Tezahür ( tecelliyat) sihir veya efsun değildir; o, enerjiyi bir realite seviyesinden bir diğer realite seviyesine (düzeyine) aktarmak üzere, doğayı yöneten ilkeler ve kanunlar ile işbirliği yapma sürecedir.
Örnekler:
Bir yazarın bir fikri vardır. Bu fikir, onda zihinsel bir enerji halinde bulunmaktadır. O bu fikri bir piyes ya da bir roman şeklinde yazıya döker. Şimdi o enerji artık fizik form içinde, basılı bir kitap haline gelmiştir.
Bir mucit yeni bir makine tasavvur eder ( tasarlar). Uygun malzeme ile çalışarak bu fikrine fiziksel bir form verir.
Bir sanatçı bir doğa manzarasından esinlenir; onda sübjektif bir duygu, bir reaksiyon hali hasıl oluşur. Bu, duygusal enerjidir. Bir tablo veya herhangi bir sanatsal yapıt meydana getirdiğinde, o fikrine ve duygusuna fiziksel düzeyde bir şekil vermiş olur.
Bir konuşmacı, zihinsel bir kavrama sahiptir. Halka hitap ederken bu kavramla ( örneğin serbest seçimler diyelim) ilgili olarak halkı heyecana getirebilir, coşturabilir. Böylece, zihinsel enerjiyi duygusal enerji haline dönüştürebilir.
Bir kömür parçası soğuktur. Fakat o yanabilir; onda potansiyel ısı vardır (ondaki ısı potansiyel haldedir). Tutuşturulduğunda bu ısı serbest hale geçer. Böylece de fiziksel enerji radyan enerjiye dönüşmüş olur.
Bu örnekler bize tezahür ( tecelli) konusunda önemli şeyler anlatıyor. Önce tezahür veya tecelli olayı varlığın şekil, hal ve durumundaki değişmedir; o, bir şeyin yoktan var edilmesi değildir ( yani hiç yoktan bir şey var etmek değildir). Sözlükteki tarifi şöyledir: Görünür hale getirmek, göz ve zihin için belirgin hale getirmek ( belirginleştirmek). Bundan çıkan mana şudur ki; tezahür veya tecelli eden şey zaten mevcut idi, fakat belirgin, yani gözle görülebilir değildi. Başka bir oluş hali içinde idi. Tezahür olayının gerçekleşmesi için, tezahür etmesini istediğimiz şeyin, gözle görülmez halde iken de, veya yakın çevremizden ayrı yerde bulunurken de, aslında zaten mevcut bulunduğunu kabul ve teslim etmemiz isteniyor. Şu halde yapacağımız şey onun bizim çevremize dahil olabilmesini sağlayacak bir yolu açmak veya süreci başlatmak olacaktır.
Bu süreç inanç gerektirebilir ki bu birçokları için soyut ve gizemli görünen ürkütücü bir kelimedir. Fakat Yeni Ahit’te inancın şöyle bir tarifi var: “ İman, ümit edilen şeylerin esası, özüdür; görünmez olan şeylerin delilidir.” Bir diğer ifade ile şöyle deniliyor: “ İnanç, ümitlerimizi gerçekleştirecek unsuru bize verir ve görmediğimiz realitelerden( gerçeklerden) emin olmamızı sağlar.” Böylece tezahür süreçleri adeta katoloğa bakarak, posta ile bir şey ısmarlanmaya benzer. Biz o şeyi görmemişizdir, fakat onun var olduğunu bilmekteyiz.
Bir kimseden, mevcut bir şeyi kendine çekmesini ( cezbetmesini) istemek, ondan sihirbaz olmasını veya hiç yoktan bir şeyler var etmesini istemekten bambaşka bir şeydir. Tezahür olayını böyle doğaüstü veya sihirbazca bir şey zannetmek, birçok insanın bu kanunu etkili bir biçimde kullanabilmesini engelleyen bir sebeptir. Tezahür olayı sihir veya büyü değildir; o, bir şeyin değişmesine veya bir oluş halinden başka oluş haline geçmesine araç olan doğal bir prensip veya süreçtir.
