RUH GÜCÜ BURADADIR ve BURADA KALACAKTIR – 1
“Hizmet etmeye çalışanlara aramıza hoş geldiniz demekten dolayı çok mutluyum.” Dedi Silver Birch. “Size, yabancı olmadığımızı, çünki çalıştığınız yeri tanıdığımı söylemek isterim. (*) Orada bir hayli zaman yardımcı olmaya devam ettim. Bazı kimseler var ki yaptığım yardımların pekâlâ artırılabileceğini zaman zaman düşünürler ama, sizler gibi ben de yürürlükteki şartlar altında ancak elimden gelenin en iyisini yapabilmekteyim.”
Rehber, o gazetenin çıkışına öncülük eden bazı gerekli safhalardaki işlerin içinde çalışmış olduğunu söyledi. “Ben bizim dünyamızdaki hazırlıklarla ve bilginin basılmış sözler aracılığıyla size ve diğerlerini içine alan genel plânda yer almış ( o plânın parçası olan) birçok yücelmiş varlıklarla bağlantıdayım.”
Dağıtım ve reklâm menajerliğini yapan ziyaretçi, bunun kendisine büyük güven ve cesaret verdiğini söyledi. “Sizin öğretilerinizden aldığım eğitim için derinden şükrederim.” diye ekledi.
“Bu sözlerinizi işittiğime şükrediyorum.” dedi Silver Birch. “Bu misyonda başarı gösterdiğimi hissetmek benim için büyük bir anlam ifade eder. basılı sözler devamlılığa sahiptir. Konuşulan sözler ise bir teyp bandı ile kaydedilmediği takdirde geçip gitmiştir. Fakat basılı yazıya ulaşmak, onların üzerinde durmak, düşünmek, gizli kalmış daha başka anlamları görmek için bir iki sayfa geri çevirmek daha kolaydır.
Sonra belki haftalar, aylar veya yıllar sonra o sayfalara yeniden döner, karşılaştığınız problemleri, zorlukları çözümlemek için daha başka anlamları bulabilirsiniz. Yazılı sözlerin paha biçilmez
…………………………………………………….
(*) Two Worlds ve Psychic News dergilerinin hazırlandığı büroları kastediyordu.
değeri budur.
Ruhun gerçeklerini yaymakla görevli olan hepimiz bu işin başarıya ulaşmasına önem vermekteyiz. Zorluklar, problemler, engeller, hep tekrarlayacak. Bunlar Plân’a dahildir. Siz ne zaman ki problemleri halledersiniz, ne zaman ki zorluğu yenersiniz, işte o zaman ruhun daha büyük güzellikleri daha dolgun şekilde çiçek açar. Zorluk, karşı konulması ve alt edilmesi gereken bir meydan okuyuştur.
Fakat maddesel doğada olan hiçbir zorluk, engel yoktur ki ruh gücünden daha büyük olsun. Eğer siz şartları sağlarsanız, eğer kendinizi bağlantı kurmaya elverişli kılarsanız, eğer gönlünüzü ve ruhunuzu açar ve alıcı hâle getirirseniz, ruhun gücü, birçok yerlerde olduğu gibi, galip gelecektir..
Ruh gücü dünyanızda kalmak üzere buradadır. Hiçbir dünyasal kuvvet, hiçbir dünyasal kuvvetler topluluğu, ne kilise, ne mabetler; hiçbir din, hiçbir felsefe veya bilim onu sürüp atamayacak. O burada kalacak, çünki yerine getireceği yüce bir hedefi var.
Dünyanız insanları kendi kendilerini kurtarma yoluyla kurtuluşa ulaşmayı öğrenmek zorundalar. Ancak işbirliği ve hizmet gibi spiritüel prensipleri uygulamak suretiyle, dünyanız için esas olan üstün nimetlerden yararlanabileceklerini öğrenmeleri gerekiyor. Ve ben maddî nimetleri değil, zihinsel ve ruhsal nimetleri de kastediyorum.”
