RUH VE KAİNAT - Dr. BEDRİ RUHSELMAN - BÖLÜM 16

http://www.dunyaana.com/images/bedri%20ruhselman%207.jpgPERİSPRİNİN BEDENLE MÜNASEBETLERİNİN BULAŞIK HALİYLE GEVŞEMESİ

1 – Umumi mütalaa

İzolman, degajman ve ölüm hallerinin derece farkiyle aynı şey olduklarını söylemiştik. Bütün bunların esası, perisprinin bedenle münasebetlerinin az çok gevşemesidir.

Fakat degajman halinin başka bir modalitesi daha vardır ki burada daha maddi bir vetire cereyan eder. Yukarda söylediğimiz degajman şekillerinden perispri nispeten saf bir haldedir.

Gerçi dünya maddesine bağlı perispriler ne kader saf olursa olsunlar yeni kurtuldukları zaman gene az çok kesif bir halde iseler de aşağıda mütalaasını yapacağımız perisprilerin kesafet derecesine nispetle bunlara saf  halde diyebiliriz. Demek bulaşık, yani daha maddi bir halde bedenle olan münasebetlerini gevşetmiş perisprilerin evvelkine nazaran bir takım maddi hususiyetleri vardır. İşte bu maddi hususiyetlerdir ki dedubluman ve materyalizasyon hallerinin, biraz ileride söyliyeceğimiz fizikoşimik tezahürlerini meydana getirir. Acaba bu hususiyetler nelerdir?

Degajmanın bu modalitesinde perispri bedenden bazı partikülleri de beraberce sürükleyip dışarı çıkartır. Şu halde burada biz bedenin bir nevi inhilaliyle karşılaşıyoruz.    Kısaca söylenen bu sözler bu hadisenin ehemmiyetini okuyucunun zihninde derhal belirtecektir. Bir insan bedeninin - kaba tabirle - erimesi ve perisprinin bu eriyen kısımları alıp başka bir yere götürmesi fizyolojinin ve morfolojinin henüz tetkik sahası dışında kalmış en yüksek tertipte biyolojik bir hadise olmak lazım gelir ki bunlara, bu yolda çalışan alimler ( Ch. Richet ) animik tezahürler demişlerdir.

İşte bu bahsimiz, ilerideki bahislerimizi aydınlatmağa yarıyacak animizmanın bazı noktaları üzerinde kısa bir mütalaa yapmağa tahsis edilmiştir.

Biz perisprinin böylece bedenden maddi partiküller alarak hısmi ayrılmasından mütevellit tezahürlerini iki büyük grupta toplıyacağız. Bunlardan birisi dedubluman; diğeri de materyalizasyondur. Bize göre bütün objektif metapsişik tezahürler bu iki gruptaki fenomenler etrafında toplandığı gibi bu fenomenlerin ilmi mütalaası da ancak dedubluman ve materyalizasyon hallerinin iyice mütalaasiyle yapılabilir.

Kitabımız bir << traite de metapsychique >> olmadığından bu meselenin tafsilatına burada girişemiyeceğiz. Ancak mütalaamızın müphem kalmaması için şu kadar söylemek isteriz ki gerek ispritizmada tecribi olarak elde edilen fizik tezahürler, gerek kendiliğinden vukua gelen karışık ev hadiseleri, aporlar, tayyi merahil hikayeleri, aparisyonlar, okültistlerin bahsettikleri süküp (Succube ) enküp ( incube ) hadiseleri, beyaz ve siyah majilere ait tezahürler hep bu dedubluman ve materyalizasyon hallerinin türlü türlü varyetelerinden ibaret şeylerdir.

Bu sözlerden anlaşılıyor ki ekseriya meydanı boş bulan cahil, şarlatan, menfaatperest bir sürü maskaraların istismar vasıtası yaptıkları bu yüksek metapsişik ve animik tezahürlerin bu hale düşmesindeki mesuliyetİ ilim adamları omuzlarına yüklenmelidir. Çünkü; objektif bir hadisenin ilim mehafilince inkar veya istihfaf edilmesi onların bir takım açık göz şarlatanlar tarafından istismar vasıtası olmalarına hiç bir engel teşkil etmiyeceği gibi bilakis bu işleri kolaylaştırır da.

Biz bu halin böylece devam edemeyeceğine kaniiz. İlim sevgisi ve yükselme hırsı ve bilhassa insanın kendi enerji kaynaklarını keşfedip onlardan istifade etmek iştiyakı ruhun bir zaruretidir. Bu zaruret insanı, ilmin her şubesinde olduğu gibi bu yüksek metapsişik mebahisinde de er geç bir takım çalışmalara ve cehitlere sürükliyecektir ve bu gün bu hal başlamıştır bile.

Bu  sözlerimiz esasız değildir. Biz son senelerde bu işlere kendilerini veren bir çok yüksek alimlerin, mütefekkirlerin mesailerini gördükten sonra ve bu mesainin ciddi ve müspet neticelerini inceleyip bir çok noktalarında onları kendi tecrübelerimizle de tahkik ettikten sonra bu hükmü vermek cesaretini kendimizde gördük.

Şu halde şimdi kısaca mütalaasına başlıyacağımız animizma, neo-spiritüalizmanın da en mühim, esaslı bir tetkik vasıtası olacaktır. Sadece metapsişizma ve neo-ispiritüalizmanın bu animizma bahsinin bile tek başına bir üniversitede, bir akademide veya bir enstitüde, ilmin diğer şuabatı gibi ayrı bir tetkik mevzuu olmak liyakatinin kabul ve teslim edilmesi lazım gelir. İlim hayatı için buna az çok şiddetli bir ihtiyaç da vardır. Zira bundan edilecek ilmi istifadeler diğer ilim şubelerindekilerden az olmıyacaktır. Ve hatta daha ileri giderek diyebiliriz ki bunlar, bizzat kendi varlığımıza, kendi kudretlerimizin inkişafina, yani doğrudan doğruya insan hayatına ve mukadderatına bağlı birer mütalaa mevzuu olduğu için diğer ilim şubeleri arasında hususi bir ehemmiyet kazanır.

Benim kanaatime göre bu lüzumu şimdiden takdir eden memleketler, müstakbel insan bilgisine ait ilimlerde gelecek insanlığın belki birer önderi ve üstadı olacaktır.

Animizma namı altında mütalaa edeceğimiz, perisprinin insan bedeninden bazı partikülleri alarak dışarda objektif kıymetler vücude getirmesinin, en hafif şeklindeki kaba hasselerimize çarpmıyan ve ancak sansitif süjeler tarafından görülebilen iptidai tezahürlerinden, beş hissimizin bir kaçını veya hepsini ilgilendirebilecek derecede ilerlemiş ve maddileşmiş objektif tezahürlerine kadar muhtelif şekilleri vardır. Fakat bunların en ileri derecede görünen tezahürleri, insanlar arasında ya cehaletle veyahut bilerek veya bilmiyerek vuku bulan istismarcı zihniyetle muayyen sınıf ve zümreler tarafından inhisar altına alınmağa çalışılmış ve o zümre saliklerinin elinde bu ilmi hakikatler birer imtiyaz ve propaganda veyahut, dediğim gibi bir kazanç vasıtası olarak kullanılmak suretiyle hakiki ilmi hüviyetini kaybetmiştir.

Hint ve Mısır mabetlerindeki itikatlardan tutunuz da bütün dinlerde, her din salikinin, o dine maletmek istediği veya eski devirlerden beri sihirbazların istismar vasıtası olarak kullandıkları bu hadiseleri burada bizden evvelki araştırıcıların da yaptıkları tarzda ve ilmi hüviyeti içinde tetkik etmeğe başlıyacağız. Kanaatimize göre bu halin dinle, zühüt ve takva ile, imtiyazlı kudretlerle, meleklerle, cin ve şeytanlarla hiç bir ilişiği yoktur. Bu hal bazı uzvi şartlar altında, bazı fizyo-psikolojik vetirelerle vukua gelen bir tabiat hadisesidir, ruhla beden münasebetlerine ait maddi ve ilmi tezahürdür. Yukarda saydığım telakkiler ancak ruh-beden münasebetlerine ait bilgilerin inkişaf edememiş olduğu zeminlerde kök salabilir ve bunlar faydalı rüşeymlerin neşvünemasına engel arsız ayrık otlarına benzer.

Reel ve objektif bir hadise, ciddi ilim yoliyle tetkik edilmezse cahillerin eline onları istismar etmek fırsatı verilmiş olur. Halbuki dedubluman ve materyalizasyon fenomenleri ilim aleminin şimdiye kadar sarahaten yabancı kaldığı birer realitedir. Muayyen fizyolojik şartlara tabi herkes nasıl ölüyorsa, ölüm nasıl tabii ve fizyo-psikolojik bir hadise ise ölümün daha hafif ve natam bir şekli olan degajman hali de bütün modaliteleriyle beraber öylece tabii bir hadisedir. Zira bütün bunlarda esas vetire birdir. Yani perispri-beden münasebetlerinin az çok gevşemesi veya büsbütün kopması bütün bu hadiselerin esasını teşkil eder.

Degajman umumi bir tabirdir. O, perisprinin bedenle münasebetlerinin az veya çok gevşemiş olduğunu ifade eder. Söylediğimiz gibi biz onun az çok saf haliyle bedenden ayrılmasını, beden partiküllerinden bir kısmını da beraber sürükliyerek ayrılmasından tefrik ediyoruz. Fakat bu tasnifin nispi olduğunu tekrar hatırlatmak isteriz. Yoksa her degajmanın bilhassa ilk anlarında perisprilerin madde ile azçok bulaşık olduğunu gösteren müşahedelere malikiz. Netekim ölüm hali birinci modalitenin en yüksek derecesi sayılmakla beraber, bazı ahvalde ikinci modliteye de girebilir. Ölüm anında vaki olan bazı aparisyonları bu yoldan izah ederiz.

Perisprinin, degaje olurken beden partiküllerini beraberce sürüklemesi, bedenin bir demateryalizasyonu ile müterafık olur. Bu tabirin delalet ettiği manayı ileride uzun uzadıya anlatacağız. Perispri bedenden almış olduğu partiküllerin kantitatif derecesine göre az veya çok kesif bir halde dışarda objektif kıymetler kazanır. Böyle kesif bir perispri, beden dışında azçok fizikoşimik alemimizin, yani dünyamızın şartlarına tabi olmak zorunda kalır. Bu halin neticesi olarak böyle materyalize perispriler, vasıtalı veya vasıtasız yollardan mahsusat alemimize girebilirler ve o zaman biz onları tıpkı bir insan varlığı gibi az çok objektif bir varlık halinde kıymetlendirmeğe muvaffak oluruz. Bu modalitenin birinci şeklini dedublumanlar teşkil eder. Demek dedubluman, insan bedeni dışında, perisprinin beden aksamını alıp başka bir yerde tekasüf etmesi halidir. Bedenden ayrılmış ve başka bir yerde tekasüf etmiş perispriye duble derler. Bu modalitenin ikinci şekli de materyalizasyondur. Biz evvela dedubluman hadiselerini, sonra da materyalizasyon bahsine ait hadiseleri mütalaa edeceğiz.

2- Dedubluman hadisesine ait kendiliğinden
tezahürlere dair bir kaç misal

Dedublumanın ilmi tecribi tetkikatına girişmezden evvel bu fizyo-psikolojik hadise hakkında okuyucularıma mümkün olduğu kadar canlı ve açık bir fikir verebilmek için onun en bariz vasıflarını gösteren kendiliğinden olma ( Spontane ) misallerden bir kaçını takdim etmek istiyorum.

Burada vereceğim misaller ilmi salahiyetleriyle tanınmış araştırıcıların eserlerinde mevcut yüzlerce misalden bir kaçıdır. Bunu da dediğim gibi ancak dedublumanın manası hakkında okuyucularıma canlı bir fikir vermek için yapıyorum. Dedubluman hadisesinin hakiki olup olmadığını okuyucularım bu yazıları ve bu bahisle alakalı diğer eserleri inceden inceye tetkik ettikten sonra takdir edeceklerdir. Zira bu iş ancak uzun bir tetkik ve tahlil ile mümkün olur.

1- İlk misali E. Bozzano’dan alıyorum:

<< Aşağıdaki mektup, R.P.F. cemiyeti azasından M.G.P.H. tarafından The Spectator gazetesine bildirilmiş bir vakaya aittir ve bu vakanın kahramanı olan Bayanın zevci tarafından mezkur gazete müdürlüğüne gönderilmiştir.

<< Efendim,

<< M.G.P.H... tarafından size gönderilen ve gazetenizin 1 haziran tarihindeki nushasında ( Rusya evi ) unvanı altında neşredilmiş olan mektup, hali hazırda sağ olmıyan zevceme ait bir ruyayı anlatmaktadır. Hikayenin ana hatları doğrudur. Benim de bu hadise hakkında kısaca söyliyeceğim birkaç söz lüzumsuz olmıyacaktır.

<< Bundan bir kaç sene evvel, zevcem bir kaç defa ruyasında bir ev görüyor ve bu evin içini bütün tafsilatiyle ruyasında gördüğü gibi anlatıyordu. Fakat bu evin nerde ve kime ait olduğunu bilmiyordu.

<< Bilahare 1883 de İskoçya dağlarında sonbaharı geçirmek için bir ev kiralamıştım. Bu evin civarında avculuk ve balıkçılık için sahalar vardı. Eski İskoçyada bulunan oğlum, ben ve zevcem görmeksizin bulmuştu. Mukaveleyi imzalamak ve ev sahibi olan Lady B... ile görüşmek üzere yalnız olarak oraya gittim. Lady B... henüz evin içinde oturuyordu. Bana kendi yatak odasını, eğer kabul edersem yatmak üzere hazırlayacağını, fakat bir kaç zamandanberi bu odaya küçük yapıda bir kadın hayalinin musallat olduğunu ve ara sıra göründüğünü söyledi, Bu işlere karşı inangaç bir adam olmadığımdan ev sahibine şaka yolunda bu ziyaretçi hanımın hayaliyle teşerrüf etmekten çok memnun kalacağımı söyledim. Ve bilhassa o odada yatmağa karar verdim. Fakat hiç bir hayalin ziyareti vaki olmadı.

<< Bilahara zevcem gelince hayret içinde kaldı. Çünkü bu ev onun ruyada gördüğü evdi. Baştan aşağı evi gezdi. Evin bütün tertibatı onun ruyasında gördüğü gibi idi. Fakat tekrar salona indiği zaman şunları söyledi: ( Mamafih bu ev ruyada gördüğüm ev olmasa gerektir. Çünkü ruyada gördüğüm evde şu kısımda bir sıra odalar vardı ki burada onları göremiyorum. ) Fakat hakikatte bu odalar gene vardı. Yalnız arada bir dehliz olduğundan oraya salondan girilmeyip başka bir yerden giriliyordu. Odalar kendisine gösterildiği zaman her odayı ayrı, ayrı tanıdı. Bununla beraber şimdi yatak odası halinde olan bu odalardan birisine itiraz etti zira ruyasında bu oda yatak odası değildi. Hakikatte bu da doğru idi, çünkü bu oda evvelce yatak odası değildi, son zamanda bu hale konmuştu.

<< Bir kaç gün sonra ben ve zevcem Lady B... nin ziyaretine gittik. Bu iki kadın henüz birbirini tanımıyordu. Lady B... zevcemi görünce ( Ah! diye bağırdı. Benim yatak odama musallat olan kadın sizsiniz. ) >>  ( 142 ).

2- Bu misal Alman şairi Goethe’nin başından geçen bir vakadır:

<< Wolfang von Goethe, yağmurlu bir akşam arkadaşı K... ile Weimar’da, Belvedere’de geziniyordu. Sanki karşısında bir hayal görmüş gibi birdenbire durdu ve yüksek sesle bağırarak şunları söyledi: ( Yarabbi! Eğer dostum Frederic’in bu anda Francfort’da bulunduğundan iyice emin olmasaydım bunun o olduğuna yemin ederdim. ) Bunu müteakip dehşetli bir kahkaha koyuverdi. ( Ama bu ta kendisi... Dostum Frederic!.. Sen burada Weimar’dasın ha?.. Fakat Allahaşkına nasıl oldu da benim geceliklerimi, takkemi, terliklerimi giyip böyle koca bir caddenin ortasına çıktın? ) Goethe’nin söylediklerinden hiç birisini görmiyen ve bundan hiçbir şey anlamıyan K... şairin birdenbire delirdiğini zannederek ürktü. Fakat yalnız kendi ruyetleriyle meşgul olan Goethe elini uzatarak bağırdı: ( Frederic! Nereye gittin. Yarabbim?.. Azizim K... şimdi rasgeldiğimiz adam nereye gitti, görmediniz mi? ) şaşıran K... hiç bir cevap veremiyordu. Şair başını iki tarafa çevirerek dalgın bir tavırla bağırdı: ( Evet! Anlıyorum. Bu bir ruyetten ibaretti. Fakat bunun manası ne olabilir? Acaba dostum ani bir ölüme mi maruz kaldı? Acaba bu onun ruhu mudur?  )

<< Goethe evine geldi ve Frederic’i evde buldu. Saçları dimdik olmuştu. Bir ölü gibi sararmış halde geri çekildi. Ve: ( Hayalet devam ediyor! ) diye bağırdı. Dostu cevap verdi. ( Fakat azizim, insan sadık dostunu böyle mi karşılar?) Goethe, hem ağlayıp hem gülerek: ( Ah! Bu defaki bir ruh değil, et ve kemikten yapılmış bir varlık) diye bağırdı. Ve iki dost kucaklaştılar.

<< Hadise şöyle olmuştu. Frederic, Goethe’nin evine gelmiş fakat yağmurdan ıslanmış olduğundan elbiselerini çıkartıp şairin geceliklerini, takkesini ve terliklerini giymişti. Bu halde iken koltuğa uzanıp uyumuştu. O da ruyasında Goethe’yi görmüştü ve Goethe ona şunları söylemişti; ( Sen Weimar’dasın ha!.. Benim geceliklerimle... takkemle.. terliklerimle koca caddenin ortasına nasıl çıktın. )  >> ( 143 ).

3 – Şimdi vereceğim misalin ayrıca kıymeti vardır. Zira pozitif ilim hayatında tanınmış bir mühendisin bizzat kendi şahsi dedublumanına aittir.

<< İşte dördüncü vaka ki bizzat ben bu vakanın kahramanı oldum. Çini imaline ait yaptığım tecrübeler esnasında çok kullandığım fluorhydrik asidi boğazımda teşennüçler husule getirmişti. Ağır bir şekilde hastalandım. Mizmar teşennücü ile ekseriya uykudan uyanıyordum, bana tez bir müsekkin olmak üzere daima yanımda eter bulundurarak icabında koklamaklığımı tavsiye ettiler. Bunu sekiz on defa kullandım, fakat bu ilacın kokusu bana o kadar nahoş geldi ki bunun yerine kloroform kullanmağa mecbur oldum. Kloroformu yatağımın yanına koyuyordum, icap ettikçe onun üzerine eğiliyordum. Duygularım uyuştuğu zaman arkası üstü düşüyordum, ilacı havi olan sünger yere yuvarlanıyordu. Fakat bir akşam gene arkaya düştüm. Amma sünger de ağızıma yapışmış olarak kaldı.

<< Zevcem üstümdeki odada hasta çocuğu ile beraber yatıyordu. Bir müddet sonra içinde bulunduğum vaziyeti idrak etmeğe başladım: Zevcemi yukarda görüyordum. Ağzımın üzerinde sünger duruyordu. Kendimi hiç bir hareket yapamıyacak bir imkansızlık içinde hissediyordum. Tehlikeden zevcemi haberdar edebilmek için bütün irademi topladım. O uyandı, aşağı indi hemen süngeri yüzümden kaldırdı ve çok korktu. Onunla konuşmak için bütün gayretimi topladım ve kendisine şunları söyledim: ( Eğer sabahleyin bunları bana hatırlatmazsanız hepsini unuturum ve bu hadisenin nasıl cereyan ettiğini bilmez olurum. Sizi aşağı indirten şeyi bana söylemeği ihmal etmeyiniz, bu sayede ben tafsilatı hatırlamağa muktedir olacağım. ) Sabahleyin tenbih ettiğim şeyleri zevcem yaptı. Evvela ben hatırlıyamadım. Bütün gün hatırlamağa çalıştım. Önce hadisenin bir kısmı alkıma geldi, sonra bütün hadiseyi hatırladım. >>  ( 144 ).

