KİM OLDUĞUNUZU BİLİYOR MUSUNUZ? - SILVER BIRCH - BÖLÜM 5

KİM OLDUĞUNUZU BİLİYOR MUSUNUZ?

“Siz kimsiniz?” bu basit fakat derin soru hanen Swaffer’in özel celsesinde topluluğun rehberi Silver Birch’ün bireysellik ile ilgili konuda görüşlerini açıklarken geçen bir tartışma sırasında ortaya çıkmıştı.

Kendilerini şifacılığa adamış ve birbirleriyle eski arkadaş olan iki ziyaretçi, Silver Birch, dünya enkarnasyonunu daha yüksek ve daha büyük bir benliğin parçası olarak tarif etmişti. Rehbere, bu aynı parçanın bütüne mi döndüğü yoksa o parçanın dünyaya bir defadan fazla mı enkarne olduğu soruldu. Silver Birch, “Bir başka yüz enkarne olur.” diye cevap verdi. “Fakat her zaman için bu, pırlantanın bir parçası, bir kısmı, bir tarafıdır. Onun enkarne olmasındaki amaç, kendi kotasını bu büyük benliğe ekleyebilmek imkânını ona verecek tecrübeleri kazanmasıdır.”

“Bu parça aslına dönünceye kadar böyle ne kadar zaman sürer?”

Pırlantaya Dönüş

“Dünya hayatı sona erince, geçici bir duruştan sonra, tezahür eden bu parça tedricen pırlantaya döner. Fakat bu birkaç yüz veya birkaç bin yıl sürebilir.”

“Bu parçayı bir grup ruhun bir kısmı olarak düşünebilir miyiz?”

“Bunlar kelimelerden ibaret. Bir ruhu bu tarzda ölçemezsiniz. Ruh ışıktır, ruh kudrettir, ruh hayattır. Onda bireysellik vardır fakat bu kişilik mânâsında bir bireysellik değildir. O kendine ait ifade plânındaki ( kendi vasatındaki) aydınlığına göre tanınır, yoksa sizin anladığınız tabirle ‘gruplaşmalarına göre değil.’ ”

“Bir ruhun iki ayrı yüzünün bu dünyada aynı anda enkarne olması mümkün müdür?”

“Böyle bir şey gerçekleşebilir. Derin sulardayız, fakat kavramları aktarmaya yetersiz olan lisanınızla bunu anlatmayı başaramazsam beni hoş görünüz. Ruhun hakikatleri dille anlatılamaz. Bizimki öyle bir âlem ki, aydınlığın şiddeti, ondaki içsel tekâmül farklılığını teşkil ediyor. Bizim âlemimizde ne kadar yükselirseniz –yani ruhsal bakımdan demek istiyorum- sizinle temasta olan varlıklar da daha çok ışık ve daha az beşer hâlinde tezahür ederler. Bunu bundan daha açık seçik olarak anlatabileceğimi sanmıyorum.”

Silver Birch, son ziyaretinden beri devamlı surette hasta olduğunu söyleyen diğer bir dostunu selâmladı. “Kabahatlisiniz, çünki kendinizi sürekli olarak üzüyorsunuz. Bir önceki görüşmemizde aksiyon ve reaksiyon, sebep ve netice hakkındaki konuşmamı dinlediniz. Sizin bir makine olan fizik bedeniniz var. Siz bedeniniz vasıtası ile kendinizi ifade eden ruhsunuz. Siz kendinizi üzüntüye kaptırdığınız zaman, sizi besleyen kanalların kapılarını kapatıyorsunuz. Ve beden böylece, hayatiyet kaynaklarından mahrum kalıyor. Kendi kendinizi kuvvet kaynaklarından kesip ayırmış oluyorsunuz.”

“Biliyorum, haklısınız.” dedi ziyaretçi.

Silver Birch şöyle devam etti: “Ruhsal şifadan faydalanabilirsiniz. Ancak siz gereken dersi öğreninceye kadar bedeniniz aksiyon ve reaksiyon yasasına göre hareket edecektir. Üzüntü engeldir. Buraya her gelişinizde hemen hemen aynı kelimelerle söze başlıyorum: Zihinlerimizi üzüntü, keder, korku ve endişelerden kurtaralım. Bu, bütün kuvvetlerinizi canlandıran bir atmosfer oluşturur. Siz üzüldüğünüz zaman, ruhsal atmosferiniz olan ‘aura’ da meydana gelen titreşim bütün psişik ve ruhsal titreşimleri bozar, kanalları tıkar, ta ki siz o kanalları yeniden açıncaya kadar kuvvet akıp geçemez. Bu iş bu kadar basittir. Fakat sizin kendinizi keşfetmeniz lâzım.

