P.D. OUSPENSKY “ŞUUR” Gerçeğin Araştırılması - Bölüm 2 - TAMPONLAR ve VİCDAN

Share

 http://www.dunyaana.com/images/vio3.jpg Bu sistemin amacı insanı vicdanıyla tanıştırmaktır. Vicdan, her normal insanlarda belirli bir niteliğe sahiptir. O, şuurlulukla aynı nitelikte ama gerçekten de farklı bir ifadedir, sadece şu farkla ki, şuurluluk daha çok entelektüel yanımız üzerinde; vicdan ise daha çok ahlaki ( yani duygusal) yanımız üzerinde işlev görür. Vicdan insanın, kendi ölçüleri içinde neyin iyi, neyin kötü olduğunu idrak etmesine yardımcı olur. Vicdan, duyguları birleştirir. Aynı gün içinde aynı konu hakkında hem hoş hem de hoş olmayan ve birbiriyle çelişen pek çok duyguyu yaşatabiliriz. Bu duygular ya hemen birbirleri ardından gelirler, ya da hepsi aynı anda ortaya çıkabilirler ve bizler vicdan yokluğu yüzünden bu çalışmaları fark etmeyebiliriz. Tamponlar, bir “ben” in ya da bir kişiliğin birbirlerini görmesini engellerler, fakat bir vicdan aşaması söz konusu olduğunda kişi tüm bu aykırılıkları artık görmezlikten gelemez. Sabah bir şey söylediğini öğleden sonra başka bir şey, ve akşam ise yine bambaşka bir şey söylediğini hatırlayacaktır, ama günlük yaşamda hatırlamaz, ya da hatırlasa bile neyin iyi, neyin kötü olduğunu bilmediğinde ısrar edecektir.

Vicdana ulaşmanın yolu, tamponları yok etmektir ve tamponlar ancak kendini hatırlama ve özdeşleşmeme yoluyla aşılabilirler.

Vicdan fikri ile tamponlar fikri, üzerinde uzun çalışmalar gerektiren görüşlerdir, fakat bu sistemin ahlaki ( moral) yönünden bahsedildiğinde, en baştan itibaren anlaşılması gereken şey, insanın iyi ve kötüyle ilgili bir anlayışı olmasının şart olduğudur. Eğer bu yoksa, o kişi için hiçbir şey yapılamaz. Daha fazla kazançlar elde etmek için, belli bir ahlaki duygusuyla, bir doğru ya da yanlış duygusuyla işe başlanmalıdır. Kişi, öncelikle sıradan ahlakın göreceliğini ( rölativite) ve ikinci olarak da nesnel doğru ve yanlışın gerekliliğini idrak etmelidir. Nesnel ve sürekli   ( değişmeyen) doğru ve yanlışın gerekliliği idrak etmelidir. Nesnel ve sürekli ( değişmeyen) doğru ve yanlışın gerekliliği bir kez anlaşıldığında, her şeye bu sistemin görüş açısından bakılabilecektir.

Vicdan, kişilikle değil özdedir; öte yandan, manyetik merkez, özde değil, kişiliktedir. Manyetik merkez bu yaşamda edinilir. Heyecansal merkezin entelektüel bölümündedir, belki ayrıca entelektüel merkezin entelektüel bölümündedir ve B etkileri üzerine kurulmuştur.

“ Vicdanı uyandırmak için insan kendi tamponlarından kurtulmak zorunda mıdır?”

Sadece tamponlar sarsıldığında vicdan uyanır.

“ İnsan kendi tamponlarının neler olduğunu nasıl keşfedebilir?”

Bu bazen mümkündür. Kişinin tamponlar hakkında doğru bir görüşü varsa, kendi tamponlarının bulabilir.

Özürler ve tamponlar arasında çok büyük bir fark vardır. Özürler, her seferinde farklı olabilir, fakat eğer özür hep aynı kalırsa, artık bir tampon haline gelir.

Tamponlar vicdanla ilişkilidir. Vicdana, -sözcüğü geleneksel anlamda kullanacak olursak- bir tür eğitimden geçmiş duygusal alışkanlık diyebiliriz. Oysa aslında, vicdan; herkesin sahip olduğu ama uyku halindeyken hiç kimsenin kullanamadığı özel bir kapasitedir. Vicdanı, bir rastlantı sonucu sadece bir an için bile hissedebilsek, bu çok acı veren bir deneyim olacaktır; öylesine ıstırap verici bir deneyimdir ki bu, hemen o an kurtulmak isteriz ondan. Kendilerinde rastlantısal vicdan parıltıları gören insanlar, bu duygudan kurtulabilmek tutulabilmek için her tür metodu icat ederler. Değişik zamanlarda sıradan bir biçimde hissettiğimiz her şeyi aynı anda hissetmeye kapasitesidir vicdan. Tüm değişiklik “ ben”lerimizin değişik duygulara sahip olduklarını anlamaya çalışın. Bir “ben” bir şeyi sevdiğini hissederken, diğeri nefret eder, bir üçüncüsü ise kayıtsızdır. Ama bu şeyleri asla aynı anda hissetmeyiz, çünki aralarında tamponlar bulunur. Bu tamponlar yüzünden vicdanımızı kullanamayız, değişik zamanlarda hissettiğimiz iki aykırı şeyi aynı anda hissedemeyiz. Eğer kişi bunu başarabilirse, acı çeker. Bu yüzden şu anki durumumuzda tamponlar; onlar olmadan insanın delireceği, gerekli şeyler bile sayılabilirler; onlar olmadan insanın delirebileceği, gerekli şeyler bile sayılabilirler, ama insan tamponları anlayıp kendini hazırlayabilirse, bir süre sonra çelişkileri yok edip tamponlarını parçalayabilir.

İyi ya da kötü olsun mekanik bir alışkanlığın kırılıp yok edilmesi, rahatsızlık verici olabilir, çünki kendimizi yönetme kurallarımız ve eğitimimizden edindiğimiz ahlak kurallarımız gibi mekanik alışkanlıklarımız vardır. Bu yüzden, pek çok durumda vicdan deneyimimiz olmaz; çünki pek çok tamponumuz vardır. Daha önce de söylediğim gibi, bunlar duygusal tavırlarımız arasındaki perdelerdir ve vicdan deneyimi yüzlerce şeyi aynı anda görebilmek anlamına gelir. O anda perdeler kalkar ve tüm içsel çelişkiler aynı anda görülürler.

Bu hiç de hoş olmayan bir durumdur ve yaşamın genel kuralı sevimsiz duygular ve anlayışlardan uzak durmak olduğuna göre, bizler bunları görmekten kaçarız. Bu şekilde de içsel tamponlarımızı yaratırız. Birbirinin ardı sıra görülen aykırılıklar bize çelişkili görünmezler; birbirlerine ters düşmeleri için aynı anda görünmek zorundadırlar.

Bizler birer makineyiz ve bir şeyi nereye değiştirebileceğimizi görmeliyiz, çünki hangi türden olursa olsun her makinede değişimin başlatılabileceği bir nokta bulmak mümkündür. Bazen insanlar “ Bizde hiç değişmeyen bir şey var mıdır?” diye sorarlar. Evet, iki şey vardır; tamponlar ve zayıflıklarımız. Zayıflıklarımız bazen özelliklerimiz diye adlandırılırlar, ama aslında onlar sadece zayıflıklarımızdırlar. Herkesin kendisine ait en az iki ya da üç zayıf noktası ve belli bazı tamponları vardır. İnsan, tamponlardan oluştur, fakat bu tamponların bazıları özellikle önemlidir, çünki tüm kararlarımıza ve tüm anlayışlarımıza müdahale ederler. Bizde sürekli olduğunu söyleyebileceğimiz şeyler sadece bu özellikler ve tamponlardır, ve çok şükür ki, bunlardan daha sürekli olan başka şeylere sahip değiliz, çünki bunlar ( özellikler ve tamponlar) değiştirilebilirler.

Tamponlar yapaydırlar; organik değillerdir; esas olarak taklit yoluyla kazanılırlar. Çocuklar, yetişkinleri taklit ederek bazı tamponlarını yaratırlar. Diğerleri ise, hiç bilinmeden eğitim tarafından yaratılır. Eğer bir çocuğu uyanık insanların arasına koymak mümkün olsa, hiç uykuya dalmayacaktır ama bu yaşadığımız koşullarda, çocuktaki imajinatif ya da yüzeysel “ ben” genellikle yedi veya sekiz yaşlarında ortaya çıkar. Bazen insanlar, şu anki şuurluluk aşamamızda tamponlarımızı görüp göremeyeceğimizi sorarlar. Onları başkalarında görebiliriz, kendimizde değil.

VARLIĞIN BÖLÜMLERİ

İnsan dört bölümden oluşmuştur: beden, ruh ( soul), öz ve kişilik.

Kişilik ve öz birbirinden ayrı imiş gibi görünmezler, fakat yine de neyin öze, neyin kişiliğe ait olduğunu araştırabiliriz. Fiziksel bedeni kontrol eden ayrı bir organizma olarak ele alınan ruh fikrinin, herhangi bir temele oturtulduğunu söylemek mümkün değildir. On yedinci yüzyıla kadar anlaşıldığı şekliyle, ruh kavramına en yakın yaklaşım; ruhun öz denilen şey olduğu biçimindeydi. Bu sistemde ruh terimi kullanılmaktadır, ama sadece bir yaşam prensibi anlamında. Öz, kişilik ve ruh birarada ele alındıklarında eskiden, ruh olarak adlandırılan kavramı karşılarlar. Fakat ruhun bedenden ayrı bir varlığı olduğunu farz edilmiştir, öte yandan bu sistemde biz öz, kişilik ve ruhun bedenden ayrı bir varlığı olduğunu düşünemeyiz.

