P.D. OUSPENSKY “ŞUUR” Gerçeğin Araştırılması - Bölüm 5 - ÇALIŞMA KARARI ÜZERİNE NOTLAR

Share

http://www.dunyaana.com/images/man113.jpgKendinizi değiştirmek fikriyle, örneğin şuurlu hale gelmek ve daha yüksek merkezlerle ilişkiyi geliştirme gibi kesin amaçlarla, kendiniz üzerinde çalışmaya başlamaya karar vermeden önce çok ciddi düşünün. Bu çalışma hiçbir uzlaşmayı kabul etmez ve çok büyük bir miktarda öz disiplini ve tüm kurallara ve özellikle de direkt talimatlara uymayı gerektirir.

Çok ciddi düşünün: İtaat etmeye gerçekten hazır ve istekli misiniz? Bunun zorunluluğunu iyice anladınız mı? Geri dönüş yoktur. Eğer önce kabul eder, sonra geri dönerseniz, o ana kadar kazandığınız her şeyi kaybedersiniz. Bu, gerçek bir kaybediş olacaktır; çünki kazandığınız her şeyi sizde bir yanlışlığa dönüşecektir. Buna karşı ise hiçbir çare yoktur.

Kurallara ve direkt talimatlara uyma zorunluluğunun anlaşılması, mekanikliğinizin ve çaresizliğinizin idrak edilmesi esasına dayanmalıdır. Bu idrak ediş yeterince güçlü değilse; bekleyip, kendinizi, sistem üzerinde çalışma, gruplar içinde çalışma, vs. gibi sıradan işlerle meşgul etmeniz daha hayırlı olur. Bu işi ciddiyetle yapar ve tüm kuralları hatırlarsanız, bu sizi, durumunuzu ve gereksinimlerinizi idrak etme aşamasına getirecektir. Ama çok da gecikmemelisiniz. Gerçek çalışmaya gelmek istiyorsanız acele etmelisiniz. Bugün var olan fırsatın yarın yine yolunuza çıkamayabileceğini anlamalısınız. Tereddüt ederek ve uzun süre bekleyerek tüm şanslarınızı yitirebilirsiniz.

Çalışmayı ve çalışmada karşınıza çıkan her şeyi kabullenmeye karar verirseniz hızlı düşünmeyi öğrenmek zorundasınız. Size bir görev verildiğinde hemen kabul ettiğinizi söylemelisiniz. Tereddüt eder ya da cevap vermek için zaman isterseniz görev önerisi geri çekilecek ve bir daha yinelenmeyecektir. Size, sizden istenen şeyi gerçekten yapmadan önce belli bir zaman verilebilir, ancak öncelikle görevi hemen kabul etmelisiniz. Her şey hakkında fazlaca konuşmak, alaycı, şüpheci veya negatif bir davranış, korku veya güven eksikliği gibi şeyler, tüm bunlar görevi hemen o anda uygulanması imkansız hale getirirler. Size önerilen görev konusunda bir duraksama geçirdiğinizi hissederseniz, kendi mekanikliğinizi, kendi olumsuzluğunuzu, kendi benlikçiliğinizi düşünün; ama çabuk düşünün. Zayıf yönlerinize karşı, kendi kendinize hiçbir şey başaramazsınız. Size önerilen görevlerin amacı size yardımcı olmaktır. Tereddüt eder ya da onları reddederseniz yardımı da geri çevirmiş olursunuz. Bunu zihninizde yeterince açıklığa kavuşturmalısınız.

Çaresizliğinizi ve derin uykunuzu idrak etme halinizin sürekliliği şarttır. Kendi kendinize devamlı olarak hiçliğinizi, anlamsızlığınızı ve her türden zayıflıklarınızı hatırlatarak bu idrak halini güçlendirebilirsiniz. Kesinlikle, gurur duyacak hiçbir şeyiniz yok. Yargınızı üzerinde temellendireceğiniz hiçbir şeye sahip değilsiniz. Eğer kendinize karşı yeterince samimi iseniz kendi başınıza hareket etmeye kalkıştığınızda, yaptığınız tüm gafları ve tüm hataları görebilirsiniz. Doğru düşünemezsiniz, doğru hissedemezsiniz. Sürekli yardıma ihtiyaç duyarsınız. Bu yardımı da elde edebilirsiniz; ama öncelikle  - en azından, tartışmayarak-  bunun bedelini ödemelisiniz.

Değişmek istiyorsanız, çok büyük bir iş başarmak zorundasınız. Daha ilk basamaklarda tereddüt eder ve tartışırsanız, ya da yardım gereğini idrak edemezseniz, şüpheci ve negatif olursanız, herhangi bir şey elde etmeyi nasıl umut edebilirsiniz ki?

Ciddi çalışmak istiyorsanız, kendinizde pek çok şey keşfetmelisiniz. Önyargınızı, sabit fikirlerinizi, kişisel özdeşleşmelerinizi ve garezlerinizi kendinizle birlikte taşıyamazsınız.

Ama, aynı zamanda kişiselliğin her zaman hatalı olmadığını da anlamaya çalışın. Kişisellik, çalışmaya yardımcı bile olabilir fakat özdeşleşme ile mücadele ve mekanikliğinizin ve zayıflığınızın idraki sayesinde netleştirilmemişse son derece tehlikeli de olabilir.

Maksatlı ıstırabın ve şuurlu bir çabanın şart olduğunu anlamaya çalışın. Sizi sadece bu iki şey değiştirebilir ve hedefinize ulaştırabilir.

Maksatlı ıstırap, kendi kendinize ceza olarak verdiğiniz gerekli bir acı demek değildir. Acı çekmeye karşı geliştirilen bir yaklaşımdır. Acı, görevinizle ilişkili heyecan, düşünce ve eylemlerinizin bir sonucu olarak ortaya çıkabilir; sizin kendi hatalarınızın bir sonucu olarak, ya da başkalarının eylem, yaklaşım ve hislerinin bir sonucu olarak kendi kendine ortaya çıkabilir. Acı; kendisine isyan etmezseniz, ondan kaçınmaya çalışmazsanız, kimseyi suçlamaz ve onu şu anki görevinizin zorunlu bir kısmı olarak, hedefinize ulaşmanın bir aracı olarak kabul ederseniz ölçülü ( ihtiyatlı) bir biçimde gelir.

Şuurlu çaba ise, anlama temeline dayalı bir çabadır; her şeyden önce gereğinin anlaşılması ve onu zorunlu hale getiren nedenlerin anlaşılması esasına dayalı bir çaba. Şuurlu çabanın ana nedeni; mekanikliğinizin, benlikçiliğinizin ve şu anki varlığınızı inşa eden kendini hatırlamadaki yetersizliğinizin duvarlarını yıkma gereksinimidir.

