ISPATYOM
1 – Ispatyom kelimesine dair birkaç söz
Şimdiye kadar << Ruh alemi >> adı altında anlaşılan manayı Ispatyom kelimesi ile ifade etmek istiyoruz. Bu tabir evvelkinden daha şümullü olduğu gibi birtakım yanlış düşüncelerden de bizi kurtarabilir.
Ruh alemi sözü doğru değildir. Zira evvelce yazdığımız gibi maddesiz ruhlar ve maddesiz ruhlardan müteşekkil alemler bizim maddi kainatımızda bahis mevzuu olamaz. Nerde olursa olsun bir ruh alemi, ancak ruhun maddeler arasında tezahürat gösterdiği alem olabilir. Bu bakımdan dünyamız da bir ruh alemidir. Zira nebatlık, hayvanlık ve insanlık da ruh varlıklarının dünyamızdaki maddeler arasındaki tezahürlerinden doğmuştur.
Demek dünyamızın dışında kalan ve ölümü müteakip dünya varlıklarına kapılarını açan alem de, daha yüksek ve ince tertipte, bir madde alemidir. Ve ruh dünyaya olduğu gibi oraya da ancak maddi vasıtaları ile intikal eder. Biz dünyamız dışındaki bu alemleri dünyadan ayırabilmek için nispi olarak Ispatyom ( Latincede: Spatium ) kelimesiyle adlandırmak istedik. Esasen bazı klasik eserlerde de bu kelime bu manada kullanılmıştır.
Ispatyomun türlü türlü isimleri vardır. Ruh alemi, ahret, öbür dünya, ölüler diyarı, darıbaka, v.s. Fakat kullanılan tabir ne olursa olsun, insan zihnini karıştırıcı ve yanlış yollara sevkedici manada olmamalıdır.
Şu halde Ispatyom da maddi bir alemdir. Ve maddi tabiatını bilmemekliğimiz onu, madde dışında bir alem olarak kabul etmemize hak kazandırmaz.
1 – Ispatyoma girerken
A – Ispatyom hayatına ait tetkikata
girişebilir miyiz?
Acaba Ispatyoma geçen bir insanın oradaki hayatı nasıl başlar ve nasıl geçer? Sualinin cevabını araştırmak hakkına malik miyiz?..
Her şeyden önce şunu beyan edelim ki bu, geçmiş asırlarda düşünüldüğü gibi; artık ne gülünç ve manasız, ne de mukaddes bir meseledir. Bir veremlinin, bir nefropatın, bir kardiyakın fizyopatolojisini, teşhisini, inzar ve tedavisini araştırdığımız gibi bu meselenin araştırılmasında da aynı hak ve salahiyetlere malik olduğumuzu artık idrak etmeliyiz.
Bu gün, insanın ölümü anındaki ve ölümünden sonraki hayatını tetkik edecek vasıtalara ve usullere az çok malik bulunuyoruz. Gerçi bu hususta henüz çok noksanız ve aldığımız neticelerin hata ihtimali çok fazladır ve Ispatyomun derin mıntakalarına girmek istedikçe imkansızlıklarımızın artması ve bundan mütevellit hata nispetlerimizin çoğalması mukadderdir. Fakat esasen dünyamızın hangi ilmi yolunda hatasız ve kati neticelere varabilmiştir?.. Eğer hataya düşmek korkusu ile ilim yapmaktan vazgeçseydik bu günkü hayatımızın ilk asırlardakinden farkı kalmazdı.
Hatalar bizi yeni hamlelere sevkeder. Ve biz ancak bu suretle ebedi kemal yolunda durmadan ilerleyip yükselebiliriz. Vasıtalarımızın ve bilgimizin noksanlığı, geriliğimizin bir neticesidir, tecrübe ve görgümüzü arttırmak cehdini göstermedikçe inkişaf etmemiz mümkün değildir. Nasıl ki bu dünyada bulunmamız da tecrübesizliğimizi ve görgüsüzlüğümüzü mümkün olduğu kadar azaltmak için cehitler göstermek maksadına matuftur.
İnsan oğlu hiçbir şeyde hiçbir vakit Mutlak Hakikate varamayacaktır. Her şey gibi bütün bildiklerimiz ancak izafi ve nispi bir takım realitelerden ibarettir. İşte bu hakikati bütün açıklığı ile takdir ederken Ispatyoma ait bulgularımızda zülal gibi hakikate vasıl olmıyacağımızı tabiatiyle kabul etmiş bulunmaktayız. Fakat ilmin her sahasında olduğu gibi burada da böyle bir inanış, cesaretimizi asla kıramaz.
Ispatyoma ait bütün bilgileri ve meseleleri burada halletmenin lüzumuna kani olanlardan değiliz. Kainatın sonsuzluğu hakkında şimdiye kadar her fırsattan istifade ederek söz söyledik. Böyle sonsuz ufuklarda yayılıp giden bütün alemlerdeki hayatı şu kısa aklımız ve miskin vasıtalarımızla tetkik etmeği aklımıza bile getiremiyeceğimiz aşikardır. Fakat bu hal hiçbir vakit imkanlarımız nispetinde bu sahadaki bilgimizi arttırmak şevkinden bizi alıkoyamaz. Esasen bütün ilim hayatında hal böyledir. İlim kainat kadar sonsuzdur. Fakat ilim sonsuzdur diye kimsenin aklına onunla meşgul olmaktan çekinmek fikri gelmez.
İtiraf ederiz ki Ispatyoma ait edineceğimiz bilgiler mütevaziane olacaktır, bununla beraber bu bilgiler lüzumludur. Zira insanın müstakbel hayatındaki ve ruhi hayat sahasındaki tatbikatı bakımından onların kıymeti fizikoşimik alemimizdeki emme- basma bir tulumbanın mihanikiyetine ait bilgiden daha az değildir.
Şu halde akademik ilim hayatında nasıl kazandığımızla iktifa ediyor ve bununla yeni hamleler alıyorsak Ispatyom hayatına ait bilgilerde de aynı şeyi yapıyoruz. Bundan anlaşılıyoruz ki bu işi de bir laboratuvar, bir mektep haline getirmek ve bu yoldaki talimatı didaktik bir hale sokmak lazımdır.
B – İç duygularının insan hayatındaki
hakimane rolleri
Yukarda söylediğimiz gibi ruhun dünyadan ayrılması ile realitelerinde cezri bir değişme vukua gelmeğe başlar. Ve bundan doğan şaşkınlık insanın o esnadaki başlıca haleti ruhiyesini teşkil eder.
Bu şaşkınlık bir komplekstir. Ve türlü türlü iç duyguları bu kompleksin esas unsurlarını teşkil eder. Öbür aleme geçenler ilk zamanlarında hemen kaide olarak fikirlerinden ziyade duygularının esiri olurlar.
Dünyadaki hayatımızı inceleyince orada da buna benzer halleri görürüz. Birçok kötü itiyatlarımızın kötülüğüne fikren inandığımız halde onlardan kendimizi kurtaramamaklığımız, temayüllerimize karşı koyamamaklığımız ve iyliğine hükmettiğimiz bir maksada ulaşmak teşebbüsünde muvaffak olamamaklığımız hep temayüllerimizin ve insiyaklarımızın hakimane tesirlerinden ileri gelir.
Esasen dünyadaki muvaffakiyet ve ademi muvaffakiyetlerimiz doğrudan doğruya duygu ve temayüllerimizin terbiye ve itiyat yolu ile şu veya bu istikamette inkişaf etmiş olmasına bağlıdır.
Bir insanın herhangi bir işte muvaffak olmasını istemesi ve hatta bu muvaffakiyetin tahakkuk yollarını bilmesi kafi değildir. Eğer onun duygu ve temayülleri muvaffakiyet şartlarına uygun değilse o insanın muvaffakiyetsizliği hemen hemen muhakkaktır.
Dünyadaki fikri hayatımızın ehemmiyeti; bu hayatın faal durumumuz üzerinde doğrudan doğruya müessir olup olmaması bakımından değil, faal hayatımız üzerinde doğrudan doğruya müessir olan duygu ve temayüllerimizin terbiyesine yardım etmesi bakımından düşünülebilir.
İşte bu sebepten dolayıdır ki iyi gördüğümüz ve yapmağa çalıştığımız birçok işlerdeki muvaffakiyetsizliğimizden doğan üzüntülerle çoğumuz karşı karşıya bulunmaktayız.
Fikrimize göre, telkin ve kendi kendine telkin bahsinin doğru mütalaasını yapabilmek için de bu bilgiye lüzum vardır. Okuyucularımız bu fikrin daha geniş ve tecrübeler müstenit izahını ikinci kitabın unutma ve hatırlama bahislerinde bulabileceklerdir.
C – Ispatyomda ilk adım
Ruh hayatının daha yüksek maddi tezahürlerine zemin teşkil eden Ispatyoma girerken, beynin baskısı ve bu baskıdan mütevellit dünya maddelerine bağlı bütün kayıtlar ortadan yavaş yavaş kalkmağa başlar. Buradaki süratin temposu ruhun kemal derecesine bağlıdır. Ruh ne kadar ileride ise bu bağlar o kadar çabuk çözülür ve yeni sahnelerin perdesi o kadar sürat ve emniyetle açılır. Bu suretle dünyada iken vicdan duygularına gem vuran maddi bağlar ve bu bağlarla mukayyet hesaplı işler ortadan kalktıkça insan kendi iç duygularına samimiyetle kavuşur. Bu o kadar sıkı bir kavuşmadır ki ona kendi varlığı dışındaki alemi unutturur. Bu esnada ruhun bütün iç duyguları objektif birer varlık halinde tecessüm etmiş olarak onun etrafını sarar ve az çok kesif bir avra içinde ruhu hapseder. Bunun neticesinde ruh, aşağı yukarı ruyada olduğu gibi iradesi haricinde tecelli eden hadiseler içinde ve çok defa yarı şuurlu bir halde yaşamağa başlar. Demek ki Ispatyomun ilk merhalesindeki hayat, insanın bilmeden içinde yaşadığı iyi kötü birçok duygu ve temayüllerinden müteşekkil bir komplekstir. Bu kompleksin kıymetini daha iyi anlıyabilmek için tahayyül bahsini gözden geçirmek muvafık olur.
Ispatyoma geçmiş bir insanın tahayyül melekesi dünyadaki halinden birçok misli artmıştır. Zira ağır maddi baskılardan oldukça kurtulmuş olan ruhun iradesi burada daha büyük faaliyetlere kavuşur. Fakat şunu da unutmamak lazımdır ki buradaki iradenin ve tahayyülün faaliyetine ait işlerden ilk merhaledeki ruhun hemen hemen haberi yok gibidir. Biz Üstattan aldığımız bir tabirle bu hale << kendiliğinden tahayyül >> ( Imagination spontane ) diyoruz. Okuyucularıma bu fikir belki biraz karışık veya mutat dışı görünür. Halbuki bu, insanlar için o kadar mutat bir haldir ki insan şimdiye kadar bu hususta zihnini işletmediğine hayret eder. Takriben kalbimizin saniyede bir defa atması, ve otomatik olarak nefes alıp vermemiz, evvelki bahislerde yazdığımız, bedenimizde fasılasız cereyan eden binlerce hayati hadise hiç şüphesiz bizim kendi tahayyüli faaliyetimizin bir neticesidir. Fakat bundan hiç birimizin o kadar haberi yoktur ki bu faaliyetin bize ait olduğunu bile tereddütsüzce inkar etmekten çekinmeyiz. Ve her an kendi irademizin, kendi kontrolumuzun tesiri altında olup biten bu işleri sanki kendiliğinden oluyormuş veya başka bir irade tarafından yapılıyormuş gibi düşünmek gafletine de düşeriz. İşte Ispatyomun ilk merhalesindeki imajlar da, daha geniş ve ruha hitabedici bir şekilde böyle cereyan eder.
Ispatyomda serbestleşen duygu ve temayüller, tahayyül vetiresiyle canlanır ve ruh varlığı için hakiki bir hayat sahnesi halinde tecelli eder. ( 25 ) Anlaşılıyor ki sahnelerin laytmotifini ruhta ön saflarda bulunan duygular ve temayüller teşkil etmektedir. Ruh bilmeden kendi kurduğu bu sahnelerde kendinden müstakil fakat aynı zamanda kendinden asla ayrılmıyan bir alemde yaşar gibi yaşar.
Bu halin dünyada da küçük çapta nümuneleri vardır. Bu nümunelerden bazılarını biz, vizüel, oditif, olfaktif hallüsinasyonlarla müterafık cinnet hallerinde görürüz. Bu zavallılar ekseriya kendilerinin ve bazen de başkalarının kurduğu, hemen hemen kendi duygu ve temayüllerine uygun monoton birtakım sıkıcı imajları, hariçte mevcut birer varlık halinde duyarlar. Ve onları bu realitelerinden, bu inanışlarından ayırmak çok vakit mümkün olmaz. Cemiyetin mutat nizamına uygun gelmiyen bu telakkilerinden ayrılamamaları yüzünden bu talihsizler, senelerce tımarhanelerde yaşamak zorunda kalırlar. İşte imajlarının tesirine kapılan tecrübesi ve görgüsü az geri bir Ispatyom adamının ilk anlardaki hali, aşağı yukarı bu mecnunun haline benzer.
Ruhun Ispatyomda çekeceği ıstırapların çoğu bu yoldan vukua gelir. Mesela bir katili ele alalım: Bu adam, katil sahnesinin bütün intibalarını ruhunda taşımaktadır. Geçmiş hadiselerden hiç birisinin unutulmıyacağına dair ileride yazacağımız misaller ve mütalaalar bu iddiayı takviye edecektir. Fakat dünyada iken beyin baskısının ve bu yoldan gelen dış maddi amillerin tesiriyle bu intibalar ruhta gizlenmiş ve uyuşmuş bir halde saklanır. Bütün maddi vazife görümü ile beraber beynin müdahalesi ortadan kalkınca yukarda bahsettiğimiz duygu kompleksini kuran unsurlar ( burada korku, hiddet, acıma, hicap ve bilhassa hakimane rolü oynıyan pişmanlık ) bütün canlılığı ile uyanır ve vicdanın direktifi altında tahayyüli vetirelerle canlanarak objektif imajlar halinde sahneyi doldurur. Ruh bu sahnenin içine o kadar gömülür ve kendini oradan o kadar kurtaramaz ki artık onun için bu imajların dışında bir alem mevzubahis bile olamaz, bu sahneler onun için bir alem ve bir ebediyet olur. Mesela, maktulün yarasından korkunç bir şekilde kanlar boşandığı halde mütemadiyen kendisine hücum eder gibi görünmesi, agonizan, hırıltılı ve acıklı bir sesin ve arasıra tazallümkar iniltilerin kulağına çarpması, meçhul yerlerden gelen gürleyici tevbihkar ve tehditkar seslerin işitilmesi, birtakım karanlık ve fantomatik meçhul gölgelerin fena maksatlarla ortalıkta peyda olması v. s. gibi sayısız çeşitte, fakat daima aynı mevzu etrafında monoton imajların ardsız arasız devamı bu zavallı katilin ruhu için en büyük bir işkence halini alan devamlı kabuslardır. O bütün bu imajlardan ne kaçabilir, ne de gizlenebilir. Ve bu imajlar onu, ruhu kadar, yakın bir alaka ile her zaman, her yerde kendisini takibeder durur.
Bu halin devam müddeti ona malum olmaz. Hakikatte bu sahneler mücrimin ruhundan bu imajlara sebebolan duygu ve temayül unsurlarının silinip kaybolacağı ana kadar devam eder. Fakat bu an ruh için bir ebediyet kadar uzun olabilir. Zira Ispatyomdaki zaman mefhumu bizdekinden çok ayrıdır. ( 35, 36, 45 ). Denilebilir ki yüksek hallerdeki maddelerin elastikiyeti nispetinde ruhta mevcut olan zaman telakkisi, ihtiyaca göre uzayıp kısalabilir. Demek her ruhun bilerek veya bilmiyerek kurduğu alemin icaplarına uygun bir zaman telakkisi vardır. Öyle ki bizim ölçümüzle mesela, bir saniyelik bir zaman içine ruh bizim birçok senelerimizin hadiselerini sığdırabilir ve o kadar sene yaşadığına zahibolur. Şu halde ruhun dünyadan ayrılması anından itibaren bizim hesaplarımıza göre mesela, birkaç günlük çekeceği ıstırap ona asırlarca süren bir işkence halinde görünür. Aşağıda vereceğimiz misallerden de anlaşılacağı gibi, böyle ıstırap çeken ruhlardan hangisine sorulursa sorulsun dünyadan henüz birkaç ay, birkaç hafta veya birkaç gün ayrılmış olmalarına rağmen, hiçbirisi zamanı tayin edemiyor ve bu halin uzun zamanlardanberi devam ettiğini ve ebediyen böyle kalacağını söylemek hususunda hepsi beraber görünüyor. Eğer evvelce yazdığımız madde bahsi üzerinde biraz durulur ve maddi hallerin imkanları ve birbiriyle münasebetleri tetkik edilirse ruhların bu duygularında fantazi yapmadıkları ve bir realiteyi ifade ettikleri kolaylıkla kabul edilir. Biz bu halin küçük bir nümunesini ruyada görürüz. Keza tecribi somnambülizma hali de bunun zengin misallerini bize verir. Ruyada kendimize göre bir realite içinde yaşarken geçen zamanı takdir edemeyiz.
Demek Ispatyomun bu sahnelerinde rol alan tipler şuurlu birer şahsiyet değildirler. Bunlar ruh tarafından canlandırılmış birtakım mizansenlerdir. Karanlık ve görgüsüz bir durumda olan geri bir ruh, bu mizansenlerin nasıl husule geldiğinden bihaberdir. Bu sebepten dolayı o, bunları kendisini tazibetmek için gelmiş şuurlu, müstakil ve müşahhas varlıklar zanneder. Ve onun bu inanışı sahnenin dehşetini büsbütün arttırır.
Bu sahnelere yol açan duygular pek muhteliftir. Ruhun bilgisi, görgüsü, son dünya hayatındaki eprövlere karşı göstermiş olduğu reaksiyonları ve nihayet geriliğini intaceden bütün halleri bu duyguların sayısız şekillerini doğuracak ve bundan da çeşitli manzarada sahneler meydana gelecektir.
Yukardanberi söylediğim şeyler basit bir faraziyeden ibaret değildir. Bu fikirler muhtelif zamanlarda muhtelif tecribi ispiritüalist mekteplere mensup otoritelerin toplamış oldukları tecribi müşahedelere ve bizzat kendi tecrübelerimizden almış olduğumuş ilhamlara dayanmaktadır ki bütün bu muhtelif kaynaklardan gelen bilgilerin ana hatlarında inkarı mümkün olmıyan bir ayniyet vardır. İşte okuyucularımıza daha vazıh ve müspet bir fikir verebilmek için muhtelif menbalardan aldığımız misallerden birkaçını yazmak istiyoruz.
Ispatyomdaki varlıkların ilk hayatlarına ait
intibaları
Bazı ruhlarda, bir öfori bu sahnelerin laytmotifini teşkil eder. Yani ruh, içinde yaşadığı manasız ve hatta sıkıntılı hayatının tatsızlığı ile münasebeti olmıyan bir neşe hali gösterir. Aşağıdaki misal böyle ruhlardan birinin ifadesidir.
<< Ufff ! Peki, mademki benim yardımımı istiyorsunuz!.. ( bu ruh evvelki bir celsede kendisini komik şair olarak takdim etmiştir. )
<< Fakat… ben bu makinede ( medyomun bedeninde demek istiyor ) kendimi pek şen duymuyorum. ( Kadınlara hitaben : ) Bonjur, güzeller! elinizi bana uzatmak ister misiniz?
<< Ah! Bu sizin nazariyeleriniz ve çalışmanız yok mu? Siz yürüyorsunuz, fakat aile ve zevciyet saadeti diye tuttuğunuz yolda ilerliyemezsiniz, Bakalım siz bütün bunlara inanıyor musunuz?..
<< ( Celsede bulunan bir asistan kadına hitaben: ) Ben senin için geldim. Eski zamandaki gibi benim zevcem olmak ister misiniz? Ah! Ne kadar zaman geçti! Fakat artık kıskanç olmamalısınız! Kocan var mı?.. Bilmiyorum. Fakat bunun ne zararı var?.. Ah!. Kocanı o kadar seviyorsun ki… Onun için beni reddediyorsun. Bu hal bana dokunuyor. Ben reddedilmeğe alışmamışımdır……….. Öbür alende benim zevcem olman için sana bazı şeyler vermek istiyorum. Ben sana zevcelerimden birisinin elbisesini getireceğim. Kadınlar hediyelerle elde edilir.
