UZAYLI ÖĞRETMEN ASHTAR SHERAN’dan - NEGATİF BİR MİRAS - BÖLÜM 10

http://www.dunyaana.com/images/ashtar3.jpgNEGATİF BİR MİRAS

Miras sorununu, gelenekler düzenlemektedir. Atadan kalan servet, çocuklar ve akrabalar arasında bölüşülmektedir. Ama bir de spiritüel miras sorunu vardır. Spiritüel mirasa, bütün bir ulus konabileceği gibi, tüm insanlık da konabilmektedir.

Atalarınızın spiritüel miras anlayışı pek korkunçtu.

En kapsamlı ve en önemli miras, kanlı savaşlar ve korkunç mücadeleler sırasında edinilmiş olan tarihî tecrübelerdir. Hiç tanımadıkları insanları acımasızca öldürme amaçlı zulümlere komuta etmiş olan şefler, kahraman diye nitelendirilmiş ve ölümsüzleştirilmiştir.

Bunlar, gençliğe ve insanlık âleminin yeni şeflerine, müstesna örnekler olarak tanıtılmıştır. Böyle bir miras, kâinatın neresinde mevcuttur? Ben buna şahsen başka bir yerde rastlamadım. Böyle bir zihniyet sadece Dünyanız’da mevcuttur.

Binlerce yıl önce işlediği soykırım olaylarıyla akıl almaz şekilde böbürlenen bir insanlıkla karşı karşıya bulunmaktayım. Ne güzel bir spiritüel miras! Bu kan dökücülük olayları ile bir ilginiz olmadığını söylemeye kalkmayın sakın çünki İNSANLARA karşı işlenmiş olan bu canavarca suçların failleri bizzat sizlersiniz. Dünya’nın çehresini siz şekillendirdiniz. Savaşlardaki kahramanlıklarınızı nesiller boyunca yücelttiniz de yücelttiniz. Siz bu yerküreyi çok eski çağlardan beri yurt edinip durmaktasınız; bu iş, bundan sonra da devam edip gidecektir. Bu yerküreyi, her biri de insan kanına bulanmış olan nice bedenli hayatlar boyunca çiğneyip durdunuz. Bu Dünya’ya öyle bir yapışmışsınız ki, bizzat oluşturmuş bulunduğunuz gelişim seviyenizin  -ki bu seviye, pek iftihar edilecek bir seviye değildir-  üzerine bir türlü çıkamıyorsunuz.

İflâs etmiş birisinin mirasına konmaya bile değmez. Miras dediğin yüklü olmalıdır, en azından spiritüel değerleri içermelidir.

Savaşlarınız birbirini izleyip durmuştur. Bu veba basilini kökünden kazıyacağınız yerde, bir de kalkıp bu acı ve feci tecrübelerinizi ululamaya çalışıyorsunuz. Bu negatif mirası reddedemiyorsunuz.

İnsan, başarısızlıklarından faydalı sonuçlar çıkarmak ve onlardan ders almak zorundadır. En azından hatalarını tekrarlamamayı öğrenmek zorundadır. Ama siz birbirinizle sadece savaştınız durdunuz ve maalesef bundan faydalı hiçbir şey öğrenemediniz. Oysa, uluslar arasında cereyan etmiş olan bu korkunç savaşları, tüyler ürpertici birer örnek olarak kabul etmeniz ve bundan pişmanlık duymanız gerekirdi. Ama sağ çıkmış olanlar için savaş yılları, bir kahramanlık dönemi ve anlı şanlı bir geçmiş anlamına gelmekteydi.

Şüphesiz, bir grubun hayatı belli bir rol oynamaktadır, ama kitlelerin, yani halkların hayatı sizin için önemli bir şey sayılmamaktadır. Er veya geç herkes ölecektir denilerek hayatlar söndürülmekte, son saatin biraz daha ertelenmesi hususu hiç önem taşımamaktadır. Bu görüş, insanlığın mukarrer olan arınma çabalarının karşısına dikilmektedir; bu yüzden de sizler, bu kolektif suçtan bireysel olarak zarar görmektesinizdir.

Bilim ve teknik, toptan tahribatın hizmetine sunulmuş durumdadır. Bunu çocuklar bile görüp bilmektedir. Ama bu işten çıkarılması gereken sonuçtan, bu işe katılanların hiç birisinin haberi bile yoktur.

