İNSAN VE BİLGİ HAKKINDA
1 – İnsan hakkında bir mütaala
İlk nazarda, morfolojik ve fizikoşimik bir görüşle insanın mahiyeti kolayca anlaşılıverecekmiş gigi görünür. Fakat tetkikat ilerledikçe bu görüşün doğru olmadığı anlaşılır, ve insanı daha iyi tanımak için onun yalız dış taraflarını değil bütün ruhi ve hayati tezahürlerini tetkik etmek zaruretinin bulunduğuna kanaat geirilir.
İnsan yalnız bir takım kimyevi maddelerden ve bu maddelerin fizikoşimik tezahüratından ibaret bir et yığını değildir. Onun; ilk hamlede iki büyük unsurdan müteşekkil olduğu görülür. Bu unsurları tebarüz ettirebilmek için ölüm hadisesiyle işe başlıyalım :
Ölmeden önce insanın bir varlığı mevcuttur ki biz maddi ihsaslarımızla insanın bu varlığını tanırız. Ölümden sonra bu varlık kaybolur, ve bu suretle biz insanı ebediyen kaybettiğimizi zannederiz. Demek ki isanın ölümle hususiyetleri bir daha avdet etmemek üzere kaybolan bir varlığı mevcuttur. Bu varlık fizikoşimik bir varlıktır, ve fizikoşimik kanunlar altında mütemadi ve devri inkilahlarına devam eder.
Fakat modern metapsişik araştırmalar neticesinde anlaşılmıştır ki insanın bir de ölümden sonraki tezahüratı vardır ve onun bu varlığı fizikoşimik varlığı kadar objektif ve reeldir.
Bu varlık insanın ölümden sonra yaşamakta devam eden ve mutat şartlar altında mahsusat alemimizin dışında kalan bir şahsiyete maliktir. Bu hakikati kabul etmeğe bizi sevkeden deliller ölümden evvelki varlığımızı bize kabul ettiren deliller ayarında kıymetlidir.
Demek ki evvela birisi malum fizikoşimik kanunlar altında değişip giden, diğeri ise ölümden sonra başka tabii şartlar altında mevcudiyetini göstermekte devam eden iki varlık karşısında bulunuyoruz. Ayni bir varlığın hem gözümüzün önünde eriyip gitmesini hem de bütün canlılığı ile yaşamakta devam etmesini kabul etmek mümkün değildir; o halde bunların mahiyetleri itibariyle birbirinden ayrı şeyler olması lazım gelir. Acaba bu, ölümden sonra, yaşıyan varlığın ismi nedir?... Biz buna bir çokları gibi hemen ruh ismini veremiyoruz. Çünkü ölümden evvelki insan varlığı nasıl maddelerle alakadar bir tezahür ise ölümden sonraki varlığın da öylece maddelerle alakadar bir tezahür olduğunu tecrübeler ve tetkikler bize öğretmiştir. Ancak, sözden de anlaşılıyor ki bu tasnif zahiridir; hakikatte insanın bu bahsettiğimiz ve ileride de diğerlerinden bahsedeceğimiz bütün maddi varlıkları onun kendisi değildir, kendisinin birer tesir vasıtasıdır, nasıl ki beden hakkında da durum böyledir. İşte ruh dediğimiz şey bütün bu maddeler vasıtasiyle çeşitli tezahürler gösteren meşur bir kuvvettir ve mahiyeti hakkında hiç bir şey bilmediğimiz bu kuvvet için zaman ve mekan mevzubahis değildir. Şu halde bütün tetkik hayatımızda bizi meşgul edecek şey insanın mütemadiyen yükselen bu maddi varlıkları ve ruhun onlar vasıtasiyle vukua gelen tezahürleri olacaktır.
