M.FAHRİ ÖĞRETİCİ - SONSUZ YÜCE YOL- BÖLÜM7

http://www.dunyaana.com/images/uranus.jpgMEDYOMSAL GÖRÜNÜMLER

Medyomsal Görünümler ve Zaman-Mekan
Rölativitesi

Ben, felç uykusu ile ölüm uykusu arasında değişen özel bir uyku hali içinde iken, göremiyor, konuşamıyor, duyamıyordum. Ama kendiliğinden spatyom hayatı içine girmiştim ve bu kavramları yaşayabilme imkanı bulduğum için hastalığa rağmen bir anlamda mutluluk da duyuyordum.

Felçli kolum karnımdan aşağı mı düşüyordu, üstüne mi yatıyordum, aşağıda mı, yukarıda mı, sağda mı, solda mı idim, onu bilemiyorum. Ama bu sağ kolum ne kadar işime yaradı biliyor musunuz? Ay’ı elime aldım, güneşi elime aldım, güneşin bir tarafından girip, öte tarafından çıktım; sonra güneşi tetkik ettim, doğuşları gördüm. Ay’a geldim, ay’da yürüyenleri, ay’da yaşayanları gördüm, ay’ı istediğim gibi elime aldım, kavanoz gibi tuttum. Ay’ın içine girdim, ay’ın büyüklüğü içinde, benim bedenim rölatif olarak büyüdü ve küçüldü. Bazen o kadar büyüdüm ki, güneşi elime aldım, sonra o kadar küçüldüm ki, bir çiçeğin içine bile girebildim.

Ölüm uykusunda iken pek çok halet yaşadım. Bunları size anlatmak istememin sebebi, bütün medyonomik tezahürlerin gerçekleşmesi sırasında, zaman-mekan rölativitesinin önemli bir yer tuttuğunu açıklayabilmek içindir.

Zaman uzayıp kısalan, mekan büyüyüp küçülen; Tanrı tarafından özel olarak yaratılmış bir zaman ve mekandır.

Dünyada üç boyutlu alemde yaşamak diye bir şey yoktur. Biz aynı zamanda dördüncü boyutta da yaşıyoruz.

Bize bir uçağın koordinatlarını verseler, uçağın yerini tespit edebiliriz, ama onu bulamayız, çünkü zaman verilmemiştir. Ya da diyelim ki, ben şu şehrin, şu otelinde kalıyorum. “Mehmet Fahri oradadır” derseniz, yanılırsınız. Çünkü hangi saatte odamda olduğumu söylemedim. O halde zaman faktörü bizim sadece üç boyutta yaşamadığımızı ortaya koymaktadır.

İnsan dört boyutlu alemde yaşarken, spiritüel olarak beşinci, altıncı, yedinci, sekizinci; yani sonsuz boyutu bir arada yaşamaktadır. Ve yaşarken sonsuz boyutu iç içe kavrayabilir. Bu boyutlar yaşanırken, ekminezi de gerçekleşebilir. Çünkü ekminezik olarak hem geçmiş hem gelecek bir arada yaşanmaktadır. Bu geçmiş ve geleceğin birlikteliği, insanın düşünme ve dikkatine, aynı zamanda da tekamülüne bağlıdır.

Bir insan kendini bir an dünya yaşamının hay-huyundan geriye çekip de ne oluyor diye şöyle bir kendine bakarsa geçmişte mi gelecekte mi olduğunu daha iyi anlar. Onlar da ayrıca bir boyuttur.

Yani sadece beşinci, altıncı, yedinci değil; daha başka alemlerde ve boyutlarda da yaşamaktayız. Ve hiç birimiz bu boyutların farkında değiliz. Örneğin uyurken yaşadığımız alemler çeşitli boyutlar içerir.