Bize, bir insan ya da bir başka şey öldüğünde ( insan ya da hamamböceği, ikisi de aynıdır) Onun ruhunun ( yani yaşam prensibinin) Ay’a gittiği söylenir. Ruh materyaldir; ölümde bedeni terk eden katıksız, mükemmel bir maddenin belli bir niceliğidir ya da isterseniz enerjisi diyebiliriz. Normal bir insanda ruhun şuuru yoktur, sadece mekaniktir, bu yüzden de acı çekmez. Ama insan ruha geçen bir tür yarım şuurluluk hali yaratabilir ve daha sonra Ay’a giden ruh kendisinin başına ne geldiğinin farkına varabilir. Bu hal, yaşam sürecince ancak bazı ender durumlarda ve özün öldüğü zamanlarda ortaya çıkar. Sonra ruh özden bu şekilde bazı materyaller elde edebilir. Aslında özünü öldüren ve yaşamda da gerçekten ölü olan pek çok insan vardır, ama onlar bizi ilgilendirmiyorlar. Biz, şimdi kişinin kendisinde Ay’ı yaratmasından ne anladığımızdan bahsedelim.

Önce, Ay nedir? Ay’ın insanla, bireyselleşmiş insanla ilişkili işlevi nedir? Ay’ın insanla, bireyselleşmiş insanla ilişkili işlevi nedir? Ay’ın bu işlevi ortasından kalkacak olursa ne olur; yararlı mı olur yoksa tam tersi mi? Ay’ın tüm hareketlerimizi kontrol ettiğini biliyoruz, örneğin, bu yüzden Ay yok olacak olsa herhangi bir hareket yapamayız, ipleri kesilmiş kuklalar gibi devriliriz.

Tüm bunların Varlık’la ilişkili olduğunu idrak etmeliyiz. Varlığımızın özellikleri nelerdir? Varlığımızın esas özelliği, bir değil, birçok oluşumuzdur. Eğer varlığımızı amacımızla daha fazla uyumlu hale getirmek için, üzerinde çalışmak istersek bir olmaya çalışmalıyız. Ama bu çok uzak bir hedeftir. Bir olmak ne demektir? Hala çok uzak bir adım olan ilk adım, sürekli bir çekim merkezi yaratmaktır. Bu kendi içimizde Ay’ı yaratmak demektir. Fiziksel yaşamımızda Ay, sürekli bir çekim merkezidir. Eğer kendi içimizde bir çekim merkezi yaratırsak, Ay’a gereksinim duymayız.

Ama önce sürekli “ ben” in yokluğu ne anlama gelir, ona karar vermeliyiz. Onun yokluğunda, o yerde, yukarıda anlatılan pek çok özellik ve zayıflıkları bulacağız ama bunlar bizler için gözlem yoluyla ve kesin bir biçimde ortaya konulmalıdırlar. Daha sonra, bizi bir olmaktan alıkoyan bu özelliklere karşı bir mücadele başlatmalıyız. Hayal kurma, negatif heyecanlar ve benlikçiliğe karşı bir savaş başlatmalıyız. Bu savaş başarılı olmadan önce, bir çekim merkezi kazanma görüşüne göre olabilecek en kötü hayal kurma türünün, insanın bir şeyi kendi kendine yapabileceğine inanması olduğunu idrak etmeliyiz. Bundan sonra, bu sisteme ilişkin olarak, bize söylenen şeyleri yapmamıza engel olan negatif heyecanlara karşı savaş açmalıyız. Çünki benlikçiliğin ancak insanın kendisine söyleneni yapmasıyla aşılabileceğini anlamak şarttır. Benlikçilik insanın, kendi kendine aldığı kararlarla parçalanamaz, çünki bu hala benlikçilik olacaktır. Benlikçilik daima bir başka isteğin karşısına koymasından ( ona direnmeden) ortaya çıkamaz.

Bir parça kağıt alıp üzerine, varlığınızı neyin oluşturduğunu yazmak yararlı olabilir. O zaman varlığın kendi kendine gelişmeyeceğini anlarsınız. Örneğin,  varlığımızın bir özelliği, makine oluşumuzdur; diğeri, makinemizin sadece küçük bir bölümünde yaşamamızdır; bir üçüncüsü ise, “ben”lerimizin çoğulluğudur. “Ben” deriz ama, bu “ben” her an değişir. Herhangi bir dakikada  “ben” derim, bu başka “ben” dir, beş dakika sonra yine “ben” derim ve bu da bir başka “ ben” dir. Böylece aynı seviyede pek çok “ ben” imiz vardır ve kontrolü elinde tutan tek bir merkezi “ ben” yoktur. Varlığımızın hali budur, asla bir değiliz ve asla aynı değiliz. Tüm bu özellikleri yazarsanız, varlığımızdaki değişimi neyin sağlayacağını ve neyin değiştirilebileceğini görürsünüz. Her belirli özellikte değişebilen bir şey vardır ve bir özellikteki küçük bir değişme, bir diğerinde de bir değişme demektir.

Kendini değiştirmeye çalışmanın ilk ve en önemli faktörlerinden biri kendini bölümlere ayırmaktır. Doğru bölümleme; gerçek “ ben” ile, Ouspensky veya adımız her ne ise o isimle adlandırdığımız geri kalan diğer “ ben” ler arasında yapılan ayırma işlemidir. Bu ayrıştırma yapılmazsa, insan bunu unutur ve bilinen sıradan şekliyle düşünemeye devam ederse, ya da “ben” ve Ouspensky’yi kullanmayı, ama yanlış biçimde kullanmayı bu çalışma durur. Çalışmanın ilk çizgisi, bu bölümleme temel alınırsa ilerleme kaydeder. Bu bölümleme unutulduğunda, diğer çizgilerin de yolu açık değildir, ama bu doğru bir bölümleme olmalıdır. İnsanların yanlış ayrıştırmalar yaptığı sıkça görülür. Kendilerinde sevdikleri şeyi “ben” diye, ama sevmedikleri ya da zayıf veya önemsiz buldukları şeyi “ Ouspensky”, “ Petroff”, “ Ivanoff”, isimleri her neyse o diye adlandırırlar. Böyle bölümlemeler yaparlarsa bu oldukça yanlış olur. Bugün doğru bir bölümleme yapıp, onu belleğimizde korumanız gerekir.

( Yanlış ayrıma gerçek bir örnek verildi. Ouspensky’nin gruplarından birine katılan Petroff adlı bir adam kendini iki bölüme ayırdı. Bunlardan birini “ kendisini canlı tutan” bölüm olarak tanımlayıp, “ ben” diye adlandırdı; geri kalanlara ise Petroff dedi.)

Bu yanlış ayrım sadece yalan söylemektir, kendine yalan söylemek her şeyden daha kötüdür, çünki en ufacık bir güçlükle karşılaşıldığında kendisini içsel tartışma ve yanlış anlama şeklinde ortaya çıkacaktır.

Bayan X, “ İnsanın kendisini bölümlere ayırmasının güçlüğü nereden kaynaklanıyor?” diye sordu.

Kaynak, siz ve Bayan X’dir. Bayan X sizden daha iyi bildiğini düşünür. Kendisinin daha önemli olduğunu sanır ve sizden onun istediği gibi ister.
Bay Y, “ Güçlüklerden biri de şu ki, bazı durumlarda Y “ ben’den daha iyi biliniyor.” dedi

Y  hiçbir şey bilmiyor

“ Ama bilindiğini sanıyor.” dedi Bay Y.

Onun emirlerini yerine getirmek zorunda mısınız? Her şeyi en iyi onun bildiğini düşünüyorsanız, sadece onu inceleyin, bu size doğru anlayışı getirecektir. Birinci koşul; hiçbir şeye inanmamalısınız bir yandan Bay Y’ye inanmaya devam ederken sabit “ben” i yaratmaya çalışmanın ne gereği var? Gerçek ben, olmak ve bilmek arzusu tarafından yaratılmıştır    ve diğerleri mevcut değildir. Hiçbir şeye inanmamalıyız, yoksa hiçbir yere gelemeyiz.

      http://www.dunyaana.com/images/suur%201.jpg       

Bu sistemdeki “ben” sözcüğünün beş değişik aşamada; beş şekilde kullanımından bahsedilebilir. Sıradan aşamadaki insan bir “ ben”ler topluluğudur, bu benlerin kareleri ile gösterilmiştir. Kişi çalışmaya karar verdiğinde, gözlemci bir “ ben” ortaya çıkar; (diyagramda siyah kare ile gösterilmiştir.), bu ikinci anlamdır. Üçüncü anlam, Deputy Steward’ın göründüğü en küçük daireyle gösterilmiştir. O, belli bir sayıdaki “ ben” üzerinde kontrole sahiptir. Orta büyüklükteki daireyle gösterilen dördüncü anlam Steward’ın göründüğü yerdir. Tüm benler üzerinde kontrole sahiptir. Beşinci anlam ise Efendininkidir. O bir zaman bedenine sahip olduğu için en dıştaki büyük daire ile gösterilmiştir. Değişik derecelerde olmak üzere, hem geçmişi hem de geleceği bilir.

