleyecek eylemler yapabileceğimiz düşüncesi bence müthiş fikir.”    

Elbette, yaşamımızın her anında belki on yaşam boyu kurtulamayacağımız eğilimler yaratabiliriz. Hint edebiyatında bu nokta çok sık vurgulanır. Bunlar masallar biçiminde olabilir, ama prensip hep aynıdır.    

“ Çocukluk anılarına bakarak öz hakkında bir şeyler öğrenmek mümkün müdür?”

İyi bir belleğiniz varsa evet. Ve kendinizdeki değişen ve değişmemiş olan şeyleri keşfedebilirsiniz.

“ Bu evde daha önce bulunmadığımıza dair bize söyleyebileceğiniz bir işaret var mı?”

Bunu kimse bilemez. Ben sadece bu evde daha önce bulunmadığımı biliyorum.

“ Öyleyse biz de bulunmadık.”

Bilmiyorum. Ama ilk kez olarak bununla başlarsınız, gerçeğe biraz daha yaklaşabilirsiniz. Eğer bir şeyi daha önce yapmışsak, bu anı olası kılan da çoğunlukla o olmalı.

“ Paralel zaman fikri tüm anların sürekli olarak var olduğu anlamına mı geliyor?”    

Evet, bunu düşünmek çok zordur. Doğaldır ki, anın sonsuzluğu anlamına geliyor bu, ama bizim zihinlerimiz bu şekilde düşünemezler. Zihnimiz çok sınırlı bir makinedir. En basit biçimde düşünüp, buna izin vermeliyiz. Anın sonsuz varlığından ziyade tekrarı düşünmek daha kolaydır. Zihinlerimizin şeyleri tam oldukları gibi, doğru olarak formüle edemeyeceğini anlamalısınız. Bizler sadece, sıradan düşünme biçimimize oranla gerçeğe biraz daha yakın yaklaşık formülasyonlar yapabiliriz. Tüm yapabileceğimiz budur. Zihinlerimiz ve dillerimiz çok işlenmiş araçlardır ve biz çok ince maddelerle ve çok ince problemlerle uğraşmak durumundayız.
   
“ Bir yineleme olayında sistemle karşılaşan biri bir sonrakinde de aynı sistemle karşılaşacak mı?”

Bu kişinin sistemle ne yaptığına bağlıdır. Biri sistemle karşılaştığında, “ Bu insanlar ne saçmalıyor böyle” diyebilir. Yani kişinin ne kadar çaba harcadığına bağlıdır bu.

Kişi çaba sarf ederse bir şeyler kazanabilir ve bunlar Yüzeysel Kişilikte’teki gibi değillerse; sadece biçimsel değillerse kalıcı olabilirler.

“ 4 no’lu insan olarak ölen biri 4 no’lu insan olarak mı yinelenir, yoksa negatif heyecanları vs. taklit ederek bu olasılığı yitirir mi?”

Hayır, sadece 5 no’lu insan yeniden 5 no’lu insan olarak gelir. Kendisi bunu bilmeyebilir ama her şey onun için daha kolaylaşacaktır. 4 no’lu insan sadece kendisi için daha kolay ve çabuk olacağı için tekrar gelmek durumundadır.   
     
“ Bir yinelenmede eğilim olan şey bir sonrakinde alışkanlığa dönüşebilir mi?” 
        
Bu eğilimine bağlıdır. Mekanikse, alışkanlık haline gelebilir; ama şuurlu bir eğilimse alışkanlığa dönüşmez, çünki bunlar iki farklı şeydir.

Tüm kazanılmış eğilimler kendilerini tekrarlarlar. Bir kişi bazı şeyler üzerinde çalışmak ve onlarla ilgilenmek için bir eğilim kazanır. Sonra tekrar ilgilenir. Bir diğeri bazı şeylerden kaçmak için bir eğilim edinir. Sonra tekrar kaçar. Bu eğilimler güçlenebilir ya da değişik bir yönde gelişebilirler. Kişide belli bir özgüven olasılığı olduğunda, bir tür şuurlu eyleme kavuşana dek hiçbir garanti yoktur.   

“ Aynı anda iki zamanlın yerlerde eşzamanlı bir biçimde ikili bir yaşam sürdürmenin insan için nasıl mümkün olduğunu açıklar mısınız?”