İnsan rölativite ile kendi transandantal kudretini birleştirirse, karşısına çıkan her olaya bir süspan payı tanıyabilir. Ve olayların birliğini bozmasına izin vermeden, bir uydu etrafında dönen peykler gibi onların kendi çevresinde dönmesini seyrederek, her şeye dışarıdan bakabilmeyi becerebilir. Düşüncelerindeki doğal ilkelerle, insana bakışında kendisi için yeni bir yaşam, yeni bir rönesans başlatabilir. Ayrıca zaman ve mekanı anlamaya çaba harcarken, Doğallık İlkesi’nin yardımı ile doğuşları da görmeye başlayabilir. İşte o zaman her şeyin, kendi şuur alanında, nasıl büyüdüğünü genişlediğini daha iyi fark eder.

Doğallık İlkesi’nin yardımı ile doğuşları görmek demek, ekminezi yoluyla geçmiş yaşamlara dönebilmek demektir ve bu da hiç zor bir şey değildir. Bu yolda başarıya sadece sevgi ve istekle ulaşılır.

Ruhun Sürati  Düşünce Sürati İledir

Işık hızı saniyede 300.000 km. süratle gider, ama ruh için zaman kavramı diye bir şey yoktur. Foton bir saniyede 300.000 km. süratle giderse, ruh bir saniyede 300.000 yıldızdan yıldıza atlar. Çünkü ruhun hızı, düşünce hızı iledir.

Metafizik bir olay, ışık hızını 10 misli, 20 misli aştığından zaman durmuş oluyor; zaman durunca da, zamanı aştığımız için geriye kayma mümkün olur. Yani saniyede 300.000 km. ile giderken, 600.000 km. ile gitmeye başladığınızda, zaman geriye doğru kaymaya başlar ve ekminezi deneyi gerçekleşir. Eğer zamanı transandantal olarak düşünebilirsek, o zaman doğuşlarımızı görmemiz problem değil; geçmiş yaşamlar parmaklarımızın ucundadır.

Ben böyle bir deney yaşadım, saniyenin onda biri kadarlık bir zaman biriminde Güney Afrika köylerinden birinde, bir kabile reisinin oğlu olarak yaşamış olduğum yaşamı bütün ayrıntıları ile ölüme kadar izledim. O sırada bir arkadaşıma mektup yazıyordum. Bütün bu ekminezi deneyi de, iki harf arasında, elim bir harfi yazmaya başlarken gerçekleşti;  a’dan b’ye geçmeden bir yaşam yaşadım.

Ekminezi deneyi şöyle gerçekleşti: Bir sabah işyerindeyken masama oturmuş bir arkadaşıma mektup yazıyordum. Gözlerim tamamen açıktı elimde de kalem vardı. Kalemim iki harf arasında gidip gelirken, birdenbire kendimi Güney Afrika kıyılarında, bir zenci balıkçı köyünde buldum. Bugün bile size o koyun resmini çizebilirim. “U” şeklinde, aşağı yukarı 2 km. uzunlukta, olağanüstü güzel bir kumsal boydan boya uzanıyordu. Arka taraflara doğru sarp kayalıklar vardı ama her taraf ağaçlarla kaplıydı. Sahil şeridi boyunca, geriye doğru yükselen, yemyeşil ağaçlar, palmiyeler, tropik bitkiler vardı.

Deniz kıyısında, yeşillikler ve çok güzel tropik bitkilerle dolu bu minicik balıkçı köyünün güzelliğini kelimelerle anlatamıyorum.

Ve tabii bu köyde yaşayan bir kabile var, sazdan kulübelerde yaşıyorlar. Tam ortada, toparlak çehreli, kır sakallı bir zencinin kulübesi var. 4-5 karısı ile birlikte yaşayan ve kabilenin reisi olan o adam, benim babammış. Hava çok sıcak olduğu için hizmetkarları onu tropik bitkilerden yapılmış yelpazelerle serinletiyorlar. Kumsalın ön kısmına doğru bir kalabalık toplanmış balıkçı köyünün bazı problemlerini tartışıyorlar.