Kendine ulaşmanın, kendini bulmanın kolay olduğunu hiçbir zaman söylemedim. Ruhsal mükâfatlar kolay kazanılmaz. Kendine hâkimiyet uzun ve gayretli bir disiplini, sabırlı bir eğitimi ve korkunun size hâkim olmasını devamlı surette reddetmenizi gerektirir. Siz sorumluluğunuz dışında bulunanlar için üzülüyorsunuz. Siz kendi yaptıklarınızdan sorumlusunuz. Büyük Ruh sizi bir başkasından sorumlu tutmayacak. Üzüntüyü bırakınız. Yasayı ben yapmadım. Büyük Ruh, sonsuz sevgi ve sonsuz bilgelik onu düzenlemiştir. Yasa mükemmeldir. Yasa hükmünü mutlaka gerçekleştirir. Üzüntüye harcamış olduğunuz enerjiyi yapıcı düşünceye yönlendirebilseydiniz, sağlık bakımından hiçbir probleminiz olmazdı.”

Ziyaretçi dedi ki: “Hayatın bir alışkanlıklar edinme olduğu hakkındaki düşünceme katılırsınız. Biz bu alışkanlıkları farkında olmadan ediniyoruz. Ben on iki yaşından beri üzülürüm. Ruhsal bilgilere sahip olduğumuz hâlde bazen bu alışkanlıkları kırmak çok zor oluyor.”

“Bu alışkanlıkları kırmak size aittir. Aksi hâlde daima daha kötü bir problem yaratırsınız. Bilgi size uygulama sorumluluğunu getirir. O, mutlaka uygulanmalıdır. Bildi size, beden sahibi bir ruh olduğunuzu açıklıyor. Ruhun kuvveti bedenin kuvvetinden daha büyüktür. Ruhunuz efendi olmalıdır, bedeninizin hizmetkârı değil.

Dünyanızda hiçbir durum yoktur ki üzüntünün ona bir faydası olsun. Her türlü durumda, eğer siz ruha, onun araçları olan hakiki iman, emniyet ve güven silâhlarını kullanması için imkân verirseniz, sonuç olarak, her denemeden ruhen daha kuvvetlenmiş olarak çıkarsınız. Bütün gücümle özellikle belirterek size şunu söylüyorum: Dünyada ortaya çıkabilecek hiçbir problem, hiçbir buhran, hiçbir zorluk yoktur ki, siz onu yenecek içsel gizli kudrete sahip bulunmayasınız.”

Kendi Kendine Şifa Verme

“Düşünce doğru olursa beden buna cevap verecektir. Ruh yaratıcıdır. Siz imkân verdiğiniz takdirde ruh daima bedeni iyileştirmeye çalışacaktır, fakat siz eğer araya engeller dikerseniz o zaman ruh, işini yapamaz. Hem siz neye üzülüyorsunuz zaten? Yeryüzündeki günleriniz sayılıdır. Nasıl olsa benim dünyama geleceksiniz. Sağlıklı bir bedeni de terk ederek pekâlâ gelebilirsiniz. Burada sizi dünyada bulunduğunuzdan daha fazla sevgi bekliyor.

Sabahları, dünyanızda gözünüzü her açışınızda kendiniz şunu söyleyiniz: ‘Ben sonsuz bir ruhun parçasıyım. Benden istenilen her şeyi yapmak istiyorum. Ta ki, bana emanet edilmiş olan mücevher, ilâhî olan yönümün cevher gölgelenmesin.’

Bu iş size aittir. Bu sizin dünya hayatınızdır. Problemlerinizi zannettiğinizden çok daha iyi bir şekilde hallettiniz. Size gerçek mânâda bir zarar gelmiş değil. İşiniz bitince bu dünyayı terk edeceksiniz. Korkulacak bir şey yok. Yeryüzünde ruh kuvvetine üstün olan bir kuvvet yoktur.”

