Findhorn topluluğunun büyümesi iş başındaki tüm tezahür kanunlarına ait demonstrasyonlar çerçevesinde gerçekleşti. Topluluğun üstesinden gelmesi gereken sorun, topluluğun sayı bakımından büyürken, bu tezahür olaylarını aynı etkinlik seviyesinde nasıl tutabileceği ve üyelerin birey olarak, kendi şuur gelişimleri için tezahür olaylarını bizzat gerçekleştirebilmelerinin nasıl sağlanacağı olmuştur.
Bu sorun çeşitli şekillerde hissedilmiştir. Şimdiden ortaya çıkmış ve hızla büyümekte olan sorun, cemaatin öncekine oranla daha büyük masrafları karşılama zorunluluğudur. Mali alanda vakıf gelirinden çok daha fazlasını ödemektedir ki bu hangi alanda olursa olsun, sağlıklı bir gidiş değildir. Her ne sebeple ise, görünüşe göre tezahür mekanizması işlememekte. Niçin? Şüphesiz, mali sıkıntı duygusu başlı başına, etkin tezahür olayları için şart olan grup birliği şuurunu zedelemeye yeterlidir. Fakat gerçek sebep bu değil. Acaba çok hızlı büyüme bu durumda neden olabilir mi?
Önceki günlerde merkezin inşaası ve gelişmesinde çalışan daha az sayıda insan vardı ve inanç ve vizyon bu insanlar tarafından daha şuurlu olarak paylaşılıyordu. Peter’in inancı ve pozitif eylemi ( bir direktif alındığında) tezahürün eksiksiz olarak gerçekleşmesinde yeterli oluyordu; fakat diğer üyeler de aynı şeyi gerçekleştirmek üzere kendi güçlerini onunki ile birleştirebilme yeteneğine sahiptirler. Hepsi aynı vizyonu paylaşıyorlardı, dolayısıyla yukarıdan gelen direktifler, birlik ve dayanışma içinde konsantre olmuş insanların şuuru ile beslenip sağlamca tutuluyordu.
Şimdi cemaat çok daha geniş. Herkes aynı vizyonu ( görgüyü) paylaşmadığı gibi, herkes aynı adanmışlığa ve aynı pozitif tavıra ve davranışa da sahip değil.
Eylemden çok tartışma yönünde gitgide artan bir eğilim var. Zihin, aydınlanma ve berrak sonuca varma yerine, mantıksal analizler için kullanılıyor ama meşgul olduğu konu, mantık ötesi bir konu, yani ruhun gerçekleri konusu olduğu için de, sonuçta ancak bir bunalım, zihinsel ve duygusal bir karmaşa ve atalet üretilebiliyor. Bu durum da şüphesiz, başka şartlarda, tezahürün gerçekleşmesi ( beklenenin olması) için uygun kanallar yaratmak üzere kullanılabilecek enerjinin dağılıp boşa gitmesine sebep oluyor.
Sonuç şudur: Bir talimat geliyor, örneğin belli bir yönde gelişme, genişleme öğütleniyor. Peter ve diğerleri buna uygun olarak harekete geçiyorlar, ama topluluğun tam desteği olmaksızın tezahür kolay ve pürüzsüz biçimde ilerlemiyor. Örneğin, diyelim ki projenin yürütülmesi veya faturaların ödenmesi için gerekli meblağın gelişi gecikiyor, işte tutukluklar oluyor vb. Kısacası, görünüşte yukarıdan bildirilenler çıkmıyor, hatta belki yanlıştır veya öyle görünebilir ki arzu edilen bir şeyi gerçekleştirmek için güç ve baskı uygulanmaktadır, sonunda “ zamanın iyi hesaplanmamış” olduğu yolundaki izlenim gitgide kuvvetleniyor. Bunun sonucu ise şuurların daha çok baskı altında kalmasıdır ki bu da tezahür kanunlarının işleyişi bozduğu için daha büyük basınç yaratır. En sonunda ise, yol gösterici tebliğ ve o tebliğe itaat için gösterilen gayretler eleştirilmeye ve dramın suçluları olarak görülmeye başlanır. Ve tebliğ veren makam yeni bir direktif ve yeni bir şeyi başlattığı zaman, daha büyük baskı ve stresten boy göstereceği sahne hazırlanmıştır.
Tezahür olayının yolunu tıkayan sebepler vardır ve bunların mutlaka bilinip anlaşılması gerekir. Şüphesiz topluluğun üyeleri ve kısım şefleri arasında iyi haberleşme, itimat, anlayış ve sevgi olması son derece önemlidir. Bizler tezahür süreçlerinin bizim için bütün dolgunluğu ile işlerlikte olmasını bekliyorsak, her şeyden önce, beşeri ilişkiler kademesindeki fonksiyonlarımızı iyi bir şekilde yürütebilmek zorundayız. Biz topluluğumuz için de birlik ve bütünlük duygusunu kurmak ve güçlendirmek için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız. Bunun için de grup anlayışı içinde, grup ölçüsünde doğru kimlik tanımlaması yapmalı, bu şuurla da tezahürün gerçekleşmesini sağlayacak olan tek bir organize şuur haline ulaşmalıyız.
