GÜNEŞ SİSTEMİ
Tüm ilkel toplumlar yermerkezci bir düşünüşle, hemen hemen her zaman Dünya’yı evrenin merkezi olarak kabul edegelmişlerken ya da Güneş’in dünya’nın çevresinde döndüğüne inanmışlarken, Dogonlar tam tersine, Dünya’nın evrenin merkezi olmayıp Güneş’in çevresinde döndüğünü kabul ederler. Evet, Dogonlar Kopernik öncesi Batı uygarlığıyla karşılaştırıldığında bile ilkel kalan bir düzeyde yaşantılarını sürdürmektedirler ama, Batı uygarlığı Galile’yi mahkûm ettiği sıralarda onlar Dünya’nın diğer gezegenler gibi hem Güneş’in çevresinde dolandığını, hem de kendi ekseni etrafında döndüğünü bilmekteydiler.
Dogonlar Dünya’nın hareketleri hakkında şu bilgileri vermekteler: Kendisine nüfuz eden yağmur «ipleri»yle güçlendirilen Dünya, hem kendi ekseni etrafında döner, «kendi merkezi etrafında bir daire çizer»; hem de, dairesel bir şekilde yer değiştirme yaparak dönen bir topaç gibi, daha büyük bir çemberi kateder.
Ne Kalde rahiplerinin ne de 17. yüzyıla dek Astronomların aklına gelmemiş olan, Dogonlar’ın şaşırtıcı bir bilgisi de şudur: Güneş kendi etrafında döner; Güneş kendi etrafında, spiral biçimdeki uçsuz bucaksız bir yayın, bir zembereğin etkisindeymiş gibi döner.
Burada belirtilen, Güneş’in kendi ekseni etrafında yaptığı hareket, bilindiği gibi, ekvator ve kutup bölgelerinde farklı hızlarda gerçekleştiğinden burgaçsı bir özellik göstermektedir. Güneş lekelerinin incelenmesi ile ancak anlaşılabilmiş olan bu rotasyon hareketinin, Radyoastronomiden de yararlanan bir tesisat olmaksızın gözlemlenmesi de mümkün değildir, meydana çıkarılması da. Hareketin spiral biçimde gerçekleştiğini belirten Dogonlar, bunu, akıcı bir yapıya sahip olan Güneş’in ekvator bölgesine 27 günde, kutup bölgelerine 34 günde tam bir devir yaptıran sözkonusu rotasyon hareketinin burgaçlanma göstermesinden dolayı söylemiş olabilecekleri gibi, Güneş’in özel hareketi için de söylemiş olabilirler ( 41).
( 41) «Ne Güneş Sistemi’nin ne de cüzlerinin kendi bünyesindeki hareket, mekân ve zaman değişimi, hiçbir zaman, başlanmış noktadan tekrar aynı noktaya geliş tarzında değildır. Bunu bir spiral tarzında düşünün... O spiral, muayyen bir kanunlar zümresi dahilinde, belirsiz bir noktaya doğru gider.» ( Sâdıklar Plânı)
Uydumuz Ay’a gelince, Dogonlar, Ay’ın Dünya çevresinde döndüğünü bilmekle kalmayıp, Ay’ın hareketinin aslında bir daire değil, bir spiral meydana getirdiğini söylüyorlar: Ay, Dünya’nın çevresinde konik spiral biçiminde dolaşır.
Ay’ın hareketini, Dünya’dan değil de uzaydan bakarak incelersek, Dogonlar yine haklı çıkacaktır; çünkü Ay dünya’nın çevresinde dolanırken, çevresinde dolandığı eksen yani Dünya da sabit olmayıp Güneş’in çevresinde dolandığından, Ay’ın katettiği yol gerçekten bir spiral teşkil eder. Spiralin konik oluşuna gelince, bu konuda farklı görüşler mevcuttur; bazı Astronomlara göre Ay’ın Dünya çevresindeki yörüngesi gitgide daralmakta, bazılarına göre de gitgide genişlemektedir. Fakat her iki halde de sonuç olarak, Ay’ın çizdiği spiral bir bakıma koniktir.
Ay’da kraterler olduğunu da bilen Dogonlar, Ay hakkında bilgi vermeye devam ediyor: Ay, kurutulmuş ve ölü kan gibi kuru ve ölüdür; onun kraterleri, aybaşıya benzer şekilde bir kirli kanın dolaşım yaptığı damarlardır.
