TEZAHÜR KANUNLARI - DAVID SPANGLER - BÖLÜM 6 - ESKİ KANUNLAR İŞBAŞINDA

Share

 http://www.dunyaana.com/images/man57.jpgBu aşağıdaki bölüm Peter ve Eileen’in kendi hayatlarında ve Findhorn topluluğunun hayatında tezahür kanunlarına ilişkin tecrübeleri üzerinde yaptıkları bir konuşmaya dayanmaktadır.

Peter: Findhorn’un başlıca fonksiyonlarından biri, bir hayatın nasıl yaşanması gerektiğini göstermektir. Ve belli ettiğimiz en önemli kanun ise Tezahür Kanunu’dur.

Findhorn’a gelenler mucize gibi görünen şeylerin olduğunu görüyorlar. Fakat mucize diye bir şey yoktur. Biz sadece bazı kanunları öğrendik ve onlarla ahenk içinde çalışıyoruz. Findhorn’da gördüğünüz her şey “ tezahür etmiştir”. Önceden hemen hiç paramız olmamıştır, fakat yapacağımız işin O’nun iradesi olduğunu bildiğimizden, inançla işe koyulmuşuzdur ve lazım olan her şey bu kanunlar gereğince tezahür etmiştir.

Görülenler ve işitilenler çok kolaylaşmış gibi gelebilir. Bu belki de tezahür kanunlarını göstermeden önce geçirmiş olduğumuz uzun eğitim ve yaşamak zorunda kaldığımız tecrübeleri bilmediğiniz için öyle gözükebilir. Bu bölümde size o tecrübelerden bazı şeyler anlatacağım.

İRADE

Önce iradeyi ele alacağız. İrademizi her istediğimiz şeyi yapabilecek şekilde geliştirmeliyiz. Sonra ondan vazgeçmeliyiz ki böylece yalnız O’nun iradesini yerine getiren olalım. Bana gelince, benim iradem kır koşusu dağcılık ve benzeri sporlarla çok büyük ölçüde gelişmişti. Ayrıca, erken yaşlarda bana pozitif düşüncenin gücünü öğreten bir üstadın eğitiminden geçmiştim; yapmak istediğim her şeyi yapabilirdim. Bu konuda deneyden geçmiştim. Örneğin, on altı kişilik bir ekibi çok zor şartlar altında, Tibet’in 350 km içine soktum. Bu hemen hemen imkansız denecek kadar zorlu bir girişimdi. Çünkü Tibet’e kimseyi sokmuyorlardı. İrade gücü kullanarak bu ekibi oraya götürdüm ve programa uygun şekilde geri getirdim. İrademi geliştirdikten sonra, ondan vazgeçmem bildirildi. “ Peki Tanrım, benim iradem değil, Seninki olsun; ama kabul etmeyeceğim bir tek nokta var…” diyebildiğim noktaya kadar ulaştım. Fakat bunu söyler söylemez fark ettim ki işte o şey kabul etmem gereken şeydi. O zamandan beri daima “ Senin iraden her ne ise onu yapmaya hazırım” demişimdir. İnsan Tanrı’nın iradesini yapmak için tamamıyla serbest olmalıdır, kendi istediğimizi değil planın gereği ne ise onu gerçekleştirmek için. Yapılan BÜTÜN için olmalıdır.

İTAAT VE DİSİPLİN

İkinci gereklilik spiritüel hayatın ABC si olan itaat ve disiplini öğrenmektir. İçimizden gelen sesi işitmenin ve dürtüler ( işaretler) almanın, eğer o itilişi yerine getirmek için derhal eyleme geçmezseniz hiçbir yararı olmaz. Derhal harekete geçmek şarttır; ama bu yetenek kolayca elde edilemez, bu dersleri öğrenmek zaman ve eğitim gerektirir.

İçten gelen itilişe uymak için öğrenilmesi gereken derslere örnek olarak bir tek olay anlatacağım.