4 – Bu vesika objektif kıymeti itibariyle dikkate şayandır. Bay Wilson Kanadanın Toronto şehrindeki yazıhanesinde uyur. Uykusunda kendisini Hamilton’da görür. Bu şehir Torontonun  40 İngiliz mili garbındadır. Ruyasında orada mutat işlerini yaptığını görür. Ve Bayan D... ismindeki bir dostunun kapısını çalar kapıyı bir hizmetçi açar hanımının dışarı çıktığını söyler, buna rağmen Wilson içeri girer ve bir bardak su içer hizmetçiye, hürmetlerini hanımına bildirmesini tenbih ederek dışarı çıkar. Bay Wilson uyandığı zaman 40 dakika uyumuş olduğunu anlar. Bir kaç gün sonra Toronto’da  oturan Bayan G... ye Hamiltonda bulunan Bayan D... den bir mektup gelir. Bu mektupta Bayan D... Bay Wilson’un Hamilton’da evine bir defa gelip su içtiği halde bir daha uğramadığını, buna kendisinin canı sıkıldığını, zira Bay Wilsonu görmek istediğini yazmaktadır. Kendisine bu hali anlatan Bayan G... ye Bay Wilson burada bir yanlışlık olduğunu ve kendisinin bir aydan beri Hamilton’a gitmediğini söyler. Fakat aynı zamanda aklına ruyası gelerek Bayan G... den, hizmetçilerine bu hadiseden bahsetmemesini Bayan D... ye yazmasını rica eder. Bakalım hizmetçiler kendisini tanıyabilecekler mi? Wilson, birkaç arkadaşı ile Hamilton’a gider. Hepsi birden Bayan D... nin evine girerler hizmetçilerin ikisi de arkadaşlarının arasında Bay Wilsonu tanırlar. Ve kapıyı çalan, bir bardak su istiyen ve nihayet selam bırakan bayın bu zat olduğunu söylerler. >> ( 145 )

5 –  Aşağıki dedubluman vakası deduble insanın sübjektif duygularını ifade etmesi bakımından mühimdir.

Buradaki süje otuz yaşında kabiliyetli bir hakkaktır.

<< Bir kaç gün evvel gece saat onda evime gelmiştim. Üzerimde izah edemediğim acayip bir ağırlık vardı. Canım henüz yatmak istemediğinden lambayı yaktım ve yatağımın yanındaki komodinin üzerine koydum. Bir sigara yaktım, bir iki defa çektim ve şezlonga uzandım. Başımı tam şezlongun arkasına dayadığım sırada etrafımda bulunan eşyanın dönmeğe başladığını gördüm. Evvela bir sersemlik, bir boşluk hissi duydum. Sonra şiddetle kendimi odanın orta yerine atılmış gördüm. Şuurumun haricinde olan bu nakli mekan hadisesi karşısında hayret ettim. Etrafıma bakınırken bu hayretim daha ziyade arttı.

<< Her şeyden evvel kendimin şezlongda uzanmış olarak yattığımı gördüm. Yatan bedenim gayet sakindi ve kendini koyuvermişti. Yalnız sol elim vücudümden yukarı kalkmış ve dirseğimle şezlongun kenarına dayanmıştı. Parmaklarımın arasında sigara duruyordu. Sigaranın ateşi abajurun yaptığı loşluk içinde görülüyordu.

<< İlk aklıma gelen şey şu oldu: Şüphesiz ben uyumuştum ve bu gördüğüm şeyler de bir ruyadan ibaretti. Fakat şurası da vardır ki şimdiye kadar bu kadar reel hiçbir ruya görmüş değildim. Hatta, hakikatte bile bu kadar açık-görürlüğe rasgelmemiştim, diyecek kadar da ileri gideceğim. Bu düşünce, içinde bulunduğum hadisenin bir ruya olmıyacağını gösteriyordu. Aklıma birden bire ikinci bir fikir geldi: Ben ölmüştüm. Ve o esnada, evvelce duyduğum, ruhların mevcudiyetlerine dair hikayeleri hatırladım. İşte ben de şimdi bizzat böyle bir ruh haline gelmiştim. Bu mevzua ait ne öğrenmiş isem hepsi süratle kafamdan geçti. Hatta henüz ikmal edemediğim şeyleri düşünerek müteellim oldum.

<< Kendime, daha doğrusu bedenime yaklaştım. Artık ben onu benim bir kadavram olarak zannediyordum. İlk görünce anlıyamadığım bir manzara ile karşılaştım: Bedenimin nefes aldığını görüyordum. Fazla olarak göğsümün içini de görüyordum. Kalbim zayıf, fakat muntazam bir surette atıyordu.

<< Bu hali görünce aklıma yeni bir şey geldi. İhtimal ben bir nevi senkop haline düşmüştüm. Ve kendi kendime diyordum ki bu hale düşenler baygınlıkları esnasında geçen şeyleri uyandıktan sonra hatırlayamazlar böylece ayıldıktan sonra hiç bir şeyi hatırlayamayacağımı düşünerek endişe ettim.

<< Bununla beraber şimdi kendimi daha mutmain görerek etrafıma baktım. Kendi kendime soruyordum acaba bu hal ne kadar devam edecekti? Daima sakin bir halde yatan bedenimle artık meşgul olmamağa başladım. Sükunetle yanan lambaya baktım, lamba yatağa çok yakındı, bir yangın çıkması düşüncesiyle endişeye düştüm: Lambayı söndürmek için vidasını tuttum fakat burada da başka bir sürprizle karşılaştım. Vidayı yumuşacık duyuyordum ve her zerresini ayrı ayrı idrak ediyordum. Ellerimi mütemadiyen vida üzerinde çevirdiğim halde parmaklarım beyhude dönüyordu. Çünkü vida üzerine tesir yapamıyordum.

<< Bizzat kendimi muayene etmeğe koyuldum. Ellerimin kendi vücudümden hiç bir maniaya rasgelmeden geçtiğini gördüm. Vücudümü çok iyi duyuyordum. Hatta eğer hafızam beni aldatmıyorsa üzerimde beyaz bir örtü de vardı. Sonra aynanın önüne geçtim, ayna ocağın karşısında idi. Fakat aynada kendimi göreceğim yerde nazarlarım aynanın arkasındaki duvara geçti. Sonra onu da geçerek öbür tarafta duvara asılı levhaların arka taraflarını ve komşunun odasındaki diğer levhaları ve eşyaları görmeğe başladım. Nihayet komşunun apartmanının içini görmeğe başladım. Mamafih odada lamba ve ışık olmadığını anlıyordum. Fakat şersuf nahiyemden çıkan bir ziya huzmesi eşyayı aydınlatıyordu. Evvelce hiç görmediğim ve bilmediğim komşunun evine girmek fikri bana geldi. Komşum bu sıralarda Paris’de değildi. Aklıma birinci odaya girmek fikri gelince hemen kendimin o odaya nakledilmiş olduğunu gördüm: Nasıl? Asla bilmiyorum. Yalnız, bana şöyle geliyordu ki gözlerim duvarı nasıl kolaylıkla geçti ise ben de o kadar kolaylıkla öbür tarafa geçmiştim. Hulasa hayatımda ilk defa komşumun evine girmiş bulunuyorum. Odaları teftiş ettim. Gördüğüm şeyleri unutmamak için hafızama yerleştirmeğe çalıştım. Kütüphaneye yaklaştım tam gözümün hizasında bir çok kitapların dizilmiş olduğunu gördüm. Yer değiştirmek için sadece istemek kafi idi. Hiç bir gayret sarfetmeksizin istediğim yerde kendimi buluyordum.

<< İşte bu andan itibaren hatıralarım karma karışık oldu. Biliyorum ki uzaklara gidiyorum. Çok uzaklara... İtalya’ya... Fakat vaktimi nasıl kullandığımı bilemiyordum. Bu artık üzerimde kendi kontrolumun kalmamasından ileri gelen bir hale benziyordu. Düşüncelerime sahibolamıyordum. Düşünceme göre oradan oraya naklediliyordum.

<< Son olarak şunu ilave edeyim ki uyandığım zaman sabahın saat beşi olmuştu. Üşümüştüm, şezlongda yatıyordum. Yarı yarıya yanarak sönmüş olan sigaram hala parmaklarımın arasında duruyordu. Lamba sönmüştü, şişesi islenmişti. Yatağa girdim, fakat uyuyamadım. Bir titreme arız olmuştu. Nihayet uyumuşum, uyandığım zaman güneş tamamiyle doğmuştu.

<< Maksadımı hissettirmeden kapıcıyı kandırdım. Bir şeyin yerini değiştirip değiştirmediğini anlamak bahanesiyle komşunun evine girdim, eşya, tablolar, hatta kütüphanedeki kitapların isimleri tıpkı benim gece gördüklerimin aynı idi.
<< Bana deli veya hayalperest diyecekler diye korkumdan bu hikayeyi çok sıkı sakladım ve kimseye söylemedim. >> ( 146 )

Evvelce dedublumanın din adamları tarafından zühüt ve takva nişanesi olarak tefsir edilmek istendiğine veya büyücüler tarafından bir istismar vasıtası halinde kullanıldığına işaret etmiştim. Aşağıda vereceğim birinci ve ikinci misaller bunlardan ilkine, onu müteakip gelen diğer üç misal de ikincisine aittir. Fakat biz bunları yazarken sahiplerinin düşündüklerinden daha başka telakkilere sahip bulunduğumuzu tekrarlamıya lüzum görmüyoruz. Bize göre bunlar, insan bilgisine ve insan ruhunun faaliyetlerine ait bir takım ilmi hakikatler ile alakalı hadiselerdir.

6 – << Marie Jesus >> isminde bir İspanyol dindarı yüz defadan fazla vecit ( Extase ) haline düşmüştür. Her defasında bir çok denizler geçerek, daha sıcak yerleri katederek, yeni Meksika Hindistanına gittiğini ve oradaki kabilelere kendi dilleriyle incili talim ettiğini söylemiştir.

<< Fakat bu seyahatlerin neticesi şayanı hayret olmuştur. Zira sonradan oraya misyoner olarak giden Franciscains’lere bir çok hintliler müracaat ederek vaftiz edilmelerini istemişlerdir. Bunlar hıristiyan akidesini çok iyi biliyorlardı. Bu bilgiyi kimden öğrendikleri kendilerinden sorulduğu zaman bunlar cevaben: Ara sıra memleketlerine bir kadının geldiğini ve o kadının bu talimatı kendilerine öğrettiğini söylemişlerdir. Bu hikaye 1630 da Meksikaya gidip tekrar dönen Benavides isminde bir Fransisken tarafından tahkik olunmuştur.

<<Bu zat Burgoz’da bulunan Morzella ile beraber Marie Dagreda ile görüşmüştür. Bu iki zat Marie’den meseleyi sormuşlardır. Benavides evvela kadından nerelerde bulunduğunu sormuştur. Kadın sanki uzun zamanlar oralarda bulunmuş gibi gittiği yerleri ve sekenesini tafsilatıyla anlatmıştır. O kadar tafsilat vermiştir ki, Benavides kadının oralarını hakikaten gördüğüne inanmıştır. >> ( 33 ).

7 – << Alphonse de Liguri 21 Eylül sabahı kilisede ibadetini bitirdikten sonra evine gelip bir koltuğa uzanmıştı. Çok yorulmuş gibi idi. Hiç bir hareket yapmadı, hiç bir dua okumadı, yemedi, içmedi, kımıldamadı. Bu halde iki gün ve bir gece kaldı. Evdekiler kendini uyandıramadılar. Erkek kardeşi layik bir zat idi. Rahibin bu hareketine herkes hayret etmeğe başladı. Konu komşu eve geldi. Rahibin uyanmaz ebedi bir vecit haline girdiğinden endişelenmeğe başladılar. Ertesi akşamı büyük bir dini merasim vardı. Herkes telaş içinde idi. Zira bu merasimi idare etmek için mutlaka Liguri’nin bulunması lazımdı. Çaresiz kalınca merasimi yapmak için Liguri’nin layik kardeşine rahip elbisesi giydirdiler. Fakat merasimin başlıyacağı saat yaklaşınca rahip kendi kendine uyandı ve etrafındakilere merasim saatinin geldiğini çanların çalınmasını söyledi. Rahip, kardeşinin kendi elbiselerini giydiğini ve evine bu kadar insanın  dolduğunu görünce sebebini sordu. Etrafındakiler kendisinin iki gün bir gece hayat eseri göstermeksizin uyumuş olduğunu söylediler. Liguri cevap verdi: ( Bu doğrudur, fakat siz bilmiyorsunuz ki ben burada uyurken Romada vefat eden Papanın cenaze merasimine iştirak ettim. ) Orada bu cevabı işitenlerin birisi hemen çıkıp şehirde bu havadisi yaydı. İşin içine Papanın ölümü de karıştığından havadis her tarafa süratle yayıldı. Fakat bunu işitenler, rahibin alelade bir ruya gördüğüne zahiboluyorlardı. Bu havadisin arkasından Papa 14 üncü Klemanın vefatı haberi resmen tahakkuk etti. Papa 22 Eylülde vefat etmişti. Romadan gelen resmi tamimde şunlar yazılı idi: ( Cenaze merasimine baş rahiplerden bir çoğu iştirak etmiştir. Fakat bir mucize olarak kendisi hali hazırda çok uzakta bulunan muhterem Alphonse de Liguri cenapları da cenaze merasiminde görünmüştür. Bu suretle kendisinin bu kutsi ayine olan merbutiyetinin derecesi anlaşılmıştır. >> ( 33 )

8 – << Bir gün Henri Jones’un genç oğlu küçük Richard’ın bir koluna Jane Brooks isminde bir kadın ellerini sürerek çocuğun ahbapça elini sıktıktan sonra kendisine bir elma verdi. Çocuk elmayı yedikten sonra gittikçe tehlikeli olan bir hastalığa yakalandı. Bir Pazar günü öğleye doğru hasta çocuğun yanında babası ile Gibson isminde bir zat bulunurken birdenbire çocuk bağırmağa başladı:

<< – İşte Jane Brooks!.. Jane Brooks!..

<< – Hani nerde?

<< – Orada, duvarda, görüyor musunuz, parmağımla gösterdiğim yerde?

<< – Bu büyücü bundan sonraki hikayede olduğu üzere eve, sanki duvardan giriyor ve tekrar öylece çıkıyordu. Bittabi küçük Richard’ın gördüğünü iddia ettiği şeyi kimse görmedi. Demek hasta çocuğun ateşi vardı ve sayıklıyordu!.. Bununla beraber Gibson birdenbire çocuğun işaret ettiği yere saldırarak şiddetli bir bıçak darbesi vurdu, bu sırada çocuk tekrar bağırdı:

<< – Ah babacığım, Gibson, Jane’in elini yaraladı eli kan içinde kaldı.

<< Şimdi neye inanmalı ve ne yapmalı? Hemen süratle çocuğun babası ve Gibson polis komiserinin kapısının önünde soluğu aldılar. Komiser ne kadar tuhaf ve acayip sözlü görünürse görünsün makul insanlara kulak asmasını bilen nadir adamlardan birisi idi. Onları ehemmiyetle dinledi. Ve hemen onlarla beraber müttehemin evine gitti. Ve üçü birden müsaadesizce şiddetle içeri girdiler. Jane bir taburenin üzerinde oturuyordu. Bir elini diğer elinin altına saklamıştı. Komiser sordu:

<< – Nasılsınız anne?

<< – Çok iyi değilim efendim.

<< – Ne için bir elinizle diğer elinizi kuvvetlice örtmeğe uğraşıyorsunuz.

<< – Hayır, bir şey yok, benim duruşum böyledir.

<< – Acaba bu eliniz ağrıyor mu?

<< – Yok canım asla.

<< – Oranızda bir şey mi var, bana gösteriniz bakayım?

<< Kadının elini göstermekten çekindiğini görünce komiser onun elini zorla çekti ve saklı elin kanlar içinde olduğu görüldü. Yara tam çocuğun gösterdiği yerde görünüyordu. İhtiyar kadın hemen bağırdı:

<< – Büyük bir tuvalet iğnesi elime batıda ondan yaralandım. >> ( 89 )

9 – << Juliane Cox isminde altmışlık bir dilenci bir gün dilenmek üzere bir kapıyı çaldığı zaman evin hizmetçisinden fena bir muamele görmüştü. Dilenci kıza:

<< – İyi evladım,.. peki... bu akşamdan evvel bunun cezasını çekeceksin!

<< Diye ayrıldı. Fakat henüz gece olmuştu ki hizmetçi kız en korkunç ihtilaçlar içinde kıvranmağa başladı, aynı zamanda avazı çıktığı kadar bağırarak ev halkına şunları söylüyordu: << Bakınız, bakınız şu miskin dilenci beni takibediyor >> Zavallı kız hiç kimsenin görmediği melun ihtiyarı parmağı ile gösteriyordu!...

<< Gayet aşikardı ki bu kız bu esnada hayal gören bir manyak, bir histerik idi. İşte onun etrafındakiler, mutfaktakiler, kadın filozoflar onu bu şekilde mütalaa ediyorlardı. Fakat kendisine musallat olan kadının hakiki varlığından katiyetle emin olan hizmetçinin aklına bir gün ona karşı bıçakla mukabele etmek fikri geldi. O gün, Juliane Cox’un hayali diğer bir arap hayali ile beraber tekrar mutat ziyaretini yaptı ve ikisi de zorla bir şey içirmek için kızı sıkıştırıyorlardı. Kız da buna karşı şiddetle mukavemet ediyordu. İşte tam bu sırada kız bıçağı eline alarak düşmanına rasgele saplamağa başladı. Kızın etrafında bulunanlar, onun eklindeki bıçağın hemen kıpkırmızı, kana boyandığını gördüler. Kız bağırdı:

<< – Bacağından yaralandı. Haydi gidip görelim.

<< Hep birden Juliane’ın evine gittiler. Kadının hakikaten yaralanmış olup olmadığını tahkik edeceklerdi. Kapıyı çaldılar, uzun müddet çaldılar, açılmayınca zorla içeri girdiler.

<< – Haydi çabuk, çabuk bacağını göster?

<< Bacakta taze alınmış bir yara vardı ki pansumanı henüz bir kaç dakika evvel yapılmıştı. Hizmetçinin bıçağı yaraya yaklaştırıldı. Yaranın dudakları tamamiyle bıçağın yüzüne uygun geliyordu. Demek kimsenin görmediği kadının hayaline herkesin gözü önünde saplanan bir bıçak, oradan uzakta bulunan bu kadını bacağından yaralamıştı. Kadın tevkif edildi. Ve mahkum oldu bunu müteakip zavallı hizmetçi bu tasalluttan kurtuldu. >> ( 89 )

10 – Bu misal de evvelki iki misal gurubundandır. Fakat tafsilatı itibariyle daha canlı olması bakımından okuyucularıma yeni düşünce imkanları verecektir:

<< Cideville’de Thorel isminde bir çoban, bir suçtan dolayı mahkum olan dostunu mahkum edenleri teşvik ettiğini sandığı köyün papazını tehdit etmeğe başlamıştı.

<< Ruhbanlığa ait iki çocuk vardı ki bunlar papazın ikametkağında büyütülmüşlerdi. İşte intikama bu iki çocuk hedef oluyordu. Bir gün Thorel Çarşıda çocuklardan birisine yaklaştı ve elini ona sürdü. Bundan birkaç saat sonra en acayip hadiseler baş gösterdi. Çocuk papazlık dairesine gelince bir gürültü  ve kasırga koptu. Bunu müteakip evin her tarafında bir takım çekiç sesleri duyulmağa başladı. Bu darbeler bazen hafifti, kısa ve fasılalı idi. Bazen de o kadar şiddetli idi ki ev sarsılıyor ve gürültüler iki kilometre mesafeden bile duyuluyordu. Bu gürültüler başlıyınca Cideville halkı papazın evine koşuyor ve her taraf araştırılıyor fakat hiç bir şey bulunamıyordu.

