VAHİY TEOLOJİDEN ÖNDE GELİR
Hanen Swaffer özel celselerinin rehberi Silver Birch, İsviçre’de ilk defa konuşuyordu. Ev sahipleri evli bir çiftti. “Birçok bakımdan unutulmaz” olarak nitelendirdikleri bir celsede bütün aile fertlerinin ve on kadar dostlarının da hazır bulunmalarını sağlamışlardı.
Rehber, duasını yaptıktan sonra anne ve babayı ve onların, Londra’daki celselerde bulunmuş iki kızlarını selâmladı. Sonra, bu kelimeden hoşlanmadığını belirterek “yabancılara” “Hoşgeldiniz.” dedi. “Amaçta bir olduğumuzu, sonsuz bir yolun birbirine yardım etmeye çalışan yolcuları olduğumuzu hissetmenizi istiyorum.
Geri dönüşümüm ( dünyaya yaklaşmamın) sebebi, sizinkinden daha uzun bir hayat tecrübesi içinde öğrendiklerimin, onları dinlemeye hazır ve hazırlıklı olanlar için bir değer ifade edeceğinin hissedilmiş olmasıdır. Bu nedenle adımlarımı geri çevirdim. Öğrendiklerimi kabul edecek olanlarla paylaşmaya istekliyim. Düşündüm ki bu tecrübeler bana yardımcı olduğuna göre size de yardımcı olmalı.
Sizin burada bulunmanız, almaya hazır olduğunuz anlamına gelir. Büyük gerçek şudur ki, dünya hayatınızın bir noktasında her birinizin karşısına evrenin, kendinizin, birbirinizle ve Büyük Ruh ile ilişkinizin ne olduğu hakkındaki gerçeğe ait bir parça bilgi almanız ve kim olduğunuz, neden bu dünyada bulunduğunuz, bütün bunların arkasındaki amacın ne olduğu, bizim dünyamıza kaçınılmaz dönüşü yapmadan önce neyi başarmanız gerektiği gibi önemli sorunların cevabını bulmanız için hazır olma fırsatı çıkar.
Alıcı hâle gelme süreci, ruha etki edilmesi ve onun kendisini bulmaya başlaması gereğini anlatır. Ruhun kendinden haberdar hâle gelmesi gerekmektedir. Bunun olması için, dünyasal hayatınızda bazı bunalımlara katlanmanız gerekiyor. Yeryüzünde hiçbir şeyin ve hiçbir kimsenin size yardım edemeyeceğini düşüneceğiniz derinliklere dalmanız gerekir.
Bu bunalımlar hastalık sebebiyle olabilir. Bir yas nedeniyle olabilir. Aynı şekilde, babalarınızın ve dedelerinizin kabul etmiş oldukları din veya felsefeyi artık kabul edemeyeceğinizi fark ettiğiniz ve hiçbir yardımın size ulaşamayacak gibi göründüğü bir batağın içine battığınız zaman da olabilir.
Evrende bir uygunluk yasası vardır. Bu demektir ki ne kadar derine batarsanız o ölçüde yükselme imkânına sahip olursunuz. Dünya hayatının amacı, sizin için, ruhunuzun kendisini bulabilmesi ve içinde gizli tanrısal nitelikleri geliştirmeye başlamasını sağlayacak çeşitli tecrübeleri yapmasıdır.
O zaman ruh gerçekten kendisini bir dünyasal beden aracılığıyla ifade ediyor demektir. Siz açılmaya, gelişmeye başlar ve bir kere yeryüzüne elveda dedikten sonra, sizi bekleyen daha geniş hayat için kendinizi donatmış olursunuz.”
Ruh Gücü İlâhîdir
Rehber, ruhsal realiteden habersiz olan milyonlarca kimsenin bulunmasının şansızlık olduğunu ekledi: “Onlar tüm hayatın, fizik araçlarla saptanabilen bir şey olduğunu sanıyorlar. Sonuç olarak da, hayatın, dış görünümü altında derin bir anlamının almadığına inanıyorlar.
