ALLAH - DR. BEDRİ RUHSELMAN - BÖLÜM 13

http://www.dunyaana.com/images/bedri%20ruhselman%205.jpg Burada sevgili okuyucularıma, elimizde bulunan kıymetli tebliğlerden birkaç tanesini daha bildireceğim. Bunlar, kitabımızın şekli itibarıyla metin dışı kalmakla beraber, bu kitabı iyice okumuş dostlarımız için, metindeki yerleri kolaylıkla belirlenebilecek öğretici değerler taşımaktadırlar.

Bu tamamlayıcı tebliğleri gözden geçirirken, özellikle iki nokta okuyucularımın görüşünde belirecektir. Bunlardan birisi, metinde geçen fikirlerle bu tebliğlerin noktası noktasına uyum halinde bulunuşudur. İkincisi ise, gene metinde geçen, ilahi yol hakkındaki düşüncelerden biriyle veya diğeriyle bu tebliğlerin uygunuğunu araştırmakla, okuyucuların ruhlarında bu hususlara dair meydana gelecek yakınlığın artışıdır.

Mustafa Molla:  (27.7.1948)

Soru- “Bütün ruh ve parça ruh arasındaki ilişkiyi anlatır mısınız?”

M. Molla- “Dağınık hatırlamalarınız anlaşılır olmaktan çok daha uzaktır. Önce ikinizin anlaşabilmeniz, daha doğrusu kutuplaşma olarak anlayabileceğiniz merakaver (telaşlı, kuruntulu) halden kurtulup, derin düşünmeye, sağlam duygu ve imana ilişkin bazı şuurlanmalara ve duygulara kavuşmanız sağlanmalıdır.”

Bu uyarıdan anlaşıldığına göre, celseyi yapan ve bu soruyu düzenleyen iki zat arasında birbirine zıt iki fikrin sistematik olarak yerleşmiş olduğu ve her ikisinin de kendi görüş noktasında gelişigüzel ısrar ederek, bir anlaşma zihniyetiyle hareket etmedikleri ortaya çıkıyor. Devam ediyoruz:

“Bu böyle olduğu gibi:

1-Bilgi ve anlayış alanınızdaki kesinlik, günden güne çoğalacak ve size daha genel ve evrensel hakikatler açıklanacaktır.

2-İnceleme alanında bulundurduğunuz her türlü ruhi konu anlaşılabilecek çağa yaklaştırılmakta ve imkanlar çoğaltılmaktadır.

3-Gelecekteki tebliğlere, -kısmet oluncaya kadar- beklemekle daha iyi nüfuz edebileceksiniz (Onları daha iyi anlayabileceksiniz). Şimdilik ikinizi de ilgilendiren bu basit açıklama ve örtülü anlatımlar bu kadar…

Allah ve iman bahsinde her zaman kanaat sahibi bulunmalısınız ki, insan ilahi varlıktır. Fakat onun ilahi tarafı ancak, Allah yolunda bulunmasından doğmuştur.

Allah külli varlık değil, Allah ancak RAB’dır. Allah ki O’na varlık adını dahi verirken madde ve şekil hükümleriyle birleştirmek tehlikesi önünüzdedir.

Bu nedenle, şekle bürünmüş ve aşamalar aşmakta bulunmuş bir varlık olan insan veya er şey; ilahi izin ve bütün kanunlar çerçevesinde sabit ve öylece ebedidir. Eksiklik veya eksiksizlik, bölünme, ayrıntılar ve tamamlanma, uluhiyet, ayırıcı vasfı ile bağdaştırılamaz. Allah insanı, aslını saklamak özel maksadıyla yaratmış değildir. Sadece ona layık ve lazım olan bir hayat aşaması bağışlamıştır. İleri vardıkça insanın kudreti ve zenginliği (bilgice) artar. Fakat artan ve eksilen bir varlık, insanın kendi kimliği ve karakteri icabıdır. Bu yönden, Tanrı’nın hiçbir şekilde sona erme içinde veya madde niteliklerinde tasavvur edilmesi imkanı yoktur. Allah’ı bu kadar da basit bir anlayışla olsun, tahayyül ve tefekkür yolu ile düşünmek elinizde ve dolaylı anlama alanınızda bir haldir. Eğer Allah bir an gelip insanla kavuşacak olsaydı, O’nun şuurunda bir artışın meydana gelmesi gerekirdi. Mutlak Şuur, külli şuur deyimi ile idraki mümkün ise bu ancak size göredir. Yoksa gerçek deyim bulmaya çalışılırsa Allah’a ancak Mutlak Şuur denebilir. Külli şuur, nispeten, göreceli ve daha beşeridir. Çünki bütün parçayı içinde bulunduracağı gibi, önde veya sonra aynıdır. Bu düşünce içine bütünden ayrılmış bir parça kavramı girer. Bu parçalar da bölünme içinde ve tekamül aşamaları devamınca birer hareket halinde bulunurlar. Halbuki bütün varlıkların önü ve sonu ancak Yaradan’ın muradı içindedir. Ve bu da insanların bütünüyle düşünme ve tahayyüllerinin alanı dışında bir husustur.

