Albert PAUCHARD - KADER BİLMECESİ - BÖLÜM2

http://www.dunyaana.com/images/man29.jpgHİMAYE

Eğer yeryüzünde yaşayanlar nasıl yüksek bir himaye altında olduklarını bilseler, kesinlikle bunun bilincinde olsalar, yarından endişelenmek için hiç bir sebep kalmayacaktır.

Tanrı himayesi bütün evreni kaplar. Himaye mahluklara verildiği kadar doğaya da verilmiştir. Söylediklerim şu anki dünyasal hayatın durumuyla çelişkili görünüyor ( *). Çelişki görünüştedir sadece, himayenin etkili olabilmesi için kabul edilmiş olması ya da en azından istenilmesi lazımdır.

Kimlerdir bugün her şeyde kendilerini tamamıyla TANRI’ya teslim edenler? Evet Tanrı’nın kutsal adı boşuna kullanılıyor. Önemli durumlarda hatırlanıyor, ancak bu sözler rüzgarda dumanın savrulup yok olup gitmesi gibidirler. Bu kalıplaşmış, anlamdan yoksun sözler hiçlikten çıkıyor ve hiçliğe dönüyorlar!

Kendini TANRI’nın himayesine bırakmak, büyük bir güven besleyerek, sızlanmaksızın her gelecek şeyi kabul etmek demektir. Kötü talihe karşı gerçek panzehir olan bu güven, himayenin etkilerini hissedebileceğiniz, sahip olduğunuz tek araçtır. Himayeyi etkili kılan sadece güvendir. İlahi ışınla    ( tesirle) teması olanlara her zaman bu himaye verilmiştir. Güven tam olmalıdır; en küçük bir şüphe kopukluğa sebep olur. VE ne kadar kısa bile olsa bu kopuş kötülüğün etkisini göstermesi için yeterlidir.

TANRI sevgidir. O’nun Himayesine giriniz! Eğer güveniniz tamsa hiçbir şey sizi mutluluğa götüren yoldan geri döndüremeyecektir. Bu güvenin sadece hayatınızın ciddi anlarında, büyük olaylarda belireceğine inanmayınız, böyle düşünmeyiniz. Güven sürekli olmalıdır.

Bugün size yardımcı olacak bir hayat kaidesi vermek istedim. Gerçek güveni açığa kurmanız ve bu güvenle zamanı geldiğinde başkalarına yardım edebilmeniz için gerekli her şeye sahipsiniz.

En karanlık dönemin hazırlandığını biliyorsunuz. Eğer aldığınız eğitim size verilmiş olan eğitim meyvelerini verdiyse başkalarına da güveni yaymak ve iletmek zorundasınız. Böylece güven içinizde daha büyüyecek, daha bütünleşecek, tamamlanacak daha da iyisi etrafınızda harekete geçecek, etken olacaktır. Tamamıyla özel bir himaye göreceksiniz. Göreviniz bundan ileri geliyor. Şimdiden her şeye sınırsız bir güven göstermeyi deneyin, zamanı gelince sizin yardımınıza ihtiyacı olanlar için hazır olacaksınız ve onları sakinleştirmek için etrafınızda bir araya getirebileceksiniz.

( *) 5 Mart 1944’de alınan tebliğ.

SEBAT

Sebat, imkanları tahayyül edilemeyecek kadar çok olan bir güç, bir iktidardır. Yaradılış onun eseridir.

Yıldızların hareketlerini yöneten değişmezlikte, durağanlıkta sebat.

Bitkiden insana, en küçükten en büyüğe bütün varlıkların tekamülünde sebat.

Dün ve bugün olduğu gibi, sonsuz olarak TANRI sevgisinde sebat.

HER YERDE SEBAT!

Eğer insan buna iyice inanmak, güvenmek isteseydi orada izleyeceği örneği, beklediği konuyu bulacaktı. Hem de Yaratımda tezahür etmiş sebatın yüce aksiyonuna bakışlarını çevirmeden. Bunu kendi kişiliğinde izleyebilir. Oluşan, gelişen ve büyüyen, beden, tek bir hücreden yapılmış, olağanüstü şekilde düzenlenmiş ve onu kullanan ruha hizmet etmeye muktedir, eksiksiz bir organizma olan beden, sebatın bir tezahürüdür.

HER YERDE VE HER ZAMAN SEBAT!

Eğer bakmak, düşünmek zahmetine katlanırsanız bunu bulacaksınız. Hem bu sizin için ruh aleminde yaratıcılığınızın gücü olacak, size yaratıcı gücü verecek!

Sebat olmaksızın ne maddi alanda, ne de özellikle manevi alanda hiçbir gerçek sonuç, hiçbir ilerleme elde edilemez. Spiritüel realiteyi gözlerinizden gizleyen kalın duvarı kaldıracak bir kaldıraçtır sebat. “ Örtüyü kaldırmak” deniyor ama madiyat ve maddecilik bir duvar oluşturuyor. Bu aşmak ya da altüst etmek için bir güç gerek, manevi tahammül: SEBAT.

Gerçeğin ve Işığın yolunda ilerlemeyi arzu eden sizler, hepiniz, engellerin alayların ve başarısızlıkların sizi durdurmaması için sebatla zırhlanınız, sebatla silahlanınız!

Sebat belli bir cesaret olmadan yürümez. Ulaşılmak istenilen gaye çoğunlukla görünmez ve her türlü algıdan uzaktır. Nihai sonucu bilmeden uzun zaman yürekten çalışma yapmak gerekir. Yol boyunca teşvik, destek görülmese bile işi iyi yapmak arzusuyla çalışılmalıdır. Zamanda bir sınır belirlemeden çaba göstermekte direnmeli, sebat etmelidir. Sonuç genellikle beklenmedik bir şekilde tezahür eder.

Sebat aynı zamanda güveni de gerektirir, insanın kaderinde tüm bir güveni. Sebat güvenle orantılı olacaktır. Güven ona kol kanat gerecektir. Güven zoraki uygulamaları yok eder, her şeye katlanması için ona yardım eder.

Dostlarım, Gerçeğin araştırılması yolunda güvenli, cesaretli ve sebatlı olunuz. Bir gün bu gerçek gözünüzün önüne çıkacak ve sizi TANRI’ya götürecekti

İMAN

Şu ya da bu kilisenin ilan ettiği dogmalara olan iman, dinsel anlamda bir iman, söz konusu değildir. İnsanlığın kaderine, alınyazısına olan imanı kastediyorum.