<< Bu acayip gürültülere yeni hadiseler de katılmağa başladı. Vurulan darbeler ahalinin istediği yerlere vuruluyor ve istenilen şarkı parçalarının ritmini veriyordu. Pencere kanatları gürültü ile açılıyor, eşyalar yerinden oynuyor, masalar şiddetle oradan oraya itiliyor. İskemleler birbiri üzerine yıkılıyor, havalanıyor ve havada muallakta kalıyor. Bıçak vesaire gibi ufak tefek şeyler pencereden dışarı atılıyor. Kürekler ve maşalar ocağı terk ediyorlar ve salona doğru ilerliyorlardı. Yanmakta olan kömürler de ocaktan çıkıp onları takibediyordu.

<< Vak’ayı bizzat anlatan Minirville, esrarengiz kuvvete darbelerle ( evet, hayır) şeklinde görüşmek imkanını temin etmesini söylüyor. Darbeler müellifin ismini, soyadını, çocuklarının isimlerini, yaşlarını, sene ay, gün hesabı ile vuruyor. Ve bunlar o kadar süratle ve o kadar doğru vuruluyor ki müellif burada esrarengiz bir kuvvetin mevcudiyetine inanıyor.

<< Bundan sonra darbelerle oraca, yaşları, şahsiyetleri meçhul olan başka kimseler hakkında da aynı şekilde malumat veriyor. Ve bilahara resmi kayıtlara bakılarak bunların doğru olduğu anlaşılıyor.

<< Fakat bu hadiseler ekseriya çocuğun bulunduğu yerde oluyor. Ve cocuk daima yanında, tanımadığı büluzlu bir adamın gölgesini gördüğünü söylüyor. Çocuk hayali gördüğünü söylediği zaman başka bir papaz buhardan veya seyyaleden bir sütun gördüğünü söylüyor. Diğer bazı kimseler de böyle bir buharın hafif ıslık sesleri çıkararak dalgalandığını ve evin aralıklarından çıkıp dağıldığını sık, sık gördüklerini söylüyorlar.

<< Bir çocuk siyah bir elin bacadan indiğini ve kendisine birdenbire bir şamar attığını söylüyor. Eli kimse görmüyor fakat orada bulunanların hepsi şamarın sesini duyuyorlar ve biraz sonra da çocuğun yanağının kızardığını görüyorlar.

<< Orada bulunan şahitlerden birisi fantomların demir uçlardan kaçtıklarını duymuş olduğunu söylüyor ve herkes eline sivri uçlu birer demir alarak gürültünün geldiği yere bunları şiddetle saplıyorlar. Bu darbelerden birisinin tesiriyle bir alev husule geliyor ve bu alevin arkasından o kadar kesif bir duman çıkıyor ki pencereleri açmağa mecbur kalıyorlar. Çünkü tam ve süratli bir boğulma tehlikesi baş gösteriyor. Duman dağılıp sükunet avdet edince herkesi dehşetli bir heyecan kaplıyor. Tekrar demirler alınıyor ve havada her yere saplanıyor bu sırada bir inleme işitiliyor. Demirlerin saplanmasına devam ediliyor. İnleme tekrarlıyor ve gayet aşikar olarak birdenbire şu sözler duyuluyor: ( pardon! )  Bunun üzerine herkes duruyor. Ve meçhul kuvvete hitaben şu cevap veriliyor: ( Evet seni affedeceğiz, hatta daha ileri giderek bu gece sabaha kadar seni affetmesi için Allaha yalvaracağız, ancak bir şart ile; kim olursan ol yarın bizzat kendin geleceksin. Ve bu çocuktan af dileyeceksin! ) Evde her şey intizama giriyor ve bu müthiş gece sükunet ve dua içinde geçiyor.

<< Ertesi günü öğleden sonra papazlık dairesinin kapısı çalınıyor, kapı açılıyor, Thorel görünüyor. Vaziyeti çok zelilanedir, konuşması güçleşmiştir ve bütün yüzünü ihata eden ve henüz kanlı bulunan yaralarını şapkası ile gizlemeğe çalışmaktadır. Çocuk onu görünce ( İşte! İşte beni on beş günden beri takibeden adam budur. ) diye bağırıyor.

<< Papaz yüzündeki yaraların sebebini soruyor. Fakat o bu hususta izahat vermekten çekiniyor, nihayet vakayı itiraf ediyor ve dizlerinin üzerine düşüyor, af diliyor. Papaz şahitlerle beraber belediye reisinin huzuruna kendisinin gelmesini rica ediyor. O diz üstü olduğu halde bunu kabul ediyor ve tekrar af diliyor. Ve elini kendisine sürmesi için rahibe doğru sürünerek gidiyor. Rahip bunu reddediyor ve geri çekilmeğe başlıyor. Salonun köşesine kadar gidiyor sıkıştığını anlayınca bastonunu kaldırıyor, eğer daha ilerlerse vuracağını adama söylüyor. Fakat o hala sürünerek rahibe doğru ilerlemesine devam ediyor. Rahip bastonu ile ona vuruyor. Nihayet beraberce sulh hakimin karşısına çıkıyorlar. Şahitler dinleniyor ve Thorel anlatılan şeylerin hiç birisini inkar etmiyor. Fakat zarar ziyandan affedilmesini istiyor. Hakim onun cürümünü sabit görerek bu arzusunu reddediyor. Ve onu zarar ziyanı vermeğe mahkum ediyor. >>

11 – Fakat metapsişikte adeta klasik olmuş diğer bir misal daha vardır ki bu bir iki kişinin veya bir kaç alimin şahadetine dayanmaz. Bu vaka bir gurup halkın yani 42 kişilik bir pansiyon talebesinin şahadeti ve devamlı müşahedeleriyle kıymetlenmiş ve hatta pansiyonun kapanmasına bile sebebolmuş bir dedubluman vakasıdır.

Sir Robert Dale Owen, Amerikanın napoli sefiri idi. Vaka bu diplomat tarafından tebliğ edilmiştir.

<< 1845 de Livonie’de Rigadan 12 fersah, Nolmar’dan da yarım fersah mesafede Neuwelke pansiyonu vardı. Burada 42 tane pansiyoner vardı. Bunların bir kısmı asil ailelere mensuptu. Pansiyonda bulunan müdür muavinleri arasında bir de Emilie Sagee isminde bir Fransız kadını bulunuyordu ki bu, 32 yaşında, hali sıhhatte, fakat asabi ve hal ve tavrı her türlü sitayişe layık bir kadındı. Oraya gelmesinden bir kaç hafta sonra, pansiyonerlerden birisi onu bir yerde gördüğü anda diğeri başka bir yerde gördüğünü iddia etmeğe başladı. Bir gün bütün genç kızlar birbirine tamamiyle benziyen ve aynı jestleri yapan iki tane Emilie Sagee gördüler. Yalnız bunlardan birinin elinde bir tebeşir vardı. Diğerininkinde hiç bir şey yoktu. Bu hadiseden bir müdddet sonra bir gün Antoinette Wrangel tuvaletini yapıyordu. Emilie elbisesini arkasından iğneledi. Fakat bu sırada genç kız bir ayna vasıtasiyle arkasında elbisesini iğneleyen iki tane Emilie’nin olduğunu gördü. Ve korkudan bayıldı.

<< Bazen muavinin dublesi; yemek esnasında oturduğu iskemlenin arkasında ayakta, muavinin yemek yerken yaptığı hareketleri taklit eder vaziyette görünüyordu. Fakat elinde ne bıçak, ne de çatal vardı. Mahaza duble asıl bedeni böyle her vakit taklit etmezdi. Bazen Emilie iskemlesinden kalkarken dublesi oraya otururdu. Bir gün Emilie yatakta hasta yatıyordu ve mustarip bir halde bulunuyordu. Matmazel Wrangel ona kitap okuyordu. Muavin birdenbire sertleşti, sarardı ve bayılacak bir hale geldi. Genç talebe daha mı fenalaştığını ondan sordu. Muavin ( hayır ) cevabını verdi fakat sesi zayıf çıkıyordu. Birkaç saniye sonra Wrangel, Emilie’nin dublesinin apartmanın içinde oradan oraya dolaşmağa başladığını gayet açık olarak gördü.

<< Fakat muavinde görülen en şayanı dikkat çift bedenleşme ( bicorporeite ) hadisesi şudur: Bir gün 42 pansiyoner zemin katında iş işliyorlardı. Bu sırada kızlar, Emilie’nin bahçede çiçek topladığını görmekte idiler. Fakat birdenbire salonda boş duran bir koltukta Emilie’yi otururken gördüler. Hemen tekrar bahçeye baktıkları zaman o gene orada idi yalnız bu defa hareketlerinde daha ağırlık ve ıstırap seziliyordu. Bitkin ve yorgun bir hal arzediyordu. En cesurlarından iki kız dubleye yaklaştı. Ona dokunmayı tecrübe ettiler. Hafif bir mukavemet duydular. Kızlar bu mukavemeti bir musolin veya krepten mamul bir şeye benzetiyorlardı. Kızın birisi şeklin bir tarafından öbür tarafına geçti. Kız bu işi yaptıktan sonra şekil bir müddet aynı halde kaldı. ve sonra yavaş yavaş kayboldu. Emilie burada kaldığı müddetçe, yani 1845 den 1846 ya kadar bu hadiseler muhtelif tarzlarda vuku buldu. Fakat arada haftalarca süren fasılalar da görülüyordu. Bazen duble daha maddi, bazen de asıl beden daha maddi görünüyordu. Fakat duble ne kadar maddileşirse asıl beden o kadar bitkin ve mustarip bir hal alır, bilakis duble ne kadar zayıflarsa beden o kadar kuvvetli görünürdü. Bundan başka Emilie’nin bundan hiç haberi olmazdı. O kendisinin ikileştiğini başkalarının hikayesinden anlardı. Bu hadise kızların ebeveyinlerini endişeye düşürdü ve herkes kızını pansiyondan çekti ve pansiyon kapandı. >>
12 – Gene yukarki gibi klasikleşmiş diğer bir dedubluman vakası da şudur:

Meşhur Iskoçyalı bir aileden olan Sir Robert Bruce, bir gün Terre-Neuve civarında gemide hesaplarını yaparken, kaptanını yazıhanesine oturmuş olarak gördü. Fakat dikkatli bakınca onun kaptan olmadığını anladı, hayret etti. Bu adam soğuk bir nazarla kendisine bakıyordu. Kaptanın yanına yukarı çıktı. Kaptan Bruce’ün hayretini görünce sordu. Buruce kaptana:

<< – Fakat sizin yazıhanenizde oturan adam kimdir? dedi. Kaptan orada kimsenin olmadığını söyledi.

<< – Hayır, orada birisi var ve hem de yabancı birisi!..

<< – Ya ruya görüyorsunuz veya alay ediyorsunuz.

<< – Asla; lütfen ininiz, görürsünüz.

<< Aşağı inildi ve yazıhanenin önünde kimse görülmedi. Geminin her tarafı arandı. Hiçbir yabancıya rasgelinmedi. Buruce:

<< – Mamafih, dedi. Ben onu sizin siyah tahtanız üzerine bazı şeyler yazarken gördüm, yazısı orada kalmış olmalıdır.

<< Filhakika yazı tahtası tetkik edilince üzerine şu yazıların yazılmış olduğu görüldü: ( STEER TO THE NORTH WEST ) yani, şimali garbiye doğru gemiyi çeviriniz.

<< – Fakat bu yazı sizin midir, yoksa gemide başka birisinin midir?.
<< – Hayır.

<< Herkesten aynı cümleyi yazması rica olundu. Fakat kimsenin yazısı bu yazıya benzemiyordu.

<< – Peki: bu yazının dediklerini itaat edelim. Gemiyi şimali garbiye çeviriniz.

<< Ruzgar müsait idi. Ve bu harekete uygun geliyordu. Üç saat sonra gemideki aletler biz buz dağını gösteriyordu. Nihayet orada bir geminin parçalandığı ve Liverpol’e girmek üzere içinde bir çok adamların bulunduğu görüldü. Yolcular Buruce’ün gemisine alındı.

<< Gemiye tırmanmakta olan yolculardan birisini görünce Buruce titredi ve heyecanla geri çekildi. Bu adam kaptanın kamarasında yazı yazarken gördüğü adamın ta kendisi idi. Kaptana bunu söyledi. Kaptan:

<< – Lütfen şu siyah tahtaya ( ... ) cümlesini yazınız, dedi ve ona tahtanın boş tarafını uzattı. Yabancı, istenilen cümleyi yazdı. Yazılar birbirinin aynı idi. Ona bu dedubluman hadisesine ait hatırasında bir şeyin kalıp kalmadığı soruldu. Hiç bir şeyden haberi yoktu. Kaptan, kaza gören geminin kaptanından öğle üzeri bu adamın ne yapmakta olduğunu sordu, öteki şunları söyledi: ( Çok yorgun görünen bu yolcu derin bir uykuya dalmıştı. Öğleden biraz evvel yatmıştı. Bir saat kadar uyuduktan sonra bana şunları söylemişti.

<< – Kaptan kurtulacağız, hatta bu gün! Ve sonra şunları ilave etmişti: Ben sizi kurtarmağa gelen bir geminin güvertesinde kendimi ruyada gördüm.

<< Burada yolcu, kaptanın sözlerine şunları ilave etti:

<< – Burada benim de tuhafıma giden şey bu gemide etrafımda gördüğüm şeylerin bana hiç yabancı gelmemesidir. Mahaza ben buraya asala gelmedim. >> ( 107)

Burada gerek kendiliğinden olan yukarda verdiğim dedublumana ait misallere ve gerek bundan sonra tecribi mütalaası bahsinde vereceğim diğer misallere bakarak bunların fotoğrafla tesbit edilip edilmeyeceğini haklı olarak sorabiliriz.

Dedublumanın objektif kıymetini meydana çıkarmak için bir çok vasıtalara baş vurulduğu gibi bu hususta bir çok fotoğrafiler de tesbit edilmiştir. Sayfalarımızın darlığı yüzünden dedubluman bahsi üzerinde uzun uzadıya duramıyacağımızdan bu fotoğrafiden yalnız bir tanesini neşrediyoruz. ( 48 )

Burada görülen manzara oturmakta olan bir zatla genç bir kıza aittir. ( şekil 8 )

Şekil – 8  Hayattaki insan dublesinin fotoğrafisi

Erkeğin fizik bedeniyle resmi çıkmıştır. Fakat resmin çekildiği esnada, orada ne fotoğrafçının, ne de resmini çıkaran zatın ğörebileceği hiç bir şekil yok iken klişede ayrıca bir kız resmi daha meydana çıkıvermiştir. Fakat işin tuhafı şu ki bu kız yabancı birisi değildir. O sırada hasta olarak yatağında yatmakta bulunan bir kızcağızın hayalidir ve resmini çıkaran zatın tanıdığıdır. Binaenaleyh bu hayal bir dublenin fotoğrafisidir.

Biliriz ki gözle görünmiyen bazı imajlar, fotoğraf klişelerinde bazı husui usullerle görülebilir. Netekim astronomide de gözle görünemiyen bazı yıldızlar bu usulle tesbit edilir.

Dublenin eli ve koliyle parmaklığı kucaklamış bir vaziyette durmasına bakılırsa bu hayalin klişede evvelden meucudolması ihtimali düşünülemez. Biraz yukarda dediğim gibi uzun uzadıya bu meseleler üzerinde durmağa ve tahliller yapmağa sayfalarımız müsaidolmadığından okuyucularımın bu hususta neşredilmiş diğer bir çok fotoğrafilerle vesikaları muhtevi, takdim ettiğim mehazlara müracaatlarını tavsiye ederim. Yalnız şu kadar söyliyeyim ki bu işlerden anlıyan salahiyet sahibi ve müspet düşünceli zevat tarafından yukarda takdim ettiğim fotoğrafi üzerinde bir çok tetkikat yapılmış ve onun alelade bir fotoğraf hilesi veya hatası ile meydana gelmiş bir hayal olmayıp bir dublenin resmi olduğu tebarüz ettirilmiştir. Bu tetkiki yapanlar mühendis MacNap ve Münich’de tecribi psikoloji cemiyeti ikinci reisi mühendis Deinhard ve Dr. Otero-Acevedo’dur. ( 48 )

Bu verdiğimiz misallerin okuyucularıma acayip ve inanılmaz şeyler gibi görüneceğini ve bazılarınca da << gayrı ilmi >> telakki edileceğini tahmin ediyorum. Fakat, bu bahiste tetkikat ilerledikçe bunların ilmi çehresi ve tabii durumları anlaşılacak ve takdir olunacaktır.

Bir hadiseyi gayrı ilmi telakki etmek, onun bilinen sebeplere bağlıyamamaktan ileri gelir. Zira ilim evvelce de söylediğim gibi münasebetler prensibi üzerine müessestir. Bu takdirde, yeni bir hadisenin ilmi kıymeti hakkında müspet veya menfi söz söylemek için o hadisenin - ekseriya zannedildiği gibi - yalnız objektif varlığını araştırmak kafi gelmez. Ve hatta bu zehap çok defa insanı hataya sevkedebilir. Şimdiye kadar vermiş olduğumuz misallerle ve söylediğimiz sözlerle izah ettiğimiz gibi, aradaki duygu ve bilgi şartlarındaki eksiklik yüzünden bazılarınca objektif kıymet göstermiyen bir hadise başka birisi için bu kıymeti haiz olabilir. Bunun en basit misali mikroptur. İçimizde bu nebatçık ve hayvancıkları kaç kişi görmüş veya tutmuştur?

Şu halde bir hadisenin diğer hadiselerle münasebetlerini araştırmakla ve illiyet prensibi üzerinde yürümekle alınacak neticeye göre onların ilmi kıymetleri hakkında hüküm vermek liyakatini kazanabiliriz. Bu kaidenin dışındaki hareketler ve sözler müsbet de olsa menfi de olsa daima hatalı olabilir. Biz kitabımızda bu fikri esas tuttuk. Henüz tetkike muhtaç gördüğümüz bazı faraziyelerden sarfınazar, reel telakki ettiğimiz hadiseler hakkında hüküm verirken ne bir müellifin düşüncesi, ne herhangi dezenkarne bir varlığın tebliğatı ve hatta ne de kendi tecrübelerimiz bize, körükörüne peşinden koşulacak bir mehaz olmadı. Onları ancak esasen birbirinden ayrılmayan münasebetler ve illiyet prensibi çerçevesi içinde düşünüp kıymetlendirdikten sonra kabul ettik. Onun içindir ki yazılarımız başından sonuna kadar birbirine bağlıdır, daha doğrusu bir kısım fikirler diğerlerini izah edici mahiyettedir. Ve onun içindir ki kitabımızı bir bütünlük içinde tetkik ve mütalaa etmiyenler için oradaki yazıların hiç bir manası kalmaz ve onlar burada bahis mevzuu olan hadiselerin ilmi mahiyellerini kavrıyamazlar.

Dedubluman bahsinde geçen misaller de böyledir. Hiç şüphesiz bunların objektif kıymetleri vardır. Fakat bizim onlara verdiğimiz ilmi kıymetler üzerinde durduğumuz fikirler ve bundan sonra gelecek tetkiklerden çıkan neticeler bu hadiselerin ilmi kıymetlerini, inkarı kabil olmıyacak şekilde tebarüz ettirmektedir. Herkes bilir ki ilim yapmak, yalnız görmekle, tutmakla, işitmekle, koklamak ve tatmakla olmaz. Bütün bunların üstünde, burada lazım olan şey duymak, düşünmek ve bulabilmektir ki bu da illiyet prensibine inanmış, hadiselerin arasındaki münasebetler üzerinde zihin yormağı adet edinmiş kimselere müyesser olur.