İnsan odur ki, Allah’ı nefsinde duyar. Fakat bu, Allah’la birleşme veya O’na seğirtme değildir. Allah yolundan uzak düşmüş olmak da imkan dışıdır. Çünki her varlık, Allah’ın bir irade parçasını temsil eder ve kapsar. Bu ise ancak bir murat demektir. Gayrısı iradenin külli veya cüzisini ifade ve anlatma konunun aslı dışındadır.”

Burada belirtilmesinde fayda gördüğümüz bir nokta var: Bu soruyu soran kişinin, insanın iradesini cüzi, Allah’ın muradını da külli diye birbirine kıyaslayarak derecelendirmeye eğilimli olduğu görülüyor. M. Molla, önce bu sorunun cevabını o kadar açık olarak vermediği halde bunu izleyen gene aynı kişiler tarafından sorulan başka bir soruyu cevaplandırırken, sözü buraya getirerek, bu hususta daha açık fikirler veriyor:

Soru- “Allah’ı vücut kelimesi ile birleştirmek tehlikelidir, buyurdunuz. Şu halde birlik vardır, vücut yoktur.”

M. Molla- “Allah birdir. İlahi birlik, beşeriyet veya kainat veya sair yaratıklar ile ifadesi mümkün ve eş değildir. Çünki Allah bizce kavranması mümkün bir varlık olmamaktan başka, bizim sığamız ve nefsimiz içinde de herhangi bir tarzda yansıma yeri oluşturmaktan arıdır. O’na koşan, O’nu arayan, seven, O’ndan bir şeyler duyan biziz. Bunların hepsi kendi ifade ve kendi anlayışlarımızdan öteye varamaz. Allah, baki ve ebedi ise bunun insanın bakiliği ve ebediyeti ile ortak olan tarafı yoktur. Çünki insan, geçici alemler, aşamalar ve çeşitli haller geçirir. Bunlar beşerin mizacı keyfiyeti, yani kendi bünyesi icabıdır. İstediğinin peşinde yürür. Böylece putperestle Allahperestin burada herhangi bir gidiş zorluğuna uğradığı hesaplanamaz. Çünki ne varsa insandan insanadır. Allah fikri ise vicdani ve gayri aklidir.”

Soru- “Vücudun birliği nedir?”

M. Molla- “İlahi birlik… Bu bir kere bizim sanımız!... Çünki Allah’ın birliği ifadesi, ancak çokluğu ifadesiyle çevrelenir. Oysa ki Tanrı bir rakam ifadesinden ötededir. İkincisi, “Allah birliği içre bir küldür sözü diğer parçaların onunla aynı ifade içinde bulunduğu kanaatini ve mantıki sonucunu anlatır. Siz nasıl bir Allah düşünürseniz, sizin ruh ve vicdanınız ona razıdır. Bu böyledir diye Allah’a halel (bozulma) gelmediği gibi, inkar etmenizle de O’nun varlığı ortadan kalkmaz. Tasavvurlarınız daha kusursuz ve insana yakın olmalı. Başka çare yoktur. Allah birse bunda ikilik, üçlük ve sonsuzluk kastı vardır. Allah yoksa, bundan varlığın manasızlığı ve manasızlığın Allah’ı ifadeye çabaladığı duyulur. Bütün bunlar zıtlıklardır. Yaratık varsa biz ondan biriyiz. Asıl endişe şudur ki, insan, insanlığından öteye çabalarken, kendi ruhani bütünlüğünü ve insani tabiatını çiğnemiş oluyor.

Vücut bir şekil tasavvurudur. Halbuki Allah’a vücut vermek, O’nu sınırlamaktır. Buna siz nasıl inanabilirsiniz ki, hükümran olmak üzere, kainatın en küçük zerresine kadar ezeli hükmü sağlam ve sürekli olan bir Tanrı, kendi görüş açınızdan düşünüle.”

Senihi:  (31.7.1948)

Soru- “Mutlak ruh ve külli ruh hakkında bizi aydınlatmanızı dileriz (Bu soru da gene vahdet-i vücut ‘vücudun birliği’ kavramına eğilimli veya razı bir kişi tarafından sorulmuştur).”

