PERİSPRİNİN BEDENLE MÜNASEBETLERİNİN
MUTAT HALİYLE GEVŞEMESİ
1 – Umumi mütalaa
Perisprinin bedenle münasebetlerine dair kitabımızın birinci cildinde bazı şeyler söylenmişti. Bir takım ahval ve şerait altında perispri bedenle olan münasebetlerini gevşetebilir. Bu gevşeklik kısmi veya tam olabilir. Tam olunca ölüm dediğimiz hal vukua gelir.
Perisprinin bedenle münasebetinin gevşemesi haline degajman deriz. Değajmanın derinliği nispetinde insan; dış alemden, yani dünya maddelerinden az çok alakasının kesildiğini duyar.
Degajmanın muhtelif dereceleri vardır. İnsanın mutat hayatında yaşarken muvakkaten etrafiyle alakasını kesip kendi kendine dalmasına degajmanın en hafif bir şekli diyebiliriz. Ve bu hale de tecerrüt hali ( isolement ) deriz. Binaenaleyh tecerrüt veya dalgınlık hali degajmanın bir başlangıcıdır, onun ilk merhalesidir. Demek, iptidai bir tecerrüt halinden başlıyan perispri - beden münasebetlerinin gevşekliği tedricen arta arta ve şuurla şuur altının disosyasyonu, uyku, hipnoz ve letarji halleri gibi kaba duygularımızın takdirine göre noktaladıgımız bir sürü merhalelerden geçe geçe tam bir ayrılma hali olan ölüm hadisesine kadar ilerliyebilir. O halde bizim ölçülerimize göre ölüm, izolman halinin müntehası olduğu gibi, izolman da ölümün başlangıçıdır.
Bu iki münteha arasında mevcut psişik merhaleler bir çok sebepler altında kendiliğinden veya arzuya göre vukua gelebilir. Bu sebepler; asabi, toksik, biyolojik, fizyolojik, patolojik, psikolojik, ilh. olabilir. Mesela sinirli bir kadıcağız korkunç ve mutat dışı bir hadise karşısında düşüp bayılıverir. Bu hal, bünyevi şartlara göre derinliği azçok ileride bir degajman halidir, asabi yoldan vukua gelme bir beden- perispri gevşekliği hadisesidir.
Hipnotik vetirelerle husule getirilen uyku halleri de böyledir. Esrar çekmiş veya kloroformlanmış bir insanın degajmanı toksik sebeplerledir. Ağır bir hastalık, bir koma halindeki hastaların degajmanı gene toksik ve patolojik bir degajmandır. Manyatizma yolu ile olan somnambülizma halini vital ve hipnoz halindeki degajmanı da asabi sebepler altındaki degajman hallerine misal gösterebiliriz. Nihayet, manastırlarda dindar kadınların, çilehanelerde yaşıyan zahitlerin vecit halleri esnasındaki degajmanları psikolojik sebeplerden ileri gelir. İleride, dedubluman bahsinde bu noktalara tekrar avdet edilecektir.
O halde bizim degajman ismi altında mütalaa ettiğimiz hadiseler bedenle perisprinin arasındaki münasebetlerin bazı sebepler altında değişmesinden mütevellit fizyo-psikolojik birtakım fenomenlerdir. Diğer tabirle degajman, ruhun bedenle olan münasebetlerinin gevşemesi yüzünden azçok serbesleşerek Ispatyoma doğru kaymasıdır, denilebilir.
Perisprinin bedenle münasebetini gevşetmesi, o nispette ruhun serbesleşmesini ve Ispatyom hayatına dalmasını zaruri olarak neticelendirir. O halde degajmanın derinleşmesi, ruhun o nispette Ispatyom hayatına dalması ve o nispette Ispatyom hayatının dünyadakilere münkeşif olması demektir.
Bundan şu netice çıkar ki gerek kendiliğinden, gerek tecrübe yolu ile olan degajmanların iyi ve vukufla mütalaasını yaparak Ispatyom hayatı hakkında müspet ve ilmi birçok hakikatlere ulaşmak mümkündür. Filhakika muhtelif araştırıcılar tarafından Ispatyomdaki ruhlardan oranın çeşitli merhaleleri hakkında verilmiş izahlar ve tarifler; degajman yolu ile topladığımız ve bizim gibi çalışan diğer müelliflerin (Caslan) topladıkları müşahedelere birçok noktalardan uygun gelmektedir. Ve hatta bazen hadiseler birbirine o kadar yaklaşır ve bağlanır ki bunların iyice tetkikiyle ilmi birtakım neticeler ve kanaatler tebarüz ettirilebilir. Mesela enkarne insanların degajmanları halinde iken vaki ifadeleri, dezenkarne varlıkların, bilhassa ilk Ispatyom hayatına dair intibalarına benzemektedir. Buna mukabil birinciler de, ikincilerdekiler kadar candan ve yakından duygular yoktur ki bunun sebebini de müteaddit defa yazdığımız maddi bağların frenleyici tesirlerinde aramak icabeder. Aşağıda degajman halindeki süjelerden alarak vereceğim misalleri tetkik ederken okuyucularım bu fikirlerimi tasdik edeceklerdir. Bu misaller arasında bazı süjeler karanlık içinde kaldığını, bazıları üşüdüğünü, bazıları dikenlerin vücutlerine battığını... ilh. söylemektedir. Bunlar İspatyom bahsinde verdiğimiz misallerle karşılaştırılırsa bilhassa oranın ilk merhalelerindekilerle bunlar arasında büyüm müşabehetlerin bulunduğu derhal göze çarpar.
Görülüyor ki burada, insan bilgisine ve mukadderatına dair çok geniş ve sonsuz bir çalışma sahası vardır. Bu hususta mevcut bol materyellerden istifade edilebildiği takdirde beşeriyetin tekamül yolundaki inkişafı şüphesiz hızlanacak, bu günkü soğukluk, huzursuzluk bütün sebepleriyle birlikte insanlrın arasından yıkılıp gitmeğe yüz tutacaktır. Fakat dünyanın şu anda donmuş, kökleşmiş ve idealleşmiş maddi geri hırsları insanların gözüne kalın bir perde halinde gerilmiştir. Bu günkü beşeriyette henüz onu söküp atabilecek ruhi enerji yoktur. Bu hal, şimdilik pek küçük bir zümreye münhasır kalan bu yüksek mebahisin mütalaasına yayılma imkanı vermemektedir. Bununla beraber tekamül zaruretine inanan herkes gibi biz de bu karanlık durumun muvakkat olduğuna ve insanların bu günkü, bilmeden kendiliğinden tahayyülleriyle yaşattıkları kabuslarından bir gün kurtulacaklarına kani bulunuyoruz.
İşte bu kanat bizi insan bilgisine ve mukadderatının mütalasına başlangıç olabilecek mevzular üzerinde bazı fikirler yürütmeğe ve bu kitabı yazmağa sevketti. Biz kitabımızdaki mevzuları ve bilhassa üçüncü ciltteki bahisleri alakalandıran degajman hallerinin mütalaasına ehemmiyet veriyoruz. Bu sebepten dolayı bu hadiseyi kitabımızın hacmine uygun bir tarzda kısaltarak mütalaa edeceğiz.
Ruhun degajman hali didaktik bakımdan iki modalite içinde tetkik olunabilir. Bunlardan biri; perisprinin aşağı yukarı mutat, yani saf haliyle bedenden ayrılması, diğeri de bedenden bir kısım partikülleri beraber alarak ondan ayrılması şekline aittir.
Biz bunları birbirinden ayırmak için birincisine perisprinin bedenle münasebetinin saf haliyle gevşemesi, ikincisini de perisprinin bedenle münasebetinin bulaşık halde gevşemesi diyeceğiz.
Bu bahsimiz perisprinin bedenle münasebetinin saf haliyle gevşemesine tahsis edilmiştir ki bunu da iki yoldan tetkik etmek mümkün olur: Bu yollardan biri hipnoz yoludur, diğeri ise mutat halde psikolojik infisal hali diyebileceğimiz ( dissociation psycholojique ) yoldur.
Hipnoz halindeki süjenin mutat şuuru ortadan tamamiyle kalkmıştır, yani süje dış alemle olan bütün alakasını kesmiş ve bütün dikkatini sübjektif hayatı üzerine çevirmiştir. Burada idrak, ileride izah edileceği gibi mutat dışı bir yoldan vukua gelir. Bilhassa bu mesele üçüncü ciltteki mebahisi çok yakından alakalandıracağı için hipnoz halinin bazı tezahürlerinden orada da istifade edilecektir.