Ne yazıktır ki, dinsel kurumlar da, ruhsal lider olmaları gereken kimseler de tıpkı toplumları kadar cahildirler, çünki onlar da ruhsal realite karşısında sağır, kör ve dilsizdirler. Ruh gücü onların kiliseleri içinde işler hâlde değildir, çünki onlar için teolojik doktrinler önde geliyor.
Teoloji insanların zihinlerinden çıkıyor. Ruh gücü ise, Büyük Ruh’tan çıktığı için ilâhîdir. Bu nedenle vahiy her zaman teolojiden önce gelmelidir.
Ülkenizde, birçok ülkelerde olduğu gibi, eğitim zorunludur. Çocuklar belli bir amaç için düzenlenmiş ders programına göre öğrenim görmek için okula giderler. Böylelikle, okulu bitirdikleri zaman, kendilerini bekleyen hayata hazır olmak için eğitilirler.
Onlar eğer akıllı, sağduyu sahibi çocuklarsa ve derslerini öğrenirlerse ergin çağa geldikleri zaman, kaçınılmaz olan problemleri bir ölçüde anlayışla karşılayabilirler. Eğer derslerini öğrenmekte kusur etmişlerse, okuldan sonra onları bekleyen hayata göğüs gerecek şekilde donanmış olurlar.
Dünya hayatınız, ruhun bir çocuk bahçesidir. Siz burada ruhu donatacak dersleri öğrenirsiniz ve böylece bizim dünyamıza hazırlıklı gelirsiniz. Durum böyleyken, biz, buraya hazırlıksız olarak gelen ve öğretim görmeleri gereken pek çok varlık var. Onlara, öğrenmeleri gereken şeyleri burada öğretmek çok daha zordur, okula gitmemiş erişkin kişilere sizin bir şey öğretmeniz nasıl zor ise.
Bir önemli faktör daha var. Sizler zihin ve beden sahibi ruhlarsınız. Eğer siz, sağlıklı hayatın size sunacağı bütün zenginlikleri almak istiyorsanız, ruhun, zihnin ve bedenin aynı zamanda gelişmesine imkân vermelisiniz.
Bedeninizin ihtiyaçlarını ihmal etmeniz gerekir şeklinde bir öğüt bizim öğretilerimizde yer almaz. Bedenlerin beslenmesi, örtünmesi, barınacak bir yere sahip olması ve bedenin yapması gereken işleri yapmaları için onların bakım görmesi şarttır. Zihinlerinizin geliştirilmesi de aynı derecede önemlidir. Çünki zihniniz gerekli direktifi verebildiği zaman beden, yerine getirilmesi gereken işi gerçekleştirmek üzere yönetilebilir.
Sağlığı Kazanmak İçin
Fakat ruhun ifadesini bulması, gelişmesi de eşit derecede önemlidir. Eğer o da zihin ve beden ile eşit derecede gelişmede ise, o zaman sadece sağlıklı olmakla kalmazsınız, varoluş amacınızı da yerine getirmekte olursunuz ve o zaman dünyada enkarne oluş amacınızın gerçekleşmesine imkân veriyorsunuz demektir.
Sağlık bir bütünlüktür. Sağlık beden, zihin ve ruh arasındaki uyumdur. Siz bu gerçek uyumu kurmadıkça gerçek sağlığı kazanamazsınız. Eğer ruh sağlamsa zihin ve beden de sağlam olacaktır. Ruh canlandırıcı, güçlendirici, dinamik hayat prensibidir. O hayat gücüdür, işbaşındaki ilâhî güçtür. Ruh çekilince beden ölür çünki canlandırıcı güç gitmiştir. İşte sağlık bu yüzden, ruh, zihin ve beden arasındaki tam bir uyumdan oluşur.
Eğer siz temelde ruhsal varlıklar olduğunuzu fark eder ve bu yönün egemen olmasına, hayatlarınıza yön verip rehberlik etmesine izin verirseniz, o zaman her şeyin yerli yerine oturacağını göreceksiniz. Siz, belki varolabileceğini önceden asla düşünmemiş olduğunuz bir nura ve aydınlığa sahip olursunuz.”