İmkansız gözüken pek çok şey vardır, ama bunun nedenini düşünme aygıtımızın bu tür şeyler düşünebilecek yeterlikte olmamasıdır. Her şeyi çok basite indirgeriz. Örneğin, zamanı eğri bir çizgi olarak düşünemeyiz, düz bir çizgi olarak görürüz. Zamanı bir eğri çizgi olarak düşünebilseydik ve ima ettiği her şeyi anlayabilseydik, bu soruyu sormadınız. Bu durumda bizler; üç boyutlu bir dünyayı hayalimizde canlandırmaya çalışan iki boyutlu varlıklarla aynı konumdayız. Aslında bu tür bir problem yok. Problem bizim zihinlerimizin yapısındadır. Tüm çalışmalarımızın gayesi; daha yüksek merkezlerle düşünmek anlamına gelen, şuurluluğun üçüncü ve dördüncü aşamalarına ulaşmaktır. Bunu yapabilirsek, gelecek yaşam problemleri, demin ki soruya benzer soruların saçmalığı vs. gibi problemler ortaya çıkmayacaktır. Her şeyde olduğu gibi sadece teoriler kurabiliriz. Bu problemlere nasıl yaklaşacağımızı aşağı yukarı biliriz, fakat kesin bir şey bilemeyiz.
    
“ İnsan bir yaşamda 5 numaralıyken bir diğerinde eşzamanlı olarak 3 no’lu kişi olabilir mi?”   
 
Gerçekten bilmiyorum. Kişi bir anda 5 no’lu insan olamaz; yavaş yavaş ilerlemelidir ve 5 no’lu insan seviyesine geçiş okul dışında olursa, bu çok yavaş süreç olur, bu yüzden bir yaşamdan diğerine çok büyük bir fark olacağını sanmıyorum. Bu konu hakkında ancak tek şey söyleyebilirim. Kişi yinelenme hakkında şuurlu ve yeterli bilgiye sahip olursa ve bu konuda konuşabilir ve yinelemeyi kabul ederse, gelecek seferde ( yaşamda) her şeyi tamamıyla unutamaz. Böylece bir yaşamda bunu kabullenir ve bilirseniz, diğer sefere çok daha fazlasını hatırlama şansınız büyük olur. Deneyimimiz yok, ama edebiyatta, tarihte ve felsefede insanların bu yineleme fikrine tekrar tekrar döndüklerini fark etmişsinizdir. Asla tümüyle unutamazlar, ama onu üç boyutlu bir dünyaya uydurmak çok zordur. Beş boyutlu bir dünyaya gereksinim vardır ve hatırlama sorunu zaten aslında altı boyuta gereksinim vardır ve hatırlama sorunu zaten aslında altı boyuta hitap etmektedir. Beşinci boyutta insan hiç bilmeden döner durur. Hatırlamak altıncı boyutta belli bir gelişme demektir.    

Boyutlar basitçe bu şekilde anlaşılabilirler. Dördüncü boyut; zaman diye adlandırdığımız her anın bir tek olasılığını kavramaktır. Beşinci boyutsa bunun tekrarıdır. Altıncı boyut değişik olasılıkların kavranmasıdır. Fakat, zamanı düz bir çizgi olarak algılamaya devam ettikçe, boyutlar hakkında yukarıdaki gibi düşünemeyiz. Sorun gerçek değildir; sadece bizim zayıflığımızdır, başka bir şey değil.

“ Dördüncü boyut bir olasılığın kavranmasıdır demekle ne kastettiğinizi anlayamadım.”

Yaşam; dördüncü boyuttur, bir dairedir, bir tek olasılığın kavranmasıdır. Sona geldiğinde kendi başlangıcı ile karşılaşır. Ölüm anı doğum anını karşılar ve sonra yaşam yeniden başlar; belki hafif sapmalarla, ama bunların hiçbir anlamı yoktur. Hep aynı çizgiye döner. Bir temel eğilimi yok etmek, bu yaşamı oldukça değişik bir biçimde başlatmak altıncı boyut olacaktır.

Bizler eşzamanlı ( simultane) anları düşünemeyiz. Halbuki bu anlar bir başka düzeyde eşzamanlı olarak sürmektedir. Ancak biz yine de bunu “ her an bir diğerini izler” şeklinde lineer algılamak zorundayız. Örneğin, bizim kendi deneyimimizin elektronlar gibi küçük zerreciklerle ilişkisi şu ki onların sonsuzluğu bizim zamanımızdadır. Öyleyse bizim tekrarımız neden yeryüzü zamanında olamasın?  

“ Bellek hakkındaki bilgilerim çerçevesinde bir evvelki yinelemeyi hatırlamanın nasıl mümkün olduğunu anlayamadım. Belleğin kişilikte bulunan merkezlerin içeriklerine bağımlı olduğunu düşündüm. Kişilik, yinelemeyi nasıl hatırlayabilir?”

