AYDINLATICI BİLGİLER
- Uzun zamandır bana sorduğunuzu size aktarmaya çalışıyorum. Ama, sizi temin ederim ki, bu her zaman, hayatım fiziki hayattan daha çok farklılaştıkça zorlaşıyor.
Birinci kitabı oluşturan tebliğler henüz dünyevi hayatın etkisinde olan bir plandan verildiler; devamı da oldukça aynı şekilde.
Ama, artık dış alemleri terkediyoruz ve daha az duyumsal algı yanılmalarına kapılıyoruz. Çalışma derunileşiyor, zira gittikçe Ebedi BEN’e yaklaşıyoruz.
Bu, Harika Çocuğun büyük yolculukta, Dönüş devresidir.
Terkettiğimiz hayatla olan tüm ilginin yok olup gittiğini söylemek istemiyorum. Sadece, dikkat dış hayattan ziyade Büyük Prensiplere dönmüştür.
Eğer gerçekten -anladığınız anlamda- bütün aktivitenin hangi noktada fiziki ihtiyaçların ( icabların) sonucu olduğunu kavramaya çalışırsanız, anlayacaksınız.
Dünyada, Yüksek Alemlerdeki hayat konusunda geliştirilen kavramlar, hala her zaman çok maddi ve çok dar düşüncelidir.
Sizin için, bu belki hayatın kısırlaşması, verimsizleşmesi gibidir. Gerçekte, öylesine yoğun ve öylesine bir mutluluk içinde yaşıyoruz ki hiçbir şekilde beyninizle bir fikir edinemeyeceksiniz. Böylesi yoğunluktaki bir titreşimi, ne beyinsel şuurunuz kaydedebilir, ne de maddi vücudunuz buna tahammül edebilir!
O halde, dostum, bu şartlarda, çok soyutlaşma tehlikesi olmadan size ne anlatabilirim?
Üstün Hayatlar hakkında yazılmış kitaplar ( Tebliğler) bulunduğunu, size olguları, olayları anlattığımı biliyorum...
Ancak size şunu söylemeliyim ki, bunu yapmak için, eşyanın hakikati üzerine bir örtü atılmış ve tebliğler size hitap edecek biçimde dramatize edilmiştir.
Örneğin inisiyasyon nakilleri ( *) böyledir. Gerçekte, olayların büyüklüğü anlatılan olguyu sınırsızca aşar. Hareket, Jest, söylenmiş cümleler vs... olarak okuduklarınız, tüm bunlar, gerçekte, bir ilhamın parıltısında anlık olarak yer alırlar!
Ve tasvir edilmiş seremoniler sadece, sizde, gerçek OLANI uzaktan da olsa hatırlamanızı sağlayacak bir ışık, heyecan uyandırmaya yönelmiş temayüllerdir.
Her insan ruhu, hangi tekamül seviyesinde olursa olsun, belli bir anda, şu anda bulunduğum ışıklı bölgelere gelmek zorundadır.
İki ruh arasındaki farklılık sadece az ya da çok şuur yoğunluğunda bulunur.
Belirtilmesi gereken bir başka şey iki ruh, iki BEN, arasındaki ayrılığın aşağıdan -özellikle de sizden- daha az tesir geçirmez olduğudur.
Daha önce, tebliğlerimi gönderdiğim birinci Planda insanlar telepatik araçlarla görüşerek fikir alış verişinde bulunuyorlardı. Ama Burada, olay son derece yoğundur!
Basit bir “ başkasını düşünme” olayı sizi diğeriyle o derece birleştirir ki, bir anlık bir özdeşleşmeden söz edilebilir.
Dünyevi alışkanlıklar henüz bizde tamamen yok olmuş sayılmaz. Mesela, hala binalar inşa ediyoruz, yürüyoruz, oturuyoruz.
Yalnız bunlar sadece geçmişin belli belirsiz geçici anlarında olurlar.