Burada Rehber, soru sorulmasını istedi. İlk soru şuydu: “Gezegenimizin, gelişimin çok zor bir aşamasında bulunduğunu hissediyoruz. Biz basit kimseler buna zihnen yardımda bulunabilir miyiz?”
“Sizlerin zorluklarınızı, problemlerinizi, bunalımlarınızı küçümsemiyoruz.” diye cevap verdi Silver Birch. “Fakat dünyanızın tekâmülü söz konusu olduğunda, onun yönetimi dünyadaki idarecilere bağlı değildir. Duamda ben, hayatın her bir yönünden sorumlu olan doğal yasalara saygımı sundum.
O yasalar kusursuzdur. Hangi bilim adamı dünyanızın hangi yönüyle ilgili, hangi keşfi yaparsa yapsın, onu8n, doğal yasaların idaresi altında olduğunu fark edecektir. Yasa ve düzen, sebep ve sonuç, bunlar baştan başa bütün evrende kayıtsız şartsız egemendir. Dünyanız bu tekamül yasasına ve ona değer biçilen yolunu izlemek zorundadır.
Dünyanızda hiçbir kimse, hiçbir grup insan yoktur ki, yeryüzünün yönetiminden sorumlu olan doğal yasaları değiştirebilecek güce sahip olsun. Büyük Ruh, sonsuz bilgisiyle, hepimize bir ölçüde serbest irade vermiştir. Sizler kuklalar olarak yaratılmış değilsiniz. Sizler sonsuz yaradılışın sonsuz sürecini Büyük Ruh ile paylaşma fırsatına sahipsiniz.
Hür iradeniz sizin sorumluluğunuzdur, böylece içinde yaşadığınız dünyaya ne katabileceğinizi siz kararlaştırmış olursunuz. Bu hür irade sınırsız değildir. Bu, doğal yasalarla kısıtlanmış bir hür iradedir. Seçiminiz, sizin ulaşmış bulunduğunuz zihinsel ve ruhsal gelişim ile de sınırlanacaktır.
Bir başka faktör daha var. Büyük Ruh, yine sonsuz hikmetiyle bunu öyle düzenlemiştir ki, her biriniz yaptığınız şeyin doğru mu yanlış mı olduğunu saptayacak otomatik bir araca sahipsiniz. Bu ‘vicdan’ olarak bilinen bir şeydir, her insanın sahip olduğu ilâhî kılavuz. Bir şeyi yapmayı düşündüğünüz anda, o hareketin doğru mu yanlış mı olduğunu duraksamadan size söyler.
Dünyanıza, seçim yapma yeteneğine sahip olarak gönderilmiş bulunuyorsunuz. Bütün insanların yapabileceği şey, ancak doğal yasanın gerçekleşmesini geciktirmektir. Onlar onu değiştiremezler; bozamazlar, ters çeviremezler, ona set çekemezler; ancak aksatabilirler.
Dünyanız birçok krizlerden sağ çıkmıştır. Şimdi, şiddetin, anarşinin ve açgözlülüğün yayıldığı bir diğer krizden geçmekte. Sebebi uzaklarda aramaya hiç gerek yok. Materyalizm pek çok kimselerce benimsenmiş bir “incil” hâline gelmiştir; dünyasal servetler olarak gördükleri şeyleri doğru veya yanlış yollardan edinmekten başka hiçbir şeyin önemi yoktur onlar için.
Bir ölüm ötesi hayat olduğunu ve orada her eyleminizin hesabını vermek zorunda olduğunuzu bilince, o zaman tutumunuzun değişmesi gerekli ve zorunludur. Kutsal kitapta der ki, ‘Dünya ve onun hareketi Tanrınındır.’
Ruhsal bilgiye sahip olduğunuzda onu verebilirsiniz, ama vermekle fakirleşmezsiniz. Eğer dünya malınız olup da onu verseniz, sonucunda fakirleşirsiniz. İşte fark budur.
