KORKU ve ÜZÜNTÜ SİZE YARDIM EDEBİLECEK KANALLARI TIKAR
Spiritüalist Derneği sekreteri Ralph Rossiter, Hanen Swaffer’in özel topluluğunu ziyaret izni istedi. Bu beklenmedik bir ricaydı. Ayrıca konseyinin üyeleri için, bu grubun rehberi Silver Birch’ün özel bir celse verip veremeyeceğini sormuştu. Rehber bu ricayı derhal kabul etti. Bu olağanüstü celse, derneğin Belgrave meydanındaki merkezinde yapıldı. Tipik bir duadan sonra, Silver Birch şu selâm sözlerini söyledi:
“Sahip olduğum şu az bilgileri benimle paylaşmak isteyişinizi kendim için bir ayrıcalık sayarım. Eğer biraz daha uzun bir tecrübe devresine sahip olmaktan doğan bu ufak bilgi fazlası sayesinde size bir parça yardımım olabilirse, kendimi huzurunuzda bulmakla ödüllenmiş sayacağım.”
Seyyah Döner
“Önce, hepinizin ruhsal gerçeklere dair bilgi sahibi olduğunuzu, bu nedenle bu realitelerin, bilhassa bugünkü dünya için taşıdığı hayatî önemi sizlere ısrarla belirtmeye bence lüzum bulunmadığını söylemek istiyorum.
Ayrıca, izninizle, benim de tıpkı sizler gibi sadece bir insan olduğumu söyleyeyim. Ben bilginin zirvesine ulaşmış değilim. Yalnız şu var ki ben, sonsuz yolda, hepinizin sırası gelince ulaşacağınız bir aşamayı sizden önce katetmiş bulunuyorum. Fakat ben birkaç adım geri döndüm, çünki verecekleri bilgilerle bu hakikatleri almaya hazır bulunanlara paha biçilmez yardımları dokunacak daha büyük varlıkların sözcüsü olabileceğim hissedildi.
Size gücümün yettiği kadar yardım edeceğim. Söylediğim her şeyde benimle aynı fikirde olmayabilirsiniz, fakat gerçek kardeşlik, her zaman her şeyi tıpatıp aynı gözle görmese de birbirini sevmek demektir. Kendi celselerimize gelen ziyaretçilere de benim öyle kelimelerle tasvir edildiği gibi haşmetli ve heybetli bir varlık olmadığım, sadece birkaç fazla bilgi kazanmış bulunmakla talihli olduğumu ve bilgileri arzu edenlerle paylaşmaktan her zaman mutlu olacağımı daima söylüyorum.
Sizi hepiniz ruh kudretinin tezahürlerine alışık olmanıza rağmen, fizik bedenlerle kısıtlı bulunuşunuz yüzünden durumu net olarak göremiyor; hedefe elverişli kanallar bulabildiği zaman da ruh kudretinin ne kadar reel olabileceğini fark edemiyorsunuz.
Herhalde, maddî bir dünyada yaşayışınız, bedeninizle –onun sağlığı, fizik ihtiyaçları, beslenmesi,giyinmesi, barınması ile- ilgili problemlerle ve size tâbi olan kimselerin bakımı konularla çok yüklü oluşunuz düşünce ve enerjinizin büyük kısmını gündelik zorunlu vazifelere harcamanızı gerektiriyor.
Eğer bir an için olsun, herhangi bir kimseyi, içinde yaşadığı dünyanın vatandaşlık hizmetlerinden, aile üyelerine ve kendisine tâbi kimselere karşı yerine getirmesi gereken ihtiyaçlardan onu saptıracak bir hususta teşvik etseydik, size öğretmek amacında olduğumuz her şeyde tam anlamıyla kusur etmiş olurduk. Fakat bu, hikayenin sadece bir bölümüdür, bütünü değil.
Sizinle çok açık ve samimî konuşmamı eğer hoşgörürseniz –ki ancak açık yürekle birbirimize yardım edebiliriz- hakkınızdaki eleştirim şu olurdu: Dikkatinizi maddî problemler üzerinde lüzumundan fazla yoğunlaştırmakta ve onların hepsini çözümleyebilecek kapasitedeki ruh kudretine pek güvenmemektesiniz.”
Elinizden gelenin En İyisini Yapın
“Ruhun hizmetkârı olmayan fakat bu kuvvetle işbirliği yapan, imk 6nı ve gücü oranında onun dünyasal elçileri olmak isteyen sizlere yapmak isteyeceğim eleştiri budur.
Rossister’in bizim celsemize gelişini hatırlıyorum; çok endişeliydi. Derneğinizin dertleri onun omuzlarına bütün ağırlığı ile binmişti. Bir an, sanki bu omuzlar o basıncın altında eğilecek gibi görünmüştü.