Doğrusunu söylemek gerekirse, burada bizim normal durumumuza en çok yaklaşan şey büyük mistiklerin dini transıdır, daha önce açıkladım bunu. ( Bölüm 31’e bakınız).
Biliyorum ki bir an gelecek BENLİĞİMİZİN bir başka tarafı haklarını alacaktır. Bu taraf, dünyada “ Beyinsel etkinliğe” tekabül eden mantal taraftır.
Bu demek değildir ki, şu anda bizdeki duygusal hayat tamamen budanacaktır. Hiç de değil. Zira, biz her zaman bir “ Bütünüz”.
Sadece, etkinliklerimiz yeniden Yaratmaya ve bunu yöneten Kanunlara yöneliyor. Eflatun’un İdeler Alemi dediği alemde yaşıyoruz.
Ancak henüz benim zamanım gelmedi. Kızkardeşime, bir zamanlar tüm gücümü verdiğim çalışmasının farkında olduğunu söyleyin.
Bu çalışmaya, hala belli bir derecede iştirak ediyorum. Bunu hissetmiş olmalı.
Gelecek konferans için, spiritüel kulağına fısıldayacağım birçok fikir var.
( *) C.W Leadbeater’in “ Mürşitler ve Manevi Yol” isimli eserine atıf yapıyor.
GÖRÜŞMEK ÜZERE
- Zavallı dostum, kitabımızı bitirmek için bu ne çalışma!
Evet, aynı zamanda ne sevinç. Sevinç olmadan etkisi gerçekten fakir olacaktı.
Baskı için düzenlenmesi konusunda size tamamen güveniyorum.
Uzun zaman yayınlanmadan kalacağını düşünmüyorum.
Birincisi ( *) tahmin ettiğinizden daha büyük bir etki yaptı. Size kadar ulaşan kanıtlar bunun sadece küçük bir bölümünü oluşturuyor.
Şu anda imkanlarımın hemen hemen en son noktasına geldim.
Daha sonra hayatı şartlarım değişikliğe uğrayacak olurlarsa ve durumlar da elverişli olursa bir başka cildin ortaya konması mümkündür.
Ancak hiç bir şey önceden belirlenemez.
Şimdilik size söylemeye çalıştıklarım monoton bir havaya bürünecekler, en azından bunları dünyevi dile aktarmak isteği söylediklerimi monotonlaştıracak.
Söyleyeceklerim yazılı ve sözlü dilin imkanlarını aşıyorlar. Ve en iyisi o anda orada kalmak oluyor.
Bu, temaslarımızın tamamıyla kesileceği anlamına gelmez. Zira hepinizle olan temasım, spiritüel temasım, azalmayacak ve zaman zaman sizlere bir şeyler söyleyeceğim, geçerken.
Özellikle kızkardeşime erişilmez olmadığımı ve çalışmasıyla, çalışmamızla, ilgisiz olmadığımı söyleyin.
Ve şimdi neş’eli işbirliğimiz için teşekkür ederim.
Bu çalışma benim için çok çok kıymetliydi!
EK BÖLÜM
Tutanakçılar birinci ciltten itibaren bu konu hakkında pek fazla bilgisi olmayan okuyuculara birkaç açıklayıcı bilgi verilmesinin faydalı olacağına inandılar.
Bu açıklamalardan birkaçını hemen aşağıda bulacaklar. Bunlardan bazıları daha önceki ciltte yer almışlardır; diğerleri bu kitapta ele alınan bazı konularla ilişkilidir.
1 – Astral Plan: Okültizm tarafından “ Özel varlık, şuur, tekamül ve aktivite alemine” verilen isimdir; her varlık, ölüp maddı vücudunu terkettiğinde bu aleme gidecektir. Astral Plan, planetimizde, olağan hayatın vuku bulduğu Fizik Plana komşu bölgedir.
“ Komşu” kelimesi yaklaşıktır sadece. Gerçekte, Astral Alem, bizim etrafımızda, üstümüzde, altımızdadır, daha çok içimizdedir. Orada sudaki bir balık gibi yaşar ve hareket ederiz, eğer astral alem bizim için dokunulmaz, görünmez, işitilmez ve algılanamaz geliyorsa, bu da fizik organlarımızı oluşturan parçacıkların astral cevherin etkisi altında titreşmesi için çok ağır olduklarındandır.
