KÜRESEL ANLAYIŞ’TA
MUKADDERAT VE TEKAMÜL
Sırat nedir?
İslamiyette Sırat Köprüsü kıldan ince kılıçtan keskin bir köprüdür ve cennete gitmeye hak kazanan her varlık bu köprüden geçmek zorundadır. Sırat Köprüsü’nden geçmek son derece zordur. Çünkü kıldan ince kılıçtan keskindir. Bu bir benzetmedir, ama çok doğru bir benzetmedir.
Sırat Köprüsü’nün kıldan ince kılıçtan keskin olması demek, “Ya bu köprüden geçer cennete ulaşırsın ya da köprünün ortasında ikiye bölünüp, düşersin cehennemin ta dibine her, tarafın yanar tutuşur, mahvı perişan olursun” demektir.
Ayrıca bütün dinlerde denir ki: “Sen düşüncenden bile sorumlusun.” Ruhçuluğa göre de, düşünceler kozmik alemde inşa olur ve düşünce formları meydana getirir.
Siz bir insana düşüncenizle okkalı bir tokat atarsanız, o işi kozmik anlamda da yapmış sayılırsınız. Yani zihninizde adam öldürüyorsanız, bu düşünceden sorumlusunuz. Ve genellikle düşüncede beliren fiilleri de eninde sonunda gerçekleştirirsiniz.
İnsan Düşüncelerinden Sorumludur
Böylece Sırat’ı geçememiş olursunuz. Negatif düşünce neşriyatı bile Sırat Köprüsü’nün kendisi sayılan Dünya Okulu’nu bitirmeye engeldir. Gerçek Sırat Köprüsü, şu an üzerinde çeşitli eprövler yaşadığımız, Dünya Okulu’dur.
Eğer insanlar hakkında pozitif şeyler düşünür ve genellikle onlara yardımcı olmaya çalışırsanız, bu iyi niyet kozmik anlamda inşa edilir, canlanır ve sizin Sırat Köprüsü’nü geçmenizi sağlar. Bizim her an, her saniye, her salise düşüncelerimizle üretmiş olduğumuz iyi ve kötü imajlar Hami Varlıklar tarafından, kontrol edilmektedir. Daha doğrusu biz kendi kendimizi kontrol ederiz.
Biz her saniye ve salise Sebep-Sonuç Yasaları’na göre kendi geleceğimizi ve mukadderatımızı hazırlıyoruz.
İnsan Her An Kendi Kaderini, Kendisi Tayin Eder
Sırat’tan geçmek demek, kozmik anlamda, insanın kendi planını ve geleceğini daha doğrusu kaderini, kendisinin saptaması demektir. İnsan bugün meydana getirmiş olduğu pozitif veya negatif bir olayı veya planı, eninde sonunda yaşamak mukadderindedir.
Bugün karşına çıkan her şeyi, sen kendi kendine yarattın, pozitif ya da negatif ne ile karşılaşıyorsan, o senin düşüncelerinin ve ellerinin eseridir.
İlahi İrade Yasaları’na göre, insanın özgür iradesi vardır. Ve bu özgür irade nedeni ile de her karşılaştığı pozitif ya da negatif olayı kendi yaratır.
Bir insandan durup dururken alnımızın ortasına bir tokat yediysek, “Burada benim hiç kabahatim yok ki, durup dururken beni tokatladı” diyemeyiz. Çünkü ya o insan hakkındaki negatif düşüncelerimizin cevabını alıyoruzdur ya da önceki bir negatifliğin cevabı ile karşılaşıyoruzdur. Daha önce bu işi, sinsi sinsi, biz hazırlamışızdır. Yani böyle bir mukadderi, sen kendin hazırlamışsın, tam sırası gelince de şak diye tokadı yemekten kurtulamazsın.
Demek ki, insan, her gün, her an Sırat’tadır. Yani biz her an, her saniye yeni bir imtihandayız. Bizi kim imtihan ediyor? Kendimiz… İmtihan yapan da biziz, cevabı veren de biziz.
Öyleyse negatif düşünce ve fiillerden mümkün olduğu kadar uzak kalmalıyız. İnsanlar yaşamın temel düsturu sayılan bu kurallara uymak ve dikkatli davranmak zorundadırlar. “Ben canımın istediğini yaparım, işime kimse karışamaz” derseniz, ummadığımız bir anda tokadı yeyiverirsiniz.