<< Ispatyomda bizim saraylarımız seyyaleden sütunlar üzerine kurulmuştur. Bunlar tıpkı sizin saraylarınızın mermer sütunları gibidir, Ben sevimli bir sarayda oturuyorum….. Yalnız değilim. Fevkalade güzel kadınlarla beraberim! Burada her zaman her türlü eğlencelere malikiz. Bu hayatın zevki gayrıkabili tasvirdir…. Benim haremimden bahsetmemi mi istiyorsunuz? Orada iki harem ağası tarafından muhafaza edilen güzel kadınlarım vardır…… Onlar yalnız benimdir. Dünyada rasgelmiş olduğum bütün kadınlara burada mülaki oldum…….. Hizmetçilerim de var….. >>
Bize göre bu ruh, henüz teşevvüş içindedir. Fakat bu teşevvüş inbisati bir zeminde cereyan ediyor. Bu bakımdan aşağıda misallerini vereceğimiz ıstıraplı hallerden ayrılır. Buradaki saraylar, güzel kadınlar, hizmetçiler v.s. objektif olmakla beraber imajiner mizansenlerden başka birşey değildir. Bu ruhun haliyle, tımarhanede cennette yaşadığını zanneden bir delinin hali arasında fark yoktur. Tecrübelerin öğrettiğine göre dünyadaki hayatını serseriyane ve zevkperestlikle geçirmekten başka bir iş yapmamış olan insanların bir çoğu Ispatyomda oldukça uzun bir zaman böyle aldatıcı müşevveş bir hayat içinde yaşamağa mecbur kalmaktadırlar. Binaenaleyh tecrübesi ve görgüsü henüz çok noksan olan bir ruhun bu geçici ve aldatıcı neşe halini ileride daha yüksek realiteler takibedecek ve o halini ileride daha yüksek realiteler takibedecek ve o zaman onda bu neşeden eser kalmayacaktır. Zira bu hal sefaletin ve ıstırapların en büyüğü içinde yaşamakta olan bir insanın birkaç saniyelik neşeli ruyasına benzer ve uyanmak, hakikatle karşılaşmak pek hazin olur.
Aşağıdaki misal mücrim bir adamın sözleridir. Bu ruh, dünyadaki cürümlerini her hangi bir surette gizliyebilmiş ve beşeri adaletten kendini kurtarmıştır.
<< …. Ziya beni kamaştırıyor ve nazik varlığıma keskin bir ok gibi saplanıyor.…. Bu menfur ziya ile mücadele edeceğim. >> ( 35 )
Dünyadaki kabahatlerini gizlemek için sağken yapmış olduğu ruhi mücadele bu ruhun vicdanında, kendisinden kaçılmaz, ok gibi saplanıcı bir ziya tufanı halinde tefsir edilmiş ve objektif bir kıymet kazanmıştır. Yoksa, hakikatte bu ruh, evvelden mevcut olan ziyalı bir muhite girmiş değildir. Netekim ruhun bu ilk duygusu ortadan kalkınca o, yaptığı kabahatlere tekabül eden imajiner diğer sahneleri de görmeğe başlıyacak ve hayatında Ispatyomun bu ilk merhalesine ait yeni bir değişikliğe uğrıyacaktır.
Gelecek misal, evvelki hayatının bir hatası neticesi olarak son hayatında mezara diri diri gömülen bir ruhun, öldükten sonra dahi bu korkunç akibetinin imajlar halinde devam eden duygularını göstermektedir:
<< Servi ağaçlarında inliyen ruzgarın sesini işitecek miyim? Canlı olarak beni bir tabuta koyacaklar mı? Mezarın buz gibi soğukluğunu duyacak mıyım? Ölüler diyarında tek başına canlı kalarak!.. ( Bu ifadeler ruhun henüz mezara girmeden evvel, herkesin kendisine, ölmeden, öldü dediği zamana ait intibalarıdır. )
<< Bütün feryatlarıma, bütün umutsuzca istimdatlarıma rağmen bu korkunç vaziyette kalıyorum. Herşeyi duyuyorum, vücsdüm lime lime oluyor, parçalanıyor. Ben şimdi bir iskeletten başka bir şey olmadığımı duyuyorum. Efsus! Beni neden acele gömdüler?..
<< Istıraplarım geçmişti. Tatlı bir istirahat devresine girmiştim. Tamirkar bir uyku başlamıştı. Ve hemen gene sıhhat haline dönmek üzere idim. Tam o sırada birdenbire haykırışlar ve ağlaşmalar duydum. Bir masanın üzerine beyaz bir örtü ile iki yanan mum arasında İsanın heykelini, mukaddes suyu ve bir şimşir ağacı dalını getirip koydular. Dostlar defin merasimini hazırlıyorlardı… Yarabbi, ben dalmış olduğum uyuşuk halden bir türlü kendimi kurtaramıyordum…
<< Ertesi günü bir tabut getirdiler. Çocuklarım son defa üzerime atıldılar: Ve artık bir kadavra zannettikleri canlı bedenimi kucakladılar….. Ve tabuta yatırıldım!!! Tabutu kapatmak için üzerine mıhlanan her çivi sanki bana saplanıyor gibi oluyordu….. Çocuklarımı terketmek, canlı olarak gömülmek! ve ( ben sağım ) diye bağırmamak!… Bundan sonra alay yola koyuldu. Kilisede papazların dualarını işitiyordum. Bu sırada hakikaten ölmeği ne kadar özlüyordum!.. Alay mezarlığa girdi. Henüz herşey kaybolmamıştı. Daha ümidim vardı….. Belki dilim çözülür diye umutlanıyordum. Belki bu sayede bir ses çıkartabilirdim, fakat heyhat !.. Hiç !.. Hiç !.. Donuk ve meşum sesler çıkararak üzerime birer birer kürekle toprak atılmağa başladı. Bende istimdat için hiçbir kuvvet yoktu !..
<< Bitkin bir halde uyudum. Ne kadar uyudum? Bilmiyorum. ( Ruhun buradan aşağıki intibaları, Ispatyomdaki hayatının ilk safahasına aittir. ) Uykumda korkunç bir kabus başladı. Bedenimin yavaş yavaş kaybolduğunu gördüm. Kemiklerim ruhumu donduruyordu. Şimdi benim etim ve kanım nerdedir?.. Benim bedenim ne oldu? Bu bedenim tabuta konmuştu. Müthiş !.. Müthiş !.. >> ( 36 )
Bu ruhun Ispatyom vasıtaları maddeten, bedenle olan alakasını çoktan kesmiştir. Onun kendisini hala mezarda görmesi, kemiklerinin soğukluğunu duyması ve facialı sahnelerin içinde yaşaması imajiner fakat objektif hallerdir ve ruhun müşevveş durumiyle alakalıdır.
Şimdi vereceğimiz misal hayatında birçok fenalıklar yapmış ve ruhunu kötü işler ve düşüncelerle beslemiş bir insanın ilk Ispatyom adımında şuursuzca yarattığı sahneleri tavsif eder:
<< ….. Yirmi dört yaşında terketmekte olduğum hayat, benim için o kadar kuvvetli idi ki onun ziyaına inanmıyordum. Bedenimi arıyordum. Ve bir sürü gölgelerin ortasında kendimi kaybolmuş görmekten hem ürküyor, hem de hayret duyuyordum. Nihayet kendi hakkımdaki bilgi ve bütün enkarnasyonlarımda irtikabetmiş olduğum kabahatlerin meydana çıkması birdenbire vaki oldu. Ve amansız bir ziya kendini çıplak hisseden ruhumun en derin kıvrımlarındaki sırları aydınlattı. Ben, benim için yeni malum olan şeylerle meşgul olarak bu ziyanın ifşa ettiği şeylerle karşılaşmaktan kurtulmağı denedim. Esirdeki parlak ruhlar benim tadamadığım bir saadet içinde bulundukları fikrini bana veriyorlardı. Tesellisiz ve karanlık varlıklardan bazıları hazin bir ümitsizliğe dalmış, diğerleri istihzalı veya hiddetli bir halde benim etrafımda ve bağlı olarak kaldığım arz üzerinde kayar gibi dolaşıyorlardı….. Bir fani, etinin ürperişleriyle maddi işkenceleri duyabilir. Fakat ümitle yumuşıyan eğlencelerle tadil olunan ve nisyan ile ölen sizin cılız ıstıraplarınız, durup dinlenmeksizin ümitsizce ıstırap çeken bir ruhun sıkıntılarını size anlatamaz. Uzunluğunu tayin etmekten aciz bulunduğum bir zaman geçti. İhtişamını sezdiğim güzidelere gıpte ederek, ve beni alaylariyle takibeden fena ruhlardan nefret ederek derin bir ezginlikten manasız bir isyana geçtim. >>
Bu ifadede geçen parlak ruhları, müstehzi varlıkları hakiki bir müşahhas varlıklar halinde kabul etmek hatadır. Bunlar ekseriyetle, hadisenin içinde yaşıyan ruhun vicdanından kopan imajlar ve kısmen de onu yükseltmek için tahayyüli faaliyetle ona imajlar gönderen diğer hami ruhların eserleridir.
Biraz yukarda verdiğim diri gömülen adam hikayesinde olduğu gibi, ölüm esnasında husule gelen imajlar bazen ruhta uzun müddet devam edebilir. Bu hal bilhassa ani ölümlerde veya imajları doğuran intibaların pek şiddetli olduğu vakalarda vukua gelir, Aşağıdaki misal bunlardan birisine aittir. Bu misalde ifade veren ruh, geçmiş bir hayatında birçok insanları çuvala koyup denize attırmak suretiyle öldürmüştür.
<< ….. Korkunç bir çukurdayım. Yarabbi, beni buradan kim çıkaracak?
<< Denizin yutmuş olduğu bu talihsize kim halaskar elini uzatacak?
<< Gece o kadar siyah ki; korkuyorum… Her tarafta dalgaların uğultusu var. Bu ali zamanda bana yardım edecek, beni teselli edecek bir tek dost sesi yok mu?..
<< Derin bir gece içindeyim. Bütün dehşetiyle gelen ölümdür!.. Ben sevdiğim şeyden asla ayrılmış değilim. Bedenimi görüyorum. Ve benim şu anda uğradığım şey, ölüm esnasındaki korkunç hatıradan başka birşey değildir…. Oh!.. Deniz…. Soğuk…. Yutuluyorum!.. İmdat!.. Boğuluyorum. Dalgalar beni yutuyorlar……>>
Görülüyor ki bazen en müthiş caniler bile içinde yaşamakta oldukları halin bir hatıradan ibaret olduğunu duyabiliyorlar. Fakat bu bilgi o hatıraların objektif kıymetlerini azaltmıyor ve ruhun onlardan duyduğu ıstırabı hafifletmiyor. Ruhlar bu aldatıcı sahnelerin içinde bile bile hakikatte olduğu gibi yaşıyorlar. Yukarki adamın ilk tebliğinden iki ay sonra diğer bir tebliği alınmıştır. Burada çekilen ıstırabın daha canlı ve şuurlu ifadesini okuyoruz:
<< Daima ıstırak çekiyorum. Ve Allahın izniyle felaketimin bir nihayeti olduğunu sezebiliyorum….. Fakat heyhat!.. Uçurum açılıyor, tethiş, ıstırap Allahın rahmetinin bütün hatıralarını siliyor… Gece, daima gece!.. Su, bedenimi yutan dalgaların gürültüsü, zavallı ruhumu kaplıyan haşyetin ancak zayıf bir imajıdır…>>
Burada da evvelkilerde olduğu gibi herşey bir imajdır. Ve bunlar bazen ruhtan, bazen de dışardan gelmiştir. Ispatyomda deniz, boğulma, gece v.s. gibi şeyler yoktur. Bunlar ancak ruhların ihtiyacına göre muvakkaten ve hususi mahiyette teşekkül etmiş şeylerdir. Ve gene ruhun ihtiyacına göre az çok uzun bir müddet devam edecek zarurettedir.
Hasislik, kıskançlık, intikam v.s. gibi dünyada iken ruhta nemalandırılan bazı ihtirasların da ilk Ispatyom hayatında yukardakiler gibi objektif birer kıymet alarak ruhu tazibedeceğine dair elimizde birçok misaller vardır. Aşağıdaki misal bir hasis adamın Ispatyom hayatına aittir.
<< Benden daha ne istiyorsunuz?
<< Çalmış olduğunuz paralarımı bana iade etmekle daha iyi bir harekette bulunmuş olursunuz. Her şeyimi aldınız, beni mahvettiniz, sokakta kaldım… Başımı nereye koyacağımı bilmiyorum. Oh! Lütfen bana paralarımı iade ediniz. >> ( 49 )
Aşağıdaki misal de bu nevidendir :
<< Bütün benden aldıkları paraları istiyorum. Sefiller onu paylaşmak için benden aldılar! Onlar çiftliklerimi, evlerimi her şeyimi paylaşmak için sattılar. Sanki bana ait değilmiş gibi bütün mallarımı gasbettiler. Lütfen adaleti yerine getiriniz. Çünkü onlar beni dinlemiyorlar. Ve ben böyle bir alçaklığa şahit olmak istemiyorum. Benim mürabahacı olduğumu söylüyorlar, bunu sebep göstererek paralarımı tutuyorlar! Mademki bu para fena yollarda kazanılmıştır, niçin tutuyorlar ve bana iade etmiyorlar?..
<< ….. Hayır. Ben fakir olarak yaşamak istemiyorum. Beni yaşatacak param olmalıdır….. >>
Bütün bu gasıplar, bütün bu para ihtiyaçları tahayyüli şeylerdir. Zira Ispatyomdaki ihtiyaçlar para ile temin edilmez. Ve orada para ile oynıyan, para taksim eden varlıklar yoktur. Bütün bunlar ruhun farkında olmadan kendi ihtiraslariyle kurduğu objektif hayallerdir.
Bu misallerin yanında diğer büyük canilere ait öyle korkunç misaller de vardır ki bunlarda görünen aldatıcı imajlar, bu aldatıcılığına rağmen ruhlar için hakiki bir işkence mahiyetini alır. Burada ruhlar bu müthiş sahnelerin içinde sahiden yaşarlar ve bu sahnelerin boğuk, donuk, sisli fakat ateş gibi yakıcı veya buz gibi dondurucu ıstırapları çok canlı ve ruhta devamlı tesirler yapıcı bir şiddettedir. Bu hallere en ziyade intihar edenlerle adam öldürenler arasında rasgelinir. Bunlara ait bir iki misal veriyorum: Birinci misal boğazını ustura ile keserek intihar eden bir bedbahta aittir.
<< Yaşayıp yaşamadığımı bana söyleyiniz… Tabutta boğuluyorum. Öldüm mü?
<< Hayır… Bedenimin içindeyim. Ne kadar ıstırap çekiyorum, bilmiyorsunuz!.. Boğuluyorum… Bu işi bitirecek merhametli bir el yok mu!.. Ben ıstıraptan kaçtım fakat işkenceye yakalandım…
<< Hayatta yalnız kalmıştım ve ölüme susamıştım. İstirahat arıyordum. Ümitsizdim. Düşünmedim. Fakat hayatım hala sönmedi. Ruhum bedenime bağlı. Kurtların bedenimi kemirdiğini duyuyorum. >> ( 36 )
Bu misal bize ruhtaki teşevvüş halinin en yüksek derecesini gösteriyor. Ruh bir taraftan henüz ölmediğini ve tabutun içinde mütemadiyen boğulmakta olduğunu duyuyor ve başkası tarafından bir an evvel öldürülmesini istiyor, diğer taraftan da kurtlar tarafından bedeninin kemirildiğini duyuyor. Bu tezat oldukça şiddetli bir işkencedir. Bu işin aslı aranırsa artık onun ne bedeni vardır, ne de boğulması veya boynunun kesilmesi kalmıştır. Bütün bu hadiseler olup bitmiştir. Fakat duygular canlı ve hakiki imajlar halinde objektif olarak devam etmektedir.
Şimdiki misal, birbirini seven fakat evlenemedikleri için beraberce intihar eden iki insanın Ispatyomdaki korkunç imajlarını bize gösteriyor.
Kadının ruhundan alınan tebliğ:
<< Hiçbir şey görmüyorum. Hatta içinde bulunduğum muhitte varlıklarını duyduğum ruhları bile görmüyorum. Ne karanlık bir gecedeyim!.. Ve yüzüme gerilmiş olan örtü ne kadar kalın ve kesif!.. ( Ispatyomdaki ilk adım: ) Üşüyordum. Aynı zamanda yanıyordum. Veritlerimden buzlar geçiyordu. Alnımda ateş vardı! Acaip bir şeydi. Bir taraftan buz, diğer taraftan ateş beni mahvediyordu. Öldükten sonra tekrar ölecek dereceye geliyordum. Bütün ıstırabım dimağımda ve kalbimdedir. Oh, ben daima, daima böyle kalacağım. Arasıra cehennemi handeler işitiyorum. Korkunç sesler ulur gibi şunları söylüyor: ( Daima böyle kalacaksın! ) ( Bu sırada tecrübe celsesinde hazır bulunanlar ruhu teselli etmek için bazı şeyler söylüyorlar. ) Neler diyorsunuz?..
<< Şimdi sizi de işitmez oldum… Ah, bana ondan bahsetmeyiniz. Onu unutmak istiyorum. Ben gördüğüm bir şeklin hayalinin silinmesini istiyorum… Bu şekil uzun zaman için mahvına sebebolduğum ıstırap çeken bir adamdır. >> ( 35 )
Burada da duyulan sıcaklık ve soğukluk duyguları, işitilen sesler ve görülen şekiller kadının iç duygulariyle ve intiharına sebebolan ruhunun cılız taraflariyle alakalı, uydurma imajlardan ibarettir. Ve o, bu imajlarla karşılaşmaktan mütevellit dayanılması güç ıstıraplarını uzun müddet çekeceğine inanmıştır.
Aşağıdaki misal gene bir aşk yüzünden aşıkı eliyle içtiği zehiri müteakip ölen bir kadının Ispatyomdaki ıstırap verici imajlarıni gösteriyor.
<< Ne hüzünlü bir an! Ne hüzünlü günler! Ruhum ne kadar örtülü!... Neden bu kadar aşağı yuvarlandım?..
<< Neden gözlerimin önünde evvela ışıklar parlıyor sonra birdenbire her taraf gene karanlıklara bürünüyor?..
<< Oh!.. Tehditkar haykırışlar ve hala dumanları tüterek akan kan!.. Ey korkunç hayaller, neden, neden benim kanımı onun kanına karıştırmak için mütemadiyen alıyorsunuz?..
<< Heyhat!.. Gözümün önünde bu kanın kimbilir daha ne kadar zaman akmakta devam ettiğini göreceğim! Gelip geçici bir iki ümit arasında çekilen dehşetli ıstıraplar… Ah!.. İşte benim hayatım.
<< …… Ben tam sizin anladığınız manada bir ifriti seviyorum. Fakat sizin onu gördüğünüz gibi ben göremiyorum. Ondan uzak olarak ıstırap çekiyorum. Sizin, sizi bekliyen dostlarınız var fakat, o!.. Ben onu bekliyorum. Fakat heyhat!.. Dünyadan ayrılmış olduğu halde o beni göremiyor. Onun bedeninin seyyaleleri benim alemime girmesine mani oluyor. Ben onsuz ve daima onsuz olarak yaşayacağım. Ve ansuz olarak geldiğim yerlere döneceğim. Daima onsuz!.. >>
<< Sevdiği insan için ölen ve oldükten sonra ya sevgilisine kavuşacağını veya ebedi bir uyku ile herşeyin bir daha canlanmamak üzere unutulup gideceğini tasarlıyan bir insanın, ebedi bir hayatta uyandıktan sonra sevdiği insanı bir daha bulamıyacağına inanması ve onu aynı şiddette sevmekte devam etmesi tahammül edilecek ıstıraplardan değildir. Bu misalden diğer bir hakikati daha öğreniyoruz: İnsanın sübjektif hayatının Ispatyomdaki objektif tezahürleri bazı hallerde kendisini hakiki muhitinden ayırabilmektedir; mesela, burada erkeğin ruhu kadınınkinin yanında olduğu halde kadının imajlarından müteşekkil avra onunla her türlü temasa mani olmaktadır. Diğer taraftan kadının bahsettiği akan kanlar, acı haykırışlar, karanlık veya şiddetli aydınlık hayaller v.s. onun ön saftaki realitesini teşkil eden aldatıcı imajlardır.