İnsanın maddi varlığını teşkil eden muhtelif hallerdeki maddelerin sonu yoktur. Alemden aleme geçen insanın bu maddi varlıkları ruhunun ebedi inkişafiyle sıkı bir surette alakadardır. Daha doğrusu ruh, inkişafı yolundaki ihtiyaçlarına göre muhtelif alemlerde kullanılması zaruretinde bulunduğu maddelerin tabi oldukları tabii kanunlar altında yaşamak zorundadır. Demek ki bu meşur kuvvetin herhangi bir alemde yaşıyabilmesi onun o alemin maddeleriyle ayarlanmış bir vasıtaya malik ilmasına vabestedir ki biz bunu dünyamızda beden şeklinde görüyoruz. Şu halde insanın hakiki şahsiyeti ruhla devamlı münasebet halinde bulunan maddi vasıtalar üzerinde zahir olur ve insanın dünyamızda ölümle sona eren varlığı bu meşur kuvvetin maddi tezahüründen başka bir şey değildir; ölüm ise ilerde daha tafsilatlı yazılacağı gibi bu tezahürün dünyamızdan kaybolup başka bir alemde başka maddeler vasıtasiyle devam etmeğe başlamasının tabii bir ifadesidir.
2 – İnsan hakkındaki bilgi
İnsan nedir?.. Belki üzerinde en az işlenmiş olan mevzulardan biri de budur ( 1 ). İnsan denince aklımıza hemen onun dış görünüşü ile fizikoşimik varlığı gelir. Fakat bu muğlak varlığın mutat ve gayrimutat tezahürlerini hususi usullerle inceledikçe bu görüşün sathi olduğu derhal anlaşılır. Biz insanı henüz tanımıyoruz. Bugünkü akademik araştırma yolları insanı ancak beş his içinde tanımağa imkan verir, onun hariçle olan münasebetleri de asabi ve adali cihazlarının dar imkanları nispetinde mütalaa olunur. ( 1 ). İnsan varlığı üzerinde böyle tek taraflı çalışıldıkça onun mukadderatına nüfuz etmek hiçbir vakit mümkün olmıyaıaktır.
Bugün fazla bir hızla ilerliyen insan hakkındaki analitik bilgilerin çoğalmasiyle insanın tetkiki tamamlanmış olmaz. Bunun için aynı zamanda sentetik bir mütalaa lazımdır. İnsan uzviyetinin her kısmı üzerinde ayrı ayrı morfolojik ve fizyolojik incelemeler yapılıyor, fakat bizi büyük bir illete doğru götürecek olan insan varlığı hakkındaki bu dağınık bilgileri toplamak ve bu varlığın kıymetini gittikçe yükselen ve bize göre sonsuzlaşan maddi hallerin hususiyetleri muvacehesinde takdir etmek faaliyeti üzerinde durulmuyor. Bu da madde hakkındaki bilginin henüz kifayetsizliğinden ileri gelmektedir.
İnsan ilminin muhtelif bahislerine ait tetkik usulleri bazen birbirine uymaz; bu, ilim hayatındaki sonsuzluğun ve bilhassa maddi sonsuzluğun çok tabii bir neticesidir. Bu hakikati kabul etmeyip daima tek taraflı bir görüşle ilmi monopolize etmek istiyenler maalesef çok vardır. Fakat resmi otoriteleri ne derecede bulunursa bulunsun, bunların insan bilgisi hakkındaki sözleri, sözlerin ne en sonuncusu, ne de en mükemmeli olmıyacaktır. Bu, böylece kabul edilmedikçe ilim hayatında insan bilgisini geriletici mücadeleler eksik olmıyacaktır. Mesela, günün birinde bir alim çıkar, bu zat dahiyane bir buluşla insandan bir takım seyyalelerin çıktığını ve bunlardan tedavi sanatında büyük faydalar görülebileceğini söyler ( 47 ), diğerleri bu yolda bazı tetkikat yaptıktan sonra doğru neticeler elde ederler ve onu tasdik ederler ( 2 ); fakat bu araştırıcılar bu sahada henüz emeklerken bu işlerle hiç uğraşmamış olan ve uğraşmak da istemiyen diğer birisi çıkar, belki de o, bir üniversitede kürsü sahibidir; fakat bu sahadaki cehlini hiç nazarı itibara almadan bu zat, sırf resmi salahiyetine dayanarak evvelki araştırıcılara gelişi güzel hücum eder. Ve ne bahasına olursa olsun bu kürsü sahibine inanmıya karar vermiş olan bir sürü insan da evvelki zavallı araştırıcıları hırpalamağa başlar ( 47,62 ). Asıl esef olunacak şey buna benzer hallerin ilim tarihinde yüzlerce defa tekerrür etmiş olmasıdır.