İlahi İrade Yasaları’nda Zorlama Yoktur
Bu dünyada da, öbür dünyada da kesinlikle, hiç bir konuda zorlama (mecburiyet) yoktur.
Hiç bir varlık, diğer bir varlığa, burada da, spatyomda da istemediği bir şeyi zorla kabul ettiremez. Ama insan, kendi fiilleri ile bazı yasalara karşı gelmişse, sonuçlarına da katlanmak zorundadır.
İnsan sevgi ve istek olmadan zaten hiç bir işe atılmaz. Bugüne kadar yaptığınız işleri düşünün; başardıklarımızın hepsinde, gerçekçi düşünürsek, görürüz ki, mutlaka sevgi ve istek vardır. İnsan sevmediği, istemediği hiç bir işi yapamaz. Konuya duyduğu isteksizlik öyle bir noktaya gelir ki, onun dayanma sınırlarını aşar ve o işi bırakmasına sebep olur.
Ama başardığımız işlerde mutlaka sevgi ve istek vardır. Bu sevgi ve istek, zaman zaman nefsani nedenlere de dayanır. İnsanın o işin sonunda elde edeceği nimetleri düşünerek, canla başla vazifesine sarılması bile aynı yasanın kapsamı dahilindedir.
Sabahtan akşama kadar yaptığınız işleri, bir gözünüzün önüne getirin. Hepsi sizin kişisel seviyenize, isteğinize, yeteneğinize ve bütün varlığınıza ait işlerdir ve siz onlarla kendinizi ortaya koyarsınız. Öyleyse hepsinin içinde büyük bir oranda, siz bilmeseniz de sevgi ve istek vardır.
Sizi hiç kimse, bir şeylere zorlamamaktadır. Siz kendi varlığınızı gerçekleştirmek adına bazı işleri yaparsınız. Ama “Ben bu işi yapmak istemediğim halde zorlanıyorum” diyorsanız, bu sizin yanılgınızdır. Şimdi, “Zorla yapıyorum, yapmak istemiyorum” dediğiniz o işi, başlangıçta mutlaka istemişsinizdir ki, karşınıza çıkmıştır. İsteksizliği yaratan ve zorlama gibi gelen olaylar, sizin o işe alışmamanızdan doğar. Belli bir süre sonra zor gelen o işe alışınca, daha ileri gitmek için yeni zorluklar bile aramak mümkündür.
Tekamülünüzün yükselmesi nedeni ile daha başka modeliteleri tanımak isteğiniz üstün geldiğinden, o iş zorlama gibi gelir.
Dünyada ve Spatyomda Seçim İnsanın
Kendisine Aittir
İnsan yalnız bu dünyada değil, spatyomda da yapacağı işleri, kendi kişisel eğilimlerine ve isteğine göre yine kendisi seçer. Hiç kimse istek ve yapabilme gücünün dışına çıkmaya zorlanamaz. Böyle bir zorlanma evren yasalarına aykırıdır.
İnsan yaşamın hem maddi, hem manevi kısmında küresel olarak içli dışlı şekilde faaliyette bulunur. Yani yapılan işin, maksadı ve niyeti kozmik planda inşa edilirken, fizik aktivitesi de burada yaşanır. Dolayısıyla o işin geleceği, o kişinin mukadderatında bir sebep olarak belirir. Diyelim ki, nefsani bir insan, sırf egosu adına, bir başka insana zarar verebilecek bir fiili gerçekleştiriyor. Örneğin, ticari bir ilişki içinde bozuk mal satarak haksız kazanç elde ediyor.
Bu kazancın kozmik plandaki durumu nedir? Herhalde pek de pozitif değil. Niyet olarak bir başka insanı kandırmak söz konusu olduğundan, o kişi mukadderini hiç bir zorlama ve baskı olmadan kendi fiilleriyle hazırlamaktadır. Cevabı da gelecektir. Cevap geldiği zaman, “Kandırılıyorum” diye bağırmaya hiç gerek yok; daha önce de sen kandırıyordun. “Sen kandırırken iyiydi de, şimdi mi rahatsız oldun!” deyiverirler insana…
“Yalan yedi dağdan geri gelir” diye bir atasözü vardır. Ve doğrudur da; yalanımız öyle bir anda karşımıza çıkar ki, biz de şaşırıp kalırız.
