GECEDE BİR IŞIK
Evet. Dün geceden beri sizle birlikteyim. Daha önce kendimi duyurmak imkansızdı!
Büyük dostum, acı çektiğiniz anlarda cesaretinizi kaybetmeyin ve şunu söyleyin kendinize: Başımıza gelenden, gerçekte ne bayan X, ne bayan Y, ne de herhangi birisi sorumludur. Başımıza gelenden biz sorumluyuz. Zira, « imbiğimizin» altındaki ateşi yakan kendi Hami Varlığımız’dır.
Anlıyor musunuz?
Bakın. İşte size aktardığım tebliği:
ŞÜKRET SANA VURAN ELE, ZİRA BÜYÜK ESERİ SENDE TAMAMLAMAK İÇİN KULLANDIĞIM ODUR.
EĞER BENİMLE İŞBİRLİĞİ YAPARSAN, HER ŞEY SİLİNMEDEN VE EN AZ ISTIRAPLA GERÇEKLEŞECEKTİR.
AMA, SINAMANIN MANASINI ANLAMAZSAN KAZANÇ KÜÇÜK, ACI DAYANILMAZ OLACAKTIR!
Bu akşam bu kadar.
Yakında görüşürüz! Gelecek sefere beni kapıda fazla bekletmeyiniz.
İyi olmadığınız anlarda beni düşünün, zira bunun için buradayım
EŞİK BEKÇİSİ
Dostum, artık dünyevi tortular yakılabilir, böylesi daha iyi. Zira burada yakılması gerekenler, maddi vücudun koruyucu siperi olmaksızın yakılıyorlar.
Şimdi anlıyorsunuz, neden « ağlayanlar mutludurlar, rahattırlar» dendiğini.
Hepimiz varolduğumuz sürece içimizde olabileceğini düşünmediğimiz bir tortu yatağına sahibiz. Buraya gelmeden önce, bunun ne derece doğru olduğunu bilmiyordum. Arınmayeri ( *) fantezi değil, bir hakikattir.
Buraya gelirken sadece hayranlık ve ün bulacağımı zannediyordum. Oysa bedenimi terkettikten sonra edindiğim ilk izlenim, ister «karanlıkların efendisi» olarak, isterse « eşik bekçisi» olarak adlandırılsın, böyle bir varlığın önüne konulduğumuzdur.
Kendine özgü şahsiyeti olan bir varlık değildir. Bununla birlikte, onu bizimle özdeşleştirirken verdiğimiz, belli ölçüler içinde bir şahsiyete sahiptir. Gücünü ve hayatiyetini buradan alıyor. O, geçmişimizin yeniden canlandırılmamış bütün güçlerinin sınırlandırılmasıdır sadece. Bu güçler onda zararlı değildir. Ancak, onlar değişim süreçlerinde acıya yol açarlar.
Bu konuda bilinmesi gereken önemli bir nokta vardır :
Doğduğumuz zaman bu muhteşem güçlerin bir bölümünü beraberimizde getiriyoruz -ancak, sadece bir bölümünü- zira öyle olmasaydı onların ağırlığı altıda ezilmiş olacaktık! Bu, her birimizin hayatında varolan ve dünyada işlemek için yüklendiğimiz bir kaderdir. Hristiyan terminolojisinde « karanlık güçler» olarak adlandırılır.
« Büyük geçiş»ten sonraki tecrübeler konusunda, işin iç yüzünü bilerek sizlere şunu söyleyebilirim: Egomuzun tüm bölümleriyle doğrudan karşı karşıya konuluyoruz.
Değişik « ego»lar bize ayrı ve otonom şahsiyetler olarak görünürler. Fakat, kendi öz şuurumuza samimiyetle bağlıdırlar.
Sizi temin ederim ki, « kendini tanıma»nın ne olduğu öğrenildiği zaman -yalnız o zaman- sonuçları ortaya çıkarmak zor değildir. Ego’muzla « objektif karşılaşmalardan» ve çeşitli şekillerde tezahür eden ilhamlardan kuşku duymayınız.