Kendinizi burada, bu yinelemede hatırlamazsanız, hatırlayamazsınız, Daha önce de yaşadık. Bunu pek çok gerçek doğruluyor. Hatırlayamamamızın nedeni kendimizi hatırlamadığımız gerçeğinden kaynaklanır. Aynı şey bu yaşamda da doğrudur. Mekanik olarak yaptığımız şeyleri hatırlamayız, sadece onların olduğunu biliriz. Sadece kendimizi hatırlayarak ayrıntıları hatırlayabiliriz.  
 
Kişilik daima özle karıştırılır. Bellek kişilikte değil, özdedir, ama bellek yeterince güçlüyse, kişilik onu ( özü) oldukça doğru bir biçimde sunabilir.

Sistemle karşılaşmak için daha önceden hazırlanmayı düşünmek çok zor.”Hiçbir şey için hazırlanamazsınız. Sadece kendinizi hatırlayın, her şeyi daha iyi hatırlayacaksınız o zaman. Tüm gerçek, negatif heyecanlarda yatmaktadır: Onları o denli severiz ki hiçbir şeye ilgimiz yoktur. Kendinizi şu an hatırlarsanız, bir sonraki sefer de hatırlarsınız.

“ Bu ‘Ben daha önce burada bulunmuştum’ duygusunun nedeni midir? Kişinin muhtemelen daha önceden duymadığı bir bilgiye zaten sahip olduğu hissinin yani?”

Ben gerçekleri istiyorum. Bu, değişik görüşlerin bir birleşik resmi olabilir sadece. Eğer gerçekten bu türden bir şey hatırlayabiliyorsanız, kendinizi de hatırlayabilirsiniz demektir bu. Eğer kendinizi hatırlayamıyorsanız, o bir imajinasyondur.  
       
“ Rastlantısal kendini hatırlama bu amaç için yararlı olabilir mi?”       
 
Rastlantısal kendini hatırlama bir saniyelik flaştır. İnsan ona güvenemez. Tek değişme olasılığı; kendinizi şu an hatırlamaya başlamak olasılığı ile başlar. Sistemde yineleme gerekli değildir. İlginç ya da değerli olabilir; hatta onunla başlayabilirsiniz, fakat kendi üzerinizde gerçek bir çalışma yapmak için yineleme fikri şart değildir. İşte bu yüzden yineleme bu sisteme ait değildir. Bu görüş dışarıdan geldi; edebiyattan ve benden çıktı. Sonra sizler onun her şeye uyduğunu, ters düşmediğini gördünüz. Bu gerekli değildir, çünki yapabileceğimiz her şeyi bu yaşamda yapabiliriz. Eğer bu yaşamda bir şey yapamazsak gelecek seferki küçük değişikliklerle bunun aynısı olacak, ancak hiçbir olumlu değişme olmayacaktır.

“ Kendini hatırlama çabaları aşırıya kaçarsa neden yorucu olurlar, açıklar mısınız?” 
        
Yorucu olmak zorunda değiller. Olası bir açıklama şu olabilir: Ruhsal çaba sarf ederken, şuursuz bir biçimde fiziksel çaba da harcamış olabilirsiniz. Bence, eğer bir şeyler yanlış bir biçimde olaya katıldıysa, kendini hatırlama çabaları yorucu olabilir. İlk başta çok uzun bir süre hatırlayamayız ve mümkün olduğunca sık kendinize hatırlatmanız ya da hatırlatma metotları bulmanız daha iyidir.Zihninizi salt buna yoğunlaştırmaya çalışmanız yorucu olabilir. Bu, gerçekte kendini hatırlama değil, kendini hatırlamayı hatırlamadır. Çalışmaya başladığınızda bu da yararlıdır, ama daha sonra başka metotlar bulmalısınız.         

“ Şimdiye dek harcadığım kendini hatırlama çabaları ne daha derin ne de daha yüksek düzeylere ulaşmış gibi görünmediler. Bunu yapmak hep bir efor gerektiriyor galiba?”

İşte benim söylemek istediğim de bu. Yapabileceğinizi yapmalısınız. Önce kendinizi en basit şekliyle hatırlamaya çalışın, sonra da zor anlarda, kendinizi en kolay unuttuğunuz o zor anlarda hatırlamaya çalışın. Pek çok tekrardan sonra birdenbire daha yüksek bir seviyeye geçtiğinizi göreceksiniz. Ama bu sizin kendi direkt çabanız olmaksızın gerçekleşecek.