Karışıklığa ve tereddüte yol açan bir başka önemli sebep de şudur: Tezahür olayı soyut bir kavramdır, ta ki kişi kendi hayatında onun işleyişini görünceye kadar. Onun bir başka kişinin veya grubun hayatında iş görüyor olması ayrı bir şeydir. Findhorn’un tarihinde yer alan tezahür hikayeleri ilham vericidir ve gerçekten de kanunların iş gördüğünü ispat etmektedir. Bununla beraber bir kişi, “ O kanunlar benim için de işler mi?” diye sorduğu zaman, haklı olarak, kişinin kendi alacağı ispatın farklı bir şey olduğunu belli etmiş olur.
Tezahür olaylarında rol alanlar, çoğunlukla topluluğa katılmadan önce veya katılmalarından itibaren kendi hayatlarında tezahür olaylarına şahit olmuş kimselerdir. Onlar bu kanunun kendileri için işlerliği olduğunu bilirler. Dolayısıyla bunun BÜTÜN içinde geçerli olduğunu bilirler. Kişisel tezahürlere şahit olmamış olanlar ise, onun işlerliğine inanabilirler, ancak onlarınki “ biliş”in enerjisine sahip değildir. Onlar gruba ilişkin bir tezahür olayını destekleyebilecek ( besleyebilecek) ve onu inşa edebilecekleri veya dayandırabilecekleri bir kişisel İNANÇ temeline sahip değildirler. Çünkü o inancı dayandırabilecekleri kişisel tecrübeleri yaşamamışlardır. Onların şuurları şüphe ve endişe gibi kişilik kademesine ait kısıtlılıkların işaretini taşır. Çoğunlukla bu kimseler iş, para, fırsatları değerlendirme konuları da dahil olmak üzere herhangi bir sahada başarılı tezahür tecrübeleri yaşamamış bulunmaktadırlar. Kısacası, onlar deneyimsiz, mali konularda ise olgunlaşmamış kimselerdir. Onlar için cemaat, daha geniş toplumun iş ve ticaret hayatındaki daha sert ve acımasız realitelerden kaçıp saklanacakları bir sığınak olabilir.
Bunun bir başka yönü daha vardır. Eğer bu insanlar dış dünyada ( daha geniş bir toplum içinde) yaşıyor olsalardı ve bu yaşantılarını sürdürebilselerdi, maddi bakımdan Findhorn’dan kazandıklarından daha fazlasını orada kazanabileceklerdi. Gerçekten adanmış bir kişi bu tür durumları rahatlıkla kabullenebilir; bilir ki kendi çalışması ile bütün gelişebilir ve bütün geliştikçe de kendisi yardım görecektir. Ne var ki bir bolluk ve bereket çağında ( ki Yeni Çağ’ı öyle görmekteyiz) bir adanmış kişinin bile, sürekli özveride bulunması ve karşılığında ise bütünün gelişmesi dışında pek az bir telafi ( destek) almasını beklemek biraz haksızca ve akılsızca bir tutum olmaz mı? Şüphesiz son iki yıl içinde vakıf gerek ihtiyaçlarını tezahür ettirme bakımından gerekse ruh kademesinin göstergesi olan bolluk ve bereket halini belli etme bakımından, personel sayısındaki artış ve fizik kademedeki hızı ile orantılı bir gelişme göstermiş değildir. Bu durum, büyükte olanlar ve cemaati her bakımdan yükseltmeye ve geliştirmeye çalışanlar ve bu yolda fedakarlıkları seve seve alanlar için hüsran yaratan ve hatta onları kısıtlayan bir sebep olmuştur.