Bir insan bedeninin muhtelif kısımları arasında nasıl sıkı münasebetler varsa bu beden dışında ruhun kullandığı bütün maddi vasıtalar arasında da öylece sıkı münasebetler vardır. Bu bakımdan insan ilmi ne insan bedeninin yalnız bir kısmına ait hadiselerin mütalaasiyle ne de saf bir materyalist veya spiritüalist ekolün talimatiyle tam olarak yapılmaz.
Umumi görüşle insanı iki cepheden mütalaa etmek lazım gelir: bunlardan birisi mahsusat alemimize giren fizikoşimik maddeler arasındaki, diğeri de mahsusat alemimizin dışında kalan maddeler vasıtasiyle olan tezahürleri ile olan cephelerdir; ve unutmamalıdır ki bunlar birbirine bağlı, birbirini tamamlayıcı şeylerdir. Onun içindir ki biz birinci yolda yürüyen ademci materyalizmayi ve ikinci yolda yürüyen ispiritüalizmayi tek başına çalıştıkları müddetçe verimli bir yol olarak kabul edemiyoruz. Gerçi bugün maddi insan hakkındaki tetkikler akademik ilimler sayesinde epeyce ilerlemiştir; fakat insanın yüksek maddi alemlerle olan münasebetleri hakkındaki bilgiler maalesef inkişaf edememiştir.
İnsanların kanaatlerine karşı gelen her fikre itimatsızlık ve hatta husumet göstermeleri tabii bir meyildir; fakat insan bilgisinin şümulü genişledikçe bu kötü temayülde ortadan kalkacaktır. Netekim hugün insan varlığını, melekelerini ve kudretlerini mümkün olan her yolda araştırmak teşebbüsüne ciddi bir çok alimler girişmiş bulunmaktadırlar ( 4, 5, 6 ) .
Akademik ilim yollarında kullanılan usuller beş hissin taalluk ettiği ölçülerden kıymetini alır. Halbuki insanın öyle yüksek maddi tezahürleri vardır ki bu ölçülerden hiç birisi onlara tatbik edilemez. Sevgiyi, kini, intikam hissini, korkuyu, irade ve imajinasyon melekelerini fizikoşimik ölçülerle tesbit etmeğe imkan yoktur. Bundan başka bu tezahürler başkaları üzerinde istediğimiz zaman istediğimiz gibi de husule getirilemez ( 7 ).
3 – İnsan bilgisinin mütalaasında yeni usullere ihtiyaç vardır.
İnsanın mümkün olduğu kadar mükemmel mütalaasını yapabilmek için bugünkü laboratuvar vasıtalarından daha mudil ve bilhassa hayati bir takım yeni usul ve vasıtalarından daha mudil ve bilhassa hayati bir takım yeni usul ve vasıtalara ihtiyaç vardır. Vücudümüzde birbirini taviz eden öyle karışık hadiseler geçiyor ki bunları yalnız fizikoşimik usullerle takdir ve izah etmeğe imkan yoktur. Bozulan bir böbreğin, ciğerin, hatta bir dimağ nescinin vazifesini salim olan kısımlar telafi etmeğe uğsaşıyor. İlk nazarda fizikoşimik kanunlarla izahı mümkün görünen bu hadiselerin derinleştikçe hakiki illetleri daha esrarengiz bir hal alıyor. Esasen fizyolojide animist ve vitalistlerle fizikoşimistler arasındaki mücadelenin başlıca sebebi de, elde bulunan vasıtaların bu muammayı çözmeğe kafi gelmemesinden doğmaktır. Haddizatında fizyolojide, biyolojide fizikoşimik kanunların dışında cereyan edecek hiç bir hadisenin mevcudiyeti tasavvur edilemez. Fakat unutulmamalıdır ki bu kanunlar ancak ruhun dünyamıza ait mutavassıt maddeler üzerindeki maddi tezahürlerine şamildir. Halbuki ruhun dünyamızda bazı hususi usullerle sezdiğimiz yüksek maddeleri alakalandıran birtakım tezahürleri daha vardır ve bunlar şüphesiz henüz mahiyetlerini bilmediğimiz tabiat kanunlariyle idare olunurlar. Tabiat kanunları yalnız fizik ve kimya kitaplarında yazılmış olanlardan ibaret değildir ve elimizdeki vasıtalarla bütün bunları mütalaa etmek mümkün olamaz. Uzaklar gitmeye hacet yok; cazibei umumiye nedir? Herkesin tezahürlerini tabii gördüğü bu kuvvetin mahiyetini hangi alim kati olarak izah edebilmiştir? Hiçbir kimse bunu el ile tutulur bir halde ortaya koyamamış ve onun eşya üzerindeki tezahürlerini tetkik etmekten ileri gidememiştir. İnsanda öyle yüksek hayati tezahürler ve ondan daha yüksek öyle ruhi haller vardır ki umumi cazibe bunların yanında çok kaba ve maddi kalır. Şu halde insan bilgisini tamamlıyacak olan yüksek ruhi bahislerin mütalaasını yaparken fizikoşimik konsepsiyonun fevkine çıkmış olmak lazımdır. Bilhassa akıl hastalıkları tababetinde bu yoldan inkilaba büyük bir ihtiyaç vardır.
