Kutupların son kez hareket ettiği ve bizim bilincimizin derecesinin azaldığı milattan önce 10.500 yılında Drunvalo bizim öteden beri yapa geldiğimiz doğru nefes alabilme yetimizi yitirdiğimizi söylüyor. O sırada, son derece tuhaf olan şu anki nefes alma şeklimize geçiş yaptık. Neredeyse, evrenin hiçbir yerinde, hiçbir kimse bu şekilde nefes almamaktadır.
Genelde nefes aldığımızda iki şeyi içimize çekeriz. Birincisi hava, diğeriyse pranadır. Prana yaşam gücü enerjisidir ve var olabilmemiz için havadan çok daha fazla önemlidir. Prana sadece havada değil, her yerdedir. Bulunmadığı hiçbir yer yoktur. Bir laboratuar tüpünün yada bir vakumun içinde bile bulunur.
Prana kendisi olmadan var olamayacak olan ruha bir enerji alanı olarak bağlıdır. Eğer nefesinizi tutarsanız ölmeden birkaç dakika hayatta kalabilirsiniz. Eğer susuz kalırsanız ölmeden önce havasızlığa kıyasla biraz daha fazla zamanınız vardır. Aç kalırsanız bu süre biraz daha uzayacaktır. Ancak prananın ruhla ilişkisini keserseniz o anda ölürsünüz. Bu nedenle pranayı solumak yaşayabilmek için yapılan en gerekli şeydir.
Nefes alırken hava ağız ve burnumuzdan girerken pranayı başımızın üst bölümünden alırız. Burası bir zamanlar daha hassas bir noktaydı. 5 santim çaplı prana kanalı başın bir karış üstünden başlayarak ayakların bir karış altında sona erer. Bedene etrafındaki kristalize bir koordinatlar sistemiyle bağlıdır. Bedenin üst ve altındaki prana chakralardan birine temas eder. Prananın temas ettiği çakra zihinsel, duygusal ve boyutsal olarak nerede olduğumuza göre değişim gösterir.
Kutup hareketlerinden sonra pranayı bu şekilde almaya son verip doğrudan havayla, ağız ve burnumuzla almaya başladık. Böylece prananın konumunu değiştirmiş olduk. Başımızın ortasında bulunan üçüncü göz prananın yeni yeridir. Bu üçüncü göz dediğimiz bölüm adeta bir gözü andırmaktadır. Yuvarlak, derin, ışığa karşı duyarlı ve renkleri algılayabilecek kapasitededir. Bedendeki tüm ışığı algılayabilecek şekilde dizayn edilmiştir. Göze benzemekle birlikte üçüncü göz aynı zamanda yaradılışın ilk anından gelen piscis vesikasıdır. Üçüncü göz, eğer aktif konuma getirilmezse kapanır. Normal boyutu bir gözün çeyreği kadar olması gerekirken 13.000 yıldır kullanılmadığından şimdiki boyutu bir bezelye tanesi kadardır. Bu gözün kapanmasının doğrudan etkisi iyi ile kötüyü, doğruyla yanlışı, ayırt etme gücünün azalması olmuştur.
Nefes alma biçimimizden dolayı her şeyi iyi veya şeytani olarak nitelendirmekteyiz. Aslında gerçek böyle değildir. Her şeyin üç durumu vardır ( kutsal üçleme). Hangi düzeyde olursa olsun bir üçüncü durum, olasılık muhakkak vardır. Örneğin; sıcakla soğuk arasında, ılık, büyükle küçük arasında oran, vb. ileri bilinç seviyelerinde bu son derece iyi anlaşılmaktadır. Birlik; yalnızca bir tek Tanrı ve bir ruhun her yerde olduğunu, tüm her şeyin ondan kaynaklandığını bilmektir.
Bizim var oluş seviyemizde her şeyi farklı yorumlamaktayız. İyi ve kötüyü ayırt edebildiğimizi sanırız. Aslında olan şey zamanlamadır. Çünkü bizim seviyemizde bir şeyin gerçekleşebilmesi zamana bağlıdır. Karanlık güçler bilince müdahale edebilmek, ışığın güçleri de bilinci aydınlatabilmek için çaba harcarlar. Ancak bu zıt güçler sayesinde her şey tam zamanında, olması gerektiği anda gerçekleşir. Örneğin; Bir çocuğun dünyaya gelebilmesi için gereken süre 9 aydır. Üç ay veya on beş ay değil. Çocuğun normal zamanında doğmasını sağlayan işte bu zıt güçlerdir.