Bu bahiste degajmanın tetkik yollarından ikincisi, yani psikolojik disosyasyon hali evvelkinden farklıdır; burada süjenın mutat şuuru ortadan kalkmamıştır. O, bütün dikkatini şuur altı sahasına, yani kendi varlığına çevirmiş olmakla beraber onu her an dış alemle alakalandırabilecek halde bulundurmaktadır. Diğer tabirle süje burada uyumamıştır. Yalnız şuurla şuuraltı birbirinden ayrılmıştır. Buna psikolojik disosyasyon dememizin sebebi de budur. Bu haldeki süjelerde şuur ve şuur altı tezahürleri birbirinden ayrı müstakil şahsiyetlere aitmiş gibi uyanık dururlar. Mutat şuur, asılı bir halde bulunmakta ve şuur altına müdahale etmemektedir. Şimdi bunlar üzerinde ayrı ayrı duracağız.
2 – Hipnoz veya somnambül hali
A – Manyatizma ve hipnotizma nedir ?
Gerek hipnoz, gerek somnambülizma bir uyku halidir. Bunların husule getirilmesi için kullanılan usuller ayrı ayrı olmakla beraber çok defa hem bu usuller, hem de onların neticelendirmiş oldukları uyku halleri, yani hipnoz ve somnambül halleri birbirine karışır ve karıştırılabilir.
Bunlar üzerinde ayrı ayrı durmak kitabımızın mevzuna dahil değildir. Zira biz burada ancak bu uyku hallerinin neticelerinden istifa ediyoruz. Fakat bu iki halin ayrı ayrı neticelerini kıymetlendirmek, daha büyük faydalar elde etmek bakımından arzu edilen bir şeydir. Binaenaleyh teknik prosedürleri ve fenomenik tezahürleri ( Les manifestations phenomeniques ) ayrı olan bu iki psikolojik hadise hakkında evvela birkaç söz söylemek istiyorum.
Manyatizma namı altında çok defa yalan yanlış anlaşılan ve bir çok hokkabazlarca istismar vasıtası olan bazı gösteriler, bittabi bizim burada bahsedeceğimiz şeyler değildir. Taklit - ve çok kaba ve kusurlu bir taklit - yolu ile bu nevi tezahürlerin her çeşit sui istimale ve istismarcılığa müsait olması, onun ekseriya yanlış anlaşılmasına sebebolmuştur. Manyatizma hokkabazlık değildir. Ve bir hokkabaz manyatizör olamaz. Nasılki fenni manipülasyonlariyle bir fizikçi ve bir doktor da hokkabaz olamaz. Hem fizikçinin, hem de doktorun yaptığı işlerdeki yüksek gayeler bir hokkabazın küçük maksatlariyle kabili telif değildir. Tıpkı bunun gibi bir manyatizörün yaptığı işlerdeki yüksek kıymetler de hokkabazın değersiz kurnazlıklariyle nispetlendirilemez. Bu sözleri bana söyleten amil, metapsişik tezahürlerin ve bilhassa manyatizmanın bahis mevzuu olduğu yerlerde, hatta aklı başında sayılan kimselerin bile derhal söze, zamanın bir takım hokkabazlarının isimlerini karıştırmağa kalkışmalarına sık sık şahidolmaklığımdır.
O halde manyatizma ve hipnotizma nedir?
Takriben bundan 150 sene evvel Mesmer isminde Viyanalı bir doktor kendine mahsus nazariyesiyle desteklediği manyatizma fikrini ortaya atmıştır. Fakat bu vetire ile bir uyku halini, somnambülizmayı ilk defa husule getiren zat Marquis Puysegur olmuştur. Bunu müteakip diğer bir çok araştırıcı, bu çalışmalar üzerinde durarak manyatizma ve somnambülizmanın yavaş yavaş inkişafına yardım etmiştir. ( Deluze, Du Potet, Ch. Lafontaine, Hektor Durville... v.s. )
Bu sahada çalışan her müellif birbirine yaklaşan veya birbirini tutmıyan birtakım nazariyelerle manyatizmayı izah etmeğe çalışmışlardır. Bütün bu nazariyelerin muhassalası olarak biz bu gün manyatizmayı şu manada kabul ediyoruz: Bazı maddelerde daha bariz olmak üzere her maddeden bir takım emanasyon çıktığı gibi, uzyi maddelerden de öylece ve evvelkilerden daha yüksek tertipte bir takım emanasyon çıkar. Bunların hayat sahibi varlıklar üzerinde tecrübe ile husule getirebildikleri bir takım fizyolojik ve psikolojik tesirlere bakarak bunu hayati hususiyetlere malik bir seyyale gibi kabul edebiliriz. Manyatizörler bu seyyaleye bir sürü isimler vermişlerdi. ( Hayvani mıknatısiyet, beşeri mıknatısiyet, manyatik kuvvet, asabi kuvvet, beşeri radyoaktivite... ilh. )
Bilhassa H. Durville manyatik ihtizazlara ait yaptığı bir çok kıymetli tecrübeleriyle bunların fizyolojik ve psikolojik tezahürlerini ilmi ve tecribi yollardan tahkik etmiş, hatta bir takım kanunlarını da meydana çıkarmıştır. ( 2,14 )
Gerek bu araştırıcıların yapmış oldukları tecrübelerin tetkiki, gerek bizim şahsi tecrübelerimiz manyatizmanın ortaya konmuş fizik kanunlarının sıhhatine bizi inandırmıştır. Mevzuumuz dışında kaldığı için burada bu kanunlardan ve onlara ait tecrübelerden bahsedemiyeceğim.
Şu halde manyatizma, insandan çıkan henüz mahiyeti ne akademiye mensup fizyolojiciler, ne de fizikçiler tarafından tetkik edilememiş bir takım thtizazlar ( veya seyyaleler ) yolu ile hayattar uzviyetler üzerinde bazı fizyolojik ve psikolojik tezahürlerin husule getirebileceğini kabul eden bir ilim şubesidir.
Fakat yukarda söylediğimiz gibi manyatizörler ve bilhassa Charles Lafontaine manyatizmanın hakiki ve ilmi kıymetlerini tamim etmeğe uğraşırken manyatizmanın nazariyelerine muarız bir çok aleyhtarlar da aynı hadiseleri başka yollardan, daha doğrusu sinir cümlesinin fizyopatolojik durumlarından istifade ederek husule getirmeğe çalışıyorlar ve bunda muvaffak olduklarını iddia ederek manyatizörlerin bedenden çıkan seyyalelerini veya ihtizazlarını çürütmeğe uğraşıyorlardı. İşte burada muarız bir mücerribolarak ilk ortaya atılan zat İngiliz doktoru Braid olmuştur. Bu sebepten buna braidizma derler ki hipnotizma dediğimiz şey budur. Netekim manyatizmanın da diğer ismi onu ilk defa tamim eden zata izafeten mesmerizma’dır.
Braidizma veya hipnotizma nedir?
Braid manyatizörler gibi operatörün bedeninden bir takım seyyalelerin veyahut ihtizazların çıkıp süjeye tesir ettiğini kabul etmiyor. Ve süjede görünen hipnoz halinin gayri tabii, histerik bir tezahür olduğunu ve bunun kendiliğinden telkinle veya asabi sistemi yorucu her hangi bir vasıtayı kullanmakla husule getirebileceğini ileri sürüyor. Ona göre manyatizörlerin iddia ettikleri << hayati veya mıknatısi seyyaleler >> e lüzum kalmadan onlar vasıtasiyle yapıldığı söylenen hipnotik tezahürleri bu son vasıtalarla ve bilhassa telkinle husule getirmek pekala mümkündür. Bu telakkiye göre manyatizörlerin iddia ettikleri emanasyonlar boş, manasız ve mevhum şeylerdir. İşte bu yüzden bir taraftan mesmeristler, diğer taraftan braydistler uzun bir mücadeleye tutuşmuş ve her biri hakikatin ancak kendi tarafında olduğunda ısrar etmiştir. Biz burada bunların münakaşasına girişecek değiliz, yalnız şu kadar söyliyelim ki hipnotik hadiselerin husulü için kullanılan muhtelif vasıtaları müdafaa etmekte iki tarafın da hakkı vardır, zira hem mesmeristlerin, hem de braydistlerin müdafaa ettikleri tez aynı fizyo-psikolojik bir hadisenin prosedeleriyle ve fenomenik tezahürleriyle birbirinden ayrı yolda tezahürler gösteren iki modalitesine aittir.
Mesela bize göre manyatik hipnoz ile hipnotik hipnoz perispri-beden münasebeti bakımından birbirine benziyen iki hadisedir, yani perisprinin bedenden az çok kurtulma halidir, bir degajmandır. Yalnız, bu degajmanın her iki halde keyfi ve kemmi farkları görülür. Ve burada uzun uzadıya anlatılması mümkün olmıyan sebeplerden dolayı manyatik hipnozda görünen yüksek psikolojik tezahürler hipnotik hipnozda bulunmaz.
