RUH VE KAİNAT - Dr. BEDRİ RUHSELMAN - BÖLÜM 31

http://www.dunyaana.com/images/bedri%20ruhselman%205.jpgDÜNYAYA TEKRAR GELİŞ FİKRİNİ GERÇEKLEŞTİREN ANİMİK TEZAHÜRLER

Şimdi reenkarnasyon bilgisini aydınlatan diğer guruptaki hadiselerin mütalaasına başlıyoruz. Bunlar bazı ispritizma tezahürleri ile ruyalardır. Yalnız, mevzuumuzdan uzaklaşmış olmamak ve kitabımızın hacmını büyültmemek için bu misalleri mümkün olduğu kadar tahdidetmek ve kısaltmak zorunda bulunuyoruz. Bu guruptaki deliller iyi tetkik ve tahlil edilirse reenkarnasyonizma davasının hallinde çok büyük birer yardımcı olur.

1 – İspiritizma tezahürleri ile

Bu kısımda vereceğim misaller, daha ziyade kendiliğinden vukua gelen ve dikkat edilmeyince gözden kolaylıkla kaçabilen ispritizmaya ait bir sürü tezahürler arasından alınmış birkaç müşahededir.

1 – Bu misal bu guruptaki tezahürler hakkında iyi bir fikir vereceği için oldukça faydalıdır.

1886 da Sergent-Bladen sokağında bir mecnun kadın vardı. Bu kadın 15 sene zarfında birçok defa tımarhaneye girip çıkmıştı. Resmi ilim usulleriyle hastasını iyi edemiyen ailesi, belki manyatizma ile iyi olur umudu ile, onu Bouvier’ye götürüyor. Bouvier ötedenberi üzerinde manyatizma tecrübeleri yapmakta olduğu süjesi İsodor’u uyutarak onun lüsit halinden bilistifade bu sayede kadının hastalığının sebebini öğrenmek istiyor. Somnambül haline geçen Isidor, hastaya intikamcı bir ruhun musallat olduğunu, nasihat yolu ile bu ruhu intikam duygularından kurtarmanın imkanı bulunduğunu ve o zaman hastalığın geçeceğini söylüyor.

Bu malumat üzerine manyatizör, aynı süje vasıtası ile bahis mevzuu olan ruhu çağırıyor ve neden bu kadına musallat olduğunu soruyor. Ruh aşağı yukarı şunları söylüyor:  << Evvelki hayatımda ben Rus hanedanına mensuptum. Biz iki kız ve bir oğlandan mürekkep üç kardeş idik. Hemşirem benim hissemi gasbetmek için beni bir eve kapattı. Ve oradan ancak cesedim çıkabildi. Bunun üzerine ben ergeç intikamımı almağa karar verdim. Allahın bir lutfu olarak biz gene beraberce bir aile içine düştük. Yani, bir izdivaç münasebetiyle enişte ve baldız olmuştuk. Fakat bu yakınlığa rağmen aramızdaki antipatik duygular bir türlü kaybolmamış idi. Ölümü müteakip ben, mazideki hemşiremin son hayatımdaki baldızım olduğunu hatırladım. Ve hayatta iken mevcudolan antipatimin bundan ileri geldiğini anladım. O zaman intikam hakkındaki ahitlerim tekrar canlandı. Ben mahpus olarak ölmüştüm. Onun da benim gibi mahpus olarak ölmesini istiyordum >>. Manyatizör bu vak’a üzerinde epiyce durmuş, ve ruhu bu kötü ve zararlı duygularından kurtarmak için bir haylı uğraşmış ve nihayet muvaffak olmuştur. Netekim son celsede ruh:  << Artık hatalarımı anlıyorum, zira 13 senedenberi intikam peşinde koştuğum halde ıstıraptan birtürlü kurtulamadım. Şimdi onun tarafından affımı istiyorum, ben de kendisini serbes bırakacağım. >> diyor ve af muamelesi sırasında medyomla Isidore’un birbirine sarılarak ağlaştıkları görülüyor. Burada işin asıl müsbet olan ve dikkate değen ilk noktası şudur: Bu hikayeden sonra aradan 12 sene geçtiği halde kadın tamamiyle sıhhatli olarak yaşamış ve hiçbir akıl hastalığı göstermemiştir. Nihayet 72 yaşında bir grip neticesinde ölmüştür. >>

Burada, Bouvier rus hanedanı hikayesini tahkika imkan olmadığını söylüyor. Fakat aşağıdaki – bilahara verilmiş – malumata ait satırlar hikayenin müsbet telakki edilebilecek ikinci noktasını tebarüz ettirir. Filhakika somnambülün söylediği gibi, hasta kadının bir kayınbiraderi vardı ve onun ismi somambülün söylediği isme uyuyordu. Kadınla kayınbiraderi arasında asla sempati yoktu. Kayınbirader 16 sene evvel ölmüş ve onun ölümünden bir sene sonra kadına ilk hastalık hamlesi gelmiş ve o zamandanberi tımarhanede kapalı kalmıştır.

2 – Bu misal yukarkinden kuvvetlidir. Zira alınan tebliğat burada tahakkuk etmiş bulunmaktadır.

1881 – 1882 seneleri arasında Huesca sokaklarında bir deli dolaşıyordu. Bu deli kendi kendine konuşur, bazen maksatsızca koşar, bazen de haşmetle yürürdü. Kendisine sorulan suallere hiçbir cevap vermezdi. Son zamanlara doğru tehlikeli bir hal almağa başladığından sıkı bir nezaret altında bulunduruluyordu.

Aynı şehirde bir ispiritizma cemiyeti vardı. Bu cemiyetin başkanı da Domingo Montreal ve medyumu Sanchez Antonio idi. Medyom tamamiyle cahil ve okuma yazma bilmiyen birisi idi. Bununla beraber bu medyom eliyle bazen çok dürüst yazılı tebliğat alınıyordu. Domingo bu delinin uyku zamanlarında ruhunu çağırıp onunla görüşmeğe teşebbüs etti. Ve bunda muvaffak olarak kendisinden birçok tebliğat aldı. Nihayet deli öldü. Ve ölümünden az zaman sonra okuma ve yazma bilmiyen medyomla yazılı bir tebliğ verdi. Bu tebliğde: evvelce kendisinin Sangarren şatosu sahibi olduğunu ve orada caniyane bir hayat geçirdiğini ve bunun neticesi olarak son hayatında deli olarak yaşadığını söylüyordu. Şatosunda mevcut arşivlerde bu sözlerini teyidedecek malumatın bulunduğunu da ilave ediyordu. Bunun üzerine başkanla celsede hazır bulunan zevattan bazıları derhal mezkur şatoya koşuyorlar. Fakat şatodakiler orada böyle bir arşivin eseri bile bulunmadığını söylüyorlar. Bu muvaffakıyetsizlikten sonra araştırıcılar tekrar celse yerine dönüyorlar. Bu defa aynı medyomla aldıkları yazılı tebliğde: eğer tekrar şatoya giderlerse mutfak ocağının yanında saklı bir yerde bütün vesaiki bulabilecekleri bildiriliyor. Bunun üzerine tekrar şatoya gidiliyor. Şato sahiplerinden izin alınarak duvar deliniyor ve araştırmalara başlanıyor. Herkesin hayreti içinde parşimen üzerine sarılmış birtakım vesikalar Huescaya getiriliyor, ve buradaki yazılar Prof. Oscariz tarafından tercüme olunuyor. Tebliğatın, her noktasında hakikate tevafuk ettiği anlaşılıyor.

Burada delinin tahakkuk eden ifadelerini bir noktasında inanılır, diğer noktasında inanılmaz kabul etmek doğru değildir. Eğer biz bütün ilimde böyle yapar ve müşahedelerin kendi telakkilerimize uyan taraflarına doğru, uymıyan taraflarına yanlış dersek bir adım ileri gidemeyiz. Tabiat hadiselerini tetkika yarıyan ilim, bizim keyfimize tabi olmaz; hadiselerin icap zaruretlerine uygun olarak inkişaf eder. Biz ilimde hadiseleri bilgimize değil, bilgimizi hadiselere uydurmakla mükellefiz.

Yukarki misalde okuması ve yazması olmıyan bir cahil kadının, civardaki bir şatonun kimse tarafından bilinmeyen bir köşesinde, duvar içine gömülü, yabancı dille yazılmış eski bir arşivi meydana çıkarması bir hadisedir. Eğer bu hadise delinin ruhuna atfedilen sözlerle izah edilmek istenmezse başka hangi düşünce yoliyle kabili izah olabilir?

3 – Avukat Th. Jaffeux ispiritizma celselerinde, çocukluğunda tanıdığı bir kadının, ruh haline geçtikten sonra kendisine yaptığı rehberliğinden istifade etmektedir. Avukat bu ruhtan almış olduğu bütün tebliğlerin doğru çıktığını yazıyor. 1909 Haziran ayında bu ruh avukata şu tebliği veriyor: << benim tekrar enkarne olmağa niyetim var. Birbirini müteakip ve herbiri çok kısa sürecek üç enkarnasyon geçireceğim. >> Ruh aynı senenin birinci teşrin ayında kendikendine verdiği bir tebliğde avukatın ailesinden dünyaya geleceğini ve Eure – et – Loir ayaletindeki bir kasabada doğacağını söylüyor. Hakikaten o sırada mezkur kasabada avukatın gebe olan bir kuzini vardır. Avukat ruha soruyor: << Sizi tanıyabilmemiz için ne gibi bir alametiniz bulunacak? >> Ruh buna şu cevabı veriyor: << Başımım sağ tarafında iki sm. lik bir nedbe bulunacak. >> 15 İkinci teşrin ayında aynı ruh bir daha celselere gelemiyeceğini söylüyor. 1910 senesi ocak ayında çocuk doğuyor. Çocuğun başının sağ tarafında hakikaten iki sm. lik bir nedbe bulunmaktadır.

Basit görünmekle beraber hadise çok ehemmiyetlidir. Nedbenin evvelden haber verilmiş olması tesadüfle izah edilemez. Şu halde onu nasıl izah etmeli? Burada tutulacak ancak iki yol vardır: Birisi avukatın medyom vasıtasiyle almış olduğu tebliğin doğruluğuna inanmak ve o zaman onu ancak reenkarnasyonizma görüşiyle izah etmek, diğeri de izah edilmesi ilim namına zaruri olan bu hadiseye karşı bir köylü safiyeti ile göz yummaktır.

2 – Ruyalarla [ 1 ]

[ 1 ] Okuyucularım buradaki << haberci ruyalar >> ın hangi saik ve mihanikietle vukua geldiğini geçmiş bahislerdeki yazılarımızda okumuşlardır.

1 – Aristokrat bir aileye mensup Bn. B... çok sevdiği oğlunu harpte kaybetmiştir. Kadın ruyasında oğlunun cesedini bir tren molozunun altında gömülü olarak görüyor. Ruyadaki ruyet o kadar açıktır ki kadın bu sayede oğlunun cesedini arayıp bulabiliyor ve oradan kaldırtıp kasabanın mezarlığına naklettiriyor. Aradan bir kaç ay geçiyor, kadın oğlunu tekrar ruyasında görüyor. Oğlu kendisine şunları söylüyor: << Anne ağlama, ben tekrar geliyorum. Fakat senden değil, kız kardeşimden.>> Kadın bu sözlerin manasını anlamıyor. Fakat aynı zamanda kızı da bir ruya görmüş bulunuyor. O da ruyasında müteveffa kardeşinin küçük bir çocuk haline girdiğini ve kendi hususi odasında oynadığını görüyor. İşte ehemmiyetli tarafı ne kadının, ne de kızının reenkarnasyonizma’ya dair hiçbir bilgiye malik olmamaları ve böyle şeylere kulak asacak durumda bulunmamalarıdır.