Ruhun, Dünya hayatından sonraki hayatına ilişkin olan görüş ciddiye alınmamıştır. Bunlar, insanlara anlamsız şeyler gibi gelmektedir. Sovyetlerin görüşüne göre din, ona inananlar için afyon değerinde bir şeydir. Mümin veya tanrıtanımaz oluşunuzun bu noktada hiçbir önemi olamaz, çünki hepinizi de bekleyen şeyin afyon ile hiçbir ilgisi yoktur. Sizi bekleyen şey adalettir. O olmasaydı kainat, kaostan farksız bir hâl alırdı. Tanrı’ya karşı olan inancınız en üst düzeyde bile olsa bu, herkesin taşıması gereken sorumluluktan sizi kurtaramaz. Tahribatı onaylamasanız bile size sorumluluk yüklemektedir.

Buna cevabınız ne olacak? İnsanların çoğu, ölümün her şeyi silip attığını, onun için de sorumluluk diye bir şeyin söz konusu olamayacağını sanmaktadır. O hâlde, bir savaşın veya bir silâhlanma olgusunun sorumluluğunu yargılayıp karara bağlayacak nitelikte mahkeme de söz konusu olmayacaktır.

Böyle düşünen insanlar  -ki bu kategoriyi özellikle politikacılar ve savaş uzmanları oluşturmaktadır-  üstün seviyeli bilgiye, pozitif türden mirasa, dine ve mantıklı bir dünya görüşüne sahip bulunmayan insanlardır. Her yerde rastladığımız bu zavallı yaratıklar, kendilerinin ne olduğunu anlayamayacak kadar kördürler. Bu insanlar, tabiatın anlayış ve kavrayış açısından olduğu kadar iş tutuş açısından da, zekâ ürünü olan bir tutum içinde bulunup bulunmadığını bir an bile düşünmemiş insanlardır. Onlara göre her şey kendiliğinden oluşmakta ve otomatik bir tarzda cereyan etmektedir. Ama, apaçık şekilde ispatlandığı gibi tabiat, kendini tecrübelerine dayanarak bir düzene koymakta, tashih ve ıslah etmektedir. Ben bu insanlara, konu hakkında hiçbir şey bilmedikleri hâlde bir kompüter imal edip edemeyeceklerini sormak isterim.

İnsanlar için geçerli olan bir şey, aynı derecede tabiat için de geçerlidir. Kompüter, rastlantı sonucu olarak değil, fakat zekâ sahibi olan tabiat istediği için ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde kâinat da, önceden ölçülüp biçilerek çatısı kurulmuş bulunan ve sürekli şekilde kendisini ıslah eden bir eserdir. Kompüter imal etme ve onu geliştirme yeteneğine sahip bulunmasına rağmen insanın bu anlamda bu kadar ahmakça bir tutum içinde bulunması yürekler acısı bir şeydir.

Zekâ nedir? Bu soruyu, her yerde yalan yanlış tariflerine tanık olduğum için soruyorum. Zekâ, şuura bağlı bir şeydir. Bu, Sovyet materyalizminin kafasına iyice girmesi gereken bir formüldür.

Zekâ, düşünce süreci ile birlikte vardır; bunun tersi kesinlikle imkânsız bir şeydir. Hiçbir politikacı ve hiçbir fen adamı kalkıp da tabiatın, anlayış ve kavrayışa da, düşünme yetisine de muhtaç olmadığını iddia etmesinler. Eğer iddia etmekte ısrar ederlerse, o takdirde cevaplarını ispatlasınlar da görelim.

Tabiat, yani tüm kainat, bir zekânın eseridir. Yani tahayyül ve tasavvur bile edilemeyecek niteliğe sahip bulunan bir şuurun eseridir. Tanrı, EVRENSEL ŞUUR’dur. Atalarımız, Sina Dağı’nda Musa’ya görkemli bir uzay gemisinin içinde konferans vermişlerdir. Ama ne yazıktır ki, Musa bu konferanstan pek az bir şey anlatmıştır. O, atalarımızı Tanrı ile melekleri sanmış ve onun için de onlara büyük saygı göstermiştir.

Tekrar savaş konusuna dönüyorum. Vasat bir vatandaşı alalım ve onu bir savaş projesinin başına oturtalım. Buna göre görevi, insan kıyımına başlama veya başlamama kararını vermek olacaktır. Nasıl bir karara varacaktır acaba? Eğer normal bir insan ise, muhakkak ki böyle feci bir işi başlatmayı kabul etmeyecektir.