ÖZ ve KİŞİLİK

Bu sistemde, daha önce de açıklandığı gibi “ ben” ve “ Jones”,  “ ben” ve “ Smith”, vs. arasında bir ayrım yaparız. Şimdi anlaşılması gereken şey; Jones, Smith, Ivanoff, Petroff ve diğerlerinin hepimizde var olan Yanlış Kişilikler olduğudur, ancak bu ayrım özle kişilik arasında yapılan ayrımla karıştırılmamalıdır.

Öz, kendisiyle birlikte doğduğumuz şeydir, kapasitelerimiz ve yetersizliklerimizdir. “Tip”le ve fiziksel bedenle ilişkilidir. Onun üzerinde dolaysız bir biçimde çalışamayız. Kendi üzerimizde çalışma açısından elimizdeki tek şey kişiliğimizdir. İnsan çalışmayı başlattığında, manyetik merkez gözlemci “ ben”i var eder. Bu “ ben” aynı zamanda diğer kişilikleri ve özü eğitmek durumunda olan bir kişiliktir. “ Çok gelişmiş bir kişiliği olan insanın bu çalışmayı daha zor bulacağını düşünmek doğru mudur?”

Evet ve hayır. Kişiliğin ağırlığı, düzeyi kadar önemli değildir, kişiliğin eğitimli ya da eğitimsiz oluşuna, kötü eğitilmiş oluşuna ya da hiç eğitimsiz oluşuna bağlı değildir pek çok şey. Kişiliğin ağırlığı, imajinatif “ ben”in gücünden kaynaklanabilir ve bu da yanlıştır.

Varlık kişilikle öz arasındaki ayrıma girmez. Bilgi ve varlık, insanın gelişme olasılığı ile ilişkili olarak konuştuğumuz konunun iki yüzüdür. Bilgi ve varlık birbirine zıt bir çifti oluştururlar; kişilik ve öz de bir başka düzeyde bir başka zıt çifti oluştururlar.

Kişilik kazanılır; öz ise bizimdir, birlikte doğduğumuz şeydir, bizden ayrılamayan şeydir. Bunlar birbirlerine karışmışlardır ve birbirini diğerinden şu an ayıramayız, ama bu ayrımı teorik bir gerçek olarak hatırlamak yararlıdır.

Öz ya da insanın tipi, gezegensel etkilerin sonucudur. Gezegensel etkiler, insanlığın yaşamında savaşlar ve devrimler gibi büyük olayları tayin ederler, heyecanlarımızın orijini gezegenlerdir ve değişik gezegensel etkilerin birleşimleri değişik özler yaratırlar. Tipimize göre, belli koşullarda şöyle ya da böyle bir şekilde hareket ederiz. Yirmi ya da on sekiz tipin ve bunların birleşimlerinin olduğu söylenmiştir. Saf (  katıksız) bir tiple karşılaşmak çok ender mümkün olur, fakat her tipte her özellik olduğu halde değişik özellikler, değişik tiplerde, değişik roller üstlenirler.

“ Belli bir tiple doğmuşsanız onu hiç değiştirebilir misiniz?”

Eğer çok kötü bir tipse ve siz çok çalışırsanız değiştirebilirsiniz. Öncelikle tipinizi, yani özünüzü bilmelisiniz. Özde, amaçla uyumlu olmayan bir şey bulursanız, sonra da çok çalışırsanız belki değiştirebilirsiniz bu özü. Öz, kişilikte gizlenmiştir; gezegensel etkilerin ışınları öze nüfuz edemez, çünki kişilik rastlantısaldır. İnsanlar gezegensel etkilerden sadece bazı kısımlarıyla etkilenirler, o kısımlar zaten hep oradadırlar, böylece bu etkiler insan topluluklarını etkilerler, ama normal durumlarda bireyi çok seyrek olarak etkileyebilirler.

“ Rastlantı Kanununa tabi bir insan, doğum ve ölümü ayrı tutulmak koşuluyla, hangi dereceye kadar “ Kader Kanununun etkisi altına girebilir?”
Bu, kişilikle öz arasındaki ilişkiye bağlıdır. Kişilik güçlüyse özün etrafında bir kabuk oluşturur, o zaman kader olasılığı çok azdır. Kaderi, tipi, özü kontrol altında tutan gezegensel etkiler, kişilik çok güçlü olduğunda, bize ulaşamazlar. Fakat “ okulların” etkileri olmaksızın, daha ziyade özlerinde yaşayan insanlar da vardır. Bu insanlarda kişilik çok siliktir ve diğer insanlara göre daha fazla Kader Kanununun etkisi altındadırlar. Diğer insanların daha az bağımlı olduğu belli etkilere daha fazla bağımlıdırlar; bu etkilerin neler olduğunu söylemeyeceğim, çünki bu sadece hayal kurmaya yol açar. Siz kendiniz bulmalısınız bunları. Sıradan insanların yaşamlarında doğum ve ölüm dışında hiçbir şey kader değildir. Söylediğim gibi insan ( birey) gezegensel etkilere çok az bağımlıdır, çünki öz gelişmemiştir ve çok küçüktür, veya kişiliğiyle fazlaca karışmıştır. Bu etkiler kişiliğe ulaşamadığına ( nüfuz edemediğine) göre, bu tür insanlar Rastlantı Kanununun etkisi altındadırlar. İnsan özünde yaşasaydı, gezegensel etkilerin ya da bir başka deyişle Kader Kanununun etkisi altına girecekti. Bu, kişinin yararına mıdır, değil midir, o bir başka soru. Bir durumda daha iyi, diğerinde ise daha kötü olabilir. Genellikle daha iyidir. Fakat gezegensel ışınlar kişiliğe nüfuz edemezler; kişilikten yansıtılırlar.

( Gezegensel etkiler ve astroloji hakkında sorulan bir soruyla Ouspensky şöyle yanıtladı:)

Etkilerin bileşimi tiplerin bileşimini üretir. Bunların neler  olduklarını bilmiyoruz ve burçlara bakarak da bulamayız. Bu ortaçağ psikoanalizi gibi bir şey olurdu.“ Ama bileşimler gezegenlerden kaynaklanıyor, öyle değil mi?” Evet, kaynak olarak öyle. Tüm heyecanlarımız ve tüm fikirlerimizin kaynağı gezegenlerdir, burada doğmamışlardır.

" İnsan heyecanlarına göre mi yaşamalıdır, yoksa yaptığı şey için daima iyi bir neden mi bulmaya çalışmalıdır?"

Bunu yanıtlamak zor. Heyecanlar değişik olabilir ve insanın yaşamı kontrol edebilme kapasiteleri de değişik olabilir. Genellikle imajinatiftirler. " Şunu mu yapmalıyım?" " Bunu mu yapmalıyım?" türünden sorular oldukça yapaydır, çünki insan sadece bir şekilde yapabilir. İnsanlar, çoğunlukla şu ya da bu şekilde bir şeyi yapabileceklerini düşünürler, ama aslında kişi sadece bir tek şekilde yapabilir. İnsanın kontrolü yoktur. Fakat, sorunun kendisine dönecek olursak, kanımca şu bakış noktasından başlamak yararlı olacaktır: Ne tür duygularınız olduğunu, heyecanlarınızın öze mi yoksa kişiliğe mi ait olduklarını görmeye çalışın. Ve çok sık olarak -her zaman değil ama çoğunlukla- öze ait heyecanlarınıza güvenip kişiliğe ait olanlara güvenmeyin. Ama bu genel bir kural da değildir; sadece sorununuzla ilişkili çalışmanın çizgisini izlemeniz gerektiğini gösterir. Sorunun kendisi hangi düşünce çizgisini izlemeniz gerektiğini gösterir. Öz ve kişilik hakkında düşünmelisiniz. Kendinizde kontrol edebildiğiniz ve edemediğiniz şeyleri düşünmelisiniz. Cevap bekleyen bir soru değil ama araştırma isteyen bir sorudur sizin sorunuz.

" Öz, her zaman iyi midir?"

Hayır, asla. Öz mekaniktir, kendi kendine yaşamaz. Özel bir düşünme aygıtı yoktur; kişilik kanalıyla düşünmek zorundadır.

Öz, tip ve kader pratik olarak aynıdırlar, fakat kaderle ilgili gerçekleri bulmak zordur; belki sağlık tipi, kapasiteler ve benzerleri gibi fiziksel sayılabilecek gerçekler hariç. Pek çok başka şeyler de vardır. Ama onları tanımak zordur. Çünki bizim aşamamızda öz, kişilikten ayrı olarak çalışır. Bu yüzden sonuçlar çıkarmak tehlikelidir. Fakat görebileceğimiz bazı şeyler de vardır, örneğin, belli tip insanlar, belli tip insanları çekerler. Aynı tür arkadaşları, aynı tür problemleri, aynı tür güçlükleri vardır; fakat tabii ki kişiliğin de burada rolü olmadığı söylenemez. Bu yüzden, olayı sadece saf kader olarak adlandıramazsınız; daha çok bir sebep-sonuç ilişkisi gibidir.     
    
“ Kişi, kazanılmış kişiliği değiştirmektense tipini değiştirmek için daha mı çok çalışmalıdır?”

Eğer gerekiyorsa; ama belki tipte sorun yoktur. Pek çok durumda değiştirilmesi gereken, kişiliktir; kontrolsüz kişilik doğru olamaz.