Peki öyleyse, henüz vizyonu yakalayamamış ( hedefi tam görememiş) bulunan yarı adanmış kimselerin durumu ne olacak? Haftada iki sterling alan ya da bağış ile geçinen, yani bir giysi veya bir ayakkabı veya sıcak bir kışlık palto almaya mali gücü elvermeyen, birisi ona yol veya bilet parası vermedikçe arada bir sinemaya veya gezintiye gidemeyen, meskenini başkası veya başkaları ile paylaşmak zorunda olan ve en basit mahremiyet ve yalnızlık olanağından dahi yoksun bulunan bir kimseden evrensel bir vizyon veya bir bolluk veya bereket şuuru beklemek, veyahut kendi zor şartlarını hafifletmede direkt bir etkisi olmayacak olan bir takım tezahürlerin gerçekleştirilmesini isteyen yukarı alemin direktiflerine omuz vermesini beklemek makul olur mu? Bireysel ihtiyaçları karşılamak üzere daha büyük mali kaynaklar oluşturacağı yerde “ bir matbaa binası” yapmak için para harcanması karşısında hoşnutsuzlukların baş göstermesine şaşmamak gerekmez mi? Ve sonra da cemaatten, faturaların ödenmesi, yeni yatırımlar için gerekli parayı sağlamak üzere daha büyük bir tezahür şuuru talep edilirse, kişisel hoşnutsuzlukların ve düş kırıklıklarının yükselip kabararak, beklenen tezahürün yollarını tıkaması şaşılacak bir şey midir? Bolluk ve bereket enerjisini belli etme misyonunu yüklenmiş bir merkezde yokluk ve yoksulluğun yeri olamaz. Ama mesele şu ki, bolluk ve yokluk her ikisi de kişisel bakış noktalarından görülmektedir. İhtiyaçları, alamadıkları ve cemaatin onun için yapması gereken şeyler üstünde şuurunu odaklaştırmış kişi, doğru kimlik tanımlaması yapmayı başaramamaktadır. Bu demektir ki, doğru tezahürün ilk basamağı böylece ihmal edilmiş bulunmaktadır. Daha çok eşya, daha çok mali imkan sahibi olmak bu problemi çözemeyecektir. Çünkü çözüm, ŞUUR DEĞİŞİKLİĞİNDE YATMAKTADIR; gerçekte neyi tezahür ettirmek istediğimiz hakkında daha yüksel bir ilham ve anlayışa ihtiyaç vardır. Şuurun kişilik kademesinden ruh kademesine doğru olan seyrini görüp izlemek ve onun potansiyelini takdir etmek ve onunla iş birliği içinde olmak gerekir. O zaman tezahürün daha güçlü ritimleri topluluk için iş görecek ve her birey onun hayır ve bereketinden nasibini alacaktır.
Tezahür olayını burada mali açıdan ele alıyoruz fakat onun bütün sahaları kapsadığını bilmek son derece önemlidir. Bizler yeni bir hayat tarzı, yeni bir şuur hali, bir kardeşlik anlayışlı içinde özel bir eğitim ve öğretimin sağlayabileceği bir üniversite tezahür ettirmeyi istiyor, buna çalışıyoruz. Bütün bunlar ve bunların herhangi bir kademede şekillenebilme imkanları, bizim tezahür kanunlarını bütünü ile anlayıp uygulamadaki yeteneğimizden etkilenirler.
Açık konuşmak gerekirse, kişiliğe yönelik ve kişilikçe yönlendirilmiş şuurlar kişisel ihtiyaçlara, grup gelişiminden önde yer verdiklerinden, Findhorn’un daha yüce yönlerine vücut veremezler; çünkü bu yönler ruha uyumlanmışlığın ürünleridir. Diğer taraftan grubun yararını, bireysel gelişimi hesap dışı tutarak veya bireyin fedası pahasına gözetenler de bir o kadar hedeften sapmış oluyorlar. Biz ise, içinde bireyin bütünlük ve tatmin halinde ve toplumun da bütünlük ve tatmin halinde, biri diğerini desteklemek üzere katkıda bulunduğu sinerji hali, bir enerji bileşimini hedef alıyoruz. Açıkçası bolluğa uyumlanan insanlar bir bolluk grubu yaratırlar, bir bolluk grubu da bireylerindeki bolluk ruhunu harekete geçirir. Bunun zıddı da aynı derecede doğrudur ve mahrumiyet, güvenlik ve yokluk gibi negatif duygu ve düşünce formlarını teşvik etme tehlikesi vardır.
Bu sinerji ( enerji bilişimi) halini sağlayabilmek için birey ile bütün arasındaki ilişkileri dikkate almamız ve ihtiyaçların karşılaşması ve yapabilecek katkıların seviyeleri konusunda bazı önerilerde bulunmamız gerekiyor. Bu ihtiyaç, hem bireyde hem grup içinde büyümeyi sağlayan, daha büyük bir ferdiyetin ve ruhun kendisini belli etmesine, imkan veren faktördür. Bir ihtiyaç, sevinç, sevgi, bilgelik, denge, ahenk, içinde çalıştıkları bir sinerjik toplum yaratma tecrübesi gerçek bir ihtiyaçtır, çünki bu daha geniş bir şuur halini fark edip değerlendirmemize ve onun içinde daha dolgun biçimde yer almamıza yardım edecektir. Şunu fark etmemiz gerekir ki, camiaya yeni bir birey, özellikle genç bir şahıs girdiğinde, o kendini belli bir gelişime ve şuurlanma hedefine konsantre etmiş bulunur. Cemaatin dinamik hayatı, daha büyük bir toplumda olmadığı şekilde onun dikkatini talep eder. Onun temas sahası ve menzili de bir hayli ufalanmıştır. O kendi kaderini cemaatin ( yani daha büyük bütünün) kaderi ile mezcedebilmek için bazı özgürlüklerinden vazgeçmiştir. Bu demektir ki büyük bir toplumda normal olarak bir şahsa açık olan tezahür kanalları bir cemaat içinde yaşayan bireylerin menzili dışındadır. Böylece, cemaate üye olan bireylerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere, ilahi tezahürün başlıca kanalı cemaat oluyor. Bu duruma göre bu kanalın tıkanmaması icap eder, aksi halde bireyler ıstırap çeker.