Size verilen görevleri duraksamadan kabul etmenin, ölçülü bir acı ve şuurlu bir çabanın zorunlu olduğunu daha iyi anlayabilmek için, sizi bu çalışmaya çeken fikirlerinizi, mekanikliğinizi, hiçbir şey bilmediğinizi ilk kez idrak ettiğiniz zamanki fikirlerinizi düşünün. Başlangıçta bunu idrak ettiğiniz ve yardım istemeye geldiniz, ama şimdi sizse söyleneni yapıp yapmama konusunda kuşkularınız var. Ve bu işten paçayı sıyırmak için, kendi yargılarınızın ve kendi anlayışınızın ayakları üzerinde durmanın yollarını arıyorsunuz. Bir zamanlar kendi yargı ve anlayışlarınızın yanlış ve zayıf olduklarını açıkça kavramıştınız, oysa şimdi yine onları korumaya uğraşıyorsunuz; onlardan vazgeçmek istemiyorsunuz. Pekala onları saklayabilirsiniz ama, onlarla birlikte içinizde yanlış ve zayıf olan her şeyi de canlı tutmaya devam edeceğinizi anlamak zorundasınız. Yarım önlemler yoktur. Karar vermelisiniz. Çalışmak istiyor musunuz, istemiyor musunuz?

KENDİ ÜZERİMİZDE ÇALIŞMAYLA İLGİLİ NOTLAR

Çalışmak durumunda olduğunuz tüm hatları hatırlamaya, sürekli olarak aklınızda tutmaya çalışın. Zihin, şuurluluk, heyecanlar ve irade üzerinde çalışmalısınız. Çalışmanın her çizgisinin özel bir dikkat, özel yöntemler ve özel bir anlayış gerektirdiğini anlamaya çalışın. Bir süre sonra çalışmanın tüm dört çizgisi de birbirine yardımcı olmaya başlayacaklar ve daha sonra hepsi bir tek çizgide birleşeceklerdir, fakat başlangıçta bu dört çizgi ayrı ayrı çalışılmalıdır.

Çalışmayı zihninizde anlamaya gayret edin. Bu çalışmayı yapabilmek için; sistemin insana ve evrene, özellikle de psikoloji, heyecanların incelenmesi, çoğul “ ben”ler, insanın bölümleri, yanlış kişilik, sürekli “ ben”, ezoterizm, okullar ve okul çalışmasının yöntemlerine ilişkin tüm fikirlerini gözden geçirin. Zihninizi bu fikirler üzerinde yoğunlaştırın, ya da en azından onlara mümkün olduğunca sık başvurun. Zihniniz asla başıboş bırakılmamalıdır. Mümkün olan her anda sistemin şu ya da bu fikrini, şu ya da bu çehresini yansıtmalısınız.

Çalışmanın yöntem ve ilkelerini kendi kişisel yaşamınıza uygulamanın zorunluluğunu ve her şeyden önce kişisel sorularınız ve bunların çalışmayla olası bağlantıları hakkında doğru düşünmenin zorunluluğunu anlamaya çalışın. Bu olmadan, bütünlüğe asla ulaşamazsınız. Bir parçanızın yanlış düşünmesine izin, verip, diğerinin doğru düşüneceğini umut edemezsiniz.

Okul çalışmasının ilke, kural ve yöntemlerini anlamak, zihin çalışmasının en önemli kısımlarından biridir. Zihin, doğru ile yanlış arasındaki seçimi yaparken duraksamamak ( tereddüt etmemek) üzere eğitilmelidir; benimle, ( Ouspensky kendini kastediyor) çalışmadaki ve dışarıdaki diğer insanlarla ilişkili her şeyi mükemmel bir doğrulukla anlamayı başarmak üzere eğitilmelidir.

Kişinin, kendisi üzerinde ciddi bir biçimde çalışmaya ilk başladığında, zihnin özgürlüğünden vazgeçtiğini iyi anlaması şarttır. Bu, elbette ki göz aldatıcı bir özgürlüktür ( bir illüzyondur) fakat kişi kendisini çalışmanın kanunlarına tabi tuttuğunda, dışarıdaki birine göre çok daha fazla kanunun denetimi altına girmiş olur.

Çalışmadaki sessizliğin, samimiyetin ve gerçeğin anlamlarını kavramaya çalışın.

İnsan, çalışmanın selameti açısından konuşmamak gerektiği zamanlarda sessiz kalamıyorsa, bu çalışmadan hiçbir şey elde etmeyi asla bekleyemez. İnsanlar genellikle çok konuşurlar, kendi hazları için, gururları yüzünden, sığlıkları yüzünden, güzel ya da acı veren deneyimlerini yeniden yaşamak arzusu yüzünden konuşurlar; konuşurlar çünki konuşmayla özdeşleşme eğilimlerine karşı koyamazlar; konuşurlar, çünki şu ya da bu özel biçimde veya şu ya da bu özel konuda konuşmamaları gerektiğini idrak edemezler. Konuşmanın özel cazibesi, onlar için, çoğunlukla konuşmamaları gerektiğini biliyor olmaları gerçeğinde yatmaktadır.

Çalışmanın dışındaki insanlarla konuşmayı kastetmiyorum. Bu konu, zaten kişinin kendisi üzerinde ciddi bir biçimde çalışması için herhangi bir olasılığın ortaya çıkmasından çok daha önce halledilmiş olmalıdır.

Söylemek istediğim şu ki; benim tarafımdan istenmedikçe, çalışma içindeki arkadaşlarınızla konuşurken bile sınırlı olmak zorundasınız. Her şey hakkında ve bazı özel konular hakkında samimiyetten ne anladığınız hususunda, çalışma arkadaşlarınızla karşılıklı bir anlaşmaya varabilirsiniz; ama bu ancak benim tasdik etmem ve aranızda neler konuşulduğunu tam tamına bilmem koşuluyla gerçekleşebilir.

Daha da ötesi, kişi korkuyorsa veya benim tarafımdan öyle yapması söylenmese bile gerçeği bana anlatmakta isteksiz davranırsa yine çalışmadan bir şey elde etmeyi bekleyemez. Bu çalışmada kalabilmeyi isteyen hiçbir kişinin gruptaki bir diğer kişiden, benden gizli tutulan bir sırrı saklamasını talep edemeyeceğni ve hiç kimsenin de herhangi bir şeyi sır olarak saklama sözü veremeyeceğini iyice anlamalısınız. Bu çok önemli bir noktadır.

Kişi kendisi hakkında herhangi bir şeyi ve bir diğer kişi hakkında öğrenebileceği herhangi bir şeyi bana söylemeye daima hazır olmalıdır. Bunu kendisine öyle yapması gerektiği hatırlatılmadan ve çalışmanın ana temeli olan tam bir anlayışla yapmalıdır.

Kuralların bir kısmını kabul edip, diğer bir bölümünü reddederek ya da unutarak devam edemeyeceğinizi anlamalısınız. Çalışmada disiplinin önemini anlamalısınız.

Istıraplarınızdan fedakarlık edin sözlerinin anlamını, doğru zamanları, doğru yöntemleri ve böyle bir fedakarlığın amacını ve olası sonuçlarını kavramalısınız.