Sadece çok az insan öz üzerinde çalışabilir. Bu bunu yapabilen insanlar için bile tam olarak bir avantaj sayılamaz ve eğer çalışırsak bizi bir yere getirecektir.

“ Varlığımızı değiştirmeye çabaladığımızda öz, kişilik kadar etkilenir mi?”

Kişilik üzerinde çalışmalıyız ama eğer bir şeyi gerçekten değiştirirsek öz etkilenir.

“ Tüm yalanları söyleyenin kişilik olduğunu mu söylediniz?”

Hayır, kişiliğin neredeyse tümüyle yapay, özünse neredeyse gerçek olduğunu söyledim.

“ Ben’lerimiz kişiliğin mi yoksa özün mü kısımlarıdır?”

Her ikisinin de. Kimi benler öze, kimi benler kişiliğe aittir.

“ Bunlar değişik merkezlerde mi bağlantılıdırlar?”

Elbette, zihinsel “ben”ler, hareket eden “ben”ler ve içgüdüsel “ben”ler vardır.

Bir “ben” sadece arzu, bir dilektir. Ama bu ayrım sadece kolaylık açısından yapılır. Durum tam böyle olduğu halde, eğer isterseniz onu unutabilirsiniz. Sadece “ben”lerin küçük oldukları ve kişiliğin daha karmaşık isteklerden oluştuğunu düşünün.

“ İçgüdüsel merkez insanın özüyle yakından ilişkili midir?”

Evet. Özün ihtiyaçlarını kontrol eder.

“ Zeka, özün bir bölümü müdür?”

Genel konuşursak, evet. Ama zekadan neyi kastettiğinizi bilmek isterim. “ Evet” dersem, onu uygulayamazsınız; bu ölü bir sermaye olarak kalacaktır.

“ Zeka belli bir uygulamayla gelişebilir ya da artış gösterebilir mi?”

Benim söylediğim de budur. Eğer kendimiz hakkında konuşacak olursak, zekanın öz ve kişiliğe çok karışık bir şekilde ait olduğunu göreceğiz; ancak yine de her öze, kozmik bir yolla belli bir miktarda zeka verilmiştir.

YANLIŞ KİŞİLİK

Kişisel yaşamın ve son olarak da  hayali “ben”in kanunlarına gelene dek, insan pek çok kanuna bağımlı yaşar ( fiziksel, psikolojik, biyolojik kanunlar, insanın kendi yarattığı kanunlar ve diğerleri gibi). Hayali ben’in kanunu yaşamımızı yöneten ve bizi mevcut olmayan yedinci boyutta yaşatan en önemli kanundur. İnsanlar temelde hayaller tarafından kontrol edildikleri halde, herhangi bir anda, pek çok etki ve gücün insan üzerinde etkinliği söz konusudur. Kendimizi olduğumuzdan farklı hayal ederiz ve bu da illüzyonları yaratır. Fakat gerekli kanunlar vardır. Bizler belli yiyecekler, belli bir hava ve sıcaklık gibi şeylerle sınırlıyız. Etkilerden dolayı öyle koşullandırılmışızdır ki, özgürlük olasılığımız çok azdır. İçsel yaklaşımımızı değiştirmemiz şarttır.

Yalnızca A etkilerinin kontrolü altında yaşayan ve ayrıca B etkileri alan insanlar, A etkileriyle aynı düzeyde olan B etkileriyle karşılaşırlarsa, genellikle bu yaşamda ölürler. Fiziksel olarak canlı olabilirler ama özlerinin gelişebileceği anlamına gelmez bu.

“ Ölü insanlar diğer insanlara mı benzerler? Bizim yaşadığımız gibi mi yaşarlar?”

Evet, öyle diyebiliriz. Çünki onların da ruhları ve özden arta kalan şeyleri vardır. Kendilerini sigortalayabilirler!

“ Daha önce sabit “ ben”i yaratmaktan bahsediyordunuz. Ne demek istemiştiniz?”

Şunu demek istiyorum ki, siz “ ben” dediğinizde her seferinde aynı “ ben”den bahsettiğinizden emin olabilirsiniz. Şimdi “ bunu istiyorum” yarım saat sonra da “ şunu istiyorum” dersiniz. “ Ben” oldukça farklıdır. Bir tek şey vardır, o da siz ve pek çok hayali “ ben”ler. Siz gerçekte olansınız ve onu ayırt etmeyi öğrenmelisiniz. Çok küçük, çok basit olabilir, ama kesin ve kalıcı olan, kendinizde yeterince tutarlı olan bir şeyi bulabilirsiniz.

Söylenen her şeyi hatırlarsınız, on haftanın sonunda kendinizi hatırlayabilirsiniz. Yanlış kişilik çalışmasını ele alalım örneğin. Bu en çabuk yöntemlerden biridir. Yanlık kişiliği ne kadar anlarsanız, kendinizi o kadar fazla hatırlayacaksınız. Kendini hatırlamaya engel olan şey, öncelikle, yanlış kişiliktir. Yanlış kişilik kendini hatırlayamaz ve hatırlamak istemez ve bir diğer kişiliğin de hatırlamasına izin vermek istemez. Kendini hatırlamayı durdurmaya çabalar sadece; bir uyku biçimine bürünür ve onu da kendini hatırlama diye adlandırır. O halde de oldukça mutludur.

Yanlış kişilik özel bir şeydir ve siz ona karşısınızdır. Ya yanlış kişiliğin yok edilmesi sağlanmalı ya da ne koşulda olursa olsun, bu çalışmaya girmemelidir. Bu herkes için geçerlidir ve herkes bu şekilde başlamalıdır. Her şeyden önce yanlış kişiliğinizi tanımalısınız ve onun görüşlerine, sözlerine, eylemlerine hiçbir şekilde güvenmemelisiniz. Onu tamamıyla yok edemezsiniz ama bir süre için pasifleştirebilirsiniz ve sonra azar azar zayıflatabilirsiniz.

Yanlış kişilik gerçekte yoktur, ama biz onun var olduğunu hayal ederiz. Yanlış kişilik bizim kendimizin bir parçası olarak değil, kendi görünümleriyle ( tezahürleriyle) var olur. Onu tanımlamaya çalışmayın, yoksa sözcükler içinde yolunuzu kaybedersiniz, ama gerçeklerle uğraşmak gereklidir. Negatif heyecanlar vardır, ama aynı zamanda da yoktur; gerçek bir merkezleri bulunmaz. Durumumuzun talihsizliklerinden biri de budur. Var olmayan şeylerle doluyuz.

( Gruptan biri çalışmaya olan ilgisinden zaman zaman şüphe ettiğini; kendi kendine yalan söylüyor olabileceğini söyledi. Ouspensky'nin cevabı şuydu:)

Buna ancak siz cevap verebilirsiniz, ancak bir tek " ben" varken, bir şey hakkında " ben" dediğiniz anda temel prensipleri unutmamanız koşuluyla.

Diğer " ben"leri de tanıyıp hatırlamalısınız. Bunu unutursanız, her şeyi unutursunuz. Bunu hatırladıkça da her şeyi hatırlarsınız. Bunu unutmak büyük tehlikedir ve bir şeydeki küçük bir değişiklik her şeyi berbat etmek için yeterlidir.

Bazı " ben" grupları yararlıdır, bazıları yapay; bazıları da patalojiktir. Tüm insanlar rol yaparlar; her insanın yaşamı boyunca  oynadığı beş ya da altı rolü vardır. Bunları şuursuzca yapar ya da şuurlu olarak yapmaya çalışsa bile, kısa sürede rolleriyle özdeşleşir ve yine şuursuzca oynamaya devam eder. Tüm bu roller hep birlikte hayali " ben" dir.

( Şuursuzluğun daha yüksek aşamalarının, tümüyle kötü ya da tümüyle iyi insanlar üretme olasılığı eşit midir?" diye soruldu. Ouspensky'nin cevabı:)

Hayır, yanlış. Kötü insanlar sadece mekanikliğin artışı sonucu üretilebilirler. Kendini hatırlama ile sistemin diğer fikirleri arasında kurulan bağlantının bozulmaması koşuluyla, kendini hatırlama kötü sonuçlar doğurmaz, fakat kişi sistemden bir şeyi atlayıp başka bir şeyi alırsa -örneğin, " ben"lerin bölünmesi görüşünü hiç bilmeden kendini hatırlama üzerinde ciddiyetle çalışırsa, kendisini işin en başından itibaren bir olarak ( bir bütün olarak) görür - kendini hatırlama yanlış sonuçlar doğuracak ve hatta yanlış kristalizasyona neden olacak ve gelişmeyi olanaksız kılacaktır. Bu durumu bu şekilde formüle etmedikleri halde, gerçekte yanlış kişilik ve vicdana karşı mücadele temeline oturtulmuş okul ve sistemler vardır. Örneğin böyle bir çalışma, daha yüksek bir şuurluluk gelişimini olanaksız kılacaktır. Yanlış kişilik, belleği ya tamamen tahrip eder ( yok eder) ya da çarpıtır.