O zamana kadar Bn. B... nin kızının hiç çocuğu olmadığı halde bu hadiseyi müteakip kız gebe kalıyor. Doğumdan bir gece evvel Bn. B... oğlunu tekrar ruyasında görüyor. Oğlu kendisine dünyaya gelmek üzere bulunduğunu tekrarlıyor ve kendisine yeni doğmuş bir çocuk gösteriyor. Bu çocuk siyah saçlariyle birkaç saat sonra kadının kucakladığı nevzada tamamıyla benzemektedir. Fakat bilahara çocuk aynı zamanda psikolojik bakımdan da müteveffa oğluna o kadar benziyor ki doğuştan katolik olan ve reenkarnasyonizmaya inanmıyan kadın nihayet buna inanmak zorunda kalıyor.

2 – Bu misal muhtelif noktadan reenkarnasyonizma fikrini teydedici mahiyette bir delildir.

Yüzbaşı Florindo Batista’nın Blanche isminde bir kızı vardı. bu kıza Marie isminde isviçreli bir kadın mürebbiye bakmaktadır. Bu kadın İsviçre dağlarında söylenen Fransızca bir türküyü Blanche’a öğretmiştir. günün birinde bu kızcağız ölmüş ve mürebbiyesi de memleketine dönmüştür.

Bu hadiseden üç sene sonra kızın annesi gebe kalıyor. 1905 senesi Ağustos ayında henüz üç aylık hamile bulunan kadın, bir gece yatağına girdiği zaman bir görme tezahürü ( apparition ) ile karşılaşıyor. Bu sırada kendisi henüz uyumamıştır. Kadını fevkalade tehyiç eden bu tezahür, üç sene evvel ölen kızına aittir. Bu kızcağız birdenbire annesinin yanında peyda olarak bir çocuk neşesiyle şunları söylüyor: << Anne, ben tekrar geliyorum. >> Kadın henüz kendisini toplamadan aparisyon kayboluyor. Hikayeyi duyan kocası bu hadiseye alelade bir hallüsinasyon nazariyesiyle bakarak ehemmiyet vermiyor. Zira kocası reenkarnasyon bahsine dair hiçbir bilgiye malik olmadığı gibi böyle şeylerden bahsedenleri de mecnunlukla itham edecek bir durumdadır. O, bir defa ölmüş insanın tekrar dirilmiyeceğine katiyetle kanidir. Bununla beraber zevcesinin, çocuğunu gördüğüne dair olan kanaatini sarsmak istemiyor. Bu sebepten dolayı, eğer doğacak çacuk kız olursa onun da ismini Blanche koymağa karı koca karar veriyorlar.

Altı ay sonra, 1905 şubat ayında kadın, her noktasında eski Blanche’a benziyen bir kız çocuğu dünyaya getiriyor. Büyük siyah gözleri, kıvırcık gür saçlariyle bu çocuk tamamen eski Blanche’a benzemektedir. Fakat bütün bu benzeyişler F. Batista’nın materyalist septisizmasını ortadan kaldırmıyor. Nihayet çocuk altı yaşına giriyor.

Bir gün Batista zevcesiyle birlikte çalışma odasında bulunurlarken yatak odasında bir bersözün söylendiğini hayretle işitiyorlar. Orada o sırada ikinci Blanche uyumakta idi. Ve bu şarkı da dokuz sene evvel İsviçreli kadının eski Blanche’a öğrettiği bir parça idi. Mütevefa çocuğun acı hatıralarını canlandıamrmak için onun vefatından sonra bu şarkı evden koğulmuş ve tamamiyle unutulmuştu. Valide ile peder yavaşça odanın kapısına yaklaşıyor ve içeride kızcağızın yatağına oturmuş olduğu halde tam bir fransız aksanı ile bu şarkıyı söylemekte olduğunu görüyor. Çocuğa bunu kimse öğretmemişti. Annesi heyecanını saklamağa uğraşarak ne yaptığını kızından soruyor. O, şayanı hayret bir hazır cevaplılıkla şunları söylüyor; << Fransızca türkü söylüyorum ! >> Halbuki esasen kendisi -birkaç kelime müstesna-  fransızca dilini bilememektedir. Babası: << Bu güzel türküyü sana kim öğretti? >> diye soruyor. Çocuk: << Hiç kimse, diyor. Onu ben kendikendime biliyorum. >> ( 87 )

Bu misal üzerinde durulursa reenkarnasyonizmayı kabul etmekten başka yapılacak iş kalmaz. Kitabımızın hacmi müsaidolmadığı için biz bu misalin reenkarnasyonizma lehinde olan noktaları üzerinde ayrı ayrı duramıyoruz. Esasen bunlar her okuyucumun kolayca bulup meydana çıkarabileceği şeylerdir.

3 – Şimdi vereceğimiz misal bu guruptaki misaller arasında, üzerinde en iyi durulmuş ve fizik olduğu kadar psikolojik bakımdan da kıymetlendirilmiş misallerden biridir. Bundan başka, misalin kıymetini arttıran diğer bir nokta da vakayı takdim eden zatın İtalyada ilim hayatında tanınmış doktor, bir ilim adamı olmasıdır. Bu zat Dr. Samona’dır. Biz vakayı aşağı yukarı doktorun anlattığı gibi yazıyoruz:

<< 1910 senesinin 15 Martında çok sevgili kızım takriben beş yaşında Alexanderine ağır bir hastalığı ( meningitis ) müteakip ölmüştü. Deli olacak dereceye gelen zevcemle benim ıstırabımız pek derin olmuştu. Kızcağızın ölümünden üç gün sonra zevcem onu ruyasında gördü. O, tıpkı sağlığındaki gibi görünmüştü. Ruyasında zevceme << Anne ağlama seni terketmedim. Ben senden ancak uzaklaştım. Bak, tekrar böyle küçük olarak geleceğim >> diyor, aynı zamanda tam teşekkül etmiş; bir küçük ambriyon gösteriyordu. Ve ilave ediyşrdu: << Demek sen benim için yeniden ıstırap çekmeğe başlıyacaksın. >> Üç gün sonra ruya gene tekrarladı. Bu ruyadan bilgi edinen zevcemin bir arkadaşı, ya inanarak veya onu teselli etmek maksadiyle bu ruyanın bir beşaret haberi olabileceğini ve küçük kızın tekrar dünyaya geleceğini söylemiş ve bu sözlerini teyidetmek için de L. Denis’nin reenkarnasyonizmaya dair bir kitabını getirerek zevceme göstermişti. Fakat ne ruyalar, ne bu izahlar ve ne de L. Denis’nin kitabı onun acılarını yumuşatamadı. Kendisi 21 Aralık, 909 da bir yabancı gebelik yüzünden ameliyat geçirmişti. O zamandanberi olduğu gibi, yeni bir validelik imkansızlığı üzerindeki inanmazlığında devam etti. Ve o, bir daha gebe kalmıyacağından hemen hemen emin bulunuyordu.

<< Kızının ölümünden birkaç gün sonra bir sabah mutadı vechile erkenden ağlıyarak kalktı ve yukarki inanmazlığında devam ederek şunları söyledi: << Küçücük meleğimin ziyaına ait yırtıcı realiteden başka bir şey görmüyorum. Bu kayıp, görmüş olduğum basit ruyalara bel bağlayıp ümide düşmekliğime ve bilhassa bu günkü fizik durumdan sonra, küçük mabudemin hayata –benim vasıtamla dünyada– tekrar başlıyacağına inanmaklığıma mani olacak kadar kuvvetli ve zalimanedir. >> Tam bu sırada, yani zevcem böylece acı acı sızlanıp dururken ve ben de onu elimden geldiği kadar teselli etmeğe çalışırken sanki içeri girmek istiyen birisinin yaptığı gibi odanın kapısına el parmağı mafsaliyle üç kuru ve kuvvetli darbe vuruldu. Bu darbeler, aynı zamanda odada bizimle beraber bulunmakta olan üç küçük oğlumuz tarafından da işitilmişti. Hatta onlar bunu mutat olarak aynı saatlerde gelen hemşirelerimden birisine atfettiler. Ve << Catherine hala giriniz ! >> diye bağırarak kapıyı açtılar. Fakat küçük salona açılan bu kapı önünde kimsenin bulunmadığını ve salonun zulmet ve sessizlik içinde olduğunu görünce hem çocukların, hem de bizim hayretimiz son dereceye varmıştı. Hele bu hadisenin, zevcemdeki ümitsizlik ve cesaretsizliğin son dereceye gelmiş bulunduğu bir anda vukua gelmesi bizi daha çok müteheyyiç etmişti. Acaba bu hale zevcemin meyusiyeti arasında metapsişik bir münasebet var miydi?

<< İşte bu akşamdan itibaren tiptolojik [ 1 ] ispiritizma tecrübelerine başlamağa karar verdik. Ve buna muntazam, metodik bir surette en aşağı üç ay; zevcem, kayınvalidem, ben ve bazen de üç oğlumuzdan iki büyüğü iştirak ederek devam ettik.

[ 1 ] Eşyalarla vurulan darbeler vasıtasiyle ve alfabe yoliyle alınan tebliğat.

<< İlk celselerden itibaren iki ruh geldi. Bunlardan biri kendisinin kızım olduğunu, diğeri de çok sene evvel 15 yaşında iken ölen ve küçük Alexandrine’in rehberi olarak kendini tanıtan kız kardeşim olduğunu söylüyordu.

<< Alekandrine tıpkı hayatındaki gibi çocuk dili ile konuşuyordu. Diğeri ise doğru ve yüksek bir dille konuşuyordu. Bu sonuncusu söze, ya küçük ruhun bazen iyice ifade edemediği cümleleri izah etmek veyahut kızcağızın söylediği şeylerin doğruluğuna zevcemi inandırmak için karışıyordu.

<< İlk celsede Alekandrine annesine, ruyasında görünenin bizzat kendisi olduğunu ve bundan başka daha müessir bir vasıta ile annesini teselli etmek için kapıya vuranın da kendisi olduğunu söyledi ve ilave etti: << Anneciğim, artık ağlama, çünkü ben senin vasıtanla tekrar doğacağım. Ve Noelden evvel sizlerle beraber olacağım. Sevgili baba, tekrar geleceğim. Büyük anne, tekrar geleceğim. Diğer akrabalara ve Catherine halaya söyleyiniz, ben Noelden evvel gelmiş bulunacağım. >> O, böylece kısa geçen hayatında tanımış olduğu bütün bildiklerine ve akrabalarına haber gönderiyordu.

<< Takriben üç ay zarfında elde etmiş olduğumuz bütün tebliğatı yazmak uzun sürer. Çünkü Alexandrine’in çok sevdiği kimselere söylediği değişik birkaç tatlı cümleden başka tekrar ettiği şey hep Noelden evvel geleceğine dair olan sabit ve bir teviye sözlerdir.

<< Noelden evvel geleceğine veyahut daha doğrusu tekrar doğacağına dair tebliğatını, kimseyi unutmaksızın herkese haber vereceğimizi temin ederek bir çok defa bu tekrara mani olmak istedik. Fakat bu gayretimiz fayda vermedi. O, bütün tanıdıklarının isimlerini tüketinceye kadar bu tekrarların devamında ısrar ediyordu. Bu vakıa, oldukça garipti. Denilebilirdi ki, bu hal, küçük ruhun bir nevi monoyideyizma’sını teşkil ediyordu. Bütün tebliğler hemen hemen şu sözlerle biterdi: << Ben sizi şimdi bırakıyorum, Jeanne hala benim uyumamı istiyor. >> Ruh, celselerin başlangıcındanberi bize ancak üç ay kadar tebliğat verebileceğini ve ondan sonra gittikçe maddeye bağlanacağından tamamiyle uykuya dalacağını söylüyordu [ 1 ]

<< 10 nisanda gebe olduğuna dair zevcemde ilk şüpheler belirmeğe başladı. Mayısın dördünde ruhtan bir tebliğ daha aldık. Burada tekrar dünyaya geleceğini söylüyordu. Fakat bu defa sözlerine şunları da ilave etmişti: << Anne sende diğer biri daha var ! >> Biz evvela bu cümlenin manasını anlamadık. Ve çocuğun yanlış birşey söylediğini farzettik. Fakat bu sırada diğer ruh ( Jeanne hala ) söze karıştı ve şunu söyledi: << Kızcağız aldanmıyor. Fakat iyi anlatamıyor. O, demek istiyor ki diğer bir varlık senin etrafında dolaşıyor, aziz Adel’im. O da dünyaya dönmek istiyor. >>

<< Bu günden itibaren Alexandrine her tebliğinde mütemadiyen ve ısrarla küçük bir kız kardeşle beraber geleceğinden bahsediyordu. Bu ifadeler zevceme cesaret vereceği ve onu teselli edeceği yerde bilakis onun şüphelerini ve kararsızlıklarını arttırmaktan başka bir işe yaramadı. Hatta bu son meraklı yeni tebliğden sonra o, artık herşeyin büyük bir inkisarla neticeteneceğini zannetmeğe başladı.