Bu insanlık yükselen bir yol izler ve bu yol insanlığı hayvanlığa yakın bir durumdan spiritüel bir mükemmelliğe götürür. Bu yol muhteşemdir. Tüm güzelliği görebilmek, hissedebilmek onu bütünlüğü içinde anlayabilmek için yeterli bir gerileme, bir mesafe gereklidir. Bu size verilmiştir. Değişimler, aksaklıklar, sizde olduğu gibi bir dönemin alt üst oluşu, gerçeği görmenizi engelleyen bulanık ekranlardır.

Tüm insanlık görkemli tekamüle doğru cezp ediliyor. İnançsızlar, materyalistler ve dar görüşlüler bu gerçeğin söylenmesine gülecekler ve bu onlara bir çılgınlık gibi gözükecektir. Bununla beraber, insanlığa inanmak ama her şeyden önce onun kaderini çizene inanmak gerek.

TANRI vardır. TANRI mükemmeldir. O’nun yarattığı, mükemmelliğe ulaşacaktır. TANRI’nın yolları sonsuzdur, ama TANRI adildir. O’na güveniniz O’na inanınız!

Ah dost okuyucular, sizi Hakikatin muhteşem yalınlığı içinde ortaya çıktığı ve açıkça gözlerinize gözüktüğü planlara götürebilseydim! Her şey sizin tahayyül ettiğinizden çok daha yalındır. Giderek yayılan güven eksikliği yalınlık eksikliğinin bir sonucudur.

Tanığı olduğunuz dönem ( *) öylesine bozulmuştu ki sonuçta, her türlü imana karşı çıkanlara, materyalistlere ve tanrı tanımazlara istedikleri gibi davranma imkanını verdi. Dönem keyfiliği ve adaletsizliği simgeleştirilmiş gibiydi. Her şey kapkara, umutsuz görünüyor acaba insanlık hiçliğe doğru mu gidiyor?

Hayır dostlarım, bu geçen bir buluttur sadece. Geleceği karartıyor, ancak bildiğiniz gibi bulutun gerçek bir dayanıklığı yoktur. BİR BULUT GÖĞÜ YOK EDEMEZ. Bir an için onu örter, ( bu dönem insanlığın kaderinde küçük bir andır yalnızca) geçer ve faydalı bir yağmur dökerek dağılır siz onu lanetleseniz bile.

Düşününüz, ruhsal realitenin ödülü maddesel realitenin ödülünden daha fazladır. Maddesel değişimler ilerlemeyi hızlandırır. Her şeyin kaybedildiği sanıldığı zaman iyinin zaferi ortaya çıkar. Eğer düşünürseniz buna sayısız örnek bulursunuz.

Şu anda materyalizm muzaffer gelişmesi yolunda hiçbir engel bulmamışa benziyor. Açıkça ya da sinsice mücadele ederek olsun, göründüğü her yerde yerleşmişe benziyor. Böyle olmasının sebebi, insanlığın bir bölümünün kaderini unutmasından ve ruhuna gıdasını vermeyi ihmal etmesindendir. Vücudun olduğu gibi ruhun da gıdaya ihtiyacı vardır. Çok çabuk ve bilgelikten yoksun olarak ilerleyen bir insanlık. Ama bu insanlık, insanlığın tümü değildir. Onların kabul ettikleri şey spiritüel realiteye inananları bağlamaz; spiritüalistler materyalist gelişmeyi önleyebilirler ve bunu yapmak zorundadırlar. Nasıl, inançlarını iki kat artırarak ve bunu ilan ederek.

Materyalistlerin sapkınlıkları kimi insanların inancına bir engeldir, ama materyalistler için bu durum başka bir enkarnasyonda hakikatleri anlamaya ve tekamül etmeye engel olamayacak karanlık bir dönemdir.

Sizden istediğim bu inanca sahip olmak için, tekrardoğuşu, şeksiz-şüphesiz, kabul etmek gerekir. Büyük bir su olan insanlık kaderinin tek anahtarı tekrardoğuş’tur.

( *) Tebliğ 26 Kasım 1949’da alınmıştır

SEVİNÇ

Değişik şekillerde tezahür eder. Sevinç, taşkın ya da sakin, dışa vurulmuş ya da içte olabilir. Burada söz konusu olan sadece içte olandır.

Sevinç, kalbin bütünlüğü, ruhun hoşnutluğudur. Sevinç, İnancın zorunlu bütünleyicisidir. Sevinç inancın ölçüsüdür. Eğer inanç ruhu doruklara yükseltirse, duyduğu sevinç inananı ve tüm çevresini sarar. Sizler ki inanıyorsunuz, biliyorsunuz, sevinçli olunuz! Yılgınlığın ve karamsarlığın ortaya çıktığı şu dönemde sakin ve sevinçli olunuz. Bu tutumla en iyi niyetli sözlerden bile daha etkili olacaksınız. Bu çok daha etkili olacaktır. Derin bir sevinç duygusu düşünebildiğinizden çok daha parlak ve etkilidir.

Yerilen, kötülenen bir hayat içinde yaşama sevinci, gösteren birisi varlığımızın derinliklerini etkiler ve bizi düşünmeye zorlar. “ Öylesine sevinçli, öylesine emin ve öylesine sakin olmak için Hakikati bulmak gerekir” denilir. Kararsızlık ve endişe anında baş vurulacak kişi odur. Bir etkiyi gerçekleştirmesi için söz ya da resimlerle hareket etmeye ihtiyaç yoktur. Gerçek sevince eşlik eden serinkanlılık en güzel öğretisel açıklamadan bile daha anlamlıdır.

İnsanlığa ve onun kaderine inankış olan sizler sevinçli olunuz. Çünkü güveniniz var!

Tam bir spiritüel sükunet, bir duruluk çıkacak sizden ve bu birçok araştırmacıyı, birçok yılmış ruhu aydınlatacak. Böylece, büyük bir çaba harcamadan, çalışıp didinmeden çevrenize faydalı bir ışık yayacaksınız. Gözle görülür değildir. Sadece tek gerçek olan ruhi varlık üzerine etki eder.

Geleceğe inanç demek olan “ GÜVEN” kelimesi içinde gizli olan iç sevinç ve sükunet duygusunu pekiştirmek gereklidir. Bu duygu, altüst olmuş döneminizde acı içindeki ruhları etkilemeniz için size yardım edecek ve faydalı olacak bir kaldıraçtır. Aydınlık bu kaosun üzerinde kesif bir şekilde parıldıyor ve ışıkları bir an gelecek zavallı dünyanızı örten kara perdeyi delip geçecektir.