Evet, yaşanmak zorunda olan zor anlar vardır.
Şunu iyi anlayınız: Burada, işlenmiş hataları cezalandırma fikri yoktur. Günahkarlardan ve mücazattan bahsetmiyorum. Şuurlanmanın ve bilginin elde edilmesinin tabiatından bahsediyorum. Yani şuurlanmanın ve hakiki bilginin elde edilmesinin ardında bir ceza niteliği taşımayan ıstıraplı olaylar vardır.
Bundan yeniden bahsedeceğiz.
( *) Arınmayeri : Hristiyanlıktaki spatyomun ilk merhalesi olan Astral Alem kastedilmektedir. Uyanmadan önceki teşevvüş yeri.
ARINMAYERİ’NDE BİR SAAT
Sevgili dostum, biraz önce şöyle bir şeyler söylediğinizi işittim: Dünyevi tortular için yanmak zorundayım, bunu bekliyorum. Ancak, öyle iyi bir adamın böyle bir kaderi mi olmalıydı? Bunu düşünemiyorum!
Yanılıyorsunuz.
Eşyayı ego’mda sizden daha fazla saklıyordum. İşte bütün mesele bu! Ama ben içten gelen öfke anlarını, acımasız tenkitleri ve derin depresyon anlarını yaşadım, tanıdım kendime göre.
Şimdi, beni iyi dinleyiniz, size bir ders verecek değilim. Bu, uzun zamandır size iletmeyi istediğim bir tebliğdir. O kadar önemli bir tebliğ ki, böyle bir temas iki alemin sakinlerine her zaman, her yerde nasip olmaz.
Açıklıyorum:
Mutlu kurtuluşun ilk anında ve geçmişi yeniden gözden geçirmenin sevinciyle ünlü « eşik bekçisi»yle karşılaşacağım karanlık bir bölgeye indim. Bana öyle geldi ki, burada olaylar kişiden kişiye değişerek cereyan ediyor. Benim için tuhaf olan, tek başıma ıssız bir patikada giderken beni sokacak gibi görünen yaban arılarının -ya da bunlara benzer şeylerin- saldırısına uğramam oldu.
Gök gürültüsünü andıran bir ses bana :
- Pekala, şikayet etme. Zira seni sokmuş olsalardı sen nerde olacaktın?
Ve kendiliğinden bir anlayışla, olayın dünyada edindiğim öfkeli huyum, tenkitçi zihniyetimle ilgili olduğunu anladım. Onları besleseydim yaban arıları beni sokacaktı, onları öldürseydim yaban arıları olmayacaktı.
Bu düşünceler ruhumda etkin bir irade uyandırmadan, gayri iradi olarak mevcuttu. İşte, burada onlara yeniden kavuştum! O anda, gözümde, benim dışımda kendilerine hakim olamadığım yoğun vızıltı, objektif nesneler haline geldiler.
-Yürü! Yürü! Dedi, gök gürültüsünü andıran ses.
Ve yürüdüm!
Yürüyordum, bana emredilmişti, zira yürümesem bu büyük üzüntünün altında yığılıp kalacaktım.
Garip bir şey vardı: Sesi kulaklarımla duymuyor, onu benliğimde tüm şuurumla duyuyordum.
Yavaş yavaş gün doğuyordu. Etkinin azaldığını hissettim.
Onun yanına vardığımda güneş doğdu ve benimle yola devam etti.
Bana:
-İşte, bütün depresyonların ve pasifçe edindiğim yılgınlıkların, dedi.