Bir diğer soruyu cevaplandırırken Rehber şöyle söyledi: “Maalesef dünyanızın doktorları sağlık hakkında çok az şey biliyorlar. Eğer ruh sağlam ise zihin ve beden de sağlamdır. Bir bedene ilâç vermek sağlık getirmez. O, acıyı hafifletebilir, arazı gizleyebilir. Bazen beden bu ilâçlara rağmen yaşayabilmektedir, çünki ruhun saklı kudreti, bedene sokulan bütün zehirlerden daha kuvvetlidir. Size hayat veren ruhtur. Eğer ruh, zihin ve beden arasındaki dengeyi kurabilirseniz sağlıklı olacaksınız.” Rehber, bir başka ziyaretçinin sorduğu soruyu cevaplandırmak üzere aynı konuya devam etti:

“Hayat veren enerji ruhtur. Beden sadece ifade aracıdır. Ancak ve ancak ruhun maddeye enkarne oluşundan itibaren beden vardır ve varolmuştur. Bedenin kendi başına bir varlığı yoktur. Ruh çekilince beden de ölür. Eğer ruha fonksiyonunu yapması için imkân verirseniz hiç hasta olmayacaksınız. Bu cüretli bir iddia, ama doğru.

Siz, ruh-zihin-beden arasındaki, aslında uyumlu olması gereken ilişkilere müdahale ederek onlarda bozukluk ve karışıklık meydana getirdiğiniz içindir ki neticede hastalık, ağrı, sızı vs. durumlarla karşılaşıyorsunuz. Mademki ruh maddeye can vermekte, o halde bedenin içinden şimdi de akıp geçmektedir. Eğer imkân verirseniz o, bedeninizi iyileştirecektir. En büyük şifacılar yenileştirici sürecin netice vermesine yardım eden ruha kanal olan kimselerdir. Şifacının yaptığı budur. Hayat enerjisi sizin ruhsal tabiatınıza tesir etmek üzere onun ruhsal varlığından akıp size geçer. Fakat eğer siz kendi ruhunuzun yükselmesine yardım ederek kapıyı kendiniz açarsanız, bütün bu safhaları atlayarak bir kısa devre meydana getirebilirsiniz. Düşüncelerinizle ve alışkanlıklarınızla bilerek veya bilmeyerek koymuş olduğunuz engellerden kurtulunuz.”

“Sözlerinizin değerini çok iyi takdir ediyorum.” dedi ziyaretçi. “Ama tatbik etmek öyle zor ki!”

Rehberin cevabı şöyle oldu: ‘Mükemmel olsaydınız dünyanızda bulunmazdınız. Varlığınızın sorumluluğunu yüklenebilmeniz lâzım. İlâhi plân mükemmeldir ve siz onun parçasısınız. Varlığınızın gereğini yerine getirebilmeniz icap eder. Bunu yapabilmeniz için imkânlar her gün karşınıza çıkarılıyor. Bilgisizliği yüzünden yoldan çıkana acımak lâzımdır. Fakat bilgiye sahip olduğu hâlde yoldan çıkan büyük günah işlemiş bütün avantajlarına sahip, diğer taraftan da o bilgiye refakat etmesi gereken sorumluluktan soyutlanamazsınız. Fakat size yardım edildi, yardım ediliyor. Her şey karanlık, kasvetli ve simsiyah göründüğü sırada kapı açıldı, ışık parladı ve yol gösterildi. Aynı kuvvet size her yoldan yardım edebilir, şayet ona imkân verirseniz. Tek sınırlama, sizin bizzat empoze ettiklerinizdir. Tabiat Yasası’nın fonksiyonu gereği olanlar. Ben sizin dünyanızda yaşadım. Onun problemlerini biliyorum. Şimdi yapmakta olduğum hizmeti yapabilmek için içinde bulunduğunuz şartlara alışık olmam gerekirdi. Başka türlü size yardımım olamazdı, değil mi?”

Öbür Âlemde Resim Yapıyor

Silver Birch’ün aşağıdaki sözleri ruh âlemindeki hayatın zevklerine dair ufak bir ipucu veriyordu.