Niyet ve maksat olarak, nefsaniyetin işin içine girdiği her olayda Sevgi ve İstek Yasası’na halel gelir. Yasa tersine kullanılmıştır. Örneğin, maddi bir menfaat için satılmıştır. Daha doğrusu, o kişi kendi geleceğini satmıştır. Ve böylelikle de mukadderinin, gelecekteki cezasını yine kendisi takdir etmiştir. Çünkü insan pekala hem vicdani, hem akli yönden, hangi fiilin doğru, hangisinin yanlış olduğunu bilir de, gerçeği kabullenmek işine gelmez.
Yaptığımız eksik ve yanlış fiillerin karşılığını, ıstıraplı bazı yaptırımlarla ödedikten sonra, gerçek bir pişmanlık duyup; fiili bir daha gerçekleştirmemeyi becerebilirsek, bu tip imtihanlardan kurtulabiliriz. Aksi taktirde defalarca aynı konu, yenilenerek karşımıza çıkarılır.
Mukadderat ve Tekamül
Mukadderat, insanların tekamülleri gereği kaçamayacakları olaylar bütünüdür. Eğer mukadderattan kaçmak isteyen varsa o kimsenin kendi varlığından vazgeçmesi gerekir. Var olunduğu andan itibaren mukadderat ağlarını örmeye başlar.
İnsan, kozmik manada, düşünceleri ve fiilleri ile mukadderatını her an kendisi hazırlar. Karşılaşmak ihtiyacında olduğu olayları İlahi İrade Yasaları’nın kompüterlerine programlayan kendisidir. Yani kendi kaderimizi kendimiz tayin ederiz.
Mukadderat planı değişmez. Özellikle tekamülümüz açısından, mutlaka yaşamamız gereken olayları değiştirmeye hiç bir varlığın gücü yetmez. Ve Sebep-Sonuç Yasası gereği karşılaşmamız gereken bazı olayları değiştirmeye çalıştıkça başımıza daha belalı işler açabiliriz. Örneğin, bir kere yalan söylediniz mi, o yalanı düzeltebilmek için daha pek çok yalan söylemek zorunda kalırsınız. Ve işler giderek karışır. Sonuçta da daha ağır, daha eziyetli bir bedel ödenir.
Bir insan davranışları ile gelecek zaman, gelecek yaşam, gelecek saat için mukadderatını, bir kere perçinledi mi artık o insanın karşılaşacağı olayları değiştirmek mümkün değildir. Tekamülü gereği karşılaşacağı olaylara boyun eğerek bu sırattan geçmesi gerekir. Böylelikle olgunlaşır, gelişir.
Dolayısıyla düşüncelerimizin daha olumlu güzel ve pozitif olması gerekir. Korku, yalancılık, kötülük, gurur, kibir ve her türlü nefsani davranış gelişmemizi geciktirir.
Bu vasıfları kendinde taşıyan bir insanın kendi kendine hazırladığı gelecek o kadar acıklı ve zordur ki, bir çamurdan çıkar diğerine batar. Bir azabı biter, diğeri başlar. Ve çamurlara bata bata, azap çeke çeke kötülük üretmemeyi öğrenir. Zaten kendi gelişimi için de aslında arzuladığı yol pozitif yoldur da, o farkında değildir. Seçim insanın kendisinindir.
O bütün bunları bir bir yaşayıp, böylesine acı çekmekten bıkıp, bir olgunluğa ulaşıncaya kadar hiç bir şey yapamazsınız. Olgunlaşıncaya kadar bu yolda yürür. Günü gelip de negatif düşünce ve fiillerin sadece kendisine zarar verdiğini anlayınca her şey değişir.
Ve bu durumda insan Sırat’ı, ayan-beyan görür hale gelir. Ve der ki, “Ben her yaptığım işte, en hayırlısı, en pozitifini kendi yararım için yapmak zorundayım”.
İnsan Kaderini Değiştirebilir
İnsan mukadderini, eziyetli ve sıkıntılı yollardan, ancak pozitife dönerek kendisi değiştirebilir. Bir tekamül planında eziyet, sıkıntı, çile varsa; bu direkt olarak, o varlığın gelişim seviyesi ile ilgilidir. Çünkü henüz ıstırapları yenebilecek bir olgunluğa ulaşamamış olduğundan bu dar, sıkıntılı yolda ilerlemektedir. Yani hala negatif yayını, negatif fiili durdurmayı öğrenememiştir. Öğreninceye kadar çile doldurmak da acı bir mukadderdir. Pozitife yöneldiğinde, o eski düşmanlığı, kini, yalancılığı, sevgisizliği, kibiri, aşırı nefsaniyeti yavaş yavaş söner.