Ama böyle projelerin başına hep, başka tarzda karar veren insanlar getirilmektedir. Bu insanlar da normal şekilde hareket edememektedirler, çünki normal insan değildirler. Hâllerine bakınca insan, onlar hakkında sanki vasat bir insana kıyasla daha zekiymişler gibi bir izlenim edinmektedir, ama bu sadece bir izlenimdir. Biz, sizin psikologlarınızdan farklı düşünüyoruz. Bize göre, normal bir insanın savaşı kabul etmesi olacak şey değildir. Savaşı kabul eden bir insan, sağlıklı bir mantığa sahip olamayan insandır. Böyle bir görüşü benimseyip savaşı kabul eden insan, insan hayatına hiç saygı duymayan ve skalanın cehalet basamağında tünemekte olan bir insandır.

Tanrı, insanların sayısını azaltmak isteseydi, bunu veba, savaş veya zelzele vasıtasıyla yapmazdı elbette; bunu gerçekleştirmesi için, insanların yeryüzünde bedenlenmelerine engel olması yeterdi. Şüphesiz, en kolay çözüm şekli bu olurdu. Siz, TANRINIZ’ı tanımıyorsunuz; savaş sever oluşunuzun sebebi budur işte.

Her savaş, düşüncenin bu  yönde eğitilmiş olmasının sonucudur. Bu düşünceler, edebiyat, sinema, kitap, resim ve müzik vasıtasıyla olduğu gibi her türden kışkırtıcılar vasıtasıyla da üretilmekte ve coşturulmaktadır. Bu tür insanlar, yeniyetmelik çağından beri cana kıymayı seven tiplerdir. Buna karşı ne yapmak gerekir? Çok çetin bir soru. Sürekli şekilde barıştan söz edilip durulmaktadır. Size, bu barış konusunda tartıştığımızı söylemek isterim. Mevcut şartlar altında bunu sağlamanın kesinlikle imkânsız olduğunu saptadık. Sizin için barış mevcut değildir. Siz, savaş düşüncesini ululayan ve gelenek hâline getirmiş bulunan bir mirası yüklenmiş durumdasınız. Uzay gemilerimizin mevcudiyetini hakkıyla anladığınız ve onların Dünya dışı kökenli olduklarını kabul ettiğiniz takdirde sizlerle daha iyi konuşup anlaşabileceğim. Bu sayede de sözlerim inanılmaya değer sözler olarak kabul edilecektir. Kutsal Kitabınız’ı açıp bir okuyun. Uzun süredir Dünya insanının ona dikkati çekilmektedir, ama ne var ki, bu çaba hiçbir işe yaramamıştır. Hatta durum daha da kötüye gitmiştir. Sözlerimiz daha da sertleştiyse, işte bu yüzden sertleşmiştir. Ama kalplerimiz yine de tüm insanlar için çarpmaktadır. Sevgi, bizim için çok büyük ve çok önemli bir şeydir. Hiçbir insana hüküm giydiremediğimiz gibi ihanet de edemeyiz. Ama kalplerimiz kaygı doludur, çünki geleceğinizi görebilmekteyiz. Mevcut zihniyetinizi devam ettirdiğiniz takdirde geleceğiniz son derece kararacaktır.

Tanrı size yardım etmeyi dilerse, bunu bizler vasıtasıyla gerçekleştirir. İyi bir baba, yavrularını hemen dövmez, önce uyarır. Ama uyarıları savsaklanırsa baba ne yapsın? O, Dünyalı evlâtlarının mahvına tanık olmak istemez. Fakat kalkıp da size şahsen hitap etmesi mümkün değildir. Sina Dağı’nda Musa’ya Tanrı hitap etmemiştir; bugün de kimseye hitap edecek değildir. O, bizim vasıtamızla hitap eder. Tanrı’nın söylemek istediğini size biz söyleriz.

Söylediklerimin, hakikatin ta kendisi olduğunun ispatı, uzay gemilerimizden -Bethlehem yıldızımız- aşağıya doğru yöneltilmiş olan ateşin parıltısıdır (*).

(*) Tevrat, Sayılar, Bap 11/1,2

Savaş, Dünya’da işlenen cinayetlerin en üst seviyedeki şeklidir.

Vietnam’da olan bitenler türünden şeyleri ne gazetelerde okuyabilirsiniz ne de filmlerde seyredebilirsiniz. Bunlar öyle feci şeylerdir ki, insanın söylemeye dili varmıyor. Bizim gezegenimizde insanlığın çehresi maskesiz olarak gözler önündedir ve orada sevmezliğin de bir sübabı vardır.

Bizim röportajcılarımız, Dünyanız’da cereyan eden ve Dünyanız’dan iki misli büyüklükteki bizim gezegenimizin sakinlerini sarsıp şaşırtan şeyleri okuyup incelemektedirler.