Fakat ne kadar çok dünya serveti biriktirirseniz biriktirin, onlara sonsuza kadar sahip olamazsınız. Dünya hayatınız boyunca sadece bekçi ve emanetçi olursunuz. Bu servetler kaybedilebilir; çalınabilir; bazen onların değerleri düşebilir; küflenip paslanabilir; güzelliklerini kaybedebilirle. Her koşulda onlara sonsuza kadar sahip olamazsınız. Fakat ruhsal servetler bir kere kazanıldıktan sonra asla kaybedilmezler.
Sorunuz için bu çok uzun bir cevap oldu. Fakat dönüp gelişimizin bütün amacı; ruhsal varlık olan sizlerin, dünyadan sonra da yaşamaya devam ettiğiniz ve dünyada yaptığınız her şeyin sonuçları ile karşılaştığınızı göstermektir.
Siz buna spiritüalizm diyorsunuz, kelimeler önemli değildir. Fakat spiritüalizm materyalizmin antitezidir. Maddenin değil, ruhun üstünlüğünü vurgular. O, maddenin kendi başına bir varlığı olmadığını, maddenin ancak ruhtan ötürü var olduğunu gösterir.
Gitgide daha çok sayıda kimseler bu gerçekler hakkında anlayış kazandıkça materyalizm yok edilecektir. Bencillik ve açgözlülük geri çekilecek. Şiddet yatışacak. İnsanlar bütün dünyada ruhsal kardeşlerini öğrenecekler ve görecekler ki ruhun birleştirici prensibi onların renk, ulus, ırk gibi fizik ayrılıklarından daha güçlüdür.
Onlar birbirleriyle işbirliği yapmayı, uyum içinde yaşamayı öğrenecekler ve böylece siz yavaş yavaş gökler saltanatını yeryüzünde kurmaya başlayacaksınız.
Bu hakikatleri benimseyen ve onları yaşamaya başlayan her insan, ruh gücünün tezahürüne kanal ( vasıta) olan her medyom veya âlet, küçük bir ışık merkezi hâline gelir. Bu ışık merkezlerinin sayısı bütün dünyada artmakta. Bunların her birisi aynı zamanda bir köprü başıdır. İşte böylece ruh gücü ilâhî amacını bütün dünyada yerine getirmek üzere yavaş yavaş yayılmaktadır. Sonunda galip geleceği kesin, çünki, ruh gücü kalmak üzere geldi.”
“Dünyayı zihin ve düşünce gücümüzle olumlu yolda etkileyebilir miyiz?”
“Evet, çünki düşünce, aksiyonun içinden akıp geçer. Düşüncelerinizin doğru olması daima iyidir. İşte meditasyonun iyi bir tecrübe oluşu bundandır; kişilere düşüncelerini disiplin altına almayı ve böylece düşünceleri yapıcı kanallara yöneltmeyi öğretir.
Londra’da bir kurtarma celsesi topluluğu vardır. Onlar dünyanızdaki yeryüzüne bağlı varlıkları kurtarmak için toplanırlar. Onların kurtarılmaları yapıcı ve iyi düşüncelerle gerçekleştirilir. Düşünce başlı başına muazzam bir potansiyele sahiptir. Eğer başkaları hakkında iyi düşünürseniz onlara yardım edersiniz.
Eğer herhangi bir şart içinde ancak elinizden gelenin en iyisini yapabileceğinizi fark ederek kendinizi olumlu, iyilik dolu, yaratıcı, iyimser, ümitli, parlak düşüncelerden oluşan bir aura ile kuşatırsanız, kendinize ve herkese yardım ediyorsunuz demektir.”
Sonraki soru şuydu: “Gelişmekte olan medyomlar var ki onlar aracılığıyla konuşan ruhlar kendilerini havariler, İsa Mesih veya bazı ünlü kişiler olarak tanıtmaktalar. Bu mantıklı görünmüyor. Biz şüphecilik mi ediyoruz yoksa?”
“Sizin kutsal kitabınızda der ki ‘Onları meyvelerinden tanıyacaksınız.’ Test budur. Bütün medyomluklar, şuuraltı zihin yoluyla gerçekleşir. Bu, şuuraltı zihnin, görevi yapmak için aslında normal şuur hâlindeki zihin tarafından yönetilen bedenin yönetimini devralmış olmasındandır.