“ Ben” derken dikkatli olmak gerektiğini anlamalısınız. Sadece çalışma hakkında veya çalışmanın görüşleri ya da kural ve ilkeleri hakkında ya da tüm kural ve ilkelerle bağlantılı olarak konuştuğunuzdan emin olduğunuz zamanlarda, kendinizden bahsederken “ ben” diyebilirsiniz. Tüm diğer durumlarda hangi parçanızın konuştuğunu veya düşündüğünü anlamaya çalışmalısınız ve o parçanızı ona göre adlandırmalısınız. Bu görüş fazla da abartılmamalıdır. Hiçbir zarar vermeksizin şöyle diyebilirsiniz: “Ben sigara almaya gidiyorum.” Ama şöyle diyemezsiniz: “Ben bu adamı sevmiyorum.” Hangi bölümünüzün, onu sevmediğini ve neden sevmediğini bulmalı ve bu sevgisizliği kendinizin tüm bölümlerine atfetmemelisiniz ( yakıştırmamalısınız).

Kendi üzerinizde çalışmak için kendinizi gözlemlemenin şart olduğunu açıkça anlamalısınız. İşlevlerle şuurluluk arasındaki farkı kavramalısınız. İşlevler hakkında düşünerek, entelektüel, heyecansal, hareketle ve içgüdülerle ilgili işlevleri; entelektüel ve içgüdü merkezlerindeki olumlu ve olumsuz kısımları; tüm merkezlerdeki heyecansal ve entellektüel kısımları daima ayırt edebilmelisiniz. Dikkat konusunda çalışmalısınız ve dikkat çalışmasıyla merkezlerin bölümleri arasında nasıl ayrım yapabileceğinizi anlamalısınız.

Şuurluluk konusundaki çalışmaya ilişkin olarak, uyku ve uyanıklık hali hakkında ne bildiğinizi, uyanıklık durumunun değişik aşamalarını ve daha yüksek merkezlerin daha yüksek şuurluluk aşamalarıyla ilişkisini hatırlamalısınız. Hedefinizin, kendinizde daha yüksek şuurluluk aşamaları yaratmak olduğunu ve daha yüksek merkezlerle bağlantı kurmak olduğunu hatırlamalısınız. Daha yüksek merkezlerin günlük dilde tanımlanamayan, pek çok bilinmeyen işlevi olduğunu anlamalısınız. Bu merkezlerin çok daha büyük bir güçleri vardır ve doğa kanunlarına çok daha derinden nüfuz ederler. Sırada zihnimizle çözemediğimiz pek çok soru daha yüksek merkezler için çözülebilir hale gelebilirler. Ve her zaman sabit “ ben” fikrine dönüp ondan ne kadar uzaklaştığınızı ve ona ulaşmak için ne kadar çok çaba ve fedakarlık göstermek gerektiğini idrak etmelisiniz.

Şuurluluk konusunda çalışırken, her şeyden önce, bu çalışmanın tamamıyla pratik olduğunu anlamalısınız. Teorik çalışmanın yararı olmayacaktır. İkincisi, şuurluluk üzerinde çalışma ancak sürekli ya da mümkün mertebe sürekliye yakın olduğu zaman sonuçlar verebilir. Ara sıra ve birden bire vaki olan ( spazmotik), rastlantısal ve kesintiye uğratılan çalışma sonuç veremez. Bu yüzden şuurluluk çalışmanızı nasıl devamlı kılacağınızı bulmaya çalışın. Başlangıçta zihniniz size yol göstermelidir, size sürekli olarak kendinizi hatırlamanın gerekliliğini hatırlatmalı ve hatırlamadığınız anları yakalamanıza yardımcı olmalıdır.

Zihninizin sizi bu çalışmaya ancak hazırlayabileceğini ve size ancak belli bir mesafeye kadar rehberlik edebileceğini idrak etmelisiniz. Şuurluluk çalışmasında daha da ileriye gidebilmeniz sadece irade ve heyecanların yardımıyla gerçekleşir.

Aynı zamanda şuurluluğun, şuurlu kalma periyotlarının uzunluğu ve bu periyotların ortaya çıkma zamanlarının sıklığı ile ölçülebileceğini de hatırlayın.

İnsanın kendini şuurlu kılma gayretleri ilk başlarda hemen hemen umutsuzdur. Fakat kısa sürede sonuç vermeye başlayacaklardır. Sizin tarafınızdan herhangi bir zorlama olmadan da şuurluluk halinin kendiliğinden ortaya çıktığına tanık olduğunuz zaman bu sonuçları fark edeceksiniz. Aslında, bu evvelki çabalarınızın sonuçlarıdır.

Düşünceleri durdurma pratiği kendinizi hatırlamanıza çok yardımcı olur. Hayal kurma ile, kendinizle ya da başkalarıyla konuşma ile mücadele işin en başından şarttır. Ama insan ıstıraplarından fedakarlık ederek, kendini hatırlamak için hala çok daha güçlü bir yardım alacaktır. Şuurluluk çalışmasını gerçek ve ciddi hale getiren ancak budur. Bundan önceki her şey sadece buna hazırlıktır.

Heyecanlar üzerindeki çalışma da tıpkı şuurluluk üzerindeki çalışma gibi baştan itibaren pratik olmalıdır. Bu çalışma, negatif heyecanların ifade edilmesine karşı verilen mücadele ile başlar. Belli bir kontrol kazanıldığında ve kendi yaşamınızda ve genelde yaşamda ortaya çıkan negatif heyecanların tüm şeytani yönlerini iyice anladığınızda, özdeşleşme, hayal kurma ( imajinasyon) ve sizi aldatan özel yalan türleri üzerinde kişisel bir çalışma yapmak için bir plan hazırlamalısınız.

Bu çalışmada kendinizi incitmekten çekinmemelisiniz. Ancak kendinizi yaralayarak istediğinizde ulaşabileceğinizi anlayın. Kuralları inceleyerek bunu yapabilirsiniz. Örneğin, kendiniz veya diğer insanlar hakkında söylemek istemediğiniz bir şeyi söyleyerek, ama sizden böyle yapmanız istendiğinde bunu yapabilirsiniz. Hem de bu şekilde konuşmaya kendinizi hazırlayarak, yani oldukça gizli veya kılık değiştirmiş olduklarını düşündüğünüz, en zor ve mahrem konularda bile, kendinizi gerçeği söylerken hayal ederek, içinizde çok heyecansal bir ruh hali yaratabilirsiniz.
Aynı zamanda hedefinize ulaşmadan önce yaşam deneyiminize katılacak daha pek çok ıstırap türü olduğunu idrak edin. Acı çekmenin, daha yüksek seviyeli hisse hem de daha yüksek seviyeli bir düşünce ve anlayışa dönüştürülebilen, bizdeki en aktif prensip olduğunu anlamaya gayret edin.