[ 1 ] Enkarne olmak üzere bulunan bu ruhun ifadeleri, kitabımızın enkarnasyon bahindeki tavsiflere ana hatlariyle uymaktadır.

<< Filhakika bütün şimdiye kadar verilmiş tebliğlerin doğru olabilmesi için şu noktaların tahakkuk etmesi lazımgeliyordu :

<< 1 – zevcemin hakikaten gebe olması,

<< 2 – Evvelce olduğu gibi bunun bir yalancı gebelik olmaması,

<< 3 – dünyaya iki tane varlığın gelmesi ki bu, hepsinden daha güç görünüyordu. Zira bu hadise evvelce ne kendisinde, ne saitlerinde, ne de benim tarafımdakilerde vaki olmamıştı.

<< 4 – Doğacak ikizin ne ikisinin de erkek, ne birisinin erkek diğerinin kız olmaması, iki kızın dünyaya gelmesi lazımdı. Hakikaten aleyhinde birsürü zıt imkanlar mevcudolan bu kadar muğlak bir vakıalar kompleksi hakkındaki sözlere inanamak çok güç bir şeydi.

<< Bütün bu güzel tefeüllere rağmen zevcem beşinci aya kadar daima gözleri yaşlı olarak inanmıyan, acı çeken bir haleti ruhiye içinde yaşadı. Hatta artık son tebliğlerinde küçük ruh annesinin daha memnun görünmesi için şunları söylemişti:   << Anne, göreceksin ki eğer sen bu kederli fikirlerle yaşamakta devam edersen bizim bünyemizin o kadar iyi teşekkül etmemesine sebebiyet vermiş olacaksın. >> Fakat bu sözler de ona tesir etmedi. Nihayet son celselerden birinde zevcem Alexandrine’in avdetine inanmanın çok güç olduğunu, çünkü gelecek çocuğunun bedeninin kaybolmuş çocuğunkine benzemesininin kolay olmadığını söyleyince Jaenne’ın ruhu hemen şu cevabı verdi:  << Adele, bu cihetten tatmin edilmiş olacaksın. O, Tamamiyle birinciye benziyecektir. Hatta pek fazla olmasa bile birazda eskisinden güzel olacaktır. >>

<< Ağustosa rasgelen beşinci ayda Spadafora’da bulunuyorduk. Orada zevcem alim akuşör Dr. Vincent Cordaro tarafından muayene edildi. Muayeneden sonra doktor, kendiliğinden şunları söyledi: << Kati birşey söyliyemiyeceğim. Zira gebeliğin bu devresinde henüz kati olarak tesbit edilmemekle beraber diyebilirim ki arazın heyetimecuası beni bir ikiz gebelik teşhisi koydurmağa sevkediyor. >> Bu sözler zevcemin üzerinde bir merhem tesirini gösterdi. Onun ıstıraplı ruhunda bir ümit ışığı belirmeğe başladı. Fakat biraz sonra vukua gelen bir hadise onun bu halini tekrar teşviş etmekte gecikmedi: Henüz yedinci aya girmişti ki beklenilmiyen bir facıalı haber onu fevkalade sarstı ve o kadar müteessir etti ki bunun neticesinde kendisinde birdenbire ağrılar başlamıştı. Diğer bazı arazın da refakatiyle beş gün süren bu hal bizi korkutmağa başladı. Her an ana rahmindeki mahlukun veya mahlukların vakitsiz doğumundan endişe ediyorduk. Zira gebelik henüz yedinci ayı doldurmamıştı. Bu sırada zevcemin maruz kaldığı şiddetli fizik acılar arasında bir de yeni belirmeğe başlıyan ümidinin sönmesiyle ne hale girdiğini takdir etmeği size bırakıyorum. Hatta onun bu bozuk haleti ruhiyesi, vaziyeti büsbütün vahimleştiriyordu. Bu münasebetle Doktor Cardaro’ya müracaat edildi. Her türlü intizarlara rağmen şükrolsun ki bütün tehlikeler atlatıldı. Zevcem tamamiyle kendine geldi. Yedinci ay da dolduğu için Palermo’ya gittik. Orada kendisi meşhur akuşör Giglio tarafından muayene edildi. Doktor gebeliğin ikiz olduğunu söyledi. Böylece tebliğatın dikkate şayan olan bir kısmı tahakkuk etmiş bulunuyordu. Fakat ehemmiyetli olan diğer vakıaların tahakkuk etmesi lazımdı. Cinsiyet, iki kızın doğuşu ve kızlardan birinin fizik ve moral bakımdan ölü Alekandrin’e benzemesi bunlar miyanında idi.

<< 22 İkinci teşrin sabahı çocuklar dünyaya geldiği zaman binsiyet meselesi de hallolmuştu. Çocukların ikisi de kızdı. Fizik ve moral müşabehetlerin tetkikine gelince: bunun için tabiatiyle zamana ihtiyaç vardır. Bu, ancak kızcağızlar büyüdükçe anlaşılabilecektir. Bununla beraber şurası tuhafdır ki şimdilik görünen bazı fizik vasıflar evvelce alınan tebliğlere uygun çıkmıştır. Bu hal müteakip müşahedeleri teşvik edici ve tebliğatın aynen tahakkuk edeceğine insanı inanmağa seykedici mahiyettedir.

<< Şu anda ikizler birbirine hiçbir noktada benzemiyor. Boyları, renkleri, biçimleri tamamiyle başkadır. Buna mukabil küçüğü Alexandrie’in tam bir kopyası halindedir. Yani Alexandrine de ilk doğduğu zaman tıpkı bunun gibi idi. Burada harikulade olan şey, şu üç hususiyetin ölen Alexandrine’le doğan Alexandrine arasında müştereken mevcut bulunmasıdır :

<< a – Sol gözde hyperhemie,

<< b – Sağ kulakta hafif bir seborrhe,

<< c – Yüzde hafif bir tenasüpsüzlük.

İmza : Dr. Carmelo
Samona ( 96 – 98 ) >>

Yukarda iktibas ettiğim vakıanın vesikaları mevcuttur. Bunları asıl mehazlarında tetkik etmek mümkün olur. Yerimizin müsaadesizliği bütün bu vesaiki ayrı ayrı yazmağa ve onlar üzerinde tahlili birer etüt yapmağa – bütün arzumuza rağmen – mani oldu. Bu vesikalar arasında Dr. C, Samona’nın hemşiresi Mme. Catherine Samona Gardini nin, meşhur Prof. Mercaniti’nin kızı Mlle. Adele Mercantini’nin, Prof. Raphael Wigley’in, sanat ve edebiyat muhitinde mümtaz bir sima olan Marquis Josph. Natali’nin, Prenses Niscemi’nin, Comte Ferdinand Monory de Ranchibile’in şahadetlerini ihtiva eden mektupları vardır.

Bu hadisenin canlılığını daha iyi gösterebilmek için Dr. Samona’nın müteakip şahsi etütlerinden bazı parçaları da iktibas etmeği faydalı gördük. Bunlar iki Alexandrine’in zamanla tebarüz eden fizik ve moral müşabehetlerine aittir.

Doktorun müteakip tetkiklerine ait yazılar Filosophia della Scienza da çıkmıştır. ( 1913 ) Bunlardan bir kısmını alıyoruz.

<< Filosophia della Scienza’nın 15. Janvier. 1911 sayısında ikiz çocuğum hakkındaki neşriyat muhtelif mecmualar ve eserler tarafından iktibas olunmuştur. Ve fikir aleminin büyük bir kısmını alakadar etmiştir.

<< Bu hal beni, bu husustaki bilgimi yaymakta devama icbar etti. Gerçi ben, umumi menfaatı alakalandırır görünen böyle mühim bir vakanın mütalaasını derinleştirme için lüzumlu olan bütün müşahede kabiliyetlerine malik olduğumu iddia edemem ve hatta hususi bir dikkate layık bazı tafsilatı not etmemiş olmaktan, buna mukabil hiçbir kıymeti haiz olmıyanları yazmış bulunmaktan korkuyorum. Fakat babalık icabiyle kızlarımın mütemadiyen gözümün önünde bulunması ve küçük müteveffaya ait hususiyetleri bilmekliğim bu işte beni biricik müşahit haline koydu. Bununla beraber şunu ısrarla söylerim ki, bazılarının aklına gelebileceği gibi, babalık vasıflarım müşahedelerimin berraklaştığını hiçbir vakit bozmamıştır. Ve hatta bu noktayı düşünerek ben bilhassa objektif esaslara dayandım ve hissiyatım tarafından sürüklenmemeğe ve a priori nazariyelerle hareket etmemeğe çalıştım.

<< Filosophia della Scienza’nın ismi geçen nüshasında söylemiş olduğum gibi böyle bir vaka üzerinde bazı müşahedeleri faydalı şekilde toplıyabilmek için biraz zamanın geçmesi zaruri idi. İkizlerin doğumundanberi geçen iki sene yedi ay zarfında dikkate değer bazı müşahedeler elde etmek imkanına malik oldum...

<< Fizik bakımdan ikizler arasında daima ayrılık mevcuttur. Fakat bu ayrılık başlangıçta olduğu gibi şimdi yalnız fizik bakımdan değil, aynı zamanda moral bakımdan da vardır.

<< İşte ben, bunu tebarüz ettirmek istedim. Gerçi ilk bakışta bunun, bu meselede hiçbir ehemmiyeti yokmuş gibi görünürse de iş böyle değildir. Zira bu hal, bir taraftan halihazırdaki Alexandrine ile geçmiş Alexandrine arasındaki benzerliği tebarüz ettirirken diğer taraftan da şimdiki Alexandrine’in moral ve fizik teşekkülatı üzerinde anne tarafından vukuu melhuz bir telkin tesirinin mevcudolması fikrini ortadan kaldırır. Bu vakayı neşrederken vermiş olduğum karar mucibince, ne olursa olsun, bütün şahsi tefsirlerden ve mütalaalardan çekineceğim. Burada sadece müşahedelerimi ortaya koyacağım. Bunlardan herkes dilediği neticeyi çıkartabilir.

<< Hali hazırdaki Alexandrine ölmüş olan evvelki Alexandrine’e her hususta benzemekte devam ediyor. Bu benzerlik neşrettiğim fotoğrafilerde o kadar iyi görünmüyorsa da bunun sebebi, ya fotoğrafide evvelki Alexandrine’nin almış olduğu pozu ikincisine tam olarak veremeyişimizden veya ilk Alexandrine’in resmi çıktığı zaman yaşının şimdikine nazaran daha ileride bulunmasından ileri geliyor. Her halde katiyetle tastik edebilirim ki aynı yaşta iken evvelki Alexandrine’in biraz daha koyu saçları ve gözleri bir tarafa bırakılırsa diğer taraflarında tam benzerlikler vardır.

