SİRİUS VE BİLEŞENLERİ
Büyükköpek Takımyıldızı’nın alfa yıldızı Sirius, Güneş’imizden yaklaşık 8,6 ışık yılı uzaklıkta bulunur. A-1 tayf sınıfında yer alan Sirius yıldızının aydınlatma gücü 23 yani Güneş’in 23 mislidir ve görünürdeki parlaklığı bakımından gökyüzünün en parlak yıldızıdır. Bugünkü Astronomiye göre Sirius bir çift yıldız sistemi olup, başyıldıza bileşeni Sirius-B yıldızı eşlik eder. Bir akcüce olan Sirius-B, Sirius’ten ( 45) parlaklık bakımından 10.000 kez daha az parlak ve hacim bakımından ondan 160.000 kez daha küçük olduğundan, Sirius’ün yanında ufacık bir siyah nokta gibi kalır. Fakat Dogonlar’ın evren bilgisine göre, işlevi tam tersine çok büyüktür; hatta âlemin yol göstericisi olarak kabul edilen başyıldız Sirius’ü bile onun gözettiği, «emirler»in Sirius-B’den Sirius’e nakledildiği söylenir.
( 45) Sirius sistemindeki başyıldız Sirius-A, genellikle Sirius adıyla belirtilir. Bu bakımdan, yıldız, metinde ‘Sirius-A’ yerine yalnızca ‘Sirius’ terimiyle belirtilecektir.
Sirius-B’nin varlığını fark eden ilk Astronom F.W. Bessel’dir. F.W. Bessel, 1834’te Sirius’ün özgün hareketinin düzenli olmadığını saptayarak, Sirius-B’yi teleskopla görmemesine rağmen Sirius’ün sönük bir eşi bulunduğu sonucuna varmış ve 1844’te bu konuda bir hipotez ortaya atmıştır. Sirius-B ilk kez 31 Ocak 1862’de, Dearborn gözlemevinden Astronom Avlan G. Clark tarafından, 0,46 m’lik ‘nesne mercek’li bir teleskopla 84º 6´ konum açısında, başyıldız Sirius’ten 10˝’lik bir açıda gözlemlenmiştir.
Kimi zaman birbiriyle irtibatlandırılan iki sistem, çeşitli takvimler için başlangıç noktası teşkil ederek, insanların yaşam ve faaliyetlerine ritm vermiş ve vermektedir: Bu iki sistemden birisi Ogo’nun plasentasının tanığı Güneş’i eksen alırken; diğeri Nommo’nun plasentasının tanığı olan, âlemin yol göstericisi, ışık tutucusu ya da öğreticisi Sirius’ü eksen alır.
Pek çok uygarlık, takviminde Güneş, Ay gibi kendilerinin çıplak gözle kolayca gördükleri gök cisimlerini esas almışsa da, Sirius yıldızını esas alan takvimler de mevcuttur. Dünya’nın Sirius’ten idare edildiğini kabul eden eski uygarlıkların birçoğu için bu yıldız aynı zamanda ilâhî bir önem taşır. Eski Mısırlılar ve Çinliler bu yıldıza özel bir saygı gösterirlerdi. Bu saygıya Mezopotamya uygarlıklarında da rastlamaktayız. Asur-Babil dinlerinde Kak-si-sa ( okun hedefine varması gibi «doğru kılmak») ve Kak-si-di adlarıyla anılan «ok yıldızı» Sirius, «denizin sularını ölçen» ve «yolları açan» yıldız olup, tanrılar şampiyonu olan Nin-urta’ya özdeş kılınırdı. Sirius yıldızına özdeş kılınan bu tanrı kötü tesir gücüne sahip tüm kötü varlıklara boyun eğdirtebilecek kudretteydi.
Sirius’e gösterilen bu özel saygıya Dogonlar’ın yanı sıra açıklık getirebilecek bir başka kabile de, halen Colarado’da, Dogonlar gibi, basit bir şekilde tarımla uğraşarak yaşamlarını sürdürmelerine karşın kozmik bir felsefeye sahip olan, Kuzey Amerika’ya Mu kıtasından göç ettikleri ileri sürülen Hopi Kızılderilileridir. Atalarının uzaydan, Merih’ten ve Maldek adlı bir gezegenden geldiğine inanan Hopileri ve kültürlerini uzun zaman inceleyen araştırmacı Dr. George Hunt Williamson, Miyosen Çağı’nda Sirius sistemindeki bazı gezegenlerden Dünya’ya göçler yapıldığı sonucuna varmıştır.
Eski Mısırlılar’ın yılbaşına denk gelen, Sothis adını verdikleri Sirius’ün eliyak doğuşu, aynı zamanda, onlar için hayatî önem taşıyan Nil’in taşmasını haber verirdi. Sirius, antik Grek gizemciliğinde de önem taşırdı; bu ‘parıldayan yıldız’ın batıdan doğuşu, Eleusis inisiyeleri için ‘küçük misterler’in sonu demekti. Grekler Sirius’e Orion’un köpeği Sirios adını vermişlerdi. Vaktiyle Grekler’in adlandırdığı gibi, Touareg yerlilerinin de Sirius’e ‘köpek’ adını vermeleri ilginçtir. Okyanusya’da, özellikle Markiz Adaları’nda ‘Yüce Yıldız’ diye adlandırılan Sirius, Arapça “Şi’ra” adını alır ( 46) ve Kur’an-ı Kerim’de sözü edilir ( 47).