İşte böyle bir araştırma gayreti ile şimdi bu hadisenin husul tarzı hakkında bizi ilmen tenvir edecek hipnoz yolu ile yapılmış tecribi dedubluman vak’alarının mütalaasına başlıyoruz. Bunlarla bu hadiselerin makul izahlarını yapabilmek imkanı hasıl olacaktır. Şu halde bunlar bir taraftan insan varlığı hakkındaki bilgimizi genişletirken diğer taraftan da ileride bahsedeceğimiz unutma ve hatırlama bahislerinin iyi anlaşılabilmesine yarıyacak idrak hadisesini ilmi ve şumullü bir görüş ile mütalaa edebilmemize yarıyacaktır.

3- Dedubluman hadisesinin tecribi mütalaası

Bu bahiste tecribi çalışanlar arasında en iyi, tasnifli ve metodik bir yol takibeden Hector Durville’in mesaisini etütlerimize esas tutacağız.

Mücerribin bilhassa on süje üzerinde dedublumana ve dedublumanın muhtelif hususiyetlerine dair yapmış olduğu tecrübelerinin büyük kıymeti ve ehemmiyeti vardır. Gerek diğer mücerripler tarafından, gerek kendi tarafımdan yapılmış bazı tecrübeler Hector Durville’in varmış olduğu netayici takviye edici mahiyettedir. Fakat bu müellifin tecrübeleri her cihetten tatminkar olduğu için onları mevzuuma esas ittihaz ediyorum. Yalnız, burada kitabımın darlığı yüzünden ancak müellifin kullandığı kontrol usulleriyle varmış olduğu neticelere temas edeceğim. Bu hususta daha ziyade tafsilat almak istiyenler doğrudan doğruya kendi eserine müracaat edebilirler. ( 33 )

Hector Durville, süjelerini somnambül haline koyduktan sonra onların dedubluman hadiselerini en ince teferruatına kadar tetkik ve not etmiş ve bunları tasnifli bir şekilde mütalaa sahasına koymuştur.

Esasen birinci kitapta Colonel de Rochas’ın dedubluman hadisesine dair bir tecrübesinden bahsetmiştik. [ 1 ] Ve bu hale de hassasiyetin dışarı çıkması ( Exteriorisation de la Sensibilite ) hali denildiğini söylemiştik. Orada gördüğümüz gibi süjenin hassasiyeti süjeden dışarı çıkan maddelere geçmekte, buna mukabil asıl bedeni, duygusunu kaybetmekte idi. İşte şimdi burada bu meselenin mahiyeti üzerinde biraz daha derince duracağız.

Evvela gene Colonel’in tecrübesine benziyen fakat daha tafsilatlı ve izahlı bir karakter gösteren Durville’in süjesi Marthe’ı manyetize ederken aldığı neticeye dair olan müşahedesini kendi kaleminden okumakla işe başlıyalım:

<< ... Exteryorizasyon [ 2 ] 7 inci veya sekizinci safhalara doğru başladı ve exteryorizasyonun imtidadı süjenin etrafında takriben bir buçuk metre kadar yayılıyordu. [ 3 ] En geniş halini 12 inci safhaya doğru almıştı. Süje, etrafında gittikçe açılan ve parlak bir hal almağa başlıyan koyu bir gölge görüyordu. Manyatizasyona devam ettikçe dışarı çıkan hassasiyet tekasüf ederek süjenin iki tarafında, ondan takriben altmış yetmiş s. m. mesafede buhardan birer sütün halinde ayrılıyordu. Üst kısımları alt kısımlarından daha parlaktı. Biraz daha sonra sağ taraftaki sütun süjenin arkasına ve oradan da sol tarafına geçiyor ve soldaki sütunla birleşiyordu. Bir müddet manyatizasyondan sonra bu kütle bir insan haline giriyor ve süjeye benziyordu. Süje buna kendi dublesi ismini veriyordu.

[ 1 ] 85 inci sayfaya bakınız.
[ 2 ] H. Durville exteryorizasyon tabiriyle; henüz dışarda, süjenin şeklini almış olmamakla beraber bu şekli almak yolunda bulunan bir takım emanasyonları kastediyor.
[ 3 ] 85 inci sayfaya bakınız.

<< Bu vaziyet hasıl olduktan sonra süje, tecrübenin ilk zamanlarında olduğu gibi ensesine tatbik edilen bir yazıyı artık okuyamıyordu. Buna mukabil o yazı dublesinin ensesine gösterilince okumağa başlıyordu. >>

Bu müşahedede ilk tesbit edeceğimiz ve üzerinde duracağımız nokta şudur: Süjeye gösterilen yazı hakkındaki bilgi, o yazının doğrudan doğruya fizik bedene tatbiki ile değil süjenin dublesine gösterilmesiyle vukua gelmektedir. Buradaki hadise bedenin, bir ıttıla vasıtası olmaktan çıkması ve dublenin doğrudan doğruya dış tesirleri alabilecek bir duruma girmesidir. Bu bilgi ilerideki münakaşalarımızda işimize yarıyacaktır.

Fakat aşağıda vereceğimiz misal bize dedublumanın pek mütenevvi varyetelerinden bir tanesini daha öğretecektir. Süjenin haricindeki dublesi, diğer eşyanın ve bilhassa diğer insanların temaslarından da müteessir olmaktadır. Bu hususta biraz sonra vereceğimiz tecribi misallerden evvel kendiliğinden olma dedublumanlarda da bu halin olabileceğini gösteren bir misal vereceğim. Bu da H. Durville’in süjesi Bayan Lambert’dir. Kendisi bu mücerripten evvel uzun seneler zarfında evvelce ismi kitabımızda geçen Colonel Albert de Rochas’nın tecrübelerinde süjelik vazifesi yapmıştır. İşte onun böyle uzun uzadıya bu tecrübelerde bulunması, tecrübe dışında da kendisinde kolaylıkla deduble olmak kabiliyetini ve melekesini inkişaf ettirmişti. Fakat o, bu halinden memnun değildi. Zira dublesine dışardan gelen tesirlerden çok müteessir oluyordu. İleride de göreceğimiz gibi doğrudan doğruya duble üzerine yapılan tesirler onda çok şiddetli ihtizazlar husule getirir. Fizik bedenin kesafetinden ve künt halinden kurtulmuş seyyal bir beden, şüphesiz fizik bedene hiç tesir bile etmiyecek kadar hafif gelen dış ihtizazlarla doğrudan doğruya karşılaşınca çok şiddetli tesirler duyar. Buna kaba bir misal ile şuna benzetebiliriz:

Kalın kavçuktan bir eldiven giydiğim zaman elime vurulan bir sopa darbesiyle, eldiveni çıkardıktan sonra yediğim aynı şiddetteki darbe bende aynı tesiri husule getirmez.

İşte Bayan Lambert’in hali de buna benziyordu. O hemen, hemen her an ekisteriyorize denilecek bir tarzda sık sık bu hale düşüyordu. Bunun neticesinde de kendisine kimsenin yaklaştığını istemiyor ve kimseye yaklaşmıyordu. Zira eğer o sırada ona birisi yaklaşsa ayaklarına basıyorlarmış veya kendisine çarpıyorlarmış gibi nahoş hislerin tesiri altında kalıyordu. Hatta omnibüste otururken yalnız ayaklarına basıyorlarmış değil, kucağına oturuyorlarmış ve vücudunun orasına burasına çarparak canını yakıyorlarmış gibi oluyor ve bu hallerden çok şikayet ediyordu. Bazen de onun bu sübjektif şikayetlerine objektif hadiseler refakat ederdi. Vücudüne çarptıklarını duyduğu yerlerinde çürükler, lekeler peyda olurdu.

Gerek bu misal ve gerek biraz ileride vereceğimiz tecribi misaller evvelce bahsettiğimiz büyücü hikayelerinde geçen yaralanma hadiselerini daha ilmi bir kisveye sokmuş olacaktır.

Şu halde bu misalde tesbit edilmesi lazımgelen ikinci nokta da: Dublenin veya fantomun veya seyyal bedenin dışardan doğrudan doğruya tesirler aldığı ve bu tesirlerin bilahara fizik bedene intikal ederek mutat şuur sahasına geçtiğidir ki ileride idrak bahsinin mütalaa ve münakaşasında bu bilgiden istifade edilecektir.

Bir süjenin kendi dışında deduble olmasını, yani seyyal bedeninin fizik bedeninden ayrılıp dışarda tekasüf ederek objektif bir varlık haline girmesini, bütün süjelerinden almış olduğu intibalara göre H. Durville umumi bir görüşle şöylece tasvir ve tarif ediyor:

<< Biraz çok uzun manyatizma tesirine maruz bırakılmış süjelerin ekisteriyorize olduğunu, daha doğrusu mutat şuurluluk halinde muhafaza ettiği hassasiyetini somnambülizmanın başlangıcında kaybettiğini gördük. Bu hassasiyet onların dışında, etraflarını kaplıyor. Ve imtidadı da iki buçuk üç metreye kadar yayılıyordu. [ 1 ] Fakat henüz katiyetle tayin etmeğe muvaffak olamadığım az çok bir zaman sonra bütün süjelerin beyazımtırak veya kül renginde bir seyyale halinde göründükleri bir buhar, bu hassas süjelerin iki tarafında 20-80 santimetre mesafelerde tekasüf ediyor.

<< ... Üzerlerinde dedubluman tecrübelerini yaptığım bütün süjelerde istinasız gördüğüm şey iki taraflarında tekasüf eden bu seyyalevi kütlelerin aşağı yukarı bir insanın yarısına benziyen ve hudutları aşikar olmıyan dalgalı birer sütun halinde olmalarıdır. Manyatizasyona devam ettikçe bir an geliyor ki sanki bu iki sütun, aralarındaki bir cazibe ile birbirine çekiliyormuş gibi oluyor. Daha ziyade sağ taraftaki sütun sol taraftakine doğru çekiliyor. Ve hemen hemen sol taraftaki sütunun bulunduğu yere kadar gidip orada onunla birleşiyor. Bu hali müteakip fantomun teşekkülü için çok zaman geçmiyor. Fantomun teşekkülü ameliyesi aynı süjede daima aynı tarzda vukua geliyor. Değişik süjelerde ise az farklar gösteriyor. Bir süje ne kadar çok dedubluman tecrübesinde bulunmuş ise onda bu fantomun teşekkülü o kadar çabuk olmağa başlıyor.

<< Bu hadisenin bazı istisnaları görülüyor. Bunlardan birisi de bazen sağ taraftaki sütunun soldaki duble ile birleşmek için süjenin arkasından değil ön tarafından süratle o tarafa geçmesidir. Eğer süje ile operatör arasında sağdaki seyyal sütunun sola geçmesine müsaade edecek kadar bir yer varsa sütun buradan kolaylıkla ve çabucak geçiyor. Fakat onun yolu üzerinde operatör bulunuyorsa bu sütun geçemiyor. Ve kendisine bir yol aramak üzere çırpınıyor. Bu sırada süje huzursuzluk içinde kalıyor ve sabırsızlanıyor.

<< Eğer operatör ona yol vermemekte devam ederse süje yolun üzerinden çekilmesini operatörden istiyor. >>

Son cümlelerle biz süjenin ekisteryorize olan kısımlarının dış müessirlerden ne kadar müteessir olduğunu bir defa daha görmüş oluyoruz.

Aşağıda takdim edeceğimiz tecrübe bize yeni bir şey daha öğretecektir. Bu da operatörün fantom üzerine yaptığı tesirlerle manyatizasyonu idare edebilmesidir. Bu, dubleye yapılacak tesirlerin beden üzerindeki neticelerinin ilmi kıymetini ifade eden başlı başına bir hadisedir. Sözü gene Durville’e bırakıyorum:

<< Fantom üzerine yapılan tesirler bana son derece şiddetli neticeler veriyor gibi görünüyor; hatta bu, ekseriya süjede kaba ve nahoş tesirler husule getiriyor. İşte Bayan François’nin doğrudan doğruya fantomu üzerine yapmış olduğum tesirlerin neticesini yazıyorum.

<< O sırada başı ağrıyan süjenin bu ıstırabını dindirmek maksadı ile sol elimi takriben 50-60 santimetre uzaktan fantomun alnı hizasına tutuyorum. Derhal süje, ağrının azaldığını ve nihayet tamamiyle geçtiğini söylüyor. Tecrübe sonunda süjeyi uyandırmak için yapılması icabeden pasları süje üzerinde değil de fantomu üzerinde yapmağı düşünüyorum ve böyle yapıyorum. Fantomun yüzüne ve göğsüne ufki paslar yapmağa başlıyorum. Fakat biraz sonra bu paslar fantom üzerinde o kadar şiddetli ve kaba bir tesir yapıyor ki onların süjeye intikal etmesiyle süjede asabi rahatsızlıklar başlıyor. Fantom üzerinde paslar yapmaktan vazgeçiyor ve paslarımı süje üzerinde yaparak onu uyandırıyorum. >>

Bu fantomatik tezahürlerin koca ciltli kitapları dolduran varyeteleri arasında müteakip fikir ve nazariyelerinizi alakalandıracak olanlarını ayırarak okuyucularıma sunuyorum. Bunlardan birisi de süje ile fantomu arasında maddi bir rabıtanın mevcudiyetine aittir. Buna dair H. Durville’in müşahedesi şudur:

<< Deduble olmuş bir süje devamlı bir surette dublesiyle münasebet halindedir. Bu münasebet ikisini birbirine bağlıyan seyyaleden yapılmış bir kordonla temin ediliyor. Bu kordon, fantomun süjeden ayrılmasına müsaade ediyor. Kordonun kalınlığı vasati bir parmak kutrundadır, muhtelif şekiller alır. Bazen üzerinde gangılyon halinde düğümler görülüyor. Bunlar bilhassa fantomun süjeden uzaklara gitmesi icap ettiği zaman ona lazımgelen seyyal maddeyi muhafaza edici bir hazine vazifesini görüyor. Ve uzaklara giden fantom kordonla mahfuz bu seyyal maddelerle gıdalanıyor. Fantom uzaklaştıkça bu kordonun kalınlığı o nispette azalıyor. Ve kordon inceleşiyor. Bir çok vakalarda bu kordon süjenin göbeği hizasından çıkıyor. Fakat nadiren bedenin başka taraflarından da, mesela Madam Fransois’da olduğu gibi tam başının tepesinden çıktığı görülüyor. >>

Bu bahsedilen kordonun bizi ileride alakadar edecek diğer bir hususiyetini de burada yazmak isterim. Mücerriplerin müşahedelerine ve muhtelif süjeler üzerinde yaptıkları tecrübelerden almış oldukları neticelere göre bu kordondan gayet kuvvetli bir takım cereyanlar geçmektedir. Bu cereyanları H. Durville şöyle tasvir ediyor:

<< Kordon gayet şiddetli bir cereyana makar olmaktadır. En iyi sansitifler bunu mümteziç asaplarla ( nerfs mixtes ) mukayese ediyorlar. Buradan birbirine zıt istikamette iki cereyan geçiyor. Bu cereyanlardan birisi; Fizik bedenden fantoma doğru, diğeri de fantomdan fizik bedene doğru akıyor. Birincisi fantomun faaliyeti için lüzumlu maddeleri bedenden ona götürüyor. İkincisi ise daha seyyal ve ince bir haldedir, daha parlaktır. Bunlar, fantomda vukua gelen tesirleri alakalı beden uzuvlarına götürmeğe ve bu tesirlerin o uzuv yardımiyle ifade edilmesine yarıyor.

<< Süjeden fantoma giden cereyan daima kordonun, yere bakan aşağı kısmından geçiyor. Fantomdan süjeye giden cereyan ise evvelkinin üst kısmından gidiyor. Bu manzara sanki, ikincinin birinciden daha hafif olduğu intibaını veriyor. >>

Bu kordondun da ne dereceye kadar hassas olduğunu ve dış amillerden ne kadar şiddetle müteessir olduğunu Durville’nin satırları gösteriyor:

<< Kordon da fantom gibi temas tesirlerine karşı çok hassastır. Eğer kordona şiddetle bir şey çarparsa süjeler daima bir acı duygusu ile bağırırlar. Eğer operatör, süje ile fantomun arasından yavaş yavaş yürüyerek geçerse biraz sonra kordona rasgelir. Operatörün kordona bu suretle yavaşça dokunması bile süjede şiddetli bir şok husule getirir. Eğer operatör gayet ağır olarak yürüyüşünde devam ederse kordon gerilemeğe başlar fakat elastikiyeti yüzünden kordon uzar. Bununla beraber bu hal süje üzerinde bir çekilme hissi husule getirir.

<< Bazen de herhangi bir sebeple fantom süjeden birdenbire ve şiddetle uzaklaşıverirse bu kordonun ani çekilmesinden mütevellit süje şiddetli bir acı duyar. Hatta bir defasında vukua gelen böyle bir halin neticesinde Bayan Lambert can acısı ile haykırdıktan sonra çekilen tarafa doğru yere yuvarlanırken ben tutarak düşmesine mani olmuştum. >>

Buraya kadar verdiğimiz bilgiler fantomatik tezahürlere ait, iptidai ve umumi bilgilerdir. Fakat asıl maksada girmezden evvel o maksada yarıyacak olan bu bilgilere lüzum vardı.

Şimdi ileriki bahislerimizi bazı noktalarda aydınlatacak şekilde bu fantomatik tezahürlere mtüeallik bilgileri biraz daha genişleteceğiz. Evvela gene Durville’i dinleyelim: ( 33 )

<< Deduble olmuş bir şahısta fizik ihsaslar ( Sens ) tamamiyle kaybolmuştur. O, fizik gözlerle hiç bir şey görmez, kulaklariyle hiç bir şey işitmez; ne zaikasiyle, ne şammesiyle hiçbir tadı hiç bir kokuyu almaz. Lamisesi mevcut değildir. Zira hiç bir teması duymaz. Fakat bütün bu duygular fantomda mevcuttur. Ve süjenin bedeninden ayrı olan dublenin beş his uzvu, bütün bu tesirlere karşı açıktır.

<< İstinasız bütün süjelerde asıl duyan ve şahsiyet gösteren fantomdur. Beden ise kendisinden ayrılmış olan bu şahsiyetin duygularını fizik alemde izhar edebilmesi için bir alet, bir vasıtadır.

<< Süjeler de bunu böylece duymaktadırlar. Netekim Leontine bu halde iken şunları söylüyor: ( Fantom bizzat benim. Şu beden boş bir torbadan başka bir şey değildir. )

<< Jeanne da aynı halde bulunduğu zaman şöyle diyor: ( Bu duble benim. Bedene gelince, bunun ne olduğunu bilmiyorum. Fakat o ben değilim. )

<< Edmee ise dedubluman halinde iken kendisine bu hususta sorduğum bir sual karşısında daha pitoresk bir tasvir yapıyor: ( Sizin dokunduğunuz beden hiç bir şey değil. Bu, ötekinin bir zarfıdır. Benim bütün varlığım parlak olan şahıstadır. Düşünen, bilen, yapan odur. Ben size şimdi ne söylüyorsam onları fizik bedene nakleden odur. )

<< Şu suali kendisinden soruyorum:

<< – Bu parlak şahsa ne diyelim, onu nasıl adlandıralım?

<< – Oh! Onu ayrıca adlandırmağa lüzum yok. O, Edmee dir, benim. Eğer ona isim vermek istiyorsanız Edmee deyiniz.

<< – Bununla beraber bizim onu ötekinden ayırdetmemiz lazım. Onu astral, fantom veya duble gibi isimlerden birisiyle çağırmamıza razı oluyor musunuz? Zira o sizin esasen dublenizdir.

<< – Oh! Hayır! Hayır! Astral değil. Eğer isterseniz ona duble diyebilirsiniz. Mamafih bu bir duble de değil, bizzat benim.