Bu benim için iki şey ifade ediyor. Birincisi, toplum önceden sorumluluklarından haberdar olmalıdır, sadece dünyaya karşı olan sorumluluklarından değil, fakat kendi organizmasına karşı da ve cemaat hayatını oluşturan bireylere karşı, onların ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlayarak da. Cemaatin kendi hücresinin sağlıklı olmasını beklemek hakkıdır. Yani onun yaratıcı üyeleri, bütünün gerçek ihtiyaçlarını karşılayarak cemaatin organik hayatı içinde paylarına düşen rolü oynamalı ve sorumluluklarını yerine getirmelidir.
İkinci olarak, bazı bireylerin sayıları az veya çok olsun, cemaat içinde yaşadıkları halde, bütünün yaşamını destekleyecek katkıda bulunmamaları yanlıştır. Böyle bir tutum cemaat için tezahür kanallarını tıkamak ve cemaate yaşam ve gelişim enerjilerini taşıyanların işini daha da zorlaştırmak demektir. Bu moral bozucu ve şuurun yükselişine, genişleyen vizyonun hız artışına karşı koruyucu bir tutumdur. Şimdi, her şeyini feda etmiş, bazı zorlukları göze almış ve bütüne birçok kademelerde katkıda bulunmakta olan ve bunları da bütünün büyümesi için göze alan bir üye, tezahür ve şuur değişmesi gibi temel konularda hiçbir ilerleme kaydedilmediğini, buna da cemaatin enerjisi ve imkanlarını durmadan boşu boşuna tükenen o kimselerin sebep olduğunu görüp de bu durumda cesaretsizliğe düşerse, onu suçlayabilirmiyiz? Bazıları güçlüdür ve gerektiğinde bir süre bu tüketici insanların yükünü taşıyabilir; diğerleri büyümektedirler ve böyle bir yük onların büyümesini aksatabilecek bir tehdit oluşturur. Bütünün hayatına hiçbir katkıda bulunmayan kimseleri herhangi bir zaman süresi boyunca taşımak sağlıklı bir şey değildir. ( Biz burada bazen, normal katkısını yapagelen bir insanın, cemaatin büyümesi süresi içinde ortaya çıkan zor şartlar sebebi ile kendini yeniden toparlamak ve dengelemek maksadı ile bir süre için topluluk çerçevesi dışında kalması halini kastetmiyoruz). Bütün ihtiyaç seviyelerindeki tüm üyeler için en başta gelen tezahür kanalı cemaatin kendisidir. Ve cemaatin bu konudaki sorumluluğuna bilgelik eşlik etmelidir. Cemaat, bütün ihtiyaçların cevabının geldiği kabul edilen Tanrı’nın yerine asla geçemez ve asla geçirilmemelidir.
Cemaat doğru kimlik tanımı kuralına ters düşecek şekilde iş görmez. Biz burada bir maddi refah cemaati, bir sosyalist cemaat yaratmaya çalışmıyoruz. Önemli olan, buraya gelen herkesin kendilerini birey olarak daha güçlü kılacak ve onlara tanrısallıklarını ve Kanun ile bir olduklarını belli edecek eğitimi almalarıdır ki onlar her yerde ve her şart altında, denge ile, vakar ile, bilgelik, sükun, metanet ve bereketle birer üstat niteliği ile davranabilsinler. Kendini biliş ve varoluş yoluyla tezahür bilgisine ulaşmak, Tanrı’yı Sevgili olarak, Kaynak olarak bilmek ve O’na öylece uyumlanmak, bütün ile bir ve aynı olduğu hakkında bireydeki sarsılmaz inanç ve bütün ile özdeşleşme; bütün bunlar tanrısal erişkinliğin hayati önem taşıyan destekleridir. Ruhu böyle nitelikleri kazanma ve dışa vurma şansından mahrum etmek, manevi ve dünyevi ihtiyaçları karşılamada başarısızlıkla sonuçlanır. Findhorn öyle bir ana rahmidir ki ondan, aydınlanmış şuurların yeni kardeşlik anlayışı, tanrısal erkekler ve tanrısal kadınlar doğabilir. O, hayatın çok zorlaştığı zamanlarda insanların kaçıp saklandıkları, saklanacakları bir yer haline gelmemeli. Şu halde her bir şahsın, tek tek şu gerçeği, Yaradan’ın hazır ve nazır olduğunu, kendisinin de O’nunla uyumlanması gerektiğini ve bunun sonucunda kendisinin bizzat Tezahür Kanunu haline geleceğini öğrenmesi buna iyice kani olması zorunluluğu vardır. Herkes kendini, bakılıp beslemeyi bir hak olarak bekleyen, kendi dışındaki bir ana babaya sırtını dayayan bir çocuk gibi değil, olgunlaşmakta olan bir ruh olarak, Yaratıcı ile, Sevgili ile işbirlikçi olarak, yaratıcılığın zorlu icaplarını coşku ile, sevinç ile ve (O’nunla ve O’nun yarattığı bütün ile) bir olmanın getirdiği, açılıp gelişen tüm ilahi niteliklerle karşılayan bir şuur olarak görmeyi öğrenmelidir.