<< Fakat burada fizik bakımdan daha mühim bir nokta vardır. O da çocukta tedricen inkişaf etmekte olan psikolojik tezahüratın heyeti mecmuasıdır. İki kız dış, alemle münasebete girişmeğe başladıkları andan itibaren iki muhtelif istikamette bir inkişafın vukua geldiği görülmüştür. O kadar ki şimdiden biz onlarda birbirinden tamamiyle ayrı iki tabiatta varlığın mevcudolduğunu görüyoruz.

<< Ben, Maria - Pace’in karakterinden ayrıca bahsetmiyeceğim. Çünkü onun, Alexandrine’den ayrılan psikolojik farikaları beni alakalandırıyor. Okuyucular için evvelkinin alakayı çekecek tarafı yoktur. Ben burada süratle, asıl meseleyi alakadar eden Alexandrine’in psikolojik mütalaasına başlıyorum.

<< Evvela, onun teessüriyet vasfına ve zekasına aidolan tabiatının muhtelif tafsilatını göstereceğim. O, hemşiresinin aksine umumiyetle sakindir. Bu sakinlik, kendisinin sakinliği kadar tatlı ve nevazişkar olan sevgi tezahürlerinde de görünüyor.

<< Onun esas vasıflarından birisi günlerini geçirme tarzıdır. Eğer eline bir çamaşır veya elbise geçerse onları devşirmek, eliyle düzeltmek ve bir iskemlenin veya bir sandığın üzerine koymak işiyle saatlerce meşgul olur. Bu zevkli işten mahrum kadığıl zaman vaktini, tercihen oyuncak olarak intihabettiği bir şeyi, üzerine koyduğu bir iskemleye dayanıp durmakla geçiriyor. Ve arasıra yarım sesle konuşuyor. Yorulmadan uzun zaman bu işle meşgul olabiliyor.

<< Görülüyor ki bu hayat tarzı ona kafi gelmektedir. Halbuki hemşiresi Maria - Pace çok canlıdır. Ve daima hareketlidir. Aynı işle uzun müddet meşgul olamaz, daima eğlenmek için bir arkadaşa muhtaçtır.

<< İşte bizim dikkat nazarımızı çeken onun bu sükunet hali ve meşguliyet tarzı müteveffa Alexandrine’in de karakteristik hususiyetlerinden idi.

<< Hiç şüphesiz ikizlerden Maria - Pace annesini seviyor ve onu öpmek ve kucaklamak için sık sık ona yaklaşıyor. Fakat gürültü ile yapılan bu muhabbet tezahürü kısa sürüyor. Ve o, biraz sonra tekrar oyuna dönmek ihtiyacını duyuyor. Alexandrine’e gelince, o da annesini arıyor. Fakat söylediğim gibi o, bu sevgi tezahüratında da sakindir. Bununla beraber bu sükunet hali bir soğukluk demek değildir. Onun kucaklayışı daha nazikanedir, muamelesi tatlıdır. Ve bir defa annesinin dizlerine oturduktan sonra onu terketmek istemiyor. Ancak tek başına kalmak ihtiyacını duyduğu zaman oradan kalkıyor. Eğer annesi işleri yüzünden kendisinden ayrılmak isterse onu ağlatmaksızın ve bağırtmaksızın bu işi yapamıyor.

<< Bundan başka eğer kendileri salona kabul edilirse iki küçük kızın herkes karşısındaki hareketlerinde de görülmeğe değer farklar vardır. Maria - Pace acele ile herkese koşuyor ve tereddütsüzce küçük elini onlara uzatıyor. Halbuki Alexandrine evvela yüzünü ve gözyaşlarını annesinin göğsünde saklıyor, fakat biraz sonra bu sahne değişiyor. Sosyeteden yorulan Maria - Pace salonu terketmek istediği halde yeni simalara alışmış olan Alexandrine artık oradan ayrılmak istemiyor ve annesinin dizleri üzerinde kalıyor. Aynı zamanda görüşülen şeyleri sanki alakalanıyormuş gibi dikkatle dinliyor. Bütün bunlar eski Alexadrine’in sadık bir modelini çizmektedir.

<< Şimdi ikinci Alexandrine’in birincisine - bazı intibalar ve itiyatlar bakımından - tam ve mükemmel bir benzeyiş gösteren karakteristik hususiyetlerinin tafsilatına geçiyorum.

<< Oturduğumuz Villa şehirden uzakta olduğundan etrafımızda büyük bir sessizlik hüküm sürer. Öyle ki civardan geçen bir arabanın sesi kuvvetli bir gürültü halinde işitilir. İmdi, bu gürültü Alexandrine’i fevkalade korkutmaktadır. Hatta bir işe odakmış halde bulunsa bile, böyle bir gürültü başlayınca hemen annesinin kucağına saklanarak şunları söyler. ( Alxandrine si ispaventa == Alexandrin korkuyor. ) Böyle bir gürültü karşısında müteveffa Alexandrine de tıpkı böyle yapardı. Ve aynı sözleri söylerdi.

<< Birinci Alexandrine eve berberin geldiğini görünce ondan şiddetle korkardı. Tıpkı onun gibi  şimdiki Alexandrine de berberden korkmaktadır. Buna mukabil Maria - Pace’in bu gibi şeylere hiç aldırış ettiği yoktur.

<< Alexandrine bebekleri sevmez ve kendi yaşındaki çocukları onlara tercih eder. Bu hal birinci Alexandrine’de aynen vardı. Tıpkı birinci Alexandrine’in yaptığı gibi o, ellerinin daima temiz olmasını istiyor. Eğer elinde ufak bir kir görürse derhal ellerinin yıkanmasında israr ediyor. Nihayet o, evvelki Alexandrine gibi peynirden nefret ediyor. Eğer çorbasında hatta pek az peynirin bulunduğunu hissetse onu içmiyor.

<< Birinci Alexandrine solaklıktan kurtulamadan ölmüştü. Hatta onun bu hatasını tashih için gösterilen bütün ihtimam boşuna gitmişti. Bugünkü Alexandrine de aynı inatla solaktır ve ondan ayrılamıyor. Tabii biz onu bu halinden kurtarmak için yeniden işe başlıyacağız. Maria - Pace’de dahil olduğu halde diğer çocuklarımın hiç birisinde bu hal yoktur.

<< Biraderlerinin odasında bir dolap vardır ki orada ayakkabılar durur. Bu odaya girebildiği ve dolap açabildiği zaman ayakkabıları çıkarıp onlarla oynamak Alexandrine’in en büyük eğlencelerinden biridir. Eski Alexandrine de aynı şeyi yapardı. Fakat burada bizi asıl heyecanlandıran hadise şudur. Alexandrine, tıpkı müteveffa Alexandrine’in yaptığı gibi kendisi için tabiatiyle çok büyük olan ayakkabılarından bir tanesini küçük ayağına geçirip odada öylece dolaşmaktan zevk duyar.

<< Nihayet diğer bir hususiyet daha vardır ki bu hususiyet eski Alexandrine’in başlıca karakteristiğini teşkil ederdi. Bizler buna evvelce dikkat etmemiştik. Buna dikkat eden kızkardeşim olmuş ve çocuğunu telkin altında bırakmamak için ne çocuğa ne de başka bir kimseye biçbir şey söylemeden Alexandrine’in iki yaşına girmesini beklemiş ve aynı tezahürün iki yaşında Alexandrine’de görünüp görünmiyeceğini merak etmişti. İlk Alexandrine iki yaşında iken halasının ismini değiştirmek kaprisine malikti. Mesela Angelina’yı Katerena veya Katerona haline sokmuş ve onu mütemadiyen Katerena hala diye çağırmıştı. İkinci Alexandrine de hepimizin hayreti içinde iki yaşına girince aynı şeyi yapmıştır.

<< Şunu söylemeğe lüzum yoktur ki Maria - Pace’de bu vasıfların hiçbiri mevcut değildir.

<< Tabiatiyle iki Alexandrine’in mahremiyetinde yaşamış olmıyan yabancılara sadece anlatılan bu vaka bu iki küçük hayatın birbirine ne kadar uygun olduğunu kafi derecede gösteremez. Fakat bize göre bunların benzerlikleri o kadar mükemmeldir ki bütün ailenin buna ait intibaını şu mukayese ile ifade edebilirim: Görünüşü, itiyatları ve temayülleri ile şimdiki Alexandrine’in hayatı, öyle bir sinema filimi halindedir ki bu filimi, birinci Alexandrine’in hayatını ifade eden bir filimin tekrar temaşası gibi kabul etmekteyiz.

( 99 - 66 - 100 )

İmza

Dr. Carmelo Samona,,

Yukardaki tebliğe hiçbir fikir ilave etmeğe lüzum yoktur. Bu vakıa Reenkarnasyon nazariyesinden başka hiçbir fikirle kolayca izah edilemez. Biz, bu misalin reenkarnasyonizma lehindeki noktaları üzerinde durup tetkikata girişecek değiliz. Gerek bu misalimiz ve gerek gelecek bahsimizde vereceğimiz Dr. Caston Durville’in yazdığı Madam Raynaud vakası, üzerlerinde uzun psikolojik ve metapsişik tetkikler yapılmağa değer. Ve bunlar kanaatimize göre kocaman bir kitabı dolduracak mülahazalara müsait iki kuvvetli vesika olur. Yalnız bu iki misale dayanarak reenkarnasyon meselesinin müsbet bir şekilde halledilmiş bulunduğunu kabul etmek ve bu yoldan tamamlayıcı diğer ilmi tetkiklere girişmek cesaretini bile göstermek mümkündür, diyebiliriz. Bize bu kadar cüretkarlıkla söz söyleten amil, yukarda yazdığım gibi bu iki misalin kocaman bir kitabı doldurabilecek ilmi tahlillerinden sonra edinmiş olduğumuz kanaattir ki bunları eğer çalışma planımız müsaade ederse başka bir eserde diğer delillerin de mütalaasiyle birlikte okuyucularımıza takdim etmeğe çalışacağız.

3 – Çeşitli tezahür erle belirmiş ve tecrübe yoliyle
tahkik olunmuş bir hatırlama vakası.

Nihayet aşağıda vereceğimiz misale; bizim elimize geçen ve reminisans, ekminezi, psikometri gibi birtakım ruhi melekeleri bir araya toplamak suretiyle reenkarnasyonizmayı aydınlatan misallerin en iyisidir, diyebiliriz. Hususiyle bu misali verenlerin elde ettikleri tamamlayıcı bilgiler onun ilmi kıymetini daha ziyade arttırmaktadır.

Bu misal Dr. Durville’indir. Misalin raporu pek uzun ve mufassaldır. Yerimizin darlığı yüzünden çok kıymetli olan bu raporu maalesef ihtisar ederek ve ancak bazı kısımlarını alarak nakletmek zorunda kaldık.

Kudretli bir terapötik manyatik tesire malik Madam Laure Raynaud, bu misalin kahramanıdır. Bu kadın doktorun servisinde çalışmakta idi. Burada vakıanın tetkiki sırasında geçen isimlerin ve adreslerin bazıları -yazık ki- değiştirilmiştir. Fakat lüzumlu olan diğer bütün bilgiler aynen neşredilmiştir. Madam Laure Raynaud, Amien civarında küçük bir kasabada doğmuştur. Kendisi henüz küçük bir kız iken birtakım acayip fikirler taşıyordu. Annesi birgün Dr. Durville’e gelerek kızının halinden şöylece şikayet etmişti: << Kızımın, küçük yaşlarından beri bizim anlıyamadığımız birtakım fikirleri var. Ona bu fikirleri kimse öğretmemiştir. O bunları kendi kendine uyduruyor. Fakat bu hikayeleri ile bizi sıkıyor. Eğer böyle düşünmekte devam ederse kendisine deli olacağını söyledim, Mesela kilisede papasların öğrettiği şeylerin doğru olmadığını söylüyor. Bu sözlerinde o kadar inatla israr ediyor ki pazar günleri akrabalariyle birlikte kiliseye gitmeği bile reddediyor. Kendisini kiliseye dayakla götürmek icabediyor. >>

Annenin bu şikayeti üzerinde biraz durulursa küçük Laure’un iddia ettiği fikirlere karşı aile muhitinin yalnız yabancı kaldığını değil, hatta muhasım bir durumda bulunduğunu da kabul etmek lazımgelir. Bu nokta ileriki münakaşamızda da tebarüz ettirilecektir. Hatta hikayenin devamı bize yalnız aile muhitinin değil, kasaba halkının da onun fikirleri karşısında aynı durumda bulunduğunu gösterecektir.