Eileen’in ve benim ilk spiritüel eğitimimiz, eski karım Sheena tarafından verilmişti. O büyük bir ruhtur, fakat eğitim metotlarında hayli insafsızdı. Bir gün Eileen, Sheena ve ben Londra’da bir restorantta akşam yemeği yiyorduk. Kahvemizi içerken, fincanımın yarısına geldiğimde, Jack adındaki bir tanıdığımı gidip görmek için bir itiliş hissettim. Kahvemi bitirdim ve ayağa kalktım, “ Gidip Jack’ı görmek için bir itiliş aldım” dedim ve gittim. Fakat onu bulamadım. Bunu anlayamamıştım. Geri döndüm ve “ Bilmiyorum neden, ama onu kaçırdım, halbuki kahvemi yarıladığım sırada bir dürtü almıştım” dedim. Sheena bana dönüp, “ adamın yanında bir tabanca bulunduğunu ve intihar etmek üzere çıktığını” söyledi, çünkü ben, iç itilişime uyup hemen kalkacağım yerde, kahvemi bitirmiştim. O, bunları söylemeye devam ettikçe etti, ben ufaldıkça ufaldım. Aslında o kişi hayatına kıymamıştı fakat benim öyle olduğuna inanmam gerekiyordu.

Bir kez böyle bir ders aldıktan sonra onu kolay unutamazsınız. Ve yine bir gün üçümüz Oban’da bir kahvede çay içerken ben çayımı daha yarılamadan 650 mil uzakta, güney sahilinde birini görmek için bir dürtü aldım. Açıklama yapmak için bile durmadan mermi gibi yerimden fırladım. Cebimde sadece bir şiling vardı, ana yola çıktım, bir Rover otomobil geliyordu, durdurdum. Hanım sürücüye dedim ki, “ Affedersiniz, yol üzerindeki ilk köye kadar gidiyor musunuz?” Gidiyordu ve ben, “Sizinle gelebilir miyim?” diye sordum “ Evet” dedi. O da Londra’ya kadar gidiyormuş. Spiritüel bir insandı ve harika konuşmalarımız oldu. Yanında yolluk olarak nefis bir tavuk vardı, iştahla yedim.

Her şey hazırlanmıştı. Eğer bir fincan çayı bitirmiş olsaydım, bir arabayı kaçıracak ve belki de saatlerce vasıta bekleyecektim.

Güney sahiline ulaştım, yapmam gereken işi tamamladım ve sonra İskoçya’ya yola çıktım. Londra’dan bir kamyonla Büyük Kuzey Yolu üzerinden Frantham’a kadar geldim. Kamyonun önünde oturuyordum. Trafik ışıklarının yanmasını beklerken, gözüm bir spor arabaya takıldı, içinde bir boş yer vardı. Kamyon şoförüne allahaısmarladık deyip, spor arabadaki kıza yaklaştım. “ Scotch Corner’e kadar gidiyor musunuz?” diye sordum. “ Evet” dedi, “ Sizinle gelebilir miyim?” “ Evet”. Arabaya atladım ve yola koyulduk.

Eğer iç itilişimi takip etmemiş ve gecikmiş olsaydım, belki de yeşil ışıklar yanacak ve kız uzaklaşacaktı ve bende onu kaçırmış olacaktım. O sadece Scotch Corner’e kadar değil, ta Carlisle’e kadar gidiyordu, saatte 80-90 mille. Ayrıca yanında bir yığın sandviç vardı, yani yiyecek boldu.

Carlisle’e geldim ve Oban’a nasıl gideceğimi düşünüyordum. Ah.. dedim bir balık kamyonu olabilir. Bunlar gece boyunca çok hızlı yol alırlar. İşte bir tanesi anayoldan yaklaşıyordu. Kamyonu durdurdum ve “ Oban’a gidiyor mu?” diye sordum. Şoför “ Evet” dedi. Hemen atladım ve devam ettik. Çok uykulu göründüğünü söyledim. On altı saatten beri kamyon sürüyormuş, benim direksiyona geçmeme izin verip vermeyeceğini sordum. “ Yapabilir misin?” “ Evet, tabii”. Hayatımda hiç kamyon kullanmamıştım fakat bütün gece boyunca direksiyon kullandım, ertesi sabah 7:30 da Oban’a vardığımızda şoför öyle hoşlanmıştı ki bana kahvaltı ısmarladı.

Bütün bu seyahat dört günden az zamanda tamamlanmıştı. Bunu kendi arabamla bu kadar az zamanda bitiremezdim, bir şiling ile yola çıkmış olmama rağmen, gerekli olan her ihtiyacım sağlanmıştı ve bu, itaat ve işi sonuna kadar götüren disiplin sayesinde olmuştu.