Ben 4-5 yaşında küçük bir çocuğum. Oraya buraya koşturup duruyorum ama bende hızlı bir büyüme var. Ve 20 yaşında yakışıklı bir delikanlı oluyorum. Köyde, çok güzel bir zenci kız var, diyebilirim ki hayatımda gördüğüm en güzel kızlardan biri. Evlenme kararındayız, evleneceğiz. Bir süre sonra muhteşem ve çok eğlenceli bir düğünle evleniyoruz. Herkes boynuna çiçekler takmış, bizim şerefimize yerli dansları yapıyor. Karımla ben bir inci gibiyiz. Yalnız zenci olup olmadığımı pek ayırt edemiyorum. Herhalde zenciyim. Evlendikten sonra 7 çocuğumuz oluyor. Daha sonra babam ölüyor. Babamın yerine kabilenin başına ben geçiyorum, yavaş yavaş ihtiyarlıyorum ve benim de yaşamım sona eriyor…

İşte zaman rölativitesine iyi bir örnek! Tekrar masama döndüğümde hayretle, elimin sadece iki harf arasında, havada ve öbür harfi yazmak üzere olduğuna tanık oldum. Yani elim hiç durmamıştı ve ben çocukluğu, gençliği, yaşlılığı, ölümü ile tüm bir yaşamı, bu salisenin onda biri kadar olan zaman biriminde yaşadım.

Yazıya noktayı koydum ve hayretler içinde rölativite konusunu daha derinden düşünmeye başladım…

Zaman-mekan paradokslarını çok iyi anlamak gerekir. Ama maalesef, bizlerin, zihin yapısı oldukça dağınık ve beyinlerimiz pek çok konuda tersine çalışıyor. Burada bir yasa var; eğer insan kendini konsantre edebilirse canları yaratır, ama bizler bedene  bağlı varlıklar olarak bir türlü gerçek bir konsantrasyonu başaramamaktayız. Zihnimiz hep dünya işleri ve vesvese ile doludur.

Biz sadece bu yaşamla sınırlı değiliz. Bu yaşamla birlikte, pek çok şeyleri de beraber yaşıyoruz. Bağlı ve serbest şuurumuzla saniye ve saniye birçok işlerin içindeyiz. Başarılı olduğumuz bütün işlerde konsantrasyon vardır, yani bir işte başarı elde etmişsek, az da olsa, belli oranda kendimizi konsantre etmişiz demektir.

Gereken yoğunlukta bir konsantrasyon gücü elde edebilirsek, ekmineziyi gerçekleştirebilir; dört, beş, altı hayat geriye dönebiliriz. Bunu gerçekleştiren insanlar vardır.

Zaman ve mekan kavramını, bakış açımızı genişletsin diye balon gibi düşünelim. Dünyada hissedip, gördüğümüz bir zaman-mekan değil de, transandantal bir balon ele alalım. Tekamül gücünüzün yettiği oranda, o balonu büyütüp küçültebilirsiniz, yani zaman ve mekanı tekamülünüz oranında  değiştirebilirsiniz.

Zaman ve mekan rölatiftir, değişkendir. Zaman hem uzar, hem kısalır; mekan hem büyür, hem küçülür. Biz farkına bile varamayız.

Zaman-mekan rölativitesi, Doğallık İlkesi ve doğuşlar konusunda  katı hükümler verirsek hedefimize yetişemeyiz. Çünkü paradokslarla tekamüle hizmet diye bir yasa vardır ve bu yasa bizler tarafından iyice öğrenilip, anlaşılmadıkça, görünmeyen hamilerimizin bizden istediği, kendimizi geçme vazifesini yerine getirmemiz çok zor olur.

Evrende Hak Eşitlemesi vardır. Pozitifle negatif birbirini eşitler. Pozitifle negatif arasında birbirine göre, yükseklik alçaklık söz konusu değildir.

Yücelerin gösterdiği kapıdan geçmek rahat, ama bu kapının anahtarını elde etmek için İlahi yönde, Organizatörler’den izin alıp, bilgisine kavuşmak lazımdır.

