ŞEFKAT ve MERHAMET HÜKÜM SÜRÜNCE HUZUR ve BARIŞ GELİR - SILVER BIRCH - BÖLÜM 13

ŞEFKAT ve MERHAMET HÜKÜM SÜRÜNCE HUZUR ve BARIŞ GELİR

“Şuur üstünlüğüne sahip bulunduklarına ve çok daha büyük varlıklar olduklarına inanan insanların hayvanlar üzerinde lüzumsuz zulüm işlemeleri Plân’ın bir gereği değildir. Hayat bir bütündür. Bu gezegeni paylaşan ve birbirlerine karşı sorumlulukları olan varlıkların hepsini İlâhî Ruh canlandırır. Siz hayatı sıkı, su geçirmez bölümlere ayıramazsınız. Hayatın bütün görüntüleri, insanlar, hayvanlar hep birlikte ilerlemek zorundadırlar. İnsan kendi tekâmül yolunda ilerlerken hayvanlar kenarda bırakılmazlar.

Dünyanızda insanın yeri yıkıcılık, bozgunculuk, öldürücülük değildir. Onun gerçek yeri, varlıklar âleminin bütünü ile uyum içinde yaşamaktır. Bu sayede kuvvetli zayıfa, bilgili bilgisize yardım edebilecek ve ışıkta olanlar, içinde başkalarının bulunduğu karanlık yerleri aydınlatmaya çalışabileceklerdir.

Şefkat ve merhamet hüküm sürmelidir, hoşgörü tahta geçirilmelidir. Ulaşacağınız ideal, tahrip değil, uyumdur. İnsan başka varlıklara, bunlar ister insan olsun ister hayvan, savaş açtığı zaman kendi tekâmülünü geciktirir. İnsan onlar ile savaşta iken tabiat huzur ve barışta olamaz.

Barış ancak dostluk, uyum ve işbirliği hâlindeyken bütün dünyaya yayılabilecektir. Bu gerçekleşinceye kadar dünya sıkıntıda kalacak; insan, işbirliği yapacağı yerde müdahale ettikçe felâketler felâketleri takip edecektir. İnsan kendisine bahşedilmiş yaratıcı prensipleri kullanırken bütün tabiatla uyum içinde yaşamayı gözetirse, o zaman dünyaya barış gelecek ve göksel saltanatın başlangıcı dünyanızda kurulacak.

Zulüm zulmü doğurur, savaş savaşı doğurur, sevgi ve şefkat de şefkati. Ne yayarsanız onu alırsınız. Siz dünyayı nefret ve tahripkârlıkla doldurursanız, biçeceğiniz elbette tahriptir. Rüzgâr ekin, kasırga biçersiniz.

Gönlünüzde her şeye karşı sevgi oldukça ve hiç kimseye, hiçbir şeye karşı kötü niyet taşımadıkça ( ki bu bütün varlıkları kapsar), siz sonsuz yaradılış sürecine yardımcı olursunuz. Bu, sizin de bir bölümünü oluşturduğunuz geniş yaradılış şeması içinde sizin yapabileceğiniz büyük bir katkı olur.

Bu çalışma sahasında asla cesaretiniz kırılmasın; yanlış anlamalarla, duygusuzluklar, anlayışsızlıklar, budalalar, hem kötü niyetli hem masumca zulümlerle karşı karşıya geleceksiniz. Silâhınız her zaman için derindeki spiritüel gerçeklerin bilgisi olmalıdır, ta ki tabiatın hazırladığı nimetleri herkes paylaşabilsin, ama ne var ki insanın açgözlülüğü onun düşüncelerine baskın çıkmıştır.

Bütün yaratılanlar birbirleriyle iç içe örülüp dokunmuşlardır. İnsanın sorumluluk sınırı kendi akraba ve yakınlarından öteye uzanır çünki o, kırdaki hayvanlar ve havada uçan kuşlara hâkim kılınıştır. Öyleyse, kendisine hiçbir kötülüğü dokunmamış olan hayvanlara yapılan zulümleri önlemelidir.