Hükûmet sorumlularınızın negatif tutumlarını, yalan yanlış bir inanç, daha doğrusu, bir düzine kadar yanlış inanç istikameti tahrik etmektedir. Tanrı, her şeyi sevgisiyle affedebildiğine Kendi Oğlunu da, diğer insanlar cezadan kurtulsun diye feda edebildiğine göre, demek ki Dünya insanının korkacak hiçbir şeyi yoktur. Ne kadar ahmakça bir düşünüş şeklidir bu! Bu düşünüş şeklinin saçmalığına gerçekten de şaşmamak gerekir. Bu, insanınızın düşünme yetisinin yozlaşmışlığından başka bir şey değildir. Bir insanın, hem de kutsal ve masum bir insanın, diğer milyonlarca insan hiçbir rizikoya girmeden günahlar içinde yaşasın diye ölmeye mecbur edilmiş olması akıl alır şey midir yani? Herkesin borcunu tek başına bu insan mı ödemiştir? Böyle bir dinî görüşün bizim gezegenimizin insanları tarafından paylaşılması imkânsız bir şeydir. Hatta gezegenimiz sakinleri, sizlerle hâlâ daha meşgul olmaya devam edişimize bile bir anlam verememektedirler. Bu görüş, anlaşılamayacak kadar abes bir görüştür. İnsanın en yüce görevi, İNSAN olmaktır. Başkalarının günahlarını kabullenip sineye çekecek bir şamar oğlanı aramaya hiç gerek yoktur.

Amerikalılar iyi işler başardılar. Güçlerine güvenleri vardı. Ama yine de, gücün her yerde kullanılmaması gerektiğini anlayamama hatasına düşmüşlerdir.

Bugün Dünyanız’da demokrasi diye bir şey mevcut değildir, onun yerini GÜÇ İTİBARI kavramı almış durumdadır. Savaş çıkarma gerekçeleri de değişmiştir. Sevgi, yerini kine bırakmıştır. Bir gücün itibarı biraz zedelenince hemen savaş başlamaktadır.

Güç, budalalık, bilgisizlik ve kötü niyet, savaşı başarıya ulaştıramamaktadır. Böyle bir tutum, her bakımdan kesin bir tükenmeye ve yıkıma yol açmaktadır.

İtibar kaybı, şeref meselesi hâline getirilmektedir. Ama tabiî, savaşın sadece güç itibarı kaybı yüzünden değil de, bilgisizlik yüzünden meydana geldiğini gözlemleyince insan, artık bu işte itibar konusunun geçerli olmadığını derhal anlamaktadır.

Vietnam Savaşı iyi niyet ile sona erdirilebilir. Bu savaşın, uzun vadede, tüm insanlık için bir tehlike oluşturacağını ve büyük bir kayba yol açacağını gözlemlemek gerekir. Kavgalar pekâlâ durdurulabilir, çünki yüksek seviyeli bilgiler, itibar budalalığının üstünde yer alan şeylerdir. Yüksek seviyeli bilgiler, Dünya dışı insanlığının mevcut olduğu gerçeğinin kabulü ile birlikte yeterli derecede ispatlanmış olmaktadır.

Cahil bir insan kavgayı devam ettirmek yanlısıdır, ama buna karşılık, yüksek seviyeli bilgilere sahip bulunan bir kimse ise her türlü tecavüzkar fiile derhal son vermektedir. Bilen kimsenin sorumluluğu her zaman için daha büyüktür, ondan hep akla uygun işler beklenmektedir. Demokrasi ( yani özgürlük), şiddetle de, mücadele ile de gerçekleştirilemez. Demokrasi, halkın olgunlaşması şartına sıkı sıkıya bağlı bir düzendir.

Olgunlaşma denilen şey, böylesine müthiş şartlar altında gerçekleşemez. Bunun gerçekleşebilmesi için bir sükûnet devresine ve çok uzun bir erginleşme süresine ihtiyaç vardır.

Dünyanızda demokrasi denilen şeyden eser bile yoktur. Ayrıca, hakların birarada birlikte yaşamalarını mümkün kılar nitelikte bir komünizm de mevcut değildir. Doğabilim esasına dayalı bir yenilenme ile bilgide ıslahat, insanın gerçek hayatını ve misyonunu gerçekleştirmek bakımından bir zaruret hâline gelmiş durumdadır. İnsan, kâinata EVRENSEL RUH tarafından salınmıştır. Onun orada yerine getirilecek bir vazifesi vardır, ama bu vazife, hiç de öldürmek değildir.