( 46) Şi’râ adında iki yıldız vardır. Sirius’ün asıl adı Şi’ra-yi Yemânî’dir ( «Yemen Şi’râ’sı».
Hz. Muhammed: «Gerçekten de ben, Rahmân kokusunu Yemen tarafından duymaktayım.» ( Kaynak: «Müslim», I, s.51; «Ahâdîs-i Masnavî», s.73)
Hz. Muhammed: «Yemen canibinden sanki Cenab-ı Hakkın nefesini duyuyorum.» ( Kaynak: «Veysel Karanî ve Üveysîlik», s. 69)
( 47) «Hakikat şu: Sirius yıldızının Rabbi de O.» ( Kur’an-ı Kerim: Yıldız sûresi – 53/49)
Nihayet Dogon Kozmogonisinde, onca yıldız varken, merkeze Sirius ve bileşenleri yerleştirilir. «Amma’ya şükür» lâkabını taşıyan Sirius yıldızı ( Sigi-tolo: «Sigi yıldızı»), «âlemin göbeği - merkezi» sayılır ( 48). Ayrıca, âlemin yol göstericisi Sirius, Güneş Sistemi’mizle özel bir şekilde irtibatlandırılır; Sirius, Güneş’imizle evlenmiştir!
( 48) Sirius yıldızının ilginç bir şekilde, birçok kültürde birbirine çok benzeyen adlar aldığı görülmektedir: Yıldız, Grekler’de Sirios, eski Mısırlılar’da Sothis, Batı’da Sirius, Dogonlar’da Sigi, Araplar’da Şi’râ, Mazdeizm’de Tiştria ( Tishtrya) adlarını almış olup, Asur-Babil metinlerinde Kak-si-sa, Kak-si-di ve nihayet Anadolu’da, Hititler’den kalma Boğazköy metinlerinde Kak-si-si adıyla geçmektedir. Görüldüğü gibi, tüm adlarda ‘i’ ve ‘s’ ya da ‘ş’ sesleri ortaktır.
Dogonlar’ın evren bilgisine göre, Sirius, hareketlerinden oluşan baleleri Dünya yaşamını tayin ve tespit eden birçok görünmez yıldızdan oluşan bir sisteme mensuptur. Sirius’ün önemli ve temel bir işleve sahip olduğu yıldızlar grubu, Orion Takımyıldızı’nı ve ondan uzakta bulunmayan belli bir sayıdaki yıldızı kapsar ( 49). Orion’un Arabası’nın 4 ana yıldızı «Amma’nın temel dayanağı» denilen yıldızlardan olup, bunlara «Amma’nın göbek-merkez yıldızları» da denir. Bunlar, Orion’un Kemeri’ni oluşturan yıldızları çevreler. Yakınlarda, Ülker yıldız kümesi, Küçükköpek Takımyıldızı’nın gamma yıldızı («Çoban yıldızı») ve nihayet Sirius ve bileşenleri bulunurlar. Bu yıldızların oluşturduğu bütün, «âlemin dayanak desteği»ni teşkil eder. Bu yıldızlar, Yaratıcı’nın düşüncesinin ilk ifadesi olan «işaretler»e nazaran, 266 temel ‘işaret-resim sistemi’nin teşkil ettiği bütünde «efendi-üstad» ve «rehber» işaretlerinin tanıkları olarak kabul edilirler. Bu düzen içinde, Sirius ve bileşenlerine «baş yıldızları», diğerlerine «gövde yıldızları» denir.
( 49) Dogonlar’ın evren bilgisinde birbirleriyle ilgili olarak görülen Sirius sistemi ve Orion Takımyıldızı, eski Mısırlılar ve Grekler’ce de birbirleriyle ilişkilendirilmişlerdir. Grekler’e göre, Orion ‘avcı’dır, Sirius ise onun ‘köpeği’dir. Eski Mısırlılar, Sirius’ün bulunduğu Büyükköpek Takımyıldızı ile Orion Takımyıldızı’nı yan yana temsil ettikleri bazı kabartmalarda, Büyükköpek Takımyıldızı’nı bir inekle, Orion Takımyıldızı’nı ise elinde asa tutan, Osiris’e benzeyen bir adamla temsil ederler. Sirius, Osiris’in eşi ve kızkardeşi olan İsis’in canının sembolüdür.
«Eski Mısır metinleri, Sirius ve Orion’dan neşrolan, insanları ve tüm varlıkları canlandıran kutsal tesirlerden bahsederler.» ( Wallis Budge)
Sirius sistemi ile ya da daha genel kapsamda, Sirius sisteminin bulunduğu Büyükköpek Takımyıldızı ile Orion Takımyıldızı arasında kurulan ilişkiye, Dogonlar, eski Mısırlılar ve Grekler’in yanı sıra Asur-Babil uygarlığında da rastlanır. Asur-Babil dinlerinde, Orion Takımyıldızı baş tanrıça İştar’ın ‘habercisi’ ile özdeş kılınırken, Büyükköpek Takımyıldızı’ndaki «yay yıldızı» ise İştar’ın Gökteki ‘yay’ıydı.