Katillerin ilk Ispatyom hayatı şimdiye kadar bahsettiklerimizden daha az korkunç değildir. Şimdi vereceğimiz misal genç bir katil paprzın halini göstermektedir:
<< Ne istiyorsunuz?..
<< Ben nerde olduğumu bilmiyorum… Ben deliyim… Korkuyorum. Dua etmeğe cesaretim yok!.. Bana bir ses geliyor. Bu << o >> nun sesine benziyor, bana: << Seni istemiyorum >> diyor. Fakat bu benim tahayyülümün mahsulüdür!.. Ben deliyim. Ben deliyim diyorum size… Çünkü bedenimi bir tarafta, başımı da diğer tarafta görüyorum. ( Bu katil giyotin ile idam edilmiştir. ) Bununla beraber ben hala yaşıyarum. Ve kendimi arz ile sizin gökyüzü dediğiniz şeyin arasında muallakta görüyorum. Hatta boynuma düşmüş olan bıçağın soğukluğunu da duyuyorum. Ölüm korkusu içindeyim… Etrafımda bana merhametle bakan bir sürü ruhlar görüyorum. Onlar benimle konuşuyorlar. Fakat söyledikleri şeylerin hiçbirini anlamıyorum… ( Ölümünden üç gün sonra: ) Artık şimdi anlıyorum ki ben dünyada değilim. Yaptığım işlerden müteessirim ve bunun ıstırabını çekiyorum… >> ( 35 )
Gelecek misal gene bir katilin ilk Ispatyom hayatındaki müşevveş hallerini ifade etmektedir:
<< Ah ! Merhamet… Benim ne kadar ıstırap çektiğimi bilmiyorsunuz!.. Hayır siz onu bilmiyorsunuz, siz onu anlıyamıyorsunuz. Bu korkunçtur!… Benim şimdi çekmekte olduğum ıstırapların yanında giyotin nedir?..
<< O, bir ana mahsus azaptır. Fakat beni yakan ateş, devamlı bir ölümdür. Bu, ne dinlenen, ne de fasıla veren ebedi bir işkencedir.
<< Öldürdüğüm insanlar oradalar, etrafımda… Bana yaralarını gösteriyorlar. Onların bakışları beni her yerde takibediyor. Onlar oradalar, önümde duruyorlar. Hepsini görüyorum. Evet hepsini… Hepsi orada…Onlardan kaçamıyorum!.. Ya bu kan birikintisi!.. Ya bu kana bulanmış altın!.. Hepsi burada… Hep benim gözümün önünde… Siz kan kokusunu duyuyor musunuz?.
<< Kan!.. Her yerde kan!.. İşte onlar!.. Zavallı kurbanlarım, bana yalvarıyorlar… Ve ben merhametsizce vuruyorum… Vuruyorum, daima vuruyorum. Kan aklımı başımdan alıyor…
<< …… Ölümümden sonra herşeyin nihayet bulacağını zannederdim… Fakat kendimi ebediyen ölmüş zannettiğim sırada müthiş bir uyanma vaki oldu. Oh!.. Ne müthiş!.. Etrafımın kadavralarla ve tehditkar şekillerle çevrilmiş olduğunu gördüm. Kan üzerinde yürüyorum. Bana öldüm gibi geliyor. Fakat yaşamakta olduğumu görüyorum. Ne müthiş şey!.. Korkunç ve iğrenç!.. Arzın en korkunç şeylerinden daha korkunç!..
<< Eğer bütün insanlar hayatın ötesinde olup biten şeyleri bilselerdi dünyada katil kalmazdı… Ben onları altınları için merhametsizce öldürdüm… Ve onların yalvararak uzattığı elleri reddettim…
<< Ben zalimdim. Onları alçakça öldürdüm… Merhamet, Allahım. Ah! Merhamet!.. Merhamet!.. Sana yalvarırım. Bana karşı yumuşak ol. Beni bu dehşetli, işkence verici, korkunç imajlardan kurtar!.. Beni bu kandan ve …. ve gözleri beni delerek bir hançer gibi kalbime saplanan bu maktullerin imajlarından kurtar. >> ( 35 )
Bize göre uydurma birer imajdan olan bu hayaller, onların realitesine inanmağa müsait bir ruh haleti içinde bulunanlar için ne kadar sıkıcı ve ıstırap verici şeylerdir!.. Ve belki bunlar bizim dünyada görebileceğimiz hakiki imajlardan daha müessirdirler; zira onlarla karşı karşıya kalan bir ruh hiçbir şekilde distraksiyon imkanına malik değildir. O, fasılasız bir surette dikkatini bu imajlar üzerinde teksif etmeğe mecburdur. Daha doğrusu bu imajlar onun kendi ruhunda, kendi varlığında yaşamaktadır. Bir kelime ile onun sübjektif hayatı bütün teferruatına kadar objektif kıymet almış bulunmaktadır.
Şimdi sıra bir evlat katili bir ananın Ispatyomdaki ilk hayatına ait intibalarına geliyor:
<< Korkuyorum!.. Istırap içindeyim!.. Üşüyorum!.. Beyhude konuşuyorum. Beni kimse işitmiyor. Ve karanlıklar her tarafımı kaplıyor. Sesim nerelere gidiyor?.
<< Niçin gecenin bu meşum sükutu içinde yalnız birtek ses, yeni doğmuş bir çocuğun sessi kulağıma geliyor?..
<< Evet!.. Cehennemde mi, arafda mı, veya insanların bilmediği başka bir yerde mi olduğunu bilmiyen kaybolmuş, mihnetkeş ruhlar var. Fakat ben şimdiki ıstıbımla ne cehennemin korkunç görünen hususiyetlerini, ne de hiç olmazsa ümit veren arafı bulamıyorum. Hayır, ben bir karanlık gecedeyim. Ve bütün vücudüm donmuş bir haldedir. Ah!.. Bana o kadar zalim bir çehre içinde anlatılan cehennem bundan daha mı müthiştir?..
<< Bununla beraber ben yaşıyorum. Ben varım. Ve hatta vaziyetimin dehşetini takdir ediyorum.
<< Burada çocuk sesleri duydum. Karanlıklar içinde yürüdüm. Çocuk sesleri!.. Genç kız sesleri de var. Bu temiz kalplerin karşısında kendi yavrumu öldürdüğümü itirafa cesaret edecek miyim?.
Ey misli görülmemiş ıstırap!.. Hançer gibi saplanan acılar!.. Benim kalbimde ne kadar ezici ümitsizlikler var!.. Yavrumu oraya çağırıyorum ve o gelmiyor!.. Yırtılan kalbim ümitsizce ıstırap çekmekten başka birşey yapamıyor. Kulaklarım bu zavallı yavrunun bana gönderdiği acıklı haykırışlardan başka birşey duyamıyor… O yaşıyor… Çünkü ben onu işitiyorum. Ey Allah, Senin için herşeye kadirdir diyorlar bana karşı iyi ol! Yavrumu bana ver. Bana onu canlı olarak ver!.. >> ( 36 )
Bir insan reel olarak tanıdığımız ıstıraplardan hangi birisinin için de bu kadar candan yaşar?.
Fakat Ispatyomdaki ilk adım böyle daima ıstıraplarla dolu değildir. Yeni bir ispiritüalist görüşün ana hatlarını teşkil eden bir kısım unsurları kendisinden aldığımız ve bilhassa ispiritizma mahafilindeki son tebliğler arasında hususi bir kıymet verdiğimiz A.
Pauchard’ın Ispatyoma intikalinden sonra iki ciltlik bir kitap içinde dünyamıza hediye ettiği tebliğlerinden bazılarını kısaca ve bahislerimizi alakadar edecek şekilde yazıyorum. Büyük bir zevkle naklettiğim bu tebliğlerde de görülecektir ki ruhun, yükseklik seviyesi ne olursa olsun, Ispatyoma ilk geçişte az çok bir teşevvüş halinden kurtulmasına imkan yoktur. Bununla beraber Pauchard’da olduğu gibi ileride bulunan ruhlar bu hallerinde de az çok bir lüsidite göstermekte ve kendi durumlarını diğerlerinkine nazaran daha iyi takdir edebilmektedirler:
<< Sevgili dostum bilseniz insan dünyada ne kadar çok cüruf yakarsa o kadar iyidir. Çünkü burada yakılması lazımgelen herşey maddi bedenin azaltıcı seyri olmaksızın yakılır…
<< Hepimiz mevcut olduğumuz müddetçe batınımızda bir tortu tabakası taşıyoruz ki bunun mevcudiyetinden haberdar değiliz. Bunun ne kadar doğru olduğunu buraya gelinceye kadar bilmiyordum. Araf bir hülya değil bir realitedir. Siz ve ben iyi adamlarız. Buraya gelirken ben burada sadece şeref ve neşat bulacağımı zannediyordum. Fakat ilk kurtuluş duygusu geçince << Eşik bekçisi >> denilen şeyle yüzyüze geldik…
<< Doğrusunu söylemek lazım gelirse bu, hususi hüviyete malik bir varlık değildir. Lakin bir dereceye kadar hususi hüviyeti de vardır. Yani kendimizi onunla bir yaptığımız zaman ona verdiğimiz hüviyet demek istiyorum. Onun hayatiyeti ve kudreti buradan çıkıyor. Fakat haddizatında o, kendi mazimizin bütün yenileşmiş kuvvetlerinin mihraklaşmasından başka birşey değildir. >> ( 108 )
A. Pauchard'n tebliğini simdiye kadar tebliğlerinden bazı parçalar verdiğin diğer alelade ruhlarınkinden ayrı tutmak isterim. Zira hayatında metapsişik ilimler sahasında çalışmış ve tenevvür etmiş bir zatın sözleri hiç şüphesiz öğretici büyük kıymetleri haizdir. Hakikaten Pauchard'ın bütün tebliğatında şimdiye kadar hiç söylenmemiş veya kapalı kalmış bazı hakikatlerin canlı bir ifade ile beyan edildiğini görüyoruz. Bununla beraber yenilikleri bakımından bazı noktalardan klasik konsepsiyona uymaz gibi görünen ifadeler üzerinde durmak ve onların kıymetlerini ayrıca tebarüz ettirmek lazımgeliyor. Eğer böyle yapılırsa bu kıymetli araştırıcının sözlerinden eski ifadeleri nakzedici değil onları tamamlayıcı ve manalandırıcı yeni yeni bilgiler çıkarmak mümkün olur. Biz de bu düşünce ile, naklettiğimiz bazı parçalarını kesmek ve Pauchard'dan sonra dört buutlu alemden almış olduğumuz tebliğatın mefhumuna göre onları tefsir etmek zaruretinde kaldık. Ve böylece daha vuzuhlu ve şümullü bir bilgi edinebileceğimize inandık.
Pauchard'ın << yenileşmemiş kuvvetler >> tabirinden anladığımız mana, insanın dünyada iken tashihini taahhüt etmiş olduğu bazı hatalı ve geri taraflarını, tashih etmeden ve onları yeni meziyetlerle değiştirmeden olduğu gibi tekrar Ispatyoma götürmesidir. Bu suretle dünyadaki hayatta vukubulacak her sukut, her ihmal bir cehit noksanına delalet eder; o cehit ki insanın itilasına mani olan görgüsüzlükten kurtulması için kabul edilmiş dünya eprövlerindeki muvaffakiyetleri temin edecektir. Cehitle yenileştirilmemiş ruhun eski hamuleleri öbür tarafa aynen avdet edince şüphesiz ki ruh hayatında yeni yeni eprövleri zaruri kılacaktır. A.P. ın tebligatının aşağıdaki kısımları bu fikri daha açık olarak izah ediyor:
<< Bu münasebetle bilinmesi lazımgelen bir nokta vardır: Doğduğumuz zaman bu müthiş kuvvetlerden bir kısmını beraber getiririz. Fakat yalnız bir kısmını. Çünkü aksi takdirde yükün altında eziliriz. Bu getirdiğimiz kısım, üzerinde bu dünyada işlemeği taahhüt ettiğimiz bir parçadır. >> ( 108 )
Buradaki ifade çok açıktır. Ruhun dünyaya gelmesinde amil olan şey, geriliğini mucibolan hallerden kurtulması için lüzumlu tecrübelere girişmesidir. Ve birtek hayatta ruhun bütün geriliklerinden kurtulması için dört beş hayatlık tecrübeleri topyekün bir hayata sığdırmağa da imkan yoktur. Ruh muhtelif hayatlarda, tahammülü nispetinde azar azar tecrübelerini ikmal ederek yükselir.
<< Vukufu tamme ile size şunu söyleyebilirim: Benliğimizin bütün şubeleriyle doğrudan doğruya yüzyüze konulmaktayız. O zaman muhtelif << ben >> ler bize ayrı ve müstakil şartlar gibi görünür. Lakin bunlar kendi vicdanımıza sıkı bir surette bağlıdırlar… Bundan birtakım neticeler çıkarmak zor değildir. Şu muhtelif manzaralar altında kendi benliğimizle objektif mülakatlarımızdan çıkan manaları hatırınıza bile getiremezsiniz. >>
Bu sözler bizim yukardanberi söylediklerimizin diğer bir ifade ile tekrarıdır. Bizim diğer kaynaklardan da aldığımız tebliğlere istinaden bir nazariye halinde ortaya attığımız bu fikirlerin bilhassa kompetan bir metapsişikçi tarafından Ispatyomdan teyit edilmesi, bizim için memnuniyet verici olmuştur.
<< Emin olunuz neşeli olmıyan birtakım dakikalar geçirmek icabediyor. Bununla beraber şunu iyi anlayınız ki ( irtikap edilen hatalar için ceza ) nevinden hiçbir fikir yoktur… >>
<< Anlatayım: Buraya gelince ve mesut kurtuluş ile sevinçli tekrar gürüşe ait ilk dakika geçtikten sonra az çok karanlık bir mıntakaya iniyoruz. Ve orada mahut Eşik Bekçisine rasgeliyoruz. Öyle görünüyor ki her şahsa göre ahval biraz farklı cereyan ediyor. Benim vaziyetimde, tuhafı şu ki, tenha yol boyunca yapayalnız giderken yabani arılar veyahut buna benzer şeyler bana hücum ettiler ve beni sokmak tehdidinde bulundular. Gök gürlemesi gibi bir ses bana dedi ki:
<< – Haydi canım, şikayete hakkın yok. Ya onlar seni soksalardı halin nice olurdu?..
<< Bana kendiliğinden bir anlayış geldi. Ve arz üzerinde pasif kalarak müsamaha ettiğim bütün kızgınlıklar ve bütün tenkit fikirleri ile bu işin mütenasip olduğunu düşündüm. Eğer ben onları beslemiş olsaydım yaban arıları beni sokacaklardı, eğer bilakis onları kovsaydım hiç yabanarısı bulunmıyacaktı. Halbuki bu fikirlerden epeyce bir miktarı bende, onları yenmek iradesi uyandırmaksızın ruhumdan geçebilmişti. Ve işte şimdi onları burada tekrar buldum. Tuhaf bir hadise var ki o da yaban arılarının vızıltıları ben de - son derece daha şiddetli olarak - bu arıların temsil ettikleri fikirleri uyandırıyordu. Şimdi bana göre bu fikirler, objektif bir şey, benden hariç birşey olmuşlardı. Ve onlara hakim olamıyordum. Gök gürlemesi gibi olan ses bana:
<< – Yürü!.. Yürü!.. dedi.
<< Yürüyordum, yürüyordum!.. Bana bu, uzun, bitmiyecek kadar uzun görünüyordu. Son derecede öfkelenme hissine tabi olmamak pek zordur. Zira size şunu söylemeliyim ki burada duygular ve intibalar tıpkı bir lamba üzerinden kalın ve koyu renkli bir abajur kaldırılınca nasıl ziya şiddetlenirse onun gibi yüz misli kuvvetlenir. >>
<< Okuyucularımın bu fikre ayrıca dikkat nazarlarını çekerim.
Bu sözlerin kuvveti karşısında ona ilave edilecek bir kelime bulamıyorum.
Aşağıdaki tebliğde de ruhların Ispatyomdaki ilk hayatlarına ait hususiyetleri tebarüz ettiren ifadeler vardır:
<< ….. Tıpkı fırtına geçtikten sonra daha uzun müddet dalgalı kalması gibi, fizik bedenin de artık mevcut olmamasına rağmen bu otamatizma, ( arza mahsus itiyatlardan mütevellit şuursuz imajinatif kreasyon mahsullerinin temadisi. müellif ), oldukça uzun müddet devam eder. Nihayet onlar yavaş yavaş sararır ve tıpkı denizin tekrar sakinleşmesi ve semayi aksettirmeğe başlaması gibi bizim tabiatımız da sükunet bulur. Ve daha yüksek bir mefkureye cevap verir…
<< O andan itibaren serbest irade kendini gösterir. Bu istihalenin vukubulduğu anı tesbit etmek güçtür. Umumiyetle bu vetire tedricen vaki olur.
<< Şunu da söyliyelim: Sizin astral beden dediğiniz << arzular bedeni >> kuvvetli bir tuzaktır. Fakat bu tuzağın büyük bir kısmı fizik ihtiyaçlarla beslenmektedir. İmdi, arza en yakın olan mıntakalarda hayat, geniş bir surette arzda olduğu gibi devam eder. - Nispeten - mekteplerle, kiliseleriyle, bütün şehirleriyle, hatta hastaneleriyle ve umumi binalariyle hayat devam eder. Fakat tekamül ilerledikçe bütün bunlar kaybolur.
<< Yalnız bunların kaybolması bir dış kuvvetin tesiriyle << ilga edilme >> şeklinde vuku bulmaz; hayır! Bunlar daha ziyade içerden boşalırlar. >> ( 108 )
Bu satırlarda derin hakikatler vardır. Bu hakikatlere nüfuz etmek için biraz düşünmek kafi gelir. Filhakika ilk Ispatyom hayatı dünyadaki itiyatların tesiriyle vukua gelen kendiliğinden tahayyül << İmagination spontanèe >> ( Üstadın Tabiri ) hayatı olunca oradaki hadiselerin aşağı yukarı dünyadakilere benzemesi lazımgelir. Esasen Pauchard’dan verdiğimiz diğer misaller arasında bunu teyit eden başka tebliğler de vardır.
Klasik ispiritizma tebligatı arasında, bilhassa bu tebliğler Ispatyomun arza yakın mıntakalarındaki ruhlardan gelmiş iseler, ruhların dünyadaki hayatlarına ait telakki ve intibalariyle bulaşık tebliğlerin mevcut olmasını bu bakımdan tabii görmek icabeder. Binaenaleyh, bir papaz Ispatyomda, dünya hayatında iken kilisede öğrendiği birtakım dini talimattan bahsdebilir; bir hoca, kafasını dolduran cennet veya cehenneme ait imajlar içinde yaşadığını söyleyebilir; her hangi bir akide sahibi, orada, doğru veya yanlış, bu akidesinin realiteleri ile karşılaşmış olduğunu iddia edebilir. Zira herkes dünyada iken inanarak kendi ruhunda yaşatmış olduğu duygu ve düşünceleri orada görür ve bil meksizin onlardan kurmuş olduğu, ken dince büyük, bir alemin içinde yaşar.
Gene A.P. dan verdiğimiz aşağıdaki misal bu nazariyemizi gayet açık bir ifade ile kuvvetlendirmektedir:
<< Kendisinden bahsetmek istediğim diğer bir tip te hayatında çok zengin olan birisiydi. Bir kriz neticesinde bu adam servetinin mühim bir kismını kaybetmişti. Bununla beraber gene onun, sizde ve bende olduğuna göre, sade bir hayat geçirmeğe medar olabilecek kadar işlerinin yoluna konulmasına yarıyacak miktarda parası kalmıştı. Buna rağmen o, bir züğürtlük duygusu içinde bunalmıştı. Kendisini sefil hissediyordu. Ve bu hayali fakirliğin yükü onu o kadar çökertmişti ki bundan onun sıhhati adamakıllı mutazarrır oldu. Bünyesi mukavemetini kaybetti ve son zamanda bir gırip hastalığı onu dünyadan kaldırdı.
<< Şimdi o burada partal elbiselerle dolaşıyor. Kendisine birisinin yaklaştığını görünce utancından saklanıyor.
<< Ben istiyorum. - Ah! Ne kadar istiyorum! - ki ona, kendisinin ancak hayalden fakir olduğunu söyleyebileyim. Fakat onun beni anlıyacak saati henüz kendisi için gelmedi. >>
Misalde geçen ifadeler açıktır, ayrıca izaha mühtaç değildir.