Bu nedenle bulunduğumuz yerde iyi ve kötüyü görmemiz onların farkına varabilmemiz gerekmektedir. Ancak her şeyin sebebinin bir Tek tanrı olduğunu da bilmemiz gerekmektedir. Bize iyi veya kötü gibi gözükse de aslında her şeyin mükemmel bir sistemin parçası olduğunu bilmemiz gerekir. Yaşamın son derece derin bir bilincin yansıması olduğunu aklımızdan çıkartmamalıyız.
Bizim seviyemizde, bedenimizin içinde yaşadığımıza, dışımızdaki her şeyin bizden ayrı olduğuna inanır, duygu ve hislerimizin başkalarını etkilemediğini düşünürüz. Bu nedenle duygu ve düşüncelerimizi saklayabileceğimizi sanırız. Ancak bu kesinlikle doğru değildir. Düşündüğümüz, hissettiğimiz, yaptığımız her şey uzak bir yıldızda kendi gezegenimizi oluşturmamızı sağlamaktadır. Hayal edebileceğimizden çok daha ötede, her an bir şeyler yaratmaktayız.
Mesih Bilinç Düzeyinde Küresel Soluma
Drunvalo son gerçekleşen kutup hareketleriyle yitirdiğimiz doğru solumaya geri dönebilmemiz için yapmamız gereken meditasyonu öğretiyor. Bu, başımızın üst kısmıyla prana solumayı, üçüncü gözü kullanarak enerjinin hem alttan hem de üsten girmesini sağlamayı öğreten bir çalışmadır. Prana bu şekilde bedenimizin etrafındaki kristalize alana bağlanıp chakralardan biriyle buluşacaktır ( yıldız tetrahedronu).
Bu soluma meditasyonu Drunvalo’ya ( kendisinin sonraki boyutlarda ulaşacağı mertebedeki) melekler tarafından öğretilmiştir. Drunvalo bu bilgileri Thoth’tan almamıştır.
Aynı bedende 52 bin yıl boyunca kalabilmek için Thoth her gün başını kuzey, ayaklarını da güney yönüne çevirerek merkezdeki chakrayı temel alarak, soluk alıp verme çalışmaları yapmıştır. Daha sonra kendi etrafında dönerek benliğini açmış, bir saati de bu şekilde geçirmiştir.
Her gün iki saat bilinç soluması yapmanın dışında Thoth her elli yılda bir yaşam çiçeği çalışmaları da yapmak zorundaydı. Elbette, Drunvalo ona bu nefes meditasyonunu öğrettiğinde vakit alan bu işlerden kurtulduğunda oldukça sevinmişti.
Drunvalo’ya göre onun nefes meditasyonundaki ilk altı nefes Thoth’un iki saatlik meditasyonuna eşittir. Bu Mesih bilinçlenmesi nefes sistemi yunus ve balinaların yaptığıyla aynıdır.
Bu meditasyon biri seri on dört nefes içerir. İlk altı nefes chakralar arasındaki dengeyi sağlamak negatif elektriği temizlemek için, sonraki yedi nefesse bedende var olan endişeyi hafifletip çembersel solumayı sağlamak içindir. Bu on dört nefes bedenin enerjisini değiştirerek dengeyi üçüncü boyut seviyesinden dördüncü boyutun aydınlığına çıkartır.
Ancak bu basit bir meditasyondan çok daha fazla bir şeydir. Bu aklın, bedenin, nefesin ve kalbin bir arada, armoni içinde kullanıldığı bir eylemdir.
Bu nefeslerin on dörtlü serilerinin ilk on yedisi merkabada karşıt dönen alanlar yaratmak için kullanılır. Çünkü içsel merkaba yalnızca duygusal bedenin çabasıyla yaratılabilir. Bunun için, meditasyon sırasında açık yüreklilikle, sevgiyi içinizde hissederek tüm yaşam birliğine teslim olmanız gerekir. Bunu elbette yetenekleriniz ölçüsünde yapabilirsiniz.
Meditasyona rahat bir şekilde oturarak başlarız. Rahat konumda, belkemiğimiz dik vaziyette oturur, gözlerimizi kapatır, dış dünyayı unuturuz. Kendimizi iyice rahatlamış hissettiğimizde duygularımızı sevgiye, tüm evrendeki yaşam birliğine, bedenimizin etrafındaki yıldız tetrahedronunu gözümüzde canlandırmaya yoğunlaştırırız.