Sirius’ün bileşeni Sirius-B, yıldızların en önemlisidir ve Amma’nın meydana getirdiği spiral çizen âlemlerin hepsinde esaslı, etkili ve buyurucu bir işleve sahiptir; po tohumunun tanığı olan ve onun kendi işini yerine getirmesinden sonra doğan Sirius-B yıldızı ( Po-tolo: «Po yıldızı»), yıldız âleminin merkezi olarak kabul edilir. Sirius-B’nin şimdiki yeri, en yüksek Gök Katı’nın merkezidir. Rüçhaniyetini yıldızın adı da ifade etmektedir; po, «başlangıç» anlamındaki «polo» sözcüğünden, tolo ise, yıldız anlamına gelmekle beraber, «derin» anlamına gelen «to» sözcüğünden gelmekte olup, bu sözcüklerin birleşmesinden meydana gelen «po-tolo» adı, sözcüğü sözcüğüne çevrilirse «derin başlangıç» anlamına gelir.
Tüm diğer yıldızları karşılıklı yerlerinde tutan, Sirius-B’nin hareketleridir; bu hareket olmadığı takdirde yıldızların hiçbirinin «olduğu yerde kalamayacağı» söylenir. Onları yörüngelerini muhafaza etmeye zorlayan, Sirius-B’dir; o, özellikle çizdiği yörüngesiyle çevreleyerek diğer yıldızlardan ayırdığı Sirius’ün yörüngesini tayin ve tanzim eder. Kendi etrafında ve Sirius’ün çevresinde dönerek âleme destek olup ayakta tutan Sirius-B’ye «yıldızların direği» denir. Sirius-B’nin tüm maddeleri ihtiva ettiği de söylenir.
Konuya ilişkin olarak, Dogon inisiyeleri şu bilgileri veriyorlar:
«Amma, tüm yıldızların birincisi Sirius-B’yi yarattı. Onun cevherinde tüm âlemin her şeyinin tanıklığı mevcuttur. Sirius-B, âlemin her şeyinin ambarıdır, o tüm âlemin eksenidir. Eğer Sirius-B’ye bakılırsa, âlem dönüyormuş gibidir. Ve Sirius-B sanki âlemden, alemin Sirius-B çevresinde yaptığı dönüşten dolayı dönüyormuş gibidir. Oysa, aslında âlem Sirius-B sayesinde dönmektedir.»
Teleskopsuz Astronomlar diyebileceğimiz Dogonlar, şu somut, Astronomik gerçekleri de sözlerine ilâve etmekteler: Sirius-B, Sirius’ün çevresinde döner. Dolanma süresi 50 yıldır. Özellikle, düzgün, düzenli bir eğriyi izlemede tek başına kaldığından, Sirius’ün yörüngesini tanzim ve tayin eder.
Önce şu soruyu sormak gerekir: İlkel bir Afrika kabilesi olan Dogonlar, ileri bir teknolojinin ürünü hiçbir araç gerece sahip olmaksızın, Sirius’ün çıplak gözle görülemeyen bileşeninin varlığını nasıl bilebilirlerdi? Kaldı ki, Astronomlar, parlaklığı Sirius’ten 10.000 kez daha az olan bileşeni Sirius-B’nin varlığını ancak, 19.yüzyılda, matematik hesapları ve çok güçlü araçları gerektiren uzun gözlemler sonunda ortaya koyabilmişlerdi. Fakat daha ilginci, Dogonlar’ın 50 yıl diye bildirdikleri Sirius-B’nin dolanma süresinin gerçekten de tam 50,04 yıl olmasıdır. Ayrıca, Sirius-B’nin Sirius’ün yörüngesini belirlemesi hakkındaki sözleri de, Astronominin, bu iki yıldızı, birbirlerinin çekim etkisinde bulunan ve ortak kütle merkezi çevresinde dolanan bir çiftyıldız sistemi olarak kabul etmesinden dolayı doğrulamaktadır.
Fakat Dogonlar, bununla da kalmıyor, Sirius-B’nin yörüngesinin elips biçiminde olduğunu bildiriyorlar. Ayrıca, Sirius-B’nin eliptik yörüngesini gösteren bazı şekillerinde Sirius’ü odaklardan birine yerleştirmektedirler. Oysa, Dogonlar’ın bu bilgileri bildiği devirlerde, gezegensel yörüngelerin elips biçiminde olduğunu ve yıldızın odaklardan birinde bulunduğunu keşfeden Kepler bile, bu konuda vardığı kendi sonuçlarına, inanılır gibi olmayışları karşısında uzun süre inanamamış, şüpheye düşmüştü.
Dogonlar, Sirius sistemini gösteren şekillerinde Sirius-B’nin yörüngesini elips biçiminde yaparlar. Sirius-B’nin yörüngesini gösteren oval şekillerden birisinde ( Şekil-30 A), Sirius üç dişli kısa saplı bir yaba gibi ( 50), Sirius-B hilali andıran açık bir

Şekil – 30 B: Sirius-B’nin modern
Astronomiye göre yörüngesi ve
dolanması.