Bütün bunlar düşünülünce, İspiritizmada söylenmiş olan bütün sözlerin hakiki kıymetlerini takdir edebilmenin ne kadar zor ve aynı zamanda ne kadar lüzumlu olduğu kolayca anlaşılır. Ruh aleminden gelen her söz bir realitedir. Bir taraftan bunu böylece kabul ederken diğer taraftan da her realitenin mutlaka verite [ 1 ] olması lazım gelmediğini ve bu realitelerin yükseklik derecelerinin şahıslara ve şahısların tekamül durumlarına tabi olduğunu bilmeliyiz.
Binaenaleyh, bilhassa müptedi ve henüz kafi derecede olgunlaşmamış, ispiritizma celselerinden alınan tebligatın hakiki kıymetlerini araştırmak zarureti vardır. Bunların takdim etmekte olduğumuz neo-ispiritüalizma ölçüleriyle tetkikinde bu bakımdan büyük faydalar vardır. Bu ölçüler bize, her hangi bir ruhtan gelecek olan tebliğin, o ruhun şahsi telakki ve duyguları ile, daha doğrusu şahsi ve moral kıymetiyle mütenasip olduğunu öğretir.
Bütün bu verdiğimiz misallerden anlaşılıyor ki insanın Ispatyoma ilk geçtiği anlarda objektifleşmiş sübjektif bir hayatı vardır. O, bu ameliyeyi bilmeden kendisi yapar. Ve burada onun gayrı meşur iradesi vicdanının direktifi altında hareket ederek bu işin husulünde amil olur. Buna nazaran ölümü müteakip anlarda insanın karşılaşacağı manzaralar pek muhteliftir ve bunlar o kadar sonsuzdur ki her insanın kendi husususi durumuna göre ayarlanmış orada ayrı bir alemi vardır denilebilir.
D- İlk merhaleyi müteakip
Bu ilk devreden sonra ruhların Ispatyomdaki hayatlarında birtakım yeni hususiyetler tebarüz etmeğe başlar ve bu hususiyetler onlarda yeni ve daha esaslı, daha şümullü duygu ve bilgileri husule getirir.
Ruhların kemal dereceleriyle Ispatyomdaki durumları arasında çok büyük münasebetler vardır. Bu münasebetler ruhların oradaki açık görüleri, anlayış ziyadelikleri, efal ve hareketlerinde geniş bir şuura sahip bulunmaları üzerinde tecelli eder. Tekrar dünyaya inmek, hem de süratle inmek ihtiyacı Ispatyomun birçok geri varlıklarında tahammül edilmez bir meyil halinde mevcut bulunur. Dünyanın maddi iştihalarını tatmin edememek hırsı oradaki bu ruhların hakiki işkencesi olur. Uzun zamandanberi aç kalmış bir kedinin mutfağa koşması gibi bunlarda adeta şuursuz bir ilcanın tesiriyle dünyaya çekilirler. İşte ruhların daha yüksek Ispatyom mıntakalarına çıkamaması da gene bu alçak ilcalar yüzündendir. Şu halde böyle ruhlar için az çok uzun süren birinci merhaleyi müteakip ihtiraslarını tatmine yarıyacak kesif mıntakalara inmek tabii bir zaruret halini alır. Fakat ileride, tekamül bahsinde uzun uzadıya izah edeceğimiz gibi ruhun bu ilcalarını, bu aşağı çekici duygularını illet değil, netice olarak kabul etmek lazımgelir, aksi takdirde bazı ispiritüalistlerin düştüğü hatalara düşmek tehlikesi hasıl olur.
Fakat diğer kısım ruhlar daha vardır ki muhtelif tekamül vetirelerini takibettikten sonra dünya ile bağlarını çözmüş veya adamakıllı gevşetmiş bir hale gelmiş bulunurlar. Dünyanın fizik ve sosyolojik şartları bunlardan birincilere hiçbir şey öğretmiyecek, ikincilere de pek az şeyler öğretebilecektir. İşte bu ruhlar Ispatyomdaki ilk merhaleleri atlattıktan sonra tekamül dereceleri nispetinde diğer daha yüksek merhalelere ulaşırlar. Bu merhalelerde de, birincide olduğu gibi imajinatif faaliyetler vardır, fakat bunun evvelkinden farkı, buradaki faaliyetlerin şuurlu ve bilerek, maksatlı bir surette yapılmış olmasıdır. Bu sebepten dolayı bu derecedeki ruhların kendileri için olduğu gibi, başkalarını yükseltmek için de yüklendikleri birtakım vazifeleri, hizmetleri vardır. ( 37, 50 )
Ispatyom hayatı sonsuzdur. Bizim tasavvur edebildiğimiz ve tasavvur edemediğimiz herşeyin vukuu orada mümkündür. Bu hususta birçok tetkikat yapılmış ve eserler yazılmış olmakla beraber eksiklerimiz daha pek çoktur.
Şimdi ilk Ispatyom merhalesini takibeden anlara ait hayat hakkında bazı mütalaaları ve bazı tebliğleri vereceğim. İlk sözü çok samimi olarak tanıdığım Kardesist Ispiritlerden Leon Denis’ye bırakıyorum:
<< Faziletkar bir ruh, ihtiraslarını yenip zafer ve ıstırap vasıtası olan sefil bedenini bıraktıktan sonra sonsuzluk içinde yükselir. Ve Ispatyomdaki kardeşlerine vasıl olur. O, mukavemet edilmez bir kuvvetin tesiriyle ahengin ve ihtişamın bulunduğu mıntakalarda dolaşır… O, kendisini arza bağlıyan zincirin koptuğunu, mesafeleri kavramak kabiliyetinin arttığını, hududu olmıyan boşluklara daldığını, alemlerin mahrekini aşıp gittiğini görmekten mütevellit ne büyük hafiflik, ne tatlı sevinç duyar !..
<< ….. Dünya çirkinliğinin yerine latif şekillerde, seyyale halinde bir beden, şeffaf, parlak, idealleşmiş bir insan şekli kaim olur. Ruh dünyada sevdiklerini orada bulur. Onlar sanki kendisini bekliyor gibidirler. Onlarla serbesçe görüşür… Evvelce birlikte yürüyerek kendisiyle beraber acılar çekmiş olan, son enkarnasyonun kendisinden ayırdığı sevgililere kavuşur. Beraberce ak ve kara günler geçirdiği, beraberce ağladığı ve ıstırap çektiği herkesle karşılaşır. Bütün hatıralarının o andan itibaren uyanmasiyle onun duyduğu saadeti tasvir etmek mümkün olmaz… İç duygularını örten kalın libas, ağır manto yırtılınca onun idraki yüzlerce misli artar. Onun için ne hudutlar, ne de mahdut ufuklar kalır…
<< Geri ruhlar için sessiz ve soğuk olan bu nihayetsizlik onun karşısında canlanır… Maddeden tecerrüt etmiş ruh, yavaş yavaş esirin tatlı ihtizazlarını duyar. Semavi kolonilerden inmiş ince ahenkleri idrak eder… O, sükut içinde çınlıyan alemlerin bu şarkısına, sonsuzluğun bu sesine gaşyoluncıya kadar nüfuz eder. Ve onları tadar. Huşu ve heyecan içinde esir dalgalarında yüzer. Hafif, çalak ruhlardan mürekkep kalabalığın derin yerlerine dalar. Alemlerin doğuşlarına iştirak eder. Onların satıhlarında hayatın doğuşunu ve büyüyüşünü görür. Onları dolduran beşeriyetin inkişafını takibeder. Ve bu manzara karşısında o, her yerdeki faaliyetin, hareketin, hayatın kainatta bir nizam dahilinde birleştiğini görür. >> ( 50 )
Ruhlar bir defa teşevvüs halinden kurtulduktan sonra muhitlerine ve kendilerinin Ispatyomla olan münasebetlerine karşı yavaş yavaş şuuru artan bir alaka duymağa başlarlar. Bu hal onların Ispatyomdakı hakiki durumlarını kendilerine belirtmeğe başladığı bir merhaledir. İşte biz bunu izafi olarak üç buutlu Ispatyomun orta bir merhalesi addediyoruz. Birinci merhaleden orta merhaleye kadar geçen zamanın uzunluğu ruhun kemal derecesine, ihtiyaçlarına ve diğer birtakım şartlara tabidir. Ve ruhlar bu zamanı doğru olarak tayin etmekten aciz bulunurlar. Bu yolda araştırmalar yapan bütün ispiritüalist alimlerin vardıkları neticeler birdir. Her ciddi araştırıcı Ispatyomun bir köşesi hakkında bizi tenvir edici müşahedeler ortaya koymuştur. Okültizma üstatlarından Papus’un aşağıda bir kısmını naklettiğimiz müşahedesi Ispatyomun takriben orta merhalesine ait ruh hayatı hakkında kıymetli bilgiler veriyor. Bu parçalar teşevvüş devresini bitirmiş bir ruhun ikinci merhalede karşılaşacağı ilk sürprizlerden bir kısmını çok açık ve güzel bir ifade ile bize öğretmektedir. Hatta yalnız bunları okumakla bile Ispatyomun bu merhalesinin başlangıcı hakkında oldukça etraflı bir bilgiye sahibolmak mümkündür:
<< Ne zamandanberi ölmüş bulunuyorum ?..
<< Bunu bilmiyorum… Yalnız bir nevi yarı şuurlu letarji halinin bu zamana kadar devam ettiğini müphem bir şekilde hatırlıyorum… Kaba maddi uzuvlarımın hangi yüksek hikmetle ortadan kalktığını anlıyorum. Zira onlar varlığımdan fışkıran şiddetli ziyaya ne vasıta olabilirlerdi, ne de tahammül edebilirlerdi. Beden kamilen ziyadardı. Fakat o, dünyadaki bedenimin şeklini hemen hemen tamamiyle muhafaza etmişti. Bununla beraber bedenimden münteşir bir halde çıkan ziya henüz zayıftır. Zira bu yeni halimde yeni doğmaktayım…
<< Hamdolsun ki arzda iken inkişaf ettirmiş olduğun iradem yeni uzviyetimin hakiki bir muharriki oldu. Ve Arzu’da bütün amellerin ( actions ) mihveri haline girdi. Filhakika hareket işi ani oluyordu. Ve bu alemin her hangi bir yerine gitmek arzusiyle yapılan ufak bir irade darbesi, ani olarak bulunmağı mümkün kılıyordu. Bu suretle, hareket noktasiyle muvasalat noktası arasında intikalin mevcut olmaması bir arz insanının en güç kavrıyabileceği duygulardan biridir. Ben enkarne olduğum zaman, ruyada arzın kırlarında uçardım. Böylece ruyada havada uçarken alınmış duygular, buradaki ani yer değiştirmelerden elde edilen saadet hakkında ancak kaba bir fikir verebilir.
<< Bu yeni halimde lamise duygusu ortadan tamamiyle kalkmıştır. Bir ağacın en küçük tafsilatını kavramak için dikkati ona doğru çevirmek kafi geliyor. Eğer kaba bir tarzda ifadeye cesaret edebilirsem derim ki ben ruyetimle lemsediyorum. Bu garip alemde ziya ile hava, uzuvlarımızın ihtiyacı olan yegane gıdadırlar… Lamise duygusunda olduğu gibi, zaika duygusu da ortadan kalkmıştır. Aynı zamanda faydasız olan karnımızın tamamiyle atrofiye olmasiyle bedenimiz hafifçe bir şekil değişikliğine de uğramıştır… Ruyet duygusu değişmiştir. Eşyanın doğrudan doğruya ziyasına nüfuz ederek onların harimini görmek melekesi peyda olmuştur. Fakat beni en ziyade mesteden ve aynı zamanda ürküten şey, başkaları istediği zaman onların düşüncelerini işitmek melekesidir. Bu, benim için yepyeni bir melekedir... Arz üzeride iken karanlıkta kalan hads ( intuitions ) ler burada o kadar kuvvetli bir halde tebarüz etmişlerdir ki bu yoldan vukua gelen iç duyguları hemen hemen bizim cari hayatımızın ihsasatı halindedir.
<< Biraz da müessiriyet uzuvlarımdan bahsedeceğim… Arz üzerinde iken ben, muhitimde dört tarzda müessiriyet gösterebilirdim. Yürümekle ( bacaklar ), hareketle ( kollar ), kelamla ( hançere ), nazarla ( gözler ). Lamise kaybolmuştur. Burada yürümek yoktur. Hareket hususi bir surette şeklini değiştirmiştir. Eğer ben bir noktaya müessir olmak istersem oradaki her hangi bir objeye, yerimi değiştirmeden kollarımı uzatmam kafi gelir. O anda parmaklarımdan renkli birtakım hatlar çıkmağa başlıyor. Ve o objenin neşrettiği ziya ile karışıyor… Burada nazar bir muharriktir. Ve herşey nazarla hareket haline giriyor… Fakat benim yeni melekelerimin arasında en iyisi ve hemen hemen ilahi olanı, bir fikri, kelamla hakiki bir varlık haline koyabilmektir… Eğer bir fikir bana güzel gelirse onun canlanmasını söylemem kafi geliyor. Ve bu fikir derhal benim neşrettiğim ziyadan bir miktarını alarak muvakkaten bir beden haline giriyor ve bana o şekilde görünüyor. Bu ameliye hafif bir yorgunlukla müterafık oluyor. Fakat dünyadaki kaba maddelerden, hatta masa gibi bayağı bir şekli meydana getirmek için sarfedilen zahmetli yorgunlukla mukayese edilince buradaki bu kadar hoş bir işi yapmak için sarfedilen bu emeğin hiçbir ehemmiyeti kalmaz… Fakat herbirimiz tarafından yaratılan bu canlı şekiller gelip geçicidir. Ve sizin uykunuza tekabül edecek bir şeklide bizim geçirdiğimiz tatlı bir letarji halini müteakip bu yaratılmış şekillerin artık mevcut olmadığını görürüz. >> ( 45 )
Bu ifadelerden açıkça anlıyoruz ki ruh, zamanını tayin edemediği bir teşevvüş halini müteakip muhitiyle olan münasebetlerini anlamağa başlıyor ve oradaki durumunu arzdakiyle mukayese edebilecek bir hale geliyor. Bundan başka yarı karanlık bir bilgi ile oradaki imajinatif kabiliyetlerine ait faaliyetlerini de takdir edebiliyor. Fakat ruhun dediği gibi bu merhaledeki tahayyüli kreasyonları yapabilen ruhlar, vücude getirdikleri eserleri uzun zaman yaşatabilecek kadar kuvvetli ve ileride değildirler. Bunun sebebi de aşikardır. Ruhların vücude getirdikleri imajlar onların bilerek veya bilmiyerek dikkat ve duygularını bu imajlar üzerinde teksif edebildikleri müddetçe paydar olabilirler. Halbuki ruhun da söylediği gibi bu merhalede böyle bir imajinatif faaliyet az çok bir yorgunlukla müterafık oluyor ve bu da bir dinlenme ihtiyacını ruhta husule getiriyor. İşte dikkatini, teşkil ettiği imajlardan ayırmakla müterafık olan bu << leterji >> anında bittabi imajlar derhal dağılıyor. Gelecek bir misaldeki incil hikayesi bu hadiseyi daha canlı olarak gösterecektir. Netekim aşağıda oryantal imzasiyle tebliğ vören diğer bir ruh da bu istirahat ve uyku hallerinden bahsetmektedir. Halbuki Ispatyomun daha ilerideki merhalelerine doğru yükselmiş ruhlarda böyle yorgunluk ve dinlenme ihtiyacı kalmamıştır. Çünkü bu ihtiyaç daha ziyade maddidir. Ve perisprinin henüz kafi derecede kesif maddi halinden kurtulamamış olmasının bir neticesidir. Ruhlar tekamül ettikçe perisprileri hiffet peyda edecek ve o nispette de maddelere mahsus olan yorulma ve dinlenme ihtiyacından azade kalacaktır. Esasen teşevvüş halinden yeni kurtulduğunu söyliyen ve henüz ikinci merhalenin evsafını tamamiyle iktisabedememiş olan bir ruhun bu halde bulunacağını da pek tabii görmek lazım gelir. Bununla beraber muhitini az çok anlıyabilecek bir duruma girmiş bu ruhun Ispatyomdaki ikinci merhalenin ilk safahatına ait ifadeleri bize çok kıymetli şeyler öğretici mahiyettedir. Bu mıntakalardaki Ispatyom manzaraları hakkında da aynı ruhun verdiği tafsilatı gözden geçirmeği faydalı görüyoruz:
<< Arz üzerinde herşey yarımyamalak ziyadar bir fon üzerinde karanlık görünür. Arzın ziyası cisimlerin cidarlarına çarparak onların şekillerini ve renklerini gösterir. Burada ise herşey ziyadardır. Bu ziyanın fonu koyu mavidir. Ve her objenin, her varlığın kendisine mahsus bir ziyası vardır… Bu anda ben, ayaklarımın altında hafif küçük ziyalar görüyorum. Bunların renkleri barizdir. Bunlar bizim maden yığınlarımız ve taşlarımızdır, Bunların aralarından birçok nurlu saklar yükseliyor. Bu saklar türlü türlü renkleriyle ve renk şiddetleri birbirinden farklı çiçekleriyle birbirinden ayrı olan binbir türlü nebata aittir. Arasıra şimşek suretiyle bir böcek geçiyor… Bir varlık tekamül merhalesine ne kadar yükselmiş ise onun neşrettiği ziya o kadar şiddetli olur. Bu sebepten dolayı buradan bir insan geçse ziyasının şiddetiyle bütün tabiat aydınlanır. Fakat eğer onun iradesi seyrini bir müddet yavaşlatmazsa bu aydınlık şimşek süratiyle olup biter. Zira evvelce söylediğim gibi bizim yer değiştirmemizin ani vukua gelmesine mukabil şunu da bilmemiz lazımdır ki biz irademizle seyrimizi yavaşlatabiliriz. Ve o zaman Ispatyomda irademizle adeta uçar gibi yavaşça yer değiştirir. Tavsif etmekte olduğumuz çayırımıza dönelim: Bu çayırın etrafı geniş bir ormanla çevrilmiştir. Ve bu ormanın büyük nebati ziyaları benim önümde uzanıp gidiyor. Başımın üzerinde koyu esiri ummanın seyyaleden dalgaları yuvarlanıyor. Ve bizim bütün alemimiz bu ummanla çevrilmiştir ki arzın havasından daha çok hafif olmasına rağmen, bu ummanın dalgaları henüz maddelikten kafi derecede kurtulamamış olanları sürükliyecek kadar dehşetlidir. Bizleri haki alemden ayıran budur. Ve bizim alemimizin en geri varlıkları bunun içinde yüzer… Arzdaki bazı enkarne ruhlarla görüşmek için bizim yaptığımız bütün cehitlere karşı koyan gene bu müthiş cereyanlardır.
<< Ey sevgili çocuğum, ben misli az görülmüş şiddette bir arzu ile ve aynı zamanda yapabildiğim kadar bir dua ile, sana mülaki olabildim. Fakat bu astral cereyan geçtikçe şiddetleniyor. Ve artık kaybolmağa mecbur kalıyorum. Dua et ve bekle gene geleceğim. >>
Bu ifadeler bir realitedir. Ve diğer kaynaklardan alınanlara tamamiyle uygundur. Bunlardan anlaşılıyor ki Ispatyomun az çok kesif bir merhalesinde bizim fizikoşimik maddelerimizin, daha çok seyyal, birer modeli vardır. Ve ruhlar daha yükseldikçe bir idrak içinde Ispatyomun bu merhalesinde de, dünyadaki hayatlarını andıran muhitleri bulabilirler. Fakat bu merhale de fanidir ve ruhun hayatında bir gaye değildir. Biz buna dünya hayatına pek yakın bir alem nazariyle bakabiliriz. Fakat buradan geçmek zarureti hepimiz için vardır.
Bu ruhun bahsettiği << müthiş esir dalgaları >> nın bizim tarafımızdan duyulamaması onlarla doğrudan doğruya alakası bulunmıyan fizik bedenimizin, kalkan gibi, ruhumuzu muhafaza etmesinden ileri gelir. Bu bedenden kurtulup seyyal olan perispri ile kalınca, perisprinin kesafeti nispetinde bu dalgalar bize de az çok kesif bir halde varlıklarını şüphesiz hissettireceklerdir. Kitabımızın madde, buut ve beden bahislerini okumuş olanlara bu ifadeler yabancı gelmiyecektir. Bu fikirleri hazmedemiyenlere ve gayrı tabii görecek kadar dünyamızın fizikoşimik maddeleri içinde boğulup kalmış olanlara karşı bu alemlerin mütalaa kapıları kapanmış olacaktır.