Pasifçe kelimesinin üzerinde özellikle durdu, çözümsüz bir soru takıldı zihnime. Cevapladı :
-Pasifçe edinmek, eşyaların «varlık sebebine» inanmak, onları doğrulanmış hakikatler kabul etmek ve onlara hayati güç vermek demektir. İşte, onları senden bağımsız bir varlık olarak burada yeniden görmenin sebebi bu. Gelecek dünya hayatında, incelemek için yeniden karşılaşacaksın onlarla. Eğer onlara karşı pozitif bir tavır aldıysan, onlara « arkama geç şeytan» dediysen, kaybetmiş gözüksen de kazanmış olacaksın. Zira onların yeniden hayat kazanacağına inancın olmazsa, onlar bizatihi birer varlık olarak, varlıklarını sürdüremeyeceklerdir. Onların gölgelerini burada bulabilmen mümkündür. Ancak, gelecek dünya hayatında artık onları göremeyeceksiniz.
U Y A N I Ş
Dün size benim gibi samimi bir adamın Arınmayeri tecrübelerinden örnek verdim.
Sonunda bitkin düştüm ve derin bir uykuya daldım. Uyanınca kendimi C…… sokağındaki evimde buldum. Dinlenmek ihtiyacım olduğunu düşüncesiyle yatağıma uzandım, ama bunu şuursuzca yaptım.
İlk anda değişikliğin farkına varmadım. Ama hissettiğim huzur duygusuna şaşırdım. Etrafıma bakındım. Oda bana belirsiz bir varlık gibi göründü. Kalkmak ve giyinmek istedim. Ve hemen o anda bunu yaptım!
Hatıra yeniden canlandı bende.
Bütün bunlar, göz açıp kapayıncaya kadar oldu. Kız kardeşimi düşünmeye başladım. Her zamanki koltuğunda oturuyordu. Sanırım toprağa verilme günüydü; kız kardeşimin durumundan ve evin atmosferinden böyle çıkarıyorum. Kendimi gösterebilmem için yorgun, tükenmiş olarak beni düşünüyordu.
Sık sık büyük üzüntülere kapıldı. Ama ne mutlu ki, bunu devam ettirmedi. Bu durumun, aşılması gereken bir zayıflık olduğunu her zaman bildi ve ciddiyetle mücadele etti. Ancak, böylece kaygısız, endişesiz olabilirdi. Birlikte temas halindeyiz onunla.
Bu akşam yeterince kendimden söz ettim.
Size sadece, av meraklılarının « Arınmayeri» konusunda daha önce sorduğunuz soruya cevap olarak şunu söylemek istiyorum: Burada, yaptıklarınızın meyvesinden çok, duygularınızın, heyecanlarınızın ve tahayyüllerinizin meyvesi topluyorsunuz.
Hepsi anlıktır. Kalanı siz anlayın.
MEVCUT OLMAYAN İKİ KURBAN
Dünkü zorunlu bekletmeden sonra sizi tekrar gördüğüme çok sevindim. Görüyorum ki daha iyisiniz, ne mutlu, yardımımı hissettiniz mi? Moraliniz düzgündü, bunu yapabildim. Cesaretinizi koruyun - küçük sıkıntılar olabilir ama aldırmamak gerekir onlara.
Burada son olarak yoksul bir kadınla karşılaştım. Umarım, zamanla ona yardım edebilirim. Size onun hikayesini anlatmaya çalışacağım :
Onu, düğümler ve bağlar içinde gördüm. Onları güçlük çekmeden koparabildi, ancak o, tutuklandığını ve bir adım bile atamayacağını düşünüyordu. Kadın siyanet meleği için erişilmez biriydi. Zaten varlığından şüphelenmiyordu bile.
Onu oradan çıkarmak için oldukça sebat etmem gerekeceğini düşünüyorum. Burada her şeyle karşılaşılır. Herkes olduğu gibi görülür ve her fert az ya da çok belli bir süreyi kendi Arınmayeri’nde geçirir. Sizler, tüm bunları görerek fiziki dünyadakileri uyarmanın ne kadar arzu edildiğini anlayan ilk kişiler olacaksınız. Zira, birazcık iyi niyet, en küçük bir çaba -başarılı olmasa bile- burada olaylar üzerinde öylesine büyük bir etki yapıyor ki!