<< Diğer bir celsede bu meseleye dair kendisinden aldığım cevaplarda o: Fizik bedenin hiç bir şey duymadığını ve görmediğini, ona bütün duyguların dubleden geldiğini ve bu da dubleyi bedene bağlıyan kordon vasıtasiyle olduğunu söyledi. Ve şunları ilave etti: ( Eğer dubleye dokunulursa, temas hissi bir şok halinde dimağa intikal ediyor ve hassasiyet orada akislerini gösteriyor. Fizik bedenle konuştuğunuz ve cevapları ondan aldığınız için siz sözlerin onun tarafından duyulduğunu zannediyorsunuz. Fakat bu doğru değildir. O hiçbir şey işitmiyor. İşiten dubledir. Sualler ve cevaplar kordon vasıtasiyle bir hareket halinde, ihtizaz eden bir şey halinde fizik beyne gidiyor. Gören de gene dubledir. Ruyet elektrik gibi hareketle bedene gelerek fizik dimağa ihtizaza getiriyor. Demek duble ne görmüş ise fizik beyinde onu görüyor. Duble tarafından alınmış bütün intibalar, beynin merkezine geliyor. Fakat bu merkezler bizatihi hiç bir şeyi idrak etmiyorlar ). >>

Bu bilgi pek mühimdir. Ve büyük hayati ve ruhi meselelerin izahına ait bazı nazariyelerin istinatgahı olabilir. İşte ileride idrak bahsini incelerken ve reenkarnasyon halindeki unutmaların tabiatını tetkik ederken bu bilgi bizi her sahada tenvir edecek ve nazariyelerimizin müeyyidesi olacaktır.

Bir nazariye ye istinatgah olacak ilmi müşahedelerin her cepheden tahakkuk etmiş olması lazımdır. Biz burada hem imkansızlık yüzünden, hem de lüzum görmediğimiz için bu bilgiyi takviye eden başka başka yerlerde başka, başka zamanlarda ayrı, ayrı araştırıcılar tarafından yapılmış yüzlerce tecrübe neticelerini birer birer yazacak değiliz. Esasen şimdiye kadar dedubluman hakkında verdiğimiz misaller her cepheden bu bilgiyi kuvvetlendirmektedir.

Bununla beraber okuyucularımın her sahada açık ve şüpheden azade bir yolda yürümelerine hizmet etmek için ben bu müşahedeyi muhtelif bakımdan takviye edecek bir kaç tecrübeden daha bahsetmeği faydalı görüyorum. Bu tecrübeleri de gene bizzat mücerribinin kaleminden okuyacağız:

<< Marthe somnambül halinde iken kafasının arka kısmına bir yazı gösterilirse onu açıkça görüp okuyabiliyordu.....

<< Ressam Bay Adnre ile beraber aynı süje üzerinde bir dedubluman tecrübesi yaptık. Bu sırada bir gazete başlığını alıp evvela onun yarı açık duran gözlerinin önüne koyduk, hiç bir şey görmediğini söyledi. Yazıyı başının tepesine götürdük, sonra şersuf nahiyesine koyduk, o daima görmediğinden bahsediyordu. Ve nihayet görmesi için yaptığımız bütün israrlar boşuna gidiyordu. Fantomu süjenin karşısında bulunan bir koltuğa oturttuk, bu koltuk süjeden takriben iki metre uzaklıkta bulunuyordu. Aynı yazıyı fantomun yüzüne tuttuk, süje gene bir şey görmediğini söyledi, fantomun başının tepesine ve şersuf nahiyesine gösterdik süje gene göremedi. Nihayet yazı fantomum başının arka tarafına gösterildi. Süje derhal LA PATRİE dedi. Ve bunun bir gazete parçası olduğunu ilave etti. >>

Burada sarih bir hadise vardır. O da süjenin bedeniyle değil, degajman halindeki şahsiyetiyle görmesi ve okuyabilmesidir.

Durville’in diğer bir süje üzerinde yaptığı tecrübe biraz daha muğlak olmakla beraber bu mevzuu daha ziyade aydınlatıcı mahiyettedir. Mücerrip bunu Edmee ismindeki süjesiyle yapmıştır. Tecrübe de mücerribin oğlu Gaston Durville, Bayan Stahl, Bay Bonnet, Grandjean hazır bulunmuştur. bu tecrübesini de gene müellifin kendisinden dinliyeceğiz:

<< Cep saatimi süjeden takriben üç metre uzakta duran Gaston’a verdim ve kendisinin ayakta durmasını tenbih ettim. Bunu müteakip deduble olan süjenin fantomunu ona yakın bir mesafeye kadar gönderdim. Gaston onun önünde, saati tutan elini uzatarak ve kolunu bükerek saati fantomun başının arka kısmına gösterdi...

<< Evvela süje bütün varlığında bir sadme hissetti. ( Bunun sebebini okuyucularım evvelki bilgileriyle kendi kendine izah edebilirler ) Bunu müteakip beyaz ve parlak bir şey göründüğünü söyledi. Ve ilave etti: << Bu, bir makine gibi işliyor. Bu gürültü, bir duvar saatinin tiktakları gibi. >> ( Şurası şayanı dikkattir ki süje evvela saati görüyor sonra sesini işitiyor; bununla beraber onu tam bir emniyetle tayin edemiyor. )

<< Bundan sonra ben ne Gaston’a, ne de diğer bir kimseye muhteviyatını söylemeden cebimden çıkardığım kapalı bir zarfı oğluma veriyorum. Gaston’dan onu evvelki gibi süjeye göstermesini rica ediyorum. Süje şunları söylüyor: Para gibi iki tane yuvarlak şey görüyorum. >>

<< – Bu para mıdır?

<< – Evet bu paradır.

<< – Rengi nasıl?

<< – Sarıdır. Veya daha doğrusu sarı-kırmızıdır.

<< – Demek bunlar yeni meteliklerdendir, öyle mi?

<< – Hayır, bunlar metelik değildir. Altındır.

<< – Zarfta daha başka bir şey var mı?

<< – Evet, fakat bu gümüştür. Banknotlar da var.

<< – Celseden sonra zarf açılıyor. Herkesin gözü önünde iki banknot ve iki tane 20 franklık para çıkıyor....

<< – Zarfın muhteviyatını bildiğim için, burada benim telkin tesirimin olduğu düşünülebilir. Fakat diğer yaptığımız tecrübeler, böyle bir düşünceye meydan vermiyecek mahiyettedir. Zira bunlarda ne kendi kendine telkinin, ne zihni telkinin ( suggestion mentale ), hatta ne de lafzi telkinin ( s. Verbale ) böyle bir şeyi süjeye yaptırmağa kafi gelmediğini gösterecek kuvvette tezahürler vardır. >>

Fakat sayfamız maalesef bütün bu tecrübeleri nakletmeğe müsait değildir. Onun için biz şimdiye kadar söylediklerimizle iktifa ederek bu hadiseyi, yani dedubluman halinde bulunan bir insanın maddi dış tesirleri doğrudan doğruya dublesiyle alması keyfiyetini başka bir yoldan da izah ve ispat eden diğer tertipteki tecrübelere geçmek ve bunlardan da bir iki tanesini yazmak istiyoruz.

Bu tecrübeler bize ilmi şekilde göstermiş olacaklardır ki süjenin bedeninden çıkan ve hariçte süjenin bütün şahsiyetini temsil eden fantom, duble, astral... ilh- namları ile adlandırılmış seyyal beden yer değiştirebilir. Ve fizik beden gibi bir odadan çıkıp diğer bir odaya girebilir, orada gördüğü, duyduğu şeyleri bıraktığı odadaki bedeni vasıtasiyle etrafındakilere söyleyip tarif edebilir. İşte buna ait tecrübelerden bir kaç tanesini gene bu sahada en metodik ve ilmi çalışmış mücerriplerin başında bulunan Hector Durville’den alıyorum:

<< .... Tecrübeye iki oda ayırdık bunlardan birisi benim çalışma odam diğeri de Fransız manyatizma cemiyetin toplanma salonu idi. Bu iki mahal birbirinden geniş bir koridorla ayrılıyordu. Gerek benim odam, gerek salon birer mum ışığiyle aydınlatılmıştı.

<< Ben kabinemin gerisinde Edmee ile beraber bulunuyorum. O, deduble olmuştu. Tecrübenin üç şahidi olan Bayan Stahl, Bayan Fournier ve Bay bonnet’den salona gitmelerini ve orada muhtelif hareketler ve işler yapmalarını rica ettim. Bundan maksadımız oraya göndereceğimiz fantomun orada yapılan işleri görüp göremiyeceğini tesbit etmekti. Ayrıca Bay Dr. Paul de Saint-Martin arada bulunan koridordaki pencerenin yanında durarak aynı zamanda hem benimle süjeyi hem de salondaki mücerriplerin hareketlerini kontrol etmek vazifesini almıştı. 7-8 dakika zarfında aşağıda ki dört tecrübeyi yaptık:

<< Süjenin fantomunu mezkur salona gönderiyorum. Mücerripler ve şahitler yerlerindedir. – Birinci misal: Bayan Fournier masanın üzerinde oturuyor. - Süje şunları söylüyor: ( Bayan Fournier’nin masanın üzerinde oturduğunu görüyorum. )

<< İkinci misal: Üç kişi salonda yürüyorlar ve elleriyle rasgele, gayrı muntazam muhtelif hareketler yapıyorlar. - ( Onlar yürüyorlar ve elleriyle bir takım işaretler yapıyorlar, fakat bu işaretlerin manasını anlamıyorum. )

<< Üçüncü misal: Madam Stahl masanın üzerinden bir broşür alıyor ve onu açarak madam Fournier’nin yanına oturuyor ve kitabı ona gösteriyor. Bu sırada süje şunları söylüyor: ( İki kadın okuyor [ 1 ]  )

<< Dördüncü misal: Üç kişi el ele tutuşuyorlar ve ellerini sallıyarak masanın etrafında dönüyorlar. Süje kendisine has bir safiyetle: ( Eğlenceli bir manzara, diyor. Onlar üç budala gibi masanın etrafında dans ediyor. )  >>

Şu küçük misalde de gene yukardakiler gibi dış tesirlerin doğrudan doğruya seyyal beden vasıtasiyle alınabildiğini gösteriyor:

[ 1 ] Burada dikkate şayan bir nokta vardır: Süje iki kadının okuduğunu söylüyor. Halbuki kadınlar okumuyorlar, hakikatte kitaba bakıyorlar. Bu hal bir fikir intikali nazariyesini çürütür; Çünkü eğer fantom yalnız ruyet çerçevesi dahilinde kalmayıp fikirlere nüfuz edebilmiş olsaydı kadınların okumadıklarını ve yalnız kitaba baktıklarını söyliyecekti. ( Müellif )

<< ... Bay Adato’ya ayağa kalkmasını, cep saatini kendisine doğru göndereceğim fantoma göstermesini rica ettim. O, saati ters tarafı ile fantoma gösteriyor ve saatin kaç olduğunu soruyor. Süje: ( saatın kaç olduğunu göremiyorum. Çünkü kadran benim tarafımda değil. ) diyor. Bunun üzerine mücerrip saati çeviriyor. Fakat süje gene şiddetle: ( Saati okumak benim için mümkün değil kadran üzerindeki şifreleri tanımıyorum. ) diyor. Filhakika Bay Adotto’nun gösterdiği saat üzerindeki rakkamlar Türkçedir. Ve kadran da hususi bir tarzda saate yerleştirilmiştir. O suretle ki Türkçe şifreleri bilmiyen bir kimse kadranın bu vaziyeti ile saatin kaç olduğunu anlıyamaz. >>

Metapsişik bahislerin karanlıkta kalan bir kısım noktalarını aydınlatıcı sayısız varyeteler gösteren bir çok dedubluman tecrübeleri yapılmıştır. Biz bunlardan ancak bize lazım olanlarını aldık. Son olarak bir tecrübeyi daha yazacağız. Bu tecrübeyi okuyucularımıza takdim etmemizin bir sebebi daha vardır ki, o da burada görülen bir hususiyettir. Şimdiye kadar gördüğümüz tecrübelerde fantomlar hemen, hemen operatörün emir ve telkinleriyle hareket etmişlerdi. Halbuki fantomlar fizik bedenin dışında kendi tecessüs hislerine tabi olarak kendiliğinden faaliyet de gösterirler. Ve bu suretle arzu ve iradelerine göre dış alemden doğrudan doğruya tesirler ve intibalar alırlar. İşte bu hakikatı izah etmek için aşağıda misali veriyorum:

<< Bir celsede arzumuzla fantoma, kimsenin dokunmadığı bir masanın üzerine istediğimiz kadar darbeler vurduruyor ve onların seslerini işitiyorduk. Bu sırada kapı çalınıyor. Süje heyecanlanıyor fakat o anda ne masanın yanında, ne de her vakit mutat olduğu gibi süjenin sol tarafında fantomu göremiyorum. Süjeden fantomunun nerde olduğunu soruyorum. Bana: ( Kapıyı kimin çaldığını görmek üzere gitti ) cevabını veriyor. Kapıyı kimin çalmakta olduğunu soruyorum: ( Sizi görmek istiyen bir adam. Ona kapıyı açabilirsiniz ) diyor. Kapıyı açıyoruz, filhakika bana bir el yazısı getiren doktor X.... içeri giriyor. >>

Şimdi gerek dedublumanın, gerek metapsişikteki ruhların materyalizasyonu hadisesinin ve binnetice fizik medyomluğun veya objektif medyomluğun ( Charles Richet ), okuyucularımın nazarında iyice tavazzuh edebilmesi için materyalizasyon ve demateryalizasyon hadiselerini ayrıca mütalaa etmek istiyorum. Her şeyden evvel bunların neo-ispiritüalizma yoliyle daha mantıki ve daha kolay izah edibileceğini zannediyorum. Esasen yalnız fizikoşimik hadiseler üzerinde duran akademik çalışmalar bu bahsi henüz maddelerin konusu içine almış değildir. Biz, bilhassa son zamanlarda daha yakından tetkik edilmeğe başlanan maddelerin yüksek enerjilerine ait bilgilerin inkişafiyle ileride buradaki nazariyelerimiz lehine bir çok hakikatlerin meydana çıkacağına kani bulunuyoruz.

4 – Materyalizasyon ve Demateryalizasyon

Madde olma ve maddelikten çıkma şeklinde ifade edebileceğimiz materyalizasyon ve demateryalizasyon hadiseleri neo-ispiritüalizmaya göre bütün metapsişik objektif fenomenlerin husulünde baş rolü oynıyan en esaslı bir vetiredir. Öyle ki bu hadiseyi iyice anlıyamamış veya onu kıymetlendirecek bir vukuf sahibi olmamış hiç bir araştırıcı objektif hadiseleri ilmi ve makul bir yolda izah edemez ve anlıyamaz. O halde materyalizasyon ve demateryalizasyon bahsi üzerinde biraz durmaklığımız yalnız faydalı değil aynı zamanda lüzumlu bir iştir.

Materyalizasyon ve demateryalizasyon hadisesinin, neo-ispiritüalizma mutalariyle daha kolay ve makul şekilde izah edilebileceğini ve anlaşılabileceğini ümidediyorum. Üstattan almış olduğumuz, madde ve atom hakkındaki bilgilerle - gene onun verdiği - ruhun madde üzerindeki müessiriyetine ait bilgilerin karşılaştırılması neticesinde materyalizasyon ve demateryalizasyon bahsini aydınlatacak çok kiymetli ilmi sonuçlara varmak mümkün olur.

Fakat bu hadiselerin izahına girişmezden evvel onların şekilleri hakkında okuyucularıma bir fikir vermek için bazı misaller vermek isterim. Bunlar, müteakip etüdlerimizi bir hayli kolaylaştırır.

A- Bir kaç müşahede

Evvela salahiyet sahibi alimler tarafından sıkı kontrollar altında ve sistemli çalışmalarla elde edilmiş ve ortaya konulmuş müşahedelerden bazılarını yazıyorum. İlk müşahedeyi C. Flammarion’dan alıyorum. Bu, müellifin Eusapia ile tertibetmiş olduğu tecrübe celselerinden alınmış bir parçadır. ( 6 )

<< Saat 9,45 geçe Eusapia iki perdenin teşkil ettiği aralığa oturdu [ 1 ] ve bay Flammarion’un daveti üzerine ziraat mühendisi bay Mathieu medyomun sağına, astronom bBay Antoniadi de soluna oturdular. Bunlar medyomun kendi etraflarına isabet eden el ve ayaklarını kontrol edeceklerdi..

[ 1 ] İspiritizma celselerinde ufak bir kamara yapmak için odanın bir yerine gerilen perde.

<< Bayan Flammarion ayakta, pencere önünde duruyor ve mütemadiyen perdenin arka tarafını kontrol ediyordu. Bir aralık perdenin arkasında çok parlak bir şeyin görünmeğe başladığını söyledi. Aynı zamanda bay Flammarion bayan Fourton ve bay Jules Boisda iki perdenin arasında ve medyomun başının üstünde beyaz bir elin göründüğünü söylediler. Biraz sonra bay Mathieu saçlarının çekildiğinden şikayet etti.

<< Bu ufak bir kadın veya çocuk eli idi. Bay Flammarion: << Eğer bu hakikaten bir el ise her hangi bir şeyi tutabilir mi?. >> dedi. Aynı zamanda bay Jules Bois bir kitabı öne doğru uzattı kitap onun elinden alındı havada iki saniye kadar tutuldu. Bu sırada, daima perdenin arkasını gözetlemekte olan Bayan Flammarion: << Kitap perdenin içinden geçiyor! >> diye bağırdı. >>

Burada alelade bir materyalizasyon ve demateryalizasyon hadisesi mevcuttur. Fakat yukarki tecrübenin yapıldığı sıralarda bu hadiseye ait henüz kafi derecede müşahedeler mevcudolmadığından Flammarion ve arkadaşları kitabın iki perde aralığından geçmesi ihtimalini düşünerek bu hadise üzerinde durmamışlardır. Fakat sonradan yapılan tecrübelerde buna benzer tezahürlerin müteaddit müşahitler tarafından tesbit edilmiş olması materyalizasyon ve demateryalizasyon vetiresini daha geniş bir düşünce ile mütalaaya imkan vermiştir.

Mesela bir masanın üzerinde bulunan çiçek, kalem, kağıt v.s. gibi ufak tefek eşyanın masanın tablasını – hiç bir maniaya rasgelmemiş gibi - geçerek masanın altına inmesi gibi hadiseler sık sık görülmüştür. Bunlar metapsişikte aport namı ile anılan hadiselerdir. Celse esnasında odada mevcudolmıyan bir nebatın, bir çiçeğin, bir madeni paranın, hatta kocaman bir kılıcın birdenbire ortada peyda oluvermesi de bunlar miyanındadır.

Bütün bu objeler tabiat kanunları dışında, mucize nevinden peyda olmuş şeyler değildir. Bunlar mevcud olan bir maddenin bir takım ruhi müessiriyetlerin tesiri altında bir yerde demateryalize olup diğer bir yerde tekrar materyalize olmasından ibaret tabiat kanunlarına göre cereyan eden hadiselerdir.

Fakat eşyada görülen bu hal, insan bedeninde de mevcuttur. Yani medyom dediğimiz bazı insanların bedenleri de yukarda söylediğimiz gibi, bir yerde kaybolup diğer bir yerde tektar meydana çıkabilir. İşte bizim asıl üzerinde duracağımız hadiseler bunlardır. Bu hususta ilk vereceğim misal Aksakof’un tecrübelerine ait bir müşahededir. [ 1 ]

<< Bütün celsenin devamınca medyom ( Bayan Esperence ) benim sağımda bulunan iskemle oturuyordu.. vaziyetim öyle idi ki medyomun bütün hareketlerini güzelce takibedebiliyor ve daima onu göz hapsinde tutuyordum. Medyom bir aralık derin derin içini çekmeğe ve büyük ıstırap çekenlere mahsus hareketlerde bulunmağa başladı. Ellerini bir çok defa yukarı kaldırdı ve bir takım harekeler yaptı. Şunu itiraf edeyim ki onun bu halini görünce şüpheye düştüm ve kendi kendime: << Haydi bakalım dikkat! belki o yavaşçacık buradan sıvışmağa veyahut bize bir oyun oynamağa hazırlanıyor. >> diye düşündüm.

<< Bu düşünce ile daha iyi görmek için medyoma doğru eğildim. Ve bir kaç santimetre kalıncaya kadar ona yaklaştım. Bu sırada medyom, Bay Seiling’e şunları söyledi: << Oturduğum iskemleyi muayene ediniz. >>

[ 1 ] Bu rapor Aksakof’un celselerinde hazır bulunan bir asistan tarafından tertip edilmiştir.