2 – Bu alemin en çarpıcı özelliklerinden biri de, astral şekillerin dış çizgilerini ( konturlarını) değiştirmelerindeki çabukluktur. Astral bir varlık görünümünü şaşılacak kadar kısalıkta ve istediği gibi değiştirebilir.
Burada hayat, bizim fizik dünyamızda olduğundan daha yoğun, şekil daha esnektir. Astral maddenin anlık olarak bir şekil alması için tek bir mantal titreşim itmesi yeterlidir. Astral madde istek, duygu ve düşüncelere sürekli olarak tepki gösterir ve şekiller kaynayan bir sudaki tanecikler gibi KENDİLİĞİNDEN ortaya çıkarlar.
3 – Bir şeklin müddeti bunu doğuran itmenin gücüne bağlıdır. Dış çizgilerinin netliği, düşüncenin açıklığına bağlıdır. Rengi bu düşüncenin (entellektüel, bağlılık ve tutku) niteliğine daha açıkcası, duygu, istek ve imajinasyonun kalitesine göre değişir.
“ Yaratıcı insan düşüncesi” bu olağanüstü, hemen tepki veren astral cevherin içinde rahatça çalışabilir. Bütün dünyadaki dinlerde büyük bir rol oynayan maddeleşmiş “ gökler” ( cennetler-cehennemler) bu astral madde içinde bulunur. Dindarlar burada arzularının en küçük noktalarına kadar tatmin olurlar. Dinlerin yüzeysel bilgileriyle, simgeleriyle beslenmiş varlıklar tahayyül güçleriyle şuursuz olarak astral maddeden, düşlediklerini inşa ediyorlar. Böylece Astralda; evler, okullar ve sahip olmayı arzuladıkları cennetler kuruyorlar...
Daha gelişmiş olan diğerleri, ikametlerini olağanüstü güzel manzaralar, ışık okyanusları, dorukları karla kaplı dağlar ve verimli bitkilerle biçimlendirmişledir. Astralın ışıklı cevheriyle. Bu sahneler dünyadaki en güzel sahnelerle karşılaştırıldıklarında bile peri masallarındaki güzelliktedirler.
4 – Astralda yaşayanlar için kendi dünyalarındaki şekiller, nesneler, öğeler; Dünyamız bizim için nasıl elle tutulur, maddi, katı ve gerçek ise öylece maddi, katı ve elle tutulur durumdadır. Onların bedeni de, kendi görüş açılarına göre, bizim bedenimizin bize maddi gelişi kadar maddidir. Bizim bedenimizin tanımadığı özelliklere sahip olmalarına rağmen.
Dünya’dan görünüşüyle Astral, bize dalgalı ve buğulu gibi geliyor; ama, onların görüş açısından da buğulu ve dalgalı gözüken Dünyadır.
HER VARLIK PLANI KENDİSİYLE UYUM İÇİNDEDİR.
Ve bu konudaki araştırmalarda bunu hiçbir zaman unutmamak önemlidir. ( *)
5 – Biraz önce ( no.2) söylendiği gibi, bir Astral Varlık, eğer isterse çok kısa bir anda ve büyük bir kolaylıkla görünümünü değiştirebilir. Yüksek seviyeden bir varlık ya da bir Astral Melek -bu kitapta bizi ilgilendiren- sadece Astral Plandır. Bizim tanımadığımız müteal bir güzellik ve mükemmellikte olmasına karşın, bizimkine benzer bir görünüm sunar, genel olarak.
O andaki faaliyet ve duygularının tabiatına göre istedikleri şekilleri almaya istidatlıdırlar; Alev, ışık, ışıktan taç, çiçek, funda, hayvan, sütun, dağ, dere vs... Kutsal kitaplar bu türden birçok vakaları söylerler, Burada bize garip gelen Yukarıdakilere tamamen normal gelir. Günümüzde iç Alem konusunda çalışan Durugörürlerin yaptığı gözlemlerle bunun doğruluğu tasdik edilmiştir.