DUA YA DA YARATICI DÜŞÜNCE

Dua etkili bir kuvvettir. Çoğunuzun bilmediği sınırsız bir gücü vardır. Ama dikkat edin, DUA var, dua var.

Gerçek yakarış sözde değildir. Kalpten çıkan bir coşku, ruhun yeteneğidir. Size en iyi duanın sözsüz bir dua olduğu garip gelebilir.

Ezberlenmiş duaların, kitaplardan okunmuş duaların hiçbir etkiliği yoktur; eğer kalpten söylenmiyorsa, sadece dudaklarla okunuyorlarsa ya da mantıkla söyleniyorsa.

Kimi dinlerde dua birlikte okunur. Eğer herkes bu duayı kendinden bir armağan gibi değerlendirirse, böyle okursa dua sonsuz bir güce sahip olacak dini bir ayin niteliğine bürünür. Bunun bir avantajı vardır. Kalabalıkta coşkuyla yapılan dualar gayesine ulaşamayan diğerlerini ardından sürüklerler coştururlar.

İsa “ Dua edeceğin zaman odana gir!” der. Temelde yer pek önemli değilse de, orada en iyi şartları bulurlar. Her şey niyet ve ifade tarzına bağlıdır.

Dua etmek, tesir almaktır. Almayı öğrenmek gerek.

Dua etmek, mutlak bir güven içinde kendini TANRI’ya, O’nun Sevgisine ve ölçalemez Bilgeliğine terk etmek demektir.

Dua etmek, zayıf yönlerini tanımak demektir.

Dua etmek, spiritüel olarak çalışmak demek; düşünebileceğiniz en geniş anlamıyla yardım etmek demektir.

Tüm bu alanlarda etkili olabilmesi için duanın bazı şartlara uyması gereklidir. Size bunları aktarabildiğim için mutluyum.

Gerçek dua bir düşüncedir. Söz düşünce olmaksızın boş, anlamdan yoksun bir sestir sadece. Mademki her düşünce bir titreşimdir o halde dua da bir titreşimdir. Duaya, kabul edilme izni veren güç bu titreşimde bulunur. O halde bu kabul ediliş duanın kendi içindedir. Yoksa yöneltilenin isteğine bağlı değildir. Tüm sır buradadır. Dua eden ve duasının gücüne inanan davayı kazanmış demektir, eğer böyle bir karşılaştırma yapmama izin verirseniz.

Bilindiği gibi, sadece yüce amaçlı dualar, şefaat duaları, hastalar ve barış için dualar hesaba katılırlar. Maddi gayeli dualar, kişisel arzuları ifade eden dualar dünyasal planı aşamazlar. Bu etütte bizi ilgilendiren tek şey olan spiritüel ilerlemeye, katkıda bulunamazlar.

Size göre sık ve çokça edilen barış duaları neden kabul edilmedi henüz? Bizler gibi sizler de bu dualardan çıkan titreşimleri görebilmiş olsaydınız, katliamların sonunu ilan edecek çanların çaldığını görmekten umudunuzu keserdiniz. ( *) Barışın geri gelmesi için dile getirilen yalvarışların yarıdan fazlasında kalplerde kin var. Bu duygu spiritüel hamleyi yok eder, duanın çıkıp yükselmesini önler. İnançsız söylenmiş olanlar hiçtir, değersizdir. Diğerleri ya oldukça bencil ya da henüz yüksek nitelikli değildirler.

Daha fazla saymak gerekmez. Barış elçilerinin etkileri, müdahaleleri için kullanacakları titreşim rezervini oluşturmak için bir araya getirilmeden önce güçlendirildikleri kutsal plana kadar ulaşan dua sayısının çok az olduğunu anlıyorsunuz.

Her şeye kadir olarak, TANRI’nın, dualarınıza ve bu dualardan çıkan titreşimlere ihtiyacı olmadığı ve dualarınızın bir güç ve bu gücün de faydalı olduğunu ileri sürerken bize kendinizi beğenmiş olduğunuz konusunda itiraz edilecektir.

Savaş insanların ve insanların iyiliğe tercih ettikleri ve yayılıp gelişmesine izin verdikleri kötülüğün eseridir. O halde insanın kötülüğe karşı mücadeleye yardım etmesi tamamıyla doğru ve mantıklıdır. Bu katkı olmaksızın zafer kazanılamaz.

Bu doğrulama lütuf ve af teorisinden farklıdır. TANRI sevgidir, ama O adildir de. Herkese İlahi aleme girme izni verir. Ama oraya ancak kişisel hak sonunda ulaşılabilir. Sevgi Adalete engel olmaz.

Dua her derde devadır! Herkesin anlayabileceği, ulaşabileceği bir şeydir. Bununla birlikte bunu hor gören, kötü kullanan ve gücünü inkar edenler çoktur!

Bir dua, TANRI’ya sunulan bir gül tomurcuğu, O’na verilen bir kalptir. Bütün çiçekler gibi gül de bir meyve; bir tohum verir. Dua da içinde bir vaat taşır, bir dilek taşır ve bu meyve diğer verimli düşüncelere hayat verecek, Tanrı’ya doğru kesin bir ilerleme ve gelişim sağlayacaktır.

Ne yazık ki, kötüyü yardıma çağıran ( Buna dua demeye cesaret edemiyoruz, bu kelimeyi kutsal anlamında kullanılmaya bırakıyoruz ama temelde yakarmaları duya benziyor) böylece zararlı titreşimler yayan; zayıfların, ılımlıların ve tereddüt içinde olanların ruhani olana yönelmelerine engel olan kişiler var. Böyle yayılmış güçler yeryüzünün psişik atmosferi içinde koyu karanlıklardır. Dua edenler, aynı zamanda en aşağılık güdülerini tatmin eden, aşırı bencil ve saf maddiyat planındaki insanlığın büyük bir bölümü için de dua ediyorlar!

Daha önce söyledim: “ Dua etmek, almaktır”. Bu garip gözükebilir. Dua etmek ilk anda istemek demektir. İyi dua etmek için Tanrı sevgisinin ışığıyla olan temasın verdiği psişik güce sahip olmak gerekir. Açıkça bu gücü istemek, aramak ama aynı zamanda bunu almayı ve muhafaza etmeyi bilmek gerekir. Dua sadece Kutsal Sevginin Işığıyla yaratıcı gücünün bütünlüğüne ulaşır. Bu temas ancak kimi şartlarla elde edilebilir.

