İNANÇLAR
A.S.: Tanrı’nın selâmıyla!... Ufukların ötesindeki huzur adına!...
Fazla zaman yok. Sorularınız açık seçik olmalı. Size Hakikati nakletmek için çaba sarf edeceğim. Gerçekten, sizde eksik olan yalnızca hakikattir. Bu Hakikatle güçlüklerin içinden çıkabilmek için yeterince yetiştirilip geliştirildiniz. Hiçbir şeyi güç kullanarak değiştirmek istemeyiz; cebir, durumu daima daha kötüleştirir.
Soru: Sana belli bir konuda sorular yöneltmemizi mi tercih edersin, yoksa senin için fark etmez mi?
A.S.: Prensip olarak, cevabını kendiniz bulamadığınız her soruyu cevaplarım. Binlerce yıldır bu yöntemi uygularız. “Via Terra...” bu yolculuğun amacı, özellikle sizi eğitmektir.
Soru: Sevgili Dost ve kardeş Ashtar!.. Seni bir televizyon ekranı üzerinde görmüş olmamızın mümkün olduğunu söyleyebilir misin, yani tesadüfen de olsa böyle bir şey olmuş olabilir mi?
A.S.: Televizyon yayınlarınızda hakkımızda pek çok fantezilerin yer aldığını biliyorum. Bunu sükûnetle izliyoruz. Bunları pek ciddîye almayınız. Bununla birlikte kimi yazarların fantezileri, bazen bir misyonun yerine getirilmesine katkıda bulunuyorlar. Şimdiye kadar bir Santiner’in bir dünya televizyon ekranına görünmüş olduğuna dair herhangi bir malumatım yok. Bununla birlikte, yeteri derecede durugörü yeteneğine sahip çoğu kişi zaman zaman bizim vizyonlarımızı almaktadır.
Soru: Bazı kişiler size ait olduğunu söyledikleri mesajlar göndermekteler (*). Bunlar sizin mesajlarınız mı?
A.S.: Hayır. Bununla birlikte, fantezi dolu bu insanların gönderdiği mesajların içeriğinin müspet olduğunu söyleyebilirim. Sizle aynı yolda yürümekteler.
Soru: Maddî gezegenler anti evrenlerin mevcudiyetinden etkilenir mi?
A.S.: Evet. Çünki maddî evreni dengede tutan Anti-Evren’in güçleridir.
Soru: Büyük uzay gemileriniz tehlike yüzünden mi Dünya’ya inmiyorlar?
A.S.: Elbette inebilirler, örneğin okyanus üzerine... Fakat önceden hazırlanmış plân ve program’a niçin karşı gelsinler ki?...
Soru: Yani bu, pek anlayamadığımız bir husus da...
A.S.: Bu ısrar niye? Neden zorluyorsunuz? Bekleyiniz!... Sabrınızı kaybetmeyiniz!... Şimdilik benden bu kadar.
Soru: Bildiğimiz kadarıyla kronolojik plân binlerce yıl öncesine dayanır...
A.S.: Zaman kavramı bizim için çok farklıdır. Siz bunu ancak diğer gezegenlerin sakinlerinin farklı yaşam süreleri olmaları tarzında anlayabilirsiniz. Eğer Kozmik Konsey Dünya’yı kozmik bir sorun olarak ele alıyorsa, bu çok şey demektir...
Meskûn gezegenlerin çoğu Kozmik Konsey’e üyedir. Bir gün siz de olabileceksiniz. Bütün bu beşeriyetlerin uzay programları vardır. Bunda Tanrı Hiyerarşileri rol oynar, onların nasihatleri dinlenir.
Soru: Burası Dünya!... Ne İlâhî Hiyerarşi, ne de onun nasihatleri kabul ediliyor.
A.S.: Biliyorum. Kiliseleriniz bile buna karşı.
Soru: Sanırım Santinerler’in kronolojik plânı, menfi faaliyetlerimiz nedeniyle değişmiş olmalı.
A.S.: Doğru. Kurtuluşunuz için zora başvurulsa bile kötülük köküyle çıkarılıp atılamazdı.
...........................................................................................................................................