Ona dedim ki, ‘Elinizden gelenin en iyisini yapın, üst tarafını bize bırakın, tasalanmayın.’
Sahip olduğunuz bilgilerle, sizin gibi kimselerin üzüntü çekmeniz, yahut korkunun varlığınızı istilâ etmesine, orada yuva yapmasına meydan vermeniz yanlış olur. Sahip olduğunuz bilgi, korkuyu, endişeyi, üzüntüyü sizin zihinsel, fizik veya spiritüel çevrenize hiçbir şekilde sokmamanızı gerektirir. Korku, üzüntü ve endişe size yardım iletebilecek kanalları tıkar. Tıpkı, kederin matemliler etrafına bir duvar yarattığı ve nüfuz etmek isteyen varlıklara güçlükler yarattığı gibi. Siz de öylece kendinizi üzüntü vibrasyonları ile sarılmaya bıraktığınız zaman zihinsel ve ruhsal atmosferi bozmakta ve yardımın size ulaşmasını daha da güçleştirmektesiniz.
Sizi sadece kan, dostluk ve sevgi bağları ile bağlı bulundukları için sevenler değil, aynı zamanda yapmakta olduğunuz işlerle ( kendileri de aynı yollardan geçmiş bulundukları için) çok ilgilenmekte olan diğerleri tarafından yönlendirilmektesiniz. Onların arkasında ise daha büyük bir ‘kurtulmuş ruhlar’ ordusu var ki, tek arzuları, size gelenlere hizmet edebilmenize yardımcı olmaktır.”
Gerçek İnancın Zorunluluğu
“Bütün güzelliği, zenginliği, asaleti ve yüksek değeri, nuru ve görkemi içinde, Ruh kudreti için bir sınır yoktur; sizin yaratmış olduğunuz şartlarla kendi kendinize empoze ettiğiniz sınırlardan başka. İmanla –fakat saflıktan doğan bir iman değil- almış olduğunuz bilgi üzerine kurulmuş imanla, tekâmülünüzün bu safhasında sonsuz bilgiye sahip olamayacağınıza göre, sahip bulunmanız gereken kadarıyla bize serbest kanallar verin.”
İmanınızı bilginizin temeline oturtun. Her biriniz, ruh kudreti tarafından birçok ıstıraplar, buhranlar ve zorluklar içerisinden geçirilerek şimdi bulunduğunuz noktaya kadar yönlendirildiniz. Arkaya dönüp bakabilir ve gelişmenin parmağı size yolu nasıl işaretlemiş, görebilirsiniz. Geçmişte olanlara dayanarak, ruh kudretinin size vefada kusur etmeyeceğine iman ediniz; beşerî kanalın ruh kudretine sık sık vefada kusur edebilmesine rağmen.
Biz hepimiz, spiritüel hakikatin yüksek vahyine sahip olmakla kutsanmışız. Kazanmış olduğumuz bilgiler dolayısıyla bize verilmiş sorumluluklara lâyık olduğumuzu gösterelim o hâlde.
Geçmiş gerilerde kalmıştır. İşlemiş olduğunuz hatalar her ne ise unutmanız gerekir. Dünyaya hata işlemek ve onlardan ders almak için geldiniz. Mükemmel olsaydınız, dünyada enkarne olmazdınız. Geçmişi unutun. Önemli olan şimdidir. Yapabileceğiniz bütün hizmeti –bu hizmet hangi şekli alırsa alsın- yapınız.
Maddî ihtiyaçlarınız için akla uygun gördüğünüzü yapın. Gelecek için kendinizi lüzumundan fazla meşgul etmeyin. Siz üstünüze düşeni yapın, biz bize düşeni yapacağız ve sizi temin ederim ki böyle bir işbirliğinden hiçbir aksaklık doğmayacaktır.
Bizce kutsal ve ilâhî bir saha olan bu binada yapılmakta olan işlerin değerini siz ölçüp biçemezsiniz. Burada sevgi yerini bulur, gözyaşları kurutulur ve yerini güvenden doğan teşebbüslere bırakır. Yönlendiren ve rehber olan ruh kudretinin sayesinde hastalıklar şifa bulur ve şaşkın, kararsız ve dertli birçok ruhlar içsel huzur ve sessizliğin merhemine kavuşur. Yapılmakta olanları siz tahmin edemezsiniz çünki ruhta meydana gelen sonuçları ölçecek ölçünüz yok.”