“ İnsan şuurluluğun daha yüksek bir düzeyine  -benlik şuurluluğu gibi- ulaştığında işlevlerinin hızı değişir mi? Başka bir değişle, bir izlenimin bir saniyenin on binde birinden, bir nefes alımının üç saniyeden vb. daha uzun tutulması şeklinde bir umudu olabilir mi bu kişinin?”   

İşlevlerin hızının değişme olasılığı vardır. Bu, izlenimlerin uzunluğuyla aynı şey değildir ve bu farklılığı sınamak boşuna bir çaba olur. Şimdi izlenimler daha uzundur. Bir saniyenin on binde birinden bahsettiğimizde, sadece entelektüel merkezin bir izlenimini kastediyoruz. Ama başkaları da var.    
   
“ Bir hücre, insanın bir parçası olarak kendi fonksiyonunun ( işlevinin) şuuruna varırsa, artık bir hücre olduğunu unutur mu? Benzer biçimde, bir insan bir yıldızın yaşamına katkıda bulunduğunun şuuruna varırsa; örneğin, bir insan olarak kendi yaşamının belleğini kaybedip, yaşamlar boyu sonsuz tekrarlama dairesi ( siklus) içinde yok olur mu?”

Birbirlerine biraz ters düşen süreçler bunlar. Hücre, hücre olduğunu hatırlayacaktır. Aynı şey insan için de söz konusu. İnsan, insan olduğunu hatırlayacaktır. Belleğini yitirmeyecek, kazanacaktır aksine. 
 
“ Kişi yaşamına geri dönüp baktığında, bir başkasının kötü olarak nitelendirebileceği kimi kararlar aldığı belli bazı kavşakları görecektir. Aynı hatayı bir sonraki yinelemede yapmamak için bu seferki yinelememizde yapabileceğimiz özel bir şey var mı?”
         
Evet, tabii. Kişi şu an bu belli noktalarda ( kavşaklarda) değişebileceğini düşünebilir. Ve sonra –düşünme yeterince derinse– hatırlayacaktır; ama yeterince derin değilse hatırlayabilir.Her ne durumda olursa olsun, kişinin; zaman içinde daha önce yaptığı bir şeyi yapmamayı başarma şansı vardır. Pek çok görüş ve bunun gibi şeyler bir yaşamdan diğerine geçebilir. Örneğin, birisi bana insanın, yineleme fikrinden ne gibi yararlar sağlayabileceğini sormuştu. Kişi; bu fikri entelektüel olarak anlarsa ve bu fikir onun özünün bir parçası – kişinin yaşama karşı genel tavrının bir parçası – haline gelirse onu unutmaz ve gelecek yaşamının erken yıllarında bu bilgiyi biliyor olmanın yararını görecektir.    
     
“ Belirli bir anda, insan için çok kesin olasılıklar var mıdır?”    

İnsanlar pek çok olasılık olduğunu düşünürler. Her nasılsa, durum böyle gözükür, ama sadece bir tek, bazen de iki olasılık vardır. İnsan sadece altıncı boyutta değişebilir. Her şey belli bir şekilde olur ve her an tahmin edilen pek çok olasılığın içinden ancak bir tanesi idrak edilir ve bu dördüncü boyutun çizgisini oluşturur. Ama bu çalışmanın, gelişmenin esas görüşü olan, belli bir amaç için öngörülen şuurlu değişme; bu sistemde ciddi olarak çalışmaya başladığında – ki bu başlangıç çizgisi altıncı boyuttur – gerçekleşir.

“ Belirli bir anda iki olasılık olabileceğini söylediniz. Biri mekanik olan diğeri mekanik olmayandır mı demek istiyorsunuz?”

Hayır, birkaç mekanik olasılık birden olabilir, çünki küçük sapmalar söz konusu olabilir, ama daima çizgiye geri dönersiniz.

FARKLI BELLEK TÜRLERİ

“ İlk şuurlu çabaların gerektiği bazı biçimler nelerdir?”
   
Kendinizin farkında olmak. “ Ben buradayım”ın idraki. Ama sözcüklerle değil. Duygularla. Kim olduğunuzun ve nerede olduğunuzun idraki.

Size, temelde yalnızca şuurluluğu düşünmenizi öneririm. Şuurluluğa nasıl yaklaşmak gerektiğini, ne olduğunu anlamaya nasıl başlamak gerektiğini düşünün. Geçmiş yaşamlarımızda şuurluluğun örneklerine rastlayabiliriz. Bir anlık şuurluluk hali çok güçlü bir bellek üretir, bu yüzden geçmişe ait çok net ve canlı anlar yakalayabilirsek, bunun şuurlu olmanın bir sonucu olduğunu bilebiliriz. Küçücük bir şuurluluk kıvılcımı sayesinde, yer, günün saati, haftanın günü vs. gibi çok net ayrıntılara sahip açık bir belleğiniz olur. Bu şuurluluk anları çok parlar bir bellek yaratırlar.      