Sizi incitse bile, heyecanlarınızı düşünmekten ve onlardaki çelişkileri bulmaktan korkmayın. Sadece aynı konuya ilişkin değişik heyecanlarınızı karşılaştırarak kendi tamponlarınızı bulabilirsiniz ve sonucunda da yeterince çok çalışır ve kendinizi kırmaktan çekinmezseniz bu tamponları parçalayabilirsiniz.

Unutmayın ki; bu eylem size, tüm aykırı heyecanların içinde eşzamanlı olarak ortaya çıkan vicdanın uyanması yolunu açacaktır ve yine unutmayın ki, uyanmış bir vicdan sizi, şuurluluğun daha yüksek aşamalarına geçirecek olan gerekli bir adımdır.

Özdeşleşme ve hayal kurmayı –onları yok etmeden- negatif heyecanlardan uzaklaştırma pratikleri yapın. Oldukça beklenmedik ve çok ilginç sonuçlar elde edebilirsiniz.

Heyecanları, mantal yaklaşımlara dönüştürerek zihne transfer etmeyi öğrenirseniz, özdeşleşme ve hayal kurma olmaksızın heyecansal merkezde barınamadıkları için mantal yaklaşımlar olarak oldukça yararlı hale gelirler ve hem kendinizi, hem de diğer insanları gözlemlemenize ve genel anlayışınızı güçlendirmenize yardımcı olurlar.

Sistemle bağlantıda olduğunuz tüm zamanlar boyunca hissettiğiniz tüm heyecanlarınızı, sistemin kendisine, bana, kendinize ve çalışmadaki diğer kişilere ilişkin tüm heyecanlarınızı bir bir gözden geçirin.

Sistemle bağlantıda olduğunuz tüm zamanlar boyunca hissettiğiniz tüm heyecanlarınızı, sistemin kendisine, bana, kendinize ve çalışmadaki diğer kişilere ilişkin tüm heyecanlarınızı bir bir gözden geçirin.

Kendinize karşı dürüst olmaya çalışın. Çalışmadaki varlığınızla, nasıl daima kara geçmek için uğraştığınızı, örneğin çalışmadaki diğer kişilere ilişkin tüm heyecanlarınızı bir bir gözden geçirin.

Kendinize karşı dürüst olmaya çalışın. Çalışmadaki varlığınızla, nasıl daima kara geçmek için uğraştığınızı, örneğin çalışmadaki insanlar arasında kuruluveren özel yakınlığı kullanarak, ortak psikolojik çalışmalardan ve pek çok tamponun yok oluşundan yararlanarak, sıradan mekanik ve heyecansal yolu izleyerek arkadaş kazanmak, aşk ilişkileri yaşamak vs. için daima nasıl uğraşıp durduğunuzu görmeye çalışın. Çalışmayla ilişkinizden ne yarar sağladığınızı görün. Çoğunlukla ne denli bencil ve hesapçı olduğunuzu, varlığınızla çalışmaya ne kattığınızı ve çalışmadan ne kazandığınızı görün. Yaklaşımlarınızda ne denli ince eleyip sık dokuduğunuzu. Ne çok şey talep ettiğinizi ve ne çok gücendiğinizi, hele insanlar size yardımcı olmaya çalıştıklarında ne çok kırıldığınızı görün. Çalışmaya biçtiğiniz değerin ne kadar düşük olduğunu ve bundan dolayı ne çok şey kaçırdığınızı görmeye çalışın. Şimdi pek çoğunu yitirdiğiniz, size yardımcı olabilecek insanlar hakkındaki negatif heyecanlarınızı, ifade etmekle ne kadar aptalca davrandığınızı kavramaya çalışın. Kendinizi olduğunuz gibi görmeye çalışın. Ve yanlış umutlarla, mucize beklentileriyle ya da yarın farklı davranma kararlarıyla kendinizi rahatlamaya, dinlendirmeye bakmayın sakın.

Genel yaşamı düşünün, dünyada başka hiçbir şey olma şansına sahip olmayan, kör ve uykudaki insan yığınlarını düşünün. Kendinizi düşünün, ne kadar çok fırsata sahip olduğunuzu, ne kadar çok fırsatı kaçırdığınızı ve her gün de kaçırmaya devam ettiğinizi düşünün.
Ölümü düşünün… Ne kadar zamanınız kaldığını bilmiyorsunuz. Değişmezseniz, her şeyin, tüm budalaca tamponların, tüm aptalca hataların, tüm zaman ve fırsat kayıplarının ( bu kez sahip olduğunuz fırsatın dışındaki her şey, çünki fırsatlar asla aynı formlarda gelmezler) yineleneceğini hatırlayın.

Şansınızı bir dahaki sefere yeniden aramak zorunda kalabilirsiniz. Ve bunu yapmak için, pek çok şeyi hatırlamak zorunda kalacaksınız, peki şimdi hiçbir şey hatırlamıyorsanız sonra nasıl hatırlayacaksınız?

İrade konusundaki çalışmayı anlamaya gayret edin. Bu işe zihin ve şuurluluk üzerindeki çalışmalarla başlarsınız; heyecanlar üzerindeki çalışma iradeyi daha da güçlendirir ve sizi daha ileri seviyeli çabalar için hazırlar. Fakat irade üzerindeki gerçek çalışma benlikçiliği anlama ve onun görünümlerini eylemlerimizde bulma çabası ile başlar. İşte bu noktada, kendinize karşı çok büyük ölçüde dürüst olma ve kendi benlikçilik tezahürleriniz hakkında benimle konuşmaya hazır olma zorunluluğunuz karşınıza çıkacaktır. Sizin tarafınızdan ve sizin için yapılan ve aynı zamanda çalışmanızı etkileyen her kararın, benlikçilik görünümü olduğunu anlamaya çalışın.

İrade ve benlikçilik arasındaki farkı anlayabilmek için, mekanik ve şuurlu arasındaki ayrımı yapabilmeyi öğrenmek gerekir. Benlikçilik daima mekaniktir, irade ise daima şuurludur. Sıradan bir durumda bile mekanik ve şuurlu arasında çok büyük bir fark olduğunu anlamalısınız. Yaşamdaki fark ise, önemli ile önemsiz arasındaki farkla ilişkilidir, fakat yaşamdaki önemli önemsiz farkı değişik insanlar için ve koşulların değişikliğine göre farklılıklar gösterir. Okulda ki insanlar içinse “ önemli” daima çalışmayla bağlantılıdır.

Kendinizin okul çalışması ile bağlantıda olduğunuzu düşünüyor ya da okul çalışmasının içinde olmayı arzu ediyor ama yaşamınıza ilişkin meselelerde duraksıyor ve hangi yolu seçeceğinizi bilemiyorsanız, soruna daima bu görüş açısından bakarak sizin için neyin daha önemli olduğunu bulabilirsiniz.