Kendini hatırlama doğru işlev ( fonksiyon) üzerine temellendirilmesi gereken bir şeydir. Kendinizi hatırlarken aynı zamanda yanlış kişiliğin zayıflatılması için de çalışmalısınız. Baştan itibaren birkaç çalışma çizgisi önerilmiş ve açıklanmıştır ve her şey birlikte yürütülmelidir. Bu doğru bileşimi elde etmek için her şey gereklidir, ama öncelikle yanlış kişiliğin anlaşılması ve onunla mücadele gereği dikkate alınmalıdır. Bir kişinin kendini hatırlamaya çalıştığını, ama yanlış kişiliğe karşı savaş verme çabası göstermek istemediğini varsayalım, bu durumda yanlış kişiliğin tüm özellikleri sahneye çıkacak ve " Ben bu insanları sevmiyorum"; " Ben bunu istemiyorum", " Ben şunu istemiyorum" gibi şeyler söylemeye başlayacaklardır. Bu durumda yapılan şey artık bir çalışma değil, tam tersidir. Kişi bu yanlış yöntemle çalışmayı sürdürmeye çabalarsa, bu çaba, yanlış kişiliği eskiden olduğundan daha da güçlü kılar, fakat böylesine bir güçlülük gelişme olasılığını azaltır. Gelişmeden önce sabitleşmek; işte tehlikeli olan budur.     
                                                                                                            
“ Canı sıkılan bir kişi özdeşleşmeden kurtulmuş mudur?”

Can sıkıntısı kişinin kendi kendisiyle özdeşleşmesi, yanlış kişilikle özdeşleşmesi, kendi içindeki bir şeylerle özdeşleşmesidir. Özdeşleşmek bizim için neredeyse sürekli olan bir durumdur. Yanlış kişiliğin esas görünümüdür ve bu yüzden de yanlış kişilikten kurtulamayız. Bu hali, kendinizin ötesinden, kendinizden bağımsız görebilmeyi başarmalısınız ve bunu daha şuurlu hale gelmekle, kendinizi hatırlamakla, kendinizin farkında olmakla başarabilirsiniz. Ancak kendinizin daha fazla farkında olduğunuzda, özdeşleşme ve yalan gibi görüntülerle ve yanlış kişiliğin kendisiyle mücadele etme yeteneği kazanırsınız. Tüm çalışma yanlış kişilik üzerinde yoğunlaşmalıdır. Eğer başka şeylerle uğraşıp, bu çalışmayı ihmal ederseniz, bu boşuna bir uğraş olur ve kısa sürede yenilirsiniz. Tıpkı negatif heyecanlar, yalan ve tüm hayal kurmalarda olduğu gibi, yanlış kişiliğin; hayatta ya da bu çalışma da –tıpkı negatif heyecanlar gibi- hiçbir anlamda ve hiçbir şekilde asla yararlı olamayacak olan yalanların, özelliklerin ve “ ben”lerin bir birleşimi olduğunu anlamalısınız.

“ Yanlış kişilik tamamıyla negatif heyecanlar üzerine mi kuruludur?”

Yanlış kişilikte negatif heyecanlardan başka daha pek çok şey vardır. Örneğin, yanlış düşünme gibi pek çok şey vardır. Örneğin, yanlış düşünme gibi pek çok kötü mantal alışkanlıklar vardır. Yanlış kişilik ya da yanlış kişiliğin bazı kısımları, yanlış düşünme alışkanlığı üzerine inşa edilmiştir. Aynı zamanda, yanlış kişilikten negatif heyecanları çekip çıkarırsanız, çöküp dağılacaktır; yanlış kişilik negatif heyecanlar olmaksızın var olmaz.
“ Öyleyse tüm negatif heyecanlar yanlış heyecanlar kişilikten mi kaynaklanıyorlar?

Evet, tabii. Aksi nasıl olabilirdi ki? Şöyle diyebiliriz: Yanlış kişilik negatif heyecanların özel organıdır; onları sergilemek, onlarla hoşça vakit geçirmek, onları üretmek için düzenlenmiş özel bir organ. Negatif heyecanlar için gerçek bir merkez olmadığını söylemiştim, hatırlarsınız. Yanlış kişilik, negatif heyecanlar için bir merkez rolü üstlenir.

“ İnsan yanlış kişiliğin kibri ile nasıl mücadele edebilir?”

Önce onun tüm özelliklerini bilmeli, sonra da doğru düşünmelisiniz. Doğru düşünürseniz mücadele yollarını da bulabilirsiniz. Onu haklı çıkarmamalısınız. Yanlış kişiliğin yaşamı; tüm özelliklerinin haklı görülmesi, hatta övülüp göklere çıkarılması sayesinde sürer. Yaşamlarımızın hemen hemen her anında, sessiz sakin zamanlarımızda bile, ona hep hak veririz, onu meşru kılar, tasdik eder, doğrular ve bunun için gereken tüm mazeretleri buluruz. Yanlış düşünmekten kastedilen budur. Bu yüzden her şeyden önce yanlış kişiliği tanımalı ve sonra da onunla ilgili doğru düşünmeyi başarmalısınız. Onun ne olduğunu bilmelisiniz –onu yerli yerine oturtmalısınız diyelim- bu ilk adımdır. Ve söylediğim gibi, tüm özdeşleştirmelerin, tüm varsayımların, tüm yalanların, tüm kendimize söylediğimiz yalanların, tüm zayıflıkların, tüm görünen ve görünmeyen çelişkilerin, tüm bunların hepsinin yanlış kişilik olduklarını idrak etmelisiniz. Ayrıca, bencilliğin tüm biçimleri yanlış kişiliğe aittirler ve siz er ya da geç tüm bunları feda etmek zorundasınız.

“ Tüm sevdiklerimizin ve sevmediklerimizin yanlış kişilikte olduklarını mı söylediniz?”

Pek çoğu ve hatta orijin olarak yanlış kişiliğe ait olmayıp, gerçek kökleri olanlar bile yanlış kişilikten geçerler.

( Gruptan birisi, yanlış kişiliğe karşı savaşmak için onun bütününü mü bilmek gerektiğini sordu. Çünki kendisinin, insanın yanlış kişiliğinin sadece çok küçük parçalarından haberdar olabildiğini sandığını söyledi. Ouspensky’nin cevabı:) 
                                                                                                                 
İnsan bunu bilmelidir. Tıpkı özel bir köpek cinsi gibidir bu. Eğer bilmiyorsanız, hakkında konuşamazsınız. Sadece parçalarını görebilmek bile, dediğiniz gibi yeterlidir. Her küçük parçası, bütünün rengindedir. Bir köpeği bir kez görseniz artık hep tanırsınız; kendine özgü bir biçimde havlar, kendine özgü bir biçimde yürür.

( Birisi “ Temel Özellik ( yani yanlış kişiliğin temel özelliği) yanlış kişiliğin besini midir?” diye sordu. Ouspensky’nin cevabı: )

Temel özellik besin değildir. Temel özellik yanlış kişiliktir. Yanlış kişilik; çoğu durumda, her şeye bulaşan tek bir özellik üzerine inşa edilmiştir. Bir gün temel özellikten örnekler verip, gerçekten de yanlış kişiliğe nasıl neden olduğunu anlatacağız.

“ Kişinin kendi temel özelliğini aramasının en iyi yolu nedir?”

Sadece kendinizi görün. Bunu daha iyi nasıl açıklarım bilemiyorum. İnsanın bir şeyler bulması, o anın esas özelliğini bulması mümkündür. Bu, hayali kişiliktir; herkes için aynı olan temel özelliktir.

“ İnsan temel özelliğini değiştirebilir mi?”

Öncelikle bu özelliği bilmek gereklidir. Eğer bilirseniz, çok şey, bu bilginizin kalitesine bağlı olacaktır. Eğer iyi bilirseniz değiştirmek mümkündür.

“ Bir negatif heyecanın ardındaki eğilimin kökü çok eskilerde ise ve alışkanlık halini almış ise, büyük olasılıkla da bir temel özellik haline gelmiş ise, ona karşı nasıl saldırıya geçebilirim?”

Özelliğin kendisiyle başlayın, özelliği bulun, onun hakkında konuşun vb.

Yanlış kişilik hakkında düşünmek şarttır ve bazı durumlarda her şeye giren bir tür temel özelliği net bir şekilde görebilirsiniz, tıpkı dönen her şeyin etrafındaki bir ekseni ördüğünüz gibi. Bu, kişiye gösterilebilir de. Fakat o, “ Saçma, başka bir şey, ama bu değil!” diyecektir. Bazen temel özelliği inkar etmenin olanaksız olduğu açıkça ortadadır. Fakat insan, yine de tamponların yardımıyla bu özelliğini unutabilir. Temel özelliklerine birkaç kez bir ad takan ve bir süre için onu hatırlayan insanlar tanıdım. Sonra o kişilerle yine karşılaştığımda, unuttuklarını ve hatırladıklarında bir maske takındıklarını, unuttuklarında ise bir başka maske takındıklarını ve sanki ondan daha önce hiç bahsetmemişler gibi konuşmaya başladıklarını gördüm. Ona  ( özelliğinize) kendiniz yaklaşmalısınız. Kendiniz hissettiğinizde, onu tanıyacaksınız; eğer sadece size söylenmekle kalınırsa, daima unutma olasılığınız vardır.

“ Geçmişteki olayları düşünerek yanlış kişiliğe ait bir ipucunu yakalayabilir miyim?”

Bazen yakalayabilirsiniz. Geçmişte ya da arkadaşlarınızda. Fakat salt arkadaşlarınızın değil, sizin kendinizin de yanlış bir kişiliğe sahip olduğunuzu anlayamaz mıyız!

“ Yanlış kişiliği yardımsız göremez miyiz?”