İkinci olarak, tezahür olgusu sadece mali konulara ilişkin olmaktan çok daha fazla bir şeydir, ama her nedense ondan bahsedildiğinde bu çoğunlukla mali konularla ilgili oluyor. Bu fikrin insanın şuurunda müphem, belirsiz bir halden, berraklık kazanarak açık seçik bir anlayış haline dönüşmek üzere hareket edişi tezahür sürecidir. İnsan elle tutulabilir ve gözle görülebilir objeleri olduğu kadar, fikirleri, ruh ve sağlık hallerini de tezahür ettirebilir.
Üçüncüsü, biz çoğu zaman tezahür olayını “ var olan şeyleri aşağı indirmek” ( kendi dünyevi şuur kadememizde fark edilebilir hale getirmek) şeklinde düşünüyoruz; yani soyut niteliklere bir şekil ve maddi hüviyet vermek, görünmez olan ruhsal şeyleri görünür ve somut hale getirme süreci tarzında anlıyoruz. Fakat tezahür süreci fiziksel olanı yükseltme, süptilleştirme ve spiritüelleştirme vasıtası olarak da aynı kolaylıkla iş görebilir. Bu genellikle ( maneviyata) İNTİKAL kelimesi ile ifade edilmektedir, fakat o bir başka tezahür şeklidir. Sözlüklerdeki tarifler bu tezahürün ( veya tecellinin) spiritüel yönünü kapsamakta yetersiz kalmaktadır. Tezahür bir enerjinin bir seviyeden bir diğerine aktarılması sürecidir. Enerji skalası üzerindeki bu aktarımda “ aşağı” ya da “ yukarı” tarzında bir ayrım söz konusu değildir. Kömürden ısı ve ışık tezahür etmesi, enerjinin aşağı seviyeden daha üst seviyeye aktarılmasına bir örnektir. Bu süreç içinde kömür görünmez hale gelir, fakat önceden potansiyel halde bulunan ve fark edilmeyen ısı serbest hale geçer ve zihnin veya duyuların açıkça fark edebildiği bir hal alır. Aynı şekilde yine, insan fiziksel ve duygusal tecrübelerini bir hikmet ( bilgelik) ve spiritüel anlayış haline dönüştürebilir. Bu da yine enerjinin daha aşağı bir seviyeden daha yüksek olan anlayış ve takdir kademesine yükseltilmesi olayıdır. Bunların tümüne tecelliyat diyebiliriz.
Bu örneğimiz de bize dördüncü noktayı, yani tezahürün, bir potansiyelin serbest hale geçirilmesi süreci olduğunu gösteriyor. Bu da, zaten var olanı tezahür ettirdiğimizi söylemenin bir başka yoludur. Isı kömürün içinde potansiyel olarak mevcuttur. Tanrısallık (uluhiyet) insanlığın içinde potansiyel halde vardır. Tezahür ya da tecelli olayı ise potansiyelin gerçeğini, güncelliğin, erişilebilirliğin ve aktivitenin gerçeğine aktarma yoludur.
Örneğimizin gösterdiği beşinci nokta öyle pek üst düzeyde ezoterik ( batıni) veya spiritüel ve de sadece az sayıdaki kişilerin yapabildikleri karmaşık bir süreç değildir. O, bizim her birimizin düşünceleri, duyguları ve eylemleri, yani tüm yaşamımız yoluyla her zaman yaptığımız bir şeydir. Bunu yapışımızın önemli bir şekli de lisan ( söz) yoluyla olandır. Lisan, tezahür olayının bir aracı ve bir örneğidir. Bu, zihinsel, duygusal ve aynı zamanda ruhsal enerjilerin kağıt üstüne kaydedilen harfler aracılığı ile şekillendirilmesidir. Söz bir yaratıcı araç, bizzat bir tezahür enerjisidir; bunun içindirki spiritüel üstadlar bize daima sözümüze, ne söylediğimize, nasıl söylediğimize dikkat etmemizi öğütlemişlerdir. Biz konuşmakta iken mutlaka bir şeyler tezahür ettiririz. Bir şeyleri belli etmiş oluruz ve sözlerimiz aynı zamanda bizim algıladığımız dünyanın doğasını, niteliğini ve kendimize neleri çekmekte olduğumuzu da saptar.