Şekil – 30 A: Dogonlar’ın
Sirius sistemi.
halka biçiminde, Sirius-C de ( 51) ışınlar çıkaran oval bir güneş biçiminde temsil edilmiştir. Sirius-B’nin Sirius’un çevresindeki dolanma hareketi iki değişik konumuyla ifade edilmiştir.
( 50) Sirius’ü temsil eden üçlü sembol eski bir semboldür. Grek alfabesinin 23’üncü ‘psi’ harfi şeklindeki bu sembole, eski Mısırlılar’ın Danderah Tapınağı’nda yer alan dikdörtgen Burçlar Kuşağı’nda, Sirius’ün bulunduğu Büyükköpek Takımyıldızı’nı temsil eden şekilde de rastlarız. Eski uygarlıkların birçoğu bazı önemli tanrılarını elinde üçlü bir yabayla temsil etmişlerdir. Örneğin, Grekler’de Orion’un babası deniz tanrısı Poseidon, Anadolu’da, Hitit, Huri ve Urartular’da öküz üstünde temsil edilen iki oğullu baş tanrı Teşup, Brahmanizm’in üç büyük tanrısından Siva ya da Şiva, genellikle, ellerinde kısa veya uzun saplı üçlü bir yabayla temsil edilmişlerdir. Bu sembole, biraz değişmiş biçimleriyle, Mezopotamya’da, İslâm tasvirlerinde ve Moğollar’da da rastlanır.
Anlamı biraz çarpıtılmış olmakla birlikte, bu üçlü sembole Romalılar’da da rastlamaktayız. Örneğin, Grek-Latin Mitolojisinde, kimliği henüz tam olarak tespit edilememiş olmasına karşın Olympos tanrılarıyla pek ilişkisi olmadığı ve hükmünün her yerde geçtiği görülen gizemli tanrıça Hekate, üç başlı bir heykelle temsil edilirdi. Bunlar arslan, köpek ( ya da kurt) ve at başlarıydı ki, Robert Graves’a göre, bunlardan köpek başı ‘köpek yıldız’ Sirius’ü temsil ediyordu. Robert Temple ise bu üç başlı Hekate’nin bizzat kendisini Sirius’ün çarpıtılmış bir sembolü olarak görmektedir.
Şekildeki ( Şekil-30/A) Sirius’ü temsil eden bu üçlü sembol, aynı zamanda, üzerinde ok bulunan gerilmiş bir yaya da benzetilebilir. Bu sembole Asur-Babil uygarlığında da rastlanır. Asur-Babil dinlerinde Sirius ‘ok’la, Büyükköpek Takımyıldızı’ndaki bir başka yıldız da ‘yay’la ifade edilirdi. Grek-Latin Mitolojisindeki söz konusu tanrıça Hekate’nin de, kendisine hekatos-hekatebolos yani «hedefi vuran» sıfatı verilip, ok-yay’la ilgili görülmesi ilginç bir benzerliktir. Öte yandan, bir başka benzerlik de, Hekate’nin üç başından birinin arslan başı olmasına paralel olarak; Asur-Babil dinlerinde Sirius yıldızıyla özdeş kılınan, tanrılar şampiyonu Nin-urta’nın ambleminin, Zincirli’deki Asaraddon dikili taşında da görülebileceği gibi, iki arslan başı taşıyan bir asa olmasıydı.
( 51) Bkz. Dipnot-12.
( 12) Dogonlar, Sirius sisteminin ikili değil, üçlü bir yıldız sistemi olduğunu bildirmektedirler. Astronomimizce, varlığı bilinmediğinden kendisine bir ad da verilmemiş olan bu yıldıza araştırmacılar Sirius-C adını vermişlerdir.
Sirius-B’nin yörüngesini gösteren bir başka oval şekil de, Dogonlar’ın ruhanî lideri Hogon’un evinde bulunmaktadır ( Şekil-31). Darı hamuruyla yapılmış bu oval şekil ( -büyük çapı 100

Şekil – 31: Sirius-B’nin yörüngesini gösteren
bir başka oval şekil.
cm.), solda, Sirius’ü gösteren küçük bir daire ile onun üstündeki, Sirius-B’yi Sirius’e en yaklaşmış konumuyla simgeleyen merkezli bir daireyi içerir. Öteki uçtaki bir küçük noktalar kuşağı ise, yıldızı Sirius’ten en uzaklaşmış konumdayken göstermektedir. «Sirius-B, Sirius’e yakın olduğunda, o daha parlak olur; Sirius’ten en uzak olduğu zaman öyle pırıldama yapar ki, gözlemci birçok yıldız gördüğünü zanneder» denir.