Böylece bir organizma olarak cemaat onu meydana getiren bireysel hayatları beslemek, onların ihtiyaçlarını karşılamak ve bir bütün olarak sağlıklı büyümelerini sağlamak ihtiyacındadır. Fakat o, bir eğitim merkezi olarak, bir ana rahmi olarak, bir yük oluşturan asalakça bağımlılığı teşvik edemez, besleyemez; çünki o, tüm ihtiyaçların gerçek kaynağı olan içteki tanrısallığın, içteki merkezin yerine de geçemez. O, bireysel bütünlüğün sağlıklı gelişmesine imkan vermelidir. Dengeyi bulmak gerekir.
Evrensel denge İlahi Dolaşım ( deveran) Kanunu’nda ifadesini bulur. Bu prensip yaratılışı yöneten alış ve veriş sürecini simgeler; şöyle ki her kaynak veya şuur merkezi, var olduğu için vermek zorundadır ve varlığının doğasına uygun olarak vermek zorundadır. Sonra, verilen, gönderilen her şey kaynağına geri dönmek zorundadır. Bu büyük prensibin birçok veçheleri vardır; örneğin bizzat Tezahür Kanununu, Cazibe Kanunu, Karma Kanunu, Sebep Sonuç Kanunu gibi; bunlar KAYNAK ile O’nun emanasyonları veya yarattıkları arasındaki ilişkiyi açıklayan kanunlardır. Bu denge ve deveran ( dolaşım) kanunları insan toplumları içinde birey ile bütün, kendi aralarındaki enerji alış verişi bakımından ele alındığında basitçe şöyle ifade edilir; Gönülden her şeyi verene, her şey bin misli ile geri dönecektir.
Bu mesele bütünü ile bir şuur meselesi olarak çözümlenmektedir. Cemiyet içinde herhangi kademesindeki tezahür problemlerinin çözümü, doğru şuur seviyesinin gelişmesinde yatmaktadır. Bu sebeple de işte, cemaatin bir yerleşim ve çalışma yeri olan hüviyetini bundan böyle değiştirerek onun, Işığa uyumlanmış bir Işık Üniversitesi, bir eğitim ve imajinasyon yeri hüviyetine geçirilmesi yolundaki tebliğler ( yol gösterici bilgiler) gelmiştir. Çalışma, yaratıcı ifade ( yaratıcı faaliyetler), toplu yaşam, genişleme, dersler, konferanslar… Bunların hiçbiri, bütünü biraraya çekip birleşik ve yükseltici bir hüviyet haline getirmeye yetmez. Gerçekten de, bu merkezde ne kadar çok, çeşitli faaliyetler ayrı ayrı sürdürülürse, topluluk o kadar parçalanmış, dağılmış, kimliği belirsizleşmiş hale gelecektir. Şuurun büyümesini sağlamak üzere, cemaatin içinde mevcut her şey, üyelerin elinde şuurlu bir gereç haline gelmelidir. Tanrı’ya inanmak, güvenmek, O’ nu tükenmeyen bir malzeme ve ikmal kaynağı olarak görmek yetmez. Bizlerin gerçek ihtiyacı karşılamamız gerekir, o da O’nun Eli olmaktır. O’nun bizde tecelli etmesini sağlamak. Cemaat hayatının her bir veçhesi, her kişinin meşgul olduğu her şey, İlahi Olan’ın belli edilmesine bir fırsat sağlanmalıdır ( ki eğer farkına varılırsa sağlar). Her faaliyet iç varlığımızın dışta belli olmasını, ruhumuzla daha yakın ilişki haline girmemizi sağlamalıdır. Bu yeri (Findhorn) bir “ tezahür merkezi” olarak kurmalıyız, ama genişleyerek, daha çok yer kaplayarak değil fakat kendi bireysel varlığımızın içindeki ve kollektif varlığımızın içindeki BİR’i tezahür ettirebilme ( belli edebilme) yeteneğimiz sayesinde…
İşte üstesinden gelmemiz gereken meydan okuyuş ( savaş) budur; ki bu diğer problemleri ve ihtiyaçları çözümleyecektir. Bunun için aşağıdaki çareler önerilir:
1. Cemaatin tüm yönleri ve onlara ait işler, kolejin koordinasyonu altında toplansın. Bu şu anlamdadır: Her çalışma alanı her şeyden önce öğrenim için bir okul, bir sınıf veya bir öğrenim fırsatı olarak kabul edilir ve böyle bir fırsatı mümkün olduğu kadar arttırmak üzere organize edilir. Bu demektir ki, cemaatteki her şahıs kendini bir üniversite üyesi olarak görmeye başlamalıdır. Bizler hepimiz bir diğerimizin öğreticisiyiz, başkalarına neyi vermekte olduğumuzun şuuruna varmalıyız ki, her birimiz, kişilik kademesine ait kısıtlayıcı düşünce ve duyguların kösteğinden kurtulmuş olarak, tutarlı şekilde, içimizdeki en yüceye, ruhsal perspektife ulaşabilelim. Her an içinden, öğrenebileceklerimizin, keşfedebileceklerimizin farkına varalım.