“ Bir kendini hatırlama anında, daha önce hiç duymadığınız olağan dışı bir şey duymanız olası mıdır?”
      
Oldukça, ama ne duyduğunuza bağlıdır bu. Meleklerin şarkılarını işitmeyi bekleyemezsiniz herhalde.

Belleği zenginleştirmenin tek yolu daha şuurlu olmaktır. Başka hiçbir sistemde belleği geliştirmenin metotları verilmemiştir. Ama bu sistemde yol bellidir:  Kendini hatırla. 
                
Sabahleyin, kendinizi saat 12’de hatırlayacağınıza söz verdiniz diyelim. Sonra her şeyi unuttunuz, ama belki saat 1’de hatırladınız. İşte her şeyin oluş şekli böyledir. Ama devam ederseniz, çok beklenmeyen sonuçlar da yaratabilir bu çaba. Bütün olay sürekliliği sağlamaktır. Göz ucuyla yakalanmış küçük görüntüler ortaya çıkabilir ama süreklilik çaba ister. Ayrıca hevesiniz hemen kırılmasın, çünki çalışmanın sonucu yavaş yavaş alınır. Bazen, bu sistemdeki bir alıştırmada da olduğu gibi, insanlar kendilerini yarın belli bir zamanda ve belli koşullarda hatırlamaya karar verirler. Savaştan önce bazı arkadaşlarım Paris’e gittiklerinde onlara kendilerini Gar du Nord’ta hatırlamalarını söylemiştim. Kimse başaramadı. Bir seferinde bir arkadaşım beni Gar edu Nord’ta karşılayacaktı, ona oraya vardığında kendisini hatırlamasını söyledim. Fakat yüzünde kaygılı bir ifadeyle gelip, “ Benden yapmamı istediğin şeyi unuttum, bir şey satın almamı mı istemiştin?” dedi. 
   
Kendini hatırlamanın ne olduğunu, ne olmadığından iyi ayırt etmek gerekir. Örneğin, kendinizi saat 12’de hatırlayacağınızı söylediğinizi hatırlamak, gerçekten de kendinizi hatırlamaktan farklıdır. Düşünmeyi öğrenmek şarttır. Doğru düşünme için çok malzememiz var, ama gerekli olan bu konuyu unutmamaktır.

Bu sistemde güçlenmek için bilgi ve varlığı biriktirmelisiniz. Kendi kendimize söz verdiğimiz şeyin anısıyla bağlantılı olarak, varlığımızı da bu şekilde güçlendirebiliriz. Hatalarımızın anısı da yararlı olabilir ama bazen oldukça faydasızdır. Hatalarınızı, başarısızlıklarınızı hatırlayıp, ağlar, sızlanırsanız ya da başkalarını suçlarsanız bunun yararı olmayacaktır.
    
“ İzlenimler almak mekanik bir süreçtir, değil mi?”  
 
Bunlar değişik şekillerde kullanırlar. Bilgiyi ele alalım. Örneğin, yeterince Çince sözlükle Çince öğrenebilirsiniz. Yeterince müzikal izlenim toplarsanız müziği öğrenirsiniz. Hareket eden enerji bir yolun ve bir yerin anılarını biriktirir.  
 
“ Manyetik merkezin kalıcı ilgi olduğunu söylemiştiniz. Açıklar mısınız?”  
 
Evet. Geçen hafta, geçen ay, geçen yıl neyi sevdiğimizi hatırlamamız –eğer gerçekten hatırlayabilseydik – sürekli bir çekim merkezini oluştururdu. Genelde, unuturuz. Ama hatırlayabilsek ve aynı şeyleri sevmeye devam edebilsek, bu çekim merkezi olur. Hiç hatırlamamaktansa, sevmediğiniz şeyi hatırlamak bile daha iyidir.   

“ Bellek ölümden sonra yaşar mı?”    

Ölüm hiçbir şey değildir. Öldüğünüzü fark etmezseniz, doğduğunuzu da fark edemeyebilirsiniz.

“ 1,2 ve 3 no’lu insan için ölümsüzlük imkansız mıdır?”    

Evet, o, bunun için 5 numaralı insan olmak zorundadır. Cevap budur. Ama başka cevaplar da olabilir. Örneğin, yineleme açısından 1, 2 ve 3 numaralı insanlar tekrar yaşayıp tekrar dönebilirler, ama hatırlayamazlar. Hatırlayabilmek için 5 numaralı insan haline gelmeleri gerekecektir. 
 