Böylelikle Tanrı’nın ne olduğunu, doğruluğun ne olduğunu, insanı sevmenin, anlamanın ne olduğunu anlar ve sahtekarlığa dayanmayan bir hoşgörüye ulaşır. Artık vazifesini de tam istenildiği gibi tatbik etmeye başlamıştır.
İnsan sevgiyi öğrenip uyguladıkça, tekamülü hızlanır. Sevginin her türlüsünde (doğa, bitki, çocuk, insan) pozitif bir etki ve şükür hissi vardır. Sevmeyi bilen insan karşılaştığı imkan ve nimetlere şükretmesini de bilir.
Böyle bir insan yavaş yavaş Sırat’taki keskinliği ve kıldan inceliği yok ederek, daha temiz, daha bereketli bir yola girmektedir. Bu yol, onun için cennet yoludur. Ve Tanrı’nın insanlara bağışlamış olduğu çok çeşitli küresel imkanların sonsuzluğunu daha iyi fark eder hale gelir.
Küresel Anlayış ve Tekamül
Kısmen dahi olsa, insanın hayatında yeni bir devre, Küresel Anlayış’a ulaşmakla başlar. Artık sakinleşmiştir, olgunlaşmıştır, sevmeyi, anlamayı, hoş görmeyi, herkese aynı gözle bakmayı öğrenmiştir.
Sessizliği ve sevgisi eski barbarlığını bastırmıştır. Dünya ve evrene, inceleyen gözlerle bakarak yeni bir yaşamın başlayışını izlemektedir. Ve yeni bir yaşam devresine girer.
Artık, her insanla ilişki, her karşılaşış ve her davranışın anlamı onun için çok daha derin kapsamlı anlamlar ifade etmeye başlamıştır. Ve karşısındaki insanın neler söylediğini, neler yapmak istediğini, ona nasıl faydalı olabileceğini, kendisinin ne fayda elde edeceğini eskisine göre çok daha gelişmiş bir şekilde anlar hale gelmiştir. Bütün insanlara karşı derin bir sevgi hissi beslemektedir. Ve yaşamının her gününü ayrı bir şekilde bereketli geçirir. Evren’e ve yaşama karşı duyduğu saygı dolu hayret hissi günden güne artar.
Küresel Anlayış’ta Vicdan Vazifeye Dönüşür
Nefsani olan hiç bir şey onu yolundan alıkoyamaz, nefsi yok olmuştur. Vicdan da vazifeye dönüşmüştür. Vicdan devresi çok gerilerde kalmıştır. Onun için sadece vazifesi vardır. İlahi İrade Yasaları’nın gereklerine tam uyum sağlayarak yaşamını sürdürür.
Böyle bir varlık muazzam bir bilgi bütünüdür. Her şeyi aşağı yukarı küresel seviyeden görmeye başlamıştır. Bildiği kozmik ilkeler, dünya varlıklarının bildiklerinden çok ötededir. Giderek de küresellik içinde bilgi alışverişini daha hızlı yapmaktadır.
Çeşitli zamanlarda tekrar doğuşlarından aldığı bilgileri ekleye ekleye, bugün olgunlaşmış ve son basamaklara gelmiş biridir. Dünya Okulu’nun çıkış kapısına da yaklaşmıştır. Bu devreyi kapatıp, yeni bir devreye başlayacaktır.
O, bilgilerinin zenginliği içinde her şeyi gören, her şeyi duyan, her şeyi anlayan bir hale ulaşmıştır. Ve bilmediği şeyleri öğrenmek için yeni bir yola girmeye hazırlanmaktadır. Dünya Okulu’ndan diplomasını almaya hazırdır. Ama tekamül bakımından sonsuzluk ifade eden bir süreç içinde olduğunu iyi bilir. Tekamül ve bilgi sonsuzluk ifade eder. Bildiklerimiz, bilmediklerimiz yanında hiç kalır. Bilmediklerimiz sonsuzdur.