(*) Özellikle İngiltere’de teozofi yolunu izleyen Bayan Tuella gibi bazı medyomlar da Ashtar’dan tebliğ aldıklarını ileri sürmüşlerdir. Bu kişiler kastediliyor.
Soru: Niye kurtuluşu bu yolla, yani zor kullanarak sağlamaya çalışmadınız? Üstelik eskiden bu, bugünkünden çok daha kolay olurdu.
A.S.: Hata olurdu. Çünki o zamanlar uzay gemilerinin ne demek olduğu bilinmediği gibi, hiçbir dünyalı Santinerler’i anlayamazdı.. Dünya çapında bir paniğe yol açardı. Günümüzde koşullar, bizim için, teknik açıdan daha elverişli.
Soru: Daha önceki bir celsede, “kurtuluşun bir Spiritüel Reform’la mümkün olabileceğini” söylemiştiniz.
A.S.: Evet. Misyonumuzun gayelerinden bir budur. Sizi huzura erdirecek budur. Bir atom savaşı felâketine uğramanıza izin verilmeyecektir. Üstün bir ırk tarafından sıkı bir şekilde gözetim altında tutulmaktasınız; bunu böyle bilin ve aklınızdan çıkarmayın...
Soru: Bunu üst makamlar biliyor ama birliklere kasten bildirmiyor olabilirler mi? Gerek Vietnam’a gönderilen birliklerin gerekse başka yerdeki birliklerin böyle bir kontrolden haberleri yok gibi görünüyor.
A.S.: Kesinlikle. Birliklerdeki askerler Dünya dışı uçandairelerden habersiz bırakılmıştı.
Soru: O hâlde dikkatlerini sizin çekmeniz gerekiyordu.
A.S.: Bunu durmadan yaptığımıza ve hep yapacağımıza emin olabilirsiniz. UFO fenomenini aydınlatmak üzere Ruslar’ın bir komite kurmaları boşuna değildir. İşin aslını öğrenecekler; bununla bizzat biz meşgul olacağız, bu işi biz üzerimize aldık. Dünya’nın durumu gün geçtikçe daha ağırlaşmaktadır; hem de zaman akışına nazaran misliyle artarak... İşin içinden tek başınıza sıyrılamayacaksınız.
Soru: Ama Othar Shiin adındaki Santiner bize beşeriyetin bu işin üstesinden gelebileceğine inandığını söylemişti!...
A.S.: Nakletmek istediği bundan ziyade, beşeriyetin yeni bir evrensel bakış açısını elde etmesi gerektiğiydi, yani Tanrı’ya mutlak bir iman... Bu yönelme sayesinde beşeriyet, kendi normal gelişimiyle tekâmülünü kendi başına sağlayabilirdi.
Soru: Sizlerin bizlerden daha uzun ömürlü olduğunuzu biliyoruz. Bunu nelere borçlusunuz? Yani bunun için ne tür çarelere başvurursunuz.
A.S.: Çaresi çok basittir: Bunun için doğru dürüst yaşamak yeterlidir, yani yaşamından doğru bir şekilde yararlanmak. Hayatınızı uzatmak için tüm imkânlar sizin elinize verilmiş durumdadır. Ruhunuzdan yararlanmanız ve onu eğitmeniz söz konusudur. Ruh maddeye ve dolayısıyla organizmaya hükmeder. Doktorlarınız ruhsal aktivitenin ömrü uzattığını saptamışlardır. Eğer ruh, müspet bir düşünceyle çok aktif kılınırsa, bütün beden üzerinde canlandırıcı tarzda bir müessiriyeti olur. Daha bu durumdan hayli uzaktasınız ama deneyebilirsiniz.
Soru: Fizikî aktiviteyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
A.S.: Vazgeçilmez bir aktivite ama abartmamak, aşırıya kaçmamak gerekir. Ruhun vücudu ziyadesiyle çalıştırması gerekir. Çünki ruhsal boşluk hâli hücrelerin hızla yaşlanmasına neden olur.
Soru: Uzay gemilerinizin ortada görülmeleri gibi önemli ve bariz olayların Dünya’nın yönetici çevrelerince halâ kabul edilmeyişi inanılır gibi değil. Bu, azminizi kırmıyor mu?
