KORUYUCU MELEĞİNİZ - BEYAZ KARTAL - BÖLÜM 13

KORUYUCU MELEĞİNİZ

Hristiyanlık, öncelikle meleklerin gerçekliğine inanmayı ortaya koymuştur, ama bugün melekler insanın evren hakkındaki görüşlerine sığmıyor.

Bugün melekler hayal ürünü birtakım mitolojik varlıklar, yaratıklar olarak kabul edilmektedirler. Ruhunuzu koruyan, gerçek ve canlı bir varlığı anlamakta güçlük çekiyorsunuz. Korkunç olan fikir aslında bu. Fakat sezgilerini kullanabilen, o sükûnet dolu sesi duyabilip ona uyan akıllı kişi, onu destekleyen bir koruyucu meleğinin olduğunu anlar.

İçtenlikle söylüyoruz ki, dünyadaki her varlığın, karmanın efendileri tarafından belirlenmiş bir koruyucu meleği vardır.

Kayıt tutan bir meleğin olduğu fikri unutulmuş olsa da yine de şunu söyleyebiliriz: yaptıklarınızı izleyen, tanrı’nın sesine ya da şuurun alçak seviyeli tarafları için kullanılan şeytanın cazibesine karşı verdiğiniz tepkileri gözlemek üzere görevlendirilmiş bir melek vardır.

Bu görevli melekler dünya üzerinde doğmamışlardır; başka bir hayat çizgisini izleyerek, melek krallığına ulaşmak için tekâmül ederler.

Bu nedenle, bu melek varlıkları kendi rehberiniz ve yardımcı varlıklarınızla karşılaştırmayın. Rehberiniz ve yardımcı varlıklarınız sizinle yakınlaşıp birlikte çalışmayı istemelerine, onların da büyük tanrısal plânlarda yerleri olmalarına rağmen insanlığa yaptıkları hizmet, meleklerin yaptığından farklıdır.

Koruyucu meleğiniz sizi hiçbir zaman terk etmez. Bedene bağlandığınız andan, onu terk etme anına ve de sonrasına kadar koruyucu meleğiniz sizinle bağlantıdadır. Karmanızla daia ilgilenir ve karmanın efendisinin kontrolü altında onu yönlendirir.

Meleklerin şahsiyeti yoktur, şu anlamda ki, onun size karşı görevi sadece karmik yükümlülüklerinizi yerine getirmeniz veya karmanızı düzeltmeniz için önünüze çıkan fırsatları gözlemek ve sonucu, sizin hesap defterinize işlemektir.

Demek ki yapılan her uygulama aslında bir fırsattır. Nefsiniz bazen, “Bu sıkıntılara katlanmak istemiyorum; ne sıkıcı, ne baş belâsı bir iş; ben bu işi yapmak istemiyorum.” der.

Ve içinizden gelen bir ses ise size, “Fakat biliyorsun, bu işi yapmak zorundasın.” der. Ve nefs buna, “Evet biliyorum, ama yapmak istemiyorum ve yapmayacağım.” diye cevap verir. Ve siz o işi yapmazsınız. Bu gibi olaylarla hesap defterinize işaretler konulur.

Hepinizin mükemmel olduğunu veya alnınızın açık olduğunu zannetmeyin. Ama öğrenmeniz gereken şeyleri sizlere vurguluyoruz. Kendinizi çok sıkmayın, bir iki hatanız olmuşsa bunu fazla dert etmeyin. İçinizdeki görünmeyen o kuvveti, bütün kusurları düzelten kalbinizdeki sevginin gücünü hatırlayın.

Kalbi sevgiyle dolu olan bir insan hiçbir zaman yılmaz, gereksiz yere canını sıkmaz; ne kendisi, ne başkaları, ne sevdikleri, ne de bedeni için gözyaşı dökmez, çünki onu yaşatan, dik tutan ilahî güçtür, ışıktır; bu yüzden hiçbir şey ters gidemez.

İşler ancak kişi hayıflanmaya ve hayatın gerçeklerine ters düşmeye başladığı zaman ters gider ve siz, şöyle dersiniz, “Hayal kırıklığına uğradım, çünki işler benim, benim istediğim gibi gitmiyor!” sonra da ıstırap ve kaos başlar. Çünki bağlantı kesilmiştir. Keşke, gerçeği yaşayabilmek için dayanağınız Tanrı’nın huzuru olsa!

Fakat tökezlediğiniz ve her şey gözünüze karmakarışık gelmeye başladığında, yanınızda size yardım edecek birileri olduğunu hatırlayın. Koruyucu meleğiniz sizin tökezleyip yere düşüşünüzü görür, fakat sizi hiçbir zaman suçlamaz.

Size, “Sana böyle olacağını söylemiştim.” demez. Bunun yerine kalbinize şöyle fısıldar: “Cesaret, tekrar ayağa kalkmana yardım edeceğim. Etrafına bakın, dikkatli ol! Tanrı hâlâ cennetindedir ve O, her zaman iyidir.”

Özellikle, üst üste yediğiniz darbelerle yere serilecek gibi olduğunuz zaman bu sese iyi kulak verin. Mizah duygusunu elden bırakmayın, fakat dizlerinizin dermanını da tüketmeyin. Ayağa kalkın ve omuzunuzdakinin size her zaman yardıma hazır olduğunu hatırlayarak kendi ayaklarınızın üstünde dimdik durun!

Tuttuğunuz yolda yürümekte ısrarlı olun ve sakın üzülmeyin. Çoğumuz, her şey yolunda gittiği zaman kendimizi iyi hissederiz, ama ruhun dayanıklı olup olmadığı, ancak bütün işler tersine gittiği zaman gülümseyebilmesi ile belli olur.

Unutmayın ki, daha yüksek hayat plânlarına çıkmayı, ancak dünyada yaşanan uygulamalar aracılığıyla örenebilirsiniz. Olup bitenler aslında, tanrı’ya ve daha yükseklere karşı duyulan arzudur.

Bedensiz bir ruhun da, ruhun güzelliklerine, ruhsal hayatın hakikatlerine, bedene girmiş bir ruh kadar uzak kalabileceğini biliyor musunuz? Ancak inançla yapılan ruhsal faaliyetler buraya ulaşır ve aradaki perde kalkar. İşte o zaman güzellik âlemine dalabilirsiniz.