2. Bundan da iş ( çalışma) programının önemini ve değerini daha iyi taktir olanağı çıkıyor. Çalışma ( iş), sevginin eylem halindeki ifadesidir. Çalışma, bizim için, çalışmaktan aldığımız sevinçle, sevgi ile, başkalarıyla ahenk içinde çalışabilme yeteneğimizle Tanrı’nın varlığını belli etme fırsatıdır. Bu cemaatte hayatımızı kazanmak için çalışıyor değiliz. Büyüyebilmek için çalışıyoruz. Çalışmanın varlığımızla ilişkisi hakkında doğru anlayışa gitgide yaklaştıkça ve onun sağladığı gelişme ve büyüme imkanlarını fark ettikçe, bizim için iş ile oyun arasındaki farkın kaybolması ve yaptığımız her şeyin büyük enerji, sevinç ve üstün başarı halinde ortaya çıkması gerekir. Şayet bizler gerçekten kozmosun tanrısallığını ve özgürlüğünü idrak yönünde ilerliyorsak, bundan daha azı bize yetmemelidir.
3. Öyleyse Findhorn’daki hayatımızı, kozmik vizyonu daha berrak şekilde kavramak ve gerçekten kim olduğumuz hakkındaki anlayışımızı geliştirmek üzere kullanalım. Bizler beden, duygular ve düşünceler olmaktan çok öteyiz. Bizler hayatın büyük bütünlüğünden parçayız, bir varlık cemaatiyiz. Bahçe ( Findhorn Bahçesi olgusu) bize bunu gösterebilir, diğer herhangi bir tür işin de gösterebileceği gibi…
Hayatın gözle görülmeyen alemleri hakkında, doğadaki, sanattaki, makineler alemindeki devalar, elemantaller hakkında öğrendiklerimizle, kendimiz ve bütünlüğümüz hakkında sahip olduğumuz kavramları genişletebiliriz.
Bu amaçla kolej, bahçeye ve doğaya karşı bir duyarlılık ve anlayış geliştirmek suretiyle tüm hayatın doğasındaki enerji ve birlik üzerinde dersler düzenleyerek, cemaatin şuurunda tekamüle katkıda bulunan tamamlayıcı alemler hakkında bir idrak uyandırabilir.
4. Şuurların şeklin ötesine bakmaya teşvik edilmesi yanı sıra, şekil üzerinde yaratıcı ve etkili biçimde çalışmanın öğrenilmesi, katkının hangi sahada yapılacağı konusuna bir açıklık getirmiş olur. İnsanlar birçok yönden katkıda bulunabilirler, ruhsal gelişme ise en önemli olanıdır. Tezahür olayını sadece parasal veya somut bakış açısından değerlendirmemek gerekir. Cemaatin geçimlerini üstlendiği öyle kimseler vardır ki tüm grupsal ve bireysel tezahürlere ilişkin olarak bütünün birliğini ve enerjisini arttırma yolunda çok anlamlı biçimde katkıda bulunmaktadırlar.
5. Yine cemaat tarafından geçimleri sağlanan ve cemaate anlamlı biçimde katkıda bulunmayanlar vardır. Cemaat, kendi kolektif varlığının bütünleyici ve sağlam bir parçası olan kimseleri destekler ve desteklemesi gerekir. Ve cemaatin bunu yapmaya gücü yeter. Onların bütünlüğe sahip ve bütüne sağlıklı katkıda bulunabilir olmalarından ötürü. Böyle olmayanlar, cemaate sadece destek ve hizmet alacakları bir yer gibi bakanlar, ya şuur hallerini değiştirmeleri ya da ayrılmaları yolunda teşvik edilmeli, o yönde yardım görmelidirler.
Ortalama bir bireyin cemaat içinde tam gün çalışması nedeni ile tezahüre vasıta olabilecek pek az dış teması olduğu doğrudur; ama bu asla bir mazeret olarak kullanılamaz. Yaradan sınırsızdır ve bir kişi hiçbir zaman fizik kademede bir bolluk ve bereket aracı olamayacak derecede yalıtılmış halde değildir; eğer kendini kendi şuur seviyelerinde ayrıca izole ediyor değilse.