Gerçek dualar, dönemimizin sözle anlatılamaz altüst oluşundan, endişelerinden ve karanlıklarından sonra verilmiş en güzel gün vaadi, muhteşem bir şafak ağarması gibi gelirler gözümüze.

Bu şafağın müjdelediği günün mutluluğunu, muhteşemliğini ve aydınlığını artırmak için dua ediniz!

Dua ediniz; mutluluk ve sevinç alemlerine gireceksiniz.

DUA EDİNİZ!

( *) 26 Mayıs 1944 tarihli tebliğ

DÜŞÜNCELERİN ÖNEMİ

Önce, sürekli zihni meşgul eden, sağlıksız bir düşüncenin etkilerini izleyelim.

Sağlıksız düşünce, güdüler tarafından telkin edilir, zihin tarafından ilham edilmez. Bu sağlıksız düşüncede, bizim gözümüzde, ona koyu bir renk veren belirli bir materyel vardır. Bu sağlıksız düşünce onu yayan kimsenin çevresinde bir buhar gibi sürüklenir. Aynı türden bir başka düşünceyle karşılaşır karşılaşmaz onunla bir araya gelir, karışır ve bu birlikten güç doğar. Bu türden iki, üç, yirmi, yüz düşünce, zamanda ve uzayda bir araya gelerek, zararlı bir güç yaratırlar, zira bu düşünceler onları doğuran güdüyü tatmin etmek isteyen birisi tarafından alınırlar; bu düşünceler insanı yenik düşürebilen iğvalardır.

Ruh ve ışık alemine doğru yükselen yüce ve soylu düşüncelerin aksine kötü ve zararlı düşünceler dünyasal çevre içinde kalırlar. Er ya da geç taşıdıkları kötülüğü yapacakları bir alan bulurlar.

Soylu ve başkalarını gözeten düşünce bir ışık pırıltısı gibi yükselir. Daha onu yayınlayandan ayrılmadan temas edeceği ve yöneltildiği aleme ulaşır. Böyle kurulmuş olan bir kanal, düşünceyi yayınlayanın ruhunu mutlulukla doldurur ve yüksek alemlerle dünyayı birleştirir. Bu düşünce bir mürşide veya bu iki plan arasında köprü kurmuş olan rehbere, bir hamlede ilham alma izni verir.

GÜZELLİK

Bir insan bir sanatla uğraştığı zaman sadece dünyasal bir eser vermeyi, yapmayı düşünür genel olarak. Gerçekte kendi ruhunu yetiştiriyor, ışık yayıyor, eserini beğenene, güzelliği tanımak isteyene, onu anlamak isteyene, onu duymak isteyene yardım ediyor. Tanrı’yla birliğe götüren yolu açıyor.

Gerçek güzellikten bir eser yaratmış olan sanatçı bundan haberi olmaksızın daha önce güzellik aleminde yaşamıştır.

Her alanda güzellikler yaratmak için kendinizi zorlayınız. Ruhun ferahlamasına ve hayatın en üstün gayesine götürür bu! Söylediğiniz her şeye, yaptığınız ve sizi çevreleyen her şeye güzellik katınız! Bu sizi geliştirecek bir kaldıraçtır.

Ama dikkat!

Güzellik zenginlik değildir!

Güzellik aşırı süsleme, bezeme değildir!

Güzellik daha çok yalınlık, saflıktır; çizgi, ses ve renk saflığıdır.

Gerçek güzellik yaratımın her yerinde bulunur.

Güzelliğin yayılmasına, tanınmasına ve onu sevdirmeye yardım ediniz! Daha çok ruhu spiritüel olanı anlamaya götürür. Tanrı’yı tanımaya götüren yolda, Kutsal Yazıların sözlerinden daha etkilidir.

Güzellik TANRI’nın giysisidir!

Seslerin, renklerin ve biçimlerin algılanması sırasında ruhun içine daldığı güzellik ve mutluluk durumunda yüksek alemlerin güzelliği daha az bulunur. Bunu dünyevı kelimelerle tasvir etmek mümkün değildir. Size sadece zayıf bir izlenim verebilirim.

Dünyada güzellik eseri ortaya koyanlar, onun gelişimini kolaylaştıran, onu sevenler, onu hissedenler ( ruh dünyasına) “ geçtikleri” zaman gerçek GÜZELLİĞİ tanıyabileceklerdir. Orada hazırlanacaklar ve onların mükemmellik alemine çıkışları kolaylaştırılacaktır.

HAKİKAT

Hakikati arayanlar, onu bulmuş olduğunu söyleyenler ve onun savunuculuğunu yapanlar sayısızdır! Eğer dünyada ortaya çıkarılmış olsaydı, birbirlerinden olabildiğince farklı görünümler altında tezahür edecekti. Oysa Hakikat TEKTİR. Onu mezheplerde ve klanlarda aramayınız. Onu sadece TANRI’nın yanında arayınız. O hakikattir. Size “ Yol benim” diyen İsa doğru yön vermiştir.

Her biri, hakikatin sadece kendilerinin mülkiyetinde olduğunu söyleyen çeşitli dinlerin, hakikate götüren yolda olmadıklarını iddia etmiyorum. Bu dinlerin samimi, içten sadıkları ve oldukça ilerlemiş olanları hakikati tanıyorlar kuşkusuz. Bununla birlikte hakikati tanımak, yaymak ve böyle söyleyelim, ondan “ faydalanmak” için ortaya atılmış dini kurallara, dogmalara baş eğmek, onları kabul etmek zorunlu değildir. Hakikati tanıyan, TANRI’nın sevgili kullarının açıklanamaz mutluluğuna ve büyük mutluluğa katılır.

Bu hakikat nasıl tanınır? Ruhsal alanda bunun tek bir yolu vardır. Ruhunu açmak ve bunu TANRI’dan fışkıran hakikatle dolmaya bırakmak, evrene yayılan sevgisi gibi. Bu; bunu almasını bilene, isteyene ve bunu yapabilene mutluluk ve bilgi verir.

Hakikatin var olduğunu, her zaman hazır olduğunu ve yapılacak işin sadece onu kabul etmek olduğunu bilmek ne muhteşem bir teselli, bir güçtür değil mi? Ve bu kaynak asla kurumaz.