<< Bay Seiling medyoma yaklaştı bir elini tuttu ve aynı zamanda bağırdı: Şayanı hayret! Bayan Esperance’ın bedeninin üst kısımlarını görüyorum, kendisiyle konuşuyorum. Fakat iskemlenin üzerinde onun etekliğinden başka bir şey yok. >> bir kaç dakika sükuttan sonra medyom celsedeki dört kişiye daha, oturmakta olduğu iskemleyi muayene etmelerini söyledi. Bütün bu işler esnasında o, çok mustarip bulunuyordu ve inliyordu. En aşağı iki defa su içme ihtiyacını gösterdi. Ben onun bardağı eline aldığını görüyor, suyu içtiğini işitiyor ve bardağı tekrar geri verdiğini de görüyordum. Vücudünün üst kısmı tabii haliyle bütün şeklini muhafaza ediyordu. Fakat alt kısmı yoktu.

<< Celse başında medyom iskemlesinde oturuyordu. Bacaklarını öne doğru uzatmıştı. O zaman ayaklarını, bacaklarını ve bedeninin alt kısmını bütün hatlariyle görüyordum, halbuki şimdi onlardan eser yoktu. Yalnız iskemlenin üzerinden aşağı doğru sarkmış boş bir eteklik vardı.

<< Bu hal takriben beş dakika kadar devam etti. Bundan sonra birdenbire etekliğin yeniden şişmeğe başladığını gördüm. Medyom: << şimdi iyiyim bacaklarım geldi >> dedi. >> ( 117 )

Burada ne oluyor?

Evvela Flammarion ve diğer araştırıcıların tecrübelerinde olduğu gibi burada da bir şeyin yok olması ve yeniden var olması gibi bir mucize bahis mevzuu değildir. Her şey gayet muntazam tabiat kanunlarına tabidir. Gerçi bu kanunların bizim bilmediğimiz sonsuz imkanları varsa da bu hal, kendi fizikoşimik alemimizin malum icaplarını bize inkar ettirmeğe bir sebep teşkil etmez. Bir kitabın bir bezi geçerek bezin öbür tarafında görünmesi ancak ya kitabın veya bezin mutat hallerinin maddi ve tabii bir değişmesi ile müterafık olabilir. İşte tabiat kanunlarının, bu değişmeleri tayin eden icapları hakkındaki cehlimiz, eğer biraz düşünmek zahmetine katlanmazsak bizi hatalı fikirlere sevkedebilir.

Şu halde bir çok kimseler tarafından müşahede ve tecrübe edilen bu hadisenin hakikati meydanda olunca ve malum fizikoşimik maddi kanunlarla izahı mümkün olmayınca bunun bilmediğimiz tabiat kanunlarına göre maddelerin daha seyyal bir hale konularak tahakkuk ettirildiğine inanmak zarureti hasıl olur. Mesela, kitap evvela perdenin mesamatı arasından geçebilecek kadar seyyal bir hale girer, öbür tarafa geçtikten sonra da tekrar eski halini alır. Esasen bize geçilmez gibi görünecek kadar kesif bir kütle halinde bulunan bir çok maddi teşekküller evvelce de madde bahsinde söylediğimiz gibi aralarında muazzam mesafelerle ayrılmış atomlardan müteşekkildir. Bir cismin az çok bir süptillik derecesini kazanması onun bu mesafelerden rahat rahat geçebilmesine imkan verir. Atomlar arasındaki mesafelerin büyüklüğünü anlatabilmek için Eddigtonun şu sözlerini tekrarlamağı kafi görüyorum:

<< Eğer insan bedenini teşkil eden bütün atomlar, aralarında mesafe kalmamak üzere sıkıştırılıp fezanın bir noktasına toplansa ancak bir kurşun kaleminin ucu kadar yer tutar. >> ( 105 )

Bir maddenin bir yerde kaybolup diğer yerde peyda olması nasıl vukua gelir? Bu sualin cevabını müşahedelerimizi tamamladıktan sonra vermeğe çalışacağız.

Gene aynı medyomla yapılmış tecrübenin de bizi alakalandıran bazı kısımlarını yazıyorum. Bu da başka bir mücerribin raporundan alınmıştır. ( 105 )

<< Madam Esperance’in üzerinde açık renkli bir elbise vardı. Madam Esperance asistanlardan bir kaçına iskemlesini muayene etmelerini söyledi. Muayene edenler görüyorlardı ki bu iskemlede konuşan bir başla iki elden başka hiç bir şey yoktu. Vücudün bütün kısımları kaybolmuştu. İskemlenin üzerini elleriyle muayene edenler orasını bomboş buluyorlardı. Ele gelen şey yalnız, içinde vücut aksamından eser bulunmayan boş elbiseden ibaretti. Bir insan varlığının mucize halinde böyle bacaksız ve vücutsuz olarak havada başı ile konuştuğunu ve elleriyle hareketler yaptığını nasıl izah etmeli? Burada beden ve bacaklar ne oldu?.. >> [ 1 ]

Burada da aynı hikaye mevcuttur.

Bayan Esperance’la yapılan bu tecrübeler başka mücerripler tarafından tekrarlanmış ve hadisenin reel olduğu tespit edilmiştir. Acaba bu hadise esnasında medyom ne duyuyor? Başından ve iki kolundan başka bütün vücudü göz önünde kaybolan bir insan nasıl bir ruh haleti içinde bulunuyor? Okuyucularımı bu sualin karşısında tatmin edebilmek için yukarki medyomun ilk demateryalizasyonu esnasındaki intibalarını kendi kalemiyle takdim etmek istiyorum:

<< Saint-Petersbourg’dan sekiz günlük bir yolculuğu müteakip pek yorgun bir halde memleketime gelmiştim. Başım çok ağrıyordu. Bilhassa ensemde şiddetli bir ağrı vardı. Bana grip hastalığına yakalanacağımı söylemişlerdi. Tecrübe yapmak üzere bay ve bayan Seiling’in evine gittiğim zaman biraz geç kalmıştım, celsede hazır bulunacak kimseler yerlerine oturmuşlardı.

[ 1 ] Bu raporu veren zat septiktir ve bu işlere inanmamakta israr etmektedir.

<< Odaya girince fazla konuşmadan kabinenin önünde bana ayrılmış olan yere oturdum. Kabineye bile bakmamıştım. Halbuki bu benim adetim değildi. Fakat kimseyle konuşamıyacak kadar yorgun ve mustarip bir halde bulunuyordum.

<< Kabinenin içinden bir takım sesler duymağa başladım. Bazı eller başımın üzerine geliyordu. Bana bir kalemle kağıt verildi ben de yazmak için kağıdı dizlerimin üzerine koydum. Kalemi de üzerine dayadım. Tam bu sırada çıplak kollu kocaman bir el peyda oldu ve elimden kağıtla kalemi alıp kabineye götürdü. Kağıdın buruşturulduğunu, yırtıldığını ve kalemin de kırıldığını işittim. Eller tekrar meydana çıktı. Ve yırtılmış kağıdın yarısını kucağıma attı..

<< Bütün bu tezahürler esnasında o kadar kuvvetsizlik ve asabi düşkünlük hali hissediyordum ki buna tahammül etmek mümkün değildi. Fakat bütün bunları ben gribe hamlediyordum. Bir an evvel tecrübenin bitmesini ve hemen istirahata çekilmeği arzu ediyordum. Bir an geldi ki ellerim yoruldu, tutamaz oldum, külçe halinde kollarım dizlerimin üzerine düştü fakat dizlerim yoktu. Yani ellerim dizlerime dayanacağı yerde oturmakta bulunduğum iskemlenin üzerine düşmüştü.

<< Bu hal beni şaşırttı acaba uyuyor mu idim? Dikkatle elbisemin üzerinden kendimi yoklamağa başladım. Bacaklarımı ve vücudümü arıyordum yalnız başım, omuzlarım, göğsüm tabii halinde mevcuttu. Fakat bedenimin diğer kısımları yoktu. Dizlerimin olması lazımgelen yere ellerimle tazyik ettim fakat elime yalnız rop ve eteklikten başka bir şey gelmiyordu.
<< Fakat bütün bunlara rağmen kendimi o kadar tabii hissediyordum ki eğer elim tesadüfen vücudümün bu kısımlarına girmiş olmasa idi belki bu hadisenin farkına bile varmıyacaktım.

<< Acaba ayaklarım var mı, diye bakmak için eğildiğim zaman muvazenemi kaybettim bu hal beni korkuttu. Bu anda ruya mı görüyordum. Veya hayale mi kapılmıştım?.. Bunu mutlaka anlamam lazım geliyordu. Elimi uzattım ve Bay Seiling’in elini tuttum, hakikaten iskemlede oturup oturmadığımı tahkik etmesini kendisinden rica ettim. Büyük bir endişe ve sıkıntı içinde cevabını beklemeğe başladım. Onun ellerinin dizlerime dokunduğunu duydum. Fakat muayenenin neticesinde o şunları söyledi: << Hayır, orada değil! Orada sizin etekliğinizden başka bir şey yok! >> bu söz beni büsbütün korkuttu. Elimi mevcudolan göğsüme koydum kalbim atıyordu, dehşet içinde bayılmak üzere idim. Bir bardak su istedim, verdiler suyu içmeyi müteakip terlemeğe başladım. Korkum her dakika artıyordu. Bu işin sonu ne olacaktı ve başıma daha neler gelecekti? Bunları düşünerek endişe ve sıkıntı içinde beklemeğe başladım. Bu sırada diğer asistanların, ne olduğunu birbirlerine soruşturduklarını ve Bay Seilinğ’in onlara, vücudümün yarısının kaybolduğunu anlattığını işitiyordum. Asistanların bir çoğu yanıma gelip muayene etmeleri için benden müsaade istiyordu. Hatırlıyordum ki bunlar içinde çok alakalı olan doktor Bay Hertzberg’in yaklaşmasına ve muayene etmesine müsaade etmiştim. Bunu müteakip ricalar tevali etti. Bay Boldt’de gelebilir mi? - Bay Schoulter’de gelebilir mi? ilh. Hepsi yaklaşıyor ve ellerini iskemlenin üzerine koyuyor fakat orada etekliğimden başka bir şey bulamıyorlardı. Asabiyetim ve korkum son dereceye varmıştı. Ve her dakika da artıyordu. Çok ıstırap çekiyordum. Bu sırada kaptan Toppelius beni muayene etmişti. Yıldırım çarpmış gibi bağırdı: << Bedeninizin yarısı bile kalmamış! >> Bu sözler beni hasta yaptı, ta benliğime kadar işliyen bir darbe gibi tesir etti. Artık hiç bir kimsenin muayenesine ve temasına dayanamıyacak hale geldim. Beni biraz rahat bırakmalarını rica ettim. Bazıları celsenin durdurulmasını istediler. Fakat ben, celse bırakılınca halimin ne olacağını düşünerek herkesin sükunetle beklemesini rica ettim. Bu yapıldı. Bu sırada zannediyorum ki Bay Seiling piyanonun başına oturdu. Ve bir melodi çalarak hafif sesle bir şarkı söylemeğe başladı. Bundan ötesini bilmiyorum. Zira hemen hemen şuurumu kaybetmiştim.

<< Bir müddet geçti vücudümün kaybolan kısımlarının tekrar yerine gelmeğe başladığını ve elbisemin dolduğunu duydum. Büyük asabi heyecanım ve korkum azalmağa başlamıştı ve son adamın beni muayenesinden aşağı yukarı yarım saat sonra tabii halimi bulabilmiştim. Bir bardak çay içtim. Bu hadiseden sonra üç ay geçti. Ben kendimi ancak 15 gündenberi toplamış bulunuyorum ve ancak bu zamandan beri sinirlerim sükunet buldu ve yorgunluktan kurtuldum. >> ( 117 )

Fakat böyle vücudün demateryalize olması her vakit kısmi ( Partielle ) olmaz bazen bütün vücut demateryalize olabilir. Fakat dimağın, sinir merkezlerinin ve mühim hayati uzuvların böyle demateryalizasyonu oldukça büyük bir hadisedir. Ve çok nadir vukua gelir. Bunlar çok kuvvetli medyomlara ve hususi bir takım şartlara lüzum gösterir.

Tanınmış alimlerden New-York’da Pasteur enstitüsü müdürü doktor Paul Gibier’nin materyalizasyon ve demateryalizasyon tecrübelerine ait mufassal müşahe desinden bir kaç parçayı alıyorum. ( 151 ) Bu müşahede, muhkem bir şekilde kapatılmış ve mühürlenmiş madeni bir kafesin içindeki medyomun, kafesin kapısı açılmadığı halde dışarı çıktığını gösteriyor. İşte bu hal yukarda söylediğim tam ( Totale ) materyalizasyon hadiselerinden biridir.

<< Tecrübede kullanılacak kafes beş cidarlıdır. Ve her cidar kafesvari madeni şeritlerle örülmüştür. Bir de kapısı vardır. Kapı da aynı şekilde örülmüştür. Kapının üzerinde bir asma kilit vardır. Beş cidarın üçü kafesin kapıdan başka diğer yanlarını birisi tavanı diğeri de zemini teşkil ediyor. Kafes o kadar sağlam yapılmıştı ki eğer kuvvetli bir adam bu kafesin içine kapatılıp üzerine bir asma kilit takılsa buradan dışarı çıkamazdı.

<< Medyom bu kafesin içine kapatıldı ve üzeri kilitlenerek mühürlendi. Işıklar söndürüldü. İki saat süren bir takım diğer tezahürattan sonra Maudy. ( Bu; kendisinin bir ruh olduğunu söyliyen varlık ) nin sesi işitildi. Bu ses kafesin içinden geliyordu. Medyomun kuvvetinin kalmadığını ve tecrübeye nihayet vermenin lazım olduğunu söylüyordu. Bunu müteakip Ellan ( Bu da evvelki ruhla beraber gelen diğer bir erkek ruhu ) kalın sesiyle bana hitabederek şunları söyledi: << Medyomunuzu alınız o, kafesten şimdi çıkmaktadır. Size ihtiyacı olacaktır. >> Ben kafeste hapsolan medyomun iki saatten beri orada havasız kaldığını düşünerek kafesin kapısını açmanın ve kendisini dışarı çıkarmanın zamanı geldiğine hükmettim ve lambayı yakmak istedim. Bu sırada ses tekrarladı: << Medyom dışarı çıkmadan evvel lambayı yakmayınız. >> Bu sözlerin manasını anlamamıştım. Binaenaleyh medyomu bir an evvel dışarı çıkarmak için ilerledim. Elimin hafifçe itildiğini duydum, bu itiliş tatlı bir itiliş olmakla beraber mukavemet edilemez bir kuvvet halinde idi. Bu sırada kollarımın arasına bir kütle bırakıldı. Hayretle gördüm ki bu kütle, kafese evvelce kapatmış olduğum kadının baygın halde bulunan bedeni idi. Eğer ben orada olmasa idim o, yere yuvarlanacaktı kendisini hemen bir iskemleye oturttum. Asistan kadınlar kendine gelinceye kadar ona yardım ettiler. Bir dakikalık vakit kaybetmeden asistanım lambayı yakmıştı. Bende kafesi ve bilhassa kapısını muayeneye koyulmuştum. Her şey yerli yerinde idi. Bütün lambalar yakıldı, kafesin her tarafı, kapısı hepimiz tarafından ayrı ayrı ve iyiden iyiye muayene edildi. Hiç bir yerinde zorlanma veya bozulma alameti yoktu. Hatta kapıda birini kilidin anahtar deliğine, diğer ikisini de kapının öteki cidarlarla birleştiği kenarlara olmak üzere yapıştırmış olduğumuz üç mühür bıraktığımız gibi duruyordu. Medyomu kafese koyduktan sonra bu mühürleri bizzat ben dikkatle mühürlemiştim. Anahtar yeleğimin sol cebinde idi. Onu oradan çıkardım ve kilidi açtım. Menteşeler olduğu gibi duruyordu. Onlara dokunulmadığına kani oldum.

<< Bundan başka ben, bütün celsenin devamı müddetince kapıdan ancak bir metre uzakta durmuştum. Ve kafesten gelecek seslere bütün dikkatimi vermiştim. Kafesin kırılmasına veya her hangi bir surette açılmasına delalet edecek hiç bir ses duymadım, başkaları da duymamışlardı. >>

Demateryalizasyona ait bu müşahedeler kafidir. Bunlar, birer realitedir. Bunların daha tafsilatlı benzerlerini, isimlerini verdiğim kitaplarda ve diğer bu bahisle ilgili eserlerde bulmak mümkündür.

Şimdi burada akla bir sual gelir: Acaba bu kaybolan maddeler mesela medyomun bacakları, karnı v.s. ne oluyor?

Bunlar bir taraftan kaybolurken diğer taraftan bir takım yeni yeni şekiller içinde başka yerlerde tekrar meydana çıkıyor. Mesela yukarda bahsettiğim kitap hikayesi bu hususta iptidai bir fikir verebilir. Perdenin bir tarafında asistanların gözü önünde kitap kaybolurken diğer tarafta bulunan Bayan Flammarion onun  öbür taraftan çıkmakta olduğunu görüyor. Keza masanın tablası üzerinde kaybolan şeyler masanın altına geçiyor. Tıpkı bunlar gibi, medyomdan eksilen beden kısımları da başka bir yerde başka beden şeklinde ve başka maksatlara göre tekrar teşekkül ediyor. Bunların mihanikiyetiyle ilgili meşgul olmazdan evvel bu husustaki müşahedelerden de bir kaç tanesini ortaya koymak faydalı olur.

Evvelce Aksakof’un madam Esperance’la yaptığı demateryalizasyon tecrübesinden bahsetmiştim, gene oraya döneceğim. Medyomun bacakları ve vücudünün alt kısmı kaybolurken tecrübe odasında acaba diğer ne gibi hadiseler buna refakat ediyordu? Şimdiye kadar bunlardan bahsetmedik. Şimdi sıra bunlara geldi. Gene Aksakof’un neşrettiği raporları tetkik edelim:

<< ... Tecrübeye başladığımızdanberi çok zaman geçmemişti. Kabinenin aralığından bir el göründü, sağımda Bay Seiling oturuyordu. O, bu eli sıktı. bundan sonra el kayboldu. >> ( 117 )

Bu el nerden çıktı? Biz burada, bunun dünya dışındaki bir varlıktan mı yoksa dünyamızdaki insanlardan mı geldiği meselesi üzerinde durmıyacağız. Zira birinci şık da olsa, ikinci şık da olsa animik olmak itibariyle bu tezahürler aynı şeydir. Yani, gerek dünya içindeki ve gerek dünya dışındaki bir varlıktan gelmiş olsun bu elin mahsusat alemimize girebilmesi için mutlaka fizikoşimik maddelerle kesafet peyda etmesi şarttır. Bunun manası nedir?

Bu elin mahsusat alemimize girebilmesi için bir beden haline, daha doğrusu beden unsurlarını iktisabetmiş bir hale girmesi lazımdır. Bu beden unsurları nerden gelebilir? Öbür dünyadan gelmez, zira orada böyle bir bedeni teşkil edecek unsurlar yoktur. O halde ruh bunu dünyadan, bizim fizikoşimik alemimizden almıştır. Eğer onu dünyadan aldı ise hiç şüphesiz yoktan var etmiş değildir. Bu işin tahakkuku için ruh dünyada mevcudolan müşekkel uzvi anasırdan istifade etmiştir. Bu unsurları veren beden nerdedir?

Bir tarafta medyom dediğimiz bir insan vücudünün bir kısmı veya tamamı kaybolup dururken ve bu insan, vezninden kilolarını zayi ederken, diğer tarafta teşekkül eden ve aşağı yukarı bu kaybolan kütlelere taadül eden yeni bir bedenin unsurlarını başka yerlerde aramak manasızdır. O halde bu kaybolan bedenden çıkmış uzvi ve maddi unsurların, teşekkül eden yeni bedenle alakası vardır ve bu el medyomun kaybolan beden aksamından teşekkül etmiştir. İşte, fizik medyomluğun ilmi mütalaasına bu yoldan girilir. Şimdi Aksakof’un raporunu okumaya devam edelim:

<< İkinci defa bu eli ben tuttum, biraz soğuktu, ıslak gibi idi. Fakat benim elimi dostça bir sıkışla sıktı. Biraz sonra perdenin önünde uzun boylu, parlak birisi peyda oldu. Dimdik duruyordu. Ona da elimi uzattım. Elim onun eli içinde kaybolacak kadar küçük kaldı. Bir ihtiyar adam eli intibaını veriyordu. Fakat elimi sıktığı zaman o zamana kadar görmediğim bir canlılık ve dostluk sıkışı ile elimim sıkıldığını duymuştum.