Ruh Sağlam İse
“Biz bedenlerle pek fazla meşgul olmayız. Çünki eğer ruh sağlam ise beden de sağlam olur. Sizler daima ruhlara tesir etmektesiniz. Bu ruhların uyanmasına ve kendisini bulmasına yardım ederek… O zaman ilâhîliğin ufacık tohumu çiçek açmaya ve güzelliğin kemâline ulaşmaya başlar. Bu çok önemlidir. Dünyanızdaki işlerin en önemlileri arasındadır. Sizin bütün hizmetlerinizin sonucunda eğer bir tek ruha yardım edebilmiş iseniz, çalışmalarınız boşa gitmemiş demektir.
Bu nedenle ruhlara kendilerini bulmakta ve Büyük Ruh’un isteği üzere İlâhî Plân’ın bir kısmı olarak yaşamaya başlamalarında yardımcı olurken, Büyük Ruh’un işini yapmakta olduğunuzu unutmayın.”
İlk soru ruh rehberliği problemi ile ilgiliydi. Soruyu soran şahıs, şimdiki dernek binasını bulmak için yapılmış uzun araştırmalara değindi. Ruh âleminden aldıkları bir tebliğde binanın bulunacağı söylenmiş, fakat nerede olacağı bildirilmemişti. Acaba bu onlara niçin söylenmemişti? “Meselâ ‘Belgrave Meydanında 33 numaraya gidin, sizin yeriniz orası olacaktır.’ gibi açık bir yardım neden alamıyoruz?”
Silver Birch cevap verdi: “Maalesef siz ruhsal realiteleri maddî ölçülerle ölçmeye çalışmaktasınız ki bu asla mümkün değildir. Eğer biz sizin diktatörleriniz olsaydık –ki söylediklerinizden bu sonuç çıkar- o zaman inisiyatiften mahrum kalırdınız, bu da sizin için çok kötü olurdu.
Eğer dünya hayatınıza ait zorunlu faaliyetlerinizin bir kısmını oluşturan zorluklarla her karşılaştığınız anda biz kendi dünyamızda otomatik bir düğmeye basarak !Şunu yahut bunu yap!’ deseydik, fazla ilerleme kaydedebileceğinizi hiç sanmıyorum.
Çoğunuz okuldan geldiği zaman onun bütün ödevlerini yapıyorsanız ona yardım etmiş olmuyorsunuz. Fakat eğer çocuğunuz o ödevi yapmak için uğraşmış olmasına rağmen zorda kalmış ise ve siz ona ‘Şu yoldan gitmeyi denersen sanırım cevabı bulacaksın.’ Şeklinde yardımda bulunursanız, o takdirde çocuk içte gizli yeteneklerini geliştirir. Aynı fikirde değil misiniz?”
“Evet, aynı fikirdeyim, yalnız o tarzdaki bir yardımı da ne dereceye kadar elde edebiliyoruz? Eğer onlar bizim varlığımız içinde faaliyet göstermekte iseler ‘Bakın eğer şöyle veyahut böyle yapmaktan vazgeçerseniz sizin içinizdeki faaliyetimiz daha etkili olabilir.’ Diyemezler mi veya bu tarzda konuşmazlar mı?”
“Fakat bu bahsettiğiniz yardımı ancak daha yüksek bir bilgeliğin direktifine tâbi olarak, kendi tarzımızda yapabiliriz. Siz kendinize düşeni yapın, biz de kendimizse düşeni yapacağız. Sonuçları gördüğünüz zaman anlayacaksınız ki, bildiğimizi yapmak imkânı bize verildiği takdirde yapacağımızı vaad ettiğimiz şeyi yapmışız.”
Ruhsal Rehberliğin İspatı
“Biz ruhsal sonuçlarla ilgileniyoruz. Siz ise –sözlerimi hoşgörürseniz- maddî sonuçlarla ilgilenmektesiniz. Derneğinizi ele alırsak, geçmişe baktığınız zaman göreceksiniz ki ruh rehberliği pek de fena iş görmüş değildir.”
Daha sonra şu soru soruldu: “Ruhsal rehberliğin rol aynadığı bölüm neydi ve bizim hangi konularda çaba göstermemiz gerekirdi. Bana bunu açıklığa kavuşturabilir misiniz?”
Silver Birch “Şöyle söyleyeyim,” dedi. “Biz belli bazı kanunlar çerçevesi içinde çalışmak zorundayız. Yapabileceğimiz işler olduğu gibi, yapamayacaklarımız da vardır. Hatta bizler size kıyasla, bu kanunlara daha şiddetli ve aktif bir tarzda tâbi bulunmaktayız. Bana en zor gelen şey, sevdiğim varlıkların bunalım içinde çırpındığını görürken, geride durmam, hiçbir şey yapmadan onları kendi imkânları ile baş başa bırakarak seçecekleri yolu görmem gerektiğini bilmek oluyor.
