RUHSAL İLETİŞİM - BEYAZ KARTAL - BÖLÜM 10

RUHSAL İLETİŞİM

Anlamanızı istiyoruz ki, ruhsal iletişim, insanların düşünce ve anlayışlarını, yüksek ruhsal gerçeklere hazırlamada ilk ve oldukça önemli bir basamaktır.

Ruhçular, yaptığı tecrübeler aracılığıyla, öteâlemdeki pek çok değişik koşul ve durumdaki ruh varlıkları ile bağlantı kurmuşlardır. Bu tecrübelerin içinde faydalı olanlar bulunduğu gibi olmayanlar da vardır. Fakat daha nitelikli bağlantılar kurabilmenin yolu bencillikten sıyrılmak ve karakterimizi geliştirip büyütmektir.

Herhangi bir karanlık nokta olmadan, öteâlemdeki hiçbir geri seviyeli varlık, auranıza etki etmeye kalkışamaz. Tekrar söylüyoruz, siz, tüm varlığınızla kararınızı verdikten sonra hiçbir sıkıntılı, rahatsız varlık size etki edemez.

Bunun için kendi evinizin efendisi olmalı ve tüm girişleri kilitleyebilmelisiniz. Sizde alınganlık, kırılganlık, kibir, gurur olmadıkça hiç kimse sizi etkileyemez, üzemez; eğer varsa, bilin ki nedeni kendinizsiniz.

Yeni ölmüş bir varlıkla daha önceden bedenini terk etmiş bir varlık arasındaki kopukluğu gidermeye çalışmak, belli şartlar altında gerçekleşebilir. Bu, sanki sevdiğimiz bir kimsenin uzun bir seyahate çıkarak gittiği yeni ülkesinden, bize, oraya sağ ve esen vardığına, emniyette olduğuna, sağlığının iyi olduğuna dair haber göndermeye çalışmasına benzer. Ama öteâleme yeni gelmiş bir varlığın, coşkulu bir şekilde düzelmeyi istemesi ya da geride kalmış ve yakınını kaybetmiş birisinin mutlaka yardım ve teselli ihtiyacı içinde olması pek yaygın bir şey değildir.

Bu veya diğer nedenlerden dolayı, bir medyom aracılığıyla ruhsal dünya ile bağlantıya geçmeye çalışmak da uygundur. Fakat bağlantı bir kere sağlandıktan ve perdenin her iki tarafında bulunan varlıklara barış ve huzur getirdikten sonra şu nokta anlaşılmalıdır ki, her iki varlığın da kendilerine ait hayatları ve yerine getirecekleri sorumlulukları vardır.

Ruhsal dünyadaki vazife ve sorumluluklarınızı maddî şeyleri bahane ederek bir kenara itmeyin ve muhakkak kendi kendinizi idare etmeye karar verin. Yürekli olun, hayata tekrar daha açık yüreklilikle sarılın. Böylelikle çok sevdiğiniz ruh dünyasına olan yakınlığınız da artacaktır.

Bazı ruhlar, dünyadaki insanlara yardım etmek için özel görevlerle doğarlar. Bunların içinde, iki varlık âlemi arasında bağlantı kurmak için yıllarca çalışmış olanları vardır. Onların yaptığı vazifelere, hem çok önemli, hem de çok fedakârca olduklarından değer verilmeli ve bu tür bağlantılara harcanan zaman kutsal sayılmalıdır.

Öteâleme geçmiş varlıkların hepsi, dünyadaki insanlara bir şeyler anlatmak için geri gelmezler. Bu yüzden, eğer öteâlemden belli bir süre mesaj alamazsanız, meraklanıp üzülmeyin. Bilin ki, onlar bir yer hazırlamaya gitmişlerdir; sizin ve onların dışsal hayatları, siz kendi iç varlığınızın farkına varana kadar bir müddet ayrılmalıdır, böylece daha sonra onlara tekrar erişebilirsiniz.

Bizim tüm amacımız, ruhsal niteliklerden bahsederek her birinize yardım edebilmek, böylelikle doğal ve doğru bir biçimde, ruh dünyası ile sizlerin dünyası arasında, tatlı ve yüce bir bağlantı sağlamaktır.

Ruhta hiçbir ayrılık olamaz. Sadece “benlik” ayrılır ve ayrılıktan doğan ıstırabın çoğu da benlik yüzündendir. Kendinizi analiz ederken merhametsiz olun, egonuz ve kendine acıma duygunuz yüzünden neler kaybettiğinizi ve sonradan da düştüğünüz yalnızlığı, acı ve üzüntünüzü gözleyin. Birliği ararken tüm bunları bir kenara bırakmalısınız, yoksa bunlar sizi ve sevdiklerinizi incitebilir.

Her şey birliğe, tekliğe doğru giderken niçin tek başınıza kaldığınızı düşünüyor ya da ayrılık duyuyorsunuz? Her bir hayat, okyanus içindeki bir damla su gibidir; ister okyanustan ayrı, ister okyanusta olan bir damla su olsun, o yine de sudur ve bütünün bir parçasıdır.

Ve aynı zamanda ( benzetmemizi değiştirerek) her bir insan ruhu embriyo hâlindeki bir Tanrıdır ve bir bütün olarak insanlık teklik içerisinde Tanrı’ya bağlı olarak- tanrısal bir ünite oluşturur. Her bir ünite diğer ünitelerle kendisini birarada tutacak ya da ayıracak kudrete sahiptir, fakat Tanrı’dan asla ayrılmaz.

İnsanın öz varlığı tanrısal niteliklidir. İnsan Tanrı’nın suretinden yaratılmıştır. İnsan, bu aşkın hakikati tam olarak anladığında, tüm dünyasal ve düşük seviyeli işler hallolacaktır. Böylelikle insan “burada” ve “orada” kelimeleri yerine “her yerde” kelimesini hissedecek ve düşünecek, hiçbir şey kendini Tanrı’dan ayıramayacak, hiç kimse kendi başına yaşamayacak; gözyaşı, üzüntü ve ölüm insanlar üzerindeki tehdidini yitirecektir.

Bireyselliğiniz, sizin hem koruyucu kılıfınız hem de esaretinizdir; duygu ve düşüncelerinizi ferdî benliğiniz etrafında odakladığınız zaman, hakikî kendiniz hapsolur kalır.

Dış benliğin altında, içeride, tüm diğer varlıklara ilgi, sevgi, sempati bağları ile, görünen ve görünmeyen âleme, dünyanın meleğine, İsa’ya, Tanrı’ya bağlı olan gerçek insan yatar. Zaten bu da böyle olmalıdır, çünki iç benliğe açılan başka hiçbir yol yoktur.

Kendi kendini bütün bu hayatlarla paylaşmak zorundadır ve aradaki tek bağ ya da sınırlama evrenin kendi sınırlarıdır.

Bizler O’nun suretinden yaratıldık; tüm evren Tanrı’nındır ve de iyi olan insan Tanrıdır.