Acaba bu yeni tetkik usulleri hangi esaslara dayanabilir?... Tabiatta bir alaka ( - Affinite ) kanunu vardır. Her cismin diğer bazı cisimlerle, her hadisenin diğer bazı hadiselerle azçok farklı bir alakası vardır; veya yoktur. Bu alaka birtakım iç ve dış şartlarla değişir. Mesela O2 nin H ile fazla alakası vardır. Fakat bu kadar şiddetli bir alakanın tezahürü hararet gibi bir amilin yardımı ile vukua gelir ki bu da dış şartlardan birini teşkil eder. Eğer bu hararet şartı insanlarca meçhul kalmış olsaydı onlar bu iki cismin birbirine karşı olan alakasını tecrübe ile mütalaa edemezlerdi. Bunun gibi kanda bulunan hemoglobin maddesinin hem oksijen hem de karbon oksidine karşı birbirinden farklı alakası vardır. Bu yüzden havadaki oksijene nispetle pek az bir miktarda bulunan karbon oksidi bir insanı zehirleyip öldürebilir. Zira bu gaz kanın hemoglobinine oksijenden daha haristir. 1841 de yapılan tecrübelerde 1/10.000 nispetinde karbon oksidini ihtiva eden bir hava dahilinde 96 gün bırakılan tavşanların Hemoglobinleri muayene edilmiş ve bunların 10/100 nun bu zehir tarafından tutularak hayvanların yavaş yavaş zehirlendiği görülmüştür. Bir odada ayrı ayrı duran iki piyanodan biri çalınırken diğerinin de alakadar tellerinin ihtizaz haline geldiği fizikçe malum olan hadiselerdendir. İlmin her şubesinde muhtelif isimlerle anılan ve hepsi de aynı kanunun çeşitli tezahürlerinden ibaret bulunan misaller çoktur. Elektrik tezahürlerini görmek için tahtadan veya kauçuktan malum aletler kullanılmaz; böyle maddeleri bilakis elektrik tezahürlerini görmek istemediğimiz yerlerde kullanırız. Keza birisinin fotoğrafını alırken şimik maddeler karşısında lüzumlu olan ziyanın tesirini ayarlamağa çalışırız. Hadiselerin tetkiki için bütün bu şartları göz önünde tutmak zaruridir. Bu zarureti takdir edemiyen kimselere cahil deriz. Demek ki ilmin araştırma yollarında tabi olacağımız bazı şartlar ve bu şartlara uygun vasıtalar vardır ve bu ilim yapacak insanın bunları bilmesi lazımdır. İnsan ruhunun yüksek seyyal maddeler üzerindeki tesirlerini tetkik ederken bu alaka kanununun dışında kalamayız. Fakat buradaki alaka, maddelerin yüksekliği derecesinde muğlak ve incedir. Bu noktayı ihmal ederek yalnız monoton laboratuvar yürüyüşü ile bu bahse yanaşmak istiyen bazı alimlerin muvaffakiyetsizliğini tabii görmek icabeder. İnsan yalnız bir tek maddeden veya bir gurup maddelerden veyahut malum birkaç fizikoşimik hallerdeki madde guruplarından ibaret bir varlık değildir. Her şeyden evvel bu hakikati kabul etmek lazımdır. İnsan birçok maddelerden müteşekkildir. Bu maddelerin bir kısmı kitaplarımıza girmiştir; fakat sonsuz olan mütebaki kısımları bu kitaplara sığmaz.