Cesetleri insan bedenlerini süslesin diye hayvanların öldürülmesi Plân’a dahil değildir!.. Bütün zulümler, özellikle lüzumsuz olanlar nefretle karşılanmalıdır. Dilsiz yaratıkların hakkını korumak için öne atılanlar, mücadelelerine, daima bu konu ile ilgili moral esasa başvurarak devam etmelidirler. Kuşa ve hayvana zulmeden, insana karşı da zalim olur.

Zulüm sahneleri karşısında yürekleri harekete gelen ve merhamet ile eriyenler canla başla çalışmaya devam etsinler ve bilsinler ki zafer sonunda onların olacak. Bilgisizlik yüzünden pek çok zulüm yapıldı ama gözler açılıp, bilgi gelince zulüm ortadan kalkacak. Siz gerçeğe açık olunca, o gerçeğin diğer yönlerine de kendinizi açmış olursunuz. Eğer ruhunuz uyanmış ve tesir almış ise, kurtuluş yolunda yola çıkarsınız. Uzun tekâmül yolu üzerinde bazı evrelerde, Büyük Ruh hayvana nefes üfledi ve o kendi varlığından haberdar bir canlı ruh, şuur hâline geldi. Daha sonra aklın şafağı söktü; zekâ gelişip çiçeklendi; muhakeme, düşünme kabiliyeti, karar verme, tartma ve dikkate alma gibi kabiliyetler oldu. Fakat potansiyel hâlde bunların hepsi zaten önceden vardı. Evrim çizgisi üzerinde ne kadar geriye doğru giderseniz gidin, bu böyledir. Bu yeteneklerin uyandırılabilmesi için Büyük Ruh’un nefesine lüzum vardı.

Büyük Ruh, bir ilâhî kıvılcımın bir alev hâline gelebilmesini nasıl sağladıysa, siz de aynı şekilde, o aynı süreci, şefkatinizin himayesinde yaşayan hayvanlara sevginiz aracılığıyla aktarabilirsiniz. Siz Büyük Ruh’un parçasısınız, ruhun niteliklerini, hemen yanıbaşınızdaki tekâmül hattına intikal ettirme gücüne sahipsiniz. İlişkilerinizle, sevgi yaymanızla, sizi tekâmül akışı içinde bir gün kendi zirvesine ulaşacak olan o şuuru uyandırabilirsiniz.

Bir safhada hayvan ve insan evrimi, kaçınılmaz olarak birbirinin refakatinden ayrılacaktır. Bu ayrılış, sizin zaman ölçülerinizle yüzbinlerce yıl alabilir, fakat onların tekâmül hızları insanlarınkine eşit değil. Hayvanın geride bırakılması gerekecek, çünki o, daha büyük ışığa doğru hamle etmek için karşı konulmaz bir itiliş içinde bulunan, durmadan büyümekte olan insan ruhuna ayak uyduramayacak.

Sizler bir kere madde perdesini geçip de, kendinizi spiritüel hayatın şartlarına alıştırınca, sizi dünyaya bağlamakta olan bağların koptuğunu fark edince, ilerleme arzusu, gelişme arzusu, coşup yükselen ilâhî gücü meydana çıkarma özlemi uyanır. Bütün yeteneklerinizin açılıp ortaya çıkmasına çalışırsınız. Onları kullanmanız sizi, her nerede olursanız olunuz, daha büyük hizmetleri yapabilecek duruma getirir.”

Tekâmül Nasıl Yürür?

“Spiritüel tekâmülün ne kadar daha yüksek seviyelerine ulaşırsanız, hayvanların size ayak uydurması o kadar güçleşir. Böylece, bir süre için, ölüm ötesinde de yanmaya devam eden bir alevi canlandırmış olan sevgi yavaşça hafifler. Alev titrer ve sonunda o türün grup ruhuna dahil olur.