<< Bu sırada Bayan Esperance yerinde sükunetle oturuyordu.

<< Bay Seiling bir makas aldı ve fantomdan üzerindeki kumaşın bir parçasını keserek kendisine vermesini istedi. Fantom makası ondan aldı ve kabineye çekildi. Orada bir şeyin makasla kesilmesinden mütemellit hafif bir seda işittim. Birkaç dakika sonra fantom tekrar dışarı çıktı ve makası Bay Seiling’e iade etti. Fakat o, istediği şeye nail olamadığından memnun görünmüyordu. Fantoma: << Sizin kumaşınızdan istediğim parçayı almadım >> ihtarında bulundu. Bunun üzerine fantom kumaşının bir yerinden tutarak Bay Seiling’e uzattı. Bay Seiling uzatılan bu parçayı makasla keserek aldı.

<< Celseyi müteakip bu kumaşı tetkik ettik onun şayanı hayret bir şekilde ince ve güzel dokunmuş olduğunu gördük. >>

Fantom kendi bedenini ve bu kumaşları hangi maddelerden yapmıştır? Bu sualin cevabını ararken medyomun bedeninden başka yerlere gitmeğe lüzum yoktur. Burada medyom, bizim duyamayacağımız derecede hafif şeklinden, biraz evvel söylediğimiz gibi, bir kısım uzuvların veya bütün beden aksamının dağılmasına kadar giden bir demateryalizasyon vetiresiyle bedeninin maddelerini fantomun ve eşyasının teşekkülü hesabına terketmektedir.

Acaba bir tarafta kaybolan maddeler diğer tarafta nasıl tekrar meydana geliyor? Bu hususta da bize ilmi fikirler verebilecek müşahedelere malik bulunuyoruz. Okuyucularıma bunlardan bir iki tanesini takdim ediyorum. İlk müşahede evvelce ismi geçen alim doktor Gibier tarafından yapılmış bir tecrübeye aittir. ( 151 )

<< Parke üzerinde beyaz bir nokta görünüyor. İki üç saniye zarfında bu nokta bir yumurta kadar büyük bir hale geliyor ve hareket ediyor. Bu hareket aşağı yukarı bir su fıskiyesinin üzerinde yuvarlanan bir boş topun hareketlerine benziyor. Bu << şey >> uzuyor. Ve on santimetre kutrunda, bir metre uzunluğunda sütun halini alıyor. Biraz sonra bu uzunluk 1,50 metreye çıkıyor ve tam tepesinde müstaraz iki istitale peyda oluyor. Şekil bir T halini alıyor. Renk itibariyle bu, kara veya su buharından müteşekkil kesif bir sise benziyor. T nin iki kolları hareket ediyor. Bir nevi tül halinde bazı cevherler neşrediyor. Bu teşekkül heyetiumumiyesiyle genişliyor. Evvela gayet müphem, biraz sonrada vazıh görünen, tülle örtülmüş beyaz bir kadın meydana geliyor. Tülün altından iki beyaz kol çıkıyor. Bu kollar arkaya atılmıştır. Daha sonra tül kendi kendine kayboluyor. Ve altından gayet güzel, sevimli ve ince yapılı bir genç kız yüzü zahir oluyor. Bu, gayet zarif bir yüzdür, boyu mevzun ve mütenasip, takriben 1,60 metredir. Çok güç duyulur bir sesle bize ismini veriyor: Lucie. Sanki kendisini iyice görebilmemiz için önümüzde bir müddet duruyor. Elbisesi tamamiyle beyazdır. Yenleri bol olan elbisenin kolları kısadır, dirseğe kadar bile inmiyor. Kollar çıplaktır. Şekilleri fevkalade zariftir, saçları siyahtır ve başın iki tarafında ağır şeritlerden mürekkep topuzlar halinde toplanmıştır ( halbuki medyomun saçları sarıdır, çok kısadır ve kıvrıktır. ) Bu şekil celsedeki asistanların sol taraftakilerine doğru ilerliyor ve Bayan D... ye doğru gidiyor. Onun üzerine eğiliyor, ellerini alıyor, avuçlarını yukarı doğru çeviriyor ve avuçlarına üflüyor. Bu üflemeği müteakip sanki bu nefesin büyüleyici tesiri altında Bayan D... nin ellerinden bir tül dalgası fışkırmağa başlıyor. Bu dalga yükseliyor ve hepimizin başları üzerine yayılmağa başlıyor. Bu sırada hepimiz kuvvetli, muntazam, devamlı ve ara sıra bir makinedeki veya demirci dükkanındaki seslere benzer kuvvetlendirmelerle vasıflanan bir nefes işitiyoruz. Bu hal fasılasız otuz saniye kadar devam ediyor. Bayan D... ellerine ve yüzüne üflenmekte olduğunu söylüyor. Şekil, bu tülü ellerine alıyor. Ve başının üst kısmına kadar kaldırıyor. Sanki kendi kendini kesifleştiriyormuş gibi görünüyor, sonra onu yayıyor ve hepimizi bu hafif örgünün dalgalı bulutu içine gömüyor. Bu esnada ben kalkıyorum ve kabinenin tam karşısına yerleşiyorum. Aynı zamanda doktor L... ile diğer bir asistan fantoma doğru ilerliyor. Bu sırada hayal bütün asistanların dizlerine yayılmış olan tülleri bir anda kendine çekiyor. Ve iskambil kağıtlarından yapılmış bir köşk gibi bütün bu şekiller heyeti umumiyesiyle yere ayaklarımızın dibine yuvarlanıyor. Ben bunu tutmak için elimi uzatırken iki saniye zarfında hepsi kayboluyor. Fakat kaybolurken de tıpkı teşekkül ederken olduğu gibi hadiseler sırasiyle geriye doğru vukua geliyor.>>

Bunu bir peri masalı zannetmeyiniz. Bir realitedir. Fakat çoğumuzun meşgul olmadığı ve üzerinde duramadığı bir realite.

Charles Richet’nin Cezayirde Carmen villasında yapmış olduğu bir tecrübeye ait müşahedesinde de yukarkine benzer tavsifler vardır:

<< ... Zeminde sert bir ziya göründü. Ben bu ziyayı seyretmek için yarı yarıya kalktım, yerde beyaz ziyadar bir küre gördüm. Bu küre yerde adeta dalgalanıyordu. Muhiti vazıh değildi. Sonra sanki aşağıdan yukarı doğru açılan bir dükkan kepengi gibi şakul istikametinde bu ziya birdenbire uzayarak yükseldi. Ve B.B. nin hayali teşekkül etti. Üzerinde bir kumaş vardı. Belinden kuşaklı kaftan gibi bir şey giymişti. Yürümeğe uğraşıyordu. Fakat adımları mütereddit idi ve topallıyordu. Yürüyor mu idi, yoksa kayıyor mu idi? anlaşılmıyordu. Bir aralık sanki düşecekmiş gibi bir ayağının üzerinde sendeledi. Ayakta duramayacak gibi bir his uyandırıyordu. >> ( 152 )

B – Materyalizasyon ve demateryalizasyonun akademik
usullerle tetkikine ait atılan ilk adımlar

Şimdiye kadar verdiğimiz müşahedelerden anlaşıldığına göre medyom denilen insanların bedenleri bir nevi inhilal haline müsaittir. Yani bunların bedenleri - tabir mazur görülsün - bir yerde erirler, diğer yerde tekrar toplanırlar. Acaba bu hadiseyi akademik ilim telakkisine uygun bir yolda mütalaa etmek mümkün değil midir? Şüphesiz mümkündür. Ve bu da yapılmağa başlanmıştır ve yapılacaktır.

Evvela fotoğraflar, bu yoldaki araştırmaların başında gelir. Okuyucularıma bir fikir verebilmek için bu fotoğraflardan bir iki tanesini takdim ediyorum. Aşağıda iki şekil vardır. Bunlardan birincisinde ( şekil: 9 ) görünen resim biraz evvel yazdığımız gibi prof. Ch. Richet’nin teşekkül tarzını tarif ettiği B.B ye aittir. Bu resim bizzat Ch. Richet tarafından alınmıştır. Bu alim, resmin reel bir varlığa ait olduğuna dair bir çok tetkikler ve tahkikler yapmıştır. Biz bunların burada tekrarından sarfınazar etmek mecburiyetindeyiz. ( 152 )

Diğer fotoğraf ise ( şekil 10 ) büyük metapsişikçilerden G. Geley tarafından Eusapia ile yapılan tecrübeler sırasında alınmış bir fantomun resmini gösteriyor.

Fotoğrafla bu fantomların tespit edilmiş olması, onların objektif ve reel kıymetlerini gösterir. Bununla beraber fantomların reel kıymetlerini tahkik etmek için diğer ilmi vasıtalara da müracaat edilmiştir. Kitabımızın hacmi müsaade etmediği için bunların hepsi üzerin de ayrı ayrı durmamıza imkan yoktur. Yalnız; bunlardan bir tanesini, yani Ch. Richet’nin B.B ile yaptığı bir tecrübeyi, kısaca bir fikir vermek için iktibas ediyorum:

Şekil – 9 Ch. Richet’nin tesbit ettiği,
insan şeklini almış bir ektoplazma fotoğrafisi ( 152 )

Şekil – 10  Doktor Geley’in tesbit ettiği
insan yüzü şeklini almış ektoplazma fotoğrafisi ( 114 )

bir tecrübeyi, kısaca bir fikir vermek için iktibas ediyorum:

<< Cuma gününe rasgelen Eylülün birinde yeni bir tecrübe yapmak istedik. Bu tecrübe için evvelden bir şişe baryte suyu hazırladım. Bu su berraktı. Eğer içine üflenirse zefir havasında bulunan karbon asidi ile bu madde birleşecek ve su bulanacaktı. Fakat bunun için üflenen havada mutlaka karbon asidinin bulunması, yani havanın ciğerlerden gelmesi lazımdı.

<< Tecrübeye başladık; burada izahına lüzum görmediğim bir takım hadiseler vuku bulduktan sonra B.B ( bu, fantomun bizzat kendi kendisine taktığı isimdir ). Baryte tecrübesini yapmak istedi. Ve perdeden dışarı uzandı. Bu sırada hem ben, hem de Gabriel Delanne medyomları görüyorduk; onlar hareketsiz, yerlerinde oturuyorlardı. Hazır bulunanlardan General Noel, baryte şişesini eline aldı ve B.B. ye verdi. O, şişeye doğru uzanarak üflemeğe çalışıyordu. Nefes sesleri kulağıma geliyordu. Fakat bir türlü şişenin içine üflemesini beceremiyordu. Nefesi mütemadiyen dışarı kaçıyor ve baryte suyu ile temas haline geçemiyordu.

<< General, bunun için nefesin lastik borudan geçerek suyu tokurdatması lazım geldiğini anlattı. Bunun üzerine B.B. bu işi aynen yaptı. Kuvvetle suyu üflerken ben de yarım dakika kadar onun nefesinin su ile karıştığını işittim. Nihayet B.B. yorulduğunu ve artık devam edemiyeceğini baş işaretiyle anlattı ve şişeyi bana verdi. Muayene ettik. Baryte suyu Carbonate de baryte haline geçmiş ve şişedeki su bembeyaz olmuştu.

<< Hatta bu sırada komik bir hadise de oldu: Tecrübenin neticesinde suyun bulandığını görerek heyecana kapılan asistanlar B.B. yi << Brayo! >> sesleriyle alkışlamışlardı. Bunun üzerine B.B. hemen perdenin arkasına çekildi ve sahneye çıkan aktörler gibi başını üç defa perdeden çıkararak kendisini alkışlayanları selamladı. >> ( 152 )

Bu, kimyevi bir müşahededir. Fakat buradaki şimik hadisenin husule gelebilmesi için fizyolojik bir hadisenin, yani teneffüs filinin vukua gelmesi de lazımdır. Bunun için de ortada bildiğimiz morfolojik teşekkülatın, yani kanın ve ciğerlerin mevcudolması icabeder. Bütün bunları kabul etmeden bu hadisenin izahı için ortaya atılacak nazariyelerin ilmi hüviyetten mahrum çocukça şeyler olduğunu söyliyebiliriz.

Bir taraftan fotoğraflar, diğer taraftan şimik taamüller ve fizyolojik, morfolojik realiteler burada adı geçen fantomların reel kıymetlerini ilmen ispat ederler. Bütün bunları reddetmek, akademik ilimlere tatbik ettiğimiz aynı usulleri kıymetten düşürmekle bir olur. Nihayet biz, bir insanın yaşayıp yaşamadığını kalbinin darbeleri ve nefes alıp vermeleri ile takdir ederiz. Onu baryte mahlülü şişesi içine üfletmeğe kaç kişimiz lüzum görür? Hele işi buraya kadar da götürerek tanıdığımız bir insanın fotoğrafını alır, kalbinin darbelerini dinler, kendisiyle konuşur ve bir de baryte mahlulünü bembeyaz yaptığını görürsek ona yaşamıyor veya hayaldir, hakikatte yoktur, diyemeyiz. Zira o zaman bizim aklımızdan haklı olarak şüphe ederler.

Bununla beraber, medyomlardan çıkan maddelerin dışarda ölçülen, tartılan ve mulajlarla tespit olunan kıymetleri yukardakilerden daha az enteresan değildir. ( 52, 115 ) sayfalarımızın müsaadesizliği bunların üzerinde ayrı ayrı durmamıza mani oldu. Esasen bunların herbiri birer etüd mevzuudur.

Şimdi materyalizasyon ve demateryalizasyon hadisesinin diğer bir bakımdan akademik kıymetini gösteren bazi tetkiklere geçiyorum.

C –  Ektoplazma ( Teleplazma )

Acaba bir insandan ayrılan bu maddeler ondan nasıl çıkıyor ve ne şekiller alıyor. Ve acaba bunun da objektif delilleri var mıdır?

Medyomdan çıkan bu maddeler hiç şüphesiz onun fizikoşimik maddelerinin başka bir tabiatta, daha seyyal hale girerek bedenden ayrılmış şekilleridir. Bunlar cilt sathının her tarafından çıkabilir. Fakat tercihan tabii menfezlerden çıktığı görülmektedir. Bunlar yukarki misallerde olduğu gibi bazen bize görünmeden medyomdan çıkar ve başka bir yerde teşekkül ettikten sonra bize görünür. Fakat bazen de bu maddelerin gözümüz onünde medyomun ağzından, kulaklarından, başından, kalçasından v.s. çıktığı da görülür.

Bu maddelerin ismine metapsişikçi müellifler, bir takım isimler vermişlerdir. Mesela; bir kısmı bunlara teleplazma ( Teleplasmes ) bazıları ise ektoplazma ( ectoplasmes ) demişlerdir.

Sir Oliver Lodge ektoplazma hakkında şunları söylüyor:

<< Eusapia ile yaptığım ilk tecrübelerde, bazen onun yan tarafında bir çıkıntının peyda olduğunu gerüyordum. Elbise bu çıkıntıya mani olmuyordu. Hafif bir ziya karşısında bu çıkıntı beyazımtırak, şekilsiz bir halde görünüyordu. Zahiren sulp halinde idi. Eğer bu çıkıntı biraz uzayıp birisine dokunursa onda bir dokunma hissi hasıl ediyordu. Bir gün ben asistanlardan ayrı bir köşede durarak, bu çıkıntılardan birisini sükunetle tetkik ediyordum. Bir dakika zarfında çıkıntı uzadı, sonra tekrar kısaldı. Tekrar uzıyarak Bay Myeres’in ( bu zat İngiliz ruhiyat tetkiki cemiyeti azasından idi ) sırtına dokunmak üzere istikamet aldı. Oraya temas edince, derhal kendisine birisinin dokunduğunu bağırarak söyledi. >>

Doktor Geley’de bu cevher hakkında şöyle  söylüyor:

<< Ektoplazma nedir? Her şeyden evvel bu, medyomun fizik bir dedublumanıdır. Trans esnasında onun uzviyetinden bir parça dışarı çıkmaktadır. Bu parça bazen ufak bazen de büyüktür. Mesela; Crawford’un tecrübelerinde bu parça bazen medyomun ağırlığının yarısına kadar bir ağırlık göstermiştir. Ektoplazma müşahide, evvela şekilsiz sulp veya buhar halinde görünür. Fakat umumiyetle şekilsiz olan bu cevher süratle taazzuv eder ve yepyeni bir şekil alır. Ve hatta eğer fenomen tekemmül etmiş ise biyolojikman canlı bir uzvun bütün anatomik ve fizyolojik kabiliyetlerini gösterir. [ 1 ]

<< Ektoplazma daima medyomun bedenine sıkı sıkıya bağlıdır. Yani onun bir istitalesi halindedir. Ve tecrübe bitince o, tekrar medyomun bedeni tarafından massedilir.

<< Bu cevher iki esas şekilde kendini gösterir. Birincisi sulp, diğeri de gaz şekilleridir. Sulp halinde olduğu zaman, şekilsiz bir protoplazma kütlesi manzarasındadır. Umumiyetle beyazdır, nadiren kül rengindedir, siyahtır, ve hatta kırmızımtırak olabilir. Ektoplazma medyomun her tarafından çıkar, fakat bilhassa tabii menfezlerden veya kalçalardan daha çok çıkar. Bu cevher ister sulp ister gaz halinde olsun, onun organizasyonu süratli olur. Bunun neticesinde ya taslak halinde şekiller veya tam, mükemmel materyalizasyonlar husule gelir. Her iki halde husule gelen şekiller fevkalade fotojeniktir. >> ( 114 )

Ektoplazmaya asit tecrübeler esnasında bir çok fotoğrafiler alınmıştır. Bunlardan bir iki tane okuyucularıma takdim ediyorum. Bunlar bilhassa bu işte ciddiyet ve salahiyetle çalışan ve bütün kontrol imkanlarını kullanan tıp ve ruhiyat alimleri tarafından tesbit edilmiştir. Karşıda verdiğim iki resim ( şekil: 11, 12 ) meşhur Alman alimlerinden A. De Chrenck Notzing’in Polonyalı medyom Stanislava P. ile yaptığı tecrübelerinden alınmıştır. ( 27 )

Burada ektoplazmanın ağızdan çıktığını görüyoruz. Medyomun gözleri kapalıdır. O, hemen hemen şuursuz bir halde ve trans içindedir. Şekillerden birinde ( Şekil – 11 ) medyomun yüzü açıktır diğerinde ( Şekil – 12 ) bir tülle örtülmüştür. Bu iki resim arasında ektoplazmanın makroskopik bir görünüş farkı beliriyor. Biricisinde, yani medyomun yüzü açık iken yapılan tecrübede ektoplazma serbes olarak çıkmaktadır. Burada bu cevherin mütecanis ve dümdüz bir kütle halinde çıktığını görüyoruz. Medyomun yüzünde tül varken yapılmış tecrübede ise ektoplazmanın bu tülden geçerken tülün tesiri altında kaldığını ve kafes kafes pürtüklü bir hale girmiş olduğunu görüyoruz. Burada ektoplazma üzerinde tülün mesamatına ait izler mevcuttur. Bu hal bize sarahatle gösteriyor ki bir defa medyomdan dışarı çıkmış olan bu cevherin dışarda maddi müessiriyetlerle fizik ve şimik münasebetlerde bulunması zaruri olmaktadır.