Siz küçük bir çocukken beden hareketlerinizden hiç birini şuurlu olarak idare edemezdiniz. Büyüdükçe, bacaklarınızın hareketini yönetebilirsiniz ve o sizin zihinsel emirlerinize boyun eğer. Siz yaşlanmaya devam ettikçe bu yine otomatik bir süreç hâlindedir. Yürüyeceğiniz zaman şuuraltı zihin bacakları harekete geçirir.
Bütün medyomluk şuuraltı zihinden gelir. Çünki o, medyomun beden mekanizmasına hâkim olma imkânını sağlar. Şuuraltı zihni kullanırken bu bir su musluğunu açmaya benzemez, fakat karşınızdaki, şuuraltı zihnin bütün bileşimleri ile bir insan varlığıdır. Medyomluğun geliştirilmesi demek, medyoma ait şuuraltı tesirlerinin yatıştırılması ve kontrol altına alınması demektir.
Hayır, ben Nasıralının, havarilerin, gelişmekte olan medyomlar aracılığı ile geldiklerine inanmıyorum. Neden gelsinler? Her şeyden önce çekim yasası ‘benzerin benzeri çekmesi’ şeklindedir. Gelişmekte olan bir medyomun, Nasıralının ve havarilerin 2000 yıldan sonra şimdi ulaşmış bulundukları ruhsal seviyenin zirvelerine erişmiş olacağına inanmıyorum. Böyle bir düşünce şuuraltı zihin olsa gerek.
Tavrınızın ne olması gerektiğini soruyorsunuz. İlâhî bir özellik olan akıl ve yargılama yeteneğinizi kullanmalısınız. Başından beri, benim gibi rehberler için sizleri zorlama ve dikta ile değil, akıl ve mantık yoluyla kazanmamız zorunluluğu vardı. Söylediğimiz her şeyin sizin akıl ve mantık süzgecinizden geçeceğini göstererek, sizin bağlılığınızı ve işbirliğinizi kazanmak zorundayız. Eğer getirdiklerimizi aklınıza kabul ettiremezsek görevimizi başaramıyoruz demektir. Aklınız söylediklerimizi benimsemiyorsa onları reddedin. Benim dünyamda bu yüzden sizi kınayacak olan hiç kimse yoktur, aksine hakkınızdaki düşüncesi daha da yükselecektir.
Ben bütün bilgi ve hikmetin özü olduğumu iddia etmiyorum. Katedilecek uzun bir yolum var, çünki mükemmelliğe ulaşma süreci sonsuzdur. Fakat ben bilge, yücelmiş ve özgürlüğe ulaşmış varlıkların mikrofonu olmak gibi bir ayrıcalığa sahibim. Medyomumun şuuraltı içgüdülerinin peşin hükümlerinden hâlâ etkileniyorum. Şu hususu çok açık seçik belirtmek istiyorum: Psişik fenomenlerin hiç birisinde durum, gelenlerin yüzde yüzü ruhtan, yüzde sıfırı ise medyomdan değildir.”
Daha sonraki soru şöyle başladı: “Öteâleme geçenler arasında ateistler ( Tanrıya inanmayanlar) ile dar ve dogmatik görüşe sahip dindarlar vardır. Onların birbirlerini kabul etmeleri ve bilgi almaları için sizin âleminizde bu durum nasıl organize edilmiştir?”
Silver Birch şöyle cevapladı: “Bu uzun bir zaman alır. Bizim dünyamızda fizik bakımdan ‘ölmüş’ olduklarını hâlâ kabul etmeyen kimseler vardır. Yaşamakta oldukları ve görüşme imkânına sahip bulundukları fikrine gelince bu onların zihinlerine nüfuz edemeyecek bir şeydir. Daha önce belirtmeye çalıştığım nokta şuydu: Dünya hayatınızın amacı bunun sizin için bir hazırlık okulu olmasıdır, ki buraya hazırlanmış gelesiniz. İnsanları öğrendikleri şeylerden kurtarmak onlara bir şey öğretmekten çok daha zordur.