TEZAHÜR

Şimdi tezahür kanunlarına geldik ve ben size yine bu kanunları tecrübe yoluyla nasıl öğrendiğimi anlatacağım. Ben Kraliyet Hava Kuvvetlerinde subaydım. Cheltham yakınlarındaki bir aşçılık okulu komutanıydım. Eski karımın Londra’da bir apartman katı vardı, kat yeniden döşenmiş fakat faturaları henüz ödeyememiştik. Bir açık spor arabam vardı, fakat karım hasta olduğu için, araba Londra’ya gidip gelişlerimiz için uygun bir araç değildi. Bir başka arabaya ihtiyacımız vardı. Hesap ettik eğer arabamı satarsak yeterli paramız olacaktı. Çözüm “ 1/2 litre bir Loganda”ydı. Onunla çabuk seyahat edebilirdik, ama emin değildim. Acaba arabayı isteyen nefsani tarafım mıydı? Sheena’dan bir tebliğ almasını istedim, evet, bu doğru arabaydı.

Şimdi iki arabamız olduğuna göre, spor arabamı satmak için harekete geçtim. Çok garip şeyler oluyordu; onu bir türlü satamıyordum. Ne kadar çok çalışsam o kadar az şey oluyordu. Şu veya bu sebepten, satış daima engelleniyordu. Derken, Bracknell R.A.F. Personel Koleji’ne atandım. Oraya iki araba ile hiç parasız gittik. Bir fincan çay içmek için bile bir yere çıkamıyorduk. Hiç olmazsa Londra yakınında arabayı satmak için daha büyük şansımız olduğunu düşünüyordum. Fakat yine aynı hikayeydi. Arabayı satamadım. Apartman faturaları ve çağrılar gelmeye başlamıştı, sonunda kolej komutanına hakkımda tehditkâr bir mektup geldi. Bütün gücümü arabayı satmak için seferber ettim fakat boşuna. Nihayet bunun bir sebebi olacağını düşünebildim. Ve karımdan bir mesaj almasını istedim. Bana gerçekten bir sebep olduğu bildirildi. Gelecekte benim için hayati önemi olan bir dersi öğrenmem gerekiyordu, o da ihtiyaçların karşılanması için Tanrı’ya, yalnız Tanrı’ya dayanıp, O’ndan beklemek. Önce bütün faturaların bir listesini yapıp yekün çıkardım. 375 sterling tuttu. Sonra Yaradan’dan bu meblağı isteyecektim, ne eksik, ne fazla ve paranın yolda olduğunu bilerek şükredecektim. Parolam şu olacaktı: “ Sessizlik ve itimat içinde kuvvetini bulacaksın.” Her şeyde olduğu gibi, bir şeyi teorik olarak bilmek başka, uygulamaya koymak başka bir şeydir. Bütün o faturalar her gün posta kutusuna geldikçe benimde midemde kelebekler kıpırdaşıyordu, sonunda, ben “ Pekala bütün bunları sana devrediyorum, bu artık benim problemim değil.” deme noktasına kadar iki hafta geçmişti. Tam itimat haline ulaştığımda o zaman, ancak o zaman araba 375 sterlinge satıldı.

SABIR, AZİM VE SEBAT

Eileen: Findhorn’a ilk geldiğimizde, Peter işsizdi ve biz 8 sterling işsizlik ödeneği alıyorduk. Geçim paramız bundan ibaretti. Trossachs Otelli’ndeki önceki işimizden ayrıldığımızda arabanın bazı tamirlerini yaptırmıştık ve garajdan gelen fatura 76 sterling idi.

İşsiz olduğunuz zaman bu hayli büyük para demektir!

Ödenmemiş faturalara dolaşmaya tahammülü olmayan bir kişiyim; ama bu garaj faturasını nasıl ödeyecektik?

Bir evlilik anlaşmasına bağlı az bir miktar param vardı, pek seyrek aklıma gelirdi. Bana yılda 21 sterlinglik bir gelir getiriyordu. Bu para arabanın vergisini ödüyordu ve Findhorn’daki ilk yıllarda durum gerçekten çok zor olduğu sıralarda imdada yetişiyordu.