Teorik olarak, anlayamazsınız diye bir şey yok, sadece ben böyle bir durumla karşılaşmadım ve başka hiç kimsenin karşılaştığını da sanmıyorum. İnsanlar yardımla bile hazır değiller buna. Bu, sanki gerçek bir aynada bir insana kendi aksini göstermeye kalkıştığınızda onun, “ bu ben değilim, bu yalancı bir ayna, gerçek değil, görünen benim aksim değil” demesine benzer. Fakat kişi hazırlanırsa, kendinde bazen bir zayıflık özelliğini tanıması mümkün olabilir. İnsan bu özelliğini bilir, onu aklında tutmaya ve hatırlamaya başlarsa; o özellikten kurtulduğu, davranışlarını bu zayıflığın yönlendirmediği belli bir anı yakalayabilir.

Özelliklerimiz ve zayıflıklarımız bazen tembellik gibi basit biçimlere bürünürler; fakat diğer durumlarda öylesine büyük bir başarıyla kılıklara girerler ki, onları tanımlamaya sıradan sözcükler yetmez, sadece bir tür diyagram ya da çizimle tanımlanabilirler.

Tembellik bazı insanların yaşamlarının üçte ikisini ya da daha fazlasını kaplar. Tembellik bazen çok önemlidir, bazen de yanlış kişiliğin temel özelliğidir. Büyük çoğunlukla temel özelliktir, tüm diğer özellikler ya tembelliğe bağlıdırlar ya da onun hizmetindedirler. Fakat değişik tembellik türleri olduğunu unutmayın. Bunları kendinizi ve başkalarını gözlemleyerek bulabilirsiniz. Örneğin, her an bir şeyler yaşamakta olan ama zihinleri hala tembel olan pek çok meşgul insan vardır. Bu her şeyden çok rastlanan bir durumdur. Tembellik sadece oturup, hiçbir şey yapmama arzusu değildir.

( Toplantılarından birinde, Ouspensky’ye insanın kendi kendine mi yoksa başkalarının yardımıyla mı bir şeyler yapabileceği soruldu. Ouspensky, insanlara ne yapmaları gerektiği anlatıldığında, hemen tartışmaya başladıklarını ve sadece tartışmakla kalmayıp olumsuzlaştıklarını da söyledi. İşte bu yüzden kurallar koymanın ve kesin taleplerde bulunmanın şart olduğunu belirtti. Eğer gereksinim duyulan tek şey, insanlara sadece ne yapmaları gerektiğini göstermek olsaydı, bu çok kolay olurdu; ama yanlış kişiliğin temel özelliğini açıklamak her zaman pek de kolay olmuyordu.) Bu özellik bazen kolayca görülebilir, diğer zamanlarda ise daha çok gizlenmiştir ve görülmesi zordur. O zaman yanlış kişiliği sadece genel olarak düşünmek olasıdır. Fakat temel özelliklerini gösterdiğimde, insanların şiddetli bir tartışma başlatmadıkları tek bir duruma bile rastlamadım.

( Bir başka toplantıda bir grup üyesi kendisini ara sıra özdeşleşme ya da özdeşleştiğini varsayma eylemi içinde bulduğunu ve bu durumdayken kendisini gözlemleyebildiğini söyledi. Yanlış kişiliğini bu şekilde tanıyıp tanıyamayacağını ve onu gözlemleyerek zayıflatıp zayıflatamayacağını sordu. Ouspensky bunun tek yol olduğunu ve insan bu çabadan bıkmayıp yorulmadıkça çok yararlı olacağını ifade etti.) Pek çok insan başlangıçta çok heveslidir, fakat kısa zamanda yorulurlar ve kendini kendilerine hangi “ ben” ya da “ ben”in hangi bölümü diye hiç sormadan “ ben” sözcüğünü ayrımsız bir biçimde kullanmaya başlarlar. Esas düşmanımız  “ ben” sözcüğüdür, çünki gerçekten de onu sıradan koşullarda kullanma hakkına sahip değiliz. Çok daha sonra, ancak uzun bir çalışmadan sonra, “ ben” olarak, manyetik merkezden gelişen “ ben”ler grubundan birini ( Deputy Steward dendiği gibi) düşünmeye başlayabiliriz. Fakat sıradan koşullarda kendinizi “ Ben sevmiyorum” derken işitirseniz, kendi kendinize hangi “ ben”inizin sevmediğini sorun. Bu şekilde, hepimizin içinde olan çoğulluğu kendinize hatırlatabileceksiniz. Eğer bir kez unutursanız, bir başka seferde de unutmak daha kolay olacaktır. Bu çalışmada çok güzel başlangıçlar yapılır ve sonra bu unutulur ve insanlar su koyvermeye başlarlar ve sonunda tüm olup biten şey şudur ki, öncekinden daha da mekanik hale gelirler.

“ Özelliklerimizi gözlem yoluyla bulamaz mıyız?”

Bu olanaksızdır. Özelliklerimizin o denli içindeyiz ki, yeterince geniş bir bakış açısına sahip değiliz, bu yüzden gerçek ciddi çalışma sadece özelliklerden başlar. Her birey için bu kesinlikle gereklidir demek istemiyorum, çünki özelliklerin tanımlanamadığı durumlar vardır. Tanım öyle karışık ve ayrıntılı olmak zorundadır ki, hiçbir pratik değeri olmayabilir. Böyle bir durumda “ ben”le “ Ouspensky” arasındaki genel ayrımı ölçü almak yeterli olacaktır. Yalnız, kimin “ ben”, kimin  “ Ouspensky” olduğunun, yani kimin siz, kimin yalancı olduğunun doğru bir şekilde anlaşılması şarttır. Örneğin, bölünme olasılığını kabul edip, sonra da neyi seviyorsanız o “ ben”dir ve neyi sevmiyorsanız o “ben” değildir demek yeterli değildir. Bu çok uzun bir çalışmadır ve doğru bölümleme hemen bulunamaz, fakat başlayacağınız yolu bulabilmenizi sağlayacak bazı göstergeler de olmalıdır. Örneğin, bu çalışmayla ilgili olan hedefinizi “ özgür olmak istiyorum” diyerek formüle ettiğinizi varsayalım. Bu çok güzel bir tanımdır, fakat o halde gerekli olan nedir? Her şeyden önce özgür olmadığınızı anlamanız gereklidir. Eğer ne dereceye kadar özgür olmadığınızı anlarsanız, ve arzunuzu özgür olmak olarak formülleştirirseniz, o zaman kendinizdeki hangi parçanın özgür olmak istediğini ve hangi kısmının özgür olmak istemediğini göreceksiniz.

( Gruptan biri, bir özelliği görmenin o özelliği zayıflatmak için kendi içinde yeterli olup olmadığını ve kişinin onun yerine ne koyabileceğini sordu. Ouspensky konuşmasına devam etti: ) Kişi önce direkt bir mücadeleyle onu kontrol etmeye çalışmalıdır. Kişinin çok fazla tartıştığının farkına vardığını düşünelim; öyleyse artık tartışmamalıdır, hepsi bu kadar. Onun yerine neden başka bir şey koysun ki? Yerine sadece sessizlik dışında hiçbir şey koymaya gerek yoktur.

( Aramızdan biri, lüzumsuz olduğunu bilmesine rağmen, kendisinin çok hoşlandığı gereksiz bir kişiliğinden bahsetti. Ouspensky şöyle dedi: ) Böyle bir durumda bu kişilikle, ona karşı olan diğer kişiliklerinizi güçlendirerek mücadele edebilirsiniz. Yenmek istediğiniz belli bir özelliğiniz var diyelim, onunla bağdaşmayan ve yararlı olabilecek bir başka özelliğinizi bulmaya çalışın. Eğer şuan ki donanımınız ona karşı yeterince güçlü bir başka özellik çıkarmaya elverişli değilse, belleğinize bakın. Kurtulmak istediğiniz özelliğinizle bağdaşmayan ve yararlı olabilecek bir özellik bulduğunuzu varsayalım. Sadece onu diğerinin yerine koyun. Fakat öyle bir şey olabilir ki, ikisi bir arada da barış içinde yaşayabilirler. Biri akşam diğeri sabah ortaya çıkabilir ve hiçbir zaman da karşılaşmayabilirler.

Sadece bir tek gerçek tehlike vardır. Eğer kişi, çok uzun süre yeterince çaba harcamadan veya ciddi bir şey yapmadan çalışmaya devam ederse, tek olmak yerine, ikiye bölünür ve böylece tüm özellik ve kişilikleri iki gruba ayrılır; bir grup çalışma için yararlıdır ve kişisel çabalara yardımcıdır, diğeri ise ya kayıtsızdır ya da düşmancadır. Bu, gerçek bir tehlikedir çünki bu biçimde böyle iki kısım oluşursa, birinin kayıtsızlığı diğerinin çalışmalarının sonucunu mahveder. Bu yüzden bu tehlikeye karşı çok hızlı ve güçlü bir biçimde mücadele etmek gereklidir, aksi halde bu durum ikili kristalizasyona yol açabilir.

“ Kristalizasyonla ne demek istiyorsunuz?”

Sözcüğü özel bir anlamda kullanıyoruz. Tıpkı tamponların kristalize olması gibi herhangi bir özellik kristalize olabilir. Bu terim teofizik terminolojiden gelir; bazen yararlı bir terimdir. Sanıyorum buradaki herkes yükselmiş bedenler, astral, mantal ve kozal beden gibi kavramlar hakkında bir şeyler duymuştur. Buradaki görüşe göre, insanın sadece bir tek fiziksel bedeni vardır ve gelişme daha yüksek bedenlerin gelişimiyle gerçekleşir. Bu yüzden 5 no’lu insan astral bedenin kristalizasyonunu karşılar. 6 no’lu insan mantal bedenin kristalizasyonuna ve 7 no’lu insan da kozal bedenin kristalizasyonuna karşılık gelir.