“Kocanız resim yapmakla meşgul. Ve aldığı neticelerden de pek memnun. Dünyada yapabilmiş olduğundan daha iyi bir şekilde kendisini ifade edebiliyor. Çünki o zamanlar daima düş kırıklığına uğruyordu. Şimdi ise kendisini bulmuştur.”

Sonra Rehber Yeni Zelandalı bir ziyaretçiye dönerek dedi ki: “Siz dünya hayatınızın erken bir safhasında bu bilgiyi almış olmaktan dolayı çok şanslısınız. Göreceksiniz, bu bütün geleceğiniz için fevkalâde bir temel olacak. Bu sözlerimle siz kederi tanımadınız demek istemiyorum. Keder, erken bir çağınızda hayatınıza tesir etti. Bu bilgi ile temasa geçirilmeniz, bu bilgiye en çok muhtaç bulunduğunuz bir zamanda gerçekleşti. O size yardıma devam edecek.”

“Sözlerinizin değerini çok takdir ediyorum.” dedi ziyaretçi. “Ümit ederim ki herhangi bir şekilde hizmet imkânı bulabilirim.”

“Evet size kapı açılacaktır, yol bulunacak, öyle ise sabırlı olun. Yapılacak işleriniz var. Sadece meslek hayatınızda değil, aynı zamanda başkalarının hizmetinde kullanabileceğiniz bir kabiliyetinizle de. Bunlar üzerinize aldığınız vazifelerdir. Bunu başararak borcumuzu ödemeye bakalım. Biz gülebiliriz, şaka ederiz ve böyle yapışımız iyidir. Bizler cehaletiyle, gafletiyle kendi kendisini zedelemiş bir insanlığın yaralarını sarmak gibi ilâhî bir misyon içinde vazife almış kimseleriz. Halkaları içinde birçoklarını sıkıp ezmekte olan batıl inançları defetmeniz lâzım. Dinlerin yanlış öğrettikleri ile mücadele etmemiz lâzım ( Dinsel bilgilerin yanlış şekilde tefsirleri kastediliyor-J.G.). Ruh kuvvetinin serbestçe alınabilmesini ve her birimizin onun âleti olabilmemizi temin etmeliyiz. Büyük Ruh’un içinde görebilmeliyiz. Babamızın müessesesinde çalışıyoruz. Üstümüze aldığımız şey ciddî ve kutsal bir sorumluluktur. Bu set çekilmez kudretin tesir sahasına giren hiç kimse dünyasal ihtiyaçlar bakımından yoksulluğa düşmeyecektir. Onlar sağlanacaktır. Sizden bütün istediğimiz fizikî makineye ( bedeninize) gerekli olan özeni yeteri kadar göstermenizdir. Ruhun o âlet kanalı ile yapacağı hizmete uyacak şekilde o beden mümkün olduğu kadar iyi ve işe yarar hâlde bulunsun.”

HÜR İRADENİN PAYI ve SAĞDUYU

Eski bir spiritüalist, içeriği bakımından önemli olan bir soru sordu. Bu kişi, Silver Birch’ün davetinden sonra ilk defa Hanen Swaffer’in özel celsesine karısı ile beraber katılıyordu. Sorusu iki rehber tarafından evvelce ifade edilmiş görüşlere görünüşte karşıydı.

“Medyomluğa ait noksan ve kusurları giderecek olursak, rehberler arasında esasta bir uyum ve denge mevcut değil midir?”

Silver Birch cevap verdi:

“Medyomluğun bütün kusur ve noksanlarını gideremezsiniz, çünki medyomlar madde içinde mahkûm insanlardır ve faniliğin gereği olan hatalara düşebilirler. Medyomluğun, durugörürlüğün, hassasiyetin dereceleri vardır. Kullandığınız kelimelerle ilgilenmiyorum. Biz bu âlemde etiketlerin ve kelimelerin ötesindeyiz, bizim aktarmaya çalıştığımız, mânâ, fikir ve öz olan şeydir. Dünyanızdaki insanlar sürekli olarak tekâmül etmektedirler. Medyomluk da sürekli şekilde tekâmül etmekte olan bir süreçtir.