İlk nefesi alırken eril tatrahedronu gözümüzün önüne getirmeliyiz. Tetrahedronun kenarı bu konuda yukarı doğru olacaktır. Bu noktada, ayakta dururken tetrahedron dizlerinizin hemen altında öne doğru durmaktadır ( eğer erkekseniz). Dişilerde ise tam tersi konumda olacaktır. Bunu hayal etmek eril tetrahedronu parlak beyaz bir ışıkla doldurur. Bedeniniz ışıkla sarılır. Ayrıca ilk nefes sırasında avuçlarımızı açıp baş parmağımızla işaret parmağımıza hafifçe dokunuruz. Buna mudra denir. Bu sırada diğer parmaklarınızın her hangi bir yere deymemesine çalışmalısınız.
Burnunuzdan derin bir nefes alıp bunu karnımızdan, diyaframınıza, sonunda da göğsünüze getirmelisiniz. Bu işlem aynı anda tek bir seferde yapılmalıdır. Sonra hiç duraklamadan nefesimizi vermeye başlarız. Aldığımız nefesi burnumuzdan yaklaşık yedi saniyede veririz. Bu sırada zihnimizde dişil tetrahedronu kurgularız. Bu sırada tetrahedronun sivri ucu aşağıda pleksus seviyesindedir. Erkekler için yüzü arkada, dişiler içinse ön taraftadır. Gene bu tetrahedronun beyaz, parlak ışıkla dolu olduğunu gözünüzün önüne getirin.
Nefes vermeyi yaklaşık yedi dakikada tamamladıktan sonra rahatlayın, nefesinizi yaklaşık beş saniye tutun. Gözlerinizi birbirine doğru yaklaştırın ( ya da diğer bir deyişle şaşı bakın). Sonra yukarı bakıp yapabileceğiniz kadar hızlı bir şekilde bakışlarınızı aşağıya çevirin. Bu sırada dişil tetrahedrondaki beyaz ışığın dünyaya aktığını hayal edin.
Bunu yaparken omuriliğinizde bir elektriklenme hissetmelisiniz. Drunvalo buna nabız atışı adını veriyor. Yaptığınız şey gerçekte bedeninizdeki negatif elektriği mudrayı da ( baş parmakla işaret parmağı teması) kullanarak temizlemektir.
Bu enerjiden kurtulur kurtulmaz ikinci nefesi alın. İkinci nefes tek bir fark dışında aynı birinci nefes gibi alınır. Tek değişiklik yapılan mudradır. İkinci nefeste baş parmakla orta parmağı bir araya getirmek gerekecektir. Onun dışında birinci nefeste olduğu gibidir. Benzer biçimde üçüncü nefesten altıncı nefese kadar mudralardaki değişiklikler hariç her şey aynı kalacaktır.
Üçüncü nefeste mudrayı yüzük parmağımızla baş parmağımızı bir araya getirerek oluştururuz. Dördüncü nefeste baş parmakla küçük parmak bu amaçla kullanılır. Beşinci mudra için birincide olduğu gibi işaret parmağımızla baş parmağımızı bir araya getiririz. Altıncı mudra için aynı ikinci mudrada yaptığımız gibi orta parmağımızla baş parmağımızı bir araya getiririz.
Bundan sonraki yedi nefes farklı yöntemle alınır. Artık nefes alırken eril tetrahedronu verirken de dişil tetrahedronu düşünmeye gerek yoktur. Bu kez hayal etmeniz gereken şey tüm bedeninizi boydan boya geçen bir tüptür. Bu tüp başın ve ayakların bir karış üst ve altına kadar uzanmaktadır. Başka bir deyişle tüp eril tetrahedron başımızın bir karış üstünden başlamaktadır. Aynı zamanda bu tüp ayaklarımızın bir karış altına dek uzanan dişil tetrahedronun da içinden geçmektedir. Tüpün başı, baş parmağınızla orta parmağınızı birleştirdiğinizde oluşan çemberin yarıçapıyla aynıdır.
Yedinci nefese, altıncı nefesten sonraki nabız atışı gerçekleşir gerçekleşmez başlayın. Daha önceki altı nefes gibi, bunları da ritmik biçimde, yedi saniyede bir yapın. Yedinci nefesi alırken bedeninizin içinden geçen tüpü ve tüpün içinden aşağı- yukarı ilerleyen parlak beyaz ışığı gözünüzde canlandırın. Başka bir deyişle başımızın üstünden başlayıp ayaklarımızın altında sona eren pranayı hayal edin.