Şu halde hipnozun iptidai tezahürlerini tetkik etmek için braydizmaya müracaat edilebilir, fakat yüksek fizyo-psikolojik tetkikatı bu yoldan yapmağa kalkışmakla büyük muvaffakiyetler elde edilemez, o zaman daha derin ve tabii bir degajman hali olan manyatik hipnozdan istifade edilmelidir.
Biz kendi hesabımıza hipnotik vetirelerden büyük faydalar görmedik, hatta bu halin husulü için kullanılan prosedeler bakımından hipnotik hipnozu asabi seyyalelerin şiddetli, ani ve sarsıcı boşalmasiyle müterafık, sinirleri yorucu, binaenaleyh tehlikeli bir hal olarak kabul ederiz. Fakat mevzuumuz bu olmadığı için bunları kısaca söyleyip geçmek zorundayız.
Şu halde hipnotik hipnoz ancak fizyo-patolojik tetkik bakımından enteresan olabilir fakat fizyo-psikolojik bakımından tavsiyeye değmez. Burada manyatizmadan istifade edilecektir.
Manyatizma, evvelkinin tersine ne şiddetli, ne de yavaş bir asabi seyyale boşalması ( Decharge nerveuse ) ile müterafık değildir. Bilakis burada operatörden çıkan seyyalelerle süjenin sinir cümlesi takviye ( Fortification ) edilmektedir. Binaenaleyh bu, evvelki gibi zararlı ve tehlikeli olmadıktan mada faydalı ve hatta sıhhidir. Onun için hastalıkların tedavisinde de bugün bir çok mahafilde bundan istifade edilmektedir. Ve bu tedavi sistemine biyoterapi ismi verilmiştir.
Hipnotik tezahürlerin mütalaasına başlamazdan evvel şunu söylemek isterim ki biz, bir taraftan hem mesmeristlere, hem braydistlere hak verirken diğer taraftan ikincilerin birincileri yalanlamalarına iştirak etmiyor ve bu hareketi braydistlerin hesabına eksik yapılmış bir tetkik mahsülü sayıyoruz. Zira dediğim gibi ruhi incelemeler bakımından şüphesiz braydizmadan daha çok verimli ve yüksek tezahürlere zemin olan manyatik somnambülizma, manyatizörlerin söyledikleri gibi insandan ve hatta madeni, nebati ve hayvani varlıklardan çıkan bir takım emanasyonlarla husule getirilir. Bu bir hakikattir ve elimizde bu hakikati gösteren sayısız müşahede vardır. Maalesef bunlar üzerinde uzun uzadıya duramıyacağız. Yalnız okuyucularıma bir fikir vermek için insan bedeninden çıkan emanasyonların tesbiti için şimdiye kadar muhtelif müellifler tarafından müracaat edilen ilmi tetkik vasıtalarından bir tanesine temas edeceğiz. Bu da, bu emanasyonların muhtelif usullerle alınmış fotoğraflarıdır. Aşağıda verdiğim bir şekilde ( şekil 2 ) bir el resmi görüyorsunuz. Bu resim göründüğü gibi alelade bir fotoğraf makinesinin karşısında tutularak bildiğimiz yollardan alınmış bir elin fotografisi değildir. Daha doğrusu bu resim elin kendisine aid değildir. Elden çıkan seyyalelerin resmidir. Bu, nasıl elde edilmiştir ? Bu sualin ceyabını mücerribinin bizzat kendisinden, yani G. Delanne’dan kısaltarak dinliyelim: ( 48 )
Şekil 2 – Plağa değmeden alınmış bir el eflüvyoğrafisi ( 48 )
<< Evvelce ismi geçen mücerriplerin müşahedelerinden ve bu müşadeler hakkkında yapılmış tenkitlerden istifade ederek bir kaç sene fotoğraf plaklarının üzerindeki bu seyyalelerin izlerini tetkik ve mütalaa ettim. Ben burada yalnız, beşeri seyyalenin dışardaki tesirini, inkarı kabil olmıyacak bir şekilde ispat ettiğine kanaat getirdiğim tecrübelerden birkaç tanesini yazacağım.
<< Şunu hatırlatmak isterim ki bu işi yaparken ihtimamla hareket etmek için gereken bütün tedbirler alınmıştır: Hassas plağın temiz olmasına, jelatin tabakasına toz gibi yabancı cisimlerin yapışmamasına, izhar banyosunun süzülmüş olmasına ve emanasyonların resmi alınacak elin plağa değmemesine, uzaktan tutulmasına ve nihayet developman esnasında izhar banyosunun mütemadiyen çalkalanarak bir takım hayalleri taklit edebilecek tortuların plak üzerinde teressübetmemesine dikkat edilmiştir.
<< Bu tecrübeleri Bayan W. B. ile yaptık. Bayanın eli plağa karşı o tarzda konulmuştur ki eğer hararette mevcudolan enfraruj ziya dalgaları plağa tesir ediyorsa buna imkan bırakılmasın. Bundan başka ciltteki Tarchanoff’un elektrik cereyanlariyle hayallerin izahını da önlemek için eli ne plağa, ne de plağın mevzuu bulunduğu küvete temas ettirmedik.
<< Biz bu şartları tahakkuk ettirmek için iki türlü tertibat kullandık: Evvela, öyle bir mahlul bulmak lazımdı ki bu, karanlık haruri radyasyonları emsin ve geçirmesin. Alun bize bu iş için en münasip bir madde göründü. Zira malumdur ki içinde kesif alun mahlulü bulunan bir balon güneş ziyasına tutulursa kırılmış şualar öbür taraftan geçerler ve bu şualar sanki tıpkı bir adeseden geçmiş gibi arka tarafta çok parlak bir mihrak meydana getirirler. Fakat, güneşten gelen bu ziyalar arasında bütün karanlık ziyalar mahlul tarafından imtisas edilmiş ve öbür tarafa geçirilmemiş bulunur. Çünkü alun vasıtasiyle süzülmüş şuaların parlak mihrakına konan bir parça pamuk barıtı orada hiç bir tesire maruz kalmadan istenildiği kadar tutulabilir.
<< İşte alunun bu tesirinden istifade ederek bir küvet içine onun kesif mahlulünü yaparak koyduk ve suyu tebahhura terkettik. Su tamamiyle kaybolduktan sonra küvetin dibinde kalan takriben 15 milimetre kalınlığında ince bir alun tabakası hasıl oldu. Hassas plak ise hidrokinon mahlulünü havi ikinci bir küvette bulunuyordu. Alunu ihtiva eden küveti plağın mevzu bulunduğu ikinci küvet içine koyduk. Bu şartlar altında operatör Bayan W. B. nin eli ne plağa, ne küvete, ne de mahlule temas etmiyecekti. Bundan başka plakla el arasında alun tabakası bulunduğundan ve söylediğimiz gibi karanlık şualar bu madde tarafından massedildiğinden onların alttaki plağa tesir etmeleri de bahis mevzuu olamazdı.
<< Tecrübe tam bir karanlıkta yapıldı. Takriben otuz dakikalık poz verdik. Bunun neticesinde doğrudan doğruya eflüvyoğrafi yolu ile bir elin tabii cesametteki resmini almak mümkün oldu. Burada bizzat elin fotoğrafisi bahis mevzuu olamaz, çünkü bu iş nihayet elden çıkan karanlık haruri şuaların enerjisi ile olabilirdi ki bunlar da alun tarafından zaptedilmişlerdir. Keza bundan başka elden çıkması melhuz olan her hangi bir enerji de fizikçe bilinen bir amil değildi. Zira bu, alundan ve küvetin camından inkisara uğramadan doğrudan doğruya geçmiş ve elin, parmakların hemen hemen tabii hututunu meydana getirmiştir. >>
Fakat bu tedbirlerden başka haruri şuaların tesiriyle bu işin olabileceği fikrini ortadan büsbütün kaldırmak için G. D. şahit bir tecrübe daha yapıyor. Evvelki gibi plağı alun tabakasını ihtiva eden cam küvetin altına sakladıktan sonra etrafı pamukla sarılmış (bittabi dibi serbes ) ve içine kırk hararet derecesinde ısıtılmış suyu havi bir bardağa operatörün elini tuttuğu mesafeden plağın üzerinde 35 dakika tutuyor. Bu sırada hararet derecesini düşürmemek için hususi bir sifon tertibi ile sıcak suyu mütemadiyen yeniliyor. Fakat bütün bu çalışmalara rağmen neticede plağın üzerinde hiç bir hayal veya leke görülmüyor. Bu hal evvelce çıkan el resminin haruri şualarla alakası olmadığını ispat eder.
