NEDEN HATIRLAYAMIYORUZ?
Bize, tekrardoğuş teorisi hakkında ne gibi bir kanıt gösterebileceğimizi sorabilirsiniz. Cevabımız şu ki, ruhsal olan şeyler ancak ruhsal yolla ispat edilebilir.
Tekrardoğuşa ait kanıtlar azdır ( ama yine de ispatlanmış çok sayıda olay söz konusudur). Hakikaten bu, diğer ruhsal gerçekler için de böyledir, fakat kanıt sizin kendi tecrübelerinizin sonucu olarak yine kendi sezgileriniz aracılığıyla size gelecektir.
İlâhî sırlar hakkında insanın bilgi edinebilmesinin tek yolu sevgi ve fedakârlık yoludur.
Ruhsal tekâmülde belli bir yeri olan akıl, tek başına gerçekleri açıklayamaz; fakat anlayışın uyanmasında önce aklın geliştirilmesi elbette ki önemlidir.
İnsan geçeği bulmak için çok fazla okur, fakat gerçeğin kalbi ruhun içinde yatmaktadır ve gerçeği ancak kendiniz için bulabilirsiniz, onu size hiç kimse veremez.
Açık bir tekrardoğuş anlayışı için araştırma yaparken kendi iç varlığınızdan haberdar olmalısınız. Kendi iç varlığınızla yüz yüze geldiğinizde artık ispat istemeyeceksiniz. Çünki ruhların tekâmül yolu öğrenilmiş olacak.
“Geçmiş hayatlarımızı niye hatırlayamıyoruz?” diye merak edebilirsiniz. Peki, iki-üç yaşındaki hâlinizi hatırlayabiliyor musunuz? Öyleyse yüzlerce, binlerce yıl önceki hayatlarınızı hatırlayabilmeyi nasıl bekleyebiliyorsunuz?
Hafıza, ne beynin içinde, ne de sizi saran astral ve mantal bedenlerinizin içindedir. Ama kozal beden dediğiniz, benim mabet dediğim o yüksek bedeni kullanabilirseniz, o zaman üçüncü gözünüz açılır ve hatırlarsınız, çünki semavî zihinle bağlantıya geçmişsinizdir ve o, tüm geçmişin kayıtlı bulunduğu bir depodur.
“Tekrardoğuşlar arasında geçen süre ne kadardır?” Bu konuda hiçbir kesin kural belirleyemeyiz. Bir insan iki yılda bir, üç yılda bir veya beş yüz yılda bir doğar diyemeyiz; böyle bir şey yanlış olur. Bir bedenden diğerine anında geçilir dersek de yanlış söylemiş olabiliriz. Tekrardoğuşlar arasında binlerce yıl geçer dersek de hakikati tam olarak söyleyebilmiş olmayız.
Her şey o varlığın kendisine bağlıdır. Fakat özel bir amaçla varlığın hızla tekrardoğması mümkün olabilir.
“Hangi aşamada ruh bedene bağlanır? Doğum anında mı, yoksa daha önce mi?” gibi sorular sorarsınız. Şunu söyleyebiliriz ki ruh, zaman geçerken yavaş yavaş kendini bedene bağlar.
Varlığın en olgun hâli 21 yaşından sonra görülmeye başlar, ama yine de biz kendimizi zamana bağımlı kılmamayı tercih ederiz. Ruh varlığı olarak annenin bedeni ile bağlantıya geçmek fiziksel gebelikten daha sonra gerçekleşir.
Sorabileceğiniz başka bir soru, ruhun herhangi geçmiş bir hayatına geri dönüp dönemeyeceğidir. Diyebiliriz ki, eğer bir kimse yolda güzel bir şeyi kaybetmişse, geri dönüp o şeyi araması önerilebilir. Buna ekminezi, geri gitmek mi diyorsunuz? Fakat unutmayın ki bir varlığın diğer bir varlığı yargılaması imkânsızdır; çünki yargılamak, aslında kendini kınamaktır.
Şöyle bir soru sorulabilir: “Bizler aynı aileye yeniden enkarne olabilir miyiz? Eğer öyle bir şey oluyorsa, ana babamız veya çocuklarımız hep aynı mı olur?”
Hayır, ama aynı ailenin üyeleri birlikte olmaya eğilimlidir. Aslında bağlantı bazen kardeşler, bazen baba oğul veya bazen de karı koca arasında olabilir. Hem aile hem de arkadaşlar olarak birbirinize karmayla bağlısınız ve tekâmül yolunu, gruplar ve aileler hâlinde izlersiniz.
