Zahiren ruhun bütün maddi faaliyetleri durmuş gibi görünen tabii uykuda bir çok ruhi melekeler - hatta bazen, uyanık haldekinden fazla olarak - faaliyet halinde bulunur. Bu hususta yapılmış dikkate şayan tecrübeler vardır. Bu tecrübelere temas etmezden evvel herkesin bildiği bir hadiseyi burada hatırlatmak isterim. Malumdur ki insan istediği saatte ekseriya uyanabilir. Bir istatistiğe göre, (67) insanlar vasati 12 dakikalık bir hata ile bu işi muvaffakiyetle yapabilirler. Ve bu hata daima mukarrer saatten evvel uyanmak suretiyle tecelli etmektedir. Bizzat yapmış olduğum şahsi tecrübelerim sırasında bu noktaya ait ve bazı diğer bakımlardan da şayanı dikkat bir müşahede ile karşılaştım; ruhun muhtelif melekelerinin uyku esnasındaki faaliyetini gösteren bu müşahede bence çok öğretici mahiyettedir. Müşahedem şudur:
Bundan bir kaç sene evvel Demir Yolları İdaresinde vazifedar bulunuyordum. Bilecikte idim. Bir gün İstanbulda bulunmaklığımı mutlaka icabettiren mühim bir işim çıkmıştı. Bu işimi görebilmek için o gece İstanbula doğru saat üçte geçecek olan ekspres trenine yetişmeliydim. Yalnızdım ve beni o saatte uyandıracak itimada değer bir kimse yoktu. Böyle hallerde arasıra yaptığım gibi, saat 2’de (trenin hareketinden bir saat evvel) uyanmak karariyle, mutadım üzere saat 22 de yattım. O zamana kadar yapmış olduğum tecrübelerimin neticelerine güvenerek mutlaka vaktinde uyanacağıma kani bulunuyordum. Derhal uyumuşum. Bir rüya görmeğe başlıyorum; güya uyanmışım. Fakat uyandığım zaman saat 3 olmuş. Aklıma dün akşamki kararım ve bu gün İstanbulda görülmesi lazımgelen mühim işlerimin altüst olduğu fikri geliyor. << Eyvah! diyorum. Treni kaçırdım. Dünkü telkinlerim beni aldattı. Trene bol bol yetişmek için saat 2 de uyanmağa karar vermiştim. Halbuki şimdi bir saat geç uyanmış bulunuyorum. Tam trenin gelme vakti… Ama neyleyim!?... Ben kalkıp hazırlanıncaya kadar o gelip gidecek. >> Yatakta başımı kaldırıp pencereden dışarı bakıyorum [1]. Filhakika tren istasyondan hareket etmek üzeredir. Fena halde canım sıkılıyor. Bir telkin ile uyanabileceğime dair olan kuvvetli itimadım yüzünden benim için adeta hayati bir ehemmiyeti haiz olan İstanbuldaki işlerimi kaçırdım, diye üzülüyorum. Hiddet ve[1] Yattığım odanın pencereleri tren durak yerine bakıyordu ve buradan, uzaktan trenin gelişi de görülebilirdi.ümitsizlikle karışık birtakım sıkıcı duygular içinde tekrar uyumağa karar veriyorum. Fakat tam bu sırada kim olduğunu teşhis edemediğim ve çok iyi tanıdıklarımdan, hatta dostlarımdan biri olduğunu zannettiğim birisi peyda oluyor ve bana şunları söylüyor:
<< Uyuma ve üzülme, hiçbir şey kaybetmiş değilsin. Bir saat sonra tren gelecek, onunla gidersin. Fakat seni o trenin içine almıyacaklar. Bununla beraber sen gizlice arkada bir vagonun içine gireceksin ve karanlık, dar bir yerde gideceksin >>.
Bu sözlere inanmıyorum ve kendikendime şunları söylüyorum:
<< Bu zat beni üzüntüden kurtarmak için böyle manasız ve saçma tesellilere kalkışıyor. Zira bu, son trendir. Bundan sonra gelecek olan yedi treni benim işimi görmez…. Saniyen, ben tren adamıyım, her zaman her trenin neresine olursa olsun binmek hakkımdır. Kim beni trene almamazlık yapabilir? >> ve uyumak üzere gözlerimi kapıyorum.