Her ne kadar bir genel yaradılış şeması var ise de, o, tezahürlerine göre farklı yollar takip eder. İnsanın sahip bulunduğu gibi, bireysel şuura henüz ulaşmamış olan hayvanlar için grup ruhları vardır.bazı hayvanlar, insanlarla temasları dolayısıyla, onlarınkine benzer bir şekilde kendi bireysel şuurlarını kazanmışlardır ve bu temas onların bireyselliklerinin gelişmesine yardım eder.

Bütün hayatın, birleştirici olan bir ruh akrabalığı vardır. Nerede hayat varsa orada ruh vardır. İnsanın vahşeti havyam tekâmülünü geciktirmede etkili oluyor, insanın insafsızlığı ve zalimliği kendi tekâmülünü de geciktirmesi gibi. Süreçler birbirine benziyor. Bütün hayat birbirine yardım, işbirliği ve hizmet üzerine kurulmuştur.

Amaç en başta dikkate alınan konudur. Bir hayvana yapılabilecek dünyasal hiçbir yardım kalmadığı zaman, onun maddî hayatına bir son nokta koyarsanız, amacınız iyi bir amaçtır, böylece amaç olarak iyi not alır ve yardımcı da olur.

Fakat eğer hayvanların bütün doğal haklarına karşı tam ve katı yürekli bir umursamazlıkla onları öldürürseniz, o zaman amacınız bencilcedir. Ne kendimize ne de onlara iyiliğiniz olmaz ve onlara yardım edilmesi zorunluluğu ortaya çıkar.

Birçokları var ki kendilerini, kendi haklarını koruyamayan, sevgileri, sadakatleri, güvenleri çoğu zaman maalesef ne yaptıklarını bilmeyenler tarafından insafsızlık, zulüm ve işkence ile ödenenlere, hayvanlara yardım etmek hizmetine kendilerini adamış durumdalar. Bu, sizin ‘uygarlık’ kelimesiyle yumuşattığınız şeyin üzerine ağır bir yük ve çirkin bir lekedir.

Sizi canlandıran aynı ruh ile canlandırılmış olan ve sizin gibi aynı tekâmül yolunu paylaşan varlıkların zalimce istismar edilmeleri ve azaba sokulmaları Kızılderililere gösterilen vahşîce davranışa örnektir.

Spiritüel kazancın işareti şefkat ve merhamettir. Şefkat olmadıkça spiritüel tekâmül yoktur. Şefkat bütün varlıklara karşı gösterilmelidir, bütün hayvanlara, bütün varlıklara, ilâhî ruhun dünyanızda mevcut bütün tezahürlerine karşı gösterilmelidir. Tekâmül yolunda biraz daha ilerlemiş bulunanlar, içinde yaşadığınız dünyanın kopmaz ve bütünleyici parçası olan her şeye karşı onların görevleri olduğunu bilirler.

Muhalefet ne kadar kuvvetli de olsa, engeller ve zorluklar görünüşte ne kadar büyük olsa da, iyilik yolundaki hiçbir çaba sonsuza dek kaybolmuş olmaz.

Bizim dünyamızda uzun bir öncüler hattı var ki onlar bütün varlıklarını bu mücadele yolunda seferber etmişlerdir ve bu zulüm kamçısını dünyanızdan kaldırmayı başarmak çabası ile hâlâ meşguller.

Tekâmülde iki yol vardır. Birisi fiziksel olandır; bunda insan, tür olarak hayvan atalarından türemiştir. İkincisi şimdiki formu içindeki hayvan tekâmülüdür.

Bütün hayat bütün formları ile birbiriyle girişim, birbiriyle dayanışma hâlindedir. Aralarında sıkı bir ilişki ve akrabalık vardır, çünki bütün hayat ruhtur. Sonsuz olduğu içindir ki sonsuz sayıda tezahürleri vardır. Hiçbir tezahür bir diğerinden kesilip ayrılamaz.

Bir hayvanın ruhu, özü itibarıyla bir insan ruhuyla tamamıyla aynıdır. Her ikisi de aynı ilâhî kaynaktan gelirler. Fark bir nitelik farkı değil, bir derece farkıdır. İnsanlar ve hayvanlar için birbirinden ayrı, birbirine paralel tekâmül kanunları vardır. Onlar enkarnasyonlarının ve bunun bizim dünyamızdaki hemen sonraki yakın safhadaki amaçlarını gerçekleştirdikleri zaman bu tekâmül dalları birbirinden farklı yönlere doğru yönelirler.