Şimdi << Oriental >> imzasiyle bazı mühim tebliğler vermiş olan diğer bir ruhun, gene Ispatyomun aynı mehalesine ait tebliğlerden birkaç parçasını yazacağız. Okuyucularım aynı mevzuun başka bir ifade ile izah edildiğini göreceklerdir. Fakat bu ifadelerde evvelkine nazaran biraz daha genişlik ve şümullülük vardır:
<< Doğan ve batan sonsuz güneşli dünyalarda inşiatta bulunarak yaşamağa davet olunan ve içinde bulunduğu dünyayı mütalaa eden serbes varlığın ulaştığı zirvelere kadar yükselelim.
<< İstirahat anlarında onun ruyeti çok yukarlara yükselir. Hatta müstakbel hadiseleri bile evvelden görebilecek kadar yükselir. Evet dezenkarne istirahate kavuşur. Fakat o, içinde yaşadığı seyyalelerle münasebetli olan bir istirahate kavuşur. Fakat o, içinde yaşadığı seyyalelerle münasebetli olan bir istirahate kavuşur. Hatta o, bu huşu vaktini bekler ve arar. Arzdışı ( supra-terrien ) varlığın uykusu, bir ölüm benzeri olan uyuşmak değildir. Onun uykusu esnasında perisprisi atıl bir beden gibi terkedilmiş değildir. Ruh yükseldikçe onun zarfı da o nispette ince, nazik ve elle tutulmaz bir hal alır. Perisprital tabaka onu, yani onun batını düşüncesini daha az ağırlaştırır. Ve sideryenin [ 1 ] uzuvları ne kadar az ağır olursa onun uykusu da o kadar şuurlu olur…
<< Bedeni incelmiş öbür alemin bu sakini bütün ihtizazları, bütün tesirleri duyar. Ve onun ruyeti bedeninin her tarafına aynı zamanda yayılır. Tıpkı arz üzeride degaje olmuş somnambülün göziyle değil ruhiyle görmesi gibi.
<< Evet Ispatyomda sideryen uyur, fakat bu uyku izafidir. Bu, bir istirahattir. Ne kadar yüksek olursa olsun o da sizin gibi hatıralarında yaşar. Enkarne insan gibi o da kendi kendine dalar ve kendi varlığını tetkik eder. Fizik yorgunluk onun için bahis mevzuu olmaksızın o, uyuduğu halde uyanıktır. Onun ruyası hemen hemen uyanık halde gibi cereyan eder. İstirahat halinde o, harici görmez. Fakat bizzat kendini görür, uzun mazisini görür. Bununla beraber arzdışı varlık bazen, bazı hadiseleri unutabilir. Sizin haki varlığınızda bile tafsilatını unuttuğunuz şeyler gibi o da büyük mazisinden bazı şeyleri unutabilir. Arada şu fark var ki sizin unuttuğunuz şeyi hatırlamanız gayrı mümkün olduğu halde o, unuttuğu şeyi kendisinde daima bulabilir. Onun görüşü daha uzundur, düşüncesi daha derindir. O, kendi ruhunu açık bir kitap gibi okur, bütün varlıklarında mazinin bütün amellerini görür. Ruh ne kadar yaşa ve ne kadar gençliğe malik ise, yani onun kuvveti ve güzelliği ne kadar fazla ise mazisi sonsuz istikbalinin ufuklarını o kadar fazla genişletecektir…..
<< Ispatyomda da bir şark vardır. Orada da öyle bir an vardır ki o zaman semalar binlerce güneşi kucaklar.
[ 1 ] Bu tabir Ispatyomda yaşıyan varlıklara izafe edilmiştir.
Orada da alemlerin ve nebülöz nehirlerinin akışı vardır. Ve sideryan nurlarla mücehhez olduğu halde, renkleri alaimi semanınkilerle mukayese edilemiyen binbir lemanın içinde gömülür. Onların sideral şekilleri ve bedenlerinin muhtelif kısımları sihirli nüanslarla değişir, ahenkli renklere bürünür. Bundan daha güzel, daha tatlı bir şey yoktur! Şark güneşinde, mavi gök bütün berraklığı ile görünür. Oradan elmas, yakut, zümrüt renkleri akseder. Fakat insanlar için meçhul olan bu renkler birer harikadır. Orada herşey renktir, herşey bir güzelliktir. Herşey sihirdir. Ah!.. Bunları söyliyebilmek için kelime yoktur! Onları ancak Ispatyom diliyle tarif etmek mümkün olur. Ve ben bu dili, bu dildeki kelimeleri, şimdi vasıta olarak kullandığım medyomun beyniyle size nakletmeğe muktedir olamıyorum. Ve siz de bunları anlıyamıyorsunuz. Zira dil sizin icad ettiğiniz şeydir. Bizim kullandığımız dili ise siz ancak burada anlıyabilirsiniz… Ruhun hayatı asla durmaz, ruhun arzda olduğu gibi gıdası vardır. Onun yegane gıdası tekamüldür. Terakkisiz hiçbir şey olmaz. Sizin arz üzerinde daha iyi olmasını öğrendiğiniz gibi; zekanızı genişlettiğiniz, hikmette ve sevgide büyüdüğünüz gibi Ispatyomun sakini de faaliyetler gösterir. Şundan emin olunuz ki kainatın büyük kadrosu içindeki mütalaa meselesinde ihatası kabil olmıyan şey, yani tekamülü takibetmek yolundaki çalışmalar birbirine benzer. Hiç şüphesiz ki sizler için bir hamlede bütün hakikatleri, bütün ilimleri öğrenmek mümkün olmaz. Fakat sizin birçok enkarnasyonlarınız size bunları yavaş yavaş temin eder. >> ( 36 )
Yalnız burada bahsi geçen uyku halini bir iki misal evvelkinde söylenen uyku haliyle bir tutmamalıdır. Evvelkinde letarjik bir halden bahsediliyordu.
Bu da aşağı yukarı bir uyuşukluk halidir. Halbuki burada ruhun kendi içinde yaşaması faaliyeti vardır ve bu da imajinatif bir hayattır. Demek ruhlar Ispatyomun bir merhalesinde arzu ve bilgileri altında mazilerini görürler ve mazinin herhangi bir safhasında halen yaşıyormuş gibi yaşarlar. İkinci kitabımızda az çok tafsilatiyle bahsedeceğimiz Ecmnesie halinin mütalaası bizi ruhların bu hayatına alıştırır. Zira ekminezi yolu ile biz aynı hali süjelerde husule getirebiliriz.
Ispatyom hayatı hakkında çok şey okumakla, çok şey görmek ve dinlemekle ve okunan, görünen, dinlenen şeylerin hakiki manalarını iyi anlamağa çalışmakla bir fikir elde etmek mümkün olur. Fakat nihayeti olmıyan bir hayatın bilgisi de sonsuz olacağından Ispatyom hakkındaki bilgiler ne kadar çok olursa olsun gene noksan kalmağa mahkumdur ve her zaman ona yeni bir bilgi, sürprizlerle dolu yeni bir müşahede ilave etmek mümkün olacaktır. İşte bu mülahaza ile kitabımızın müsaade edebildiği kadar müşahedeleri çoğaltmak istedik. Zira ancak bu suretle bu geniş mevzuu üzerinde az çok açık bir fikir edinmek mümkün olurdu. Aşağıdaki misal Ispatyomun gene aşağı yukarı orta merhalelerine ait bir hayatı tasvir eden tebliğin bazı parçalarıdır ve bizi başka bir bakımdan Ispatyom hayatı hakkında tenvir etmektedir:
<< Yer yüzündeki insanın üç türlü hayatı vardır: Maşeri hayatı ( publique ), hususi hayatı ( perivee ), mahrem hayatı ( intime )… Maşeri hayatı, maddi meşguliyetlere; hususi hayatı, aile hayatına; mahrem hayatı da yalnız kendi vicdanına aittir…
<< Ispatyom sakinlerinin hayatı sizinkine benzer. Arzdışı varlıkların da aile hayatı vardır. Onlar da sizin gibi cemiyet halinde yaşarlar. Birbirlerine karşı feragatkar muamelede bulunurlar. Ve kemal derecelerine göre birbiriyle kaynaşırlar… Fezada hakiki müebbet aileler vardır. Orada da arz üzerinde olduğu gibi iş anları vardır. Orada da yapılan iyi hareketlerden sonra tatlı istirahat anları vardır. Çünkü diğerlerine nazaran daha büyük zahmetler içinde bulunan dezenkarneler vardır. Ve geride kalanları kurtarmağa çalışan diğer dezenkarneler vardır. Orada feragat her saat, her an mevcuttur. Fakat bütün bu mücadele ile geçen anlardan sonra ve bir vazifeyi müteakip ruhlar ellerini birbirine uzatırlar… Ispatyom sakinleri arasında mahrem hayat da vardır. Çünkü ruhlar birbirlerine karışmış bir halde değildirler. Onlar yükselmek için birbirinden ayrı olarak muhtelif şekillerden geçmişlerdir. Ve onların ilerlemelerine yardım eden alemler, ayrı alemler olmuştur. Her varlığın tekamülü aynı tarzda vukua gelmemiştir. Uzun ve zahmetli bir çalışmadan sonra ruhlar birbiriyle birleşmek için aynı yolu takibetmemişlerdir. Aynı bir nebat, aynı bir çiçek olmamışlardır. Aynı dikenler tarafından iğnelenmemişlerdir. Ve hepsi aynı güzelliği görmemiştir. Bununla beraber onlar öbür alemde birbirini bulunca toplu bir ahenk teşkil ederler. Muhtelif duygular, muhtelif görüşler, muhtelif kazançlar birleşir. Ve her zeka öğrenmiş olduğu şeyi başkasına getirir…
<< Ispatyomun sekenesi de kabahatler yapabilir. O, bir vazifeden vaz geçebilir, himaye ettiği kimseyi terk edebilir. Ve kendisinin meydan vermemeğe muvaffak olabildiği fena bir tesir altında; himaye etmesi lazım geldiği varlığın sukutuna göz yummuş olabilir, diğer faziletkar bir varlığı kırabilir. Mahrem hayatta gizli bir hayat, bizzat sizin kendi hayatınız vardır. Orada siz kendinizle karşı karşıyasınız. Ve hiçbir kardeşiniz oraya giremez. Böylece Ispatyomda her tekamül derecesinde bulunan ruhların kendilerinden daha yüksek olanlardan madasının nüfuz edemiyeceği bir perde ile örtülü mahrem hayatı vardır. >> ( 36 )
Bir Brahma imzasiyle başka bir tebliğ veren ruhun ifadesi de yukardakilerle alakadardır:
<< Arzın ailesi daima ruhani ailenin aynı olamaz. Biz bazen dünyada bize yabancı bir aile içinde enkarne olmak üzere Ispatyomdaki sevdiklerimizi terkediyoruz. Ve belki de orada ihtiyacımız olan sempatiyi bulamıyoruz. Çünkü Ispatyomdaki aile bağları sevgiden yapılmıştır. Ben burada hissi bir aşktan bahsetmiyorum. Bu alemde gördüğümüz ve anladığımız sevgiden, bir sevgi - seyyale ( = amour-fluide) den bahsediyorum. Bu, öyle kuvvetli bir bağdır ki varlıklar birbirinden bir ebediyet içinde dahi ayrılmış olsalar bu bağ kopmaz. Ve onlar daima birbirini bulacaklarından emindirler.
<< Yabancı bir aile içine sevgiyi öğretmek ve kendi sevgisi seviyesine onları yükseltmek için inilir. Sevgi kudretlidir. O, sevenin etrafını kuşatır, ve bir kuvvet, bir nur sevişen varlıkları ıslah eder, yükseltir, güzelleştirir.
<< Ispatyomda sevgililerini terketmek fedakarlığında bulunmuş bir kimse onları tamamiyle terketmiş değildir. Geceleyin o, sevdiklerini bulur. Fakat gündüzleri kendisini ezen ve acılara sevkeden arz üzerindeki kapanına tekrar dönmeğe şüphesiz mecburdur. Ve burada o, bazen kendileri ile yaşamakta olduğu insanların nevazişlerinden bile ıstırap duyar. Fakat sabır lazımdır. Diğerlerine karşı beslenen ve kendisine karşı beslenmiş olan antipatilerle mücadele etmek lazımdır. Sebat lazımdır, fakat asla teslimi nefsetmek değil! Bu kelimenin asla yeri olmamalıdır. Mücadelede devama yarılan cesarete ve sebata malik olmalıdır, mücadeleden vaz geçirtecek teslimiyete değil! Sebat sevgi ile olmalıdır. Zira Ispatyomun sevgisi bir zevk ise arzın sevgisi bir ıstıraptır. >> ( 36 )
Okuyucularımızın şüphesiz dikkat nazarlarından kaçmamış olan bir şey vardır: Orta merhaledeki Ispatyom hayatına dair buraya kadar vermiş olduğumuz misallerde yeni yeni beliren bazı hususiyetler görünüyor. Mesela, ilk zamanlarda yalnız kuru bir imajinatif faaliyetten bahsedilirken müteakip tebliğlerde yavaş yavaş sevgiden ve gzüelliklerden bahsedilmeğe de başlanıyor. Bu hal, şüphesiz ruhları tedricen yükselmiş oımalariyle alakadardır. Binaenaleyh, Ispatyomun her merhalesinde birbirine belirsiz nüanslar içinde geçen derece farkları vardır. Herşeyin büyük bir gayeye matuf olduğu düşünülünce, Ispatyomda zahir olan yeni melekelerin de böyle sevgi ve güzelliğe doğru inkişaf eden bir yürüyüş takibetmesini tabii görmek icabeder. Vasıtalar yavaş yavaş gayelerin teminine medar olacaktır. Hiçbir faaliyet boşuna olmadığı gibi ruhun yüksek imajinatif kurucu faaliyetleri de kuru ve boş bir şey değildir. Onun sevgiye, güzelliğe ve kim bilir daha nelere yarıyan tarafları vardır.
Aşağıda vereceğimiz diğer misal Ispatyomdaki estetik duyguların inkişafına ve onların güzelliklerine temas etmektedir:
<< Arzdışı varlıklar azçok inşaata maliktirler. Onların nazarları tekamül derecesine göre kainatın içindeki şeyler hakkında azçok nüfuz kabiliyetine maliktir. Hakiki terakki sadece iyi olmağa vabeste değildir. Bu iyiliğe faziletleri, kaliteleri ve mütalaa planında kazanılmış bilgileri ilave etmek lazımdır. Bunlardan anlarsınız ki, sizin enkarnasyonlarınız, sonradan bizim aramıza döndüğünüz zaman göreceğiniz ilk vizyonu muhakeme etmeğe, duymağa, öğrenmeğe ve bu yolda çalışmağa sizi hazırlamak için mutlaka zaruri olan bir tekamül yoludur. Ve sizin, Ispatyomda göreceğiniz işlere nispeten hiç mesabesinde olan dünyadaki işleriniz ne kadar küçük olursa olsun öbür alemde önünüze konacak her şeyi daha iyi kavramanız için zekanızı genişletmeğe yarıyacaktır. Bu kavrayış kudreti ilerlemiş ruhların nurunu ve güzelliğini teşkil eder.
<< Ey insanlar!... Siz arz üzeride hakiki güzelliğe malik olunabileceğine inanır mısınız?..
<< Bir insan yüzünde toplanmış olan güzellik yalnız fizik güzellik değildir. O yüzde iyilik ve ilim parlaklığının ifadeleri de vardır. Hulasa, terakkiye karşı bu kadar asi olan bu dünyanın en mütekamil zekasında gördüğünüz güzellik; küçük ve alçak bir ruh kıvılcımını hakikaten güzel, nurlu ve bir güneş gibi parlak bir ruh haline getirinceye kadar binlerce ve binlerce asırlar geçirmiş olan varlıkların güzelliği yanında hiç bir şey değildir. Siz terakkinin bu şahikalarına geldiğiniz vakit göreceksiniz ki dünyanızda hayran olduğunuz bütün güzellikler; hudutsuz kemal sahasında tezahür eden sideryenlerin seyyalevi yüzlerindeki cazip ifadelerin yanında pek az bir şey olur. Oh!.. Bu cazibeyi tavsif etmek benim için mümkün değildir. Ancak şu kadar söyliyebilirim ki, tatlı bir iyilikle meşbu bir bakışı, sakin ve kuvvetli bir ifadeyi, ve bütün yüzden fışkıran nurlu bir şeyi tasavvur ediniz!...
<< Ey beşerin zafı!... Arz üzerinde güzel görünmekle tefahur edildiği zaman Ispatyomdakiler bu tefahur hakkında nasıl mülahazalarda bulunuyorlar bilseniz. >>
Ispatyomun, mütalaasında bulunduğumuz bu orta merhaleleri hakkında bazı diğer bilgileri topluca L. Denis nin aşağıdaki sözlerinde bulabilirsiniz:
<< …… Nihayet bir gün gelir ki, ruh dünyadaki seyahatlerini bitirmiş olarak temiz bir halde ruhani hayata girer. Orada fenalık, karanlık ve hata yoktur. Ve son maddi tesirler orada sönmüştür. Orada eski zamanı endişeleri ve acıları yerine sükunet, huzur ve derin bir emniyet hakim olmuştur. Orada ruh, tecrübelerinin son haddine varmıştır. Artık o, bir daha ıstırap çekmiyeceğinden emindir… Münevver, sebatkar ve tatlı ruhların ortasında yaşadığını hissetmek ne kadar hoş bir şeydir! Hiç bir şeyin koparamayacağı sevgi bağlariyle onlara bağlanmak, onların ilhamlarına, meşgalelerine, zevklerine iştirak etmek ve keza onlar tarafından anlaşılmış olduğunu, desteklendiğini, sevildiğini duymak ve ölümden kurtulduğunu, asırların değiştiremiyeceği bir gençliğe kavuştuğunu bilmek ne kadar mestedici bir şeydir!...
<< Yüksek mıntakalar, bütün sanatların ilham aldığı, mükemmel ve ideal bir güzelliğin vatanıdırlar… Yüksek ruh için sanat, bir çok vicheleriyle bir duadır. Ebedi Prensibe yapılmış bir ibadettir.
<< Bizzat seyyalevi olan ruh, Ispatyomun seyyalelerine tesir eder. Onun kudretli iradesi bu seyyaleleri birleştirir. Ve arzusuna göre tertipler, kendi gayesine uygun bir tarzda onlara renkler ve şekiller verir….. Esiri mıntakalarda ruhani bayramlar vardır. Nurlar içinde parlıyan temiz ruhlar, oralarda aileler halinde guruplanırlar. Dünyanın akortsuz gürültülerine mukabil tatlı bir armoni onları teshir eder… Sayısız bir kalabalık halinde bulunan ruhlar, birbirini tanır ve aralarında sevişir. Ölümle kesilmiş olan maddi hayattaki sevgi bağları bir daha kopmamak üzere tekrar teessüs eder.
<< Bu sevişen ruhlar Ispatyomun muhtelif noktalarından, muhtelif yüksek alemlerden gelerek toplanırlar. İfa etmiş oldukları vazifelerin, işlerin neticeleri hakkında birbirine tebliğatta bulunurlar. Ve muvaffakiyetlerinden dolayı birbirini tebrik ederler. Güç işlerde birbirine yardım ederler. Bu nezaket kazanmış ruhların arasında hiçbir ikiyüzlülük, hiçbir kıskançlık duygusu nüfuz edemez. İlahi elçilerden talimat alan ve daha ziyade yükselmek için yeni vazifeler kabul eden bu ruh topluluklarında sevgi, itimat ve samimiyet hakimdir. Bunlardan bazıları milletlerin ve dünyaların tekamülüne ve terakkisine nezarette bulunmadığı deruhte ederler, diğerleri feragatle maddi dünyalarda enkarne olurlar ve bütün insanları ilimde ve ahlakta tenvir ederler. Diğer bir kısmı da enkarne insanlara bağlanarak yol gösterici ve hami sıfatiyle onları maddi varlıklarının haşin yollarında doğum anından ölüm anına kadar ve bir çok hayatlarda takibederler ve bu işlerden himaye görenlerin haberi olmaz…
<< Bu ruhlardan biri bir küçük kardeşinin himayesini bir defa üzerine aldıktan sonra ne kadar dostça bir iştiyakla onu destekler ve ne kadar büyük bir sevinçle onun muvaffakiyetlerini karşılar ve önüne geçemediği sukutların karşısında ne kadar derin acılar duyar!...