İşte tam bu sırada hakikaten uyandım. Gördüğüm ruyanın canlı tafsilatı ve tesirleri bana o kadar işlemişti ki, ilk zamande rüya görmüş olduğuma veya şimdi uyandığıma inanamadım. Kandimi muayene ettim, fakat şimdi hakikaten uyanık bulunuyordum. Hemen saatime baktım. İkiye beş vardı. Derin bir nefes aldım. Demek işlerimin doğurduğu heyecanla ben bu gece bir kabus geçirmiştim ve bu kabusta olduğu gibi, akşamki telkinlerim hiç de boşuna gitmemişti. Treni kaçırmamıştım. Zira onun gelmesine daha bol bol bir saat vardı. Henüz bu düşüncelerim bitmemişti. Birdenbire odamın içerisi aydınlandı ve istasyona gürültü ile bir tren girdi.
Herhalde bu, sık sık gelip geçen marşandizlerden birisi olacaktı. << Bol vaktim var >> düşüncesinden mütevellit tenbelce bir hareketle başımı kaldırıp istasyona baktım. Bir de ne göreyim, istasyonda duran tren yolcu treni değil mi?.. Halbuki bu saatlerde ancak bir tren vardı, o da benim beklediğim ekspresti. Hemen deli gibi yataktan fırladım. Henüz giyinmeğe başlarken tren hareket etti ve aldığı yolcuları ile beraber İstanbula doğru uzaklaşıp gitti.
Ne olmuştu?.. Nasıl oldu da 3 de kalkması lazımgelen bu tren bir saat evvel, yani 2 de hareket etti? Biraz sonra meseleyi kendi kendime izah ettim: O sıralarda saatimin yelkovanı gevşemiş bulunuyordu, arasıra biraz ileri veya geri kayar ve umulmadık zamanlarda vakti yanlış gösterirdi. Demek gene bu mel’un yelkovan bir saat geri fırlamıştı ve 3 yerine 2 yi gösteriyordu. İhtimalki ben akşamki telkini de bu yanlış ayara göre verdiğim için ona göre uyanmıştım. Yani bu saate göre tam vaktinde uyanmıştım, fakat hakikatte bir saat geç kalmış bulunuyordum. Bu defa canım hakikaten çok sıkıldı. Ve şimdi işlerimin cidden altüst olduğunu düşündükçe ruyamda iken peyda olan ve hala üzerimden tesiri silinmemiş bulunan üzüntüm bir kat daha arttı ve adeta saatimi parçalıyacak gibi oldum. Fakat artık iş işten geçmiş ve herşey olup bitmişti. İstemiye istemiye saatimi düzelttim, yani 3 yaptım ve yattım. Artık sabaha kadar deliksiz bir uykuyla uyuyarak iyice gerilmiş olan asabımı teskin etmek lazımgeliyordu. Uyumak için kafamdan bütün parazit fikirleri koğdum ve uyudum. Ne kadar zamanın geçtiğini bilmiyorum. Uykumun içinde iken sanki birisi beni uyandırmak için dürter gibi oldu. Bu duygu ile uyandım ve etrafıma baktım. Kimse yoktu. Hiç yeri olmıyan bu uyanış, henüz yatışmayan sinirlerimin gerginliğini arttırmaktan başka bir işe yaramamıştı. Fakat gene sebepsiz bir duygu ile pencereden dışarı baktım. Demiryolunun nihayetlerine doğru gözüm kaydı. Uzaktan İstanbul istikametine doğru gelmekte olan bir trenin ışığı görünüyordu. Acaba bu bir marşandiz mi idi? Gayri ihtiyari olarak istasyona baktım. Bir iki yolcu duruyordu. Saatim 3,55 idi. Artık ne olursa olsun, hiç bir şey düşünmeden yataktan fırladım, yarımyamalak giyindim. Esasen akşamdan hazırlamış olduğum çantamı yakalıyarak kendimi istasyona attım. Fakat ben bütün bu işleri yapıncaya kadar tren istasyonunu yapmış ve İstanbul istikametinde ağır ağır yol almağa başlamıştı. Bu, benim beklemekte olduğum ekspresin ta kendisi idi. Hemen vagonlardan birinin basamağına atladım. Kapısı kilitli idi. Oradan tekrar hızla yere indim ve diğer bir vagona atladım. Onun da kapısı kilitli idi. Gece olduğu için ortada kimse görünmüyordu. Hava soğuktu ve ben böyle basamakta takriben bir saatlik mesafe olan müteakip istasyona kadar gidemezdim. Bu sırada tren istasyondan çıkmıştı ve süratini gittikçe arttırıyordu. Ben tekrar