Ayrıca, Dogon Kozmogonisine göre, Ay bir deliğin «tanığı»dır. «Gemi»yle Dünya’ya inen Ogo, inmek için bir «delik-boşluk» açmış ve «Amma, Ogo’nun bu uçuşunun tanıklığını kaybetmemek için, bu delik-boşluğu Ay’a» dönüştürmüştür.
Mitin bu kısmından şu neticeyi çıkartmak mümkündür; Dünya’ya «gemi»yle inen Ogo, Dünya’ya inişinde yararlandığı ve tanığı Ay olan bir «delik»ten çıkarak «gemi»siyle Dünya’ya inmiştir. Burada, Ogo’nun bu ikinci «gemi»si bir uzay gemisi olarak ele alınırsa, bu bilgi, Ay’ın uzaylılarca kullanılan bir üs olduğu görüşünde olan Ufologlar için iyi bir malzeme teşkil eder. Ancak, sembolizme geniş ölçüde yer verilen Dogon Kozmogonisinde, çoğu zaman bir sembol birkaç anlama gelmekte olduğundan, «gemi» sembolünün anlamını yalnızca uzay gemisi ile sınırlamamak gerekir.
Dogon Kozmogonisine göre, Dünya, Ogo’nun koparıp aldığı plasenta parçasıdır. Güneş, Ogo’nun plasentasının Amma tarafından muhafaza edilmiş kalan kısmıdır ve nommo’lardan birine emanet edilmiştir. Ay ise, Ogo’nun ikinci inişi sırasında kendisine gemi vazifesi gören plasenta parçasını koparmasıyla meydana gelen yarığın tanığıdır.
Sonuç olarak, Güneş, Dünya ve Ay’ın üçü de, aynı plasentadan yani aynı maddeden oluşmuştur ( 42). Birçok araştırmacı, bu bilgide sözü edilen Ogo’nun plasentasını, plasentanın doğumla olan ilgisini de gözönünde bulundurarak, Güneş Sistemi’ni yoğunlaşmasından önce teşkil eden nebula olarak yorumlamaktadır.
( 42) «Sizin Dünya’nız seyyal olarak mevcuttu. Sizin Güneş’iniz de seyyal olarak mevcuttu. Ve Güneş’i meydana getiren seyyal partiküllerden ortaklığınız vardır. Ve dahil olan diğer seyyareler arasında da ortaklığınız vardır. Fakat hiçbir zaman siz, Güneş ismini verdiğiniz o hayattar küreden kopmuş ve ayrılmış değilsiniz.» ( Sâdıklar Plânı)
Dogon Kozmogonisinde, Ogo’nun dönüştürülmüş plasentası olan Güneş ( Nay), dişi olarak nitelendirilir. «Nay» adı, aynı zamanda, dişi bir rakam olan «4» anlamına gelmekte olup, «anne» ve «inek» sözcükleri ile aynı kökene aittir. Döl vericilik, doğurganlık ve teksir, çoğalma kavramlarını içerir. Güneş’in ışınları plasentanın kanından oluşmuştur. Güneş, ışınlarıyla uzaya ve Dünya’ya ışık dağıtır. Güneş’in merkezi, gözün gözbebeği («gözün şahsiyeti») gibidir.
Dogonlar’ın Güneş Sistemi hakkındaki bilgileri Güneş, Dünya ve Ay’dan ibaret değildir. Gezegenlerin Dünya gibi Güneş’in çevresinde döndüklerini bildikleri gibi, bazı gezegenlere ait özellikleri de bilmektedirler. Dört gezegenden söz ederler; bunlar Merih, Satürn, Venüs ve Jüpiter’dir. Satürn, çıplak gözle kolayca görülebilen bir gezegendir. Fakat bu gezegenin, Samanyolu’nunkini andıran halkasını görebilmek, ancak, gezegenin görüntüsünü büyüten bir alet yardımıyla mümkündür. Nasıl öğrendilerse, teleskopsuz Astronomlar Dogonlar, Satürn’ün bir halkası olduğunu da bilmekteler. Samanyolu’nu tanığı ( 43) olarak kabul edilen Satürn’ü ( Yalu-ulo-tolo) temsil ederken, gezegeni bir diskle çevrelerler ( Şekil-26)
( 43) Dogonlar, Satürn’ü belki de, yalnızca, galaksimizinkini andıran halkasından ötürü değil, aynı zamanda bu halkanın spiral galaksimiz gibi spirallik özelliği taşımasından dolayı «Samanyolu’nun tanığı» yapmışlardı. 1981 yılında, Gezgin-2 uzay aracının gönderdiği fotoğrafları inceleyen bilim adamı Larry Esposito, Satürn’ün ‘halkalar’ının iç içe geçmiş halkalar olmadığını, hareket halindeki bir spiral olduğunu açıklamıştır.