Tabiattaki maddelerin yalnız sulp, mayi ve gazi hallerinden ibaret bulunduğuna bugün bir mektep talebesi bile inanmaz. Modern fizik, eskisinin kuvvet veya maddenin atribüsü diye tanıttığı bir çok amillerin birer madde olduğunu söylüyor. Ziyada bu miyandadır. ( 9 ) Bununla beraber eldeki bütün mikrometrik usullerle bile ziyayı madde olarak takdir etmek kudretine inanlık henüz malik bulunmuyor. Demek ki bunda da muvaffak olmak için lazım olan şartları öğrenmek ve tecrübe vasıtalarını hazırlamak lazımdır.
İnsan varlığı en kaba fizikoşimik maddelerden bilemediğimiz en ince maddelere kadar uzanıp giden sayısız maddeler kompleksinden müteşekkildir. Bu kompleksin çözülmesi kolay ve hatta mümkün olmıyacaktır. Morfolojik, biyolojik ve hatta psikolojik bilgilerimiz bu kompleksin henüz dışında dolaşmaktadır. Ve ancak vasıtalarımızın inkişafı derecesinde ona nüfuz etmek mümkün olabilecektir. Kalbin kaba vuruşlarını ölçmeğe kafi gelen sfigmograf aleti bu nazik uzvun elektrik tahavvüllerini bize gösteremez; hekimlikte çok faydalı bilgileri bize veren bu değişiklikler, daha ince ve hassas bir aletle tesbit edilebilir. Nitekim elektrokardiyoğraf dediğimiz bu aletin keşfinden sonra kalb hastalıkları bahsinde mühim terakkiler vukua gelmiştir. Fakat bu neviden bir aletin dahi tesbit edemiyeceği kadar seyyal olan diğer maddi hadiseler uzviyette vardır; denilebilir ki insan dünyamızın hemen hemen en seyyal maddelerini kendisinde toplamıştır. Bu maddeleri ve onlar üzerinde tezahür eden ruhi tesirleri mütalaa edebilmek için onlarla alakası olan tetkik vasıtalarına müracaattan başka çare yoktur. Bu da ancak aynı ayardaki maddeleri kullanmakla mümkün olur. Şu halde hayati tetkik usulleri insan ilminin istikbalde en emin tetkik vasıtaları arasına girmiş olacaktır.
4 – İnsan ilminin tetkik vasıtaları
İnsan bedeninin morfolojik ve biyolojik usul ve vasıtalarla tetkiki mümkündür. Fakat ruhun yüksek maddeler üzerindeki tesirlerini incelemeğe bu kaba vasıtalar kafi gelmez. Bunun için vital usul ve vasıtalara ihtiyaç vardır. Zaten birçok biyolojik hadiselerin tetkikinde de bu vasıtalara müracaat ediyoruz. Mesela eritrositlerdeki aglütinogen maddesiyle kan seromundaki aglütinin maddesi alaka ve münasebetlerine göre aldığımız neticelerden tatbikatta birçok faydalar görüyoruz. Tıpta, biyolojide ve hatta adli işlerde kullanılan bu usul hayati bir taamüldür. İnsan seromunda aglütinin maddesinin bulunup bulunmadığını meydana çıkaracak şimik bir reaktif bugün elimizde yoktur. Bunu eritrositler üzerindeki tesir şekillerine göre tayin ediyoruz.