A.S.: Azmimizin kırılması gibi bir durum söz konusu değil; tam tersine... Biz yılmayız. Bu tür direnmeler cebir yoluyla değil, yalnızca akıl ve sabır vasıtasıyla mağlup edilebilir.
Soru: Bir TV yayınında UFO’lardan bahsedildi. Tüm röportajlarda ve açık oturumlarda olduğu gibi orada da hep Venüs veya Merih söz konusu olup, hiç başka bir gezegenden yahut Güneş Sistemi’nden söz edilmedi.
A.S.: Dünyalı insan yıldızlar arası yolculuğun olabileceğine kanaat getiremiyor. Biliminiz bunu kabul etmez. Sizin biliminize göre böyle bir yolculuk çok uzun bir zaman gerektirir. “Bu uzun süre zarfında enerji ve erzak gereksinimi nereden sağlanacak?” Zaten biliminiz bu imkânlar temin edilse bile böyle bir yolculuğun yapılabilme olasılığını kabul etmez. Bir de Güneş Sisteminiz’in gezegenlerinin hayata elverişli olmadığını destekleyen bilimsel tez ve teorilerinizi ilâve ediniz. Üstelik Venüs üzerinde gerçekleştirilen canlılık arama sondajları bu fikirlerini doğrular görünmektedir. Sonuç olarak, psikoloji araya girip, UFO’lar denilen şeylerin kişisel fantezi ürün ya da kolektif halüsinasyon olduklarını ileri sürmektedir. Bu bakış açısı, ünlü bilim adamlarınca da paylaşılmıştır.
Her şey iyi, güzel ve açık da, gerçek böyle değil... Biliminiz bu tür yolculuk olasılıklarını bilmemektedir. Cahilliğiniz de esrarı aydınlatmanıza engel olmaktadır.
Soru: Sovyetler Birliği, UFO fenomenine karşı hep ilgisiz gözüküyordu. Şimdi fenomeni çözmek niyetiyle araştırmalara mı girişti? Ne dersiniz?
A.S.: Dünyasal bakış açısıyla Sovyetler Birliği, komünizmi temsil eder. Yani yalnızca dünyasal yaşama, maddeye ve maddî bilimce kanıtlanmış olana inanır. Bilimin reddettiği derhal Parti tarafından da mahkûm edilir. Şu halde SSCB için ne bir gizem ne de Tanrı tanıyan bir din vardır; onun tek dini sosyolojidir. Bu idare, ne Kitab-ı Mukaddes’in bilgilerini, ne de biz Santinerler’in Sina Dağı’nda verdiği türden İlâhî Yasalar’ı tanır. Parti, kendini Dünya beşeriyetinin en büyük düşünürlerinin zirvesi olarak görür. Kitab-ı Mukaddes’le zıtlaşan bir “mutlak mantık”ları vardır; bilseler bu tamamıyla cehaletten doğan ne iptidaî bir mantıktır...
Sovyet yöneticileri için gizem yoktur, tanrı yoktur, ebedî olan ruh yoktur, öte âlem yoktur, ölümden sonra vicdanî yargılama yoktur, sorumluluk yoktur, reenkarnasyon yoktur, Hristiyanlık yoktur, kısaca Dünya dinlerinden hiç birinin hiçbir bakış açısı yoktur. Yalnızca ve sadece bilim üzerine kurulu beşerî bilgi vardır.
Böylelikle, Sovyetler biliminin duyular dışı idrake doğru pencere açmaya hakkı yoktur; çünki bu, komünizmin çöküşüne yol açacaktır, onlar bunu iyi biliyorlar (*). Onlara göre biz Santinerler, onlar için tüm dünyadaki askerî hazırlıkların hepsinden daha büyük bir tehlike arzetmekteyiz. İşte bu yüzden Sovyetler, her türlü gizemi inkâr etmek zorunda olup bu gizemleri aydınlatmayı istememektedir. Gizem, marksist fikirlerin geleneksel düşmanıdır. Karl Marx her türlü ilâhiyat fikrini reddediyordu. İzleyicileri de onu taklit ettiler, çünki karşı gelmek istemiyorlardı. Bir gizem, çözülüp aydınlatıldığı zaman artık sır olmaktan çıkar. Şu hâlde Ruslar UFO’lar meselesini çözmeye, bu işin sırrını bulmaya çalışmaktadırlar; fakat UFO’ların İlâhî İrade’nin Tebliğleri ya da Fiili’yle herhangi bir alâkası olmadıklarını zannediyorlar. İşte yanıldıkları en büyük nokta budur.