<< Ruhlar arasında sınıflar vardır; bu sınıflanmanın dayandığı esas çalışmakla ve ıstırapla elde edilmiş meziyetlerdir.., >> ( 50 )
Şimdi Ispatyomun bu merhalesine ait son sözü evvelce okuyucularıma takdim etmiş olduğum sayın dezenkarne dostlarımızdan Albert Pauchard’a bırakıyorum. Bu mesajın dikkatlice okunmasiyle, ruhların Ispatyom mıntakalarında üç buut telakkisinin şahikalarına doğru tedricen nasıl yükseldikleri anlaşılabilir:
<< İlk zamanlarımla şimdiki zamanlarım arasında fark imajinatif kreasyon’un iptidalarda irade dışı olarak yapılması, şimdi ise istikametini iyi almış bir irade ile yapılmış olmasıdır. Bu, tedricen öğreniliyor. Etrafımda rasgeldiğim insanlarda da vaziyet böyledir. >> ( 37 )
Büyük bir realiteyi ifade eden bu fikri, yanlış bir istikamette kabul edilmesi endişesiyle kendi zaviyemizden biraz tavzih etmek zarureti hasıl oluyor. Evvelden beri söylediğimiz gibi Ispatyom hayatının muhayyile mahsulü sahnelerinin mevcudiyetini Pauchard çok güzel bir ifade ile burada tekrarlamış oluyor. Ancak, iradesiz bir imajinasyanun mümkün olmıyacağını biz kendi hususi çalışmalarımız neticesinde rehperlerimizin tebliğatından öğrenmiş bulunuyoruz. Bu bilgilerin bir realiteyi ifade ettiğini, bir çok tetkikattan sonra da anlamış ve kabul etmişiktir, Bu hususta gerek tahayyül ve gerek tekamül bahislerinde lüzumlu olan mülahazalar ve tebliğler zikredilmiştir; fakat sırası gelmişken burada da Üstadımızdan almış olduğumuz bu baptaki bazı tebliğlerden bir iki tanesini yazmağı faydalı gördük.
<< İmajinasyon ( tahayyül ) irade ile başlar, irade ile biter.... Spontane ( kendiliğinden ) olan imajinasyonlar da gene hakikatte ruhun iradesiyle olur. Demin söylediğim gibi imajinasyon irade ile başlar, irade ile biter; bu irade sizin nazarınızda her zaman aşikar olmasa bile hakikatte mevcuttur. >> ( 51 )
İradesiz bir tahayyül bahis mevzuu olamaz. Fakat imajinatif ( tahayyuli ) bir faaliyette iradenin her vakit aşikar olması şart değildir. Bazen bu irade, tahayyül eden varlık için gizli kalabilir. İşte Pauchard’ın irade dışı terakki ettiği tahayyülü biz bu neviden bir tahayyül olarak kabul ediyoruz. Şu halde buna irade dışı imajinasyon demekten ziyade bize göre, kendiliğinden imajinasyon demek daha doğru olur. [ 1 ]
Hakikaten bir çoklarımızın böyle kendiliğinden bir tahayyülle yaptığı işler çoktur. Bu işlerin kendi tarafımızdan yapıldığını çoğumuz bilmeyiz. Öbür aleme geçen ruhlar da böyledir. Ruhların ilk Ispatyom adımlarında bilmeden vücude getirmis oldukları imajların çoğu şüphesiz kendi eserleridir. Ve bunlar şüphesiz kendi iradeleriyle olmuştur. Fakat bu iradeden onların haberi olmadığı için imajların nerden geldiğini bilmezler ve onlara objektif kıymetler verirler.
Dünyamızda iradenin her vakit şuur sahasında görünmediğini söylemiştik. Bu fikri daha iyi kavramak için bazı misaller bulabiliriz.
Hayvanlardaki irade bu misallerin başında gelir. Bir hayvan, iradesiyle herhangi bir işi yaptığı halde onun iradesinden haberi yoktur. Hatta hayvanların iradesi hakkındaki şuursuzluğuna bakarak bir çoklarımız onlardaki iradenin mevcudiyetini bile inkar etmişizdir.
Fakat bize bu hususta en iyi fikri verecek olan gene insanlara ait gizli irade tezahürlerinden alınmış misallerdir. Çok dikkate değen bu ruh haletini Pauchard’ın diğer bir tebliği açıkça izah etmektedir. Bu tebliğde bahis mevzuu küçük S. Papa, Pauchard ve arkadaşlarının dostlarından olup, Pauchard’an sonra Ispatyoma geçmiş bir zattır ki tebliğ bu küçük S. Papa’nın Ispatyoma geçisinden üç gün sonraki hayatına aittir.
[ 1 ] Bu, tamamiyle neo-ispiritüalizmaya ait bir düşüncedir.
<< Küçük S. Papa’yı mı soruyorsunuz ?... Ben ona hemen hemen değişmesini müteakip müsadif oldum. Ona dair size bazı şeyler söylemek isterim. Çünkü bu işte oldukça eğlenceli bir hikaye vardır.
<< Ben onun intikali anını duymadım. Ancak küçük S. Papa beni gelip kendisi buldu. Onun mesut, fakat tantanalı bir tavrı vardı. Redinğotu ile, silindir şapkasiyle, ceketinde çiçeği ile ve elinde küçük incili ile arzı endam ediyordu. birbirimize rasgelmekten çok memnun olmuştuk. Ben:
<< – Pekala Küçük S. Papa, dedim. Buraya geldiğinizden dolayı memnun musunuz ?
<<–Evet! tabii, dedi. Zevceme kavuştum. Sizi aramak istiyordum ve… İşte tesadüfen size rasgeldim.
<< Ben, bu karşılaşmamızda tesadüf olmadığını, benim onun arzusunu derhal duyduğumu kendisine izah ettim. Gençleşmiş bir halde bulunmasından dolayı kendisine komplimanlarımı sundum. Fakat, niçin böyle debdebeli bir kıyafette bulunduğunu kendisine sorduğum zaman bana: Böyle bir alemde hiç şüphesiz en iyi tarzda giyinmesi lazım geldiğini söyledi.! Hulasa bir müddet beraberce iyi bir vakit geçirdikten sonra ben tekrar görüşelim diye kendisinden ayrılacağım sırada o, elindeki incilinin kaybolduğunu gördü. O sırada incilini düşünmediği için kaybetmişti. Buna çok canı sıkıldı. Fakat ben, incilini beyhude yere aradığını söyledim. Çünkü burada bir şeyi aramak, onun mevcut olmadığını düşünmek ve bu suretle onun olmamasını neticelendirmektir. Ona dedim ki:
<< – kendi kendinize incilinizin elinizde bulunduğunu söyleyin o, elinizde olacaktır.
<< O, benim şaka söylediğimi zannetti ve :
<< Uzun zamandanberi ahrette olduğunuz halde siz hep ayni Pauchard’sınız! dedi. Ben:
<< – Fakat işte, inciliniz elinizde duruyor, dedim.
<< Eline baktı, hakikaten doğru idi >> ( 38 ).
Burada küçük S. Papa’nın elindeki incili, redinğotu ve silindir şapkası hep kendisi tarafından vücude getirilmiş şeylerdir. Fakat o, bunun henüz farkında değildir. Zira o, henüz Ispatyomun ilk merhalesinde yaşamaktadır. Netekim Pauchard’ın ihtarı üzerine bilmeden yaptığı bir irade ile incilini tekrar vücude getirmiştir.
Fakat ruhlar Ispatyomun bu ilk merhalesini geçtikten sonra şuurlarında bir berraklık peyda olmağa başlar. Ve o zaman şuurlu bir irade ile çalışarak tahayyüllerini ve onların neticelerini müdrik olurlar. İşte, Pauchard’ın bahsettiği müteakip safhalardaki istikametini iyi almış bir irade ile yapılan kreasyon’ u budur. Birinci halde ruhta bir teşevvüş vardır; ruh, dış alemi dolduran bütün hadiselerin kendisinden bazen de başkalarından gelmiş imajlar olduğunu fark edemez. Vakasına göre bu onun için bir istırap veya bir haz kaynağı olabilir. İkincisinde ise ruh, gerek kendisinin ve gerek başkalarının tekamülünü temin etmek için bilerek ve iyice ayarlıyarak bir takım imajlar husule getirir. Ve bu meleke onun yükseklik derecesiyle mütenasiben artar.
Çok ehemmiyetli gördüğümüz bu ruh halini daha yakından tetkik etmek için okuyucularımıza kitabımızın tahayyül bahsini mütalaa etmelerini tavsiye ederiz.
Bu izahattan sonra Pauchard’ın sözlerine devam ediyoruz:
<< ….. Etrafımda peyzaj ve aynı zamanda binalar görüyorum. Evet, hatta kliseler, fabrikalar, kimya laboratuarları, keresteci dükkanları… görüyorum. Fakat bütün bunlar o tarzda bir nura gark olmuş haldedirlerler ki ben bu hali ancak semavi tabiriyle ifade edebilirim. Buradaki eşya dışarıdan aydınlanmış değildir. Ziya, onların kendilerinde vardır. Ve onlar kendiliğinden ziya neşrediyorlar. Burada her varlık, her şey ziya içinde ziyadır, zulmetleri aydınlatan zulmet içinde bir ziya değildir. Arıyorum, fakat size nasıl daha iyi bir izah yapabileceğimi bilmiyorum.
<< Bu hal, izahın yokluğundan değil, şunu göz önünde iyi tutmalı ki, sizin haki varlığınızın mahdut olmasından ileri gelmektedir….
<< Ben demin laboratuarlardan, fabrikalardan ve inşa tezgahlarından bahsettim. Bu, şunu anlatır ki burada herkes kendi idealini ifade etmek ve haki hulyalarını tahakkuk ettirmek imkanına maliktir. O, ne beyin, ne de dış şartların mahdut çerçevesi arasında mahsur değildir. Onun telakkisi nurani bir şekilde ifade edilir ve kendiliğinden şekil alır. >> ( 37 )
Kıymetli kardeşimizin sözünü gene keseceğiz; çünkü ifadenin açıklığı, güzelliği ve en büyük realiteyi bu kadar canlı bir tarzda anlatmış olması üzerinde biraz durmadan geçmek mümkün değildir.
Pauchard’ın dediği gibi Ispatyom hayatının öyle bir merhalesi vardır ki oradaki ruhlar bilerek bir takım eşyayı, şekilleri - hatta mekanizmasını anlamağa lüzum görmeksizin - vücude getirirler. Bu, ilk zamanlarda bahsettiğimiz şuursuz faaliyetlerden başka bir iştir. Burada Pauchard’ın bahsettiği tezgahlar, fabrikalar v.s. hep ruhların tahayyül melekesini kullanarak teşkil etmiş oldukları şeylerdir. Ve bunların kurulmasında hem kendilerinin hem de diğer varlıkların türlü faydalanmaları gayesi vardır.
Esasen Ispatyomda olduğu gibi kainattaki her maddi şekil, ilahi kanunların icabatına uygun bir halde ruhlar tarafından meydana getirilir. Hatta şunu söylemekten çekinmeyiz ki muazzam maddi dünyalar dahi böylece kurulmuş ve böylece yaşamakta devam edegelmiştir; ancak bu kadar yüksek kudretleri haiz ruhlar, hiç şüphesiz ne tatbiki ne de nazari tetkik sahamıza girebilecek mıntakalarda değildirler. Ruhların Ispatyomda kurdukları şeyler çok kısa veya çok uzun ömürlü olabilir. Bu müddet bir kaç saniyeden, bize göre bir ebediyet olan milyarlarca senelere kadar sürebilir. Bu işlerin kurulmasında hakim bütün gaye, ruhların tekemmülleri için lüzumlu vesaitin hazırlanmış oımasına matuftur. Her ruh tabiatın bu muazzam işinde kendi kudreti derecesine göre amelelik vazifesini az çok bir muvaffakiyetle yapmağa çalışır.
Burada Mutlak’a ait Hilkat bahsi ile bu söylediğimiz teşkil etme, kurma hadisesini, haşa, birbirine karıştırmamak lazımdır. Bir şeyi yoktan var etmek başkadır, mevcuda şekil vermek başkadır. Bizim Hilkat hakkında hiç bir bilgimiz olamaz ve bu hususta bir tek söz bile söylemek kabiliyetinde değiliz. Zira biz yokluğu idrak edemeyiz ki ondan hasıl olan varlıklardan bahsedebilelim. Bizim cılız idrakimize yokluk mefhumu hiç bir vakit giremez. Ve biz yokluktan hiç bir mana çıkaramayız. Hatta gelişi güzel bir yokluğu kabul etmek bile gene bir varlığı kabul etmekle müsavi olur. Yokluğu aklımız almayınca Hilkatten bahsetmek abes bir iş olur.
Büyük ve henüz tanımadiğımız ruhların milyarlarca asırlar payidar olan muazzam dünyaları, baş döndürücü büyüklükteki nebülözleri teşkil etmelerini yaratma tabiriyle ifade etmek tamamiyle uydurma bir söz olur. Zira bunların hiç birisi yoktan var edilmiş değildir. Hepsi maddelerin inkilaplarını tayin eden ilahi kanunlardan istifade edilerek ruhlar tarafından ve esasen mevcut olan maddelerden vücude getirilmiş teşekküllerdir. Bu fikrimi bir misal ile daha iyi anlatabilirim:
Bir heykel heykeltraşın eseridir. Fakat bu, onun yoktan var ettiği bir şey değildir. Ancak mevcut eşyaya kendi imajinatif faaliyetiyle vermiş olduğu bir şekildir. Bir sanatkarın böyle bir çamur parçasını alıp ondan bir heykel vücude getirmesiyle aklımızın ermediği yüksek ruh mertebelerine varmış dev gibi ruhların esir maddelerini bilmediğimiz yüksek kabiliyetleriyle bir araya toplıyarak bir dünyayı vücude getirmesi ve onu uzun zaman yaşatabilmesi arasında fark yoktur. Bunların ikisi de eserlerini yoktan var etmiş değildirler. Esasen mevcudolan maddeleri onlar muayyen maksatlara göre bir araya toplamışlar ve şekillendirmişlerdir. Böyle basit ve yalnız mahlukata mahsus ameliyeyi hiç bir mahlukla nispeti bahis mevzuu olmıyan Halika, Mutlaka izafe etmek Onun hakkındaki duygu ve bilgi noksanından ileri gelmiş bir hatadır.
Bahsimiz biraz taşan bu mülahazaları yukarki fikirlerimizin yanlış anlaşılmaması için kısaca yazdıktan sonra Pauchard’ın tebliğatına devam ediyoruz:
<< …… Arzu ve iç çekişleri ( Aspirirations ), bizim alemimize mahsus maddede kendine has tahakkukunu otomatikman temin eder. Burada sizdeki gibi, ona mani olacak ağır ve mukavim hiç bir madde yoktur. Bu şunu da intaceder ki bu ameliyede aklın ( intellect ) müşterek müdahelesi o kadar zaruri değildir.
<< Bir an gelir ki o zaman eşyanın seyri esnesında bu imajinatif kreasyon imkanları tükenir; bu takdirde diğer bir arzu belirir; bu da onun nasıl ve niçin olduğunu anlamak arzusudur.
<< İşte bu noktada mantal faaliyete kayılmış olur…. Benim burada etrafımı kaplıyan muhitle münasebetlerim tamamen bu son faaliyet şeklindedir. Zira ben, bahis mevzuu bu iki alemin hududunda bulunuyorum. Bunlar iç duygusu ( sentiment ) ve akıl ( intellect ) alemleridir ki siz bunlara astral ve mantal diyorsunuz >> ( 37 )
Teozoflarca uzun uzadıya tasniflere tabii tutulan astral ve mantal planların şemasını Pauchard şu iki cümle içinde vuzuhla çizivermiştir. Beden bahsinde münakaşasını yaptığımız gibi burada da bu münesabetle tekrar ediyoruz ki Ispatyomda ayrı ayrı bedenler giyerek veya çıkararak girilecek birbirinden bıçakla kesilmiş gibi ayrı planlar yoktur; fakat ruhun tekamülü ve faaliyetlerinin tezahür zeminleri vardır.
Demek ki A. Pauchard’ın son ifadesinden de anlaşıldığı gibi üç buutlu Ispatyom telakkisinin son merhalelerinde eşyanın illetini ve oluş hallerini araştırmak işi başlıyor. Nitekim aynı hakikati L. Denis aşağıdaki cümlelerle ifade etmektedir: << ...... Ondan sonra nihayetsiz eseri mütalaa etmek, temaşa ve tebcil eylemek, her yerde adaleti, güzelliği, semavi iyiliği tanımak ve onlarla birleşmek, yüksek ruhları vazifelerinde ve hizmetlerinde takibetmek ve daima, daima yeni hazlara yeni çalışmalara ve bizi bekliyen terakkilere doğru yükseleceğini anlamak: İste Hayatı ebediye budur >>
Fakat bir an gelir ki ruhların üç buutlu alemdeki görgü ve tecrübeleri tekemmül eder. Ve o zaman onlarda daha yüksek bir alemin icapları içinde yaşamak ihtiyacı başgösterir. Zira bu derece gelmiş ruhların telakkilerinde esaslı değişmeler olmuştur. Üç buutlu maddi dünyaların realiteleri bu incelmiş ve yükselmiş telakkiler karşısında tatminkar olmaktan çok uzak kalmıştır. İşte ruh halinde husule gelen bu esaslı değişme, ruhların üç buutlu alemi müteakip bir aleme intikalini zaruri kılar. Evvelce de seylediğimiz gibi biz bu aleme bile bile, yanlış olarak dört buutlu alem demek zorunda kalıyoruz. Bu aleme geçen ruhların hayatı derhal bizim müdrikemizden siliniyor. Zira oralarda, bizim düşünebildiğimiz ve anlıyabildiğimiz manada ne şekil, ne renk ve ne de obje mevcyttur.
Fakat böyle yüksek alemler hakkında bilgi edinebilmemizin mümkün olmadığını kabul etmekle beraber o kainatın üç buutlu alemimizdeki bazı inikaslarını, çok güçlükle de olsa bir duygu halinde bize ihsas eden bazı tebliğlerden müstefit olarak duyabilmeğe çalışıyoruz.
E – Dört buutlu alemin eşiğinde
Dört buutlu kainatın varlıkları insanlar için o kadar anlaşılmaz ve o kadar yükselmiş bir haldedirler ki zaman zaman bunlarla ancak bilvasıta tsmas haline geçmek saadetini tatmış olan insanlar bu kainatın yüksek varlıklarını uluhiyet derecesinde karşılaşmışlar ve tebcil etmişlerdir. Din tarihinde de gördüğümüz gibi, Allahla görüştüğünü zannedenler, veyahut kendilerini uluhiyet vehmedenler, ya doğrudan doğruya duyulmuş veyahut başkaları tarafından anlatılmış bu yüksek alemlerin varlıkları ile vukua gelen vasıtalı temasların tesiri altında kalmış olanlardır. Mutlak, Halık mefhumu ile kendi idraki arasında aşılmaz uçurumlar bulunan beşerin insanüstü varlıklara Allahlık isnat etmelerini tabii görmek lazım gelir, zira insanın Allah Hakkındaki duygu ve düşüncesi onun tekamülü ile yükselir ve kıymetlenir.
Biz o kader geriyiz, o kadar görgüsüz ve tecrübesiz ki en ideal bir düşünce ile bulabildiğimiz ilahi vasıflar, ilahi kudret, ilahi güzellik ve ilahi her şey, her mefhum Allaha gitmek şöyle dursun, ededi ve ezeli kainatlar içinde bir zerre dahi olmıyan fakat bizlere ebedi ve ezeli görünen yüksek buutlu alemierin henüz ilk merhalelerinde rasgeldiğimiz bir mahlukta, bir ruhta takılıp kalıyor. Ve insanlar için bundan daha tabii bir hal olamaz. İnsan hi bir vakit Halik olmadı ve hiç bir vakit Halik olmıyacak… Esasen ezelde ve edette ruhlar ve diğer bütün varlıklar Allah olmadığı ve olmıyacağı için Allah Halik, ruhlar ve bütün varlıklar da mahluk olmuşlardır. Bu iki mefhumu hangi mantık ve hangi sebeple olursa olsun, birbirine karıştırmak gafletinde bulunanların bir dalalet içinde kaldıkları muhakkaktır. Kendimizi biraz riyazetle, biraz da tecerrüt haliyle bir allah hissedebilmemiz mümkündür. Fakat bu, görgü ve tecrübelerle kafi derecede olgunlaşmamış kör bir iman meselesi olur. Bu bakımdan bu hali tabii görmek kabildir. Bununla beraber bu hal bir arızadır ve gelip geçecektir. Zira tekamül vetiresi olan görgü ve tecrübe hayatı, insanı bir an bile fasıla vermeden önüne takıp sürükler ve bu sürükleniş insan ruhunda saplanmış birtakım dikenlerin, pürüzlerin ve arızaların ruhtan sökülüp atılmasiyle neticelenir. İşte kurulduğu andan itibaren beşerivetin mukadderatı bu olmuştu ve bu olacak.