Hürriyetin Hayatî Önemi
“Dünyanızda zihin, beden ve ruh olgunluğu olması gerekiyor. Biz hangi şekilde olursa olsun tutsaklığa karşıyız. İnsan kendisini kendi bağladığı tutsaklık bağlarından kurtarmalıdır. Onu canlandıran ruhun, dünyanızda bütün diğer varlıklara ve yaratıklara can veren ruh olduğunu fark etmesi gereklidir. Ruh gücü onların hepsini kuşatır ve onları bir araya getirir, onların varoluşlarından sorumlu olan Büyük Ruh’un gözünde onları bir eder.
Hayatın realiteleri hakında anlayış, ruhsal bir anlayış kazandırmak için yaptığımız bütün işlerin ardında olan budur. Ona ulaşmak kolay olmayacak, çünki bu dersler ancak insanları çaresiz bırakan fakat gerçekte onlara kendilerini bulabilmeleri için araç olan zorluk, buhran, hastalık, matem ve dertler aracılığıyla öğrenilebilir.
Bu nedenle yapacağınız işler var fakat bunun için bol boş vaktiniz var. Asla ümitsizliğe kapılmayın. Hepimizin arkasında Büyük Ruh’un gücü, evrendeki en büyük güç olan kudret var. Bazı gerilemeleriniz olur. Sadece med dalgaları değil, cezirler de var. Fakat ruh gücü devam edecek. O asla bitmeyecek.
Nerede hayat varsa orada ruh vardır. Durgunluk ve atalet bizim düşmanımızdır, çünki ruh gücü onların olduğu yerde akamaz. Siz bize ruhsal gücün içinden akacağı kanalları veriyorsunuz. Bizim istediğimiz kendilerini adamış varlıklardır. Bu insanlar oynatılacak kuklalar değil, onlarla çalışmayı isteyeceğimiz şekilde bizimle çalışacak olan istekli uygulayıcılardır.”
Ziyaretçi, “Elimden geleni yapmaya çalışacağım.” dedi.
“Size söyleyeyim. Bu iş içinde belki bizi yüzüstü bırakacak birçokları olacak, ama biz onları yüzüstü bırakmayacağız. Ruh yolunda çalışan hiç kimse ne unutulabilir, ne gözden kaçabilir, ne de ihmale uğrayabilir. Bütün ihtiyaçlarınızdan haberdarız. Onların yerine getirilmesini sağlayacağız. Nerede yardım gerekirse orada yardım edeceğiz. İlham verebilmemize elverişli âletler ( kişiler) bulduğumuz her yerde ilham vereceğiz.
Bu kudret düşmüşleri kaldırabilir, hastaları şifalandırabilir, yas tutanların gözyaşlarını silebilir, yolunu şaşırmışlara yön, yorgunlara kuvvet verebilir. Fakat bunları yapabilecek ellerin hepsi sizindir, bizim değil. Siz elleri sağlayın, biz kuvveti sağlayacağız. Bizim aradığımız şey işbirliğidir. Biz bir şeyleri dikte etmek hevesinde değiliz. Ümit ederim ki bu söz yardımcı olur.”
“Gerçekten öyle.” diye cevap verildi Rehbere.
İkinci ziyaretini yapmakta olan genç bir gazeteci hava kazaları hakkında bir soru sordu. “Çözemiyorum, çünki bu olayların kurbanlarının ve akrabalarının,bir karmik borcu ödemek için plânlanmış olup olmadığına karar veremiyorum. Eğer bunlar plânlanmış ise neden insanlar bu kazalar hakkında önseziler ediniyorlar? Bu önseziler görünüşte bütün olayların seyrini değiştiriyor.”
“Bu önemli bir soru. ‘Plânlanmış’ kelimesini sevmiyorum. Bu kelime sanki sizin dünyanızda bir faciayı plânlamak üzere amaçlı bir girişim var olduğunu önceden farz etmek gibi bir şey telkin ediyor. Olan her şey Sebep-Sonuç zinciri dolayısıyladır. Bu trajedilerin kurbanlarına gelince –sizin lisanınızı kullanmak zorundayım- unutmayınız ki tablonun bir diğer yüzü vardır.