Kasabanın papası, Geinbard isminde 72 yaşında bir zattır. Bu zat Laure ile fevkalade alakadardır. Ve onunla konuşmaktan ve münakaşa etmekten zevk duyuyor. Gerçi kızın fikirleri kendi akidelerine aykırı olmakla beraber onun zekasındaki ve sözlerindeki emniyet papası kıza doğru çekmektedir. Papas bu yüzden aileyi sık sık ziyaret ediyor. Kız papasa cennet, cehennem ve pürgatuvar gibi şeylerin mevcudolmadığını ve insanın öldükten sonra buralara gitmeyip başka bir bedene girerek tekrar dünyaya geleceğini söylüyor. Bütün belagatini kullanan papas, onu bu fikirlerinden zerre kadar döndüremeyince hiddetinden kıpkırmızı oluyor ve dişlerini sıkarak << Acayip çocuk ! Esrarengiz kızcağız ! >> diyor. Papas bütün mantığına ve ısrarlarına karşı kızcağızdan aldığı yegane söz şu oluyor. << Eh, peki, ben de artık birşey söylemiyeceğim. >> İşte dalgın ve düşünceli halde kızın yanından böylece ayrılan papas bu işe bir türlü akıl erdirememektedir.

Görülüyor ki nasihat, telkin, taktir ve hatta dayak gibi bir çocuğu terbiye etmeğe, onun fikirleri üzerinde istenildiği tarzda işlemeğe yarıyan vasıtalar Laure’un nerden geldiği belli olmıyan kanaatleri üzerinde hiçbir tesir yapamıyor ki bu noktanın da ayrıca izahı lazım gelir.

Laure büyüdükçe bu fikirlerinden vazgeçeceği ve onları unutacağı yerde bilakis onlara daha ziyade saplanıyor ve daha açık konuşmağa başlıyor. Kendisi artık 17 yaşında genç bir kız olmuştur. Fakat şimdi kendisinde yeni bir meleke peyda olmuştur ki bu da evvelki fikirlerinden daha az garip değildir. O, elini üzerine koyduğu hastalara büyük bir salah veya şifa imkanı veriyor. Kendisi bu yaşında iken Amien’e gidiyor orada kendisine konuşan hastalarını tedaviye başlıyor.

Fakat o, etrafında kimi görse ona ruhun varlığına inandığını ve ölümden sonra bir müddet Ispatyom hayatı geçirip tekrar dünyaya diğer bir bedenle inildiğini zevkle anlatıyor. Aynı zamanda kendisinin geçmiş hayatlarını da etrafındakilere anlatmaktan hoşlanıyor. Fakat bu hatıralar muntazam ve müselsel vakalar halinde değildir. Kırık döküktür. Ve çok noksandır. Bununla beraber bunlar kendisi için o kadar nettir ki bazen onların içinde tekrar yaşıyormuş gibi olmaktadır. Mesela eskiden içinde yaşadığı evin etrafında bir park vardır. Orada sema berrak ve mavidir. O bu evi ve civarını görurse mutlaka tanıyacağından emindir. O zamanki hayatında kendisini yirmi beş yaşında görüyor. Fakat ailesini hatırlamıyor. Ve hayatının diğer tafsilatını bilmiyor.

Nihayet Matmazel Laure evleniyor. Kocası Pierre Raynaud’dur. Ve böyle meseleler karşısında septik bir adamdır. Fakat kadın daha evliliğin ilk günlerinden itibaren geçmiş hayatı hakkındaki hikayelerini kocasına da söylemeğe başlıyor. Bütün bu hatıralar arasında klişe halinde değişmeyen ve inatla devam eden bir imaj vardır ki o da genç ve göğüs hastalığına müptela bir kadın imajıdır. Eski hayatında kendisinin bu kadın olduğunu biliyor. Bu kadın büyük bir parkta geziniyor. Eskiden yaşadığı bu ılık ve seması berrak memleketin ismini bilmiyor. Fakat burası cenup memleketlerinden biri olsa gerektir.

Başka bir nokta daha vardır. Kendisi şimal memleketlerine mensuptur. Fakat bu memleket halkına mahsus yapıda değildir. Cildi mattır, saçları çok koyudur. Kendisi bu tip değişikliğin, eski hayatından intikal ettiğini söylüyor.

Madam Raynaud eski arkadaşı olan Madam Dutilleu’ye de geçen hayatı hakkında şöylece izahat vermiş bulunuyor: Geçmiş hayatında içinde yaşadığı memleket halkı şimdikinden daha çok misafirperverdir. Kendisi şimal memleketleri halkından şikayetçidir. Eski memleketinin başka bir sıcaklığı, başka bir caszibesi vardı. Böylece seneler geçiyor. Madam Raynaud’nun manyatik tedavisi büyük bir muvaffakiyetle devam ediyor. Şöhreti her tarafa yayılıyor. Zengin, fakir her hasta onun Amiene’deki salonuna koşuyor. Müşterileri arasında hakimler, avukatlar ve hatta doktorlar da bulunmaktadır. Fakat o bu haline kanaat etmiyor. Amiene’i, salonunu ve müşterilerini terkederek Paris’e geliyor. Ve orada Durville mektebinden ders alıyor. Kendisinde mevcut fıtri kabiliyeti kısa bir zamanda gören Dr. Durville derhal onu müessesesine bağlı bir sıhhat yurdunun müdürü yapıyor. İşte 1911 senelerinde Madam Raynaud mahut hikayelerini Dr. Durville’ ede anlatıyor. Meslek icabiyle doktor 1911 senesinden itibaren hemen her an Madam Raynaud ile beraber bulunmuştur. Bu suretle onun fikirlerini ve şahsiyetini çok yakından takibetmiştir. Doktor evvela kadının ruhi durumunu tetkik ediyor. Ve fikri muvazenesinin mükemmel olduğunu görüyor. Hiçbir hallüsinasyonu yoktur. Marazi bir fikri mevcut değildir. Sakin ve makul bir kadındır. Ellerinden çıkan şifa kudretlerine karşı büyük bir itimadı vardır. Bilhassa doktorun maiyetinde çalışırken gösterdiği muvaffakiyetler onun bu itimadını büsbütün arttırmıştır.

Doktorun nazarı dikkatini kadının diğer bir melekesi daha çekmiştir. Madam Raynaud’nun hayrete değer bir hadis kudreti vardır. O, birçok zaman doktorun hayatına ait, kimsenin evvelden keşfedemiyeceği müstakbel hadiseleri haber vermiştir.

Bütün bunlarla beraber kadının iddialarına doktor inanmıyor ve kulak asmıyor. Bilhassa geçmiş hayata dair olan tafsilat doktorun itimatsızlığını büsbütün tahrik ediyor. Doktor bunlara inanmak için kati deliller istiyor. Halbuki kadının söylediği şeylerin hiç birisini tahkik etmek imkanı yoktur.

Bir müddet sonra madam Raynaud hikayesine diğer bazı tafsilatı daha ilave ediyor: O, cenup memleketlerinden birinde yaşamakta idi. Evi büyüktü, hem de çok büyüktü. Evin önünde taraça vardır. Bu da büyüktü. Evin pencereleri genişti ve bir çok pencereleri vardı. Pencerelerin üstü kemerli idi. Her katında taraça vardır. İşte o üst kattaki taraçada gezinmeği severdi. O zaman gençti. Koyu renkli saçları vardı. gözleri siyah ve büyüktü. Çok mahzundu. Çünkü ağır bir hastalığa duçar olmuştu. Mağrur tabiatlı idi. Ciddi ve kibirli idi. Buna hemen hemen fena bir karakter denilebilirdi. Şüphesiz hastalık onu haşin bir hale sokmuştu. İhtimamsız, parkta serseriyane ve havai meşrebane dolaşmasını severdi. Bu parkta eski ağaçlar vardı. Bahçe yukarı doğru meyilli idi. Parkın arkasında ve yanlarında hizmetçilere mahsus küçük evler bulunuyordu. Ölüm kendisine belki 25 yaşında iken gelmişti. O zaman bitkin, sararmış ve zayıflamış bir halde bulunuyordu. Ölümden sonra yarım asır kadar arzın dışında kaldı. Daha sonra Aumont kasabasında dünyaya geldi. İşte doktorun inanmaksızın ve kıymet vermeksizin Madam Raynaud’dan sık sık dinlemekte olduğu hikaye bu idi.

1912 senesinde bir gün Pariste oturan Mısır prenseslerinden Prenses Fazıl, Doktorun servisine gelmiş ve yorgun bir halde yatağın birisine uzanmıştı. Madam Raynaud’da orada hazır bulunuyordu. Prenses Mısırdaki çocukluk hayatını anlatmağa başladı orada kızgın bir sema altındaki mimoza ormanlarından, narlıklardan incir ağaçlarından, palmiyelerden, Nil’den bahsediyordu. Nil’den sonra ailesinin beyaz boyalı evini anlatmağa başladı. Bu evin Nil’e kadar uzanan bahçesi vardı. bu sırada madam Raynaud, ben de böyle sıcak bir memlekette yaşamıştım, fakat bu hayatımda değil! dedi. Ve bunu müteakip prensese geçmiş hayatını, evini ve memleketini malum olduğu şekilde anlattı. Ve şunları ilave etti! << Bilmiyorum, acaba burası Mısır mı    idi ? Fakat hayır. Çünkü orada böyle büyük bir nehrin bulunduğunu hatırlamıyorum. Burası belki İtalya da bir şehirdi. Mamafi bende öyle bir his var ki günün birinde oraya mutlaka gideceğim ve gözümün önünde net olarak yaşıyan bir çok hatıraları orada bulacak ve tanıyacağım. >> Prenses bu sözler karşısında gülümsüyordu. Fakat bu tebessüm bir itimatsızlık tebessümü değil bir hayret tebessümü idi.

Bazı noktalar üzerinde durmak üzere hikayeyi burada kesiyorum:

Akıydesi ispirtizmaya ve bilhassa reenkarnasyon fikirine muarız bir aile çocuğuna, bu fikirlerin nerden geldiği cayi sualdir. Burada yalnız şuuraltının müdahalesini bahis mevzuu etmekle bu hadisenin izahını yapmış olmayız. Eğer reenkarnasyon nazariyesi mevzu harici tutulursa bu hadise hakkında şuuraltının ancak üç yoldan beslendiğini kabul etmek zorunda kalırız.

1 – Atavik temayüller:

Şüphesiz bu nazariye fikir ve duyguların bu kadar sarih ve vazıh tezahürlerini izah edecek en iyi bir yol değildir. Kaldı ki fransanın şimal memleketlerinden birisinde yetişen bu kızcağızın oradaki ecdadının reenkarnasyonist olduklarını kabul etmek de güç bir iş olur.

Bu nazariye doğru olsaydı küçük Laure’un her şeyden evvel koyu bir hristiyan olması lazımgelirdi.