Sirius-B, çıplak gözle hiçbir gözlemci tarafından görülemediğine göre hangi gözlemci sözkonusudur? Öte yandan, fotoğrafı ancak 1970’lerde çekilebilmiş olan Sirius-B’nin bu ilk fotoğrafı, Dogonlar’ın üstteki «gözlemci birçok yıldız gördüğünü zanneder» ifadesini doğrular gibi görünmektedir. ( Resim-3). Sirius-B başyıldız Sirius’ten 10.000 kez daha az parlak olduğundan, fotoğrafı ancak Sirius’ün aydınlatma gücünü azaltacak teknik önlemler alınarak çekilebilmiştir. Hem bu yüzden, hem de iki yıldızın konumlarından ötürü olsa gerek, fotoğrafta Sirius-B’nin birçok görüntüsü çıkmıştır! Oysa içlerinden yalnızca bir tanesi ( sağ alt köşedeki) gerçek görüntüsüdür.

Resim – 3: Sirius ve bileşeni Sirius-B’nin ( sağ alt köşede) 1970’te
ABD Deniz Gözlemevi’nden, Dr. Irving Lindenblad tarafından
çekilen fotoğrafı
Dogonlar’ın bir başka şaşırtıcı bilgisi de, Sirius-B’nin yoğunluğuyla ilgilidir. Astronomların saptamalarına göre, bir akcüce
olan Sirius-B yıldızı, hacminin küçüklüğüne karşın, son derece büyük bir kütleye sahiptir. Bu yıldız, 26.000 millik ( 41.600 km.) çapıyla, başyıldız Sirius’ten 160.000 kez daha küçük bir hacme sahipken ve Neptün, Uranüs gibi gezegenlerden bile ufak kalmaktayken; kütlesi hemen hemen Güneş’imizin kütlesine eşittir, Güneş’imizinkinin % 98’i kadardır.
Bu astronomik gerçeği de bildikleri görülen Dogonlar, bu bilgiyi şöyle ifade ediyorlar: Sirius-B göksel nesnelerin en küçüğü, fakat en ağırıdır. Ondaki «sagala» metali öyle bir yoğunluğa sahiptir ki, «tüm dünyalı varlıklar bir araya gelseler ufacık bir parçasını bile kaldıramazlardı».
Yıldızın küçük olmakla birlikte ağır olması, ihtiva ettiği «sagala» metalinden ileri geliyor gibi görünmektedir. Yine, söylendiğine göre, bu yıldızın yayılmış öküz derisi kadar bir parçası eğer tartılabilseydi, 480 eşek yükü ( 52) ya da dünyanın bütün demirleri kadar ağır çekerdi. Astronomlar, Sirius-B’nin 1 santimetreküp maddesinin 80 kg. olduğunu saptadığına göre, Dogonlar bu sözleri söylemekle haksız değildir.
( 52) Burada, 80 taban sayısından üretilen 480 sayısı, Dogonlar’ca en büyük sayının sembolü olarak kullanılmaktadır.
Akcüceler, Dogonlar’ın «hava» dediği bir dış tabakadan ve bozunmuş bir çekirdekten oluşup, % 90 helyum ile % 10 ağır elementler ihtiva ederler. Yıldızların evrimi ile ilgili kimi teorilere göre, bazı yıldızların son dönemlerinde, demirin meydana gelmesine değin sürüp giden zincirleme bir nükleer reaksiyon oluşur. Demir aşamasında, füzyon gitgide güçleştiğinden reaksiyon durur ve yıldız çok küçük bir çapa erişinceye kadar kendi üzerine çöker. Fakat bu cücelerin demiri, bildiğimiz demir değildir; çünkü çok aşırı bir büzülmeye maruz kalan metal, müthiş bir yoğunluğa ulaşmıştır.
Bu yoğun metal, Dogonlar, demirle ilişkilendirdikleri yoğun «sagala» metaliyle betimliyor gibi görünmektedir. Sembolizme önem veren Dogonlar’ın Sirius-B hakkında verdikleri bazı bilgiler kuşkusuz manevî anlamlar içermekle birlikte, kimi araştırmacıların saptadığı gibi, akcüce Sirius-B ile ilgili bazı maddî, somut gerçekleri de bildiriyor gibidir. Dogonlar’ın bildirdiğine göre, Sirius-B, üç unsuru, «hava, ateş ve su» temel unsurlarını muhtevidir. «Toprak» unsurunun yerini ise, tüm halleriyle metal, özellikle, demirden biraz daha parlak olan «sagala» metali almıştır ( 53). «Sagala» son derece ağır bir metaldir… «Po tohumu, âlemi döndürmeyi bitirmiş olduğundan, bu boş zarf, dış
zar, Sirius-B’ye dönüştü. Sirius-B işte bu yüzden ağırdı. Çünkü Sirius-B’de po’nun döndürmüş olduğu âlemin kanından geri kalan kısım vardı. Bu, onun yarattığı her şeyin kanından geri kalan kısımdır. Sirius-B, tüm nesnelerin en küçüğüdür; fakat o, en ağır yıldızdır» denir.
( 53) Sagala, «kuvvetli, kudret» anlamındaki «sagatra» sözcüğü ile aynı kökenden gelmektedir.
Sirius-B’nin cevherinde, po tohumunun ihtiva etmiş olduğu her şeyin tanıklığı bulunmaktadır. Po tohumunun yaratıcı işlevi nedeniyle bu yıldız, rezervuar olarak, her şeyin kaynağı olarak kabul edilir. Âlemin ağır embriyonu ve tüm yaratılışın tanığı Sirius-B’nın hareketleri müessirdir; onun muhtevası; hızla gelişip yayılan po tohumu tanelerine benzeyen «son derece küçükler» halinde, dolana dolana dönüşünün gücüyle fırlatılır. Po tohumu gibi beyaz olan yıldız, böylece, temsil ettiği tohumun ihtiva etmiş olduğu hayat oğulcuklarını dağıtmaya devam etmektedir ( 54).