Dünyanızdaki insanlar için ölüm korkulacak bir şeydir. Fakat bizim için sevinç verici nitelikte bir şeydir. Dünyanıza bebekler doğduğu zaman burada bizim dünyamızda birçok ağlayanlar vardır. Ölüm ölenlere hürriyet getirdiği zaman bizler seviniriz.
Anlaşılması zor olabilir fakat sonsuz plânda kaderin kendine özgü bir yeri vardır. Bu büyük ve karmaşık bir konudur ki içinde kader ve hür irade kendi rollerini oynarlar. Her ikisi de doğrudur. Takdir edilmiş kader içinde kısıtlanmış bir hür irade vardır. Bu konunun en basit açıklaması bu oluyor.
Önsezilere gelince, insanlar zaman zaman kendilerini bir an için alışılmış olan üç boyutlu algılama çerçevesi içinden kurtarıp, ne kadar gelip geçici de olsa, bir an için zamanı kendi boyutundaki hâli ile idrak edebilirler. Ümit ederim ki açık ve seçik oldu.
Fark etmeye çalışmanız gereken şey bir ‘sonsuz şimdi’dir. Sizin zaman ile dünya şartları içindeki ilişkiniz, sizin geçmiş ve gelecek diye adlandırdığınız şeyleri belirliyor. Zamanın kendisinde geçmiş ve gelecek yoktur. Siz eğer üç boyut engellerinden sıyrılıp zamanın gerçek hâli ile uyumlu hâle gelebilirseniz, size göre gelecek olandan şimdiki an içinde haberdar olursunuz. Anlaşılıyor mu?”
“Evet, anlıyorum.” dedi soru sahibi.
“Şimdi gelelim bu haberdar oluş neye yarar, o ayrı bir mesele. Bu tam anlamıyla fizik üstü veya spiritüel bir seviyede değerlendirilebilir. Salt psişik olan ile spiritüel olan aynı şey değildir. Sizin ‘duyular ötesi idrak’ dediğiniz bir şey var ki bunun sizin spiritüel tabiatınızla hiçbir ilişkisi olmayabilir, fakat sadece sizin fizik duyularınızın bir uzantısı olabilir.”
Bu konuşmalar arasında felâket, trajedi gibi kelimeler kullanıldığında Silver Birch şunları söyledi: “Ben hiçbir zaman sizlere sadece fiziksel görüntülere bakmayı öğretmiyorum. Her zaman şunu takdir etmeye çalışın ki sonsuzluğu fiziksel bir ölçü çubuğu ile ölçemezsiniz. Sadece fiziksel gözlerle bakıldığında, dünyanız adaletsizlerle doludur. Fakat bir taviz olduğu gibi bir telâfi de vardır. Ruhsal muhasebe daima dengeye getirilir. Dünya, sonsuz bir hayatın ancak çok minik bir parçacığıdır. Sizin trajedileriniz çoğunlukla bizim mükâfat veya lütuf saydıklarımızdır. Sizin fayda saydıklarınız çoğunlukla bizlere göre trajedilerdir. Bizim dünyamızda ruhsal değeri olmayan veya önemsiz gördüğümüz şeylere siz büyük önem verirsiniz. Sahip olmak, dünyasal servet ve güç kazanmak, hükmetmek, benlik gibi arzulardan bahsediyorum. Açgözlülük ve cimrilik dünyanızdaki birçok zihinleri motive eden şeydir.
Sizin anlayışınıza göre ölüm bir trajedidir. Fakat bunun ölen için mutlaka trajedi olması gerekmez. Olayların büyük çoğunluğunda ölüm bir hürriyete kavuşmadır. Bizim dünyamızdaki hayatın harikalarını, güzelliğini, ihtişamını ve ışığını siz tasavvur edemezsiniz. Bunu size tasvir edecek lisanı bulmak imkânsız. Size, çelişme korkusu olmaksızın şunu söyleyeyim: Ölüm çoğu zaman hürriyet getirmek üzere hücrenin kapısını açan gardiyandır.”