Bir gün meditasyon yaptığım sırada, avukatıma yazmam ve o paranın bir bölümünü kullanıp kullanamayacağımı sormam söylendi. Gelen cevap o paraya dokunamayacağımı bildiriyordu. Fakat avukat gelir vergisinin indirimi konusunda bir şey yapıp yapmadığımı soruyordu. Kendisine birkaç yıldan bu yana böyle bir başvuruda bulunmamış olduğumu yazdım. Bir süre sonra, bir mektupla birlikte 76 sterlinglik bir çek geldi, garaj faturasının kuruşu kuruşuna ödeyecek bir meblağ… Sevinçten uçuyordum ve bu benim tezahür kanunları hakkındaki inancımı kuvvetlendirdi.

Bir zaman sonra dostumuz Amerika’dan geliyordu ve onun için bir karavana ihtiyacımız vardı. Fakat paramız yoktu. Ne yapacaktık? Yine tezahür kanunlarını kullanmanın zamanı diye düşündüm. Sessizliğe çekildiğim bir zamanda, ne yapmalıyım diye sordum. Bana, kayınpederime yazarak 200 sterling istemem bildirildi. Bu müthiş bir küstahlık gibi görünüyordu fakat bunu yapmamı Tanrı söylediğine göre mektubu yazdım.

Cevap, beklediğim gibi değildi. Çok sert ve talebi hoş görmediğini belirten bir mektup yazmıştı ve bize para vermek gibi bir niyeti olmadığını çok açık biçimde anlatmıştı. Ve Peter’in bir işe girmesini öneriyordu. Bu mektup beni harap etmişti. Ağladım, ağladım… “ Tanrım” dedim, “ Bana söylediklerini yaptım ama bak ne oldu”. Bana bunda öğrenmem gereken dersler olduğu bildirildi; sabır, sebat, ısrar… Bütün aldığım cevap bu oldu ve konuyu oluruna bıraktım.

Fakat karavana ihtiyacım vardı ve bir şeyler yapılması gerekiyordu. Birkaç hafta sonra yine sessizliğe çekilmiş olduğum sırada, kızkardeşime yazmam ve ondan para istemem bildirildi. Onun ve kocasının işleri iyiydi, ben de talimata uyarak yazdım. Gelen cevap kayınpederimden gelenden de kötü idi… Gerçekten ezilmiştim, yine acı acı ağladım, çünki benden istenileni yaptığımı ama bunun sonuç vermediğini düşüyordum. Fakat yine sabır, sebat ısrar kelimelerini aldım. Bana, öğrenmem gereken dersler olduğu ve benden istenilen işi yapabilmem için inancımın sağlamlaştırılması gerektiği bildirildi.

Birkaç hafta sonra Dorothy’nin erkek kardeşi Kanada’dan onu ziyarete geldi ve sadece bir gece bizimle kalacaktı. Onun geleceği günün sabahında, çok açık seçik bir mesaj aldım. “ Don’dan sana 200 sterling ödünç vermesini iste”. Adeta büzüldüm ve yeterince tanımadığımı ve mazeret olarak öne sürdüm. Hemen hemen tam bir yabancıdan bunu isteyemezdim. Fakat sözler ısrarla gelmeye devam etti. Akşam dördümüz karavanda oturmuş konuşuyorduk ve ben bir şeyler yapmam gerektiğini biliyordum. Donunda karavandan bahis açtım ve bize, onu satın alabilmemiz için 200 streling ödünç verip veremeyeceğini sordum. Ne evet ne hayır, bir cevap vermedi. Ertesi sabah çıkıp gitti ve ben Tanrı’ya dedim ki, “ Benden yapmamı istediğin her şeyi yaptım. Artık bu işi senin ellerine bırakıyorum”

İki hafta sonra, Peter ve Dorothy karavan parkının sonundaki tarlada patates topluyorlardı. Gelen postayı onlara götürdüm. Dorothy’ye kardeşinden gelen mektubun içinde 200 sterlinglik bir çek vardı. Öyle heyecanlanmıştım ki, sevincimden gözlerimden yaşlar boşandı. İhtiyacımız gerçekten karşılanıyordu.