Senihi- “Mutlak ruh diye bir şey yoktur ve olamaz. Külli ruh diye bir şey yoktur ve olamaz. Ruh birdir. O da insan vs. ruhları… Bu ruhların sapkınlık dolu bir dünya çağında hayra doğru koşmaları lüzumlu bulunmuştur. Bu yüzden irade bağışlanmıştır. Allah en iyiyi, en çok yorulana ve en doğru isteyene veriyorsa, biz de onu öylece almasını bilmeliyiz. Veren kendine değil, başkasına dönüyor demektir. O nasıl olup hem verici, hem alıcıdır? Alıcı olarak anlaşılması bir küfürdür. Vericidir, Rabbani lütuf hayrın eseridir. Hayrı tutan onun yolundadır.

Fakat asla (ruh ile Allah) bir ilişki oluşturmaz. Allah’ı düşünen ve ona tapan biziz. Biz kimlersek, benliğimizi arıtarak Allah’a doğru koşmak emeğindeyiz. Nasıl bir kül (bütün) tasavvur edersiniz ki o, parçalardan soyulmuş bulunsun?

Allah, birleşik bir vücut değildir. Onun birliği, aklın saramayacağı bir tanrısal kavramdır.

Bu yüzden Mutlak kelimesi tek başına, Allah’ın diğer bir ismi sayılabilir. Onun yanında başka bir isim daha bulundurmayınız. Çünki çoğalan kelime ferdi veya çoğu anlatır. Hak, bunlardan arıdır.”

Soru- “Allah’ın birçok isimleri vardır değil mi?”

Senihi- “ Allah’ın pek çok isimleri bulunabilir. Yeryüzünde O’nsuz tasavvur yoktur. Çünki şuurumuz dahi Allah’ın lütfudur. Bir eser, kendisini meydana getirene binlerce isim bulmakla O’nun tarif ve açıklanmasına çabalar. Maddeleştirir, şekil verir. Açıkça ortaya koymaya çalışır. Halbuki Allah, Mevlana’nın ruhundaki keder ve kaygıdan size atlayan kıvılcımlardan da (Bu sözler Mevlana’nın bu kitapta yazılı olan tebliğlerine aittir.) anlayacağınız gibi ebedi olarak insan ruhunun idealidir. O’na hiçbir ruhun seviye ve maksadı erişemez. Ancak biliniz ki, Allah vardır. Birliği, bizim üzerimizde ebedi olan bir bölümün izidir. Yoksa birlik de çokluk da, bir de son da Hakkın Yolu’nda birer işaret olamaz.

Allah bir ve ruh, kalıcı varlık ve süreklidir. Bundan ötesini kimse bilmez. Size hayırlı yol ve selamet.”

Selim:  (6.9.1948)

“Siz o kanaatlerdesiniz ki, olayların isimleri değişince hemen şaşırıyor ve bilginizi, kendi kuşatılmış idrak anlaşmazlığınızdan dolayı kaybediyorsunuz. Biriniz Allah dersiniz, bir diğeri put der. Biriniz Tanrı dersiniz, diğer biri Rab der, Tabiat der, Ağaç der. Fakat bilmelisiniz ki, kudretinize (manevi), zenginliğinize ve size yumuşak gelecek şekle göre söylersiniz. Herkesin kasdettiği bir ve aynıdır, anladınız mı?”

Mevlana Celaleddin-i Rumi:  (6.9.1948)

“Biliniz ki, sapkınlıktan doğan zararın ve acıların sonsuz olanı yoktur. İnsan için dünya hayatı birçok kuruntu, yersiz korku ile dolu olduğundan dolayıdır ki, geçici kılındı. Eğer ruh döndüğü alemlerden biraz haberli olabilme değerine de erişseydi, işte o zaman acı bir kıyasın sahnesi içinde yaşardınız. Allah’ın bütün değerlendirmeleri böylece incelenirse görülür ki bazı anlaşılmaz ve sorulmaz diye geçiştirilen birçok hakikatler, aslında pek basit hükümlerle yüklüdür.

Ey Ulu Yaradan! Bakışlarının derinliğinde, dünyevi izlenimlerini hemen hemen kaybetmiş, fakat öte aleme ait hülyaların perdelerini de kaldırmış olanlara ne mutlu! Ben hala Senin Sonsuz Yüzünü bir an bile anlayamadım. Buna, işte buna ve daima söylerim ve söyleyeceğim ki, yalnız buna sonsuz ve unutulmaz acı diyebilirsiniz. Fakat öyle bir sonsuz acı ki, her an kavuşmanın kendisidir.”

Sembol:  (29.9.1949)

“Sizi ilahiliğin yakınlarına eriştirecek tek yol ve tek hakikat O’nun kapsamı içinde, sizin kudretiniz, idrak ve kavrayışınız ölçüsünde akarak giden bir ruhi haldir. Allah’ı her zaman en ileri biliş ve anlayış ile kavramak değil fakat duymanız mümkündür. Öyleyse sonsuz bir varlığın, karşı çabalarınız ölçüsünde duygunuza girebileceğini, kendiliğinizden kabul etmiş bulunuyorsunuz.