Bu tüpün içinden beyaz ışığın geçtiği saniyelerde, enerjilerin göbek çukuru bölgesinde üçüncü chakrayla kesiştiğini düşünün. Enerjilerin bir araya geldiği anda greyfurt büyüklüğünde bir ışık küresi oluştuğunu ve giderek büyüdüğünü hayal edin.
Tüm bunlar siz yedinci nefesi aldığınıza gerçekleşir. Siz yaklaşık yedi saniyede bir nefes almaya devam ettikçe, bu ışık küresi büyüyecektir. Yedinci nefesten sonra hemen nefesinizi verin. Artık nefesi tutup, nabız tutup, nabız atışı dinlemeye gerek yoktur.
Sonraki yedi nefeste aynı mudrayı, yani avuçların açık, hem işaret hem de orta parmağın hafifçe baş parmağa dokunduğu mudrayı, kullanın.
Nefesinizi vermeye başladığınızda prana tüpün her iki ucuna kadar ulaşır. Bu arada enerji küresi de büyümesini sürdürür. Tam nefes verme gerçekleştiğinde ( yaklaşık yedi saniye sonra) prana küresinin çapı yaklaşık 20-22 santimetre olacaktır.
Yedinci nefesinizi verir vermez hemen sekizinciyi alın. Sekizinci nefesin sonunda prana küresi maksimum seviyeye doğru büyümesini sürdürecektir. En büyük konuma ulaştığında küre bir voleybol topu kadar olacaktır.
Dokuzuncu nefes sırasında küre artık büyüme işlemini sona erdirmiştir. Ancak rengi giderek daha parlaklaşmaktadır. Kürenin aldığınız her nefeste biraz daha parlaklaştığını gözünüzün önüne getirmeye çalışın.
Onunca nefeste de bunu aynı şekilde yapın. Bu nefesin tam ortasında küre güneş kadar parlak bir konuma ulaşmış olacaktır. Nefesinizi verirken çok büyük bir çaba harcıyormuşsunuz gibi yaparak güçlü bir biçimde dışarı doğru üfleyin. Ağzımızdan nefesin tamamını verdiğinizde bir ses çıkacaktır. Bu ana kadar nefesinizi vermeyi sürdürün. Bu sıra, güneşimsi kürenin parlaklığı tüm bedeninizi saracaktır. Bu Leonardo Da Vinci’nin çizdiği kürenin ta kendisidir. Artık tüm bedeniniz beyaz bir ışık küresinin içindedir. Ancak küre henüz bu noktada durağan değildir. Onu, sadece bulunduğu yerde tutabilmek için dahi tüm enerjinizi harcamanız gerekecektir. Kürenin konumu değişmez bir hale getirebilmemiz için üç nefes daha almamız gerekecektir.
On birinci, on ikinci ve on üçüncü nefesler küreyi bulunduğu konumda kararlı bir hale getirebilmek için alınırlar. Bu sırada yedinci ile dokuzuncu nefesler sırasında yaptığınız gibi prananın tüpe dolduğunu, enerjilerin göbek çukuru hizasında buluştuklarını, kürenin benimizin çevresini giderek daha fazla sardığını hayal etmeyi sürdürün.
Küre artık kararlı bir hale kavuşmuştur. Artık siz de en önemli on dördüncü nefese hazırsınız. Yedinciden on üçüncü nefese kadar prana tüm bedenin içinden geçerek göbek seviyesinde ışıkla birleşmiştir. Bu bizim üçüncü boyutla olan ilişkimizin kopabileceği bir noktadır. Eğer bu boyutta kalmak istiyorsak on üçüncü nefesten sonra meditasyona son vermemiz gerekir. Ancak hedefimiz dördüncü boyut olduğuna göre, yeni gerçekliğe uyum sağlayabilmemiz için on dördüncü nefes bizim için kesinlikle şarttır.
On dördüncü nefesi almaya başlarken prananın iki akımının birleştiği noktayı düşünün. Bu sırada büyük kürenin içinde, ilk kürenin orijinal haline benzer, küçük bir küre daha oluşacaktır. Bu kürelerin birleşmesini sağlamak sizi, dördüncü boyuta ya da Mesih bilinci seviyesine çıkartacaktır.
Bunu yaparken mudrayı da değiştirin. Erkekler sol avuçlarını baş parmaklar birbirine değecek şekilde sağ avuçlarına bastırırlar. Kadınlarsa sağ avuçlarını sol avuçlarına aynı bu şekilde bastırırlar. Bunu meditasyonun sonuna kadar bozmadan sürdürün.