Söz gücümüzü koruyabilmemiz ve onun kudretini daha çok büyütebilmemiz için lisanımızı temiz, açık seçik ve olumlu ( pozitif) ve aynı zamanda kutsal tutmamız ve bu gücü ekonomik şekilde kullanmamız yolunda o kadar sık yapılan tavsiyelerin sebebi budur. Çok sık duyduğumuz bir şeydir; bir kimse hakkında “ çok az konuşur ama konuştuğu zaman herkes onu dinler” denir. Diğer bazı kimselerde bunun zıtdına şahit oluruz; onların sözlerinin aşırı bolluğu ve söyledikleri şeyi ucuzlatır, sulandırır ve güçten düşürür ve onların söylediklerini iç sıkıcı, enerji yitirici bir hale getirir. Bu da mantıksız ve olumsuz konuşmaktan kaçınmanın gerekliliğini ortaya koyar. Eğer biz belli bir enerji düzeyindeki tezahür ettirici güçlerimizi zaafa uğratırsak veya onu negatif yöne çevirirsek, o zaman onların daha başka düzeylerdeki etkinliklerini de zayıflatmış, güçten düşürmüş veya olumsuz yöne çevirmiş oluruz. Konuşma savurganlığı, tezahür sahasında yoksulluğa yol açabilir. Tanrısallık ve tezahür süreçleri konusunu anlamada lisanın bu önemi, spiritüel öğretilerde yeterince vurgulanmıştır. “ BAŞLANGIÇTA KELAM VARDI VE KELAM TANRI İLE İDİ. VE KELAM O İDİ.”
Tanrı aracılığı ile, söz ( kelam) gücü aracılığı ile, İlahi Kelam aracılığı ile, düşünce, ifade, eylem lisanı ile ve lisan’ı hal ile tezahür meydana getirebilmekteyiz ( “ belli” edebilmekteyiz).
Bizler her zaman için, belli etme, tezahür ettirebilme gücüne sahip varlıklarız. Bunu bilmek ve anlamak bize gerek kendi hayatlarımızda gerek dünyamızın hayatında olmasını istediklerimizi oluşturmada, meydana getirmede yani tezahür ettirmede yardım edecektir.
Aslında tezahür olayının anahtarı ve özü, Yaradan’ın Bütünlüğü içinde O’nun tek Realite, tek Gerçek olduğunun farkına varmak ve bu gerçeği böylece tanımaktır. Bu bütünlük sebebi ile kainatta her şey direkt veya dolaylı olarak birbiri ile ilişkilidir. Ve bütünü içindeki ilişkiler arasında enerji akımlarını ( enerji alışverişlerini) engelleyecek hiç bir şey, ne zaman, ne mekan, ne koşullar şeklinde hiçbir set, hiçbir engel yoktur. Gönlümde nasıl düşünüyorsam öyleyim. Ben nasıl isem, çevremi de bütüne ilişkin olarak, öylece kendime çeker, varlığımı öyle tezahür ettiririm ( dile getiririm). Var olan sadece Tanrı’dır, yalnız O vardır. O’nda eksiklik, O’nda ihtiyaç, O’nda yoksunluk yoktur. Gerçek O’dur. Şuur bunu ne kadar iyi idrak eder ve anlarsa ve ne kadar bu realite içinde yaşarsa, tezahür kanunlarını hayatın her seviyesi ve her şartı içinde o kadar başarı ile kullanabilir. İstediğini oluşturabilme yeteneği onda o kadar güçlü biçimde tezahür eder. O’nunla bir olduğumda her şeyle bir olurum ve bu birlik aracılığı ile en üstün tezahürleri gerçekleştirebilirim.
Tezahürü ( tecelliyatı), bütünün şuur alanı içinde ve Bütünlük Huzuru’na Yaradan’a uyumlanmak suretiyle sağlanan enerji değişimi ve geçişine ilişkin doğa kanunlarının işleyişi diyerek tarif edeceğiz. Bu pasif bir hal değildir, hayat bireyin bütün ihtiyaçlarını karşılayacaktır şeklindeki keyifli, tasasız ve kendini beğenmiş bir bekleyiş hali değildir. Bu bir sihirbazlık işlemi de değildir. Bu bir dinamik şuurluluk halidir. Beşeri kademelerde TECELLİ veya TEZAHÜR olayı, gündelik hayatımızı( geçimimizi) kazanmak için gerekli çalışmaların yerine geçirilemez; o sadece çalışmanın ( işin) ve tüm uğraşların aslında CANLILIK demek olduğunun bir ifadesidir, ki burada “ çalışma” gerçekten “ eylem halindeki sevgi” olarak görülür.