Burada bu gözlemlerden ( **) birkaçı, bu notun bağlı olduğu bölüm ( 8. bölüm) konusunda faydalı olabilir. Birçok defa not edilmiş noktalardan biri bu fizik-üstü varlıklardaki şeklin durağan, sabit olmayışıdır. “ Sylphes” konusundaki gözlemlerinde şöyle diyor:
“... Orada burada, gruplar baş döndürücü bir havaı dansı tertipliyorlar... Bir sevinç zehirlenmesi içinde aniden oluşmuş ve yine aniden kopan büyük halkalar halinde dalgalanıyorlar... Bu göz kamaştırıcı ilkbahar sabahında havaı dünyalarının güç ve enerjisiyle büyük bir sevinç duyuyorlar.”
“ Böyle durumlarda, çoğunlukla insani formlarını kaybediyorlar ve hayatı güç ve enerjinin oluşturduğu halkalar yığınına benziyor ve zaman zaman aniden ortaya çıkan zarif formasyonlar kanatları andırıyor. Çizgiler gibi uzun eğriler, dalgalı bir şekilde sallanan bir kol. Rüzgarda dalgalanan saçlar; bir anda parıldayan gözler ortaya çıkıyor. Dünyada bulunmayan güzellikte bir yüz, insana mümkün olmayan şekilde, kendinden geçmişliğin sevincini şaşılacak bir güç enerjisine bağlayan bir yüz oluşur...”
( *) Bu konuda bakınız: A. BESANT: Eski Bilgelik, bölüm 2.
( **) Geoffrey HODSON: Fairies alt Work and at Play ve The kingdom of Facrie.
Rahatça gözlemlenebilir bir başka Tabiat Ruhu için ayrıntılı ve nefis bir tasvir veriyor, şöyle diyor:
“ Burada alınan durağan olmayan şekiller izlenimini not etmek dikkat çekicidir: Her şey öylesine önce öylesine esirimsı ki bunlar birdenbire birbirine karışabilir ve yok olabilirler...”
6 – Bu notla ilişkili olan nokta; Spiritüel Bedenin renkleri birkaç satırda ele alınacak kadar kolay değildir. Bu konuda yazılmış ve modern Okültizmin klasikleri arasında önemli bir yer almış bir kitap vardır: Görünen ve Görünmeyen yönleriyle İnsan C-W. Leadbeater tarafından yazılmıştır. Kitabı zenginleştiren süsleyen resimli sayfalar tamamıyla öğretici, açıklayıcı bir özelliktedirler. Bu konular için böyle bir kitabın incelenmesi zorunludur. Ancak şu anda okuyucunun ihtiyacını göz önünde bulundurarak kitaptan bazı şeyler aktarılabilir.
“ Tecrübeli durugörürler gözünde çok kısa bir zaman önce oluşmuş bir Spiritüel Beden, saydamdır, renkli ışınlar saçar ve hemen hemen görünüşte boştur; zira orada bulunan kutsal güç henüz gizli yeteneklerini geliştirecek zaman bulamamıştır... Ve sonuç olarak bedende çok az olarak renk gelişmiştir.”
“ Zamanla her şey daha belirginleşiyor ve bir an geliyor ruhun gelişminde oldukça nefis ve esirimsı renkler, içinde belli ölçülerde gözle görülebilir hale geliyorlar... Ve öylesine nefis bir menekşe tonu onda yüce bir ideale yönelmede bağlılık ve sevgi işareti oluyor; şefkat ve sempatinin işareti olan açık yeşil bir tonda görülebilir...”
“ İnsan Spiritüel ilerlemede yol katettikçe onda birçok ve güzel niteliklerin geliştiği gözlemlenir, zira bu muhteşem küre, bizim için, sevginin, bağlılığın ve sempatinin sembolleri olan nefis renklerle doldurulmuştur ve buna ilahi ilhamlar piritüalize edilmiş ve arındırılmış bir zeka eklenir...”