Mesih bilincinin merkezine doğru nefes almayı sürdürürken prananın ve sevginin istediğiniz kadar yükselmesine izin verin. Drunvalo bu meditasyonun en az on dakika sürmesi gerektiğini belirtmektedir.
Bu sırada saf sevgi, gerçek güzellik, güven, armoni, barış düşüncelerine sıkı sıkı sarılmak son derece önemlidir. Bunun sebebi Mesih bilinç düzeyinde düşünülen şeyler, düşünüldüğü saniyede gerçeğe dönüşürler. Bu meditasyonu sürdürdüğünüz müddetçe bilinciniz giderek dördüncü boyuta doğru yükselecektir. Bu sırada düşüncelerinizin ne kadar güçlü olduğunu, onlarla kendi gerçekliğinizi nasıl yarattığınızı fark edeceksiniz. Sonra düşüncelerinizin bir anda gerçekliği etkilediğini fark edeceksiniz. Bu nedenle, saf, temiz ve doğru düşüncelere sahip olmak son derece önemlidir.
Eğer bu meditasyonu denemek isterseniz günlük yapılması en önemli egzersiz bilinçlenene kadar aldığınız nefesin tek ruhla kurduğunuz ayrılamaz bağlantı olduğunu akıldan çıkarmamaktır. On dördüncü nefesi günde yalnız bir kez almak gerekir. Bu noktaya dek tüpün içindeki enerjiyle, kendi kürenizi gün içinde istediğiniz kadar yaratabilirsiniz.
Bu prana küresi aynı zamanda sizi koruyan oldukça güçlü bir kalkandır. Sonuna kadar ulaşabildiğinizde içinizde güven duygusu kabaracaktır.
Bu meditasyonun ilk altı nefesi sırasında nefesi alırken eril verirken dişil tetrahedronu gözümüzde canlandırmak son derece önemlidir ( bu önem hem kadınlar hem de erkekler için aynıdır). Tüm tetrahedronun beyaz parlak bir ışıkla yada pranayla dolu olduğunu hayal edin. Ben bir tetrahedron modeli inşa ederek onun içine girmeyi çok faydalı buldum. Böylece zihnime de yardımcı oldum.
Eril tetrahedronu gözümde canlandırmakta her zaman zorluk çekmiştim. Her seferinde başlangıç noktasını karıştırıyordum. Bu sorunu çeşitli materyalleri kullanarak yaptığım bir model sayesinde çözdüm. Bu yaptığım modeli yere çizdiğim bir eşkenar üçgenin üzerine yerleştirerek bir tetrahedron oluşturdum. Sonra bunu iplerle yukarıya doğru kaldırıp başımın üstüne gelecek şekilde astım. Böylece tetrahedronun başlangıç noktası başımın üzerinde duruyordu. Tetrahedronun tüm yönlere olan uzaklığı boyunuza eşit olmalıdır. Ya da kollarınızı yanlara açmanıza izin verecek kadar geniş olmalıdır. Bu bana meditasyon sırasında hayal etmekte zorlandığım noktalarda son derece faydalı oldu.
Ayrıca meditasyona başlamadan ve ilk altı nefes sırasında tetrahedronun şeklini ellerimle havaya çizmeyi çok faydalı buluyordum. Başka bir deyişle bunu yaparak imgeyi beynimde kilitliyordum. Sonra aynı şeyi dişil tetrahedron için de yaptım. Son olarakta arkamda ve önümdeki bölümleri gözümde canlandırıyordum.
İçinde durduğunuz yıldız tetrahedronu ile aranızdaki ilişkiyi çok net biçimde anlamak son derece önemlidir. Eril tetrahedronun tepesi siz nerede oturuyor veya duruyor olursanız olun başınızın mutlaka bir karış üstünde olmalıdır. Eril tetrahedronun en alt bölümünün eğer ayaktaysanız dizlerinizin birazcık üstünde olduğunu unutmayın. Eğer oturuyorsanız alt kısım buna uygun olarak hareket edecektir. Bu şu anlama gelir: Eğer sandalyede oturuyorsanız alt kısım yerdedir veya yere çok yakın bir konumdadır. Eğer yere oturmuşsanız eril tetrahedron yerin bir miktar altına kadar uzanmıştır.
Dişil tetrahedronun alt kısmı, otursanız da, ayakta dursanız da aynı konumda kalacaktır. Ancak eğer ayaktaysanız tetrahedronun tepe noktası yere bir karış kadar yaklaşacaktır. Sandalyeye veya yere oturduğunuzda tepe noktasının konumu biraz değişecektir. Örneğin; yere oturursanız tetrahedronun yarıya yakını yerin içine kadar uzanır.