Sizi bekleyen sevgi ve mutluluğu, sizler, karmanıza göre bulursunuz. Sizleri bekleyen şeyler, düşmanlık ve anlaşmazlıklar da olabilir. Ama sizin göreviniz onları sevgiye dönüştürmektir.
Tekrardoğuşu ile insan, için bulunduğu dünyanın tesirleri ile sarılır, bu bir yasadır. İnsan fiziksel hayatı maksimum düzeyde besleyebileceği bir yere yerleşmiştir. İnsanoğlunda hem dünyayı besleyeceği, hem de ondan besleneceği şeyler vardır.
Varlıkların yeniden doğması zorla olmaz. Bununla birlikte tekrardoğuş ( insanlar inansa da inanmasa da veya hiç önemsemeseler de) yaşam ve ölüm gibi bir kanundur.
Biraz gariptir ki bazı insanlar ölümden sonra hayatın olduğuna inanmadıklarını, tekrardoğuşu veya sebep sonuç yasasını kabul etmediklerini söyleyerek bunları ortadan kaldırdıklarını zannederler.
İnsanın seçme özgürlüğü olduğunu vurgulamak isteriz. Hiçbir zaman sınırlanamaz, zorlanamaz, cennete çekilemez veya istemeden dünyaya atılamaz.
Adamın biri şöyle demiş: “Geri dönmek istemiyorum.” Ve cevap gelmiş: “Tamam çocuğum, biraz daha dinlen bakalım, acelemiz yok.”
Tanrı asla acele etmez. Bu, tamamen varlığın tekâmülüne bağlıdır ve anlayışınız yükselince tek özleminiz vazifenizin başına geçmek olacaktır, o zamanda soracağınız tek soru, “Ne zaman başlıyacağım?” olacaktır.
Az önce de belirttiğimiz gibi, varlığın, dersini iyi öğrenerek astral plândaki arınmasını tamamlayabileceği şeklinde düşünüyor olabilirsiniz. Ayrıca bu astral plânda, dünyada karşılaştığınız şartların tamamen aynısıyla karşılaşacağınızı sanabilirsiniz.
Fakat astral plânın maddesi dünya maddesinden çok farklıdır. Oranın maddesini düşünce ile şekillendirmek, kalıba sokmak daha kolaydır.
Karanlıktayken, yoğun fizik madde içindeyken varlık, ıstırap dolu derslerle karşılaşır. Bu dersler maddeyi, sadece madde içinde kontrol etme uygulamalarıdır. Yaratılışın tüm amacı ruhsal tekâmüldür:
Ruh kaba maddeye hâkim olmalıdır. Kaba maddeye tamamen hâkim olmalıdır, çünki kaba madde içinde tanrısallık vardır ve Tanrı maddeyle, yaratmış olduğu varlıklar aracılığıyla bağlantıya geçer.
İçteki tanrı, etrafındaki şeylere tam bir hâkimiyet sağlayana kadar büyür ve gelişir.
Ruhun, bedenin köleliğinden kurtularak başka bir âlemde daha iyi ve güzel şartlarda kendi kurtuluşu için çalışmasını düşünmek daha kolay ve daha rahattır. Fakat işler genellikle böyle olmuyor.
Ayrıca belirtmek isteriz ki, bedeni üzerinde tam hâkimiyet kurabilmiş bir varlığın yaşadığı sevinç, hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Fizik dünyada yapılan tecrübeden kazanılan bu yoğun sevinçten size biraz bahsedebilseydik, yeni maceralar yaşamak için ruha verilen dünyaya dönme fırsatını tam olarak anlayabilir ve bundan mutluluk duyabilirdiniz.
Çoğunuz dünyaya insanlara yardım etmek istediğiniz için geri döndünüz. Kiliseye gitmek, önemli işler yapmak mutlaka gerekli değildir. Sizin varlığınız doğduğunuz aile için, sonradan anne baba olacağınız aile için ve pek çok arkadaşınız için mutluluk kaynağı olabilir.
Güç ve enerjinizi dağıtmadan bir Tanrı eri olarak ve bahçesinde dikili olan her bir çiçeğe ışık ve sıcaklık vererek en iyi şekilde hizmet edebilirsiniz.