Şimdi diğer bir şekil veriyoruz. Bu da gene aynı mücerribin aynı medyomla yaptığı tecrübesinin biraz daha ilerlemiş safhasına aittir. Yukarki iki şekilde amorf bir halde görünen ektoplazmanın burada şekillenmeğe başladığına şahidoluyoruz. Bu şekil bir el haline girmek üzeredir. ( Şekil: 13 )

Ektoplazmanın dışarda fizikoşimik bir madde haline girdiğini söylemiştik. Şimdiye kadar vermiş olduğumuz misaller bu fikrimizi ispat etmeğe kafi gelir. Fakat işi daha ileri ötürerek, alimlerin bu madde üzerindeki laboratuvar hakkında da okuyucularıma biraz bilgi vermek isterim.

Şekil 11 – Serbestçe dışarı çıkan
ektoplazma fotoğrafisi ( 27 )

Şekil 12 – Tülden geçerek dışarı çıkan ektoplazma fotoğrafisi ( 27 )

<< 1916 senesi, şubat ayının 20 sinde Polonyalı mücerrip L. ağızdan çıkan bir teleplazma dan küçük bir parça kesip isteril porselen bir kap içine koğmağa muvaffak olmuştur. Bu parçanın kutru 10, kalınlığı da 5 milimetre idi. Ağırlığı ise 0 Gr. 101 idi. Sarımtırak

Şekil – 13 El şeklini almak üzere bulunan ektoplazma
fotoğrafisi ( 27 )

beyaz renkte, parlak ve kokusuz bir halde bulunuyordu. Onu iki parçaya ayırdı. Bu parçalardan biri Munich’de doktor Raoul France’nin biyoloji enstitüsüne diğeri de Varşova’da ziraat ve sanayi müzesi bakteryoloji laboratuvarına muayene edilmek üzere gönderildi. Birbirinden haberi olmadan aynı maddeyi muayene eden bu iki müessese ayrı ayrı raporlar vermişlerdi. Fakat verilen raporların ikisi de hemen hemen aynı maalde idi. Bu raporlardan anlaşıldığına göre, medyom Eva’ya ait teleplazma albuminoit bir maddedir. Bir yağ zerresiyle ittihadetmiştir. Mutat halde insanda bulunan huceyrelerden müteşekkildir. Bilhassa içinde bir çok lökositler vardır. Bu cevher daha ziyade bir lenf mayiini hatırlatmaktadır. >> ( 27 )

Chrenck Notzing’in müteakip çalışmaları ile bu maddenin yüzde ellisinin su olduğu ve içinde albumin, kükürt bulunduğu ve kimyevi düsturunun aşağı yukarı şöyle olduğu meydana çıkmıştır: ( 23 )

C120   H1139  Az218   S5  O249

D – Materyalizasyon ve demateryalizasyon’un
husulüne dair bir mülahaza

Evvelce yazdığımız madde, ruh, tahayyül bahislerinde Üstatların tebliğine ve diğer müşahedelere dayanarak ileri sürmüş olduğumuz mülahazaları bu misallerle ve müşahedelerle karşılaştırdığımız zaman materyalizasyon ve demateryalizasyon hadisesinin tabii çehresini biraz daha vuzuhla görmeğe başlarız.

Materyalizasyon ve demateryalizasyon ne demektir?

Evvela bu tabiri doğru bulmadığımızı ve bunu izah etmek için de pek uzun söze lüzum olmadığını söylemek isteriz. Zira madda ve buutlar bahsinde uzun uzadıya söylediğim gibi, madde kainatında yaşıyan bizler için maddenin sonu yoktur. Binaenaleyh madde dışında hiç bir varlığı biz ne vasıtalı ne de vasıtasız idrak etmeğe muktedir değiliz.

Maddeleşme ve maddelikten çıkma gibi fikirler veren materyalizasyon ve demateryalizasyon tabirini eğer hakiki manasiyle alırsak gözümüzün önünde kaybolan bir şeyin maddelikten çıktığını ve yeniden peyda olan bir şeyin de tekrar madde haline girdiğini kabul etmemiz lazım gelir ki bilhassa bizim gibi kesif maddeler gayyasında yaşıyan zavallıların böyle bir düşünceyi beslemesi hakikaten safiyane bir çocukluk eseri sayılmağa değer.

Bir şeyin bir yerde kaybolması ancak bize göredir. Hakikatte o şey madde halinde gene mevcuttur. Yalnız bizim duygu sahamızdan çıkmıştır. [ 1 ] Yoksa duygu kabiliyetimizi bazı yardımcı vasıtalarla genişletebilirsek bu işi yapabildiğimiz nispette mutat duygularımızdan uzaklaşmış olan bu hadiseleri daha şumullü ve daha yüksek kombinezonlar içinde tertiplenmiş olarak yakalayabiliriz. İşte metapsişiğin tetkik yollarında bizim medyomları, sansitif süjeleri kullanmamızın ve yetiştirmeğe uğraşmamızın hikmeti buradadır. Ve şimdiye kadar bir çok klasik akademicilerin bu işlerde yaya kalmış olmasının sebebini de bu zarureti görmemiş ve anlıyamamış olmalarında buluyoruz.

Bununla beraber materyalizasyon ve demateryalizasyon tabirlerini biz gene kullanacağız, fakat onlara verdiğimiz manalar başka türlü olacaktır.

Bir maddenin her hangi bir vetire ile mahsusat alemimizden çıkıp mahsusat dışı alemimize geçmesi bizde o maddenin kaybolduğu hissini uyandırır. Ve biz buna demateryalizasyon deriz. Bilakis o maddenin mahsusat dışı alemimizden tekrar mahsusat alemimize girmesiyle de onu yeniden teşekkül etmiş gibi görürüz. Bu da gene bize göre bir materyalizasyon hadisesi olur. Demek maddelikten çıkma, madde haline grime tabirleri ancak mahsusat alemimizdeki fizikoşimik maddelere nispetle kabul edilebilir. Ve bu bakımdan bu tabirler yanlış sayılmaz. Fakat eğer bunları en geniş ve şümullü manasiyle madde mefhumuna nispet edersek o zaman tamamiyle manasız ve yanlış bir ifadede bulunmuş oluruz.

Biz metapsişik tetkikatta, ruhların gösterdiği yüksek maddi tezahürleri daima kendi dünyamızın fizikoşimik maddelerine nispetle mütalaa ettiğimiz için, bu tabirleri maddenin yukarda söylediğim dar manasına göre mahzursuzca kullanabiliriz ve böyle yapıyoruz.

Acaba bir madde nasıl demateryalize olur? Buradaki amil nedir?

Evvelce söylediğimiz gibi madde müesser bir varlıktır. Bunun üzerine tesir eden, yani müessir olan ruhtur. Gene söylemiştik ki maddelerin müesseriyet kabiliyetleri ruhların müessiriyet kudretleriyle karşılaşarak madde kainatımızın umumi ahengini teşkil edecek hadiseleri meydana getirirler.

Binaenaleyh her hareket ve hadisede olduğu gibi burada da ruhların müessiriyetini kabul etmek zarureti vardır. Kitabımızın başından beri hemen her satırda geçen fikirlerin ayrı ayrı yollardan telkin ettiği düşünceler bu zarureti ne kadar samimiyetle kabul etmiş olduğumuzu gösterir. Zira bu mühim zaruretin mevcudiyetini bize inkar ettirecek ortada bir tek delil olmadıktan başka, madde ve ruh münasebetlerine ait bütün bilgiler onun lehinde görünmektedir.

Biliyoruz ki madde kendisinde mündemiç bir enerji ile kaimdir. Bu enerji bir takım ihtizazlar halinde tezahür eder. Maddenin ilk oluşuna ait bu batıni enerjinin husul tarzı ve şekli bizim tetkik ve mütalaa sahamıza girecek nesnelerden değildir. Hılkatle alakadar olan bu iş üzerinde durmanın ne imkanı, ne de faydası vardır. Eğer biz hakikatleri öğrenmek istiyorsak buralara gelinceye kadar önümüzde mütalaa mevzuu olabilecek öyle yüksek hakikatler vardır ki biz onların henüz alfasında bile değiliz. Ve bu sahada - çok değil - bir kaç adım ilerleyince bütün duygu ve düşüncelerimizle beraber şahsiyetimizin ve benliğimizin şimdikiyle mukayese edilemiyecek derecelerde yükseldiğini ve değiştiğini göreceğiz.

Maddede mündemiç enerjiyi böylece kabul ettikten sonra bu enerji üzerinde tabiat kanunları icaplarına uygun olarak vukua gelen tesirleri ve bu tesirlerin mümkün mertebe arka safhalardaki müessir amillerini gücümüz yettiği kadar anlamağa çalışırsak bize lazım ve faydalı olan en akilane bir işe girişmiş bulunuruz.

Evvelce de söylendiğim gibi maddelerin batınlarında ihtizazların keyfi ve kemmi değişmeleri onların bize göre olan teşekkülatını meydana getirir. Keza maddelerin süptillik derecesi de atomların hareketlerindeki keyfi ve kemmi değişmelere tabiidir. Bu hareketler ne kadar karışık ve süratli olursa maddeler o kadar süptil bir hal alır ve o kadar bizim fizikoşimik maddi telakkilerimizden uzaklaşır. Yani demateryalize olur.

Şu halde gene evvelce söylediğimiz gibi biz maddelerin üzerine vasıtalı veya vasıtasız tesirler yaparak onların batıni hareketlerini keyfi veya kemmi olarak değiştirebilmek kudretine malik olursak maddelerden istediğimiz şekilleri meydana getirebildiğimiz gibi onları istediğimiz kadar süptil veya kesif hale de koyabiliriz.

Ancak, yeryüzünde yaşıyan ruhların yegane tesir vasıtaları, bağlı bulundukları dünyamızın kesif maddeleri olduğu için ve bu maddelerin de hareketleri yüksek kozmik maddi ihtizazlar yanında çok kaba kaldığı için bunlar vasıtasiyle o ihtizazlara tesir etmek tabiatı ile mümkün olmaz. Binaenaleyh insan oğlu, doğrudan doğruya bu maddelere tesir edemez. Çünkü onun tesir vasıtası olan bedeni buna müsait değildir. Ancak zekasiyle ve imajinatif faaliyetleriyle o, bu yüksek kozmik maddelere bazı noktalardan yaklaşabilen yeryüzünün nispeten yüksek süptil maddelerini kullanmak veya bu işlere müsait maddelerle çalışmak suretiyle atom hareketleri üzerinde bir dereceye kadar tesirler yapabilir. Ve bunu yapabildiği nispette de maddi şekillere, maddi hallere ve maddi hadiselere müessir durumlara geçer. Fakat yeryüzünde olmakla beraber somnambülizma, degajman, trans ve hatta vecit hallerinde olduğu gibi, ruhun maddi alaikten az çok kurtulabildiği anlarda insan ruhları, serbes iradelerini kullanarak imajinatif faaliyetlerinin daha yüksek müessiriyeti ile uzvi maddelerin batıni ihtizazları üzerinde daha büyük tesirler yapabilirler.

Bunun içindir ki hipnoz halinde bulunan bir süje, kendiliğinden telkin yolu ile vücudünün her hangi bir yerinde, ortada maddi bir sebep yokken yanıklar, bereler, kan oturmaları v.s. gibi ufak tefek değişmeleri husule getirebileceği gibi bir hastalığı tevlit edebilir veya bir hastalıktan kurtulabilir. Fakat bütün bu işler ancak ruhun serbesliği nispetinde ve mahdut bir ölçü dahinde mümkün olur. Binaenaleyh trans haline geçerek ruhu serbesleşmiş bir medyom, henüz bizce aydınlanmamış bazı biyolojik bünyevi şartlar altında eğer bedeni demateryalize olmağa müsait bulunuyorsa kendi uzvi maddelerinin atomları üzerine tesir ederek onların hareketlerinde keyfi ve kemmi bir takım değişmeleri - gayrı şuuri bir halde - vücude getirebilir. Atomların hareketlerinde husule gelen değişmelerle ruhun iradesi altında bedenden ayrılan partiküller muhtelif haller içinde herhangi bir maksada göre başka bir yerde, başka şekillerde tezahürler ve teşekküller gösterirler.

Fakat şurasını hiçbir vakit unutmamak lazımdır ki evvelce de söylediğimiz gibi bu hikaye ruhun doğrudan doğruya bedenine tesir etmesi suretiyle vukubulmaz. Burada ruhun yüksek ve süptil bir tesir vasıtası olan perisprinin yardımına ihtiyaç vardır. Ruh perisprisinin yardımiyle müessiriyetini kullanarak bir kısım atomların hareketlerini süratlendirip daha muğlak bir hale koymak ve bu suretle onları bedeninden ayırmak imkanını bulduktan sonra bu ameliyenin aksini de, yani atomik hareketlerin süratlerini azaltıp basit şekillere irca etmeği de pekala yapabilir. Ve bu suretle onları kendi mutat bedeninin atomik hareketleriyle ayarlıyarak tekrar bedenine çekebilir. İşte birinci hal demateryalizasyon, ikinci hal ise materyalizasyon hadisesini bize ilmi bir düşünce içinde ifade etmiş olur.

Ayrıca kocaman bir tetkik mevzuu olan medyomluğun iyice mütalaasiyle bu fikirlerin sıhhatini tasdik ettirici neticelere varmak mümkündür. Burada mevzuu dağıtmamak için bunların üzerinde maalesef daha fazla duramıyorum.

Fakat yeryüzünde dünya maddelerine bağlı ve ancak ondan binbir müşkülatla pek az kurtulabildiği anlarda ve kaçamak yolu ile bu kadar işleri yapabilen insan ruhunun yanında, Ispatyoma geçmiş ve serbes iradesini kullanabilecek bir hale girmiş ruhların bu işleri yapamayacağına inanmak doğru olmaz.

Filhakika Ispatyom bahsinde uzun uzadıya yazdığımız gibi serbes iradeli ruhlar kozmik maddeler üzerinde bu kabiliyetlerini bol bol kullanmaktadırlar. Dünyamızdaki maddelere gelince; alaka kanunu mucibince onların bu maddeler üzerine doğrudan doğruya tesir etmeleri mümkün olmaz. Bunun için evvela perisprilerini biraz kesifleştirmeğe ihtiyaçları vardır. Saniyen dünya maddeleriyle kendi aralarında mutavassıt rolünü oynıyacak bir takım seyyalelere muhtaçtırlar. İşte kendilerine bu mutavassıt maddeleri vermeğe bazı insan bedenleri müsaittir ki biz bunlara medyom deriz.

Kendi vesaitiyle alakalı bir medyom karşısında kalan Ispatyomdaki bir ruh, o medyomun sinir cümlesinden ve maddelerindeki müesseriyet kabiliyetlerinden istifade ederek onun bedeninden bazı kısımları evvela demateryalize ederek ondan ayırdıktan sonra kendi maksatlarına uygun şekillerde tezahürler göstermek üzere başka bir yerde istediği bir şekilde tekrar materyalize edebilir. İşte ispiritizma celselerindeki bütün fizik tezahürlerin veya objektif medyomluğun mihanikiyeti bu yolda izah edilebilir.

NETİCE

Yer yüzündeki bir ruh, hususi şartlar altında kendi bedenine tesir eder ve ondan bazı parçaları demateryalize bir hale sokar, sonra onlara istediği şekilleri vererek başka yerlerde tekrar teşkil eder. Bu hadiseye metapsişikte dedubluman ( tezauf = tayyımerahil ) derler.

Buna mukabil, Ispatyomdaki bir ruh dünyadaki insanın bedenine yukarda söylediğimiz tarzda tesir edebilir ve onun bazı aksamını demateryalize hale koyar, sonra onları başka yerlerde ve kendi maksadına uygun şekillerde tekrar materyalize ederek dünyadaki insanlara istediği tezahürleri gösterebilir. Buna da metapsişikte ruhların materyalizasyonu derler.

Görülüyor ki dedublumanla, materyalizasyon arasında maddi bir hadise olmak bakımından hiç bir fark yoktur, ikisi de aynı şeydir. Fakat illiyet prensibi bakımından bunların aralarında çok büyük farklar vardır. Yani birisinin amili, bedenin asıl sahibi bulunan insan oğludur. Diğerinin amili ise bu bedeni ariyeten kullanan yabancı bir Ispatyom varlığıdır.

Binaenaleyh materyalizasyon ve dedublumana ait yalnız fizik hadiseleri tetkik ederek bu iki amili birbirinden ayırmağa uğraşmak hatadır. Fizik bakımdan aynı olan bu iki hadiseyi birbirinden ayırmak mümkün değildir. Ve bu hadisenin içinden, sırf animik tezahürlere dayanarak hakiki amilleri bulup meydana çıkarmak kabil olmaz.

Netekim Charles Richet gibi hayatının mühim kısmını bu materyalizasyon ve dedubluman hadiselerinin tetkikiyle geçirmiş ve bol medyanimik materyal ile çalışmak şansına nail olmuş metapsişikçi bir alim bile yalnız bu yolda yürümek gafletinde bulunduğu için, buradaki amilleri ayırdetmemiş ve hadiselerin nerden geldiği, kimin tarafından husule getirildiği meselesi üzerinde her adımda tereddütle ve hatta üzüntü ile verdiği hükümlerinin esareti altında kalmıştır. Eğer bu büyük ve samimi alim, bu söylediğimiz hakikatı görebilse veya takdir etmiş olsaydı hiç şüphesiz bu üzüntülü tereddütlerden kendisini kurtaracak ve daha verimli araştırma yollarına varmış olacaktı.
Şu halde maddi bir vetire, maddi bir hadise olmak bakımından birbirinin aynı olan ve tamamiyle animik bir vetire ile husule gelen dedubluman ve materyalizasyon hadiselerini ayırdetmek için bir tek yol vardır.

O da bu işte müessir olan amillerin şahsiyetini bilgili bir psikolog gözü ile tetkik ederek teşhis etmektir. Esasen dünyada da insanları tanımak ve birbirinden ayırdetmek için bu hususta hepimiz birer psikolog gibi hareket ederiz.

Çoğumuzun başına gelen bir hadiseyi misal olarak göstereceğim: Bazen yolda giderken bir insana rastlarsınız, bu insanı o kadar tanırsınız ki tereddütsüzce yanına gider ismiyle kendisini çağırır ve hatta eğer biraz da kendisine karşı samimi iseniz şakalaşırsınız. Fakat ufak bir hadise size derhal hatanızı ihtar eder, ve bu zatın başka biri olduğunu size öğretir. O zaman gerilersiniz mahcubolursunuz ve özür dilersiniz.

Bu hadise nedir?

Bu hadise ya onun size karşı takınmış olduğu mütehayyirane bir tavır, ya yüzünde gördüğünüz tuhaf bir işmizaz, ya sizin yürekten gelen dostluk tezahürlerinize karşı onda gördüğünüz buz gibi donuk bir çekingenlik veyahut da nihayet onun açıkça size (affedersiniz, aldanıyorsunuz ben falancayım, sizin tanıdığınız adam değilim ) demesidir.

Bütün bunlar nedir?

Sizin bu hareketlerinize karşı o adamın şahsiyetini tebarüz ettiren ruhi reaksiyonlarıdır. İşte kabaca olmakla beraber aşağı yukarı iyi fikir verebilen bu misal, materyalizasyon ve dedubluman hadiselerinin ayırdedilebilmesinde yürüyebileceğimiz yolu bize gösterebilir.

Ch. Richet böyle yapmadı. O gördüğü adamların kim olduklarını yalnız şekil ve kıyafetlerine bakarak hükümlendirmek istedi. Ve bunda ısrar etti. Bu halin neticesi olarak o, daima aldandı. Zira karşısındakinin ne barit muamelelerini, ne yadırgamalarını, ne de açıkça: ( Ben seni tanımıyorum, senin zannettiğin adam ben değilim ) diye yaptığı ihtarları dinliyecek bir kudret göstermedi. Eğer böyle yapmasa idi ve dünyada her an insan oğlunun ekseriya şuursuzca kullandığı ve istifade ettiği moral kıymetlere biraz ehemmiyet vermiş olsaydı, bu büyük metapsişikçi insanlığa ve insan bilgisine daha çok büyük hizmetler yapabilirdi. O, neden böyle yapmadı, neden mutat hayatımızda da bir an bile müstağni kalamıyacağımız bu moral kıymetleri ihmal edip hiçe saydı?... Ve neden bu koca metapsişikçinin moral kıymetlerinden bir çoğu bu gafleti yüzünden heba olup gitti?