“ Önemli” daima ya bir biçimde ya da pek çok biçimde çalışmayla ilişkilidir ve çalışmanın ilke ve metotlarına ters düşemez. Mekanik kararlar ve mekanik eylemler ise çalışma yöntemlerine daima aykırıdırlar. Ve sizin çalışmanıza ve çalışma içindeki durumunuza zarar verirler.

Neyin daha önemli olduğuna ve hangi yolu seçeceğinize karar veremiyorsanız, bana sormalısınız.

Eğer cidden çalışmanın içindeyseniz ve içinde olmak istiyorsanız, önce benim fikrimi sormadan yaşamınızı etkileyecek herhangi bir karar vermemelisiniz. Ciddi durumlarda kendi kararlarınız, benlikçiliğinize dayalı olmaya mahkumdurlar.

Ama kararınızı zaten vermişseniz ve o doğrultuda eylemlere başladıysanız, benim görüşümü ya da kararımı soramazsınız, çünki bu eylemde benlikçilik var demektir ve bana sormak için artık çok geçtir. Kararınız çoktan verilip bitmiş olduğundan, benim görüşüm ve kararımın ne olduğu biçimindeki sorular aslında sizin kendi kendinize karşı dürüst olamayışınızın görünümleri ve sahte, yapmacık tavırlarla beni aldatma çabalarıdır sadece.

Mekanik eylemlerin ve mekanik kararların, daima çalışma dışındaki ( sonucun çalışmanız açısından yararlı olacağına kendinizi inandırsanız bile) tahlillerinize zevk, elverişlilik ya da rahatlık hakkındaki görüşlerinize dayandıklarını ya da negatif heyecanlar veya hayal kurmadan kaynaklandıklarını idrak etmeye çalışın.

Çalışmanın içindeyseniz ve içinde olmayı arzu ediyorsanız en mekanik olan görünümün bana yalan söylemek veya gerçeği benden gizlemek olduğunu anlamaya çalışın.

Saf gerçeklere ulaşmak isteği benimle çalışmaya yeni başlayanlarla ilgili bir şey değildir. Saf gerçekler gerekli ve zorunlu hale gelmeden önce, zihin ve şuurluluk üzerinde uzun bir ön hazırlık çalışması yapmaları zorunludur. Fakat bu kişiler kişisel yardımın gereğini idrak ettiklerinde, ben de onları hazır bulduğumda ve bu yardımı sağlayabildiğimde, saf gerçek prensibi artık zorunlu hale gelir. Ve bu ilke, hem beş yıldır çalışmanın içinde bulunan herkes için ve hem de daha az bir süredir çalışmaya katılmış, ama amaçlarını zaten formüle etmiş diğer bazı kişiler içinde zorunludur tabii ki.

Esas görevinizin benlikçilik üzerinde çalışmak olması gerektiğini hatırlayın. İnsan, benlikçiliğinden, kuralları kabullenerek kurtulmaya başlar, ama kişi bu konuda samimi olmak zorundadır. Daha sonra, kişi, tüm ciddi meselelerde benlikçiliğinden vazgeçmeli ve bir başka kişinin iradesini ( ki bu durumda benim irademi) kabul etmelidir. Sadece bu dediğimi yaparak ve böyle yapmanın şart olduğunu iyice anlayarak, kişi kendi iradesini yavaş yavaş yeniden kazanacaktır. gerçekten de bu bencillikten vazgeçme eylemi, yapılacak ilk eylem olmalıdır ve gerçek iradenin ilk tezahürüdür.

Kişinin kendisi üzerindeki çalışmasının dört çizgisi şu şekilde gösterilebilir: entelektüel çalışma-hazırlık; şuurluluk üzerinde çalışma-amaç; heyecanlar üzerinde çalışma araçlar, enerji; irade üzerinde çalışma – kontrol ve ayrıca enerji.

OKUL NEDİR?

Soru: Okul nedir?

Ouspensnky: Okul, hazırlanmış belli sayıda insana, daha yüksek zihin seviyelerinden gelen bilginin aktarıldığı bir organizasyondur.

Okulun en temel unsuru, yüksek zihinden gelen bilgi kavramıdır. Bu demektir ki, okullarda bilgilenmiş insanların katılımı olmaksızın, okullar keyfi olarak kurulamazlar. Bir diğer önemli faktör ise, okulun etkisiyle yapılan seçimdir; yani öğrencilerin seçimi. Okula sadece belli bir hazırlığı olan ve belli bir anlama düzeyine sahip olanlar kabul edilirler. Okul herkese açık olamaz, hatta çoğunluğa bile. Okul daima öğretmenin merkez noktasında durduğu kapalı bir çemberdir.

Öğrencilerinin hazırlama ve varlık düzeyine bağlı olarak, pek çok değişik düzeyde okul bulanabilir. Okulun düzeyi ne kadar yüksekse, öğrencilerden o kadar çok şey talep edilir

Soru: Okullar neden gereklidir?

O: Okulların neden gerekli olduğu konusunda konuşmaya başlamadan önce, okulların kimler için gerekli olduğunu idrak etmeliyiz, çünki okullar insanların büyük çoğunluğu için de gerekli değillerdir. Okullar, sıradan zihnin toparlayabildiği bilginin yetersizliğini zaten idrak eden ve kendi kendilerine, kendi güçleriyle, ne varlıklarını çerçeveleyen sorunları çözebilmeyi, ne de doğru yolu bulabilmeyi başaramayan insanlar için gereklidirler. Sadece bu tür insanların okul çalışmasıyla ilişkili zorlukların üstesinden gelebilme kapasiteleri vardır ve okul sadece onlar için gereklidir.

Okulların niçin gerekli olduğunu anlamak için şunu idrak etmeliyiz ki, yüksek zihinli varlıklardan gelen bilgi; sadece sınırlı bir sayıdaki insana kendiliğinden geçirilebilir ve yine sınırlı bu bilgi, okulun öğretmeni tarafından iyice bilinmesi gereken belirli koşulların tüm bir serisini mutlaka gözlemlemek yoluyla aktarılabilir. Bu koşullar var olmazsa, bilginin doğru olarak aktarılması söz konusu olamaz.

Bu koşulların varlığı ve onlarsız başarmanın imkansızlığı organizasyonun neden zorunlu olduğunu açıklar. Bilginin geçici hem de alıcı, hem de verici açısından epey efor gerektirmektedir. Organizasyon bu çabaları kolaylaştırır ve mümkün kılar. Bu koşullar, kendi kendilerine ortaya çıkmazlar. Bir okul, sadece, çok daha önceden başarısı sınanmış ve bilinen belli, kesin bir plana göre organize edilebilir. Okullarda keyfi ve o anda uydurulan ( impovize) hiçbir unsur olamaz. Fakat değişik yolları gösteren, değişik tiplerde okullar bulunabilirler. Değişik yollardan daha sonra bahsedeceğiz.

Soru: Bu koşulların nelerden oluştuğu açıklanabilir mi?