Meditasyonu sürdürdükçe tetrahedronları, beyaz ışığı, tüpü ve küreleri görme yeteneğinizde de artış meydana gelecektir.
Ben ilk başladığımda tetrahedronları görebilme konusunda çok sınırlı bir beceriye sahiptim. Tüpü ve önümde giderek büyüyen pranayı ise sadece hissedebiliyordum. Işığı görebilme konusunda ise biraz daha iyi durumdaydım. Şimdi bu yeteneklerimin hepsi gelişti. Artık tüm bu alıştırmalar benim bir parçam haline geldi. Eğer denemeyi sürdürürseniz aynı şey sizin için de geçerli olacaktır.
Kutsal geometriyle uğraşmak son derece faydalı oldu. Bu şekilde, aynı zamanda sol ve sağ beyinciklerimizin sonsuz teklikle entegrasyonuna da faydalı oldu.
Bunu şu yolla açıklayabilirim sanıyorum: Bu sayede yaşamım boyunca başıma gelen her şeyi bir ders çıkarma aracı olarak görebilme yeteneğim gelişti. Bu şekilde olan her şeyin öyle olması gerektiği için meydana geldiğini, benim olaydan edinmem gereken şeyi edinip daha fazlası için dert etmemem gerektiğini kavradım.
Bunu bilmek yaşadıklarımızı değerlendirebilmek açısından son derece önemlidir. Bence bu adeta kayıp bir hazinenin bulunmasıdır.
Bu konuda uzmanlaşma süreci tabi ki kişiden kişiye değişiklik gösterecektir. Drunvalo, bazı özel durumlarda melekler tarafından ikaz edilmesine rağmen, tam on iki yılda bu konuda usta mertebesine ulaşabilmiştir. Bu yazıları yazarken, yani şu an, ben tam dokuz aydan beri, her gün bu meditasyonu yapmaktayım. Ancak daha çok kısa bir süre önce merkabayı oluşturabilecek bir sonraki üç nefesi alabilme becerisi gösterdim.
Sonraki üç nefesi alabilmek için üst benliğinizden izin almak zorundasınız. On beşinciden on yedinciye kadar olan nefesler karşılıklı dönen enerjileri alanları yaratarak merkaba hareketini başlatabilmek amacıyla kullanılır. Ben henüz bu noktadaki çalışmalara başlayabilmiş değilim.
Bunlar ancak yaşam çiçeği çalışmalarında öğretilecektir. Önceleri bilinçli nefes alma ( yeniden doğuş) konusunda çoğu insandan fazla şey bildiğimi düşünüyordum. Böylece merkaba aşamasına kolayca ulaşabileceğimi sanıyordum. Yanılmışım.
İlk on dört nefeste ustalaşmam benim on altı-on yedi ayımı aldı. Üstelik hala öğrenmem gereken çok fazla şey var.
Lakin, büyük ilerleme gösterdim. Bedenimin etrafındaki enerjinin ve güvenlik duygusunun giderek daha fazla farkına varıyorum. Bu bilgileri yeniden doğuş bilgilerimle birleştirdim. Ne zaman yeniden doğuş çalışması yapsam pranayı hatırlıyor, bu bilgilerim sayesinde çok daha başarılı olabiliyorum.
Bu yaptığım gerçekten son derece büyük bir ilerlemeydi. İlk başladığım anda içimdeki inançtan başka hiçbir şeye sahip değildim. Ancak şu an artık tüm bunlar bana son derece olağan geliyor.
Artık ışığı hissedip onu giderek daha fazla bir şekilde görebiliyorum. Birlik inancı her yanımı sarıyor, giderek daha iyi nefes almayı öğreniyorum. Bu sırada aldığım her nefesin yaşamla olan bağını da aklımdan hiç çıkartmıyorum.
On dördüncü nefesleri iyice öğrendikten sonra, sizlere yaşam çiçeği alıştırmasını şiddetle öneririm.
Bu çalışmalarda, meditasyonun yardımıyla, aklınızdaki soruların birer birer yanıt bulduğunu görecek, ayrıca çok daha fazla alıştırma yapabilme olanağı bulacaksınız.
Ayrıca on beş ile on yediye kadar olan nefesleri öğrenerek kendi merkabanızı oluşturacak nefesleri de öğreneceksiniz.