Keza höcrenin esası olan protein maddesi cinse, şahsa, nesce ve hatta nescin canlı veya cansız olduğuna göre değişir. Bunların nevilerinin çokluğu hakkında Huguneuq şunları söylüyor: << Bunların sayısı bütün adetlerin üstündedir; burada bir adet kullanmak istersek 50 ve hatta 100 ziya senesiyle birbirinden uzaklaşmış olan yıldızlar arası mesafenin kilometre sayısı kadar büyük adetler bulmamız lazım gelir. >> ( 11 ). Bununla beraber milyarlar ve milyarları bulan bu kadar albümin çeşitlerini şimik vasıtalarla birbirinden ayırmak mümkün olmuyor. Zira bütün bunlar şimik reaktifler karşısında birbirine benzemektedirler. Bununla beraber uzviyet ve nesiçler bunların kendileriyle alakadar olan kısımlarını büyük bir hassasiyetle ayırt eder. Bir albumin nevinin hangi bedene ait olduğu bu suretle anlaşılır. Bunun ticarette ve tıpta geniş tatbik sahaları vardır. Mesela; uzviyet bazı mikropların faaliyetine karşı birtakım müdafaa cisimleri hazırlar; bu maddeleri şimik reaktiflerle hazırlıyamayız. Fakat mikropların kendilerine karşı hazırlanmış olan bu spesifik cisimleri havi kan suyu içinde derhal harap olmağa yüz tuttuklarını görürüz. Halbuki mikroplar başka bir mikroba karşı husule gelmiş olan cisimleri muhtevi kan suyundan müteessir olmazlar. Demek ki şimikman mevcudiyetlerinden haberdar olamadığımız bu maddelerin nevilerini mikrop bedenleri büyük bir hassasiyetle ayırt etmektedir ( 12 ). Keza; gebe kadınların idrarında hayati birtakım cevherler vardır ki bunlar kaba laboratuvar vasıtalariyle meydana çıkarılamaz. Fakat bu idrarı dişi farelerin bedenine şırınga ettiğimiz zaman onların yumurtalıklarında birtakım teşrihi tehavvüllerin husule geldiğini görürüz. Halbuki normal bir kadının idrarı bu değişiklikleri yapmaz. Bu usul tıpta bir teşhis vasıtası olarak kullanılır. ( Acsheim- zondek ). Bunun gibi, bir insana rasgele bir albümin maddesi şırınga edilse insanda bu albümine karşı mühim bir reaksiyon görülmez; halbuki aynı adama bir müddet sonra aynı madde şırınga edilirse uzviyet, hatta hayati tehlikeye koyabilecek, şiddetli bir reaksiyon gösterir ( Alerji ).
Görülüyor ki bütün bu işlerde kullandığımız vasıtalar cansız fizik ve kimya vasıtaları değil, uzvi birtakım maddelerdir. Halbuki insan hayatında diğer öyle yüksek tezahürler vardır ki yukariki biyolojik hadiseler bunların yanında kaba kalır. Onun içindir ki bu sonunculara hatalı olarak ruhi tezahürler demişlerdir. İnsan faaliyetinde her şey ruhidir ve her şey maddidir. Hadiselerde görülen şuur ruhtan gelir, fakat onların mihanikiyetleri maddeler yolu ile olur. Aradaki fark maddelerin seyyallik derecesinden doğan muğlaklık ve inceliktedir. Hazım ve teneffüs fiillerini mütalaaya yarıyan vasıtalar insanın daha yüksek tezahürlerini tetkika nasıl yaramazsa bunlar için kullanılan mutat biyolojik taamüller de metapsişik hadiselerin tetkikinde öylece işe yaramaz. Mesela her cisimden ( 13 ) ve bilhassa hayat sahibi olan varlıklardan ( 14 ) hasıl olan inşiaat insanda da mevcuttur ( 15 ). Bu emanasyonlar henüz hiçbir ilmin layıkiyle mahiyetini tetkik edemediği maddi bir komplekstir. Bunun içinde hararet, elektrikiyet, mıknatısiyet, ziya ve renk gibi adi fizik ajanlarla diğer vital amiller vardır. Acaba bu yüksek vital amillerin hususiyetleri nedir? Şüphesiz bu hususiyetleri baskül, bisturi ve mikroskop nevinden kaba fizik aletlerle tesbit etmek mümkün olmıyacaktır. Zira bunların hiç birisi bu emanasyonlar karşısında bir varlık gösteremez. Bu emanasyonlardan müteessir olan en iyi alet sinir cümlesidir. Sansitif denilen insanlar bu amille karşılaışınca subjektif ve objektif bir takım tezahürler gösterirler. Mesela emanasyonların tatbik tarzına göre serinlik ılıklık, ferahlama ve sıkıntı hisleri duyacakları gibi, adelelerde de gerilmeler, gevşemeler, uyuşmalar ve ihtilaçlar görülebilir ( 2, 14 ). İşte tezahürlerin bu şekillerine göre biz bu emanasyonların mahiyetlerini anlamağa çalışırız.