“ Ölümsüz olan nedir, öz mü, fiziksel beden mi, yoksa ruh mu?” 
 
Sadece bellek. Beden yeniden doğar; öz yeniden doğar; kişilik yeniden yaratılır. Öyleyse bu bir ölümsüzlük değil, hatırlama sorunudur. Eğer hatırlamazsak, hiçbir kazanç elde edemeden on bin kez yaşayabiliriz. Ölümsüzlük mekanik olarak mümkün olsa bile hiçbir yararı olmayacaktır. Kendimizi ve olayları hatırlamalıyız; bu çok daha iyidir. Size tekrar ediyorum: Hatırlanması yararlı ve gerekli olan şey; hatırlamadığımız, asla hatırlamadığımız ve hatırlamadığımızın farkında olmadığımız şeydir.

“ Yani anladığım kadarıyla, eğer bizden bir şey canlı kalmaya devam ediyorsa bu belleğimizdir diyorsunuz?”

Tam olarak değil. Çünki eğer bir şey canlı kalıyorsa, ilk yok olan genellikle bellektir. Bellek son derece tutarsızdır ( kararsız).

" Bana öyle geliyor ki, geçmiş yaşamımızda nerede bir fırsat kaçırdığımızı idrak edebilmek için bu yaşamda bir uyanma anını yakalayabilmemiz gerek öncelikle?"

Çok güzel. Önce, sadece bunu yapın.

" Bu yaşamda kaçırdığım fırsatlara dönüp baktığımda, sadece daha farklı bir insan olsaydım, daha farklı davranabilirdim diye düşünüyorum. Bundan anladığım kadarıyla bana öyle görünüyor ki, yinelemeyi etkilemenin tek yolu kişinin özünü değiştirmesidir."

Çok güzel. Fakat bunu nasıl yapabilirsiniz?

" Bir önceki yinelemenin anılarının insanın eylemlerini değiştirme olasılığı var mıdır?"

Bunu bilmiyorum. Başınıza geldiğinde göreceksiniz.

" Yinelenen bir yaşam, bir evvelkinin tıpatıp aynısı olmaz değil mi?"

Başlangıç daima aynıdır.

" Bir yaşamdan diğerine yinelemede aynı varlık düzeyini sürdürür müyüz?"

Bu konuda değişik teoriler var. Bir teoriye göre, kişinin bir yaşamda bir kazanımı varsa, bunu geliştirmek durumundadır. Ama daha pek çok teori var.   

" Bellek özde midir?"     
   
Belleğin, kişilikte var olan "ben"lerle ilişkili olduğunu söylemek daha doğru olacaktır. Pek çok bellek türü vardır; sıradan bellek, işittiklerimizin belleği, bu sistemin belleği, kokuların belleği, yolların belleği gibi. Ancak bizler kendi bildiğimiz bellekten bahsederiz. Bu belleği tahrip etmek çok kolaydır.

"Fotoğrafik belleği olan insanlar var. Bunlar daha mı fazla şuurlu olurlar?"

Pek çok değişik bellek türü vardır. Sizin belli bir tür belleğiniz vardır. Bir başkasının başka bir tür. Ancak siz daha fazla ya da daha az bilinçli olmakla kendi tür belleğinizi daha iyi ya da daha kötü kullanabilirsiniz. Bellek tüm merkezlerdedir. Bir merkezde, diğerine oranla daha az bellek olabilir, ama belleği güçlendirmenin sadece tek bir yolu vardır: daha şuurlu olmak. Sırf her merkezin kendi belleği olmakla kalmayıp, bazıları öze, bazıları da kişiliğe ait olan bellekler vardır.    
    
" Bellek, bedenin bir fonksiyonu mudur? Harekete benzetilebilir mi?" 
 
İstiyorsanız bedenin bir fonksiyonu deyin. Ama neden harekete benzetiyorsunuz? Hiçbir şey diğerinin benzeri değildir. Bellek bizde olan bir şeydir, belki özümüzde, belki de kişiliğimizde. Kişilimizde hatırlarız, ama tat ve kokunun belleği önümüzdedir. Fakat aslında insan kişiliğinde hatırlar.

" Belleğimize zarar vermekten kaçınmak için ne yapmalıyız?"