2 – Terbiye ile edinilmiş fikirler ve temayüller:

İlk terbiyenin insan hayatında esaslı ve değişmiyen moral ve entelleküel neticeleri olduğunu kimse inkar edemez. Müslüman bir ailenin çocuğu ne olursa olsun hiç olmazsa muayyen bilgilerle ve görgülerle kendi düşünce ve duygu istiklalini alıncaya kadar müslüman olarak kalacak ve hiç düşünmeğe bile lüzum görmeden müslümanlığın bütün talimatına boyun eğecektir. Hristiyan bir aileden çıkmış ve ailenin – dayak hikayesine varıncaya kadar – müracaat ettiği bütün telkin vasıtalarına, ihtiyar ve tecrübeli bir papasın bütün ikna yollu gayretlerine rağmen fikirlerini müdafaada ısrar etmiş bir çocuğun şuuraltını muhiti için acayip görünen malum fikirleri ile besliyecek bir terbiye yolu burada bahis mevzuu olamaz. Eğer burada terbiyenin rolü düşünülürse yukarki mülahazalara göre çocuğun gene koyu bir hristiyan olması lazımgelirdi.

3 – Nihayet herhangi bir telkin tesiriyle zoraki olarak şuuraltında husule gelen intibaların fikir halinde şuura intikas etmesi de burada düşünülemez. Çünkü evvela çocuğun etrafında kendisine bu fikirleri aşılıyacak bir kimsenin bulunduğuna dair hikayede hiç bir bilgi yoktur. Bilakis gerek çocukluğu zamanında ve gerek büyüdükten sonra Madam Raynaud’yu dinliyenlerden hiç birinin onu teşvik etmeyip çocuğun bilakis ona muarız bulunduklarını veya lakayıt kaldıklarını okuyoruz. Bütün bunlara rağmen o, sözlerinde ısrar ediyor. Ve hatta gittikçe daha etraflı malumatla ilk iddialarını takviye ediyor. Annesi ona inanmıyor, arkadaşı inanmıyor, kocası inanmıyor, muhiti inanmıyor ve şefi inanmıyor. Bütün bunlara rağmen o, hikayesini herkese anlatmağa uğraşmaktan kendini alamıyor. Ve hatta bir gün bu hatıralarını taşıyan memlekete gideceğine dair kendisinde kuvvetli bir hissin bulunduğuna bile inandığını ifşa ediyor.

O halde atavizma, veraset terbiye ve telkin ile izahı mümkün olmıyan şuuraltındaki bu bilgilerin herhangi mihanikiyetle doğduğunu tekrar sormaktan kendimizi alamıyoruz. Ve gene tekrar ediyoruz:  Burada şuuraltındaki mevcudiyeti muhakkak olan bn bilgileri ancak, orada yerleşmiş eski hayatlara ait hatıraların canlanması şeklinde kabul etmekten başka çare kalmıyor, Eğer bu hikaye burada kalmış olsa idi belki bu münakaşaya pek lüzum görülmiyebilirdi. Çünkü herşeyden evvel bu sözlerin hakikate uyup uymadığı meselesinin halledilmiş olması lazımgelirdi. Fakat hikayenin devamı bizi bu mesele üzerinde ciddiyetle durmağa sevkediyor. Zira Madam Raynaud’un aradığı evini nihayet bulduğunu görüyoruz :

Doktor Durwille Madam Raynaud’un bütün bu anlattıklarına ancak bir ruya kıymetini vererek onlar üzerinde durmamakta devam ederken bir gün karşılaştığı bir hadise kendisine, bu işe ciddiyetle sarılmak lüzumunu hissettiriyor.

1913 senesi Martında Cenovalı Aristokrat bir kadının hastalığı yüzünden doktor Cenova’ya davet olunuyor. Fakat o sıralarda Milletler arası Tecribi psikoloji toplantılarının en civcivli zamanı olduğundan Doktor pek meşgul bir halde bulunmaktadır. Zira kendisi bu kongreye riyaset etmekte idi. Bu yüzden Paris’i terkedemiyor. Ve Madam Raynaud’yu kendi yerine Cenovaya gönderiyor. İşte Madam Raynaud’un bu seyahatı ile bir çok meraklı ve müsmir hadisdler meydana çıkıyor. Seyahati esnasında Madam Raynaud Turin’e gelince bu memleketin kendisi için meçhul bir yer olmadığı tesiri altında kalıyor.  ( dejhavü )

Oradaki manzaraların şimdiye kadar kendisine musallat olan imajlara mutabık bulunduğunu görüyor. Fakat o, asla İtalya’ya gitmediği halde buralarını nasıl tanıyabiliyor. Bundan başka bu memlekete ait hiç bir kitap okumamış ve bilgi edinmemişti. Demek evvelce Mm. R... nun ruhunda birer intiba halinde bulunan imajlar onun Cenova’ya muvasalatı ile hakikat halini almış bulunuyor. O, bu memleketi hakikaten tanıyor. Geçmiş hayatında burada yaşamıştı. Hikayesini hastanın evinde de anlatıyor, ve eski evini bulmak arzusunu izhar ediyor. Cenova’nın namlı alimlerinden – yazık ki ismini saklı tutan – bir zat Mm R... ya yardım vadediyor. Kendisi Cenova’yı mükemmelen tanımaktadır. Mahut ev hakkında Mm. R... dan kafi malumatı aldıktan sonra Cenova’nın içinde böyle bir evin mevcut olmadığını fakat Mm. R... nun tarif ettiği şekil ve tarzdaki evlerin dış mahallelerde mevcut bulunduğunu söylüyor. Ve oraya beraberce gitmeği teklif ediyor. Otomobile biniyorlar. Bütün şehri geçerek dışarı çıkıyorlar. Araba büyük beyaz bir evin önünde duruyor. Alim, Mm. R... nun tarifine göre aranılan evin bu olacağını tahmin etmiştir. Fakat Mm. R... << hayir, diyor. Burası benin aradığım ev değildir. Fakat ben bu sokağı tanıyorum. Benim evim buraya yakın. Yolumuza devam edelim, sola dönelim. Hafif bir yokuş gelecek. O yokuşta bahçeler içinde aradığımız evi bulacağız. >> Mm, R... nun tarifiyle otomobil hareket ediyor. Solda yukarı doğru çıkan bir yokuşa sapılıyor. İşte, Mm. R... nun senelerden beri tarif ettiği güzel beyaz ev bu yokuşta bulunuyor. Ev büyüktür, dört köşelidir, iki katlıdır ve her katında büyük birer taraça vardır. Evin birçok pencereleri vardır. Bu pencereler büyük ve İtalyan rönesansı tarzında kemerlidir. Park harabolmuştur ve arka tarafa doğru meyilli olarak inmektedir.

Burada okuyucularımızın dikkat nazarını çekecek bir iki nokta üzerinde duracağım :

a – Alim, Mm. R.. nun tarifi üzerine yanlış bir ev tahmin etmiş ve o evin onünde arabayı durdurmuştur. Burada Mm. R... nun sadece imajinasyonu bahis mevzuu olsaydı onun hikayesini burada, telkin tesiri altında, bitirmesi ve alimin tahmin ettiği şeyleri kabul etmesi icabederdi. Halbuki o, bilakis kendi evinin bu olmadığını söylemiş ve onun yerini tarif etmiştir.

b – Burada tatmin edilmiş bir hallüsine de bahis mevzuu olamaz. Böyle olsaydı o, evinin burada olmadığında ısrar etmiyecek ve onun yerini tarif emeğe kalkışmayacaktı.

c – Evin bütün görünüşü Mm. R... in senelerden beri tekrarladığı tarife uygun çıkmıştır. Beyaz renk, iki kat, iki taraça bir çok büyük ve kemerli pencereler ve nihayet meyilli bir park.

Alim bu evin Cenova’da en meşhur bir aileye ait olduğunu söylemiştir. Mm. R... buraya gelince;  << İşte, diyor. Ben bu evde yaşadım. Göğsünden hastalıklı zayıf genç kadın halinde şu taraçada gezmeyi severdim. O zaman çok ıstıraplı idim, mahzundum. Bir asır evvel burada öldüm. >>

Evvelce de söylediğimiz gibi Mm. R... nun hikayesi eğer tahakkuk etmemiş bir lakırdıdan ibaret kalsaydı bunların bu sayfalarda uzun uzadiye yer tutmalarına lüzum kalmazdı. Halbuki birtakım hadiselerin birbiri arkasına sıralanarak tahakkuk etmeğe başlaması, bu hikayenin ilmi kıymetini tebaraz ettirmektedir. Mm. R... nun sadece Cenova’ya gelince orasını tanıması ve vizyonlarının tahakkuk etmeğe başladığına inanması bizim için kafi değildir. Zira bunun telkin ve bilhassa binefsihi telkin ile izahı mümkün olabilir. Şehrin manzarası karşısında kalınca Madamın sabit fikir halinde uzun zamandanberi inanmakta olduğu mutasavver vizyonlarını, İtalyan şehirleri hakkında öteden beriden toplanmış fikir kırıntılarını reel imajlarla karıştırması, yani, marazi bir haleti ruhiye ile şehre ait manzaraları tasavvur etmekte olduğu şeylere benzetmesi belki mümkün görünebilirdi.

Hasta bir beyinle << inanmak >>, imajların husulünde mühim rol oynar. Mesela mavi bir kağıt gördüğünü iddia eden bir hastaya beyaz renkli bir kağıt gösterilerek << işte gördüğün kağıt budur >> denilse o, bunu tastik etmekte gecikmez. ( 107 ) Zira onun nazarında mevhum ( fictive ) imajla reel imaj arasındaki mutabakatta ne rengin, ne şeklin, ne de diğer maddi hususiyetlerin kıymeti yoktur. Onun sadece buna    << inanması >> kafidir. Bir alık hastası gökyüzünde uçan kuşları kendisini öldürmek için sürülerle gelen tayyareler halinde görerek bir illüzyona kapılabilir ve bundan hakiki bir ıstırap duyabilir. Ona göre kafasındaki tayyare imajı ile semada uçan bir kuşun aynı şey telakki edilmesi için bunların her hususta birbirine benzemesi şart değildir. Havada uçan kuşun onun kafesındaki  tayyare imajını tenbih etmesi onun buna inanmasına kafi gelir. Bu suretle harap bir kulenin bir kilise ile, adi bir duvarın beyaz güzel bir şato ile değiştirilmesi pekala mümkündür, ancak buradaki vrziyet bözle değildir. Niçin ?

a – Dr. Durville’in ifadesinden anladığımız gibi Mm. R... bir akıl hastası değildir. Hallüsinasyonları yoktur. Hayatı sakin dir, normaldir v. S. Esasen bir akıl hastasının sayıklaması ile Mm. R... nun vizyonları arasında dikkat edilirse farklar vardır.

b – Nihayet yukarda söylediğimiz gibi Mm. R.. nun tarif ettiği yerlerin hakikatte ayniyle mevcudolması bu husustaki en müskit delili teşkil eder.

Binaenaleyh buraya kadar cereyan eden hadiseler bizi hakikatte movcudolan bir yerin, ne suretle olursa olsun evvelden doğru olarak haber verildiğini kabule icbar ediyor.

Bütün bunlarla beraber hikayenin bizi asıl inanmağa sevkeden tarafı bundan sonra başlıyor. Zira bundan sonra başlıyan Dr. Durville’in tetkikatı sırasında almış olduğu neticeler daha ilmi bir çehre içinde bizi emin bir sahaya doğru götürmektedir.

Hakikaten burada ilk tahkik edilmesi lazım gelen mesele Cenavada, mahut evde Mm. R... in farif ettiği bir genç kadın ölümünün vukua gelip gelmediği meselesi olacaktı. Diğer taraftan Mm. R... evini gördükten sonra diğer birtakım hatıraların daha kendisinde uyandığını duymuş ve onları etrafındakilere şöylace anlatmıştı:

<< Ben başkaları gibi bir mezarlığa gömülmedim; cesedim bir kilisededir, bundan eminim. >>

Mm. R... nun bahsettiği bu genç kadın ve onun ölümü hakkında kimse bir şey bilmiyordu. Binaenaleyh onun bir asır evvel öldüğünü ve herkes gibi mezara gömülmeyip bir kilisenin içine defnedildiği hikayesini kimse düşünemezdi. Eğer bütün bu iddialar tahakkuk ederse bu hikayeye ciddi bir nazarda bakmak ve onu kıymetlendirmek icabederdi.