(*) Bu bilgi 1956 yılında verilmiştir.
Size uzay yolculuğu yöntemlerimizin sırrını açıklamıştım: Kutup değişimi.
Soru: Verdiğin bütün bu bilgiler için sana çok teşekkür ederiz. UFO’ların esrarıyla ilgilenen herkesin burada makûl ve ikna edici bir açıklama bulduğunu sanıyoruz.
A.S.: Biliminiz, belli belirsiz bir şekilde de olsa, bir başka kutbu olan başka bir evrenin varlığını sezmeye ve varsaymaya başlamış durumdadır. Anti madde kanıtlanmıştır. Fakat anti evrenin sizinkinden -ya da bizimkinden diyelim- tamamıyla farklı olduğunu sanmak gibi bir hataya düşmemek gerekir. Hayat formları ve maddenin mevcudiyeti bu noktada aynıdır, farklılaşmaz. Her şey, anlaşılması ve kavranılması mümkün olmayan o Yüce Plânlayıcı’nın iradesine göre yaratılmıştır. Tanrı, En Şümullü Şuur’dur ve Ezelî ve Ebedî Olan Sonsuz Uzayın En Yüce Kudreti’dir.
İnsanın bizzat Tanrı’nın gözetlediğine, ona bizzat Tanrı’nın rehberlik yaptığına, ölümden sonra Tanrı’nın huzuruna sevk edileceğine inanmakla teoloji büyük bir hata işlemektedir. Tanrı, Yüce Plânlayıcı, Ruhsal Hiyerarşiler âleminde mutlak bir iktidara ve yetkiye sahip nice kurum ve kuruluşlar yaratmıştır. Bu konuda Tanrı’nın yerini alan milyonlarca ruhsal varlık vardır. Bu büyük varlıklardan biri de, bir zamanlar kendisine güç verip destek olduğumuz İsa’dır. Bunu hâlâ yapıyoruz.
Soru: Sizle matrak geçildiğini, kötü karikatürlerinizin çizildiğini görüyoruz. Basındaki bu aptalca yayınlar ve bazı filmler misyonunuzu değersiz, geçersiz kılmaya yönelik. Yıllardır sizle irtibatta olan bizler bu duruma çok üzülüyoruz.
A.S.: Bize çabalarımız karşılığında bir şey ödenmiyor. Evrensel insanlığa karşı yerine getirilmesi gereken bir ödev olduğundan, biz bu hizmeti gönüllü olarak, seve seve yerine getiriyoruz. Tebliğlerimiz selâmete erdirici niteliktedir. Önemli olan, size sunulan bu selâmet imkânını değerlendirmektir. Size meydan okumak için yeterince sebebimiz var ama, biz size karşı daha ziyade merhamet hissi duyuyoruz. Çünki yaşam sahanızda meydana gelecek değişiklikler, vuku buldukları zaman, hemen hemen her Dünyalı için bu hiç de iç açıcı, sevindirici olmayacak.
Ruhsal âlemin aşağı seviyeli hayat plânları tıka basa dolu vaziyettedir. Bu topluluğu hemen hemen sadece Dünyalı insanlar oluşturmuştur. Cehennem terimi yeryüzünden ziyade bu mıntıkalara yaraşır. Çocuklarınızı korkutmak için anlattığınız ateşler içindeki cehenneme siz de mi inanıyorsunuz? Bu tehlikeli aptallığa şaşırıp kalıyoruz, çünki hakikati biliyoruz.