Öncelikle imajinasyon, ikinci olarak da yalan söylemek üzerinde çalışmak gerek. Bu ikisi belleğimizi tahrip ederler. Yalan söylemekten ilk kez bahsettiğimizde, insanlar bunu gülünç buldular; insanın yalanlarla belleğini tümüyle parçalayabileceğini idrak edemediler. İmajinasyonla da mücadele edin, sırf spor ya da alıştırma olsun diye değil.

" Kendi kendimize yalan söylediğimizi anlamamıza ne yardımcı olabilir?"

Pek çok şey; öncelikle gerçeklerin, sözcüklerin ve teorilerin analizi. Diğer insanların yalanlarını anlamak da çok yararlıdır ve bir gün pırıl pırıl bir sabahta insan kendine geliverir.      
   
" Yanlış kişilik belleği tahrip eder mi?" 
        
Evet, yanlış kişiliğin belleği bozduğu ya da çarpıttığı ( tahrif ettiği) söylenebilir.

" Yanlış kişilik bir tür yalan biçimi midir?"

Yanlış kişiliği bir yana bırakın. O, bir yalan biçimi değildir; bir savunmadır. Yanlış kişiliğin neden olduğu sevimsiz sonuçlardan kaçınarak, kişi kendini belli bir yolda emin hissedebilir.

" Belleğin bu şekilde parçalanması psikolojik değişimle mi sonuçlanır?"

Evet! Tam bir delilikle sonuçlanabilir. Eski psikologlar bunu biliyorlardı. Histeri ve bu gibi şeylerden bahsediyorlardı. Fakat sıradan psikolojik oyunlarımızın, belleğimizi tahrip edebileceğini anlayamamışlardı. Fikirler hakkında yalan söylemek, fikirlerle ilgili hayaller kurmak gibi şeylerin yani.

" Düşünceleri durdurma konusunda yapılan yoğun çalışmanın yinelenme üzerinde ne gibi bir etkisi olabilir?"

Doğru ya da yanlış, bu çalışmanın ardında parlak bir gelecek vardır.

" Yinelemede belleği geliştirmenin yolu nedir?"

Bu çok ilginç ve önemlidir. Belleği tahrip etmek nasıl mümkünse geliştirmek de o denli gereklidir. Yineleme teorisine göre, belleği geliştirmenin tek yolu kendini hatırlamadır. İnsan kendini bu yaşamda hatırlarsa, diğerinde de hatırlayacaktır.

" Yineleme fikrinde heyecansallığa sahip olma mümkün müdür?"

Evet, olabilir, özellikle kişinin çok küçücük bir hatırlama kapasitesi olsa bile. Her şeyi demek istemiyorum, ama çok zayıf bir bellek bile ilginç bir heyecansal anlamayı sağlayabilir.

" İnsan bir olayın daha önceden de olduğu hissini kuvvetle duyarsa, bunu belleğini geliştirmek için kullanabilir mi?"

Bu pek çok değişik şekilde olabilir; ancak çok uzun ve çok ciddi bir araştırmadan sonra insan bazı gerçekler olabileceği sonucuna varabilir.

" Ölmeden önce bu çalışmayla ilgili bir şeyler yapabilmiş olsak bile, bunun bir sonraki yinelenmemizde yardımcı olup olamayacağını merak ediyorum."

Evet, daha önce olanlar pek çok değişik biçimde daha sonra olacakları tayin edebilirler. Bu yinelenme değildir.

Sorun; insanın yinelenme için kendini nasıl hazırlayabileceğidir. Belli bir yaşamda bir şey yapmayı istediğinizi ama bir türlü yapamadığınızı gördüğünüzü varsayalım. Yardıma gereksinim duyarsınız. Fiziksel olarak bu yardımı alamazsanız, bunu düşünmeye başlarsınız ve önceki yaşam boyunca bu yardım için hazırlanmış olmanız gerektiğini anlarsınız. Bu yaşam çok geçtir, sonraki yaşam da çok geçtir; önceki yaşam ise tek şanstır. Bunu düşünün. Belki bir fırsat kaçırdınız. Kişi bir şeyi başaramadığını görürse, bir önceki yaşamını düşünür, belki o zaman istediği o şeyi başarabilmişti, ya da belki de yine başaramamıştır. Bunun ne ifade ettiğini bir düşünün.

" Kişinin geçmiş yaşamındaki hataları ya da hazırlanmadaki yetersizliğini anlamasına yardımcı olacak bir belleği olması gerekmez miydi?"

Hataları olması gerekmeyebilirdi, sadece hazırlanma eksikliği söz konusu olabilirdi. Oldukça doğru. İnsan hazırlanma gereksinimi duyar. Kimisi kendisinin hazırlanmadığını söyler. Belki insan daha önceden hazırlanmış olabilirdi. Bununla ilgili bir şey yapabilir misiniz? Zordur, biliyorum. Ama insan belli bir şey için hazırlanmadığını idrak edebilir.