Birlik, sona ermeyen bir sırdır. Onun (vahdaniyetin, birliğin) zati şuurunuzda görünmesinin, ancak o şuurun Tanrı’yla ilgili bilgi hakkında bolca anlayışa kavuşmasıyla idrakinin mümkün olabileceğini böylece size son defa söylemekle haz duyarım.

Öyle ise Allah’a vüsul (kavuşma), idrakinizin ötesine açılan en büyük bilgi alma gücünüzün, yani şuurunuzun üzerinde ısrar ve onu ayakta tutma ile mümkündür. Hükümler ve hakikatler ancak sizin bu idrakinizde olmayan fakat çabanızın anahtarlarıyla elde edilen ve kavranabilen birtakım tekrarlamalı ve ebedi olan evrelerden başka bir şey değildir. Allah’a erişmek hakikatlerin bağışlanması ve tam kavranması yönünden bir nevi ruhi genişliğin (şuur genişliği) sembolü demektir. Aksi halde, ulaşılacak belirli bir yer (merkez-mekan) yok iken, nasıl olur da siz ilahiliği herhangi bir aşamada bulabileceğinizi zan ve ümit edebilirsiniz? Çünki Allah ne orada, ne burada, ne şuradadır. Fakat sizin bulunduğunuz her yerde ve her yerin daha üstünde ve her zamanın içinde, dışında, ölmez, sonsuz bir varlıktır ki onun idrakini size ancak, içinde bulunacağınız aşamaların imkanları kendi ölçüleri içinde verebilir.

İlahi aşka gelince; o ebedi olan bir secdedir. Allah, her bütünün beraberindedir. Size şimdilik ruhsal bir ihtiyat olmak üzere (ileriyi düşünerek), yani düşüncelerinizin kısırlığa ve yetkisizliğe mahkum olmaması için, bir hakikat dersi mealinde bunları söyledim. Demek ki, şimdi biraz daha nurlandınız ise, bu da bu anın ve bu aşamanın icabıdır. Tıpkı Kur’an’daki ayetlerin ebedi hükümleri de taşıması gibi, sizde de tohumları var olan tebliğlerin bu konuda sonuncusu, bu konumuzun gelip çatmasının bir nevi sebebidir.

Ona uyarsanız, görüş ufkunuz biraz daha artacaktır. Ancak Allah bir Öte Amaçtır ki O’na erişme ümit ve didinmeleri, sizi olduğunuz yer ve mesafelerden ötelere taşır.”

Sembol:  (9.10.1948)

“Allah ismi sembolik bir kavramdır. Allah’ın öyle tasavvura, tahayyüle, aşka ve ruhi bütünlüğe sığmasına asla imkan tasavvur olunamaz. Bir şey ki tamlığı görüş alanına sığmaz, o şey elbette sonsuzdur. Sonsuzun baş şartı, sizden esirgenmiş olması değil, sizin ondan alacağınız sınırlı işaretlerin var oluşu demektir. Şu hale uygun olarak, Allah’ı ancak kavram halinde idrakinizin zenginliğine ve kudretine, birtakım teşevvüşlere meydan bırakmadan sığdırmanız mümkün değildir. Öyleyse duyulan ileridir. Açıklık yoksa, bu bir nevi uzak ışığın bizdeki görüş derecesi ve yansıması demek olur. Eğer biz o kaynağa uzak veya yakın bulunabilseydik, onun görüşümüzde meydana getireceği gelişme daha başka türlü ilerleme ve mutluluklara yol açardı. Bu yönden, duyguyu şöylece anlatmaya izin vardır: Duygu, idrakin üstün gelmesi halinde, bir başka idrakin yürüdüğünü haber veren ruhsal (içe) doğuşun ilk habercisidir. Ama düşününüz ki tan zamanına benzeyen bu hal, o doğuşun haberini taşır mahiyette olup, ondan gene bir şeyler temsil etmektedir.

Duygularınızı ilahileştiriniz, dersek, bu kesin bir bilgisizlikten kurtuluş olur. Şimdi birçok düşünüş yolları duyguların merkezlerini, araçlarını birtakım kişisel düşüncelere sevk ve bağlamakla, kendilerini kendi kararlarıyla hapsetmiş oluyorlar. Halbuki hisler yanıltıcı olmaktan ötedir. Ve ne gariptir ki, duygular, akıl gücünden çok, ileri bakışların bir nevi iradi meleke ürünü olmaktan çıkan ileri imkanların ve atılımların habercisidir.

İşte (duyguyu) böyle anlamanız şartıyla, büyük bazı ruhsal kavramların içinde gömülü, anlaşılmaz hususları, ancak size onun aracılığı ile yaklaştırmak mümkün olur.”

BEDRİ RUHSELMAN