O: Bu koşullar, insan doğasının belirli bir özelliği ile ilişkilidir, şöyle ki; insanın, genel gelişimi içinde, eşzamanlı ve paralellik içinde gelişmesi gereken iki parçası vardır: bilgi ve varlık. İnsanlar, bilginin ne olduğunu bilirler veya bildiklerini sanırlar ve belli bir dereceye kadar da bilginin göreceliğini ( rölativite) anlarlar. Fakat, varlığın ne olduğunu bilmezler ve varlığın göreceliğini ve bilginin varlığa bağlı olduğu gerçeğini anlamazlar. Aynı zamanda, varlığın gelişimine uymayan bir bilgi ya da bilginin gelişimiyle uyumlu gitmeyen bir varlık gelişimi yanlış sonuçlar doğurur. Okullar, işte böyle tek yanlı gelişimlerden ve bunlarla bağlantılı olan istenmeyen sonuçlardan kaçınmak için gereklidir. Okul öğretiminin koşulları öyledir ki; daha ilk adımlardan itibaren, çalışma, kendiliğinden iki çizgi boyunca, bilgi ve varlık çizgileri boyunca ilerleme kaydeder. Okuldaki ilk günlerinden itibaren kişi, mekaniklik üzerinde çalışmaya ve kendindeki mekanikliğe, istek dışı eylemlere, gereksiz konuşmalara, hayal kurmaya, gündüz düşlerine ve uykuya karşı mücadele etmeye başlar. Ona, bilgisinin, varlığına bağımlı olduğunu açıklar. Kişi, bilgi çizgisi boyunca bir adım atarken, varlık çizgisi boyunca da bir adım atmak zorundadır. Okul çalışmasının ilkeleri, kendisinden talep edilen her şey, hatırlamak zorunda olduğu kurallar, tüm bunlar, kişinin kendi varlığı üzerinde çalışmasına ve onu değiştirmek için uğraş vermesine yardımcı olurlar.

Soru: Bilgi neden gereklidir?

O: Kendi seviyesini ve durumunu idrak eden insanın amacı, varlığında bir değişimi gerçekleştirmektir. Bunu gerçekleştirmek öylesine zordur ki, aslında, kişiye yardımcı olmak için bilgi olmasa, bu değişim imkansız olurdu.

Soru: Varlıktaki bir değişim, yani belli bir varlık seviyesine yükselmek bilgiyi açığa çıkarır mı?

O: Hayır. Bilgi ve varlık insan doğasının gelişen ve büyüyen iki yanını açıklar, fakat bunların gelişimleri için değişik çabalar (eforlara) gereksinim vardır.

Soru: Anlama neye bağlıdır, bilgiye mi varlığa mı?

O: Ne bilgi, ne de varlık, tek başlarına gerçek anlamayı sağlayamazlar. Bunun nedeni, anlamanın bilgi ve varlığın sonucu olmasındandır. Anlamadaki bir gelişme, ancak bilgi ve varlığın kendiliğinden gelişimiyle mümkün olabilir. Eğer biri diğerinden daha fazla gelişirse, anlama doğru yönde gelişemez.

Soru: Bilgi ve varlığın gelişiminden ne kastediliyor?

O: Bilgi gelişimi, özelden genele, ayrıntıdan bütüne, illüzyondan gerçeğe doğru bir geçiş anlamı taşır. Sıradan bilgi ya da bilgi diye adlandırılan şey her ne ise, bütünün bilgisi olmadan, daima ayrıntıların bilgisidir; ağacın bilgisi olmadan yaprakların ya da yapraklardaki damar ve testere dişlerin bilgisidir. Sıradan bilgimizin de, bizi gerçek bilgiye yaklaştırdığı zamanlar vardır. Örneğin, sıradan işaretler sistemine göre, herhangi bir rakam, sadece kuvvetli değil, bu kuvvetin sıfırdan sonsuza kadar olan bir kuvvetler dizisi içindeki yerini de belirtir. Tüm gerçek bilgi işte bu doğadadır.

Gerçek bilgi, yüksek zihinden gelir, yani insanlar için mümkün olabilen en dolu gelişim düzeyine ulaşmış kişilerin zihinlerinden. Bu bilgiye objektif ( nesnel) bilgi denir, çünki bu, sübjektif ( öznel) bilgi diye adlandırılan sıradan insanın bilgisinden farklı bir bilgidir. Objektif bilgi daima okul bilgisidir, yani okulda kazanılan bilgisidir. Kişi bu bilgiye, kendi aklıyla ya da kitaplardan okuyarak ulaşamaz.

Objektif bilginin ilk görüşlerinden biri, gerçek dünya bilgisinin; ancak görecelik ( rölativite) ve dizi ( skala) prensiplerinden yararlanmayı başarabilmek ve sonra da evrenin temel kanunlarını, “ üç” ve “ yedi” kanununu bilmek koşuluyla mümkün olabileceği fikridir. Objektif bilgi çalışmasına doğru yaklaşım, nesnel bir dil çalışması ile başlar. Bir sonraki adım, insanın evrendeki yerini anlama ve insan makinesi üzerinde çalışma ile işe başlayan kişinin, kendi üzerindeki çalışmasıdır. Kendimize ait bilgi, hem amaç hem de araçtır.

Okul eğitimi almamış kişinin, yani öznel düşünme biçimi olan kişinin yaşamı, illüzyonlarla ve her şeyden önce, kendi kendisiyle çepeçevre kuşatılmıştır. Yaşamın her alanında irade ve seçme şansı olduğunu; yapabileceğini, bireyselliği olduğunu, yani sabit ve değişmeyen bir şeye, bir “ ben”e ya da, yine aynı şekilde, sabit ve değişmeyen bir egoya sahip olduğunu sanır; kendisini şuurlu bir varlık olarak düşünür ve akıl ve mantığın talimatlarını izleyerek, yeryüzündeki yaşamını düzenleyebileceğini farz eder; içinde yaşadığı ve eylem yaptığı şuurluluk aşamasını, aslında uyku olmasına rağmen, açık ( net) şuurluluk olarak adlandırır. Uykusunda yaşar, kitaplar yazar, teoriler icat eder, savaşlar yapar, diğer uyuyan insanları öldürür ve bir gün uyanabileceğinden bir an bile kuşku duymadan kendisi uykudayken ölür.

Gelişme ya da büyüme olasılığını idrak etmez. Kendi kendisine, sahip olmadığı şeyleri yakıştırır. Ama kazanabileceği şeylerin ne kadar çok olduğunu asla bilemez.

Eğer bir bilim adamıysa, yaşam süresince, sıradan entelektüel gelişme sınırlarının ötesinde olabileceğini kabul etmez. Tersine, insanın evrim olasılığını bir türün evrimi olarak tanır ve böyle bir evrimi tümüyle mekanik olarak, yani hiç kimsenin iradesine bağımlı olmadığı biçimde düşünür ve algılar.

Eğer dindar biriyse, gelecek yaşama ve dua yoluyla ilişki kurabileceği daha yüksek güçlerin ona kendi iyiliği için yol gösterdiğine inanır.