Buna benzer tecrübeler diğer bir çok müellifler tarafından yapılmış ve daima müspet neticeler alınmıştır. Aşağıdaki fotoğraf da gene aynı ihtimamla tesbit edilmiş iki el görüyoruz, ( şekil 3 ) bu ellerden birisi kitabımızda ismi arasıra geçen alim manyatizörlerden H. Durville’indir. ( 2 ) Diğeri ise Majewska isminde bir genç kızın elidir. Burada bilhassa dikkati çeken şey şudur:
İki elden çıkan emanasyonlar resimde birbirini defetmekte ve birbirinden uzaklaşmaktadır. Bu hal H.Durville’in didaktik bir şekilde ortaya koyduğu fizik-manyatik kanunlardan biriyle ( polarizasyon kanunu ) alakalı bir hadisedir. Bu kanuna göre aynı isimli (izonom ) seyyaleler karşılaştıkları zaman birbirlerini defederler. (14) Buradaki ellerin ikisi de sağ eldir. Binaenaleyh bu, izonom bir tatbiktir ve aynı isimde, yani pozitif seyyaleleri neşreder.
Halbuki aynı müellifin tecrübelerine ait aşağıda iktibas ettiğim diğer bir resim yukardakinin tersidir. ( Şekil 4 ).

Şekil 3 – Aynı isimli iki el eflüvyoğrafisi ( 2 )
Burada ayrı ayrı emnasyonlar neşreden sağ ve sol eller vardır. Gene fizik-manyatik’in polarizasyon kanunu mucibince ayrı isimler taşıyan ( Heterenom ) seyyaleler birbirini çeleceğinden bu resimdeki seyyaleler de birbirini çekmiş ve birbirine karışarak elleri tefrik edilmez bir hale koymuştur. Bu resimdeki ellerden altta olanı manyatizör Bay Durville’e aittir ve onun sol elidir. Bu el fizik manyatik tecrübelerden alınmış neticelere göre negatif emanasyonlar neşreder. Üstte olanı ise Bayan Majewska’nın sağ elidir ve bu da pozitif emanasyonlar neşretmektedir. Eğer iyi düşünülür ve ilmi bir düşünce ile hareket edilirse fotoğraftan başka tesbit olunan fizik-manyatik kanununun bu tezahürü bile bu emanasyonların realitesini kabul ettirmeğe kafi gelir.

Şekil 4 – Ters isimli iki el eflüvyoğrafisi ( 2 )
Tekrar ediyoruz ki bu resimle mutat usullerle alınmış alelade el resimleri olmayıp bir kısmını yukarda dercettiğim hususi usullerle tesbit edilmiş emanasyonlara ait fotoğraflardır.
B – Hipnozun fenomenik tezahürleri
Şimdi manyatik veya hipnotik hipnozun bizi ilgilendirecek ve faydalandıracak fenomenik tezahürlerine geçiyorum. Fakat evvelce de söylediğim gibi burada hipnozdan bahsederken daima manyatik vetirelerle elde edilmiş haller nazarı itibara alınmıştır.
Mutat insanı bazı hususi ameliyelerle hipnoz veya somnambül haline koymak mümkündür. Burada uzun uzadıya bu işin fenni prosedürlerinden bahsetmeyeceğim. Bu hususta söyliyeceğim şeyler pek kısa ve burada ancak bize lüzumu derecesinde olacaktır.
Süje, bir iskemleye oturtulur, operatör karşısına geçer ve fenni bir takım usullerle onu hipnotize veya manyatize etmeğe başlar. Bu ameliyenin süjedeki ilk tesiri bir ağırlık duygusundan ibarettir. Bu tesir süjenin bünyevi kabiliyetine göre ya bu derecede kalır veya daha ileri gider. Eğer süje müsait bir durumda ise üzerindeki ağırlık hissi kendisini, keni iradesiyle harekete imkan bırakmıyacak bir tarzda atalete ve uyuşukluğa sevkeder. Bu sırada şuuru bulanmağa başlar, gözleri kararır, etrafı yavaş yavaş silinmeğe yüz tutar. Bu haller süjenin dış alemle münasebetlerini gittikçe gevşetmeğe başladığını bütün alametleriyle tebarüz ettirir. Süjenin bu duygusuzluğu ve küntleşen şahsiyeti arta arta ve şuuru bulana bulana bir an gelir ki o, dış alemle münasebetlerini tamamiyle keser ve bu hal süjeye şahsiyetini dahi unutturacak bir dereceye kadar ilerler. Artık o, hiçbir şey değildir veyahut her şey olabilir. İşte bu hale, mücerripler inanma, telkin, şarm v.s. halleri gibi bir takım isimler vermişlerdir. Biz buna biraz aşağıda göstereceğimiz sebeplerden dolayı kendiliğinden tahayyül devresi diyeceğiz. [ 1 ]
Hipnozun bu devresinde bulunan süjenin şuur sahasını ilgilendiren kendi üzerindeki kontrolü tamamiyle felce uğramıştır. Zira o, tam bir teşevvüş halindedir. Onun bu teşevvüşünü intaceden sebepler, aşağı yukarı Ispatyomun ilk merhalesine intikal etmiş ruhların teşevvüşü hakkında söylediğimiz sebeplerin aynıdır. [ 1 ]
İşte bu teşevvüş halinin neticesi olarak operatörün iradesi süjenin imajinasyonunu sevk ve idare eden iradesine istikamet verir. Burada esas olan şey, operatörün iradesiyle husule gelen imajlara süjenin inanmış olmasıdır ve bu da her şeyden evvel onun vicdaniyle alakalı bir meseledir. Mesela; bir kadın olan süjeye operatör, erkek bir garson olmasını söyler söylemez o, derhal kendisini tam bir teslimiyetle bırakır. Zira operatörün iradesiyle uyanan kendiliğinden imajinatif faaliyet, süjeyi bu hale inandırmıştır. Bu sırada operatör fikrini değiştirip ona satıcı bir çocuk olmasını söylerse süje derhal satıcı bir çocuk haline girer ve satılacak mallarını bağıra çağıra satmağa başlar...
Burada bir noktaya işaret etmek isterim: Yukarda geçen sözler iyi tetkik edilirse ekseriya sanıldığı gibi, hipnoz haklinde bulunan bir süjenin iradesinin ortadan kalktığını veya manyatizörün iradesinin mutlak bir surette hakimiyeti altına girdiğini düşünmek hatasına düşülmemiş olur.
Bu haldeki süjenin gösterdiği karakteristik fenomenlere ait bazı misaller üçüncü kitabın hatırlama bahsinde yazılıdır. Burada hipnozun bu devresine ait ruhi halleri tebarüz ettirmek için bir iki misal daha verilecektir. Aşağıdaki misal Charles Richet’in tecrübelerinden alınmıştır.
Bu misalde dindar, namuslu, ağır başlı bir aile kadınına, hipnoz halinde iken yapılan telkinle onun köylü kadını, hoppa ve kayıtsız bir bar kızı, cessur bir asker, bir Başkomutan rollerinin bütün inceliklerini temsil ettiğini ve bu esnada mutat şahsiyetini tamamiyle unuttuğunu görüyoruz:
<< ... Süjeye biraz evvel bir köylü kadını olduğunu telkin etmiştik. Kadın hala köylü tipinin asık ve meşakatli çehresini muhafaza ediyordu. Bu sırada ona bir bar kızı olduğunu söyledik. Çapkın bir tebessümle şöylece söylenmeğe başladı: << Şu etekliğimi görüyorsunuz ya... Bunları patron uzattırdı... Bu patronlar da ne kadar can sıkıcı oluyorlar!.. Etek ne kadar kısa olursa insana o kadar iyi yakışır... Hem bütün elbiseler de fazla... Bir incir yaprağı kafi değil mi?.. Sen benim gibi düşünüyorsun değil mi canım? Lucie’nin bacaklarına bak!... Amma da bacakları var... Söyle bana bakayım ( gülerek ) sen kadınlardan niçin bu kadar utanıyorsun? Arasıra bana gel! Bilirsin ki ben her gün... ilh. >> ( 64 ).
İşte ağır başlı bir ev kadınının şuur altından nelerin çıkabileceğini burada görüyoruz. Fakat iş bununla bitmiyor. Profesör Richet aynı kadına evvelki tecrübeyi müteakip bir asker olduğunu söylüyor:
<< ... Kendine komutan olduğunu söylendiği zaman hemen amirane bir tavır aldı ve şu emirleri vermeğe başladı: << Dürbünümü veriniz!... İyi, iyi... altıncı Zuaf alayının komutanı nerde?... Düşmanların karşıdaki hendeği aştığını görüyorum. Komutan!... Bir müfreze alınız şu herifleri oradan koğunuz!... Bir sahra bataryası da almağı unutmayınız!... ilh. ( böylece bir müddet söylendikten ve subayları tenkit ettikten sonra: ) Zuaflar da ne kadar iyi asker oluyorlar!... Tepelere ne güzel tırmanıyorlar!... ( yüksek sesle bağırarak ) haydi çabuk kılıcımı getiriniz! ( kılıç kuşanır gibi yapar ) ileri!... Marş!... Ahhh!... vuruldum... >> ( 64 ).