yere indim, güç halle ve pek tehlikeli bir vaziyette en arkadaki vagonlardan rasgele birinin basamağına kendimi atabildim. Eğer bunun da kapısı kilitli olsaydı tekrar yere atlıyamıyacak ve orada gitmeğe mecbur kalacaktım. Zira tren adamakıllı süratlenmiş idi. Bereket versin bunun kapısı kilitsizdi. Derin bir nefes aldım ve içeri girdim. Fakat burası vagon sahanlığı idi ye iç kapıları kilitli bulunuyordu. Dar ve karanlık olan bu yerde gitmek basamakta gitmekten daha çok konforlu olduğundan, bu hal beni müteessir etmedi. Bilahara bulunduğum bu vagonun lokanta vagonu olduğunu öğrendim. Kondüktörler buraya uğramadığından ve ben de istasyonlarda çok az duran trenin tevakkufu esnasında inerek tekrar tehlikeli bir oyuna girişmek istemediğimden büyücek bir istasyona gelinciye kadar orada seyahati göze aldım. Ve sabaha karşı İzmite yaklaşınca lokantanın garsonları uyandı bende bu dar yerden kurtuldum. Bilahara bütün mesele anlaşıldı: Benim saatim doğru idi. Ve zannettiğim gibi yelkovanı geri gitmemişti. Ancak, akşam saat 19 da Bilecikten geçmesi lazım gelen bir yolcu treni kaza neticesinde taahhura uğramış ve saat 2 de gelebilmişti. İşte benim ekspres zannettiğim ve lüzumsuz yere saatimi onun vüruduna göre bozduğum ilk tren bu idi. Asıl ekspresde tam vaktinde, yani saat 3 de gelmiş bulunuyordu. Demek ben evvelce bu taahhurdan haberdar olmuş bulunsaydım saat 2 de ilk uyandığım zaman tam vaktinde hareket edecek ve hiç bir telaşa lüzum kalmadan rahat rahat trene yetişecektim. Bunun tersine olarak da eğer ilk tren geçtiği zaman, treni kaçırdım diye hiç uyanmadan yatmış olsaydım beyhude yere ekspresi kaçırmış bulunacaktım! Şimdi bir çok bakımdan dikkate değen bu hadisenin bazı noktaları üzerinde durmak isterim:
1 – Akşam yatarken vermiş olduğum karar mucibince saat 2 den beş dakika evvel uyandım. Bu hal şimdiye kadar yapılmış olan bir çok müşahedelere uygundur.
2- Uyandığım zaman yataktan kalkıp hazırlanmaklığım lazım gelirken gecikmiş bir yolcu treninin tesadüfen tam o dakikada gelişine bakıp aldanarak, tahteşşuurumla dosdoğru yapmış plduğum bir işi şuurumla bozmuş ve saatimin yanlışlığına hükmederek tekrar uyumağa karar vermiştim. Buraya kadar olan şeylerde fevkaladelik yoktur. Bununla beraber burada da izaha mühtaç olan meseleler yok değildir. Mesela akşamdan (...) saatte uyanmak üzere yapılan telkinle insan, hangi ruhi mihanikiyetin tesiri altında o saatte uyanabiliyor? Eğer uyku esnasında ruh atıl ve camit bir halde bulunuyorsa bu faaliyet nerden geliyor? Saniyen, burada şaşmadan zamanı tayin eden kimdir ve bu nasıl mümkün oluyor? Geçen bahisleri hatırlıyan okuyucularıma bu husustaki meseleler yabancı gelmiyecektir. Fakat burada şu noktayı ehemmiyetine binaen katiyetle ifade etmeği zaruri görürüm: Bu mesele ruhun varlığını ve devamlı faaliyetini nazarı itibara almıyan herhangi bir fikir sahibi için kabili izah değildir. Zira burada, yalnız nebati bir hayatta yaşıyan bedenin ataletine mukabil beşeri hayatın bütün zaruretlerini en ince teferruatına kadar takibeden ve tahakkuk ettirmeğe çalışan bir faaliyet göze çarpmaktadır. Ve bu faaliyet dünyadaki işlerin ehemmiyet ve zaruretini bilen ve uyumıyan bir varlığa aittir ki bu da ruhtur. Ruhun bedenle münasebeti az çok gevşemiş halindeki faaliyeti, mutat haldekinden şüphesiz daha kudretlidir. Netekim bu misalde ben boyuna saate bakmama rağmen gene yanılmaktan kendimi kurtaramadığım halde uyku halimdeki faaliyetimle bu işi daha mükemmel yapmlş bulunuyorum.