Buradan size anlatmak istediğim bir başka tip, tüm hayatı boyunca zengin olmuş birisi. Sonunda ekonomik bir buhran geldi ve servetinin büyük bir bölümünü kaybetti. Yanında götüreceği sade kendi varlığı kaldı; sizin ve benim çok iyi hatırladığımız varlığı, sadece. Ama o yoksulluk duygusu altında ezildi. Kendini sefil hissediyor, bu hayali yoksulluğun ağırlığı onu o derece çökertiyordu ki, bu yüzden sağlığı bozuluyordu. Vücudu direncini kaybetti ve kısa bir zaman sonra bir grip onu aldı götürdü.
Şu anda burada yıkıntılar arasında dolaşıyor. Birinin kendisine yaklaştığını görünce, utancından saklanıyor.
O kadar istiyorum, o kadar istiyorum ki, ona yoksulluğunun sadece muhayyilesinde var olduğunu, söylemeyi. Ancak, onun beni anlaması zamanı henüz gelmedi…
Dünyada yoksulluk duygusuna düşüldüğü zaman o durum burada da yaratılır; bu dayanılmaz durumla karşılaşıncaya kadar, genellikle orada kalınmak zorunludur.
Benliğimizin derinliklerinden fışkıran ilham, bizim tek ve biricik kurtarıcımız.
F A R K L A R
İlerledikçe size anlatacağım çok şeyler olacak. Arınmayeri buradaki en önemli tecrübem değildi, ama oradan başlamam gerekiyordu.
Şuna dikkat edin ki: Bulunduğum dünyada her şey « yerdir, mevkidir». Coğrafi anlamda anlaşılmamalı. Bu bir « şuur halidir». Böyle söylerken kafanızda realite kavramını canlandırıyorum.
Sizin anlayışınıza göre, iki kişi aynı anda, aynı yerde bir arada bulunabilirler; oysa birisi gerçek bir cennette iken, öteki cehennemde olabilir. Pek açık olmamakla birlikte size, bu « aynı an»ın sadece dünyevi anlayışlarınız açısından aynı olduğunu söyleyeceğim.
Belki daha önce an’adınız, burada söz konusu olan bir başka boyuttur, başlangıçtaki önemli iş, o boyuta tamamen intibak etmektir. Bundan şu çıkıyor: Sizinle temas kurmayı istediğim zaman, ne dışarıya, ne yukarıya, ne aşağıya, ne kuzeye, ne de güneye gidiyorum, daha ziyade içeriye. Kavrıyor musunuz? Burada yer değiştiriliyor, ancak fizik dünyadan farklı olarak. Örneğin, size ulaşmak için yolculuk yapmaya ihtiyacım yok. Dünyevi anlamda aşılacak mesafe olmadan size ulaşabilirim.
Şunu da belirtmek isterim ki, bildiğim kadarıyla bu yeni şuur durumuna hemen uyum sağlamak nasip olmuyor.
Başlangıçta, belli bir anda bulunduğum ve size de bahsettiğim ıssız, çorak patikadayken, eski anlamda yer değiştirdiğimi sanmıştım. Ancak şu anda bunun bir « şuur hali» olduğunu biliyorum. Zira, sübjektif şartlar burada objektif gibi görünüyorlar, sembolik ve elle tutulabilir şekiller alıyorlar.
Bu konuda söyleyecek daha başka şeyler var. Örneğin, dış dünyayı anlamak, dışa doğru bir şeyler yapabilmek için dünyayı anlamak, dışa doğru bir şeyler yapabilmek için dünyada şuurlu bir çaba sarf etmek zorundayız. « Objektif olarak» diyecektim, ama bu deyimin sizde buradakinden başka bir anlamda kullanıldığını hatırladım.
Buradaki en önemli tarz, dış davranışa iç davranıştan daha az yönelindiğidir. Daha çok derinliğe doğru yaşıyoruz.