Madam Raynaud, işini bitirdikten sonra Fransaya dönmüştü. Bundan sonra Dr. Durville işi ciddi bir şekilde tahkik ve takibetmeğe karar verdi. Doktor bilhassa şu noktalar üzerinde duruyordu :

1 – Cenovadaki evde Mm. R... nun tarif ettiği esmer, daima hastalıklı ve takriben bir asır evvel göğüs hastalığından ölen bir kadın hakikaten varmı idi?

2 – Eğer böyle kadın var idi ise onun kabri nerdedir?

İşte Cenovadaki dostlarının yardımı ile Doktor bunların tahkikine koyuldu. Ve, neticede dikkate şayan bilgiler topladı:

Cenovada Madam Raynand’un kendi evi olarak bahsettiği evde ölenlerin resmi ölüm kağıtları San Francisco d’Albaro’da saklı bulunmaktadır. Bu kağıtlar arasında Mm. R... nun iddialarını tasdik eden yazıları muhtevi bir kağıt bulunmuştur. Bu kağıdın bir suretini doktor elde etmiştir. Burada yazılı olduğuna göre :

1 – Şatoda daima hasta olan bir kadın vardı.

2 – Bu kadının bir göğüs hastalığından öldüğü çok muhtemeldir. Zira kağıtta kadının soğuk algınlığından öldüğü yazılıdır. Doktora nazaran soğuk algınlığı tabiri Tüberküloz hastalığının sinonimidir.

3 – Ölüm takriben bir asır evvel, yani kayda nazaran 23 birinci teşrin 1809 da vukua gelmiştir.

4 – Ceset mezarlığa değil, kiliseye gömülmüştür.

Bu kağıdın sureti şudur  :

<< 23. Oct. 1809. Jeanne S..., B... in dul zevcesi, çok senedenberi daima hasta olarak evinde ikamet ediyordu. Son zamanlarda soğuk algınlığı neticesinde hastalığı büsbütün arttı. Ayın 21 inde öldü. Bütün taktis merasimi yapılmıştır. Bizim yazılı iznimizle ve Belediye Reisinin yazılı emriyle cesedi hususi olarak Notre – Dame – du Mont kilisesine nakledilmiştir. >>

İmzalar

Artık şüpheye mahal yoktu. Mamafi Madam R... nun hikayesini başka bir yoldan da tahkik etmek için doktor Gaston Durville bir süjesini uyutup onun lüsit somnambül halinden istifade etmek istemiştir. Burasını doktor şöyle anlatıyor :

<< Cenovada ölüm kağıdı posta ile bana takriben sabahın saat dokuzunda gelmişti. Sofrada henüz kahvaltı yapıyordum. Bugün işlerime geç kalmıştım. Hastalarım beni bekliyorlardı. Acele ile süt fincanımın muhteviyatını içtikten sonra gelen mektupları açtım. Ve tafsilatı bilahara tetkik etmek üzere onlara şöylece bir göz gezdirdim. Ölüm kağıdının sureti de bunlar arasında bulunuyordu. >>

Burada doktor bu kağıdı tamamiyle okumadığını, yalnız italyan pullarını, dostunun el yazısını ve imzasını görebildiğini söylüyor. Kağıdı tekrar zarfa koyarak diğer mektuplarla birlikte masanın üzerine bırakıyor. Hestalarını görmeğe gidiyor. İşlerini bitirdikten sonra Cenova’dan gelen kağıdı düşünüyor. Bir kadın dostuna bundan bahsediyor. Dostunun sorması üzerine: kağıdı okumadığını söylüyor. Ve yalnız onun Cenova’dan geldiğini ve bir ölüm kağıdı sureti olduğunu, ölünün isminin Jeanne olduğunu ve aile ismininin de galiba D... ile başladığını ve kağıdın muhtevası hakkında bütün bilgisinin bundan ibaret bulunduğunu sözlerine ilave ediyor. İşte lüsit süjelerinden birisiyle bu mesele üzerinde tahkikat yapmak fikri doktorun kafasına bu anda geliyor. Fakat fikir intikali ( transmission de pensee ) yolu ile neticenin bozulmaması için kağıdı okutmadan onu bir zarfa koyuyor ve mühürlüyor.

Süje olarak Madame Elphe’i seçiyor. Onu uyutuyor. Ve hiçbir şey söylemeden ona kapalı ve mühürlü zarfı veriyor. Kendi de sessizce yazı masasının başına oturarak süjenin söylediği şeyleri harfi harfine yazmağa başlıyor. Bu sırada süjenin sözlerine ve fikirlerine asla müdahale etmiyor. Ne evet, ne hayır, ne iyi, ne fena, diyor. İşte bu şartlar altında süjenin ağzından doktorun zaptettiği sözler şunlar olmuştur:

<< Bu kağıt uzaktan geliyor... Durunuz ciheti tayin etmek için kendimi toplıyayım... Anladım. Bu, oradan geliyor. ( Eliyle cenup tarafını gösterir. ) Evet, fakat burası uzak. Fransayı terkediyorum. Deniz geçmiyorum. Ah ! Oradayım, burası İtalyadır. Deniz ve liman var. Bu, Cenovadır...

<< Şimdi büyük evdeyim. Ne güzel bir ev !.. Beyaz renkli, büyük, ama pek de kocaman dğeil. Fakat bu ne üslubudur? Büyük pencereler görüyorum. Onların üzerinde de kemerli küçük pencereler var. ( Bu izahat Madame Raynaud’un sözlerine tamamiyle tevafuk etmektedir. ) Solda cepheye bakınca yuvarlak bir kule görüyorum.   ( Doğru değil! ) Birçok yürüdükten sonra taşlı bir dehlize yaklaşılıyor. Ev, bir meyil üzerinde. Arkada bahçe yukarı doğru çıkıyor. Evin etrafı meyilli. ( Bütün bu tafsilat hakiki plana uygundur. ) Fakat bu evde neyi arıyacağım? Orada birçok kimseleri görüyorum. >> ( Bu sırada doktor süjeye kağıtta mevzuu bahis edilen kadını aramasını emrediyor. ) [ 1 ]

Burada mühim bir nokta üzerinde durmak isterim. Süjenin bütün bu malumatı kısmen kağıttan klervuvayyans yolu ile kısmen de doktorun kafasından fikir intikali tarikiyle toplayıp söylediği düşünülebilirse de son cümleler böyle bir düşünceyi bertaraf etmeğe kafi gelir. Zira eğer bu malumatı doktorun kafasından almış olsaydı, süje bu evde neyi arıyacağım diye bir sual sormaz, doğrudan doğruya Mme. R.. nun hikayesine geçirdi. Çünkü muhakkak ki o sırada ya şuurlu veya şuursuz bir halde doktorun zihni bu hadisenin teferruatiyle meşgul bulunuyordu. Ve bilhassa Mme. R... nun bahsedilen eski şahsiyeti doktorun kafasını işgal ediyordu. Binaenaleyh süje her şeyi oradan okuduğuna göre tereddüt etmiyecek ve fikri telkin altında kalarak Mme. R... nun eski hayatına geçecekti. Böyle olmadığına göre süjenin sadece fikirleri kafadan alan pasif bir otomat olmadığı anlaşılıyor. Esasen hipnoz safhalarını iyice tetkik etmiş olanlar bu safhaların bazılarında süjelerin operatörden veya hazırundan gelecek telkinlere karşı müteasi olduğunu çok iyi bilirler. O halde burada süje psikometri yolu ile mazide, Mme. Raynaud’nun hikayesine ait bir zamanda yaşamağa başlamıştır. Ve orada karşılaştığı reel vakıaları bir müşahit gibi anlatmaktadır. Şimdi tekrar somnambülün sözlerine avdet ediyoruz :

<< Bir kadın görüyorum. Evet, fakat bu kadın ölmüştür. >>

Burada da fikir intikaline değil, psikometri’nin tabii seyrine ait karakteristik bir ifade görüyoruz; şöyle ki: Eğer süje, doktorun: << Kağıtta mevzuubahis olan kadını görünüz ! >> emri üzerine doktorun kafasındaki fikirleri okuyarak söylemiş olsaydı, ölmüş bir kadından değil, hasta bir kadından bahsederdi. Zira doktorun o andaki suali Mme. R... un bahsettiği evde dolaşan hasta kadına aittir. Binaenaleyh onun kafasında hiç olmazsa o anda bir hasta, canlı kadın imajı dolaşmaktadır. Buna rağmen süjenin bu emir üzerine ölü bir kadınla hikayesine başlaması, fikirlerinin hareket noktasını elinde bulunan olüm kağıdını hamil mektup teşkil ettiğini ve bu noktadan hareket ederek psikometri yolu ile ve belki biraz da ekminezi yardımı ile geçmiş zamanların vakıaları içinde ruhen dolaştığını göstermeğe kafi gelir. Hikayeye devam ediyoruz:

<< ( Doktor süjeden soruyor: ) Onun ismini bana söyliyebilir misiniz? ( Süjenin cevabı: ) Bir isim mi?. Bu, güç. ( Derin derin içini çekiyor, araştırıyor. ) Eğer aldanmıyorsam Jeanne’i görüyorum.

<< – Aile ismi nedir ?

<< – Durunuz aklıma birçok isimler geliyor. Zannedersem Proglie isminin bizi alakalandıran kimse ile münasebeti vardır... İki isim daha görüyorum. Bunlar M. İle başlıyor. Modene. Medicis ( bütün bu isimler yanlıştır. Bu tereddütler de operatörün kafasındaki fikirlerinin süje tarafından okunmadığını gösteriyor. ) İşte şimdi bir S. görüyorum. Bu kelimenin 7 harfi vardır. İkinci harfi A dır. Kelimenin otasındaki iki harf F görüyorum. ( Doktor bunların tamamiyle doğru olduğunu yazıyor. ) >>

Burada birinci celse bitiyor. Sekiz gün sonra doktor aynı süje ile ikinci celseyi yapıyor. Onu somnambül haline koyduktan sonra kendisine gene aynı zarfı veriyor ve: ( Son celsede bıraktığınız yerden itibaren sözlerinize devam ediniz. ) diyor. Bir müddet sonra süje sözlerine şöylece başlıyor:

<< Ah ! Ben oradayım. Jeanne’i orada, büyük evde görüyorum. İşte!.. Fakat o ne kadar muztarip! Öksürüyor... Huyu da o kadar mülayim değil. Mağrur karakterli... Fakat onun uzun müddet yaşadığını görmüyorum. Öldü. ( Süje susuyor. Bir müddet sonra: ) Şimdi kimi görmekliğim lazım? ( Bu işi alelade bir fikir intikali meselesi olmadığına dair müellifin yukardaki mütalaası burada da serdedilebilir. )

<< – Jeanne’ı görmekte devam ediniz.

<< – Onun nesini göreyim ? ( Keza, aynı mülahaza caridir. ) Ah!.. Durunuz bana öyle görünüyor ki o, herkes gibi bir mezarlığa gömülmedi.

<< – Mezarlığa gömülmedi mi? O halde nereye gömüldü?

<< – Fakat doktor, bilmiyorum. Eğer aldanmıyorsam onu bir kilisede    gördüm. >>

Doktor Durville buraya kadar söylenmiş olan şeylerin kendisince malum olduğunu, fakat bundan sonra süjenin söyliyeceği şeyleri o zamana kadar bilmediğini kaydediyor. ( Bu ifade mülahazalarımızı kuvvetlendiriyor ).

<< – Bir kilisede mi ?