“ İnce bir maddeden oluşmuş, yoğun bir hayat ve bir ateşten titreyen bu ( spiritüel) beden tekamülünü tamamladıkça harika ışıklarla parıldayan bir küre haline geliyor. Bu spiritüel bedenin ürettiği değişken dalgaları, ölümlü gözlerimizin bilmediği ve dilimizin bu tatlılık, parlaklık ve parıltıyı çeviremeyeceği açıktır”.
“ Mısır’da güneşin battığı andaki renkleri alın, buna bir de ülkemizin yaz akşamlarının harika tatlılığını ekleyin; bu renkleri göz kamaştırıcılık, ışık ve saydamlıkla abartın, bu renkler kendi içlerinde bir çocuğun renk kutusunda düşünebilecek renkler kadar muhteşemdirler. Her şeye rağmen bir durugörürün bu Yüksek Aleme kadar çıktığında görüş alanında parıldayan ışıklı kürelerın güzelliğini, bunu görmeyen birisi için hayal edebilmek, tasarlayabilmek zordur”.
7 - Yazarın 129. sayfadaki gözlemi bizde Schopenhauer’ın aynı konu üstündeki derin ve belirleyici sayfasını canlandırdı ve kitabı sonlamak için bunu burada belirtmekten daha iyi bir şey yapabileceğimizi zannetmiyoruz:
“ Tabiat her şeyde ve her zaman, görünüşte çok korkunç olan, ölümü önemsiz bir olay gibi kabul ediyor. Ölüm hakkındaki düşüncesini, can verdiği her hayvan ve her insanı belirsiz tesadüflerin insafına bırakarak ve onları kurtarmak için müdahale etmeyerek gösteriyor”.
“ Yolunuz üzerindeki bir böceği ele alın; ayaklarınızın en küçük bir hareketi, en küçük bir yer değiştirmesi onun ölümüne ya da hayatına karar veriyor. Bir sümüklüböcek düşünün, kaçmak, direnmek, gizlenmek ve rakibiyle mücadele etmek araçlarından yoksun bir sümüklüböcek; ilk gelen için gerçek, kolay bir kurban. Balık ağının içinde onun birazdan üstüne kapanacağından habersiz bir balık düşünün; üzerine inmekte olan şahini hissetmeyen bir kuşu, fundalıkta kurdun kendilerini gözlediğini ve saydığını farketmeyen koyunları düşünün!”
“ Bunları düşünebilecek zayıf imkanları olan bu varlıklar kendilerini her zaman tehdit eden ölümcül tehlikeler arasında masumca dolaşıyorlar”.
“ Açıklanamaz bir sanat tarafından yaratılmış bu varlıkların sadece güçlülerin yağma güdülerine değil, aynı zamanda kör tesadüflere ve ilk gelenlerin zevklerine, isteklerine bırakılmış olması, tabiatın bu varlıkların ortadan kaldırılmalarına karşı kayıtsız, ilgisiz olduğunun ifadesi değil midir? Tabiat bunu açıkça söylüyor ve O asla yalan söylemiyor”.
“ Tabiat, çocuklarını devamlı tehdit eden binlerce tehlikenin ortasına, korumasız olarak atmaktan pek endişe duymaz, bu da sadece tabiatın, onlar öldüklerinde güvenlik içinde olacakları yere, kendi içine döneceklerine olan güvenden kaynaklanabilir...”
“ Eğer bakışlarımız yeterince eşyanın derinliğine nüfuz edebildiyse, kesin olarak biz de tabiatın fikrine göre düzen verecektik”.
“ Tabiatın bireylerin ölümü karşısındaki ‘ kayıtsızlığını’, ‘ Mutlak güvenliği’ni bir fenomenin yok olmasının ondaki gerçek ve has özün yok olması demek olmadığıyla açıklamak zorundayız”.