Sevdiklerimize genellikle şöyle söylemek zorunda kalıyoruz: ‘Bu aşamada siz kendi başınıza karar vermek durumundasınız. Kendi kendinizi deneyin bakın, başarılarınız, yapacağınız seçime bağlı olacaktır.’
Başka herhangi bir tarzda çalışamayız. Belki sizler bu tarafa geçtiğinizde daha iyisini yapabileceksiniz.”
Rehbere şöyle dediler: “Söylediklerinizin anlamı: ‘Ara, bulacaksın.’ oluyor.”
“Biz sadece, sonsuz realiteye dayandıkları için doğru olan belli bazı temel ilkeleri bildirebiliriz. Ruh kudreti asla başarısızlığa uğramaz. Eğer dünya, kendi ekseni etrafında dönmekten vazgeçseydi, eğer gelgitler önceden belirlenmiş bir plâna göre hareket etmeselerdi, eğer galaksilerin davranışları plânlarına uygun olmasaydı, o zaman bu kadar emin olmazdım.
Mademki Büyük Ruh her şeye kadirdir ve ruh ilâhîdir, o hâlde bütün güvenlerini bu kudrete bağlayanların asla mağlup olmayacaklarından eminim.”
Sonra şu soru soruldu: “Bazen geride durduğunuzu ve sevdiğiniz kimselerin kendi başlarına karar vermelerini beklediğinizi ve onların beğendikleri tarafa gitmekte serbest iradeye sahip olduklarını söylediniz. Peki ama, işi köstekleyecek hareket yaparlarsa ne olacak?”
Rehber şöyle dedi: “Serbest irade ancak bir noktaya kadardır, özgürcesine serbest bir irade değildir, ancak ruhsal gelişim ve tekâmülün belli bazı kuralları ile şartlanmış bir serbest iradedir. Tam bir seçim özgürlüğüne sahip olduğunuz, başıboş bir serbest irade değildir.”
“Öyle ise ortada hür irade diye bir şey yoktur.”
“Hür irade vardır. Belirli sınırlar içinde: Siz hangi yolu seçeceğinizi o anda tayin eder ve ruhsal gelişiminizi bununla hızlandırmış veya kösteklemiş olursunuz.”
“Bunu yaparken de siz kendi gelişmenizi veya başklarınkini hızlandırmakta veya kösteklemekte olmanız mümkün değil midir?”
“Bu mümkündür. Yalnız size şunu açıklayabilir miyim, eğer becerebilirsem: Yüzeyde her şey basittir; yüzeyin gerisinde ise çok miktarda karmaşık faaliyetler var, çünki kanunları içeren kanunlar var. İşte Büyük Ruh’un bilgeliğindeki mükemmellikte, genel plânın aksamaması için her şey dengede tutulur.”
“Attığımız adımın, plânın tümü üzerinde tesir gösterecek önemde olabilmesi mümkün değil midir acaba?”
“Siz engeller yaratabilir ve vazifenin bir kısmını zedeleyebilirsiniz, fakat işi bütünü ile bozabilecek bir girişim yapamazsınız. Sizin verebileceğiniz zarar nispeten ufaktır. Büyük Ruh’un iradesini kıracak veya İlâhî Plân’ın işleyişini engelleyecek vasıtalar, sizin dünyanızda hiç kimsenin elinin ve emrinin altında değildir.”
Kanun Sınırlar Koyar
“O hâlde dünya üzerinde meydana gelen bütün felaketler İlâhî Plân’a dahildir. Öyle değil mi?”
“İnsan İlâhî Plân dışında faaliyet gösteremeyeceği için cevap evettir. Çünki asla yenilmez ve bükülmez bir sebep sonuç yasası vardır. Hâkim ve nazım kanun, beşerin tâbi kılındığı sınırlamaları yürürlükte tutar. Şunu daha açık söyleyeyim: Sizin bilginleriniz evrenin bütününü yok edebilecek araçları icat edemezler. Sınırlama buradadır.
Etki ve tepki hem zıt hem de eşittir. Onlar aynı paranın iki yüzüdür. İyi ve kötü esas olarak vardır; ama görecelidir. Sizler dünyanızda yaşadığınız yerde geçerli ahlâkî kurallara sahipsiniz, fakat her yerdeki ahlâkî kurallar aynı değildir.
Bizim değerlendirişimiz ruh üzerindeki tesire göredir. Önemli olan budur. Ruha değerler kazandıran ne olursa olsun iyidir; ruhun kazançlarını gerileten ise kötüdür.”