Bahsettiğiniz bu kimseler yerküreye bağlı bulunanlardır. Birçok olaylarda, artık dünyada bulunmadıkları hakkında onlara bir anlayış kazandıracak kurtarma celselerinin dünyanızda yapılması gereklidir. Eğer böyle gruplar onlara ulaşamazsa –çünki ruh âleminde bulunmalarına rağmen hâlâ yerküreye daha yakındırlar- o zaman uyarma işi daha güçleşecektir.
Onlar manevî engellerden kurtulmaya hazır olduklarında bizim bazı araçlara başvurmamız gerekmektedir. Bizim yaptığımız şey, hazır olduklarını gördüğümüz zaman, onları kendilerine çok yakın bir kimseyle bağlantı kurdurmaktır, özellikle aralarında bir sevgi bağı olanlarla. Onlar birbirlerini tanıdıkları zaman –bu, örneğin yıllar önce bu âleme geçmiş bir anne olabilir- o teşevvüşteki kimselerin zihinlerine kendilerinin de fizik bedenlerini terk etmiş bulunmaları gerektiği düşüncesi doğmaya başlar.
O zaman artık ilk adım atılmıştır ve onlar bizim dünyamızdaki diğer kimselerle karşılaşmaya başlarlar. Taşıdıkları etiketlerin ve inandıkları doktrinlerin çok az önemi olduğunu fark ederler ve ancak ne yapmış oldukları, hayatî önem taşımaktadır. Bu yirmi, oyuz, kırk hatta elli yıl alır.”
İyi ve kötü hakkındaki bir soru, Rehberin şöyle konuşmasına yol açtı:
“Ruh, sonsuz oluşu sebebiyle, sınırsız çeşitlilikte tezahür imkânlarına sahiptir. Kitab-ı Mukaddes’te meleklerin indiği ve çıktığı Yakup’un merdiveni hakkında bir hikâye vardır. Bu iyi bir semboldür. Çünki bu merdivenin bir ucu dünyaya kadar inmekte ve bir ucu ruh hayatının en yüce yerlerine kadar uzanmaktadır.
Gelişmemiş ruhlar vardır, şakacı olanlar, hatta fırsat buldukları yerde aldatmayı deneyenler bile vardır. Aynı şekilde bizim dünyamızda da alkolikler ve uyuşturucu bağımlıları var. Onlar eğer yeryüzünde arzularının tatminine araç olacak kanallar bulurlarsa, onları kullanacaklardır.
Fakat daha önce de söylediğim gibi, benzerin benzeri çekmesi prensibi var. Siz, tekâmül seviyesi daha aşağı olan ruh âlemindeki bir varlığı kendinize çekemezsiniz, çünki bu ( yani tekâmül seviyeniz) sizin korunma önleminizdir. Eğer siz kötü bir hâl ve davranış içinde iseniz, aynı kötülük derecesindeki herhangi bir varlığı kendinize çekebilirsiniz. Siz herhangi uygun bir ruhsal tekâmül seviyesine ulaşmış iseniz bu size bir siper, bir korunma perdesi olur. Siz eğer elinizden geleni yapar ve ruhsal bakımdan öncelik vereceğiniz şeyleri doğru sıraya koyabilirseniz, sizin dünyanızda ve bizimkinde korkacağınız hiçbir şey yoktur.”
“Dindar kimselerle ölümden sonraki hayat hakkında konuştuğumuzda çoğu zaman Kitab-ı Mukaddes’teki, ölülerle konuşmamak gerektiğini bildiren sözleri aktarıyorlar. Sizin buna cevabınız ne olurdu?”
“Cevabım ikili olurdu. Kitab-ı Mukaddes yıllar boyunca tahrifata uğramıştır. Onda yanlış tercümeler, çıkarmalar vardır ve bildiğiniz gibi o, kopyanın kopyasının kopyasıdır. Hiçbir kimse orijinal yazıyı ortaya çıkarıp da ‘İşte buradan başladı’ diyemez.
Siz Kitab-ı Mukaddes’teki herhangi bir açıklamayı gösterip de bunun otorite taşıdığını söyleyemezsiniz. Kitab-ı mukaddes’te anlatılanların ilâhî onaya sahip olduğuna ait bir delil yoktur. Kitab-ı Mukaddes’te birçok dehşet verici şeyler vardır, özellikle eski Ahit’te. Orada hiç kimsenin şüphesiz ilâhî vahiy olarak göremeyeceği aldatmaca, cinayet, şiddet hikâyeleri vardır.