Hakikate susamış olan ve bu hakikati, sözümona sahip olduğunu iddia edenlerin yakınında aramış olan sizler, TANRI’ya yöneliniz! Onu size açıklayabilecek olan sadece O’dur.

Hakikati anlamak, bulmak için TANRI’ya yönelmiş olan ruh; güneş ışığı ve sıcaklığı altında açan bir çiçek gibi açar ve mutluluğu bulur.

Şimdiye kadar, hakikat alemine ve yüksek planlara ulaşabilmek için Yakub’un merdiveniyle sembolize edilmiş basamakları aşmak gerektiğine inanılıyordu. Gerçekte, anlık olarak kendinizi hakikatin içinde bulabilirsiniz. Mademki İlahi Ruh sizin içinizdedir. Bu yüzden bunu açığa çıkaracak anahtarı bulmuş olmanız ve ona kendinizde en büyük yeri, birinci yeri vermiş olmanız gerekir.

SEVGİ

Pembemsi altın bir ışık demeti önünde gibiyim. Bu ışık demeti, ruhların fedakarlıkları sayesinde, mükafatlarını almak için, ektiklerini biçmek için girdikleri bu planda sevgiyle temas ettikleri zaman duydukları görsel bir histir.

Bu hasat psişik hayatın toplamıdır. Ruh gerçek olarak sevgide serpilip boylanır. Analık sevgisi, sevgiye en yakın olanıdır. Kalbinin zenginliklerini; Tanrı’nın, onların titizliğine emanet ettiği çocukları üstüne boşaltır. Musset “ Pelican” isimli şiirinde analık sevgisinin nereye kadar gidebileceğini göstermiştir. Bu sembol abartılmamıştır. Gerçek sevgi fedakarlıkta kendini gösterir ve ödülü, mükafatı öylesine büyüktür ki, bunu hak etmek için hiçbir şey size zor gelmemelidir.

Tüm sevgi tezahürlerinin içinde bir güç, ruhu tekamül yolunda ilerleten bir hamle vardır.

İsa sevgi tebliğini insanlara ilettiğinde, insanlarca anlaşılamadı, izlenilemedi. Bilginin bize verdiği güvenle size şu yüce sözü hatırlatmak gerek.

“ BİRBİRİNİZİ SEVİNİZ”

Bu buyruğu uygulayıp, onun size getireceği büyük mutluluğu kendinizde görmeye çaba sarfetseydiniz, etrafınızda, sevginin sonucu olan ve insanlığın erişebileceği hoşgörü, af, anlama ve sevgi dalgaları yaymadan yaşayamazdınız.

Bir kere bu davranış kişiliğinizin bir parçası olduktan sonra, sevgi size eşlik edecek ve tüm sözleriniz, tüm hareketleriniz bu duygudan etkilenecek ve etrafınızda YARATICI ve İSA’nın insanlar üzerine bol bol saçtıkları, -ama onların bilgisizlikleri yüzünden almayı bilemedikleri- yaydıkları İLAHİ SEVGİYİ kabul etmeye elverişli bir çevre yaratacaktır.

“ Birbirinizi seviniz” manevi alemin ( parolası) “ açıl susam, açıl”ı dır.

Yakınındakini gerçekten seven birisi; tüm eleştiri, kapris ve sabırsızlık hareketlerinden kaçınır. Bu üç engel sizi sevgi dünyasına götüren ve ruhsal tekamülünüzü onsuz yerine getiremeyeceğiniz İlahi Sevgiden ayırır.

Seviniz! Seviniz! Sonsuzlukta sevgisiz bir kalıcılık mümkün değildir.

İsa “ Düşmanlarınızı seviniz” diyor. Bunu yapabilmek için ruhsal bakımdan oldukça gelişmiş olmak lazımdır. Yakınlarınızı, çevrenizi severseniz düşmanlarınız olmayacaktır. Buradan başlamak gerek. “ Düşmanlarınızı seviniz” sözü sevgi yoluna girmek isteyenleri yıldırabilir. Bu söz sade başkalarına olan sevginin hangi noktaya varabileceğini göstermek içindir.

Seven kötülük yapamaz. Kendisine zarar vermek niyetiyle gelen bir varlık içinde kötülük yapmayacaktır. Onu iyi karşılayarak affedecektir. Bu bir sevgi tezahürüdür.

Mademki, insan kişiliği geçicidir, hiçbir zaman gerçekte karşınızda kimin olduğunu bilmezsiniz. Etrafınızda dönenleri, yolunuz üzerinde bulunanları sevmeniz için bir başka sebeptir bu.

Sevgi dünyanıza barış yolunu açacak olan bir kapıdır. Öfke ve yıkımın en şiddetli noktaya ulaştığı tarihin bu trajik anında sevgiden bahsetmek anlamsız gibi görünüyor ( *). Kelimelerle oynamak arzusunda değilim. Sevgi biricik çaredir. Sevgi ve barış birbirinden ayrılmaz şeylerdir. Sevgisiz barış olmaz!

İnsanlığın çektiği acılar ortasında gerçek sevginin muhteşem bir şekilde kendini gösterme fırsatı vardır. Sevgi hareketlerinin çoğu herkesçe bilinmez; gizlidir, kapalıdır ama yüksek planlarda yansırlar ve titreşimlerini dünyada işinin başında olan barış elçilerine yayarlar ve bu insani katkı olmaksızın görevlerini tamamlayamazlar.

Şu anda, sevgi krallığının bir gün yeryüzünde kurulması için öfke öfkeyle savaşıyor. Zaman geçiyor. Hiçbir şey değişmemiş görünüyor ama her şey insanı tekamüle götürecek olan TANRI’nın planına göre gerçekleşiyor. Ne mutlu ki, bunun için ebediyeti var etmiş. Sevgi kestirme yoldur, direkt yoldur. Sizi, hepinizi bu yolu almaya davet ediyorum; bu yol mutluluğa gider.

“ BİRBİRİNİZİ SEVİNİZ!”

( *) Tebliğ 12 Mayıs 1944’de alınmıştır.

IŞIK

Planlarımızdan, en gelişmiş olanlardan bahsedildiğinde Işıktan ne anlaşılıyor? Çoğu kendine göre bir anlam veriyor buna. Kimileri için spiritüel bir güneş, kimileri içinse TANRI’nın ta kendisi; diğerleri onu hissediyorlar ancak onu tasvir etmeyi bilmiyorlar. Size genel bir özet vermeye çalışacağım.