"Altı üçlüden bahsettik. Bir ölçüde bir şey yapabilirsiniz, diğerinde başka şey. Fakat bu, tüm yineleme görüşlerini değiştirir. Bir insan için doğru olan, diğeri için olmayabilir. Örneğin,yinelemenin teorik bilgisinin ne kadar derin olduğuna da bağlıdır, bilginin pek çok derecesi vardır. 
                                                                               
" Yedi Kanunu, şeylerin, olduğu ya da göründüğü şekilde incelenebilir mi?"

Bir oktavda iki aralık ( interval) bulduğumuzda yedi kanunundan bahsedebilirsiniz.

" İnsan bunu uzun yılları içeren bir sürede mi, yoksa hemen bir anda mı görebilir?"

Belleği kullanabilirsiniz. Bu, esas gerçekleri gözlemlediğiniz anlamına gelmez. Ve bir oktavda iki aralık ( interval) görmelisiniz.

" İnsan zamanın bir illüzyon olduğunu anlamak için ne yapmalıdır?"

İnsan zaman diye bir şeyin olmadığını anlayabilir. Neden mi? Çünkü zamanın var olmadığını gösteren gerçekler var. Sonsuz yinelenme fikri bizim şimdiki zaman duygumuzla bağdaştırılamaz. İşte tüm olay buradadır, yani zaman duygumuzla bağdaştırılamaz. Yinelenme sonsuzlukla bağlantılıdır, zamanla değil.

" Yineleme kalıplarını aklımızda tutabilir miyiz?"

İyi bir belleğe sahipseniz evet.

" Eğer birisi yineleme teorisini gerçekten kabul ederse, bu, onun için bir farklılık yaratır mı demek istiyorsunuz?"

Eğer yeterince irdelerse ve çalışırsa, anlayış için malzeme bulacaktır. Anlamak veya anlamamak bize bağlıdır. Yeterince düşünürsek bir şeyler anlayabiliriz ve yinelenmeyi gerçekten değiştirebiliriz.

" Yinelenmeyi ispatlayacak tek iddia, bazı insanların daha önce de yaşadıklarını bu yaşamlarında hatırlamalarıdır, demek doğru olur mu?"

Hayır, böyle yorumlamak çok eksik olur. Çok az kişi hatırlar ve siz daima onların yalan söylediğini iddia edebilirsiniz.

" Yinelenmeye inanmak, çaba sarf etmeye yönelik çok acil bir ihtiyaç yaratmaz mı?"

İnanç yardımcı olmayacaktır; inanç uyuşturucudur; yeterli gücü yoktur. Fakat anlamak ( idrak) yardımcı olabilir.

Düşünerek bazı şeyleri anlayabiliriz. Örneğin, tüm insanların yinelenmeden aynı şekilde etkilenip etkilenmedikleri gibi bir soru üzerinde düşünebiliriz. Basitçe evet ya da hayır demek imkânsızdır; çünkü bir insan için geçerli olabilen diğeri için geçerli olmayabilir. Bir insan için aynı yol, aynı ev, aynı kediler olacaktır. Fakat diğerleri için değişik olabilir. Büyük ozanlar, büyük yazarlar aynı sokaklardan yürümek gereği duymayabilirler. Onlar farklı yollardan geçebilirler ama yine de aynı şeyleri yapabilirler. Bu farklılık; çabalarda değil, kapasitelerden, başarıdan, düşünme ve hissetme genişliğinden kaynaklanıyor olabilir. Büyük bir ozan aynı kıtaları yeniden yazma gereği duymayabilir. Belki çevresinden herşeyi değil ama yeterince bir şeyler almıştır, böylece son kez denemediği başka bir şeyi bu kez denemeye kalkışabilir.

"Konferansları dinledikten sonra, büyük ozanların 1, 2 ve 3 numaraları insanların varlığına mı sahip oldukları sorulur hep. Şimdi siz bir ozanın aynı şeyi yeniden yapmak gereği duyamayabileceğini söylüyorsunuz."

Hayır. Büyük bir ozan olabilir, ama yine de nesnel (objektif) sanata ait olmayabilir. Daha küçük ozanlar ise nesnel sanat yaratabilirler.

Bu görüşler hakkında düşünün, ama bildiğinizi sanmayın. Pek çok çeşitleme ( varyasyon), pek çok olasılık vardır. Düşünün, çünkü sizler için bundan daha önemli bir şey yok.