Bireylere, ruhsal sağlamlığın ve Kaynağa uyumlanmanın sırlarını öğrenmeleri için imkanlar sağlanmalıdır. Her birey bizzat tezahür olma ( kendi potansiyelini aktüel hale geçirme) yoluyla “ tezahür ettirici” olmayı öğrenmelidir ( Bir başka deyimle, yapmaktan önce olmayı öğrenmelidir –Ç.N.). Eğer bir kimse Findhorn’da açılıp gelişmekte olan belli bir yaşam biçimine kendi ritmini uyduramıyorsa, cemaat onu kendi yoluna gitmeye bırakmalıdır. Onun sanatı, hüneri ne denli değerli olursa olsun; böylece en iyi şekilde gelişip kendi üstün benliğine ulaşabileceği herhangi bir yere gidebilsin diye… Findhorn’da hiçbir şahıs başarısızlığa uğramaz. Öğrenme ve büyüme yeteneklerini kullanmayanlar vardır ki onlar burada geçimlerini sağlandığı sürece zayıf düşeceklerdir. Onların orada bulunmaları zamansız olmuştur ve gerek cemaatin gerek kendilerinin manevi gelişmeleri yararına olmak üzere bu kişiler yeni uyumlar, başka öğrenim merkezleri bulmak üzere yola çıkmalıdırlar.
6. Kişisel kademelerden ruh kademesine yönelik hüviyet değişimi kavramları, gerçek varlık ve tezahür kavramları öğretilmelidir. İnsanlar bu prensipleri bir grup ilintisi içinde ve kendi içlerinde öğrenmelidirler. Bu amaca yönelik projeler hazırlanabilir. “Tezahür grupları” kurulup geliştirilebilir, onlar ruh kademesine uyumlanmış ve doğru kimlik şuuruna sahip olduğunu ispatlamış bir veya iki birey çevresinde odaklanabilirler. Bu gruplar kendi uygulamalı eğitim, öğrenim programlarını ve yine uygulamanın bir bölümü olarak tezahür projeleri ve hedefleri saptayabilirler. Tezahür ettirilecek şey bir işbirliği hali, herhangi bir eser, cemaat içindeki bir parasal ihtiyaç vb. olabilir. Fakat bu öyle bir şekilde yapılacaktır ki işin içinde olan herkes söz konusu prensibi deneyim ile öğrenebilme imkanına sahip olsun.
7. Üniversite içindeki bölümler, böyle proje grupları oluşturabilirler. Her bölüm bütün için bir organ oluşturur. O kendini ve işlevini en üst kapasitede tezahür ettirmeyi öğrenir, böylece bütüne daha büyük bir zindelik getirir. Bu, mali imkanların ve yeni insanların bu merkeze akışını sağlayacak kanallar yaratma; cemaat olarak daha büyük bir hizmet merkezi haline gelebilme gibi çalışmaları kapsayabilir.
8. Ruhun doğası hizmettir. Daha çok kimsede hizmet şuurunu uyandırarak Finhorn’un hizmet yönünü vurgulayabiliriz. Bu, iki yoldan gerçekleştirilebilir. Biri, hizmet etmeye ve cemaatin ihtiyaçlarını karşılamaya istekli olarak olacaktır. Bu belki de sizin yapmak istemediğiniz bir iş veya kişilik kademesinde yapmamanız gerekeni düşündüğünüz bir iş olabilir. Öyle iken orası o anda sizin en iyi hizmet verebileceğiniz bir yerdir. İşte onu sevgi ve sevinçle yaparken siz vermektesiniz, karşılığında da, sırası geldiğinde sizin için en uygun iş de dahil olmak üzere alacaksınız.
İkincisi, cemaat tipe göre iş vermeye –ki bir kimse belli bir yeteneğe sahip olduğu zaman bu kolaydır- kalkışmayarak da hizmet eder. Bir zamanda bir kişi için uygun olan bir tür iş, kişi geliştiğinde artık ona uygun olmayabilir. O büyümek, yeni uğraşlar verebilmek için yeni bir şey denemek isteyebilir. İnsanlar gelişmelerine katkıda bulunan ve gerçekten sevdikleri bir işin dışında, herhangi bir işe “ saplanıp” kalmayacaklarını bildikleri zaman, kendilerini rahatsız eden o işi daha istekle kabul edebiliyorlar. Kolej, insanların büyüme ve şuur değişikliği durumlarını göz önünde tutarak, kişilerin bir işten diğerine geçirilmelerini yönetecektir. Bir eğitim ve inisiyasyon merkezi olarak Findhorn’un gerçek kimliğinin hayrına, bir insanın gelişmesi ve ona büyüme olanaklarının verilmesi, bir iş yerinin doldurulmasından çok daha önemlidir.
Eğer bir kimsenin büyümesi uğruna bir iş yeri boş kalıyorsa, biz kendi kimlik kanunumuza itaat ediyoruz demektir; o halde, o yeri dolduracak bir kimse tezahür ettireceğiz.