Burada ne oluyor? Bu misalin iyice tetkikiyle şimdiye kadar söylediklerimizin lehine bazı hakikatlere varmak mümkün olur. Mücerrip süjede, daha doğrusu süjenin ruhunda telkin yoliyle bir imaj husule getiriliyor. Bu ne demektir?
Biliyoruz ki hipnozun bu devresi ruhun bedene olan irtibatını gevşettiği ilk merhaledir. Binaenaleyh Ispatyom bahsinde de söylediğimiz gibi bu merhale ruhun hemen hemen Ispatyomdaki ilk zamanlarına ait teşevvüş halini iptidai ve daha haki bir şekilde taklid eder. O halde burada da ruhun kendiliğinden tahayyülü ( imagination spontanee ) yoliyle bir takım imajlar husule gelir. Fakat bu imajlar süjenin ruhunda mevcut saklı fikir ve duygu unsurlarından teşekkül etmiştir. Binaenaleyh Ispatyomda olduğu gibi burada da süjelerin, istikametini vicdandan almış iradeleri, bu unsurları bir takım kombinezonlar içinde birleştirerek objektif bir alem vücude getirirler. Demek operatörün buradaki iradesinin rolü, süjenin ruhunda mevcut imajları tebarüz ettirmekten ibaret kalır. Ve bu suretle tenbih olunan ve süjenin teşevvüş haliyle kendiliğinden husule gelen imajinatif faaliyetlerden süjelerin haberi olmaz. Onlar, tıpkı Ispatyomun ilk merhalelerindeki varlıkların yaptıkları gibi kendi kurdukları bu alemin realitesini kabul ederler. Binaenaleyh, tekrar ediyoruz, telkin burada esas rolü oynamaz. O, ancak zaten ruhta mevcut duygu ve bilgi unsurlarını uyandıracak bir münebbih vazifesini görür. Hipnozun bu haline ait misallerden bolca miktarı tetkik edilince bu hakikat anlaşılır. Hulasa operatörün iradesiyle süjenin vicdanında husule gelen intibalar derhal onun iradesini harekete getirir. Ve bu irade de süjenin imajinatif faaliyetini kendisi bilmeden sevk ve idare eder. Demek hipnozun bu birinci devresinde görünen tezahürlerin zenginliği süjenin ruhundaki bilgi ve duygu unsurlarının zenginliğine bağlıdır.
Bu fikri biraz daha aydınlatmak için aşağıda şahsi tecrübelerimizden bir tanesine ait bazı tafsilatı veriyorum. Bu tecrübe 1931 senesinde bir şoför üzerinde yapılmıştı:
<< ( Süje hipnozun ilk safhasındadır. )
<< S – Zannediyorum ki siz şimdi bir hakimsiniz ve mahkemede katil fiilinden şüphe altında bulunan bir maznunu muhakeme ediyorsunuz?
<< C – Evet!... Görüyorum, salon çok kalabalık, gürültü yapıyorlar ( imajinatif samilere hitaben bağırarak ) susunuz! Gürültü yapanları dışarı attıracağım!... Müddeiumuminin iddiası doğru değil... Avukat da iyi müdafaa edemiyor...
<< S – Neyi müdafaa edemiyor?
<< C – Maznunu. Bu adam katil değil!
<< S – Buna neden hükmediyorsunu?
<< C – Çünkü görüyorum. Katil başkası, onun nasıl öldürdüğünü görüyorum. O, kaçıyor. Bu adam günahsızdır.
<< S – Fakat bunu sizin karşınıza katil diye getirmişler, herhalde elde kuvvetli deliller olsa gerektir.
<< C – Hayır! Katilin, şaşırtmak için katil mahallinde bıraktığı bazı eşyaya bakarak aldanmışlar. Bu adam katil değildir. Onun beraetina karar veriyorum. Asıl katilin tevkifini istiyorum.... İlh. >>
Bu misal tetkik edilirse << telkin >> merhalesinde vukua gelen haleti ruhiyenin dışardan görüldüğü gibi operatörün << emriyle >> vukua gelmediği anlaşılır. Zira operatör, katilin maznun olduğunu telkin edici sözler söylediği halde süje bunu kabul etmiyor, kendi düşünce ve duygusunu müdafaa ediyor.
Burada süjenin herhangi bir şahsiyeti veya hadiseyi temsil edebilmesi için mutlaka ona inanması lazımdır. Bu inanma da ancak o şahsiyete veya izlerin bulunmasına vabestedir. Operatörün telkini sadece bu intibalara ve izlere göre süjenin vicdanını ve iradesini tenbih etmekten ibaret kalır. Bir defa bu hal vaki olduktan sonra süje kendi ıspontane imajinatif faaliyetiyle objektifleştirmiş sübjektif hayatında yaşamağa başlar.
Bu hakikati az çok sezen başka mücerripler de vardır ve hatta onlar bu yüzden hipnozun ilk merhalesine << inanma hali >> demişlerdir. Eğer süje operatörün emirlerine inanmazsa, daha doğrusu kendi ruhunda bu emirlere uygun intibaları ve izleri taşımazsa telkin boşuna gider ve operatör ne kadar ısrar ederse etsin süjesine emirlerini kabul ettiremez. Eğer manyatizör süjenin inanmadığını ve tahammül etmediği emirlerinde lüzumundan fazla ileri giderse süje histerik krizlere düşer veya uyanır ve o emri yerine getirmez. Aşağıdaki tecrübeler bu hakikati gösterir.
<< Biliyoruz ki bazı süjeler karakterlerine uygun gelmiyen telkinlere karşı mukavemet ederler. Hatta bu hal insanların bir dereceye kadar seciyelerini anlamağa da yarar. Mesela; süjelerin arasında sinirli ve sefih bir kadın vardı ki hırsız, müfsit, kabadayı, kavgacı ve muharibolmağı büyük bir istekle kabul ederdi. Halbuki aynı kadın bir alimi, ahlakçı, terbiyeci olması telkinini tahammülsüzlük ve isyanla karşılardı. Buna benzer diğer süjeler de vardır ki bunlar erkeklik ve kadınlık gibi büyük cinsiyet farklarını gözetmeden bu rolleri kabul ettikleri halde karakterlerine uymıyan bazı şahsiyetleri reddederler. İşte Col ve Chiarl bu nevi süjelerdendir.
<< Hipnoz haline koyduğum bu iki üniversiteli gence bir hırsız olduklarını söylediğim zaman, başka vakit yaptıkları gibi emirlerime itaat etmeleri lazımgelirken bunu yapmamak için derhal odadan dışarı fırlarlar ve deli gibi koşmağa başlarlardı. Mamafi bir tecrübede bunlardan birisi haydudolmağı nihayet kabul edebildi. Fakat ikisi de paçavracı rolünü reddediyordu. Hatta eğer kabul edilmemiş bir telkinde fazlaca ısrar edersem Chiarl derhal uyanıyordu. >> ( 70 )
O halde hipnozun bu devresindeki bir insanın, operatörün emri altında değil, kendi imajları içinde yaşadığını kabul etmek zorundayız.
Fakat hipnozun gene bu merhalesinde diğer ruhi bir halet daha vardır ki bu, yukarki sözlerimi zahiren çörütür gibi görünür. Zira burada operatörün emirleri ve telkinleri aşikar surette tahakkuk etmektedir. Buna << post-hipnotik telkin >> derler. Bu meselenin münakaşasına girişmezden evvel post hipnotik telkini izah edelim. Zira bizce başka bir bakımdan mühim olan bu ruhi haletten üçüncü kitabımızdaki ununtma bahsinde de istifade edilecektir. Hem oradaki mebahisin daha kolay anlaşılabilmesi, hem de yukardaki itirazın cevaplandırılması için post-hipnotik telkin hadisesi üzerinde durmak faydalı olacaktır.
Hipnozun ilk devresindeki süjelere uyandıktan sonra muayyen bazı işlerin yapılması telkin edilirse süjeler o işleri mevut vakti gelince yaparlar. Bizim bu yolda yaptığımız tecrübelerden birisine ait müşahedeyi aşağıya yazıyorum:
<< ( Süje hipnoz haline konulduktan sonra sırasiyle katalepsi ve somnambülizma hallerine götürülüp tekrar geriye doğru telkin devresine getirildi. )
<< S – Rahatsızsınız değil mi?
<< C – Evet!
<< S – Şimdi sizi uyandıracağım fakat evvela, uyandıktan sonra yapmanızı arzu ettiğim bir iş vardır, bunu bana va’dediyor musunuz?