Diğer bir misali ele alalım: Bütün maddelerde olduğu gibi insan bedeninde de materyalizasyon hadisesi husule gelebilir. Bu tabir esas itibariyle yanlış olmakla beraber mahsusat alemimizin gayri mahsusat alemimize nispeti bakımından doğrudur. Bazı şartlar altında maddeler kendilerini bize hissettrirmiyecek derecede dilüe olurlar ve tekrar başka bir yerde kondanse olarak bizim için kabili takdir bir hale girebilirler. Şimdilik fizikoşimik hiçbir vasıta ile tevlit edemediğimiz bu halin Medyom denilen bazı insan bedenleri vasıtasiyle yapılabileceğini tecrübeler göstermiştir. ( 6, 27 ). Burada bu medyomlara mutlaka lüzum vardır ve elimizde bir elektrokardiyoğraf aleti olmayınca kalbin elektrik tehavvüllerini tetkik etmek imkanını nasıl bulamazsak bu hadiseyi de medyomsuz öylece tetkik edemeyiz.
İlmi bir hadisenin mütalaasında yalnız aletin mevcudiyeti de kafi değildir; aynı zamanda onu kullanmağa yarıyacak şartları ve bilgiyi de haiz bulunmak lazımdır. Bu hakikatin her zaman tatbik edilememiş olması yüzünden bilhassa metapsişik ilimler tarihinde birçok acayip hikayelerle dolu sayfalar vardır ( 3, 17 ). Mesela gelip geçici bir tecessüs saikasiyle rasgele yapılıvermiş bir iki kaprisli tecrübeden sonra metapsişik bir fenomen hakkında verilmiş müsbet veya menfi hükümler bu miyandadır. Kompleks hayati kuvvetlerin bir dinamosu halinde bulunan insanı laboratuvar aleti gibi kullanmak salahiyetini bir araştırıcının kendinde görebilmesi için onu kullanmağa layık bir duruma girmesi, yani tecrübe şartları hakkında geniş bir vukuf ve kavrayış sahibi olması lazımdır. Bir insanı trans veya somnambül haline sokmak adrenalin provokasyonu yaparak malarya parazitlerini akar kana göndermekten veya reconstruction tecrübesi ile kalbdeki geçmiş marazi tegayyürleri ihya etmekten daha az nazik bir ameliye değildir.
5 – İlim ve mahsusat dışı alem.
Mahsusat alemiyle meşgul olan ilim ancak vasıtaların itkanı nispetinde inkişaf edebilmiştir. Bu vasıtaların şimdikinden daha iptidai bulunduğu devirlerde ilim de yavaş yürümekte idi. ( 18 ) Araştırma yollarında mikro - ve makrometrik usuller tekamül ettikçe bu yürüyüşler hızlandı. XIX ve XX ci asırlarda baş döndürücü bir sürat kazandı. Bu yüzden birçok yeni yeni ilmi hakikatler meydana çıktı. Fizikte, kimyada, tabiat ve biyoloji ilimlerinde daha geniş görüş imkanları peyda oldu. Eski klasik konsepsiyonların dar çenberleri gevşedi. Fizikte evvelce her hadise mutlak ve kati telakki edilirdi. Bu gün en kati fizik kanunları hakkında bile mutlak hükümler verilemiyor. Yeni telakkiye göre hadiselerin oluşu birtakım bildiğimiz veya bilmediğimiz şartlara bağlıdır. Evvelce havada bırakılan bir cismin mutlaka yere düşmesi lazımgeleceği söylenirdi; bunun yukarı da düşebileceği hakkında hiçbir fikir ileri sürülemezdi. Fakat bugün ilimde imkan sahası çok genişlemiştir. Havada bırakılan bir cismin gök yüzüne de düşeceği söylenebilir. Onun gök yüzüne düşmesinin tarafımızdan tabii ve mümkün görülmemesi bütün hadiselere ait şartları bilmemekliğimizden ileri gelmektedir. Demekki bu gün yeni bir hadise karşısında kalan bir ilim adamının toleransı evvelkilerle ölçülemiyecek kadar artmıştır.