Sonu Olmayan İlerleyiş

Mükemmele ulaşmış bir insan, sizin madde dünyanızda mevcut değildir. O, ruh âleminde de mevcut değildir. Kemâle doğru gidiş sonu olmayan bir ilerleyiştir. Çünki ruh sürekli tekâmül hâlindedir. O bir zirveye ulaştığı zaman ufukta bir ikincisi belirir ve bunun bir sonu yoktur. Ruh, ilâhî bir cevher, noksansız ve kusursuz bir cenindir. Ondaki gelişmemişlik sadece onun sayısız formları ve tezahürleri bakımındandır. Eğer mükemmelliğe erişmiş olsaydınız, siz Büyük Ruh olurdunuz. Bu gitgide daha çok cüruftan sıyrılmak suretiyle sonu gelmeyen bir saflaşma olayıdır.

Bütün medyomluklarda beşeri faktör için bir tolerans payı tanımak lâzımdır. Ne kadar iyi gelişmiş olursa olsun, bağlantıda şuuraltından karışan bazı tortular, dış tesirler vs. vardır. Bu sözlerle bağlantı aracına ( medyoma) güvenilmediği kastedilmiyor. O, yani medyom samimî ve dürüst bir insan olabilir, ama yine de bir beşer olarak, o belirli anın meydana getirdiği ilâve veya ekarte edilmiş fikirlerden ve hatalardan yoksun değildir.

Ben her zaman Büyük Ruh’un size akıl ve mantık vermiş olduğunu ve sizin bunları kullanmakla zorunlu olduğunuzu söylüyorum. Eğer bizim âlemimizden söylenmiş herhangi bir şeye sizin sağduyunuz isyan ederse onu reddediniz. Sizden istediğimiz körü körüne boyun eğmek değildir, kayıtsız şartsız bir bağlılık değildir. Sizden istediğimiz karşılıklı yardımlaşma arzusundan kaynaklanan istekli ve iradî bir işbirliğidir. Bu işbirliğini güvence altına almak için sizin tarafınızdan bütün şüpheleri yok edilmiş bir zihinsel halete lüzum vardır. Eğer şüpheler varsa siz veya biz başarısızlığa uğramışız demektir. Bu şüpheler giderilinceye kadar size doğru gibi görünen her ne ise onu yapmanız gerekir.

Bu sözleri, yeryüzünde insanlığa hizmet etmekte olanlara karşı en yüksek bir sevgi ve hürmet hissi içinde söylüyorum. Fakat biz henüz beşeriz ve hatalar içindeyiz. Son gerçeğe ulaşamadık, sonsuz kudrete de sahip değiliz. Bizler yanılmaz kişiler değiliz. Hatalara düşebiliriz, kararlarımız bizi şaşırtabilir, görüşlerimiz zaman zaman bulanabilir. Size ilâhî bir lütuf olarak verilmiş sağduyuyu tahtına oturtunuz. Bizim tarafımızdan size akla uygun görünmeyen bir istek olursa onu reddediniz.”

Ziyaretçi: “Aynı derecede akla uygun görünen iki ayrı istek karşısında kalma zor oluyor.” dedi.

“O zaman takip etmeniz gereken yolu, bırakınız zaman tayin etsin.” diye Silver Birch cevap verdi. “Kapı açılacaktır. Ruhun faaliyeti çok karmaşıktır. Eğer siz bize ‘Bu kapıyı açın’ derseniz, biz bunu her zaman yerine getiremeyiz. Eğer biz kendi imkân ve inisiyatifimizle baş başa bırakılırsak, kapıyı açabilir ve şartlar uygun bir hâl aldığı zaman buna dair işareti verebiliriz. Bu çeşit hadiselerin gerçekleşmesine herhalde şahit olmuşsunuzdur.

Eski günlerde sizi o kadar meşgul etmiş şeylere şimdi geri dönemezsiniz. Ruhun nuru sizi aydınlatmış ve ışınları ile sizi yıkamıştır. Siz iyi ellerdesiniz fakat yavaş yürüyün ve acele etmeyin. Asla telâş göstermeyin, çünkü ruha ait şeyler hızlandırılamaz. Tabiatla ilgili her şey vazifelerini yerine getirirken yavaş, sabırlı ve sakin bir çalışma içindedirler.