Ben Ashtar Sheran’la ya da diğer uzaylılarla irtibatların kurulması oldukça zordur. Böyle, yıllarca süren bir tek tecrübenin bile hiçbir kuşkuya yer vermeyecek bir anlayış sağlaması gerekir. Ayrıca, biz Santinerler’i tutup getiremeyiz. Onlar istedikleri zaman gelirler. Santinerler’le kurulan bir irtibatı bir yazarın çalışması ile kıyaslamayınız; böyle bir irtibat çok büyük fedakârlıklar anlamına gelir.
Soru: UFO’ların esrarengiz bir şekilde ortaya çıkmaları ve hareket tarzları çok şiddetli tartışmalara neden olmuştur. Biz bu konuda en iyi açıklamaları elde etmiş olmamızdan dolayı çok memnunuz.
A.S.: Birçok tartışmalarda gerek karşı olduğunuz gerekse savunduğunuz fikirlerinizde her zaman haklı değilsiniz. Kimse bilimsel açıklamasında hakikate yaklaşamıyor. Ama bu hiç de şaşırtıcı değil!... Hangi biliminiz anti evren üzerine kuramlar geliştiriyor ki?... Anti evren büyüklük ve organizasyon bakımından evrenimizle paralellik arz eder.
Soru: Uçan objelerinizin radyoaktif ışınlar yaydığı doğru mu?
A.S.: Birçok sevk sistemimiz var. Her durumda, o duruma, o konuma en uygun gelen sevk sistemini ayarlayıp kullanırız. Bu sırada radyoaktif bir ışıma oluşabilir ama, bu sadece küçük gemilerle ve nadiren meydana gelir. Bu şekilde açığa çıkan enerjiler temas ettiği Dünya objelerini yakabilirler. Gemilerimiz vasıtasıyla açığa çıkan enerjiler öyle güçlüdür ki, büyük elektrik santrallerinin çalışmasını durdurabilirler.
Soru: Bu enerjilerin elektrikle bir ilişkisi var mı?
A.S.: Çok az. Bunlar, daha ziyade elektrikle ilişkisi olmayan manyetik enerjilerdir. Yeryüzünde hiçbir zarar ziyana ya da tahribata yol açmak istemeyiz. Bir kaza meydana geldiği zaman son derece üzülüyoruz. Sebep olduğumuz zarar ziyan için özür dilerim.
Soru: UFO’lar meselesi Amerika’da bazı ülkelerdekinden, örneğin Avrupa’dakinden daha ciddiye mi alınmıştır?
A.S.: Uzay gemilerimizle hemen hemen tüm ülkeler ilgilenmektedir. İrtibatlarımıza yani mesajlarımıza, uyarılarımıza, öğretilerimize ve gösterilerimize hiç biri inanmamaktadır. Bütün bu ülkelerin entellektüelleri bilhassa, onlara inanılmaz gelen tekniğimizle ilgilenmektedirler. Şimdi, meraklıların üzerinde düşünecekleri malzemeleri vardır. Amerika’da daha fazla etkilenme vardır; çünki özel ilgimiz o ülkeler üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Soru: Sizle yıllardan beri irtibatta olmamıza rağmen tekniğinizi güçlükle anlıyoruz. Bunu hayal edebilmemiz imkânsızdı.
A.S.: Bu hiç de şaşırtıcı değil. Dünya insanı kozmosun incelenmesinde henüz ileri olmayıp ancak Dünya’ya özgü bir tarzda düşünebilmektedir. Oysa, kısır Dünyanız kendi başına hiçbir kıyas imkânı sunamaz ki!... Daha kozmik tarzda düşünmeye alışacağınız zaman, problemlerinizin çoğu kendi kendine çözüme kavuşacaktır.
Soru: Bununla birlikte bizimde, şimdiden kozmik tarzda düşünmemizi gerektiren, takdir olunmuş bir uzay programımız var herhalde?
A.S.: Evet var. Fakat siz daha ilk adımları atmaktasınız, daha doğrusu emekleme devresindesiniz. Demek ki kozmik düşünceleriniz çok sınırlı. Kozmik yaşamı hemen yanıbaşınızdaki yani Güneş Sisteminiz’deki bir kapı mı zannediyorsunuz? Dünya insanı bu fikrini değiştirmeli.
Soru: Evrenimizin ebadı hakkında bir fikriniz var mı?