Eğer teozofi ile tanışık biriyse, karma kanununa ve reenkarnasyona; bir astral bedeni, bir mantal bedeni ve bir de kozal bedeni olduğuna ve kaçınılmaz bir tekamül süreci sonucunda, bu dünyada olmasa bile, bir başka gezegende en yüksek seviyelere ulaşacağına inanır.

Eğer bilimsel, dini ve teozofik görüşlerin yetersizliklerini ve aldatıcı ( göz boyayan) doğalarını algılamış ve insandaki içsel değişimin zorunluluğunu idrak etmiş biri olsa bile, bu değişimin ne denli zor olduğunu kavrayamaz. Bir yönteme ve insan makinesinin tam ayrıntılı bir bilgisine sahip olunmadıkça gerçekleştirilmesi mümkün olmayan uzun ve sistematik çabaların gerekliliğini idrak edemez. Gelebilecek olanın gelmesi gerekir diye düşünür.

Ama gerçekte hiçbir şey kendiliğinden gelmez. İnsan önce kendisini illüzyonlarından kurtarmalı ve daha sonra bir başka varlık seviyesine ulaşmak üzere çalışmalıdır. Bu çalışma, uzun ve sistematik çabalara ve bilgiye gereksinim duyan bir çalışmadır.

Soru: Sizin bahsettiğiniz okul ile “ Teozofi Derneği”ndeki ( Teosophical Society) “ ezoterik okul” arasındaki fark nedir? Her ikisinin de ardındaki görüş bana aynı imiş gibi geliyor sanki.

O: Benim sözünü ettiğim okul ile “ ezoterik okul” arasındaki farkın esas prensibi; “ ezoterik okulun”, daha doğrusunu söylemek gerekirse, tüm teozofinin süper bir yapısı ya da daha üst seviyeli bir öyküsü olduğu gerçeğinden kaynaklanır. “ Ezoterik okul” a girmek için kişi geri kalan her şeyi kabul etmek zorundadır. Ve teozofik sistemde denenmemiş, mantıksız, aykırı ve imkansız olan pek çok şey vardır.

Soru: “ Üstatlar”la daha yüksek zihin seviyesine sahip varlıklar arasındaki fark nedir?

O: Teozofideki “ Üstatlar” Blavatsky ile başlayan kesin bir efsane ile bağlantılıdırlar. “ Üstatlar”ı kabul ederken, tüm efsaneyi de kabul etmek zorundasınız. Aynı zamanda bu efsanede kabul edilemeyen ve imkansız olan pek çok şey de vardır. Yüksek zihinli insanların herhangi bir türden efsane ile ilişkileri yoktur. Bizim bildiğimiz kadarıyla insan, kendi türünün olası en yüksek ifadesi ve tamamlanmış bir varlık türünün olası en yüksek ifadesi ve tamamlanmış bir varlık olarak görülmez, ancak kendi olası dönüşüm (transformasyon) sürecinin belli ve kesin bir aşamasında olan bir varlık olarak algılanır. Bu dönüşümün tek bir yaşam süresi içinde gerçekleşmesinin mümkün olduğu düşünülür, yani bir safhada dünyaya gelen bir kişinin tek bir yaşam süresi boyunca bir başka safhaya geçebileceği farz edilir. Bir kelebek örneğini ele alırsak, o zaman insan aşağı yukarı bir tırtıla benzetilebilir ve insanların çok büyük bir çoğunluğu “ tırtıllar” olarak ölürler. Fakat tüm bu tırtıllar sürüsünün içinden dönüşüm yapabilen varlıkların küçücük bir yüzdesi, hiç aralıksız olarak doğmaya devam etmektedir. Bu tekamül eden varlıklar, bizim yüksek zihinli insanlar dediğimiz varlıklardır. Bizler bunların izlerini tarihteki etkinliklerden ve özellikle de sanat ve dinlerdeki etkinliklerinden tanıyoruz. Onlar sıradan insanlarınkinden çok daha kusursuz ( mükemmel) bir zihne sahip olurken, yine diğer insanlarınkinden çok daha derin bilgiye sahip olurlar. Benim sözünü ettiğim okulların, içinde bulundukları durumdan kaçmanın zorunluluğunu hisseden ya da idrak eden sıradan insanları, yüksek zihinli insanların görüşlerine yakınlaştırmak gibi bir amaçları vardır. Çünki sırf bu görüşlerin kendileri bile onların dönüşümüne, yani yeni bir varlık aşamasına geçişlerine yardımcı olabilecek güçtedirler.

Soru: Buda ve İsa gibi varlıkların “ okul” bilgisine sahip olduklarını düşünüyor musunuz?

O: İsa ve Buda ile ilgili sorunuza cevap veremem; çünki öncelikle, onlarla ilgili efsanelerin kabul ettiğimiz ve kabul etmediğimiz yönlerinin neler olduğuna karar vermeliyiz. Ama İsa gerçekten de var olduysa, o zaman, hiç kuşkusuz öğrencilerine okul bilimini öğretmiştir. İnciller okul sistemi ve okul bilgisine ilişkin kaynaklarla doludur.

Soru: “ Ezoterik okul”daki inisiyasyon fikri, seçime ve sizden daha iyi bilen ve görüşleri sizinkilere de benzer gözüken insanları ( bir grup hazırlanmış insanı) takdir edebilme esası üzerine kuruludur değil mi?

O: Bir başkasına bağlı olan inisiyasyon fikrinin sitemde kesinlikle yeri yoktur. Sadece kendi kendine inisiyasyon, yani içsel gelişme mevcuttur. Bir başkasından sadece bilgi alınabilir ve bilgi bir başka biçimde alınamaz. Hazırlık ise oldukça farklı bir şeyi ifade eder. Birinci anlamıyla hazırlık, sadece entelektüeldir ve heyecansal hazırlık, insana yeni görüşleri anlama ve onlara değer biçme olanağı tanıyan bir şeydir. Hazırlığın gerekliliği, sistemin görüşlerinin hiç ayrım yapmadan herkese iletilemeyeceğini göstermek için vurgulanmıştır. Hazırlığın özelliklerinin ve öneminin daha doyurucu bir açıklamasını daha sonra yapacağım.

Soru:  Bir okula ait olduklarını ve özel bir bilgiye sahip olduklarını iddia eden pek çok insan var. Bu kişilerin hepsi de sizin söylediğiniz şeyleri söylüyorlar. Doğru kişiye rastladığımızı kanıtlayacak kıstası nerede bulacağız? Bu tür insanların bazı örnekleri bilgilerini doğrulamaktan çok, inkar ediyor gibi görünüyor.