Ruh, ince, yumuşak ve hassas bir tabiata sahiptir; ruhun çevreye uyumu yavaş olur; ruh ancak aşamalı olarak  gelişir. Bir tohum ektiğiniz zaman onun çiçek açması için beklemeniz gerekir. Bugün tohumu ekip hemen yarın çiçeğe sahip olamazsınız. Ruh, kendine has olan bu yolda gelişmek zorundadır.”

Bir başka soruya cevap olarak Silver Birch şöyle dedi: “Sessizliğe çekiliniz ve murakabeye ( meditasyon) dalınız. Ve bırakınız ruhun kudreti yolunuzu göstersin. Dünyanızda iç âleme yöneliş gerektiği kadar tatbik edilemiyor. Onlar amaçsız ve hedefsiz bir sürat içinde koşup duruyorlar. Siz çok büyük bir sürat ve telâş devrinde yaşıyorsunuz. Bunun size ne kazandıracağını bilmiyorum. Siz mesafeyi ortadan kaldırabiliyorsunuz, fakat birbirinizi artık seviyor musunuz acaba? Pek zannetmiyorum.

Hayatta daima güçlükler ve problemler vardır, fakat yol gösterilir. Bilginiz olduğu zaman bu bilgiden doğan güvenlik hissine de sahip olmanız gerekir. Bu güven hissi, kararlarınızda sarsılmaz olması gereken bir temel oluşturur; Büyük Ruh ile beraber olduğunuzu; bütün evren kudretleriyle beraber olduğunuzu; ruhunuzun kendi kendisini bulduğunu ve kıymet ölçülerinizi bilmekten doğan bir emniyet ve güvenlik temelleridir bunlar.”

Özgürlük Konusu

Daha sonra odada hazır bulunan bir medyom şu soruyu sordu: “Sizce hizmet için en iyi yol, herhangi bir organizasyona bağlı olmaktansa tamamen özgür bulunmak mıdır?”

“Size doğru görünen şeyi yapmak zorundasınız.” diye cevap verdi Rehber. “Eğer kendinizi bağlanmış hissediyorsanız kendinizi bağlamanıza lüzum yok. Bu ruhun kendi başına elde etmek mecburiyetinde olduğu bir şeydir. Nerede en iyi şekilde hizmet edebileceğinizi düşünüyorsanız orada hizmet etmeniz şarttır. Siz hür irade gibi bir ölçüye sahipsiniz. Ama siz ondan daha büyük ve bilginizin artışıyla orantılı olarak büyüyen ve kazançlarınızın artışıyla orantılı olarak daha çok büyüyen sorumluluk ölçüsüne de sahipsiniz. Bilgisizlik içinde günah işleyen kimselerin günahı, onu bilgili olarak işleyen kimseninkinden çok daha hafiftir; yönlendirilmeye devam edeceksiniz. Sizi bulunduğunuz noktaya getirmiş olan kudret sizi terk etmeyecek. Ona karşı tam bir iman besleyin. Benim gibi rehberlerin üstünde, ötesinde çok daha büyük kudret var. O kudret bizim içimizden akıp geçiyor; tıpkı bünyelerinizin imkânları oranında, bu imkânlara uygun olarak sizin de içinizden akıp geçtiği gibi.

Bizler kader üzerinde son sözü söyleyen kişiler değiliz. Biz sadece büyük hizmet kafilesinde değersiz araçlarız. Bizim sözlerimizi son gerçek gibi kabul etmek çılgınlık olurdu. Biz daha büyük bir kudrete karşı sorumluyuz. Daha büyük varlıklar, daha büyük üstatlar ve mürşitler var. Bu Yakup’un sonu olmayan merdiveni gibidir.

İlk basamaklara ayaklarınızı koyduktan sonra biliniz ki Yüce Kudret sizi asla terk etmeyecektir. Eğer öyle bir şey olsaydı, denizin gelgitleri dururdu. Gezegenler belli yörüngeleri etrafında dönmez, ilkbahar kışı izlemezdi.bütün bilgiye sahip olamazsınız çünki bilgi sonsuzdur. Ve ruh bilgiyi almaya hazırlandıkça aşamalı olarak daha büyük bilgileri elde eder. İmana sahip olmanız lâzım, ama kör ve safça bir imana değil, size açıklanmış olan bilgi temeline dayanan bir imana. İlâhî Takdir hizmetkârlarını yanlış yollara yöneltmez.”