Şimdi biliyorduk ki karavan almanın zamanı gelmiştir. Fakat Peter ile Dorothy ellerinde çek ile karavan sahibi görmeye gittiklerinde ve onu satınalmak istediğimizi söylediklerinde, o bu paranın yetmeyeceğini bildirdi. Karavan için 375 sterling istiyordu. Peter bütün paramızın bundan ibaret olduğunu izah etti. Ayrıca, benim aldığım mesaj çok açıktı. “ 200 sterling, bir peni daha fazla değil”. Karavanın sahibinin karısı, Dorothy’yi bir kenara çekti ve kocasını 200 sterling için ikna etmeye çalışacağını söyledi. Birkaç hafta sonra Peter onu görmeye gitti. Karavan sahibinin eski büyük ve boyaları dökülmüş bir Çingene karavanı varmış, eğer Dorothy onu boyamayı kabul ederse, diğer karavanı bize 200 sterlinge verebileceğini söylemiş. Kabul ettik. Dorothy son üç yıldır o karavanı boyamak için şiddetli bir arzu duyuyordu…

Ama bir hafta geçmeden karavan parkının sahibi ile kavga eden adam, bütün karavanları toplayıp gitti, bizim istediğimiz karavan da dahil olmak üzere. O giderken biz güle güle el salladık, çünki nasıl olsa vaktinde bize geri döneceğini biliyorduk. Ve tam böyle oldu. Karavan sahibi onu bize getirdi ve Dorothy’nin de eksi karavanı boyaması icap etmedi.

Karavan şimdi ibadethanemizin bulunduğu yere yerleştirildi. Şimdi de onun yeni halı ve perdelerle döşenmesi gerekiyordu. Onları seçtiğimizde 50 sterling tuttuğunu gördük. Tam o sırada Dorothy’ye 50 sterling bırakıldı, gereken miktar tam zamanında gelmişti.

DAKİKLİK ( KESİNLİK, AÇIKLIK, NETLİK)

Peter: Daha sonra öğrenmemiz gereken başka tezahür kanunları da vardı. Örneğin bir kışlık bahçeye ihtiyacımız vardı ve dört yıldan fazla bir zaman bu kışlık bahçeyi oluşturmaya çalıştım. Kanunları bildiğim üzere harekete geçirdim. Kışlık bahçe bir ihtiyaçtı ve planın bir parçasıydı. Onu istedim, ve yolda olduğunu bilerek şükrettim. Hiçbir şey olmadı. Kışlık bahçe gelmedi. Ne zaman ki 12x8 boyutlarında ve sedir ağacından yapılmış bir bahçe istedim, bahçe bir hafta içinde ortaya hazırladı. İsteklerimizi söylerken, lazım olanı kesin ve net biçimde belirtmek icap ettiğini öğrenmem gerekiyormuş.

BİRLİK

Birlik dersi, yeni karavanımıza bir bölüm ilave gerektiği zaman öğrenmiş olduk. Onun geleceğini bilerek şükrettik ve inanarak bekledik. Bir yıldan fazla bir süre içinde hiçbir şey olmadı. Sonra keşfettik ki grubun bir kısmı bir çeşit bir ilave, diğer kısmı başka çeşit bir ilave düşünüyormuş. Bir kısmı karavana bitişik bir ek bölüm, diğerleri ise şimdi mevcut olan gibi bir şey istiyormuş. Bu durum açığa kavuşturulup birlik sağlandıktan sonra bir hafta içinde beklenilen  gerçekleşmişti. Çok yakınımızda bir yerde eski bir karavan vardı ve hemen ertesi gün yüzbaşı Gibson karavanın sahibine,    “ Bu karavanın buradan kaldırılmasını istiyorum, çünki bu yerleşim bölgesinde o bir yüzkarası oluyor.” dedi. Zavallı adam karavanına yeni bir aneks ( ek bölüm) yaptırmıştı ve onu ne yapacağını bilemiyordu. Bana 10 sterling verilmişi, onu aneks karşılığı olarak adama teklif ettim. Ve onu aldık. Onu birlik olduğumuz zaman almış olduk.

ŞÜKÜR

Şükrün ifadesi de diğer önemli husustur. Ve birçok durumlarda gereklidir. Doğa Ruhları ve Devalar şükrün gerekliliğini birçok defa vurgulamışlardır. Şükür hali ihtiyaçların karşılanacağı kapıları açık tutar.