O: Tabii ki; gerçek okulların yanında pek çok yanlış okullar da var. Esas tehlike, çok küçük miktarda bir bilgiye sahip olan ama diğer yandan teozofik, antropozofik, martinist ve benzeri tür fantezilere çok büyük miktarlarda sahip olan okullardan gelmektedir. Bir okulla ilk kez tanışıldığında, ayrım yapabilmenin tam ve net bir ölçütünü ( kriterini) bulmak ve göstermek son derece güçtür, çünki böyle bir ölçüt hazırlığın derinliğine ve niteliğine bağlıdır. Kişisel olarak düşündüğümde bence, bu okulun doğruluğunun ilk kanıtı; daha önce herhangi bir yerde duyduğum her şeyin çok daha ilerisinde olan ve psikolojiyi eksiksiz ve uygulanabilir ( pratik) bir bilim haline getiren bir okul olması kuşkuya yer tanımayan tam ve eksiksiz bir psikoloji bilgisine sahip olmasıydı. Bu bir gerçekti ve bence yadsınamaz bir gerçekti ve benim bu gerçeği yargılamak için özel bir hazırlık çalışmam oldu.

Okullar çok değişik düzeylerde olabilirler:

1- Dördüncü yolun hazırlık okulları iki gruba ayrılabilirler. Birinci gruba öğretmenin kendi varlığını öğrencilerinin varlıklarının üstünde gördüğü ve üstünlük sayesinde öğrencisine, sıradan insanın sahip olduğunun çok ötesinde güçler kullanmak suretiyle yapacağı bir yardımı vaat ettiği okullar dahildir. İkinci kategoride ise, öğretmenin sadece kendi bilgisinin üstünlüğünü öğrettiği okullar vardır.

2- Birinci gruptaki okullar, yani öğretmenin, kendi varlığının üstünlüğünü ve sıradan insanın sahip olmadığı güçlerini kabul ettiği okullar, ölçülemeyecek derecede zordurlar ve bu okullarda kalabilmek ancak, çalışmanın ilkelerini sürekli olarak hatırlayarak, öğretmene tam anlamıyla teslim olarak ve kurallara harfi harfine uyarak mümkün olmaktadır. İlkeleri hatırlamaktan, öğretmene teslimiyetten ve kurallara uymaktan küçücük bir sapma dahi, bu tür bir okulda çalışmayı sürdürmeyi imkansız hale getirecektir.

3- İkinci guruptaki okullarda, öğretmen öğrencilerinin hatalarını tek tek bağışlayabilir, bu hatalar, tek tek öğrencilerin görevlerinde gecikmeye neden olsa bile, okulun genel çalışma temposuna zarar vermedikçe kabul edilebilirler.

4- Çalışmanın güçlüklerini hafifletirken, talepleri azaltmak veya öğretmen adına ayrıcalıklar yaratmak, öğrenci için hiç de bir ayrıcalık ya da avantaj sayılamaz; tersine bu sadece öğrencilerin çalışmalarında başarısızlığa ve çalışma içindeki yerlerini kaybetmelerine yol açar.

5- Tek ayrıcalık, talepleri yükseltmek ya da artırmaktır.

6- Kişinin çalışma içindeki yeri, hazırlık, kıdem, çabalar, kapasiteler, öğretmene duyulan güven ve çalışma hedeflerini anlama yetisi tarafından belirlenir.

7- Öğrenci, yüksek zihinden gelen görüşlerin anlamını ve okul çalışmasının amaçlarını iyice kavramadan da çalışmaya başlayabilir. Fakat belli bir süre sonra, kendisinden doğru bir değer biçme ve anlayış talep edilecektir ve bu değer biçme ve anlayışa sahip olamadıkça çalışmaya devam edemeyecektir.

8- Öğretmene karşı duyulan bir güvensizlik görüntüsü ve bu güvensizliğin özellikle de öğretmenin bilgi, metot ve kişisel görüşlerine karşı ifade edilmesi okul çalışmasına devamı olanaksız kılacaktır.

9- Öğrenci, öğretmenin kendi kişisel görüşlerine ters düşen fikirlerinin, şu an kendisinin sahip olabileceği gözlem ve muhakeme ( akıl yürütme) metotlarından çok daha iyi ve yeterli olan yöntemlere dayalı fikirler olduğunu hatırlamalıdır. Bu nedenle, bu yöntemler, öğrenci için, bir tartışma ya da karşı çıkma konusu olmaktan çok, bir araştırma ve çalışma konusu olmalıdırlar.

10- Öğrenci, bu çalışmanın amaçlarından birinin kendi görüş açılarında bir değişiklik yaratmak olduğunu unutmamalıdır. Çünki öğrencinin –uyuyan insanın görüşleri olan eski görüşleri doğru olamazlar. Öğretmenin görevi, öğrencisine uyum içinde olan ve aynı zamanda uyanmasına katkıda bulunacak görüş açılarının da var olabileceğini göstermektir.

11- Öğrenci, öğretmeye ya da görüşlerini açıklamaya değil, öğrenmeye geldiğini unutmamalıdır.

12- Öğretmeninkilere ters düşen görüşler öğrencinin öğretmenden alabileceği her şeyi zaten aldığının ve artık okulu terk edip kendi başına çalışma zamanının geldiğinin bir göstergesi olabilir. Görüş farklılığı, aynı zamanda, öğrencinin çalışmanın temel prensiplerinden bazılarını unuttuğunu veya çok daha kötüsü, kendi prensiplerinden bazılarını, öğretmenden işitmediği birtakım ilkeleri, çalışmanın temel ilkelerine eklediğini de gösterebilir. Bu ise, daha ileri aşamalara ait tüm çalışmaları yararsız bir hale getirir.

13- Okul dışında bir çalışma, öğretmenle bağlantılı ya da bağlantısız olarak yürütülebilir.

14- Öğretmenle bağlantılı öğretmene değil, öğrenciye bağlıdır ve eğer öğrenci öğretmenden duyduğu her şeyi, yaşamının herhangi bir anında hatırlarsa, herhangi bir sapma eğilimi göstermeden tümünü hatırlar ve her şeyin ötesinde, bu hatırladıklarına kendinden bir şeyler katmazsa bu bağlantı kurulmuş olur.

15- Öğretmen öğrencilerin çalışmalarının sorumluluğunu taşır ve onlara sadece kendisiyle ilişkili güçlüklerinde yardımcı olabilir. Öğrenci birinci gruptaki okulların ilkelerini izleyip, birinci grup okulların ilkelerine itaat ederlerse; yani kendilerine daha önceden söylenen şeyleri asla unutmazlar ve öğretmenle tartışmazlarsa, öğretmen kendilerine yardımcı olabilir.

16- Bu bazen okul çalışmasını taklit etme olarak adlandırılır.

17- Bir tek ve aynı okulda değişik öğrenciler bulunabilir, yani birinci grup okullarının öğrencileri ile ikinci grup okulların öğrencileri birarada bulunabilirler. Öğrenciler arasındaki bu farklılık, yalnızca öğretmene karşı sergiledikleri yaklaşımlarına bakmak suretiyle tayin edilir.

Share

Bu site özeldir ve ticari amaç taşımaz.

Copyright © Dünya Ana