Şekil – 26: Satürn’ün «şema»sı ( tonu)
Dogonlar, nasıl öğrendilerse, Jüpiter’in uyduları olduğunu da bilmekteler. Dogon Kozmogonisine göre «Bıngıldak yıldızı» ya da «Kafatası yıldızı» denilen Jüpiter’in 4 uydusu, Ogo’nun plasentasından kalan kısmın kesilip ayrılması sırasında toprağa düşen kandan doğmuştur. «Jüpiter’in Çocukları» denilen bu dört uydu hakkında «4 küçük yıldız, Jüpiter’in takozlarıdır» denir ( Şekil-17).
Bugün, Jüpiter’in 4 değil 12 uydusu olduğunu bilmekteyiz. Fakat belirtmek gerekir ki, 12 uydudan özellikle, hem parlaklıkları hem de boyutları bakımından 4 tanesi esas ve önemlidir. Bunlar 1690’da Galile’nin keşfettiği 4 ana uydu olup Ay ile kıyaslanabilecek büyüklüktedirler. Ayrıca, bu dört uydunun kendileri etrafındaki dönüş süreleri ile Jüpiter çevresindeki dönüş süreleri birbirine eşit olduğundan, Ay gibi, gezegene hep aynı yüzlerini döndürürler. Dogon Kozmogonisinde sadece bu dört «takoz»a yer verilmesinin sebebi, belki de, bunların diğer 8 önemsiz uyduya nazaran çok daha önemli bir işlev görmeleriydi.
Merih, Dogon Kozmogonisinde kızıl renkle ilişkili olarak anlatılır: Ogo’nun sünnet kanı, adanan Nommo’nun plasentasının üzerine, Nommo’nun iğdiş edilmesi sırasında akan kanın durmuş olduğu mevkie düştü. O zaman, «aybaşı gören kadınlar yıldızı» Merih, görünmez konumunda doğdu. Merih «yumuşak bakır»dan yapılmıştı. «Merih yaratıldığında ateş gibi kızıldı ( 44) şimdi kızıllığı azalıyor». Rengi yaratılması sırasında kıpkızılsa da, tedricen soluklaşacaktı.
( 44) Merih’in Türk Kozmogonisinde de bakır ve ateşle ilgili görülmesi ilginç bir benzerliktir.
Merih çıplak gözle gözlemlenebildiğinden, rengini bilmek için kuşkusuz, bir cihaza gerek yoktur. Bu, eski kültürlerin çoğunun bildiği bir şeydir. Fakat ilginç bir husus şudur ki, eskilerin savaş tanrısı Mars, Dogon Kozmogonisinde de aynı sembolizmi muhafaza etmiştir; Merih, nommo tityayne ile Ogo arasında geçen kanlı bir mücadeleye bağlanır.
Güneş ve Ay, dünya kültürlerinin pek çoğunun Kozmogonisinde merkezî yere yerleştirilmişken, Dogon Kozmogonisinde belli bir işleve sahip olmaktan öteye gitmezler. Dogonlar’ın takvimlerini belirlemede de, Venüs ve Sirius’ten ne az ne de çok bir öneme sahiptirler. Dogonlar, Venüs’ün evrelerini tespit etmişlerdir; takvimi belirleyen Venüs’ün konumları, aynı zamanda, ekim zamanını ve tahılların büyüme devresini düzenler. Ürün toplama zamanı ise Ülker yıldız kümesi belirler. Venüs’ün konumları, geniş bir sahaya yayılmış sunaklarla, dikili taşlarla ya da mağaralardaki çeşitli düzenlemelerle temsil edilir.
Gündelik takvim, Ay takvimidir; değişik adlarla birbirini izleyen 12 aydan oluşur. Güneş’in görünürdeki hareketleri hem gece ve gündüzü hem de gündönümlerini ve ılımları belirler. Güneş’in gündönümü ve ılım konumları, soyut ve nazarî olarak «kan hattı»ndaki sunaklarla temsil edilir. Bu konumlar, özellikle üç sunak kullanılarak yapılan yönlendirmelerle ölçülür.