( 54) «Eski Mısır metinleri, Sirius ve Orion’dan neşrolan, insanları ve tüm varlıkları canlandıran kutsal tesirlerden bahsederler» ( Wallis Budge)
Yıldızlardan birtakım tesirlerin neşrolması kavramı eski Türk Mitolojisinde de mevcuttur. Eski Türkler, yıldızların deliklerinden Dünya’ya sıcak ve soğuk «hava akımları»nın indiğine inanırlardı.
İlginç bir husus da, 1914’e kadar Astronomların kırmızı zannettikleri Sirius-B’nin beyaz olduğunu Dogonlar’ın bilmesidir. Yıldızın ya da F tipi sarımsı beyaz bir yıldız olduğu ancak 1914’te, Mont-Wilson gözlemevinde yapılan bir tayf incelemesi sonucu anlaşılmıştır.
Çiftyıldızlar uzmanı Astronom Paul Couteau, çiftyıldız olduğu kabul edilen Sirius sisteminin oluşmasının astrofizik bir muamma olduğunu bildirmektedir; Sirius genç bir yıldızken, bir akcüce olan bileşeni Sirius-B yaşlı bir yıldızdır. Ancak, Dogonlar tereddüt etmeksizin açıklıyorlar: «Sirius ortaya çıkar çıkmaz, Sirius-B onun çevresinde dönmeye gitti».
Birçok eski uygarlığın kayıtlarında parlaklığı Merih’inkine benzetildiğine göre, Sirius, tarih-öncesi devirlerde muhtemelen kızıldı. Nitekim Dogonlar, Sirius’ü, tüm sembolleri kana ve «parlayan» rengine bağlanan «kan yolu»nun merkezinde hükümran olan plasentanın tanığı yaparlar.
Po tohumunun Amma’nın rahmi içinde, oğulcuğunun çevresinde yaptığını, Sirius-B’nin Sirius’ün çevresinde yaptığı söylenir. Sembolizme önem veren Dogonlar bunu söylerken, muhtemelen, yüksek seviyeden yorumlanması gereken bir bilgiyi dile getirmekteler. Fakat, sembolün daha alçak seviyeden anlamları da olması gerekir. Araştırmacılar, Sirius-B’nin hareketi ile «en küçük şey» olan po tohumunun hareketinin karşılaştırılmasında,gök cisimlerinin dolanma hareketi ile bir atom sisteminde elektronların çekirdek çevresindeki dönme hareketlerinin mukayesesini görmekteler.
Dogonlar, Sirius-B’yi en yüce saydıkları mekâna yerleştirirler: Sirius-B, şimdi, en yüksek Gök Katı’nın merkezini kaplamaktadır. Fakat bu, «şeytan oyunu»ndaki ( 55) helisin bağlanma noktaları gibi, hareket halindeki bir merkezdir.
( 55) «Şeytan oyunu» bir Dogon oyunudur.
Buna ilâveten şu bilgiyi vermektedirler: Sirius-B’nin uzaydaki yeri, şimdi Güneş’in bulunduğu yerdi. Dünya’dan uzaklaşmış ve ondan geriye yalnızca Güneş kalmıştır. Böylece yer de değiştirmiştir.
Bu bilgide eğer Sirius-B’nin Dünya’dan, dolayısıyla Güneş Sistemi’nden uzaklaşmakta olduğu kastediliyorsa, bu doğrudur. Çünkü Astronomlar, Büyükköpek Takımyıldızı bölgesindeki yıldızların birbirine yaklaşarak Güneş’ten uzaklaştığını tespit etmiştir. Fakat, Dogon Kozmogonisini inceleyen birçok araştırmacı, bu bilgiyi daha önce gördüğümüz, Sirius-B’den po taneleri alan Nommo’nun gemisi konusuyla sentez ederek şu sonuca varmaktadır: Şu halde, insanlar, Sirius-B’nin akcüce haline gelmesinden önce, güneşi Sirius-B olan bir gezegende bulunuyorlardı ve Nommo’nun gemisi adı verilen büyük bir uzay gemisiyle Dünya’ya nakledilmişlerdi. Araştırmacılar, «Güneş ile Sirius’ün başarılmış evliliğinin şeması ( tonu)» adlı şekildeki ( Şekil-29) iki yıldızı birbirine bağlayan bağın, aynı zamanda bu yıldızlararası yolculuğu da ifade ettiği görüşündedir. Gerçekten, bağ, yıldızlararası yolculuk yapmış bir uzay gemisinin önce Dünya çevresinde yörüngeye oturmasını gösterircesine, Dünya’nın rotasyon hareketi yönünde dolanan bir objenin yörüngesi gibi çizilmiştir.