<< C – ..... ( Burada süjenin sükutu yukardaki hükümlerimizin lehinde manaları ihtiva eder. Görülüyor ki süje her hangi bir va’di körü körüne kabul etmek istemiyor. )
<< S – Tekrar ediyorum sizin elinizde olan yapabileceğiniz bir işi uyandıktan sonra yapmanızı istiyorum. Bana va’dediyor musunuz?
<< C – Evet va’dediyorum.
<< S – Saat onda uyanmış bulunacaksınız, uyandıktan on beş dakika sonra, yani saat 10,15 de bay K.nın ( Psödonim olarak kaydetmek mecburiyetinde kaldığım Bay K.... İçtimai mevkii yüksek ve süje ile hususiyeti ve yakınlığı olmıyan bir zattır.) yanına gideceksiniz onun ceketinin dış cebindeki mendilini alacaksınız ve ceketinizin yan cebine koyacaksınız.
<< Süje va’di tekrarlamak suretiyle bu teklifimi kabul etti. Ve bunu müteakip tam saat onda ufki paslarla uyandırıldı. ( Yukarda söylediğim gibi süjenin Bay K.... ile olan münasebeti mutat halinde iken böyle bir işi yapabilmesine asla müsait değildir. )
<< Saat 10,15 e kadar süje hiç bir söz söylememiş ve yapacağı işe iyice karar vermiş insanların ruhi haleti içinde beklemişti. Fakat neyi beklediğini ve ne yapmak istediğini bilmiyordu. ( Zira hipnoz halindeki süjeler uyandıktan sonra her şeyi unuturlar. )
<< Saat 10,15 olmazdan iki dakika evvel süje bir hamlede yerinden fırladı ve kimsenin sual sormasına veya düşünmesine vakit bırakmadan kati, mukarrer ve metin adımlarla hızlı hızlı yürüdü. Bay K.nın yanına gitti ve tereddütsüzce elini uzatarak ceketinin ön cebindeki mendili şiddetle çekip aldı ve lambaya doğru tutup eliyle mendili silkti << ne güzel mendil! >> dedikten sonra onu gene aynı katiyet ve metanetle yan cebine koydu. Mendil cebine girer girmez bir anda aklı başına geldi. Derhal değişti, tavır ve hareketlerinde evvelki cesaretten ve katilikten hiç bir eser kalmadi. Şimdi şaşkın, mahcup ve kabahatli bir hale düşmüştü. Özür dilemeğe ve yalvarmağa başladı:
<< – Affedersiniz Beyefendi... ( Kekeliyerek ve bir iki saniye zarfında bir şeyler uydurmağa çalışarak:) Bunu ben kendi mendilim zannetmiştim. Affedersiniz. >>
İşte yukarda varidolacağını bahis mevzuu ettiğim itiraz burada kendini gösterebilir:
Evvelce söylemiştik ki bir ruhun serbes halindeki iradesi bedene bağlı iradesine nazaran daha müessirdir. O kadar ki bedene bağlanmazdan evvelki iradesini bedene bağlandıktan sonraki iradesiyle değiştiremez. Halbuki burada az çok degaje olmuş, yani az çok Ispatyoma kaymış bir süjenin serbes iradesi operatörün bedene bağlı iradesine mahkum bir vaziyette görünüyor. Birbirini çürüten bu iki hadiseyi nasıl izah etmeli?
Bu görünüş sathidir. Eğer misaller iyi tetkik edilir ve serbes iradenin müessiriyetine dair gerek Ispatyom ve imajinasyon bahislerinde ve gerek biraz evvel kendiliğinden imajinasyona dair söylenmiş sözlerde geçen fikirler göz önünde tutularak düşünürse bu görüşteki sathilik tebarüz eder.
Burada da hikaye evvelce söylediğimiz gibidir: Operatör iradesiyle süjenin ruhunda bazı imajları uyandırmıştır. Tıpkı Ispatyomun ilk merhalelerindeki varlıklarda olduğu gibi, teşevvüş halinin inangaçlığı içinde bulunan süje bu imajların realitesine inanmıştır. Bu hal teşevvüş halindeki serbes Ispatyom hayatında, vicdanın direktifi altında hareket eden ve hareket noktasını operatörün telkin ettiği imajlardan alan iradesiyle süjeyi derhal imajinatif faaliyete sevketmiştir.
Tabiat kanunlarına uygun her imajinasyonun tahakkuku zaruri olduğundan bu imajinasyon da tabiatiyle tahakkuk zemini bulacaktır. Diğer taraftan biliyoruz ki serbes iradi faaliyetin müessiriyeti bedene bağlı irade ile değiştirilemez. [ 1] Binaenaleyh süjelerin uykuları esnasında serbes iradeleriyle vermiş oldukları kararları tatbik etmeleri zaruri bir iş olur. Fakat burada << vermiş oldukları kararları >> tabirine dikkat etmek lazım gelir. Zira onlar bu kararı vermemiş iseler o işi uyandıktan sonra yapmazlar. Netekim aynı süje ile yaptığımız diğer bir tecrübede, orada hazır bulunan bir bayanı uyandıktan yarım saat sonra, herkesin karşısında öpmesini ısrarla istemiştik. Süje, bu teklifimizi, ısrarlarımıza rağmen, kabul ettiğine dair hiç bir şey söylemeden uyandırıldı. Teklifin mevut vakti gelince süje kendi kendine gülümsemeye başladı, başını iki tarafa << sallıyarak: acaip, dedi. Aklıma tuhaf şeyler geliyor. >> Bunun ne olduğunu sorduk. Söylemedi. Bir iki dakika daha aynı mütebessim ve hayret ifade eden yüzü ile başını sallıyarak aklına gelen fikri uzaklaştırmağa çalıştı ve bu işte kolaylıkla muvaffak oldu, post-hipnotik telkinimiz tahakkuk etmedi. Tekrar herşeyi unuttu ve mutat halini aldı. Bu sırada kendisini gene hipnoz haline koyduk. Uyanık iken aklına gelen şeyin ne olduğunu sorduk. << Aklıma, (....) ı öpmek geldi >> dedi. Bu işi neden yapmadığı sualimize karşı: << Yapmak istemedim. >> dedi. << Neden? >> dedik. << Münasip görmedim >> dedi.
Görülüyor ki post-hipnotik telkin hadisesi, akla ilk geldiği gibi hipnozdaki serbes iradenin mahkumiyetini değil, bilakis müessiriyetini ifade etmektedir. Ve her post-hipnotik telkinin uyandıktan sonra süjeler tarafından mutlaka yerine getirilmesi de lazımgelmez. Burada serbes ve gizli iradenin sıkı sıkıya bağlı bulunduğu vicdan baş rolü oynar.
O halde operatör tarafından süjelere verilen emirlerin rolü zahiri ve talidir. Teşevvüş halinde bulunan ruhlarda murakebe zihniyeti felce uğramıştır. Böyle bir ruh, içinde yaşadığı sahnelerdeki imajlara körü körüne inanır ve onlara inanması da kendisinde gömülü fikir ve duygu unsurlarına karşı olan samimi bağları ile ilgili bir hadisedir. Bu suretle bu gömülü unsurlar vicdanın direktifi altında serbes irade yoluyla amil olan imajinasyon, bu haldeki süjelerin şuuruna çarpmadan tahakkuk eder.
Bahislerimizi yakından ilgilendiren hipnozun bu ilk merhalesi biraz mufassalca zikrettikten sonra diğer merhalelerini de süratle ve kısaca gözden geçirelim:
Hipnozun birinci devresini müteakip donma hali ( etat de catalepsie ) denilen ikinci devresi gelir. Burada süjenin gözleri açıktır. Fakat donuktur. Her şey donmuştur. Ellere, ayaklara, yüze velhasıl bütün iradi adalelere verilen vaziyetler uzun müddet sabit kalır. Süje konuşmaz, sadece hareketlerin ve bir de musikinin tesiri altında görünür. Etrafındaki diğer gürültülerden hiç birini duymaz. ( 62 )
Bundan sonra klasik tertipte uykunun üçüncü hali gelir ki buna da somnambülizma derler. Somnambül halindeki süje kendi üzerindeki kontrol kabiliyetlerini mutat halinden daha şuurlu ve şümullü olarak tekrar kullanmağa başlar. Artık doğrudan doğruya telkin mümkün olmaz. Süje ancak ikna yoluyla sevkedilebilir. Yani birinci devrede telkinin kendiliğinden imajinasyon haline geçmesi otomatik olarak şuursuzca vukua gelir. Bu devrede ise telkin, tahayyüli faaliyeti, ancak muhakeme yoliyle ve süjenin az çok şuurlu iradesiyle harekete getirebilir. Bu noktanın hipnoz halinde vukua gelen bir çok hadiseleri izah etmesi bakımından büyük ehemmiyeti vardır. Somnabülizma halinin bir çok tali tezahürleri ve devreleri vardır ki bunlar derece derece uyku halinin derinleşmesi neticesidir.