Fakat özelliklerin kristalizasyonundan bahsederken, kişinin çok iyi ve çok güzel özellikleri olabilir, ancak yine de bu özelliklerinin ardında, çalışmayı kendisi için güçleştiren, belki de böylesine parlak özellikleri olmayan biri için olacağından çok daha güç hale gelen yanlış kişiliğe ait çok küçük bir özelliği olabilir.

Yanlış kişilik çalışmaya ilgi gösterebilir, her şeyi kendi yorumuyla algılayıp, bazı olumsuz ve mekanik davranışlarına “ kendini hatırlama” ya da o türden bir ad yakıştırabilir. Ama bu özellik, yararlı bir iş başaramaz; bir şeyler başarabilen ve bazı sonuçlar elde edebilen kişiliklerin çalışmalarını bozmakla kalır yalnızca.

Yanlış kişiliğin ışığında sistem, oldukça farklı bir sisteme dönüşür; yanlış kişiliği güçlendiren ve sizler için düşünülmüş gerçek sistemin etkinliğini zayıflatan bir hale gelir. Yanlış kişilik, sistemi kendi açısından algıladığı anda, oraya buraya birtakım sözcük eklemeleri yapar. Bu görüşler bana aktarıldığında, asıllarından ne kadar çok çarpıtılmış olduklarını tahmin edemezsiniz. Bu formülden bir sözcük çıkarıldığında oldukça farklı bir görüş ortaya çıkar; ve yanlış kişilik tümüyle haklı çıkarılır ve canı ne isterse onu yapar, vs.

“ Çalışma kapasitemiz, yanlış kişiliği zayıflatabilme yeteneğimiz ölçüsünde artış gösterir mi?”

İnsanın kazanabileceği her şey, yalnızca yanlış kişiliğin feda edilmesi pahasına kazanılabilir. Daha sonra, yanlış kişilik artık mevcut olmadığında, insan diğer başka şeyler pahasına da pek çok şey kazanabilir; fakat uzunca bir süre, kişi yanlış kişilikten uzakta yaşamalıdır.

“ Uyanık olmanın esas engeli yanlış kişilik midir?”

Evet, her şeyden önce. Fakat onun yanında pek çok mekanik alışkanlık da vardır. Hatta bazen diğer merkezlerdeki mekanik alışkanlıklar da.

“ Eğer yanlış kişiliği atabilirseniz…”

Hiçbir şeyi atamazsınız; bu, kafanızı koparıp atmaya uğraşmanızla aynı şeydir. Fakat yanlış kişiliği daha az ısrarcı ve daha az sabit hale getirebilirsiniz. Eğer belli bir anda yanlış kişiliğin sahneye çıktığını hissederseniz ve onu susturmak için bir yol bulabilirseniz, işte başlangıç noktanız bu olmalıdır. Yanlış kişiliği silip atma sorunu asla buraya girmez; o konu oldukça farklı şeylerle ilişkilidir. Görünümleri ( tezahürleri) kontrol etmeyi öğrenmelisiniz. Fakat insanlar bir şeyler yapabileceklerini düşünürlerse aynı zamanda bu kontrolü kazanmak için çalışmayı reddederlerse her şey onlar için berbat bir hale gelebilir. İnsanlar yapmak zorunda oldukları şeyi bilene kadar yapmak zorunda oldukları şey için coşku duyabilirler. Onu bildiklerinde ise, çok olumsuzlaşıp ondan kaçmaya veya bir başka biçimde açıklamaya kalkışabilirler. Anlamak zorunda olduğunuz budur işte. Yanlış kişilik kendisini savunur. Çalışmaya şu anki durumunuzda, olduğunuz gibi başlayamayacağınızı da anlamalısınız. Öncelikle bir şeyi ya da bir başka şeyi değiştirmek zorundasınız. Fakat kendi gözlemlerinizin sonucunda sadece neyi değiştirmek zorunda olduğunuzu bulabilirsiniz ve bunlar değişik insanlar için değişik şeyler olacaktır. Bazen değiştirilmesi gereken şeyin ne olduğu çok belirgindir ve sonra savaş başlar, çünki yanlış kişilik kendisini savunur. Yanlış kişilikle mücadele etmek için onun sevmediği bir şey yapın, kısa sürede sevmediği şeyin ne olduğunu bulacaksınız. Devam ederseniz, gittikçe daha çok rahatsız olacak ve kendini gittikçe daha fazla ortaya çıkaracaktır. Böylece bu sevmediği şeyin ne olduğu sorusunun cevabı açıklık kazanacaktır. Ama yanlış kişiliği sınamak için hiçbir şey yapmazsanız, gelişip büyüyecektir. Kendi kendine zayıflayamaz. Zevkler değişebilir, vs. fakat o ( yanlış kişilik) gelişir. Mekanik yaşamda olan tek gelişme budur; başka hiçbir şey değil.

STATİK ÜÇLÜ  

Şimdi yanlış kişiliğin insanın diğer kısımlarıyla ilişkisi üzerinde duralım. Yaşamın her anındaki gelişme her insanda statik üçlü diye adlandırabileceğimiz bir kavram sayesinde ilerleme kaydeder. Bu üçlüye statik üçlü denir, çünki beden, ruh ve öz hep aynı yerde sabit dururlar ve etkisizleştirici ( nötralize edici) güç olarak hareket ederler, öte yandan diğer güçler çok yavaş bir şekilde değişirler. Bu yüzden tüm üçlü daima aşağı yukarı hep aynı yerde kalır. 
                                                                                                
 http://www.dunyaana.com/images/suur%202.jpg
 http://www.dunyaana.com/images/suur%203.jpg
 http://www.dunyaana.com/images/suur%204.jpg
 
İlk üçgen, sıradan yaşam içindeki insanın durumunu, ikincisi gelişmeye başladığı zamandaki durumunu göstermektedir. Birinci üçgendeki durumla, ikinci üçgendeki durum arasında uzun periyotlar vardır. İlk ikisi arasındaki ile üçüncü üçgen arasındaki periyot ( zamanın aralığı) çok daha uzundur. Aslında, pek çok orta aşamalar vardır ama bu üçü gelişme yolunun yanlış kişilikle ilişkisini göstermek açısından yeterlidir.

Bu durumlardan birinin sabit olduğunu hatırlamak gereklidir. Herhangi bir durum yaklaşık yarım saat sürebilir ve sonra bir diğer durum gelir, sonra yine bir farklı durum. Şemada sadece gelişmenin nasıl gittiğini göstermektedir. Şemaya sabit “ ben”in daha ötesinde devam etmek mümkündür. Çünki sabit “ ben”in pek çok biçimi vardır.

Üçlü, tepe noktasında beden, ruh ve özden oluşmuştur. İkinci noktada “ ben” vardır; burada insan olan birsürü “ ben” vardır, yani yanlış bir kişiliğin bir parçasını oluşturmayan tüm hisler, duygu ve heyecanlar buradadır.

Üçgenin üçüncü noktasını yanlış kişilik tutmuştur ( yani varlığın kendisini gördüğü hayali resim.).

Sıradan insanda yanlış kişilik kendisine “ ben” der, ama bir süre sonra eğer insan gelişme yeteneğine sahipse, içindeki manyetik merkez gelişmeye başlar. Kişi bunu “ özel ilgi alanları”, “ idealler”, “ fikirler” ya da benzeri isimlerle adlandırabilir. Fakat bu manyetik merkezi kendi içinde hissetmeye başladığı anda kendisinin ayrı bir parçasını keşfeder ve gelişmesi bu parçadan başlar. Bu gelişme, ancak yanlış kişiliğin feda edilmesiyle gerçekleşebilir. Çünki yanlış kişilik manyetik merkezle aynı anda ortaya çıkamaz.

İnsanda manyetik merkez oluşmuşsa, bir okulla karşılaşabilir. Çalışmaya başladığında, yanlış kişiliğe karşı çalışmaya da başlamalıdır. Bu, yanlış kişiliğin kaybolması anlamına gelmez; sadece onun her zaman var olmadığı anlamına gelir. Yanlış kişilik, başlangıçta neredeyse daima orada mevcuttur, ama manyetik merkez büyümeye başladığında görüntüden kaybolur, bazen yarım saat, hatta bazen bütün gün boyunca. Sonra yine geri döner ve bir hafta kalır! Bu yüzden tüm çalışmamız yanlış kişiliğe karşı yönetilmelidir.

Yanlış kişilik kısa bir süre için silindiğinde “ Ben” güçlenir ancak bu gerçekle “ ben” değil, pek çok “ ben”lerdir. Yanlış kişiliğin görüntüden kaybolma süresi ne kadar uzarsa, pek çok “ ben”in birleşiminden ortaya çıkan “ ben”in gücü de o kadar artar. Manyetik merkez Deputy Steward’a da dönüşür ve Depurty Steward, yanlış kişilik üzerinde kontrol kazandığında, gerçekten de tüm gereksiz şeyleri yanlış kişilik tarafına transfer eder ve “ ben”ler yanlış kişilik tarafında geçerler, ancak şimdi bunun hakkında fazlaca bir şey söyleyemeyiz. Tüm kendine ait lan şeylerle birlikte sabit “ ben” olacaktır. Ancak, sabit “ ben”e nelerin ait olduğunuzu bilmiyoruz. Sabit “ ben”in oldukça farklı işlevleri, alıştığımız herhangi bir şeyden oldukça farklı görüş açıları vardır.