Eski Ahit’e göre, Tanrı, Büyük Ruh yeryüzünde hiçbir kötü zalim derebeyinin bile yapamayacağı davranışların sahibidir. Öyleyse bir şeyin Kitab-ı Mukaddes içinde yer almış olması onun doğru olduğunu kanıtlamaz. Eğer doğru ise, bu, her türlü şüphe gölgesinden uzak olarak gösterilmelidir.
Bu dindar kimselere şöyle diyebilirdim: Ölülerle konuşmamamız gerektiğinin söylenmiş olduğunu kabul edelim. Öyleyse neden, yeni Ahit’te Nasıralı ve üç şakirdi dağda bir celse yaptılar da orada Musa ve İlyas, uzun bir zaman önce ölmüş bulunmalarına rağmen göründüler ve konuştular? ‘Ölülerle konuşmayacaksınız.’ Emrinin Musa’dan geldiği söylenir, öyleyken geri gelip konuşan Musa olmuştur. Dinciler için bu bir problem olmalı.”
Celsede bulunan bir bayan İngiltere’de birçok medyom bulunduğunu, Avrupa’nın diğer ülkelerinde ise insanların korktuklarını ve sadece “medyomluktaki tehlikelere” işaret ettiklerini söyledi. “Pek çok ışık merkezi yok bizde.” dedi.
Rehber cevap verdi: “Işık nüfuz ediyor. O sizin ülkenizde de yer tutacak. Şimdi bir iki korunmuş, yalıtılmış sahada yer tutmuştur, fakat hatırlamalısınız ki ülkenizde dinsel problemler var. Sizin yardımcınız olması gerekenler sizin düşmanınızdır, çoğunlukla bilgisizlik yüzünden ya da korumak istedikleri çıkarları icabı. Ruh gücü, başka ülkelerde olduğu gibi sizin ülkenizde de egemen olacaktır.”
Zafer Güvence Altına Alınmıştır
“Böyle söylediğim için bağışlayın, fakat siz aşırı telâş içindesiniz. Biz sizin dünyanızdaki insanların uyanmasını bekleriz. Uzun yıllardan sonra uyandıklarında onlar ‘Neden yaptığımızdan daha fazlasını yapamıyoruz?’ diye sorarlar. Başkalarının uyanmasını beklemek zorundasınız. Bu zaman alacak ama yavaş yavaş olacak. Daha çok sayıda ışık merkezleri, daha çok ruhsal köprübaşları göreceksiniz, çünki ruh gücü mutlaka galip gelecek. O geri tutulamaz! Ona, uzak durması için hükmedilemez.
Hastalar şifa, yaslılar teselli bulunca, yol gösterilince, gerçek başka ülkelerde olduğu gibi sizin ülkenizde de seviyesini bulacak, ümitsizliğe kapılmayın. O gelecek.”
Ev sahibi son soruyu sordu: “Sona geliyoruz. Bu çetin memleket için bize genel olarak ne gibi bir mesaj verirsiniz?”
Silver Birch cevap verdi: “Adımlarınıza yön veriliyor, ayaklarınız gerçek yolu üzerinde olsun diye. Geriye bakarsanız ruhun parmağı size nasıl yol göstermiş, göreceksiniz. İhtiyaç anında ışık gösterilmişti, yön verilmişti. Geriye bakın ve fark edin ki ruh gücü, bugün bulunduğunuz yere ulaşmanız için size rehberlik ediyordu. Siz onun hayırlı tesirini alabileceğiniz kadar almak için çaba gösterdiğiniz sürece o size yolu göstermekte devam edecek.