Işık ışıyan bir güçtür ve onun titreşimi her alanda yaratıcı bir güçtür. Bu rahatlıkla hissedilebilir. İlimle uğraşan zihinler bu ışığın yayıldığı ocağı, merkezi soruyorlar kendilerine. Bu ocak TANRI’dır ve bu ışık Ruhunun parıltısıdır.

Bu ilahi Işık ( Nur) doğrudan doğruya sadece kutsal plana girmiş olanları aydınlatır. Bununla birlikte bu ışığı algıladıklarını söyleyenler var. Ama onlar, sadece ve sadece Nurun ışığını alıyorlar. Bir planın pasajından ötekine geçişte bir tür kırılma olur.

Bir yıldız tasavvur edin. Tasavvur edin diyorum, zira sizlere İlahi Işığı tasvir etmek imkansızdır. Ben bile henüz bu ışığa dayanamıyorum. Beni ona doğru götüren bir hamleyle farkediyorum ama ancak çok kısa süren bir izlenim bir etki hissediyorum. Olabilecek kadar parlak bir yıldız tasavvur edin ve ışınlarından biri izleyin. İlahi plandan geçiyor. Güçlüdür, pırıl pırıl bir yoğunluktur.

Sonraki planda ışın bölünür. Oluşmuş her ışın başlangıçtaki ışığın bütün özelliklerini korur, ancak biraz daha az derecede. İzleyen her planda ışınlardan her biri bölünür ve böylece devam eder.

Dünyada ruhlarını İlahi Nurla temasta hissedenler gerçekten ışığı duyarlar. Ancak çok çok küçük bir derecede. Bu temas; yükselmeye çalışan bir varlığa, kendine bağladığı ışığı izleyerek, yüksek planlara çıkmasına imkan verir ve bu ışık; onu, ruhunun kutsal bölümüne bağlayan gümüş kordonu güçlendirecektir ve bu ruhta ışık olabilir.

Başka alanlarda olduğu gibi yaratımda da bir dönem vardır. Işık İlahi plandan hareket eder, iner, spiritüel varlığa ulaşır ve ona, başlangıç noktasına kadar çıkmasına imkan sağlar. Buluttan inen su damlası gibi ( örnek yeni değil ama anlaşılır) toprağa düşer, sıcakla temas ederek bahurlaşır ve yeniden buluta döner.

Bir güneş ışığının doğurabileceği sevinci, mutluluğu tattınız hepiniz. Siz  “ Güneş; sıcaklığın, hayatın dağıtıcısıdır. Güneşsiz hiçbir hayat tezahür edemez"  diyorsunuz. Ben de size “ Işıksız hiçbir spiritüel hayat mümkün değildir” diyorum.

Çiçek için güneş ne demekse ruh için ışık odur. Ne kadar şanslısınız! Bitki gecenin karanlığına maruz kalıyor ama ışık size aralıksız veriliyor. Onu hissettiğinizde, onu korumayı istediğiniz ve varlığının gerektirdiği fedakarlıkları yaptığınız kadarıyla ışık sizde kalacaktır.

Her insanın ışıkla teması olduğu gün dünya artık gözyüşı vadisi olmaktan çıkacak, göğün giriş odası, bekleme salonu olacaktır. Bu mutluluk döneminin gelişini hızlandırmak için spiritüaliteye inanan ve ona ulaşmak isteyen İlahi Nurla temas bulmaya çabalıyorlar. Daha sonra onlar beşeri karanlıkları aydınlatacak olan ışıklarını, bu ışık çok küçük olsa da, yayacaklardır.

Bunları anlamış, denemiş ve idrakine varmış olan sizler aldığınız meşaleyi yüksekte tutunuz. Size verilmiş olanı yaymanız istendi sizden.

IŞIK ALEMİ

Işık alemi müziktir aynı zamanda. Çünkü saf ışıklı titreşimler uyumlu olarak ses çıkarırlar. Yoğun ve dayanılmaz bir göz kamaşması tahayyül etmeyin. Bu ışık mutluluğun kaynağıdır. Size kusursuz sevinci iletir. Birbirinden yüce etkilerin sonsuz çeşitliğinden doğmuş her zaman yeni bir hayranlık ve her türlü arzudan uzak bir durumda ruha girer.

Bu ikamete izinli ruh gönüllü olarak sonsuza değin orada kalır. Uzun bir yokluktan ve zor günlerden sonra gerçek ailesinin bağrında bulunmaktan mutluluk duyar. Bu mahkumun hürriyetine dönüşüdür. Bu spiritüel sevinç ruha, yorgunluktan bitmiş bir vücuda serinletici bir duş gibi gelir. Bu bir yatışma, bir terk etme, bir hafiflik duygusu, güç artmasıdır. Bu terk etme ve güç artması birbirine tezatmış gibi geliyor. Terk etme, bırakma ruhla çevresindeki ortam arasında mükemmel bir uyumdur, bu dünya ile bir olma duygusudur. Kudretin artması, ruhun bu planda kesiksiz tezahür etme yeteneğinin sonucudur.

Dostlar, bir gün Işık aleminde yaşamaya izinli olacağınızı bilmekten sevininiz. Eğer bu iki ikametin sonsuz güzelliğini kavrarsanız ( sözle tasvir etmek yetersiz), daha dünyada iken ilerlemek için her şeyi yapacaksınız ve sizi oraya götürecek olan ölümü sevinçle karşılayacaksınız. Daha da iyisi var. Eğer isterseniz dünya hayatınız boyunca oraya girebilirsiniz, gerek uyku esnasında, gerek murakabede ve gerekse ibadet sırasında bunu yapabilirsiniz. Bunun için gelişmiş bir medyom olmaya gerek yok. O’nun için daha kolaydır. Eğitim almasına gerek yoktur. Medyomları bilmeyen sizler, hepiniz ışık alemine ulaşabilirsiniz ve oradan kudret, umut, sevinç ve sükun alabilirsiniz; bunu istiyorsanız çok kolaydır.

Bunun için yapılacak şey nedir? İsa” Odana gir ve dua et” der. Her şey bu kelimelerin içindedir. “ Odana gir” : Kendine çekil, dış dünyayı unut. Bunu odanda veya bir tapınakta ya da tabiatın içinde yapabilirsin ve daha sonra daha güçlü olduğunda kalabalıkta, gürültüde bile yapabilirsin bunu. “ Ve dua et” : Kişiliğini değil; zatını, ruhunu, TANRI ile inan birliği içine koy. Eğer bunu yapacak durumda değilsen ya da başlangıçta cesaretin yoksa beklemeye koyul; ruhunu, kalbini kutsal yayılmaya, spiritüel ışığa aç ve böylece gerçek inan birliğinin ne olduğunu hissedeceksin. Daha sonra bu teması hemen yeniden bulabileceksin.