A.S.: Cevaplandırılması çok zor bir soru. Size şu kadarını söyleyeyim ki, Tek olan Tanrı’nın kudretinden kaynaklanan milyarlarca galaksi mevcuttur.
Soru: Amerika’da, baş ve boyun çevresindeki eti eksilmiş bir at cesedi bulundu. Kadavra kanamadığı gibi, iç organları da tamamen toz hâline dönüşmüştü. Bu olay tüm dünyada büyük bir yankı uyandırdı. Olay hâlâ esrarengizliğini koruyor. Bize bu konuda bir açıklama yapmanız mümkün mü?
A.S.: Bir insan veya hayvan gemilerimize yaklaştığı zaman bu kolaylıkla oluşabilir. Çünki UFO kutup değişimi yaptığı zaman, organik cisim kısmen veya tümüyle çekim alanında kalabilir (*).
Bilim adamlarınızın ve UFO uzmanlarının daha makûl düşünmeleri ve Dünya dışı mevcudiyeti tanımaları gerekir. Mazeretler bulma ya da gerçekleri çarpıtma gibi yollara başvurularak uydurulan yalanları tasdik edeceklerine hakikati söylesinler; bu, başlarını daha az ağrıtır. Korkuyor, hükûmet ya da kamuoyu önünde gülünç duruma düşmek istemiyor ve bu yüzden de Dünya dışı insanın varlığını reddediyorsunuz.
O aptalca uydurulmuş mazeretlerinizle kendinizi ne kadar gülünç duruma düşürdüğünüzü tasavvur edemezsiniz. Bilim ve tekniğiniz hep yeni ufuklara doğru gelişmektedir. Keşfedilmemişliğin uçsuz bucaksız sahasının büyük kapısı yakında gıcırdayarak açılacaktır. Beşeriyet, bu kapının ardına göz attığı zaman utancından kızaracaktır. Bunda hatır gönül, hoşgörü yok; buna siz de dahilsiniz.
Soru: Kısa ve uzun bir gelecekte, Dünya üzerinde kalıcı bir barışın tesisi sizce mümkün mü?
A.S.: Maalesef bu güzel yıldız üzerinde tanrıtanımazlık ve cinayet hüküm sürmektedir. Kalıcı bir barış asla zor kullanılarak yani cebir yoluyla tesis edilemez. Her savaş, İlâhî Plân ve Fiil hakkındaki kör cahilliğin sonucudur. Dünya insanı, yaşamanın ve hayat şartlarının gerçek mânâsı hakkında bir şey bilmediği ya da pek az şey bildiği sürece, gayrî insanî olma ihtiyacını duyacaktır.
(*) Kitab-ı Mukaddes. Çıkış, Bap: 19, 12. Ayet: “Ve etrafta kavme sınır koyup diyeceksin: Sakın sınırı geçip dağa çıkmayın, yahut kenarına dokunmayın; dağa her dokunan mutlaka ölecektir.”
Savaşın tabiat güçleriyle hiçbir ilgisi yoktur. Vietnam savaşı en kirli savaşlarınızdan biriydi ve hiçbir mânâsı da yoktu. Diğer insanları, hele yabancı bir beşeriyeti eleştirip durmaktan zevk alacak hâlimiz yok; yalnızca, size doğru yolu göstermeye çalışıyoruz.
Ruhsal ve uzaysal tezahürlerle dalga geçeceğinize, onları küçümsemeden ve önyargılardan uzak bir şekilde, zekice inceleyin! Açıklayamadığınız her şeyi, batıl itikat dediğiniz damgayı yapıştırarak mahkûm etmeyin! Müspet bir şekilde düşünüp davranmaya çalışan varlıkları dikkate alın!
Benzeşmeler üzerine kurulu tüm dogmalarınızı bir kenara koyun! İnanç sözcülerini devre, şimdiki zamana uymaları için zorlayın! İnsan tarafından yazılmış ve aktarılmış, fakat artık şimdiki zamana uymayan, süresi dolup geçersizleşmiş derslerle yetinmesinler.
Bilim ve teknikte bunca ileri gitmiş bir beşeriyetin inancı, binlerce yıl önce yerleşen bir inanç olamaz…