Dört buutlu kainatın varlıklarına dair hiçbir bilgiye sahibolamıyacağımızdan evvelce bahsetmiştik.
Biz evvelce de yazdığımız gibi medyomumuz vasıtasiyle oradaki yüksek varlıklara ait hiç bir şekil görememiştik. Ve böyle bir şeklin orada mevcut olmadığını da gene onlardan öğrenmiştik. Fakat bu varlıklar gene kendi ifadeleri ile bize istedikleri zaman maddeden bir hisse alarak görünebileceklerini de söylemişlerdi:
<< Bulunduğunuz bu planda sizin görebileceğiniz bir şekil yoktur. Vesaitinizle göremezsiniz. Buradakileri görememeniz, sizin vesaitinizin eksikliğinden ileri gelir. Çünkü siz yalnız görmek mefhumu ile anlıyabiliyorsunuz. Halbuki umum duygunuzla görmenizdir asıl görmek.
<< Binaenaleyh aşağı planlarda gördüğünüz tarzda bir şekil burada yoktur. Fakat biz istersek bu olabilir, zira biz, maddeyi teksif ederek size görünebiliriz. >>( 51)
Bu sözlerden iyice anlıyoruz ki oradaki varlıkların bizdeki gibi şekilleri yoktur. Fakat onlar müessiriyet kudretlerini kullanarak maddelere istedikleri şekli verebilirler ve eğer her hangi bir maksatla bizim idrak sahamıza girmek lüzumunu duyarlarsa o zaman maddelere bizim anlıyabileceğimiz şekilleri vererek bize görünebilirler. Biz buna lüzum görmediğimiz için tecrübelerimizde bu nokta üzerinde ısrar etmedik. Zira bu görünüş ne kadar yüksek olursa olsun dört buutlu alemin hakiki manzarasını bize vermiyecektir. Oralardaki bir varlığın bizim idrak sahamıza düşmesi, muhakkak hakiki durumundan o nispette ayrılmış olması demektir. Bundan başka, böyle bir görüşün diğer bakımdan da büyük bir kıymeti olmıyacaktır: bu yüksek varlıkların kendilerini bizim realitemize uygun birer şekil halinde gösterebilmeleri ancak muhataplarının alabilme kabiliyetleri nispetinde ve ona uygun bir tarzda vukua gclecektir. Buna nazaran bu görünüş sabit olmıyacaktır, her insana ve hatta insanın muhtelif tekamül safhalarına göre değişik olacaktır. İşte bu hal, bu görünüşün tetkik bakımından bize büyük birşey öğretmiş olmıyacağını anlatmağa kafi gelir.
Bununla beraber bu hususta hiç olmazsa pek iptidai bir fikir vermiş olmak için başka bir kaynaktan verilmiş bilgileri okuyucularıma takdim etmeği faydalı görüyorum. Bunu için gene Pauchard’ın tebliğatına döneceğim; zira bu bahiste en iyi bilgiyi bize vermiş olan bu zattır. Onun sözlerini gözden geçirirken okuyucularım, etrafını iyice anlamış bir ruh göziyle ve belki kavrıyabileceğimiz en yüksek bir tasvirin imkanı nispetinde dört buutlu kainatın yüksek varlıkları hakkında oldukça maddi bir fikir edinebileceklerdir. Ancak daima söylendiği gibi, bütün bu tasvirleri hakiki manasında almamak ve bizim anlayış kabiliyetimize göre uydurulmuş şeyler olduğunu unutmamak lazımdır. Zira Pauchard’ ın tarif ettiği bu varlıklar, onun bu tarifine girmiş olduğu müddetçe hakiki planlarından ayrılmış ve bizim üç buutlu realitemize girmiş bulunmaktadırlar; biyaenaleyh aşağıki satırlar dört buutlu varlıkları alçaltarak tasvir eder:
<< Bu gün, sizin yüzünüzden, ben gene bu latif varlıkla temas haline geçtim. Bu zamana kadar böyle insanüstü Alemle alakadar değildim… Onun dili ile heceli diller arsında hiçbir münasebet yoktur. Onun Aleminde böyle konuşulmuyor.
<< Benim ondan almış olduğum ilk intiba, tatlı yeşil bir ziyadır… Onun etrafında büyüleyici bir atmosfer vardır… Sanki tabiatın bütün musikisi ondan intişar ediyor, Veyahut onu ihata etmiş gibi. Nasıl söyliyeceğimi bilmiyorum. Evvelce tasvir ettiğim Grand Viellard ( 37 ) da belki böyledir fakat o, insan cinsindendir. Bunu hesaba katmağı unutulmayınız. Onun görüşü, hatta parlaklığı benim için o zamana kadar hiç tecrübe edilmiş olmamakla beraber, bana yabancı bir unsur halinde gelmiyordu. Halbuki burada…! Eğer siz suallerinizle bana yardım ederseniz ben de onu tasvir edebilmek için elimden geldiği kadar çalışırım.
<< O şeffaftır. Ve daima mütehavvil bir haldedir. Birçok şeyler fazla olarak beşeri bir terakkiye bürünüyor…
<< Fikirlerini bizlere intikal ettirirken onun bütün varlığı o kadar ihtizaz halinde ve o kadar şiddetli bir canlılık içinde ki sizin bu realiteye, hatta uzaktan biraz olsun yaklaşabilmeniz için pek fazla bir imajinasyon sarfetmeniz lazım gelir.
<< Onun ağırlığı yoktur, ve tekrar ediyorum onda daima bir değişme hali vardır. Yalnız, onun yüzü benim önümden kaybolmadı. Onun yüzü tapılmağa layık bir halde sedef renginde, şeffaf ve içerden nurlanmıştır.
<< … Tam manasiyle bir ayak görmüyorum. Fakat ayakların bulunması lazım gelen yerde bir takım nurlu ihtizazlar görüyorum ki bunlar manyatik cereyanlar gibi onun şeklinin yukarı taraflarına doğru çıkıyor… Bazen de dalgalı hareketler yapan bir el intibaını alıyorum. ve bu elin her hareketi hayati bir takım inşaat saçıyor. Fakat müstesna anlar bertaraf edilirse onun şeklinde sabit olan hiçbir şey yoktur.
<< Gözlerini mi soruyorsunuz?..
<< Onu yakalamak çok güçtür. Bu güçlük hiç olmazsa benim için. Bir bakış görebildim. Fakat… hakikati söylemek lazım gelirse gözleri göremedim…
<< Biliyor musunuz dostum, bu fakirane taslağı size hem de ne kadar çok noksan olarak - daha ziyade bir tirbuşonla veriyorum!?
<< Onun tebessümü mü ?
<< Bu, büyüleyicidir!.. Nur saçıcıdır!.. Fakat bu, beşeri bir tebessüm değildir. - Yani beşeri tarzda değildir, demek istiyorum. Bu, fevkalede canlı, manalı ve ziya saçan bir çehrenin tebessümüdür. Fakat bu, bir << çehre hatlarının hareketi >> olmaktan ziyade bir << ziya oyunu >> dur…
<< Onunla beraber olmak kalbe neşat veriyor. Ve hayatı mesudediyor. İnsanda bulunan poetik manadaki tohumlar onunla temas neticesinde intaş ediyor!
<< Bu Güzellik, Şiir ve Neşat Mahlukunun sırası gelince hem uyanık ve hem de huşu içinde bir peri, feragat ve fedakarlık yolunda yürüyenlere rehberlik eden müntahap bir Ajan olacağını bizim beşeri idrakimiz anlıyamaz… >> ( 108 )
A. P…ın güçlükle tavsif etmeğe uğraştığı bu tipe, dört buutlu alemin bir varlığı demekten ziyade, o varlığın, üç buutlu alemimizin en yüksek mıntakalarına inikas etmiş bir tezahürüdür demek doğru olur.
3 – Ispatyom hakkında umumi bir mülahaza
Ispatyom hayatına dair verilmiş tebliğler o kadar dağınıktır ki bunları bunlar bir araya toplıyarak kati bir tasnif yapmağa imkan yoktur. Bunu pek tabii görmemiz icabeder. Zira imkanları sonsuz olan, varyeteleri bütün beşeri tahminlerin dışında kalan bir alemi dar ölçülerle tahdit edemeyiz. Bizim kıymet ve ölçülerimiz karşısında orada her şey mümkündür. Ve her insana, her varlığa göre teferruatı değişen bir Ispatyom hayatı vardır. İşte bu yüzden A. Pauchard ilk tebliğatını ihtiva eden kitabının adına: L’AUTRE MONDE: SES POSSIBILITES INFINES ( Öbür alem: Sonsuz imkanları ) demiştir. ( 37 )
Fakat insanların bir zafı vardır: Hadiselerin grup ve sınıflara ayrılmasını ve bunların birbiriyle mütekabil münasebetlerinin tebarüz ettirilmesini isterler. Biz de bu zaruretten kendimiz kurtarmış değiliz ve bu sebepten dolayı, ne olursa olsun, Ispatyomun bariz gördüğümüz ana hatlariyle bir tasnifini yapmak zorunda kaldık. Fakat şunu ehemmiyetle söylemek isterim ki buradaki merhaleler de, tabiatın bütün hadiseleri hakkında ekseriyetle düşündüğümüz gibi, keskin hudutlarla birbirinden ayrılmış ve bütün teferrüatiyle söylenmiş değildir.
Her şeyden evvel şunu söylemek lazımdır ki üç buutlu Ispatyom mutat olarak kullandığımız manadaki kesif bir madde dünyası değildir. Orası dünyadaki görgü ve tecrübeler nispetinde kazanılmış duygu ve fikir unsurları ile, tezahür zeminini genişletmek kudretini arttırmış ruh faaliyet ve müessiriyetinin, şuurlu veya şuursuz maddi tahakkuk imkanlarını temin eden ve hazırlıyan bir yerdir. Subjektif ruh hayatının Ispatyomdaki seyyal maddeler yardımı ile, binbir çeşit teşekkülat içinde objekleştirilmiş halleri de bu mefhum içine girer.
Hangi derecesinde olursa olsun üç buutlu Ispatyomda yaşıyan bir ruh üç buutlu dünyaların bütün intibalarını ve hatıralarını kendisinde taşır. Dünyada iken kaba maddeler, kaba vasıtalar müsaade etmediği için ruhun sübfektif hayatı layıkiyle objektif kıymetler kazanamaz. Bununla beraber bir insan, tahayyül yolu ile istediği gibi sübjektif hayatını kurabilir. Bu ameliyedeki imkanların derecesi onun iç hayatının zenginliği derecesine, yani evvelce geçirilmiş tecrübelerden kalan kazançlarının çokluğuna bağlıdır. Fakat ruh; Ispatyoma geçtikten sonra, kesif maddelerin bağlarından kendini kurtarınca, bilerek bilmiyerek, istiyirek istemiyerek sübfektif hayatının objektif kıymetler kazanmış olduğunu görür. Yani dünyada iken inziva zamanlarında hayalen kurduğu imajları burada hakiki varlıklar gibi etrafında müşekkel olarak tekrar bulur. Bu ameliye için cehit sarfetmeğe lüzum yoktur. Onlar kendi kendine adeta otomatikman tahakkuk ederler. Ruhun bilerek veya bilmiyerek yaptığı bir irade darbesi bu işe kafi gelir.
Verdiğimiz misallerde de görüldüğü gibi mesela, bir kitabı düşünen ve istiyen bir varlık, o kitabı derhal karşısında bulur, ve bunun için bu ameliyenin ne suretle olduğunu, nasıl vukua geldiğini onun bilmiş olması şart değildir. Fakat bir varlık kendi objektifleşmiş sübjektif hayatında yaşadığı gibi, münasebet halinde bulunduğu alakalı ruhların objektifleşmiş sübjektif hayatlarında da öylece bilerek veya bilmiyerek yaşıvabilir. O zaman bir ruh için, Ispatyomda geçirdiği hayatın mütemadiyen değişen sonsuz çeşitleri meydana gelir. Ve ruhlar bunlardan türlü türlü faydalar elde ederler.
Demek üç buudlu Ispatyom, her derecesinde, ruhların kesif dünyalarda binbir meşakkatle kazanılmış oldukları duygu ve fikir unsurlarının bir inkişaf yeridir. Fakat ruhlar için bu Ispatyom hayatı büyük bir realitedir. Onların bu realiteleri, gerek kendi iradeleriyle gerek daha yüksek ruhların yardımiyle, ihtiyaçlarına göre tertip ve tanzim edilir.
Ispatyomdaki bu işlerin kolaylaşması için yüksek ruhların vukubulan yardımları yalnız oralarda değil dünyada da, bilhassa metapsişik çalışmalarda kendisini hissettirir. Buna dair bir fikir verebilmek için kendi tecrübelerimizden birisine ait bir misal yazıyorum.
Dört buudlu alemlerde medyomumuzun ilk dolaştığı gün, oradan aldığı intibalar, o zamanki acemiliğimiz yüzünden bize anlaşılmaz görünüyordu. Bu acemiliğimizi gidermeğe çalışan üstatlarla aramızda geçen bir muhavere bu hususta kafi derecede fikir verebilir.
( 12/4/936 tarihli celse zabıtnamesinden : )
<< S – Pekala bu planda etrafınızı iyice tetkik etmeğe başlayınız.?
<< C – Aydınlık içinde, sezme halinde mevcudat hissediyorum.
<< – Sezme halinde?... Onları iyi tetkik etmeğe çalışınız, ne gibi mevcudattır onlar ?
<< – Hiçbir şey görmediğim halde, yanımda bir çok varlıklar hissediyorum.
<< – Bir şey görmüyorsunuz, fakat varlıklarmı hissediyorsunuz?
<< – Kulağıma << varız >> diye bir ses geliyor.
<< – Pekala, varız! diyen şahsa rica ediniz kendisini size göstersin?
<< – İsteme görünmemi, diyor.
<< – İsteme görünmemi, diyor; öyle mi? Pekala bundan maksadı nedir acaba?
<< – Alışmadın, diyor. Göremeyişinin de alışmadığının nişanesidir, diyor.
……………………
<< – Evet, aşağı planla bu plan arasında ne fark var, bizim anlıyacağımız şekilde?
<< – Burada şimdiye kadar alıştığınız tarza uymıyan şeylerle karşılaşacaksınız. Binaenaleyh bunlara tahammül edemezsiniz, diyor.
<< – Bu tahammülsüzlük ne bakımdandır?
<< – tahammül edememek, gözünüzün kamaşmasında ne rahatsızlık duyarsanız duygularınızda da aynı şeyi duymanız bakımındandır, diyor. Ben bunu ancak böyle sizin anlayışınızla anlatıyorum, diyor. [ 1 ]
………………………
<< – Pekala alışmak için biraz dolaşın; o varlık size biraz direktif versin?
<< – Burada ne kadar dolaşsanız kimseyi göremiyeceksiniz, göreceğiniz bir ziyadan ibaret, diyor. Yalnız etraftaki mevcudatı hissedeceksiniz, bir sezme halinde, beş duygumuza taalluk etmiyen bir sezme.
<< – Şimdi bir şey daha soracağım: Gene görmemek şartiyle daha yükselmek ,stiyoruz?
<< – Mümaresenizi arttırmadıkça daha yukarı gitmenize müsaade etmem, yoksa bu ziya gözünüze rahatsızlık verebilir, diyor. Tedrici elden bırakmayınız, korkarım ki gözlerinize zarar verir, diyor. [ 2 ]
<< – Bizim acele etmeğe niyetimiz yok. O plana ait söyliyeceği bir şey var mı?
<< – Tahammülünüz arttıkça malumatınız da tekessür edecektir. Yalnız, tahammülünüzü zorlamayıniz. İlla ki her şeyi az zamanda öğrenmeğe kalkmayınız, diyor. Kim söylüyor bilmiyorum.
<< – Bir şey daha soracağız: Aşağıdaki planda bulunmak bizim için daha mı iyidir, yoksa bu planda mı kalalım ?
<< – Daima yükseliniz, daima yükseliniz. Yükselmek gayeniz olmalıdır bunda kaide hüsnüniyet ve tedriçtir, diyor.
<< – O halde biz bu planda bulunmakla daha iyi yapmış oluvoruz, öyle mi?
<< – En iyi değil; iyisi, diyor. Bundan şimdi bir zarar gelmiyecek. Gözlerinizin kamaşmadığı gibi hissiyatınızın da kamaşmadığını gördünüz. tedricen hareket ediniz.
<< – Şimdi bu söz bende bir şüphe bıraktı: Daha iyisi üçüncü planda mı kalmaktı?
<< – Daha iyisi tedriçtir.
<< – Yani buraya daha çıkmamalı mı idik?
<< – Bu dördüncü, beşinci lafızlarını bırakınız. Burada mahdut adetle mahdut tabaka düşünmeyiniz, diyor.
<< – O halde kendisi bize bir şeyi hatırlattı: Bundan evvel İlyas efendi isminde aşağı planda bir zatla tanışmıştık.[ 1 ] Bu dostumuz, bu zat hakkında bize bir şey söyler mi ?
<< – Diyor ki alemi ervahta her şey bir kaideye tabidir. Onun da karşınıza çıkması muhtemeldir. Ben ne lehte ne de aleyhte bir lakırdı söyliyemem.
<< – Pekala bize daima yükselmemizin esas olduğunu söylüyordu, halbuki İlyas efendi planında kalırsak…
<< – Kalın demedim, daima yükseliniz, fakat sizin bu gibi ruhlara tesadüf etmeniz…
<< – Yani biz tenkit istemiyoruz…
<< – İlyas efendi kendisine emredilen vazifeyi görmüştür. Ben ne onu…
<< – Demek, İlyas efendiye hariçten mi vazife verilmiştir?
<< – İlyas efendi bir müesserdir, sizin önünüze çıktı. O, müşahhas bir şey değildir. >> ( 51 )
[ 1 ] Geçmiş tecrübelerin birinde, medyomumuz üç buutlu Ispatyomda dolaşırken, karşımıza bu isimde bir tip çıkmış ve bize bir takım yanlış sözler söylemişti.
Burada okuyucularımın dikkat nazarı önünde tebarüz ettirmek istediğim bir nokta vardır. O güne kadar bu dört buutlu alemin icapları hakkında hiç bir bilgimiz yoktu. Ve oradan doğrudan doğruya almış olduğumuz bu ilk tebliğata da henüz lüzumu derecesinde ehemmiyet ve kıymet vermemiştik. İşte bu halin neticesi olarak bu muvasalada Üstatların tebliğatını adeta itimatsızlıkla karşılıyormuşuk gibi bir tavır takınmıştık. Hatta bu hal bir münakaşa haline varmıştır. Buna rağmen Üstatların bizi tehlikeli bir yoldan uzaklaştırmak, faydalı yollara sevk etmek hususunda muhavereyi sükunet ve basiretle idare ettiklerini okuyucularım anlamışlardır.
<< – Müşahhas bir şey değildir, demekten maksatları bir ruh değildir mi demektir?
<< – Ruhun vasıtası imiş.
<< – O tesiri tabi olduğu bir ruh hissi bir ruh imiş?
<< – Haddi zatında kendisi bir ruh değilmiş, bir vasıta imiş. Bu hadiseleri tanzim eden ruhlardır, böyle yüksek tabakalara vasıl olmak maksadını takibedenlere türlü talimatta bulunmak ve onları hazırlamak için bir takım geçirecekleri yollar vardır. Bu onların tensibidir, diyor.
<< – Burası size ağır mı geliyor ( medyomda hafif bir rahatsızlık görüldü ). Pekala üçüncü plana inelim?
<< – Üçüncü plandayım burası karanlık bir yerdir. Üçüncü diyoruz ama üçüncü değil.
<< – Neredesiniz şimdi?
<< – ……
<< – Tekrar sizinle konuşan ruha fikrinizi çeviriniz ve ondan hitabesini isteyiniz, cevap alıyor musunuz?
<< – Hazırım, diyor. Burada fikirler bana yukardan geliyor, sanki şakul vaziyetinde beynime iniyor.
<< – Pekala yukarki plandaki suallerimize devem etmek istiyoruz, zihnimizin takıldığı bir nokta var: İlyas efendi hakikate uymiyan bazı şeyler söylemişti…
<< – Bunlar mukadderdir, bunlar böyle yapılmak icabederdi. Birdenbire size hakikati göstermek, sizin idrakinizin fevkindedir, diyor.