Ekminezi

Saniyenin onbinde biri veya milyonda biri, zaman olarak bizim için hiç bir anlam ifade etmeyebilir, ama ekminezik çalışmalarda bu zaman aralıkları çok önemlidir. Çünkü insan herhangi bir geçmiş yaşamına saniyeler içinden döner ve bize göre çok kısa zaman birimleri arasında, tüm bir yaşamı bütün detayları ile izleyebilir.

Ekmineziyi daha iyi anlayabilmek için bir insanı karşınıza alıp; çalışırken, yaşarken ve her türlü halinde, onun gözlerinin içine bakarsanız, gören gözler için, ekminezik bir yaşam içinde olduğunu gayet iyi anlarsınız… Yani insanlar bilmeyerek ekminezi içindedirler ve ekminezik alış verişleriyle bu yaşamlarını sürdürürler. Nasıl mı olur? Olur! İnsanlar gündüz-gece ve tüm yaşamları boyunca ekminezi ile meşguldürler.

Gerçekleştirdiğimiz bütün fiiller geçmişteki deney ve uygulamalarımıza bağlıdır. Ve “Ben geçmişte şu zamanda şu şekilde davranmıştım,” diyerek o deney ve uygulamalardan herhangi birini anımsadığımızda, konsantrasyonumuzun derinliği oranında ekminezik bir geriye dönüş yapmışız demektir. İnsanlar genelde, bu yaşamlarının yüzde yirmisini yaşarlar; yüzde sekseni ekmineziktir. Ve geleceğe ait programları da ekmineziden yani geçmişten kaynaklanır.

Ekminezi, bizim bu hayat planı içindeyken başka bir boyuta, geriye doğru kaymamız demektir. Ekminezi olayı, süjenin geçmişle ilgili bir hatırlaması değildir. Ekminezi, geçmiş yaşamı tekrar yaşamaktır. Hatırlama işleminde geçmişten bahsederken, o olayların geçmişte olduğunu biliriz ve bizim gerçek yaşamımızı şimdi içinde yaşadığımız olaylar oluşturur. Ama ekminezide şimdiki zaman henüz gelecekte bulunan bir zamandır ve ipnoz halindeki şahıs için mevcut değildir.

Ekminezi olayı, hafızanın gerilere gitmesi değildir. Bu olayın adı hafızayla hiç bir ilişiği yoktur. Hatırlamak değil, bizzat bedene bağlı olan ruhun geçmişteki olaylarını yaşaması söz konusudur.

Ekminezi olayı, zaman içinde zaman, mekan içinde mekan ispatından başka bir şey değildir.

Ekminezinin Einstein Metodu İle
Açıklaması

Şimdiye kadar ekmineziyi Ruhçu Metodla açıkladık. Ruhçu açıklamadan başka bir açıklama daha vardır ki, o da Einstein metodu iledir.

Işığın saniyedeki 300.000 km. hızını 100 misline, 500 misline, 1000 misline çıkarabilirsek, biz bir anda geçmişe veya geleceğe uzanabiliriz. Bu hızla giderken zaman-mekan bize bağlıdır. Çünkü bedenle alakamız yok; bedenimiz degaje olmuş vaziyette, ceset gibi, dalgın uyku halinde yatıyor, ama ruhumuz istediği zamana uzanıveriyor. Doğal olarak, ruhumuzda bu hızı hissederiz; bu çalışmalar bedenle değil, ruhla yapılır. Medyom konsantrasyonunu kaybettiği anda transtan çıkar.

Ve medyom aynı kurala bağlı olarak spatyomdan gelen tesirleri de hemen anında hisseder… Çünkü biz yalnız dünya ile yaşamıyoruz, spatyomla da yaşıyoruz, ama tesirleri ayırabilmek her varlığın yapabileceği bir şey değildir. Spatyomdan gelen tesirleri tanıyabilmek için çok uzun zaman ve çok yoğun çalışmalar yapmak gerekir. İyi bir medyom olabilmek sanıldığı kadar kolay değildir.

Yaşadığım Ruhsal ve Metafizik Deneyler

Kendi hayatımda yaşadığım bazı ruhsal ve metafizik deneyler var. Yararlı olur düşüncesiyle bunları size aktarmak istiyorum.