Fakat aşağıdaki noktalar bu misali daha esrarengiz bir hale sokmaktadır:
3 – Akşam yatarken 2 de uyanmaklığım hususunda vermiş olduğum telkinin tahakkuk etmesi, yani benim matlup saatte uyanabilmekliğim eğer otomatik bir mihanikiyetle vaki olsaydı tekrar uyuduktan sonra ve bilhassa sabaha kadar deliksiz bir uyku ile uyumak hususunda vermiş olduğum karar üzerine trenin hareketinden altı dakika evvel uyanmamaklığım icabederdi. Klasik müşahedelere uygun olan bu hal burada otomatik bir hareketi değil, muayyen bir maksat uğrunda sarfedilmekte bulunan bir cehdi gösterir. Bu cehit benim o sıradaki bağlı şuurumun aksi istikametinde cereyan etmekte idi. Zira benim her şeyden ümidini kesmiş ve uyumağa karar vermiş bağlı şuurumun bu hareketine mukabil gene bende bulunan ve trene beni yetiştirmeğe çalışan bir varlığın faaliyeti devam etmektedir. Bu hal, insanın uykusu esnasında atıl olmadığını ve muhitiyle münasebetleri hakkında bilgi sahibi bulunduğunu ve hatta birtakım faaliyetler gösterdiğini isbat eder.
4 – Arada geçen ruya hadisesi de ayrıca kıymeti haizdir. Ayniyle tahakkuk eden diğer ruyalar görmüşümdür. Fakat bu kadar canlı, tafsilatlı bir ruya ile karşılaşmadım. Bu ruyanın bazı hususiyetlerini ayrıca tebarüz ettirmeği faydalı buluyorum:
a – Filhakika aynen rüyada gördüğüm gibi ilk gelen treni kaçırdım.
b – Ruyada birisi bana başka bir trenin geleceğini ve ona yetişebileceğimi söylüyor, ben ikinci trenin olmadığına kani bulunarak buna inanmıyorum. Halbuki hakikatte mutadın hilafına bu hal de vaki oluyor. Hatta bu hal o zaman bence o kadar ihtimalden uzak bulunuyor ki ben saatimi bile değiştirmek ihtiyacını duyuyor ve ruyaya ehemmiyet vermiyor ve << uyuma! >> diye yapılan ihtara da kulak asmıyarak uykuya dalıyorum.
c – Ruyamda trene alınmıyacağım ve arkada karanlık ve dar bir yerde seyahat edeceğim bildiriliyor. Ortada o zaman buna hiçbir sebep göremediğim için buna da kulak asmıyorum. Fakat hakikaten bir saat sonra beklemediğim bir tarzda bütün tren kapılarını kapalı buluyor, bin müşkülatla ve tehlikeler içinde kendimi arka vagonlardan birine atabiliyor ve karanlık, dar bir yerde ayakta uzunca müddet seyahate mecbur kalıyorum. Bütün bu akla gelmiyen işler bir saat evvel ruyada bana bildiriliyor.
Bu hadiselerde tebarüz eden nokta, bağlı şuurumuzun dışında faaliyet gösteren basiretli bir varlığın mevcudiyetinin ifadesidir. Binaenaleyh uykuda insan dışarıdan göründüğü gibi bir ölü halinde değildir. O, – hatta gelecektekiler de dahil olduğu halde – hadiseler karşısında uyanık haldekinden daha hassas bir durumda bulunmaktadır. Hulasa insan uyurken dünyanın kuyudatından azade kalmış değildir.
Bedri Ruhselman,Ruh ve Kainat, 3.cilt 6.Kısım, 2.Bahis