Bu nedenle, her ikisinin de yerine getirecekleri fonksiyonları vardır. İnsan, ruhsal doğası açığa çıktıkça ve kendisindeki saklı mükemmellik gitgide daha büyük ifadelere ulaştıkça, yavaş yavaş kişilikten sıyrılır ve onda bireysel ruhun bedenî ifadesi gitgide daha az beşerî bir hal alır.

Siz ancak sonsuzluğun ulaşabileceği o mükemmelliğe doğru yaklaştıkça, kişiliğiniz silinip kaybolmaya, bireyselliğiniz ise kuvvetlenmeye, daha çok belirmeye devam eder. Aynı şekilde hayvan da, gerçekleştirmesi gereken sevgi mevcut olduğu sürece, insan ile ilişkisini devam ettirir.

Bütün canlı türlerinin gerek sizin gerek bizim dünyalarımızda oynayacakları, kendilerine özgü rolleri vardır. Hiçbir varoluş tesadüf veya rastgele değildir. Büyük Ruhun mükemmel plânı her varlığın, her bir hayat formunun kendinden Bütün’e ekleyeceği bir katkı bulunmasını gözetmiştir. Dünyanızda lüzumu olmayan, bu nedenle fiziksel olarak yok edilmeleri gerekli olan türlerin bulunması diye bir şey yoktur.

Sonsuz zihin bütün yaradılış düzenini kurmuş ve her şeyi kapsayan bütünün içinde her bir varlığın oynayacağı kendine has bir rolünün bulunmasını sağlamıştır. İşte insanın, bütün yaratıkların en yıkıcısı hâline gelme bundan dolayı yanlıştır.


Vahşî hayvanlarla insanların birlikte yaşamaları gitgide daha alışılmış bir şey oluyor. Bu, sevginin korku duvarlarını yıkmasıdır. Eğer insan öldürmeseydi, kasap gibi davranmasaydı, hayvanlar âleminde korku olmayacaktı. Yardımın olduğu yerde ( fizik yardım değil, psişik yardım) insanların yakınlığını arayan hayvanlar olacak ve bu da tekâmül yolunda onların birbirlerine yardımlarını sağlayacak.

Hatırlayınız ki tekâmül düz bir çizgi değildir, inişleriniz ve çıkışlarınız olur; bir spiral takip edersiniz. Bazı zamanlar olur ki kendinizi kutsal yüceliklere yükselir gibi hissedersiniz, başka zamanlarda sanki şeytanî derinliklere doğru düşersiniz. Fakat ne olursa olsun, plân açılıyor ve tekâmül gerçekleşiyor.

Sevgi aslına ulaştıkça, her şey bir arada bulunacak. İçinde yaşadığınız dünyayı zehirleyen, dertlere yol açan, uyumsuzluğu ve keşmekeşi yaratan varlık insandır, yıkıcı insan, öldürücü insandır… Bütün bunlar onun eseridir. Büyük Ruh’un değil, hayvanların değil, hür iradesini kötüye kullanmasını ve kendi üstünlüğü hakkında beslediği hülyası yüzünden insanın eseridir.

İnsanın, kendi kardeşlerini, hangi hayat formu içinde olursa olsunlar sömürmesi, yok etmesi Plân’a dahil değildir. Öldürülen, kesilen hayvanların buna razı ve gönüllü olmadıklarını size söylememe gerek yok. Bilhassa bazıları hassasiyete ve idrake sahip bulunmaktadır. Bu anormal ölümler, anî şoklar gibi bir uyumlanma aşamasına ihtiyaç gösteriyor. Daha üstün varlıkların insandan sorumlu olduklarını bildikleri gibi, eğer insan da bütün yaradılışlara karşı taşıdığı sorumluluklardan haberdar olsaydı, hayvan tekâmülü hızlanmış ve daha bireyselleşmiş durumda olurdu.