1950 yıllarında bir iş yolculuğu için İngiltere’ye gidiyordum. Yola çıkmadan önce eşime, belli bir gün verdim ve o gün akşamı saat 8’de astral olarak gelip kendisine görüneceğimi söyledim.

O günde ve o saatte İngiltere’deki otel odamda yoğun bir konsantrasyonla kendimi demateryalize ettim ve eşimin oturma odasına geldim. Eşim geldiğimi anlayınca çok korktu ve yüzünü dönmeden,

-Lütfen git, ne olursun git. Sen İngiltere’desin, seni görmek istemiyorum! diye haykırdı.

-Sana söz vermiştim, işte geldim. Lütfen dön ve beni gör, hemen gideceğim, dedim. Ama o aynı korkuyla bir an önce  geri dönmemi istedi.

Yine 1950 yıllarda ünlü Amerikalı medyom Reinhart İstanbul’a gelmişti ve kendisiyle çok başarılı fizik celseler yapıldı.

Reinhart çok güçlü bir fizik medyomdu. Celse sırasında, elleri arkasından bağlandı. Suyla doldurulan ağzı flasterle kapatıldı ve onunla aramız, asılan ince bir perdeyle ayrıldı. Medyom transa girdikten sonra celse başladı. Bir süre sonra odadaki megafonun kendi kendine havalanmaya başladığını büyük bir şaşkınlıkla izledik. Kim hangi varlıkla görüşmek istiyorsa, o ruh varlığı megafon aracılığıyla konuşma yapıyordu. Perdenin arkasındaki Reinhart derin bir transtaydı.

(“Doğrudan ses medyomluğu” adı verilen bu medyomluk türünde ektoplazma aracılığı ile megafon havalanmakta ve ses duyulabilmektedir. En az gözlenebilen bir medyomluk türüdür. Şu anda da İngiliz Leslie Flint günümüz Avrupası’nda tek “doğrudan ses” verebilen medyom olarak kabul edilmektedir.)

Bu celse beni hem heyecanlandırmış, hem de sevindirmişti. Büyük bir sevgi ve istekle, bir süre önce bedenini terk eden, çok sevdiğim arkadaşım R. ile görüşmek istedim. Çok kısa bir süre sonra megafon, celsedeki diğer bir arkadaşımın önünden kalktı ve havada süzülerek karşıma geldi.

-Merhaba Mehmetçiğim, diyen arkadaşımın sesini duydum. Kulaklarıma inanamıyordum, bu tınlamasına, vurgusuna kadar onun sesiydi.

-Sen nasılsın, spatyom hayatın nasıl geçiyor? Hep seni düşünüyorum, aklım sende, dedim.

-Sizden ayrıldıktan sonra çok sıkıntı çektim, derin bir ıstırap içinde kaldım. Biliyorsun, ben normal yoldan öte aleme doğmadım. Bu nedenle de sıkıntı içindeyim. Ama senin isteyişine dayanamadım, buralara kadar geldim. Şimdi daha iyiyim, sıkıntım giderek hafifliyor, hiç üzülme, beni merak etme, sen iyi olmaya bak!  diye  cevap verdi.

Şahitlerin huzurunda titiz kontrollerle yapılan bu fizik celse, Ruhçuluk literatürlerine geçecek kalitedeydi.

Yıllar önce Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği’nde çalışmalar yaparken, bir ruhsal şifa grubu kurmuştuk. Şifa celseleri yapıyor ve hastaların iyileşmesine yardım ediyorduk. Bir gün Derneğe sedyeyle felçli bir genç getirdiler. Kendisine pas yapmaya başladım ve şifa celsemize başladık. O sırada içten gelen güçlü bir dürtüyle delikanlıya dönerek

-Haydi, kalk bakalım, buradan yürüyerek gideceksin, hiç bir şeyin yok senin, diye haykırdım. Ve o boylu boyunca hareketsiz yatan genç, aniden yerinden fırlayarak, herkesin şaşkın bakışları arasında koşa koşa çıkıp gitti.