Bir yıl kadar bizim aşçılığımızı yapan Sabine’in bir küçük oğlu vardı ve Sabine bir bebek daha beliyordu. Oturduğu karavanın tuvaleti vardı fakat banyosu yoktu. Banyolu bir karavan olsun istedi. Bunun çok iyi bir şey olacağında hem fikirdik. Sabine ihtiyacını belirtti ve birkaç gün içinde, kabına sığamayan bir sevinçle 200 sterlinglik bir çek aldı. Tam o sırada “ Heven” ( barınak) boşaltılmış, serbest kalmıştı. Çünki orayı satınalan adam birden karar değiştirmiş, gelmekten vazgeçmişti. Bu yerin Sabine için ne ideal bir çözüm olacağını hissettik ve Joanie’ye, onu Sabine için satın alabileceğini, yalnız, Sabine’nin paranın geri kalan kısmını sağlamaya çalışması gerektiğini söyledi.

Sabine oraya taşındı fakat belli ki karavanın kadrini bilmedi. Ona itina göstermedi. Orası adeta bir domuz ahırına döndü. Derken olağanüstü bir şey oldu. Hediye edilmiş olan çeki iki gün sonra iptal edildi. Sabine buna çok üzülmüştü. Birkaç ay sonra Eileen’in aracılığı ile değil fakat Dorothy kanalı ile ve ziyarete gelen hassas kişilerce de şükür etmenin önemini bildiren bazı mesajlar alındı. O zaman farkına vardım, çek neden dolayı iptal edilmişti ve Sabine para tezahür ettirememişti. O karavan için Joanie’ye asla teşekkür etmemişti, şükrünü asla ifade etmemişti. Kendine verilenin değerini bilmemişti. Böylece verilen de ondan geri alınmıştı. Bu dersi öğrenmesi için tekrar eski karavana dönmek zorunda kalmıştı. Karavanın bütün duvarlarına şu cümleyi yazıp yapıştırdı: “ ŞÜKRETMEYİ BİLMELİYİM”.

Bu son derece önemli, hayati bir dersti. Eğer kişi şükretmezse, aldıklarının arkası kesilir.

İNANÇ

Andrew Glazewsky, Attingham’da bir konferans verirken, tezahür kanunlarına değindi ve şu ilginç beyanda bulundu: “ Eğer istediğiniz bir şey için durmadan dua etmeye devam ederseniz, aksi kanunları harekete geçirmiş olursunuz”. Ne demek istediğimi anlamamıştım. Dedi ki “ Çok basit. Eğer bir şey için durmaksızın dua ediyorsanız, bu, sizin inancınızın olmadığını gösterir.”

Findhorn’da tezahür kanunlarının işlediğini gösteren birçok örnekler vardır. Her şeyden vazgeçme meselesi önemlidir. Her şey feda edilebilmelidir; o zaman ihtiyaçlarınızı mükemmel şekilde karşılayacak her şey O’nun sonsuz hazinesinden verilebilir. Bize her ne verilmiş ise, onların emanetçisi olacağız ve verilmiş olan her şeyi kendi şan ve şöhretimiz için değil, O’nun şanına ve bütünün hayrına kullanacağız. Her ne tezahür ettirilirse nefsimizin yararına değil bütünün hayrı için olacaktır.

Birçok tezahür örnekleri vardır ki, gelecekte gerçekleşeceğini göreceğiz. Biliyoruz ki kanunu yerine getirdikçe, onlar tezahür edecektir ve bunlar bizim inancımız ve pozitif düşüncemiz ölçüsünde gerçekleşecektir. Bu, mutlak bir inançla devam etmek, Tanrı’nın iradesini bilmek, bunun planın bir kısmı olduğunu, ihtiyaçlarımızın mükemmel bir biçimde karşılanacağını bilmek demektir.

Eğer ihtiyaçlarınız mükemmel şekilde karşılanmazsa, bu sizin herhangi bir şekilde engel koymuş olduğunuzu gösterir; bize en iyisi uzatıldığı halde, ikinci derecede iyi olanı kabul etmişiz demektir.

Tanrı’dan gelenin belirleyici niteliği ( mümeyyiz vasfı) mükemmelliktir. Eğer mükemmel değil ise O’ndan değildir.

Hedefimiz Gökler Saltanatının yeryüzünde tecellisine hizmettir, mükemmelliğe, yeni göğü ve yeri, bolluk ve bereketi, güzellik, ahenk, kanun ve nizamı ve her şeyin üstünde SEVGİ ÇAĞI’nı tezahür ettirmektir.


Share

Bu site özeldir ve ticari amaç taşımaz.

Copyright © Dünya Ana