Bu çalışmadığımız anlamına gelmez. Özellikle dikkatlerini dünyevi ıstıraplarından ayıramayanlar, bütün enerjilerini bu yöne yöneltenler, kendi tarzlarında çok işler yapıyorlar. Planımızda başka yollar da var. Ancak, dünyevi çalışmayla karşılaştırıldığında, bizim müthiş sübjektif etkinliğimiz yanında bu çalışma çok küçük kalır.
Bu sübjektif etkinlik, kişiler arasında objektif gibi görünür ve çeşitli biçimler alan gerçek bir çalışmadır. Örneğin, mahkemelerde hazır bulunmak ve buna benzer şeyler gibi.
Bu son açıklamaya bakarak burada öğrenimin dünyadaki gibi yapıldığını düşünmeyin. Ne dersler, ne de konuşmacı var; bazen bir üstat var, çoğu zaman da kimse yok. Her iki durumda da bilgi dışardan değil, doğrudan bir ilhamla, müdrike aracılığı olmadan geliyor. Kendi içimize kendiliğinden itilmeye benzer bir anlayıştır bu.
Söylediklerimi başka bir şekilde anlatayım: Dünyada üst benlikle olan çatışmalar ve ilişkilerle ilerlenir, gelişilir. Bu düzeltme dönemidir. Bundan sonra, buraya geliriz ve duygular, tahayyüller alanında kişisel hayatımızı toplarız.
Dünyevi hayat her ne kadar dış etkinliklerden meydana gelmişse de, bir iç hayat vardır dünyada. Aynı şekilde burada da, her ne kadar temayül iç etkinliklere doğruysa da, bir dış hayat da vardır. Ancak oranlar değişmiş, tersine dönmüştür. Fiziksel ihtiyaçlardan doğan davranışları ele alın. Bunlar dünyada ağır basarlar, ancak bunlar, burada bedeni bakım ve ekmek kazanma derdi olmadığı için söz konusu olmazlar. Eğer her insan varlığı doğuştan gelen yaratıcı gücünü sınamak isterse, buna dünyada iken başlamak gerekir. Burada yaradılış kendiliğinden ve sadece tahayyül gücüyle gerçekleşir. İnsanlık için bir sevgi eseri yapılabilir mi? Dünyada bu birçok zahmetli ve titiz yöntemler gerektirir. Burada dış ilişkileri aramaya, bireylerin kim ve nasıl olduklarını araştıran anketler yapmaya ihtiyaç yoktur. Herkes olduğu gibi, eksiksiz görülür. Neye ihtiyacı olduğu -ahlaki ya da ruhsal yardım- kolayca bilinir ve doğrudan TELAPATİ yoluyla verilir.
Kavrayabileceğimiz biçimde açıklaması oldukça güç olan bir konu; sizin subjektif dediğiniz, ancak bizim için subjektif olmayan hayatın bir alanıdır. Bu, dört buutlu ve dünyadakilerden daha canlı realitelerden oluşmuş bir alemde bulunmamızdan ileri geliyor. Sevinçler ve ahlaki ıstıraplar yüz kat daha yoğunlaşmış, dünyada az-çok dalgalı olan izlenimler burada sembolik objektif bir biçim alıyorlar. Benim « yaban arılarım» ve depresyon « bulutum», fakir kadının « küçük iplikleri» ve ötekinin « paçavraları» gibi.
Böylece, geçmişin büyük korkusu ya da büyük mutluluğu ile bir dış görünüş altında karşılaşıldığı olabilir. Acımasızlık, bunlara neden olanlara musallat olan, tehdit eden korkunç görünümler alıyor. Buna karşılık yüce duygular bizi tatlı ve ışık saçan pırıl pırıl görünümlerle karşı karşıya koyuyor.
Üstelik kimi belirli duygu ve heyecanlar benzerlerini kendine çekiyor ve duruma göre, karşılıklı sevinçlerini ve üzüntülerini, onları işlemiş olanlarla birlikte götürüyorlar. Bizim etrafımızda oluşmasına rağmen kendi özel tabiatımıza göre yaradılmış bir alem.