Tezahürlerini pek noksan ve kısaca tavsif ettiğimiz hipnoz haline ait bu bilgiler bu bahisteki mütalaamıza yardım etmeğe kafi gelecektir.
O halde suni uyku ne demektir? acaba hakikaten bu hal bir uyku hali midir?
Tecrübelerde kullanılan fenni usullere göre alınmış neticeler katiyetle gösteriyor ki bu hal, bizim bildiğimiz bir uyku hali değil, belki onun tamamiyle tersine vuku bulmuş ruhun bir faaliyet halidir. Binaenaleyh buna suni uyku demek yanlıştır. Bunların münakaşasını ve izahını, burada lüzumsuzluğuna binaen yapacak değiliz. Biz sadece ve kısaca bu hale hipnoz veya somnabülizma hali deyip geçeceğiz ve bu tabirle de bu halin realitesini şimdilik en iyi ifade ettiğimizi zannetmekteyiz.
C – Hipnozun husulü mekanizmasının
Neo-ispiritüalizma görüşüyle izahı
Acaba hipnoz hali, hangi ruhi mihanikiyetle husule geliyor ve burada cereyan eden fizyo-psikolojik hadiseler nelerdir?
Bu hususta şimdiye kadar herkes bir şey söylemek istemiştir. Bunlardan birisi de biz olacağız. Hangi fikrin hangi nazariyenin bu işi daha iyi aydınlatmış olacağını zamanla, araştırmalarla ve müteakip tecrübelerle bulup tebarüz ettirecek veya bunlardan daha iyisini ortaya koyabilecek ilim adamları şüphesiz gelecektir.
Biz bu hadise hakkında gerek kendi şahsi tecrübelerimizden almış olduğumuz neticelere ve gerek bu işte hakikaten salahiyet ve bilgiyle çalışmış büyük araştırıcıların ortaya koydukları tecrübe ve müşahedelere dayanarak burada arzedeceğimiz hükümlere varmış bulunuyoruz.
Ruhun bedenle doğrudan doğruya münasebette bulunmadığını ve arada perispri gibi daha seyyal maddi bir vasıtanın mevcudolduğunu evvelce söylemiştik. Ve gene evvelce bahis mevzuu ettiğimiz gibi perisprinin de doğrudan doğruya bedene yapışmış olmadığını biliyoruz. Buradaki irtibat, üç buutlu dünyamızın bir takım seyyal maddelerinden asabi, haruri, mıknatısi ve daha bilmediğimiz bir takım süptil seyyalelerin be bilhassa asabi seyyalenin yardımiyle mümkün olmaktadır. Öyle ki gerek hararetin ve gerek asabi seyyalenin azalmasiyle veya çoğalmasiyle perisprinin bedenle münasebetleri gevşemeğe yüz tutar, hatta bu amiller gerek aşağıdan gerek yukardan hududa biraz daha yaklaştıkları zaman vücudün adeta bir ölüm halini aldığını görürüz. Bu hal, hayati seyyalelerin tevziatında husule gelen münasebetsizlikler yüzünden perispri ile beden arasındaki irtibatın gevşemesi ile husule gelir. Eğer bu mutavassıt seyyalelerin azalıp çoğalması aşağıdan veya yukardan hududu aşarsa perispri tamamiyle ve kati olarak bedenden ayrılır ki buna ölüm deriz.
Bedenle perisprinin münasebetine yarıyan ve asabi sistemden ayrılmayan en mühim hayat amili asabi seyyale ile, aynı hayati gayelere matuf diğer mutavassıt avamil, ruhi müessiriyetin tesiri altında birbirine intikal edebilir. Mesela; manyatik seyyaleler asabi seyyalelere, haruri seyyaleler asabi veya manyatik seyyalelere geçebilir. Bu işi idare eden ruh, kendi plan ve maksatlarına göre bu seyyal maddeler arasındaki muvazeneyi düzgün tutarak perisprinin bedenle irtibatını mümkün olduğu kadar idame etmeğe çalışır.
Bu noktayı iyice düşünüp kavradıktan sonra hipnoz halinin mihanikiyetini anlamak kolaylaşır. Zira bizim manyatik ve hipnotik vetirelerle yaptığımız iş, perispri ile beden arasında muvazene halinde bulunan bu mutavassıt seyyaleleri azaltıp çoğaltarak veya vücudün bir kısmından diğer bir kısmına aktarma ederek bu muvazeneyi bozmaktan ve böylece perisprinin bedenle münasebetlerini gevşetmekten ibarettir.
Şimdiye kadar hipnoz hadisesinin izahına dair serdedilmiş mütalaalar arasında bu fikir, zannımızca, hipnoz halinin diğer nazariyelerinden daha akla yakın bir tarzda izahına yarıyabilir. Bu nazariye ileride okuyucularımıza takdim etmeğe çalışacağımız diğer bir eserde misalleriyle uzun uzadıya müdafaa edilecektir.
Şu halde hipnoz, perisprinin bedenden az çok ayrılış, daha doğrusu bedenle münasebetlerini az çok gevşetmiş bir halidir, yani bir degajman halidir.
3 – Psikolojik infisal ( La dissociation psychologique )
A – Psikolojik infisal halinin ilmi manası ve
metapsişik tetkikatte faydası
Fakat ruhla beden münasebetlerinin gevşemesi yalnız ve mutlaka hipnoz haline bağlı bir hadise değildir. İnsan uyumadan da az çok derece farkiyle bu gevşekliği husule getirebilir.
Esasen biz farkında olmadan bu gevşekliğin çok hafif şekillerine sık sık düşeriz. Mesela; her hangi bir şeye dalarsınız, bu sırada dış alem sizin için yok olmuştur. O kadar ki etrafınızda konuşulan şeyleri, gürültüleri duymazsınız, gelip geçenleri görmezsiniz. Hulasa bambaşka bir alemde, daha doğrusu kendi aleminizde, kendi içinizde yaşamağa başlarsınız, kendi varlığınıza dalarsınız. O sırada sizin iradeniz dışında gibi görünen bir takım düşünceler ve imajlar, hatta biraz ileri derecelerde, objektif denecek kadar bariz olarak sizin varlığınızda canlanır. Ve siz bu düşüncelerin ve imajların içine gömülürsünüz. Hiç unutmayınız ki bu anda sizin perispriniz bedenle irtibatını az çok gevşetmiş bir halde bulunmaktadır. Bu gevşemeden mütevellit ruhunuzun serbesleşmesi, unutulmuş bir takım eski hatıralarınızın canlanmasına, hatta mutat hayatınızda beceremeyeceğiniz bir takım parlak fikirlerin doğmasına sebebiyet verebilir. İşte buna dalgınlık veya tecerrüt hali ( isolement ) derler.
Fakat metapsişikte, bu halin tecribi yollarla daha ustalıklı ve daha metodik tezahürlerini meydana getirmek mümkündür. Yani hipnoz tevlidetmeden bazı metapsişik teknik vasıtaları kullanarak perisprinin bedenle münasebetlerini gevşetmek ve bu gevşeklik nispetinde ruhu Ispatyomun muhtelif merhalelerine göndermek kabildir. Fakat bu tabiri doğru söylemedim: Burada ruhu Ispatyoma göndermek tabiri yerinde değildir. Zira ruhun Ispatyoma gitmesi esastır. Onun bu dünyadaki varlığı arızidir ve maddeye olan irtibatından ileri gelmiş bir neticedir. Bu irtibat gevşeyince ruhun dünyadan ayrılıp Ispatyoma girmesi zaruri olur.
Şu halde perisprinin bedenle münasebetlerini gevşetmek, onun Ispatyoma girmesini zaruri kılmak demektir. Üçüncü cildin ekminezi bahsinde de tekrarlanacağı gibi bu yoldan bir çok kıymetli metapsişik tetkikatın muvaffakiyetle yapılması mümkündür.
Bu nasıl olur? Burada esas mesele, ruhun alakasını muhtelif psikolojik usullerle dünya maddelerinden kesmeğe çalışmaktır. Bu iş yapılınca perispri-beden münasebetleri kendi kendine gevşer. Şu halde buradaki teknik, süjede tecribi bir dalgınlık halini husule getirmeğe matuftur.
Bu iş yapılınca süje maddi alem hakkındaki bilgisini kaybetmez. Ne yaptığını ve ne halde bulunduğunu bilir. Binaenaleyh uyumamıştır. Fakat o sırada bu bilgiler onu ilgilendirmez. Yani o, dış alemdeki hadiseler karşısında alakasız yabancı bir adam gibi kalır. Onun asıl ilgisini çeken, dikkatinin temerküz ettiği yer kendi iç alemidir ki biz bu aleme, adet yerini bulsun diye herkes gibi şuur altı ( Subconscience ) deriz.