Gördüğünüz gibi çok kolay. Deneyiniz ve sebat ediniz! Böylesine ulu ve yüksek bir mükafat için birden çok deneme yapmak gerek.

Servet peşinde, dünyevi sevinçler peşinde koşmayınız, bunları uzaklarda aramayınız. Bütün büyük mutluluklar sizdedir, içinizdedir.

KUDRET VE KUDRET ALEMİ

Kudret! Ne büyüleyici bir kelime! İnsanlar ona sahip olmayı nasıl da hayal ederler!

Dünyada önce bildiğim reel kuvvet, ayrıca birçok varlıkta İlahi vergi ya da birçok varlığın gayesi olan her çeşitten kudret vardır.

Maddi güç arayışı, ne olursa olsun, insanı spiritüel güçten uzaklaştırır. Bu arayış yoğunlaştıkça, ayrılık ya da uzaklaşma da büyür.

Kudretle kuvveti birbirine karıştırmayınız.

Dünyadaki kaba kuvvet ve yıkım, İlahi İradeye uymayan tezahürlerdir. Bu, kişiyi spiritüel yoldan döndürür.

Şiddetin bağlı olduğu kanunlar hakkında size bir açıklama yapmaya çalışmak istiyorum. Eğer Yaradılışa bakarsanız, her şeyin kuvvet gösterisi olmadan yapılmadığı gözünüzden kaçmayacaktır: Kaba ve hoyrat etkili bir kuvvet, ya da belirsiz bir kuvvet, sadece varlığıyla etkili görülmeyen kuvvet. Burada tortulaşma ve erezyonu düşünüyorum. Kimi dönemlerde dünya karmakarışık bir altüst oluşa maruz kaldı. Bunu yıkıcı kuvvetlerin yapıldığını reddetmeyeceksiniz. Dünyanın yüzeyini değiştirdiler ve ona, orada oturanların seveceği bir görünüm verdiler. Kaba kuvvet Yaratımın bir yardımcısı, bir aracı olabilir.

Bugün ( *) bu kuvvet bambaşka bir alanda kendini gösteriyor. Bu kuvvet tabiatta kullanıldığı zaman kabul ediyorsunuz, insanlığı altüst ettiği zaman isyan ediyorsunuz!

Eğer maddi Yaratım karışık evrelerden geçmek durumundaysa, insanlığın sırası geldiğinde bu dönemlerden geçmesi şaşırtıcı değildir. Kimileri bunu TANRI’nın bir cezalandırması gibi görüyorlar. Ne yanılgı! Şu andaki dünya savaşı materyalizmin kaçınılmaz sonucudur; nasıl ki yer sarsıntıları da yerkabuğunun soğuması sonucu olmaktadır.

Mademki kuvvet vardır o halde etkilerini, sonuçlarını yayması normaldir. Bu etkilere uğramış olanlar ne düşünürse düşünsün, ne derse desinler, bunlar faydalı olacaklardır.

Bu kuvvet insanlıkta toplandı ve onun tarafından yaratıldı. En şiddetli noktasına ulaşıldığında ancak yıkıcı olabilir. Kendi kendine bir tür zehirden arınma olayı vuku bulur. İnsanlığın büyük bir bölümü kendini materyalizme vermiştir. Böylece insanlık kaba kuvveti doğurdu ve bu da kötülüğü kovmanın çaresi oldu.

İsyan etmeyiniz! Kabul ediniz! Dünyada dalga dalga yayılan terörizme karşı mücadele ediniz. Barış ve mutluluğun yaratıcı güçleri olan “ dua ve sevgi” düşünceleriyle mücadele ediniz.

Burada söz konusu olan yine spiritüel kudrettir. Siz bunu “ düşüncenin gücü” olarak adlandırıyorsunuz. Evet düşünce gücü büyüktür. Ancak düşünce gücüne, ruhun spiritüel kudret alemindeki gelişmesinin şuurunda olması halinde ulaşabilir. Bunun için İnisiyasyon-öğreti kapılarını aşmış olmalıdır. Öğretisi çoğunlukla çözümlenemez karmaşık semboller içine gizlenmiş, sırlarla dolu bir eski inisiyasyona artık gerek yoktur.

İnisiyasyon-öğreti; güzeli, mükemmeli arayana, kendini doğru ve yüce şeylere adayanlara ve diğerlerinin iyiliği için kişisel avantajlarından fedakarlık edenlere verilecektir.

Kalbin öğrenmesi, tecrübe ya da çalışmalarla elde edilmiş öğrenmeden daha tabiidir. Bunu elde etmek için sadece istemek sözkonusu değildir. Kendilerini her şeyden soyutlayanlara, kendinden fedakarlık edenlere bir lütuftur. Her ruhun ulaşmayı istediği gayedir. Öğrenme ruha gücünü tanıtır.

İsa en Büyük Kudret sahibiydi. Kardeşlerine olan sevgisinden hiçbir zaman bunu kişisel olarak kullanmadı. O kusursuz bir örnektir. O’nu izleyenler şan dünyasına girecekler ve Tanrı’yı göreceklerdir.

Bilgelik gerçek güçle birlikte gider. Gücü elde eden bunu bilgece kullanacaktır. Bilgelikten gelecek sefere bahsedeceğiz.

( *) Tebliğ 18 ve 24 Şubat 1944’de alınmıştır.

BİLGELİK ALEMİ

Bilgelik alemi tüm dünyevi eserlerin hazırlandığı yerdir. Sanat eserleri, herkesin faydalandığı eserler, hatta tabiatın eserleri bile.

Bu alemde ikamet edenler, aldıkları öğretimle dolu olanlar, dünyayla ilgileniyorlar ve yardıma gitmeyi istiyorlar.

Bu alemle sizin aleminiz arasındaki tezat büyüktür.

Bilgelik aleminde her şey berrak, aydınlık, bütünlük ve mutluluk içindedir. Atmosfer dinidir. Orada duadaki gibi istenir ve bir lütuf gibi alınır. Herkes orada Hakikati arar ve her zaman, onu kendi içinde bulur.

Aynı zamanda mükemmel bir konsantrasyon alemidir. Araştırma yerinde herkes kendini sıkılmaksızın kalabalığın ortasındaymış gibi hissediyor. Şu anda, orada yoğun bir çalışma yapılıyor ( *).