Şu da gerçek ki bireyler bazen bir boşluğu doldurmak uğruna kendi gelişmelerini geçici olarak feda ederler. Böyle yapmakla onlar daha az gelişmiş olmazlar. Bu, kendilerine dünyayı terk etme ve varlıklarını gerçekten daha da geliştirip yükseltebilecekleri kozmik alemlere girme fırsatı verildiği halde, başkalarına yardım için şekle ve dünya maddesine bağlı kalmayı tercih eden hiyerarşi üstatlarının durumuna benzer. Bu fedakarlık büyük hayırlar getirir ve onların da gerçekten yücelmelerini sağlar.
9. Bir bütünün içinde çalışmayı öğrenmek gerçekten önemlidir. Bu bireyin otoriteyi anlayıp kabul etmesi ve kendinin de otoriteyi bilgece kullanmayı öğrenmesi demektir. Findhorn’da bu, özellikle merkezi temsil edenlerle yakın çalışma ilişkisi içinde olmak demektir, özellikle Peter ile. Bu Peter ile olan bağlantı bütün bölüm başkanları için, onun cemaat içindeki pozisyonundan ve iletişimindeki koordinasyonun selameti namına önemlidir. Her kademede yürütülecek iyi haberleşme bir birleşik şuur organizmasının sağlığı ve ifade gücü bakımından hayati önem taşır.
10. İyi haberleşme, birbirinden haberdar olmayı ve hassasiyet ( duyarlık) kazanmayı sağlar. Her birimiz bir diğerinin ihtiyaçlarını bir hadde kadar karşılayabiliriz ve başarılı bir tezahür ortaya çıkarabilmenin en iyi yollarından biri de, başkalarının tezahür eylemlerine yardımcı olabilmektir. Biz sorumluluk şuurunu vermek ve onu ifadelendirmek için birbirimize yardımcı olabiliriz. Özgürlüğe ulaşma yolunda birbirimizin yardımcısı olabiliriz. Pratik kademelerde, daha büyük bir idrak sayesinde, cemaate daha iyi fonksiyon yapmasında yardımcı olabiliriz. Kendi zihnimizin yaratıcılığını kullanarak, zihinsel durgunlukları ve donuklukları eritip çözebiliriz. Örneğin dedikodunun ve olumsuzluğun çevreye bulaşmasına alet olmaz, eğer bir problemimiz varsa, bundan sağda solda söz ederek bu konuda ellerinden hiçbir şey gelmeyecek olana anlatmaktansa doğruca kaynağa ( muhataba) gideriz.
Maddi bakımdan, kaynakları doğru şekilde kullanarak, lüzumsuz harcamaları ve israfı kısarak, gereçleri doğru biçimde kullanarak, yetki ile çalışarak vb.
Bu on öneri, grup ve birey olarak şuurumuzu genişletmek ve birleştirmek ( şuur birliğine varmak) için atmamız gereken adımlar olarak görünüyor. Bu adımlar bizzat tezahürün doğasından kaynaklanmaktadır. Bunlar konsantrasyon, doğru kimlik tanımı, doğru uyumlanma, doğru eylem, bütünlük yolunda ilerlemeyi sağlayacak adımlardır. Bu örneklerin özünde bizim ne olduğumuzun ve ne olabileceğimizin özü gizlidir. Findhorn’un vizyonudur bu.
Her şeyden öte bu vizyon, gönlümüzde net ve berrak yaşamalıdır. Vizyon ( rüyet, derin görü) kelime değildir, o varlıktır, varolandır…
Her birimiz kozmosun çocuğu, bir yıldız kardeşiz, bir tanrısallık ışınıyız. Kaynağımızın gücü, ışığı, sevgisi bizim içimizdedir, onunla, onun bütünlüğü ile özdeşleşmeyi öğrendiğimizde biz olmaları için.
O zaman bizler tanrısallığın tecellisi, ( O’nun Eli) olabilir, Arz’ı manada yüceltebilir, hizmette sevgili olabiliriz. Bu, şahsiyetimiz bakımından, enerji, hizmet, değişim bakımından her neye mal olursa olsun, feda edilenlere değer. Bundan daha azı da yetmez. Şimdi artık gökyüzünü yere indirmenin, yeryüzünü göğe yükselterek ikisini bir etmenin vaktidir. Bizler geçmişin hayallerini aşan bir dünyanın doğumunu sağlayabilecek bu birleşimin, bu sentezin tohum noktalarıyız. Bizler eğer bu realiteye uyumlanabilirsek, bedenlenmiş YENİ’yiz. Findhorn’un varoluş maksadı bu uyumlanma sürecine yardımdır, böylece insan her nerede ise, YENİ de orada olsun diye…
Biz kendimizi değiştirmek suretiyle bir yeni düzen başlatmak için buradayız.
Önceki çalışmalar, hem Findhorn Topluluğunun tezahür Kanunları üzerindeki araştırmalarda elde ettiği tecrübelerden, hem de saha yüksek şuur düzeylerinden, topluluğa, yeni tezahür kanunları denilen konuyu anlama ve araştırma mücadelelerinde yardımcı olması için verilen bilgilerden meydana getirilmiştir. Bundan sonraki bahisler bu konuyu daha geniş ve ayrıntılı olarak kapsamaktadır.