Bir kısmı kesin hakikatleri ifade eden, bir kısmı da -henüz Astronomi bilimimiz doğruluklarını kanıtlayacak seviyeye ulaşamadığı için- kuramsal düzeyde kalan Dogon inisiyelerinin Sirius sistemine ilişkin verdikleri bazı bilgiler bugünkü Astronomimizin sınırlarını da aşmaktadır. Örneğin, Sirius sisteminin ikili bir yıldız sistemi değil, üçlü bir yıldız sistemi olduğunu bildirmektedirler. Oysa üçüncü bir yıldızın varlığı, bugün, bir hipotez durumuna ancak gelebilmiştir. Astronomimizce varlığı bilinmediğinden kendisine bir ad da verilmemiş olan, Dogonlar’ın Emme-ya-tolo dediği bu üçüncü yıldıza araştırmacılar Sirius-C adını vermişlerdir.
Ancak, Dogon inisiyeleri Sirius-C’nin varlığını bildirmekle de kalmıyor, yıldızın dolanma süresini, uyduları ( 56) olduğunu ve hatta bir uydusunun dolanma süresini de bildiriyorlar: Sirius-C, Sirius-B ile birlikte Sirius’ün çevresinde döner. Sirius-C, hacmi bakımından Sirius-B’den daha büyük olup, ondan 4 kez daha hafiftir. O da, Sirius’ün çevresinde Sirius-B ile aynı sürede, 50 yılda ( -bir başka bilgiye göre 32 yılda-), fakat daha geniş bir yörüngeyi katederek döner. Birbirlerine göre, ışınlarının dik açı teşkil ettiği bir konumda bulunurlar (!). Kendisinin çevresinde, aynı vakitte ortaya çıkmış olan, tohumların tanıkları Ara-tolo ve Yu-tolo adlı uyduları ya da ( -bir başka bilgiye göre-) «Kadınlar yıldızı» ( Nyan-tolo) adındaki bir uydu döner. Ara-tolo’nun dolanma süresi 39 yıldır.
( 56) Bkz. Dipnot-39
( 39) Burada «uydu» terimiyle ya gezegen ya da ‘bileşen’ yıldız kastedilmektedir. Çünkü Dogonlar, sabit yıldızları, gezegenleri ve uyduları özel terimlerle ayırt etmekle birlikte; günlük dilde, gezegenleri de, ‘bileşen’leri de yalnızca «uydu» genel terimiyle belirtirler.

Şekil – 32: Sirius-C’nin «şema»sı ( tonu).
Sirius-B, Sirius-C ve Ara-tolo ya da Nyan-tolo için «Sirius’e çok yakındırlar, genellikle görülmezler» denir. Ayrıca, Sirius-C’nin şekilde ( Şekil-32) gösterilen ışınları hakkında «bu ışınları neşreden sadece Sirius-C’dir, çünkü o ‘küçük bir güneş’tir» denir.
Sirius-C, şekilde, genleşme halindeki bir yıldız gibi, oval biçimde temsil edilmiştir. Bu, muhtemelen, onun, ekvatoral rotasyona ait merkezkaç kuvvetin etkisiyle şişkinleşen, nispeten sıvı ve yumuşak ir kitleden oluştuğunu göstermektedir. Dogonlar’ın evren hakkındaki derin bilgisine ister istemez saygı göstermek zorunda kalan bugünkü Astronomi, Dogonlar’ın bildirdiği Sirius-C’nin varlığını reddedememektedir. Reddedemediği gibi, 1970’li yıllarda kabul etme yoluna girmiş bulunmaktadır.
Sirius-C ilk kez 1928’de Astronom Finsen tarafından gözlemlenmiştir. Finsen, Johannesburg teleskobuyla Sirius-B’nin C bileşenini yani Sirius-C’yi 68º 6´ konum açısında, Sirius-B’den 1˝,83’lük bir açıda görür. Yıldızı ertesi gün yine görür, fakat gözleminden kuşku duyar. Ertesi yıl yıldızı 129º konum açısında, Sirius-B’den 1˝,5’lik bir açıda üç kez yine görür. Son gözleminde Sirius-C’yi iyice belirgin bir şekilde görmüştür. Aynı yıl, aynı teleskopla Astronom Van den Bos aynı gözlemi yapar. Fakat o da gözleminden kuşku duyar. Son olarak, Astronom Innes, 1930’da yıldızı 88º konum açısında, Sirius-B’den 3˝,01’lik bir açıda gözlemler. Sirius birçok ölçülere konu teşkil etmesine karşın, bileşeni Sirius-C, 1930’dan beri hiç gözlemlenemez. Nihayet 1970’te Astronom Mme Chevalier, Sirius-B’nin sebebi anlaşılamayan bazı tayf sapmalarının ancak bir C bileşeninin varlığının kabul edilmesiyle açıklanabileceği yolunda bir hipotez ortaya atar.
Dogon Kozmogonisinde, Amma’nın emri üzerine nommo tityayne’nin emme-ya dişi tohumunu yerleştirdiği Sirius-C dişi niteliği taşır. «Anne» dişi tohumunun göksel imajıdır. Baskın dişilik özelliğinden dolayı olsa gerek, ona «küçük kadınlar güneşi»de denir. Sirius-C’nin baskın dişiliği ve döl vericiliği, doğurganlığı, yıldızı temsil eden şeklin ( Şekil-19) kuzeydoğusuna yerleştirilen ve filiz vermiş yani çimlenmiş tohumu temsil eden uydusuyla belirtilmektedir.