<< – Evet bu kilise dört köşelidir, hemen hemen murabba şeklindedir. Methalde sütunlar vardır. Daha uzakta destekler görüyorum. Jeanne kadın orada, türbede dir. Türbe mihraka yakındır. Bu oldukça mütevazı bir türbe.. Taşı ufki değil şakuli. Türbenin arkasında yedi tabut görüyorum. Bunlar Jeanne’ın ailesine mensup kimseleri ihtiva ediyor. İşte bütün gördüğüm bunlardır, yoruldum. >>

Doktor Durville o zamana kadar Jeanne’ın bir kilisede medfun bulunduğunu bilmediğini yazıyor. Tecrübeyi müteakip zarfı açıp okuduğu zaman kadının kilisede gömülü olduğunu öğreniyor. Bunun üzerine doktor hemen Cenovada bulunan dostuna bir mektup yazarak somnambülün klise hakkındaki tarifnamesini de ona ekliyor ve bunun tahkikini dostundan rica ediyor. Zira bu şehre hiç gitmemiş olan doktorun bittabi bu kilise hakkında hiçbir bilgisi olamazdı.

Doktor bir kaç gün sonra dostundan şu cevabı alıyor:

<< – Aziz doktorum.

<< – Pazar sabahı, Cenovadan epiyce uzakta bulunan kiliseye gittim. İbadet zamanı olduğundan her tarafı araştırmak kolay değildi. Kilisenin içi insanla dolu idi. Mihrabın yanında bahis mevzuu olan türbeyi aradıysam da bulamadım. Kilise dört köşelidir. Hemen hemen murabba şeklindedir. Methalde sütunlar ve ileride de destekler vardır. Gelecek haftanın bir gününde oraya tekrar gideceğim. Ve ilk tahkikatımızda bize yardım eden zattan lazım gelen malumatı istiyeceğim. >>

Bu mektup üzerine Dr. Durville kilise hakkında süjeden işittiği bütün sözlerin doğru olduğuna, yalnız türbe hakkındaki ifadenin isabet etmediğine kani oluyor. Fakat bundan birkaç gün sonra dostundan aldığı diğer bir mektup doktorun bu kanaatında yanıldığını gösteriyor. Zira süjenin türbeye dair söylemiş olduğu sözlerin de doğru çıktığı görülüyor. Bu ikinci mektup şöyle yazılmıştı:

<< Size kilisenin fotoğrafisini gönderiyorum. Hakikaten orada vuvayyanınızın gördüğü gibi bir türbe vardır. Ve bu da S... ailesine aittir. Yalnız bu türbe mihrabın yanında değildir. Onun altındadır. Ve oraya bir merdivenle inilmektedir. >>

Dikkat edilirse ne fikir intikali, ne telkin ve hatta ne de kağıttaki yazıların açık duyululuk ( Lucidite ) yolu ile süje tarafından okunmuş olması fikri bu hadiseyi izah etmeğe kafi gelmez. Ve burada evvelce söylediğimiz gibi süjenin psikometrik melekesinin yardımı ile anlatılmış hakiki bir hikaye karşısında bulunuyoruz. Uzak bir memlekette meçhul bir kilisenin saklı bir yerinde bulunan ve bilhassa arayıcı bir göz tarafından dahi ilk bakışta görünmiyen bir türbenin yeri, oralarını hiç görmemiş Paristeki bir süje tarafından haber verilmektedir. Hele tahkikat neticesinde bu türbenin tecrübeye mevzu olan hadise ile alakadar bulunması hikayenin esasından doğduğunu ispat etmeğe kafi gelir.

Doktor bu kadarla da iktifa etmiyor ve sekiz gün sonra süjeyi tekrar somnambül haline koyarak

incelemelerine devam ediyor. Fakat bu defa celsede Mm. Raynaud da hazır bulunmaktadır. Doktorun yazılarından çıkardığımız manaya göre süje, Mme. R... nun bu işde methaldar olduğunu mutat halinde iken bilmektedir. Fakat somnambülzma hali başlayınca süje şunları söylemeğe başliyor:

<< Fakat şimdi Jeanne reenkarne olmuştur. Ben onun şimali Fransaya doğru çekildiğini görüyorum. Bu memleket bir ova memleketidir, küçük bir kasabadır... Fakat büyük bir şehre yakındır. Bu kasabayı niçin görüyorum? Jeanne’ın yattığı kilise ile bu kasaba arasında alaimisema gibi bir şey görüyorum. Bu alaimisema iki yeri birbirine bağlıyor. >>

<< – Alaimisemanın manası nedir ?

<< – Bu, dokunduğu iki memleket arasında sıkı bir münasebetin bulunduğunu gösteriyor. Evet, İşte Jeanne’ın reenkarne olduğu kasaba budur.

<< – Fakat sizin verdiğiniz bu alametlerle ben Fransanın şimalindeki bir kasabayı nasıl tanıyabilirim?

<< – Durunuz büyük şehirde bir nehir görüyorum. Bu, oldukça büyüktür. Sonra, güzel bir kilise de var. Ah!.. Fakat bu kilise çok güzeldir. Büyük bir Gotik Katedrali görüyorum. ( Sükut ) Fakat ben bu Katedrali tanıyorum. Bu, Amiens Katedralidir. Demekki Jeanne Amiens civarındaki küçük bir kasabada enkarne olmuştur. >>

Buraya kadar süjenin Mme. R... ile henüz alakası görülmüyor. O, henüz Jeanne ile meşguldür.

<< – Bana onun evini tarif edebilir misiniz ?

<< – Durunuz, arıyorum, Ah! İşte.. Ne tuhaf. Bu evde hiçbir güzellik yok. Biliyor musunuz bu, Cenovadaki evden ne kadar farklı !.. Bu ev çok sade ve küçük.

<< – İçeri giriniz. Orada ne görüyorsunuz, söyleyiniz.

<< – Sağda iki, üç basamak çıktıktan sonra büyük bir odaya giriyorum. Diğer bir oda. Karşıda çatıya çıkan tahta bir merdiven... Evde küçük bir kız görüyorum. Beni alakadar eden budur. Reenkarne olan Jeanne budur. Fakat Jeanne neden böyle mütevazi bir evde tekrar dünyaya gelmiştir? ...

<< Onun ebeveynini görüyorum. Bunlar sade ve iyi kalpli köylülerdir. İşte ! Fakat bu ne? küçük kızı birdenbire maviler içinde görüyorum. >>

Doktor Durville bu sözün manasını anlamadığını söylüyor.

<< – Maviler içinde mi? Bu ne demek kızın vücudü mü mavileşti?

<< – Hayır; Mavi elbiseler giymiş olduğunu söylemek istiyorum. Elbisesi, çorapları mavi. Fakat bu ne demektir. Şüphesiz bu bir semboldür. Fakat hayır, bunun bir sembol olduğunu zannetmiyorum. Çocuk maviler giymiştir. >>

Bu son pasaj bile tek başına, süjenin operatörden fikir aldığı düşüncesini tamamiyle ortadan kaldırmağa kafi gelir. Zira bu kızın birdenbire mavilere bürünmesi Operatör için o kadar yabancı bir fikirdir ki o, bunun manasını bile yanlış anlıyor. Ve kızın derisinin maviye boyanmış olması ihtimalini düşünüyor.

Bu malumat karşısında doktor Durville mutehayyır oluyor ve orada hazır bulunan Mme. R... e bakıyor. O, hiçbir şey söylemeksizin işaretle bu sözlerin tamamiyle doğru olduğunu anlatıyor ve süjenin devam etmesine müsaade etmesini Doktordan istiyor.

<< – O halde izah ediniz, bu kız neden böyle maviler giyinmiştir.

<< – Şimdi çocuğu daha büyük görüyorum. ( Burada biraz duracağız: Operatörün sualiyle alınan cevap tetkik edilirse burada hipnozun telkin devresinde görüldüğü gibi bir telkinle kendiliğinden doğma tahayyül vetiresine bağlı alelade uydurulmuş bir masalın da bahis mevzuu olmadığı anlaşılır. Aksi takdirde süjenin, mavi elbiseler giyilmesiyle alakadar birçok şeyler uydurması lazım gelirdi. ) O, herkes gibi giyinmiştir. Onun memleketini erken terkettiğini görüyorum. Şüphesiz civardaki şehre gidiyor. Fakat orada da çok kalmıyor. Şimdi onu bir kadın halinde görüyorum. Ah!.. ( Süje burada birdenbire büyük bir hayret nidası koyuveriyor. ) İşte o, buraya giriyor. >>

Halbuki bu sırada odaya kimse girmemiştir. Doktor, süjeye kimsenin odaya girmediğini söylüyor.

<< – Hayır, hayır. Sizinle beraber birisi girdi. ( Bu noktayı pek mühim olarak tebarüz ettirmek isterim, zira bundan ekminezik bir hakikat meydana çıkacaktır: Burada süje; kadının, yani Mme. R.. nun operatörle beraber odaya girmiş olduğunu söylüyor. Halbuki o sırada Mme. R.. odaya girmediği gibi doktor Durville’in odaya girmesi hiç bahis mevzuu olamazdı. O halde doktorla kadını odaya beraberce girerken gördüğünü söylemesi, süjenin tecrübe başlangıcına ait birkaç zamanlık mazide yaşamakta olduğunu ve oradan buradan kapılmış fikirlerle uydurma imajlardan değil, zamanın realitesinden bahsettiğini açık olarak gösteren bir delil olur. Bu hal zamanda süjenin o ana kadar operatörün ve Mm. R... nun odadaki varlıklarını hissetmediğini ve binaenaleyh onların kafası içinde dolaşmadığını da ayrıca gösterir. )

<< – O kadın mı, hangi kadın?.. Reenkarne olan Jeanne mı?

<< – Evet, ta kendisi. Oradadır, onu görüyorum. Fakat,.. ( Mme. R...ya doğru yürüyor. ) Oh... Fakat bu mümkün mü? İşte o, onunla birleşiyor.

<< – Bu ne demektir? Siz bir illüzyon içindesiniz.

<< – Hayır sizi temin ederim. Bana iyi anlatılıyor ki Jeanne ile Madam Raynaud aynı kimsedir.

<< – Nasıl, aynı kimse mi?

<< – Tamamiyle! Bunu siz bilmiyor musunuz? Ah, şimdi anlıyorum. Bana söyleyiniz, Madam Raynaud Amiens civarında mı doğmuştur ? >>

Son lavha süje ile Mme. R... arasındaki münasebetin ancak celsenin sonlarına doğru teessüs etmiş olduğunu gösteriyor. Bu hal, hikayenin baş taraflarında madam Raynaud ile süje arasında fikri bir rabıtanın bulunmadığını gösterir. Binaenaleyh hikayenin Madam R... tarafından uydurulmuş olması ihtimali de ortadan bu suretle kalkmış olur. Esasen hadisenin daha ince tetkikatı diğer birçok noktadan bu ihtimalleri yok etmektedir.

Şu halde burada, psikometri yolu ve ekminezi vetiresi ile olmuş ve gelip geçmiş bir vakıayı izah edecek bir tek yol kalır ve o da Madame Raynaud’nun evvelce Jeanne kadın halinde yaşamış olduğunu kabul etmektir.

Bu sahada çalışanlar çoğaldıkça ve bilhassa bu çalışmalara akademik kıymetler verildikçe biz, bu kuvvette ve hatta bundan daha kuvvetli ve verimli ilmi tecrübe neticelerinin elde edilebileceğine ve bu suretle reenkarnasyonizmanın doğru bir yol olduğuna bütün münevver mehafilin inanacağına kaniiz. Bu kanaatimizin tahakkuk ettiği gün duygular güzelleşecek, telakkiler berraklaşacak ve dünyanın yüzü gülecektir. Bugün dünyayı saran ve belki en kesif halini almış bulunan karanlık ve boğucu bulutların yeryüzünden silinmesi ve hakikat, saadet güneşinin dünyamızda parlıyarak onun kararmış çehresini nurlandırması, soğumuş ve donmuş kalbini ısıtması ancak ve ancak bundan sonra mümkün olabilir.

Acaba bu mesut gün ne vakit gelecek?