Ve artık herkes inanmıştır ki intani bir hastalık amilinin mikroskopik canlı varlıklardan ileri geldiğini kabul edemiyen bir çobanın hareketiyle, esaslı bir tetkik yapmadan metapsişik yüksek mebahiste kabli hükümler veren yarı münevver bir adamın hareketi arasında bir fark yoktur.
Çok mahdut idrak vasıtası olan hasselerin dar imkanları içinde kalarak kainatın bütün hadiseleri hakkında mutlak hükümler verenler vardır. Fakat: ( Ben bisturimin ucuna ruh denilen bir şeyin asla takıldığını görmedim. ) ( 20 ) diyen kimselerin bu inanış tarzını değiştirmeğe uğraşmak lüzumsuzdur. Bizim muhataplarımız Carrelin tabiriyle << ilim amelesi >> olmıyan serbest düşünceli tarafsız araştırıcılardır. ( 1 )
Eğer mahsusat dışı alem varsa bu esasen bizim duygumuz dışında kalmış bir alem olacaktır. Bu aleme ancak yolunda çalışmak şartiyle girmek mümkün olur. Ve bu yolda yalnız duygularımız ve maddi vasıtalarımız kafi gelmez, onların eksiğini tamamlıyacak diğer melekelerimizi de kullanmak zaruretindeyiz ki bunun dışında tahayyül gelir.
Tahayyülsüz ilim olmaz. ( 21 ) Demek ki tahayyül ilimde en esaslı bir terakki amilidir. Unutulmasın ki Atom hakkında bu günkü tecribi bilgilere tekaddüm eden bir atom faraziyesi evvelden vardı. (18 ) Eskilerin sırf imajinatif faaliyetleriyle yaşatılmış olan bu mefhum bugünkü yüksek atom nazariyelerine yol açmıştır. İlim tarihinde görülür ki çok defa vasıtasızlık yüzünden ilimde duran yürüyüşü tahayyül canlandırmış ve bu suretle mahsusat alemimizin gittikçe genişlemesine yardım etmiştir.
Mahdut olan mahsusat alemimizin varlıkları karşısında mahsusat dışı alemin sonu yoktur. Esasen bu bakımdan ilmin de sonu olmıyacaktır. Bu sonsuzluk içinde hangi noktadan başlarsak başlıyalım tahayyülümüz ancak müşahedeleri yakalıyacak ve müşahedelerde tahayyülümüzü genişletmek suretiyle mahsusat dışı alemimizde bir kaç adım daha ileri gitmemize yarıyabilecektir.
En iptidai müşahedeler, tahayyülün yardımı ile büyük realitelere yol açar. Newton kafasına düşen elma hadisesinden sonra fizikin en mühim bir bahsini teşkil eden bir arz cazibesi kanunlarını bulmuştur. [ 1 ]
Kainat büyük bir laboratuvardır. Orada geçen sonsuz hadiselere nüfus ettikçe insanın iş görme liyakati artar. Bu liyakat birdenbire artmaz ve insanın mahsusat dışı alemi birdenbire mahsusat alemine inkilap edivermez. Bu sahada adım adım yürümek, birçok cehitler göstermek ve tecrübeler geçirmek lazımdır. Kainatta her hayat sahibi varlık bir araştırıcıdır. Onun dünyalardan dünyalara intikal ederek vukua gelen muhaceretinin sebebi de budur. Ve bu araştırmanın sonu gelmiyecektir. İnsan taş devrindeki dar mahsusat alemini Radyomun Alfa ve Beta şualarından bahseden zamanımızın geniş konsepsiyonlarına eriştirebildiği gibi daha kimbilir hangi düşünce ve duygu şahikalarına da ulaştırabilecektir.