<< – Fakat bu söz de bize kanaat vermiyor, böyle hatalı neticelerle karşılaşmak bizi sarsıyor. Eğer maksat bizi yıkmak ise bu fena bir şeydir?
<< – Unutmayınız ki sizin dünyanızda her şey bir çalışmanın, bir cehtin mevlududur. Nasıl aleminizde her istediğiniz şeye bila zahmet nail olamıyorsanız ve maniasız, hatasız vasıl olamıyorsanız. bu da tıpkı onun gibidir. Siz dünyanızdan çıkmış değilsiniz. Sizi himaye eden ruhlar hataya sevkeder. Taki dünyanızdaki kaidelerin hilafına hareket etmiyesiniz.
<< – Bu son cümleyi biraz daha izah eder mi?
<< – Siz dünyevi kanunlara tabisiziz, bu kanunların ahkamından sizi kurtarmak lehinizde olmaz. Binaenaleyh cehitsiz, hatasız sizi her hakikate nail etmek sizin lehinizde olmaz.
<< – Burada bir nokta kalıyor: Bizim öbür tarafta sarfedeceğimiz emekler boşe çıkacak gibi görünüyor. Zira maksat bilgi sahibi…
<< – Anladım, diyor….
<< – Bizde dünyamızın kanunlarının hilafına çalışacağız bu da maksadımıza mugayır olacaktır…
<< – Öyle demiyor. Size söylediğimi yanlış anladınız; şiz dünyada hakikatlere nasıl meşakkatle nail olabilirseniz, o kadar meşakkatle bu ahret havadisine nail olabilirsiniz. Yoksa dünyadaki kaideler hilafına hareket edilmiş olur. Hrkikate nail olamazsınız; çünkü dünyadaki mesaide bir çok aldanmalar vardır. >> ( 51 )
Yukarki muhavere ruhların bizi nasıl himaye ettiklerini ve bilhassa bazı şekilleri ve mizansenleri bizim tekamülümüze uygun bir şekilde nasıl vücude getirdiklerini gösteriyor.
Bir ruhun mazisi ne kadar zengin ise: o, ne kadar fazla dünyalarda tecrübelerle bilgi ve görgüsünü arttırmış ise onun Ispatyom hayat o kadar zengin ve güzel olur. Ve yukarda verdiğim izahtan sonra bunun sebebini anlamak kolaylaşır. Demek tekamül fikrinde dünyalarda iken kurulan sübjektif hayatı mümkün olduğu kadar zenginleştirmek mefhumu da vardır. İşte bu noktada, dünyada iken estetik duygulara; güzelliği, iyiliği, vicdan huzurunu hazırlayıcı sanat ve fikir hareketlerine verilmesi lazım gelen kıymetin manası anlaşılır. Ruhlar Ispatyom hayatında yaşarken kendilerinde eksik gördükleri şeyleri tamamlamak ve sübjektif hayatlarını daha zenginleştirmek ve güzelleştirmek ihtiyaciyle ara sıra üç buutlu dünyalara inerler. Zira üç buutlu bilgi ve duyguların eksik kalmış tarafları ancak üç buutlu dünyalarda yapılacak fikri ve hissi tecrübe hayatiyle tamamlanabilir.
Bütün bu ifadelerden çıkan neticeye göre Ispatyomdaki bir ruh, diğer buutlu bir hayata geçinceye kadar, üç buutlu dünyalarla sübjektif ve objektif olan münasebetlerini devam ettirecektir. Ve bu bakımdan üç buutlu dünyalarla Ispatyomları arasında mütemadi bir münasebet mevcuttur, bu münasebetin şekli ve sayısı da namütenahidir.
Fakat dediğimiz gibi bir an gelir ki ruhun üç buutlu alemdeki işleri tekemmül eder. O, bu alemden almış bulunur. Ve binnetice bu aleme hakim bir duruma girer. İşte o zaman ruh, bilmediğimiz ve tahmin dahi edemediğimiz şartlar altında alemini değiştirir. Ve diğer buutlu alemlere geçer. Bilvasıta alemimizle münasebetlerini devam ettirmekle beraber artık o, başka alemlere bağlanmış ve maddi şartları bambaşka olan kainatın diğer alemleri ile doğrudan doğruya münasebet haline girmiştir. İşte bu derecelere yükselmiş bir ruhun bizim dünyamızda reenkarne olması artık bahis mevzuu değildir.
Şu halde bizim kabaca yaptığımız tasnifin dördüncü merhalesini bu yüksek buutlu Ispatyom teşkil etmektedir ki bu bize göre bambaşka bir alemdir. Fakat biz bu alemi tarif ve tavsif etmek için değil, sadece onun Ispatyomumuzdan sonra gelecek bir merhale olduğunu ifade etmek için zikretmiş olduk. Binaenaleyh Ispatyom hayatını yalnız üç merhalede mütalaa ile iktifa edeceğiz ki bunun bile tavsifinden ve son merhalelerine ait bilgilerden uzun uzadıya bahsetmeğe cesaretimiz yoktur.
Şimdi kabaca üç merhaleye ayırdığımız, üç buutlu Ispatyomumuzun bu merhalelerini ayrı ayrı ve Ispatyomdan alınmış tebliğata göre, bariz gördüğümüz vasıfları ile mütalaa etmeğe başlıyoruz.
İlk merhaledeki üç buutlu Ispatyomumuzun vasfı bir nevi şuursuzluk ve teşevvüş halidir. Bu merhalede bulunan ruhlar, kendi telakkilerine uygun gelmiyen yabancı bir muhitin birbirini müteakip, ekseriya tatsız hadiseleri ve sürprizleri karşısında şaşkın ve bulutlu bir ruh haleti içindedirler. Etraflarında olup biten şeyleri yalan yanlış tefsir etmeğe uğraşırken onların nasıl husule geldiğini bilmezler ve kendileriyle bu hadiseler arasındaki münasebetler hakkında çok defa hiçbir fikre malik bulunmazlar. Bu merhale bir intikal merhalesidir.
Buradaki varlıklar birçok şeyleri meydana getirirler, fakat karşılarında buldukları bu objelerin kendi tahayyüllerinin mahsülü olduğunu bilmezler. A. Pauchard’ın << gayrı iradi imajinatif kreasyon >> dediği bu hale biz, kendiliğinden [ 1 ] imajinasysn yolu ile husule getirilen imajlar diyoruz. Bir sözün veya tabirin kıymeti, onun delalet ettiği hadiselerdedir. Binaenaleyh bu iki ifade arasındaki farkı okuyucularımız bu bahsin mütalaasından sonra takdir etmişlerdir.
Şu halde Ispatyomun ilk hayatı kendiliğinden tahayyül mahsülleriyle tezahür eden bir hayat şeklidir. Buradaki ruhlar bilmeden teşkil ettikleri imajların, mizansenlerin ve sahnelerin içinde yaşarlar ve bu hayat onlar için yerine göre ıstıraplı, yerine göre ıstırapsız olur.
Burada geçen hayat müddetini hiçbir ruh tayin edemez. Bizim zaman ölçülerimize göre pek kısa, mesela birkaç saatlik bir müddet, ruhların telakkilerine göre pek muhtelif uzunlukta olabilir. Umumiyetle ruhlar, ne kadar ileride iseler bu müddet o kadar çabuk geçer. Geri bir ruh için bu, asırlarca uzun görünür. Ve belki dinlerin bahsettikleri azapları sinesinde taşıyan ahret, Ispatyomun bu merhalesidir, yani ruhun kendi bilgisi dışında, vicdanından koparak teşkil olunan Cennet, Araf, Cehennem buradadır.
Bundan sonra ikinci merhale gelir, Fakat bunu birinciden keskin bir hudutla ayırmamak lazımdır.
[ 1 ] Buradaki << kendiliğinden >> tabiri, gayrı iradi değil, fakat bilinmiyen bir irade ile oluşu ifade eder.
Esasen tabiatta keskin hudutların olmadığını, herşeyin birbirine tatlı meyillerle intikal ettiğini evvelce de söylemiştik. Binaenaleyh bütün bu Ispatyom devreleri binlerce nüans içinde birbirine tedricen inkılabeder.
İkinci merhalede de imajinatif kreasyon devam eder ve hatta evvelkine nispetle artar bile. Fakat bu, ilk merhaledeki gibi kendiliğinden olma değildir, yani ruh burada imajinatif faaliyetlerindeki iradesini müdriktir. Demek bu merhaledeki ruhlar, etraflarındaki objelerin nerden geldiklerini tekamül dereceleri nispetinde az çok bilirler. Ve kendi imajinatif kreasyonlariyle başkalarından gelmiş imajları, gene tekamül dereceleri nispetinde birbirinden ayırd edebilirler. Fakat demin dediğim gibi bu işlerdeki şuurluluk hali yavaş yavaş ve müterakki bir şekilde inkişaf eder. Mesela birinciden ikinci merhaleye ancak uzun bir zaman sonra, müşkülatla geçebilen geri bir Ispatyom varlığında, daha ziyade birinci merhaledeki vasıflar sahneye hakim olur. İlk zamanlardaki şuursuzluk hali pek az tadile uğramıştır, bulanık ve bulutlu hal pek az değişmiş olarak devam eder. Hatta bazılarında ara sıra yarı berraklaşan idrakin devamı bir şimşek müddeti kadar gelip geçici olur. Ve böyle ruhlar Ispatyom hayatının belki mühim bir kısmını ve belki de hepsini bu halde geçirirler. Bunların hali dünyada, ne yaptığını ne olduğunu bilmeden rasgele yaşar gibi görünen bir sürü basit ve iptidai insanların haline benzer. Demek bu insanlar da birinci merhaledekiler gibi yüksek varlıklar tarafından himaye görecek ve destekleneceklerdir. Misaller bize gösteriyor ki bilhassa bu mertebeden yukarı çıkamayan Ispatyom sakinlerinin oradaki hayatları oldukça kısa sürmektedir. Ve bunlar daha yukarılara yani ikinci ve üçüncü merhalelere çıkamadan tekrar üç buutlu kesif dünyalara inerler. Zira bunlar Ispatyomda, oranın icaplarına uygun bir şekilde kendilerini tatmin edici hayatı kurmak için lüzumlu olan ruhi kazançlardan mahrumdurlar ve bunu temin edecek olan yer kesif maddeler alemidir. Ruhlar burada karşılaşacakları hadiselerle ve o hadiselerden elde edecekleri bilgi ve görgülerle öbür alemdeki yüksek hayatlarını kurmağa yarıyan unsurları elde etmiş olurlar. Bu sebepten dolayı ruhlar kendilerine lüzumlu olan bu anasırı toplamak için tekrar maddeye bağlanmak zaruretinde kalırlar ki bu da birtakım arzular, ilcalar vasıtasiyle tahakkuk imkanını bulur.
Sırası gelmiş iken şunu söyliyelim ki her vakit tekrarladığımız gibi biz, arzuları ve ilcaları bu bakımdan; bir gaye değil, başka gayelerin tahakkukuna yarıyan bir vasıta olarak kabul ediyoruz. Fakat buradaki vasıtalarla gayeler birbirine o kadar sık bir surette bağlıdır ki biraz daha dikkat etmezsek bunlardan birini diğerinin yerine koymak hatasına düşmüş oluruz. Bunu şuna benzetebiliriz: şehvani arzular birçok fenalıkların anası olabilir, buna nazaran bu arzu ruh için bir gereklilik sayılabilir ve ondan kurtulmak da bir gaye telakki edilebilir. İşte böyle bir düşünce hatadır. Zira insanı hakikaten birçok fena yollara sevkedebilen bu arzu baştan savulması lazım gelen bir şey değildir, çünkü o, dünyadaki jenerasyon kanununun tahakkukunu temine yarıyacak en kudretli bir ilcadır, bir vasıtadır. Bu vasıta ile ruhların dünyaya, birtakım tecrübeler geçirmek üzere inmesi mümkün olacaktır. Yeter ki bu vasıta iyi kullanmış olsun!.. İşte bu vasıtaların iyi kullanılıp kullanılmaması ruhun tecrübe hayatını kuracak ve o hayatın neticelerini tayin edecektir.
Gene misaller bize gösteriyor ki dünyada iken bilhassa ahlaki, ruhi bilgilerle, sanatla, güzellikle ve iyi hareketlerle amil olarak manevi varlıklarını kıymetlendirmemiş ve bu sahada hiçbir cehit sarfına lüzum görmemiş olanlar, vakitlerini sadece maddi zevkleri peşinde koşarak geçirenler Ispatyomun bu geri varlıklarını teşkil etmektedirler. Fakat bu hali asla bir ceza mahiyetinde değil, büyük illiyet kanununun bir lazımesi olarak kabul etmek icabeder. Zira dünyada iken yalnız midesini şişirmekten ve etlerinin zevkini tatmin etmeğe çalışmaktan başka bir iş yapmamış olanlar, şüphesiz bu vasıtaların temin ettiği gayeleri unutmuşlar ve kendilerini yüksek alemlere hazırlayacak olan bu vasıtalardan istifade edememişlerdir. Ve bunun neticesi olarak onların dünyaya gelmiş olmaları yarı yarıya boşuna gitmiştir. Ispatyom hayatında bu vasıtalar yoktur. Dünyadaki bu vasıtalar ruhları ancak Ispatyom hayatına hazırlamağa yararlar. Bu vasıtaları dünyada iken gaye zannederek ona göre hareket edenler Ispatyoma, elleri bomboş olarak değilse bile, pek az bir sermaye ile dönerler. Binaenaleyh onların evvelce kendilerini dünyaya sevkeden eski durumlarına aşağı yukarı benzer bir durum içine tekrar düşmeleri tabiidir.
Diğer taraftan ikinci merhalenin bütün icaplarına uyabilecek kadar yükselmiş olan ruhlar bir müddet burada kalırlar ve buranın sonsuz güzellik ve iyilik imkanlarından istifade ederek mesudane bir hayat geçirirler. Burası şuurlu bir imajinatif kreasyon alemidir. Fakat bu şuurluluk hali, en iptidai bir dereceden başlıyarak, illiyet prensibine göre yükselmek üzere tedricen inkişaf eder. Buradaki ruhlar hem kendilerinin, hem de başka ruhların muayyen yükseltici maksatlarla kurmuş oldukları hadiselerde ve bu hadiseler kompleksinden müteşekkil çeşit çeşit alemlerde yaşarlar. Burası adeta bir mütalaa yeridir, bir tatbikat sahasıdır. Ruhlar üç buutlu kesif maddeler aleminde görmüş, geçirmiş oldukları hadiselerin burada tatbikatını bilerek yaparlar ve bu suretle kazanmış oldukları müessiriyet kudretlerinin derecesini denemek imkanını elde ederler. Yani ruhlar bilhassa son enkarnasyonlarında görmüş ve içinde yaşamış oldukları hadiseleri kudretleri nispetinde ve onlardan istifade edebildikleri kadar Ispatyomda başka kombinezonlar ve yeni teşekküller içinde tekrar kurarlar ve onlar üzerinde kabiliyetleri derecesine göre az çok sathi veya az çok derin faaliyetler gösterirler.
Ispatyomun her safhasındaki ruhlar imajinatif faaliyette bulunurlar. Ve bu faaliyet Ispatyomdaki son derece seyyal ve işlek maddeler vasıtasiyle ve onlar üzerinde tahakkkuk ettirilir. Ruhlar bu maddeleri bilerek veya bilmiyerek istedikleri şekle, kabiliyetleri nispetinde, istedikleri kadar yaşatabilirler. Fakat bunlar ilk hatıra gelebileceği gibi, kaprisle yapılan manasız ve lüzumsuz şeyler değildir. Bu mesai, ruhun madde kainatındaki kudretlerini arttıracak bilgi ve görgüyü tatbikat sahasına çıkarmak için yapılır. Ancak bu işte ruh, muvaffakiyetini görür ve gösterebilirse o zaman yaşamış olduğu madde alemlerine hakim bir duruma girmiş ve orada bir daha enkarne olmağa lüzum kalmadan birtakım ilahi kanunları tatbike memur yüksek varlıklar arasına karışmış olur.
Görülüyor ki, dünyada iken içinde ekseriya körü körüne yaşanılan hadiselerin tatbikatı Ispatyomda yapılır ve ruhlar bunlardan ne dereceye kadar istifade etmiş olduklarını ancak Ispatyomdaki tatbikat sahasına geçtikten sonra görüp takdir edebilirler ve alacakları neticeye göre, ya tekrar dünyalara geri dönerler veya daha yüksek mıntakalarda da inkişaf etmek için yollarına devam ederler.
Ruhlar evvela şuursuzca, sonra da gittikçe inkişaf eden bir şuur haliyle ikinci merhaledeki bu imajinatif faaliyetlerinde kafi derecede tekemmül ettikten sonra üçüncü merhaleye girerler. Fakat tekrar ediyorum, bu yürüyüş, keskin hudutları aşarak değil, muhtelif zamanlarda, muhtelif dünyalara girip çıkmalarla, birçok tecrübeler geçirmekle ve bu tecrübelerden istifadeyi temin için birçok cehitler sarfetmekle yavaş yavaş vukua gelir. Ve bir insanın dört yaşından seksen yaşına girinciye kadar belirsizce yükselen hayatı gibi bu yükseliş de belirsizce olur.
Üçüncü merhaleye bir illiyet ( causalite ) alemi diyebiliriz. Zira bu dereceye ermiş olan ruhlar, kendileri veya başkaları tarafından yapılan işlerin mahiyetlerini araştırmağa ve bu yoldan kainatı idare eden Büyük İllete idraklerini biraz daha yaklaştırmağa namzet bir duruma girmiş bulunurlar. Burada geçen hayat daha ziyade bir kontamplasyon hayatıdır, fakat bunu bizim anladığımız manada cansız ve pasif bir tefekkür ve teemmül haliyle bir tutmamak lazımdır. Buradaki kontanplatif hayat, baştan başa bir faaliyettir. Burada ruh, milyarlar ve milyarlarca senedenberi geçirmiş olduğu hayatının bütün müşahedelerini inceden inceye tetkik ederek, onların neticelerinden edindiği bilgilerle en yüksek hudut hatlarında dolaştığı üç buutlu alemi idare eden ilahi kanunların hikmetine nüfuz etmeğe çalışır. Zira o, artık üç buutlu alemin eprövlerine veda etmek yolundadır. Geçmiş müşahedelerin bu tetkiki bizim düşünebildiğimiz kadar basit bir iş değildir. Burada tatbiki ve nazari bütün faaliyet mevcuttur. Biz buradaki varlıkları üç buutlu idrak aleminin en son haddinde kabul ediyoruz. Ve zannediyoruz ki bu merhale üç buutlu realitelerin bütün icaplarını idrak etmiş olanların illet-netice zinciri halinde birbirini takibeden halkalarının esrarına nüfuz etmiş varlıkların meskenidir. Buradaki varlıkların enkarnasyonları belki bizim layikıyle takdir edemiyeceğimiz yüksek sebepler altında vukua gelebilir. Ve bunların Ispatyomdaki meşguliyetleri bizim bugünkü makulat sahamıza ya hiç girmez veya pek çok noksan olarak girebilir.
Fakat ne olursa alsun, Ispatyomun bütün merhalelerindeki varlıklar üç buutlu idrakten kendilerini kurtaramamışlardır. Renkler, şekiller hep üç bu’da ait şeylerdir, duygular, düşünceler, telakkiler hep üç buutlu realitelerin tesiri altındadır. Acaba bu merhale ruh hayatının son merhalesi olabilir mi ?..
Şüphesiz hayır! Idrakimizin son merhalesini teşkil eden bu mıntakalardan sonra ruhların nasıl ve ne suretle vukua geldiğini tayinden katiyetle aciz bulunduğumuz bir geçişle, daha yüksek buutlu bir aleme intikal ettiklerini, şimdiye kadar almış olduğumuz tebliğatın tetkiki neticesinde, kabul etmek zorundayız. Kitabımızın muhtelif bahislerinde temas ettiğimiz bu aleme biz dört buutlu alem diyoruz.
Buradaki varlıkların artık bizim üç buutlu dünyalarımızla doğrudan doğruya bağlılığı kalmamıştır. Ve onların bu dünyalarda enkarne olmaları hem mümkün değildir hem de buna lüzum yoktur. Artık onlar başka bir alemin başka kanunları altında ve başka realiteleri içinde yaşıyan ve ebedi yükselmesinde devam eden başka varlıklarıdır. Ve o mıntaka bizim bütün kabiliyetlerimizin nihayet bulduğu bir yerdir. Fakat bu yer bize göre öyle bir nihayettir ki hilkatin ebedi ve ezeli varlığı içinde belki henüz başlangıç bile olamaz !..