Cehalete, karanlığa dönmek, acının çığlıklarını duymak, savaşın iğrençliğini duymak ve atmosferinizi zehirleyen kötülük yayılmasını hissetmek için ne fedakarlık! Bununla birlikte birçokları sizin dünyanızla ilgilenmek için Bilgelik Aleminden ayrılıyorlar. “ Çıkarılıyorlar” demiyorum. Burada her şey ölçü ile yapılır. Ama bu sizin için bir “ çıkarılma” olacaktı.

Dünyaya yaklaşmak için kendi istekleriyle bu alemi terk ediyorlar. Kardeşlerine yardım etmek, faydalı iş yapmak ve spiritüel olarak ilerlemeyi isteyen insanlara ilham vermek, onlara yardım etmeye çalışmak için bu alemden ayrılıyorlar.

Bu enkarne ruhların diğerkam arzusu yükseliyor ve hazırlayıcıların, ilham kaynaklarının kullanacağı anten rolünü oynuyor ve bu anten yoluyla titreşimlerle tebliğini iletiyorlar.

Bunlar rehber varlıklardır, daimi değil, tesadüfi rehber varlıklardır. Bilgelik aleminden görevlerini yerine getirmek, tebliğlerini vermek için hareket ediyorlar ve aşağıda gerekli işi, vazifeyi, hareketi yerine getirebilecek olanı arıyorlar.

Bunlar artık yeniden reenkarne olmaya ihtiyacı olmayan uyanmış ruhlardır. Bunlar dünyevi hayatları sırasında insanlara karşı büyük bir sevgi muhafaza ederler.

Çalışma gerektirdikçe ilham vericiler ve uygulayıcılar spiritüel temas halindedirler. Hiçbir büyük şey, hiçbir güzel şey, faydalı şey bu işbirliği olmadan kalıcı bir şekilde yapılamaz.

Böylece binlerce düşünce Yukarıdan aşağıya yöneltilir ve aşağıda, dünyayı istila eden acılar dalgasını durdurmak için alınır. Şüphesiz bu kötü sonuca şaşırıyorsunuz! Hata yapan yukarının gücü değil, aşağıda hareket etmek zorunda olanların inancı ve tahammülüdür. Güveniniz; çalışma, alışveriş yoğunlaşıyor. Bir gün zaferin teslim edileceği güç, ışığın güçleridir.

Çalışmayı, yaratmayı arzu eden birisi yükseğe bakar ya da derin düşünceye dalar. Onu alıcılık durumuna koyan konsantrasyon yoluyla dünyevi etkilerden kurtulur.

Her sanat eseri, her topluma faydalı kitap, bir konsantrasyon anında düzenlenmiştir. Biri için, bir tür coşku durumu, diğerleri için bir tür rüyadır ama herkes “ esinlenme” denilen bu özel durumda olduklarını hissediyorlar. Şuurlu ya da şuursuz, Bilgelik aleminden gelen düşünce, problem ve görüntülerin zihinlerine iyice yer etmesi için bu durumda olmak gerekir.

Çoğunlukla rehber varlıklarla uygulayıcılar arasında bir spiritüel varlıklar kümesi vardır. Düşünce; gerekli sayıda aracı olan Mürşit tarafından dile getirilir. Buna ihtiyaç olunmayan durum pek nadirdir. Bu bir aziz için olabilir.

İnsan geliştikçe aracılar azalır. Spiritüel olarak az yetişmiş bir ruh, çalışmak için hazırlanmış bir insana benzer. Aynı çalışma için zaman ve ruhun durumuna bağlı olarak az ya da çok ilham almış olan birisi gereklidir.

Genellikle bilginler ve sanatçılar bir gerilemeyi, çöküşü hissederler. Temas kurmanın imkansızlığına bağlı olarak belirli bir şekilde kısır günler, aylar vardır. Bir hata ya da iç disiplinin gevşemesinin sonucu olan bu kopuş asla her zaman yardıma hazır olan rehber varlığa bağlanamaz. Yeni bir dönüş, spiritüaliteye doğru bir yeni istek gerekir ve belki çalışma devam edebilir.

Kimi durumlarda bir tür içe doğuş yeterlidir. Yaratacak olan atılımı, canlandırmayı bir kerede alır. Atılım, özel olarak onu almaya hazır olunduğunda güçlüdür. Başka durumlarda rehber varlık bu doğrultudan habersiz olan öğrencisini devamlı olrak muhafaza eder.

İnsanlar alemiyle Bilgelik alemi arasındaki sürekli, zengin ve olağanüstü bir alışveriş vardır. Bebek İsa’ya bağlılıklarını bildiren maj-krallar, bu alemden yönlendirildiler.

Mürşitler, bu alemi yöneten ve Bilgelik ve Bilgiyi temsil eden varlıktan, Bilgi ve Güçlerini alırlar.

( *) 14 Nisan 1944’de alınan tebliğ.

“ YÜKSELME” KONUSUNDA

Bugün kilisenin yücelttiği YÜKSELME ( ascension), gerçeğe ( *) yaklaşmış olan ve gerçek hayatta olan bizler için biricik bir olay değildir.

Bir olaydan çok, bir semboldür. Size verilmiş olan sembollerin en olağan üstü olanı. Hiçbir zaman unutmamak zorunda olduğunuz bir sembol; bir çoğu için bir sembol ama bilenler için bir gerçek.

Yükseliş sürekli bir tekamüldür. Her dua, her diğerkam düşünce, her sevgi hareketi, ilerleyişi çabuklaştırmak için razı olunmuş fedakarlıklar, indiği ışık ocağına dönen ruhun yükselişinde birer dönemdir.

Bizim için; gerçeğin tanınmasını ilerletmek, kardeşlerini aydınlatmak için çalışan insanların, yönelttiğimiz insanların her gün daha yükseğe çıkmalarını görmek büyük sevinçtir. Cesareti kırabilecek olanlar hatırlamalıdırlar ki, bir duraklamaya rağmen, ya da zannettikleri bir gerilemeye rağmen ulaştıkları planda kalırlar ve yükseliş hayatlar içinde mükemmelliğe ulaşıncaya kadar, devam eder; onlar sıraları gelince mükemmelliği arayanlara rehber varlık olabileceklerdir.

Enkarnasyonları içinde ruh sürekli bir yükseliş gerçekleştirir.

( *) Tebliğ 26 Mayıs 1949’da alınmıştır.