Dogon inisiyeleri Sirius-C hakkında son olarak, ezoterik bir mahiyeti olan şu bilgiyi veriyorlar: Sirius-B ile Sirius arasında vasıtalık yapan Sirius-C, nakledici olarak hizmet görmekte ve Sirius-B’den Sirius’e «emirleri nakletmek» için dönmektedir. Sirius, Sirius-B tarafından gözetilir ( 57).
( 57) «Hakikat şu: Sirius yıldızının Rabbi de O.» ( Kur’an-ı Kerim: Yıldız sûresi – 53/49)
İki plasentanın karşılaşmasını hatırlatan Sirius’ün eliyak doğuşu ve âlemi ihtiva etmiş olan ilk tanenin tanığı Sirius-B’nin dolanmasıyla ilgili olarak, Dogonlar, her 60 yılda bir düzenlendikleri Sigui seremonilerinde, insanlara «kelâm»ın ilk ifşasını ve yeryüzünde ölümün görünmesini anarlar. Bu seremoniler sırasında, «kelâm»ın ilk ifşası ve sonra «gizli» dilin öğrenilmesi anılarıyla ilgili olarak, Dogon lehçelerinden çok farklı olan, «Sigui dili» ( Sigi so) dedikleri dilde dualar okunur.

Resim – 1: Dogon rahipleri

Resim – 2: Sirius’ün Lowell Gözlemevi’nden çekilen bir fotoğrafı.
Yirmi gün süren Sigui seremonileri 60 yıllık bir periyoda sahiptir. Her Sigui kutlaması, 60 yıllık bir devreyi kapar, diğerini açar. Bu devreler aslında nazarî olarak Sirius-B’nin 50 yıllık dolanma süresiyle ilgiliyse de, Dogonlar 50 sayısı yerine, ezoterik bir önem verdikleri 60 sayısını kullanmayı tercih etmişlerdir. Bu sayı 5x12 ile üretilir; 12 taban sayısını esas alan 12’li sayı sistemi Dogonlar’ca geniş ölçüde kullanılmaktadır. Dogonlar’ın son derece gizli tuttukları Sigui hesaplarıyla kaydettikleri, Sirius sistemiyle ilgili uzun bir devre daha sözkonusudur. Bu devre 24 taban sayısıyla hesaplanmakta olup, 1440 yılı kapsar ki; bu, eski Mısırlılar’ın 1460 yılı kapsayan Sirius ( Sothis) devresi süresine çok yakın bir süredir. Son Sigui devresi 1958’de ( 1960 ?) kapanmış ve bir yenisi açılmıştır.

Şekil – 33: Sirius-B’nin «şema»sı ( tonu).
En yüksek Gök Katı’nda, hem Amma’nın muhafaza ettiği 22 «esasî işaret»in, hem de Âlemin oğulcuğu po’nun tanığı ve kopyası olan Sirius-B, Dogon inisiyelerinin bildirdiğine göre, insanlar için saygın bir değer daha taşıyacaktır: Şimdilik sadece istisnaî koşullarda gözlemlenebilen Sirius-B, bir zaman gelecek, vaktiyle po tohumunun çatlayıp açılmış ve parıldamış olduğu gibi parıldayacak ve belli bir dönem boyunca görünür olacaktır. İnsanlar Sirius-B’yi gökte görecekleri zaman o, insanlara, âlemin yenileşme ve yenilenmesinin bir tanıklığı olacaktır, Amma’nın «rahmi»nin imajı olacaktır ( 58) ; ki bu «rahim», yaratılışı hulâsa eden aslî ve esasî işaretleri Amma’nın huzurunda muhafaza etmekte ve Sirius-B’nin temsil ettiği po tohumunu en yüksek Gök Katı’nda mahfuz bulundurmaktadır. Sirius-B, «Âlem yumurtası»na ve Âlemin rehberi «Amma’nın gözü»ne benzer.
( 58) «Bilinmeyen bir dünyada, bilinmeyen bir yıldız doğacak... O bilinmeyen yıldız, bilinen yıldız olacak... Ve bir gün, sizleri kucaklayacak yıldızı gördüğünüz zaman; ne kalbinizi, ne aklınızı kullanın... Yalnız iman.»
Şekilde ışınların nokta nokta çizgilerle yapılması Sirius-B’nin parlayacağını göstermektedir ( Şekil-34).

Şekil – 34: Sirius-B’nin parlamasının ifade edilişi.
Sonuç olarak, Dogon Astronomisini inceleyen araştırmacı Robert K. Temple’ın da belirttiği gibi, denilebilir ki; Sirius Kültürü ile Dünya gezegeni de, çok eski zamanlarda irtibata geçmiştir. Dünya’nın Sirius’ten idare edildiğini kabul eden eski uygarlıkların birçoğunun inanışlarında da bu bilgi dile getirilmektedir.
Son sözü yine Dogon inisiyelerine bırakıyoruz: Nommo, « kelâm» günü tekrar ortaya çıkacaktır.