Bu güzel memleketinizde yapılması gereken işler var. Fakat yardımınıza ihtiyacı olanlar size gelecekler. Dinî propaganda toplantıları düzenlemenize ve insanlara din değiştirtmenize lüzum yok. Bu yol bizim yolumuz değildir. Bizim insanların bağlılığını kazanmamız, söylediklerimizi onların akıllarına yakın bulmaları yoluyla olmalıdır. Size cezp edilenler ( çekilenler) sizin yardım edebileceğiniz kimseler olacak, aynı şekilde siz de sizin yardım alabileceğiniz yere çekilmiştiniz.
Yapmanız gereken şey ulaşılabilir yerde olmanızdır. Herhangi bir varlığa bir kitap ile, bir mesaj ile veya bir şifacı ile yardım edip de iyi sonuç alabildiğinizde, hizmet edebilmek imkânı bulduğunuz için Büyük Ruh’a şükranlarınızı sunun. Eğer onlar size gelir de siz onların ruhuna tesir edemezseniz, bu demektir ki onlar henüz hazır değiller. Fırsat verilmiş ama onlar o fırsatı kullanamıyorlar. O zaman onlar için sessiz bir gözyaşı dökün.
Ancak elinizden gelenin en iyisini yapabilirsiniz. Daha fazla bir şey sizden beklenmez. Gitgide daha çok sayıda kimseye kendi kendilerini, hayatlarının amacını anlamalarında, evrene ilâhî hikmet ve sevgisinin hükmettiğini ve bu niteliklere onların da sahip olabileceğini ve onlardaki yeteneklerin başkalarına hizmet için kullanılabileceğini fark etmelerinde yardımcı olabileceksiniz.
Böylece gerçek yayılmaya, nüfuz etmeye, bir maya gibi iş görmeye devam edecek. Adım adım, yavaş yavaş, şaşmaz şekilde ruh gücü, ona ilâhî surette bırakılmış plânını sürdürecek.”
Daha sonra Silver Birch, önceden yapılmış bir ricayı cevaplandırdı: “İçinde toplandığımız bu evi Büyük Ruh’un sürekli hizmetine adayalım. İçinde bulunduğumuz görevin kutsallığını hepimiz fark edelim. Mümkün olduğunu asla düşünmediğimiz bir ışığı bize getirmiş olan bir bilgi ile cömertçe kutsanmışız. Fakat bütün bilgiler onunla ne yapacağımız ile ilgili sorumluluk getirir.
Öyleyse bu kapılardan giren herkes ruhun buradaki büyük gücüne karşı duyarlı ve alıcı olsun, o güç onları etkilesin, onların içindeki ilâhî kıvılcımın daha büyük nurlarını meydana çıkartmaya yardım etsin ve onlar tazelenmiş, canlanmış ve buraya geldikleri zamankinden daha kararlı ve anlayışlı hâlde buradan ayrılsınlar. Ve dileriz ki, gün geçtikçe onlar için muazzam değeri olduğunu belli edecek bir manyetik bağı ruh âlemi ile kendi aralarında kurmuş olsunlar.”
Sonra şu sözler geldi: “Şimdi aramızdaki en gencimize bugün kendisi ile konuşmak fırsatını bulduğum için ne kadar sevinçli olduğumu söyleyebilir miyim? N de olsa önümüzdeki günlerde dünyanızın ışık taşıyıcıları sizler olmak durumdasınız. Bu gerçekleri böyle erken yaşınızda almış olmakla ne kadar şanslısınız, böylece onlar sadece karakterinizi yoğurmakla kalmayıp, gelecek yıllarda sizi bekleyen görevleri yapmanıza da yardım edecek.”
Son olarak Silver Birch şunları söyledi: “Bugün aramızda bulunmış olan bütün güç için şükrederiz. Nurlarını toplantımıza katmaya gelen yücelmiş, kurtulmuş varlıkların hazır bulunduklarından haberdarız.
Hayatlarımızı, bize emanet edilmiş bilgiye göre düzenlemeye çaba gösterelim. İrademizi Büyük Ruh’un iradesiyle uyumlaştırdığımızda, bütün hayatın sorumlusu olan güçle kendilerini bir etmeye çalışan herkesin ulaştığı o iç huzurunu, kararlılığı, sağlamlığı ve kesinliği elde ederiz. Büyük Ruh’un iyilikleri hepinizle olsun.”