Statik üçlü, yanlış kişiliğin değişik görünümleri ile ilgili olarak ya kişisel çalışmanın ya da yozlaşmanın aralıksız sürüp gittiğini gösterir. Ancak, beden, ruh ve öz hep aynı yerde kalmaktadır. Bir süre sonra onlar da etkileneceklerdir, fakat başlangıçtaki aşamalarına girmezler. Beden, aynı beden olarak kalacaktır; öz daha sonra değişecektir ama çalışmanın başına girmez. Bu sisteme göre öz ancak kişilikle karıştığı oranda çalışmanın başına girer. Özü ayrı olarak ele alamayız, daha önce de açıklandığı gibi ( sayfa 62) öz üzerinde, kişilikten bağımsız olarak çalışma aracımız yoktur.

“ Gerçek ‘ben’i geliştirmeye ve yanlış kişiliği soldurmaya başlayan şey nedir?”

Bu her şeyden önce bir zaman sorunudur. Sıradan yaşamdan yanlış kişiliğin her yirmi dört saatin yirmi üç saati oranında olduğunu düşünelim; sonra çalışma başladığında sadece yirmi iki saat orada olacaktır ve manyetik merkez, her zamankinden bir saat daha fazla kalıcı olacaktır. Sonra da zaman içinde yanlış kişilik tümüyle zayıflayacak ve daha önemsiz hale gelecektir. ( bu durum şemada, yanlış kişiliğin pasifleşti ve manyetik merkezi çevreleyen pek çok “ ben” in aktif hale geldiği ikinci aşamada gösterilmiştir.) yanlış kişiliği büyüklük açısından değil ama süre açısından azaltabilirsiniz.

“ Şu ana kadar yanlış kişiliğin çoğul ‘ben’lerin bir koleksiyonu olduğunu sanıyordum. Bu şema benim biraz kafamı karıştırdı.”

Bu pek çok “ ben”in arasında, başka bir kişiliğin başlangıcı olabilecek pek çok pasif ( edilgen) “ ben” vardır. Yanlış kişilik gelişemez, bu tümüyle yanlıştır. İşte bu yüzden “ tüm çalışma yanlış kişiliğe karşı yönlendirilmelidir” dedim. Eğer kişi bunu başaramamışsa yanlış kişilikle yeterince ilgilenmemiş, onu incelememiş, ona karşı çalışmamış demektir. Yanlış kişilik pek çok “ ben” den oluşmuştur ve bunların tümü hayalidir.

“ Pasif ‘ben’lerden neyi kastettiğinizi anlamadım.”

Diğer, yani aktif “ ben” tarafından kontrol edilen “ ben”ler. Örneğin, iyi niyetler tembellik tarafından kontrol edilirler. Tembellik aktif, iyi niyetler pasiftir. Kontroldeki “ ben” ya da “ ben”ler topluluğu aktiftirler. Kontrol edilen ya da yönlendirilen “ ben”ler pasiftir. Bunu oldukça kolay anlarsınız.

Bu şema, bir durumu, sonra biraz farklı bir durumu, ve yine farklı bir durumu simgeliyor. Bu diyagramın yardımıyla en temelden başlamak üzere, insanı üç değişik durumda görebilirsiniz. İlk başlangıç durumunda yanlış kişilik aktiftir ve “ ben” pasiftir. Beden, ruh ve öz daima nötr unsurlar olarak kalırlar. Pek çok aşamadan sonra sabit “ ben” aşamasına gelindiğinde, “ ben” aktif hale gelir, çoğul “ ben”ler pasifleşir ve yanlış kişilik görüntüden çıkar. Bu üç diyagram arasında daha pek çok diyagram çizilebilir, ayrıca üçüncü durumdan daha ileri başka birkaç olasılık daha vardır.

( Ouspensky’ye manyetik merkezle bağlantılı olmayan bir grup“ ben”in aktif olduğu ve yanlış kişiliğin de pasif olduğu bir yerin statik üçlüde var olup olamayacağı soruldu. Ouspensky, belli bir grup “ ben” ya da kişiliğin aktif hale geldiğini söylerken, bu ifadeyle, manyetik merkez etrafında kümelenen “ ben”leri kastettiğini söyledi.) Önce, manyetik merkezin kendisi, sonra da manyetik merkezin etrafında sıralanan “ ben”ler yanlış kişiliğe karşı bir savaş başlatırlar. Sonra, belli bir anda manyetik merkez aktif, yanlış kişilikse pasif bir hale gelir. Manyetik merkez, belli bir grup ilginin bileşimidir. Manyetik merkez sizi yönetmez, çünki yöneltme ilerleme demektir ve o zaman siz hep bir yerde kalırsınız. Fakat olaylar eydana geldiğinde manyetik merkezin yardımıyla, neyin ne olduğunu ayırt edebileceksiniz ya da belli bir şeyle ilgilenip ilgilenmediğinizi anlayabileceksiniz. Bir seçim yapabilirsiniz. Kişi bu çalışmaya katılmadan önce, manyetik merkez, çalışmayı belirli bir ilgi grubuna dönüştürdüğü belli bir noktaya ulaşmıştır. Kişi çalışmayla karşılaştığında manyetik merkez okul çalışmasıyla ilgilenir ve sonra manyetik merkez olarak görüntüden çıkar, çünki manyetik merkez zayıf bir şeydir. Bu diyagram, çalışmanın başlangıç aşamalarını tanımlamak amacıyla çizilmiştir, bu yüzden burada gösterilebilecek bileşimlerden ancak birkaç tanesini koydum. Örneğin, ilk üçgende beden, ruh ve öz (=), yanlış kişilik (+) ve “ ben”lerden (-) oluşan bir üçlü var. Şimdi bu “ ben”lerin de zaten belli bazı gruplardan biri manyetik merkez olur. Manyetik merkeze ilişik olmayabilen ama yine de düşmanca olmayan başka gruplar da vardır, bunlar varlıklarını sürdürür ve sonunda daha iyi bir şeye dönüşebilirler. Daima düşman ve daima zararlı olan “ ben”ler grubu, yanlış kişiliğin kendisidir.

( Statik üçlünün bir biçiminden diğerine değişiminin varlığın değişimine mi bağlı olduğu soruldu.)

Evet, bu ifade her ne kadar genellikle daha büyük, daha ciddi değişimler için kullanılsa da, her küçük değişim bir varlık değişimidir. Varlığın değişiminden bahsederken, örneğin 1,2 ve 3 no’lu insandan 4 no’lu insana değişimi kastediyoruz.

Bu varlık değişimi, bu büyük hamle, elbette pek çok küçük hamleden oluşur. Statik üçlü sizi simgeler. Sizin herhangi bir andaki varlık aşamanızı gösterir. Unsurlardan biri, beden ve öz hep aynıdır, ama diğer iki unsurun ilişkisi değişme gösterir. Beden ve öz normalse, tarafsız kalırlar, diğer iki unsurdan birinin ya da diğerinin tarafını tutmazlar. Ama beden ve özde bir sorun ya da hata varsa, yanlış kişiliğin tarafına geçerler.

DEĞER VERME

Bir şüphe hali yaşarsanız, belli bir değeri olan diğer “ ben”lerinizi denemeyi ve sahneye davet etmeyi unutmayın. Şüphecileri fethetmenin tek yolu budur. Gelişmek için bir değer biçme kapasitesine sahip olmanız şarttır. Kendinizin değişik yönlerini düşünmek ve işe yarayan ve yaramayan taraflarınızı bulmaya çalışmak tel pratik yaklaşımdır. Bazı insanların gerçek değerleri, bazılarının yanlış değerleri vardır, kimisinin ise hiçbir değeri yoktur. Tıpkı değişik “ ben”lerde olduğu gibi; bazıları gerçek şeylere değer verir, bazıları yanlış şeylere bir değer biçer, kimisi ise hiçbir şeye değer vermez.

İnsan; yaşamını, sistemleri, sistemlerin öğretilerini çalışarak tüketebilir, ama asla gerçek bir şeylere ulaşamayabilir. Sıradan bilgilerin dörtte üçü ya da onda dokuzu gerçekte var olan şeyler değildirler; sadece hayalimizde mevcutturlar.

Tek gerçek, uykuda olduğumuzun anlaşılmasıdır. Uyanma yolları bulmak gereklidir ama öncelikle uykuda olduğumuzu kabul etmelisiniz. Uyku ve uyanıklığı karşılaştırın. Bu çalışmanın tüm görüşleri, uyku fikri ile uyanma olasılığı üzerinde odaklanan görüşlerdir. Tüm diğer fikirler –yaşam görüşleri- akılcı ve yeterince ayrıntılı görüşler olabilirler, ancak bunlar uyuyan insanların, diğer uyuyan insanlar için ürettiği fikirlerden başka bir şey değildirler. Uyku, pek çok şey sonucu ortaya çıkar; kişilik bölünmeleri, değişik “ ben”ler, aykırılıklar ( zıtlıklar), özdeşleşmeler vb. gibi. Fakat tüm bunların temelinde, herhangi bir teori olmaksızın katıksız bir uyku görüşünün anlaşılması yatar. 

Share

Bu site özeldir ve ticari amaç taşımaz.

Copyright © Dünya Ana