Ben anneannemi çok severdim. Sağlığında bazen bir araya gelir, dertleşirdik, onunla en son görüşmemizde yeni bir ev döşediğimizi ve ailece bu yeni eve geçmek üzere olduğumuzu anlatmıştım. Epey masraf yaptığım için üzülmüştü. Bu görüşmeden kısa bir süre sonra da öldü.

Bir gün Metapsişik Derneği’nde otururken, yeni bir medyom geldi. Ve onunla Celse yaptık. Medyomun ruhsal rehberi: “Bir varlık geldi, Nezihe hanım. Torunu Mehmet beyi arıyor” dedi. Büyük bir heyecana kapılmıştım.

Varlık: - Seni gördüğüme çok sevindim. Sana gelmeme izin verildiği için çok mutluyum. Nasılsın, iyi misin? Nasıl oldu, borcunu ödeyebildin mi?

M.F.Ö: - Nasıl olur, benim borcum yok ki. Borcum olmadığı gibi, durumum da çok iyi.

Varlık: - Ah Mehmetçiğim, hiç sorma. Ben de borcun var diye çok üzülüyor ve sana yardım etmek istiyordum.

M.F.Ö: - Sakın üzülme. Yerinden memnun musunuz?

Varlık: - Ben çok iyiyim. Tanrı herkese böyle bir spatyom yaşantısı nasip etsin!

Ve böylece anneannemle olan ruhsal irtibatımız memnuniyetle son buldu. Demek ki, ölmeden önceki görüşmemizde beni yanlış anlamış ve ağır bir borca girdiğimi zannederek ıstırap çekmiş. Bereket versin ki, beni ve anneannemi hiç tanımayan bir medyom sayesinde durum açıklığa kavuşmuştu.

Üstat Dr. Bedri Ruhselman’la birlikte medyomluk çalışmaları yaptığımız yıllarda, Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği’ne, tebliğ kanalı ile verilen bir kehaneti haber verebilmek mutluluk ve şerefini yaşadım.

Bir celse sırasında 50 gün sonra meydana gelecek bir sel felaketi önceden haber verilmişti. Bu celsenin Operatörü Dr. Bedri Ruhselman’dı. Üstad, verilen tebliği büyük bir ciddiyetle ele aldı ve bu kehaneti bildiren tebligatla, sel felaketinin meydana geleceği bildirilen bölgelere ait bir harita krokisi Beyoğlu Beşinci Noterliği’ne tasdik ettirildi.

9 Aralık 1958 tarihinde  KEHANET GERÇEKLEŞTİ.

Gerçekten de sel felaketi aynen bildirildiği şekilde ve o bölgelerde meydana geldi.

Dr. Bedri Ruhselman’la birlikte Eminönü Halkevi’nde verdiğimiz bir konferans sırasında, ben bu kehaneti de haber vermiştim. Ayrıca bu kehanetin noter tarafından tasdik edilen tüm vesikaları basına ve yabancı ülkelerdeki Metapsişik Dernekleri’ne de bildirilmişti.

Son olarak geçirmiş olduğum ağır hastalık sırasında oldukça ilginç metafizik bir olgu yaşadım.

Aşağı yukarı 6 ay süren bitkisel yaşantım sırasında, her gün 2-3 saat boyunca hiç kimsenin anlamadığı bir dilde konferanslar vermiştim. Profesörler, doktorlar, hastane personeli, her gün çevremi sarıp, anlattıklarımı çözmeye çalışmışlar ama mümkün olmamış. Ve bu Türk hangi dialektle konuşuyor diye çok merak etmişler ama hiç bir sonuç alınamadı. Eşim benim böyle bir dili hiç bilmediğimi onlara anlatmaya çalışmış.

http://www.dunyaana.com/images/sonsuz13.jpg

Demek ki, komada olduğum için, bir tür spatyom yaşamı yaşıyordum ve başka bir organizasyonun içine girip, ayrı bir dünyanın dili ile konuşmuşum.