Ruhun dış alemden, yani dünyanın maddi hayatından ayrılması her şeyden evvel kendi içine dalmasını intaceder ve bu da onu zaruretiyle Ispatyoma doğru sürükler. Binaenaleyh Iskatyomla yer yüzü arasında bir eşik, bir geçit noktası vardır ki bu da şuur altıdır. İşte ilk dalgınlık halinde, dış alemle ilgisi kesilmiş bir ruhta Ispatyomun eşiğindekilere mahsus kendiliğinden imajinasyon derhal faaliyete geçer, daha doğrusu o, faaliyet mahsüllerini, yani imajları objektif olarak tahakkuk ettirmeğe başlar. Fakat bilhassa tecrübesiz süjeler, tıpkı Ispatyomun ilk merhalesinde veya hipnozun telkin mertebesinde bulunan varlıklar gibi, bilmeden kurdukları imajların manasını ve menşeini anlıyamazlar. Dünyadaki maddi itiyatlarının tesiri altında kalarak, süjeler bu imajları dış alemde kendi kendine teşekkül etmiş bir takım objeler halinde kabul ederler.
Degajman halindeki varlıklarla Ispatyomdaki varlıkların ruhi halleri arasındaki bu benzeyiş metapsişik tetkikatta, bilhassa ölüm ötesi hadiselerinin mütalaasında degajmanın ne kadar kıymetli bir tetkik vasıtası olabileceğini düşündürmeğe kafi gelir.
Demek perisprinin bedenle münasebetlerinin gevşemesi, adi dalgınlık hallerinden başlıyarak derece derece artmak suretiyle ölüm hallerinde görünen tezahürlere kadar ileri gider ve perisprinin bedenle münasebetleri gevşedikçe ruhun serbes iradesini kullanması ve daha yüksek maddi ihtizazları yakalayabilmesi imkan dahiline girer.
Şu halde metapsişikte perisprinin bedenle münasebetlerini gevşetmek yolunu takibederek ölüm ötesi hadiselerine ait iptidai bilgilerin mütalaasını yapmak pekala mümkün olur.
Bu işlerle yakından uğraşmamış kimseler, degajman halinde beliren bu imajlara << şuur altına ait uydurma şeyler >> deyip geçivermek isterler. Fakat bu, üstünkörü bir düşünce olur. Zira bu imajlar filhakika şuur altına ait oldukları için onları saçma ve değersiz şeyler zanneden kimselerin dayandığı deliller yalnız kendi kafalarında kalır. Bir insan, şuur altı umanından fışkıran imajların saçmalığını iddia ederken kendi varlığının o ummanda yüzdüğünü unutmamalıdır.
Bize göre degajman halinde iken imajların bilhassa şuur altiyle ilgili olması onların insan varlığına ait tetkikattaki kıymetini daha ziyade tebarüz ettirir. Burada tekrar hatırlatmak isteriz ki Ispatyom bahsinde uzun uzadıya söylediğimiz gibi oranın ilk merhalelerindeki ruhi faaliyetlerin sıklet merkezini bu şuur altının doğurduğu imajlar teşkil etmektedir. Bu hususta kolay görünen bazı hükümleri vermezden evvel üzerinde durulması lazım gelen bir takım meseleler vardır.
Şuur altı nedir, imaj nedir, imajinasyon nedir? Bütün bu suallerin üzerinde ayrı ayrı durmak ve düşünmek lazımdır. Biz bu bahislere ait kafi derecede söz söyledik ve Ispatyomdaki hayatımızda bunların oynıyacakları baş rollerden de uzun uzadıya bahsettik. Şuna eminiz ki meselelerin mütalaasiyle Ispatyomdaki hayatımızın mütalaası baş başa gider. Esasen Ispatyom bahsinde geçen fikirleri incelemiş olanlar bizim degajman haliyle ölüm ötesi hadiseleri arasındaki yakınlığa verdiğimiz kıymeti takdir ederler.
Ölümü müteakip ruhların ilk karşılaşacağı unsur Pauchard’ın tebliğinde söylenen << eşik bekçisi >> dir ki bu da vicdanımızın, bu << şuur altı >> ndaki imajlarla gizli veya aşikar irademizi kullanarak kurduğu objektif ve reel hayatımızdır. O halde bir kalemde bütün bu vicdanın verdiği istikametleri, mekni iradeleri ve şuur altı imajlarını kıymetten düşürmek ve onları, mukadderatımızla ilgili mebahisin mütalaasında değmez, abes ve irreel saymak büyük bir gaflet eseri olur. İşte bu hakikati bilmeden ve takdir etmeden Ispatyoma geçmiş kimselerin vicdanlariyle, mekni iradeleriyle ve şuur altı imajlariyle baş başa kaldıkları zaman ve bütün hayatlarının, muhitlerinin ve alemlerinin bunlardan ibaret olduğunu gördükleri zaman büyük bir şaşkınlığa, huzursuzluğa ve belki de sıkıntılara düşmeleri muhtemeldir.
Şunu bilmeli ki manevi varlığımız bizim için en büyük bir realitedir. Bu varlığımız şuur yardımiyle idrak edebildiğimiz şahsiyetimizdir. Halbuki şahsiyetimiz ancak vicdanımızla, gizli ve aşikar irademizle ve şuur altında gömülü geçmiş yaşamlara ait kazançlardan mütevellit milyonlarca ve milyonlarca imajlarla zenginleşir. Bizim için bunlardan daha kıymetli ve daha reel ne olabilir? Acaba bizim bu reel kıymetleri tanımamak itiyadımıza sebebolan yer yüzünün avutucu ve gelip geçici maddi hadiseleri bu ebedi varlığımızdan daha mı reel ve daha mı kıymetlidir? Eğer bu sonuncuların evvelkilere birer vasıta olduğunu anlıyabilirsek daha doğru düşünmek imkanını buluruz.
Bütün tecrübeler, bütün misaller ve bilhassa önümüzde her an canlanan ve canlı varlığını çoğumuza göz yaşı döktürerek ara sıra hatırlanan ölüm hadisesi, ölüm ötesi alemde uyanması mukadder şuur altındaki imajlara, gizli iradeye ve vicdana kıymet vermiyen bir telakkinin boşluğunu ve hatta zararlarını göstermeğe kafi gelmiş olmalıdır. İlla insanın bütün düşünme, muhakeme etme kabiliyetleri uyuşmuş ola.
Biz gerek ölüm ötesi hadiselerine ve gerek üçüncü kitabımızda derinden derine mütalaasına başlıyacağımız reenkarnasyonizmadaki tetkikata yarıyacak bu hallerin üzerinde ehemmiyetle durmağı faydalı görüyoruz. Zira biz kendimizi, istikbalimizi ve mukadderatımızı öğrenmek ihtiyacındayız ve bu ihtiyacımızı tatmin edeceğini beklediğimiz her yoldan faydalanmağı gaye edinmişizdir.
Uyumadan vuku bulan basit degajman halleri bazen kafi derecede derinleştiği zaman yüksek kozmik ihtizazlarla süjelerin temas haline girmesi mümkün olur. O zaman bu yoldaki mütalaalar daha şümullü ve daha yüksek neticelere bizi götürür ve artık süjenin sadece halini, istikbalini araştırmaktan daha ileride tetkik mevzıları karşımıza çıkar zira bu dereceye getirilmiş süjeler yüksek alemlerden gelen ihtizazları bize intikal ettirebilirler. Bu sayede Ispatyoma geçmiş dostlarımızdan, sevdiklerimizden ve nihayet bizi bilgileriyle, duygu ve tecrübeleriyle aydınlatmak istiyen yüksek kardeşlerimizden, Üstatlerımızdan fikirler almak, onlarla muvasala halinde bulunmak imkanını elde etmiş oluruz.
İşi bu kadar ileri götürebilmek, tabiatiyle kolay değitdir. Bu yüksek etütlere vasıta olan degajman halleri ilk mertebelerdeki, yalnız sübjektif hayata ait imajinatif faaliyetlere tezahür zemini olan haller gibi basit değildir. Bu yüksek psikolojik infisal halleri üzerinde etüt yapacak kimselerin umumi bilgi ile beraber bilhassa metapsişik bilgiler hakkında daha derin ve çok şümullü bir vukuf sahibi olmaları lazımdır. Bundan başka burada yüksek bir ahlak, soğukkanlılık ve bilhassa irade ile desteklenmiş sebatkar bir çalışma ve bütün bunların fevkinde de büyük bir hüsnüniyet şarttır.
Biz bu kitaba esas olan fikir unsurlarını kıymetli bir kardeşimizin büyük feragatle ve hüsnüniyetle kabul ettiği ve sebatla sonuna kadar götürdüğü bir mesaiye medyunuz. Bu sayede dünyamızda mümkün olabilen en yüksek derecesindeki psikolojik infisal mertebelerine ulaşan bu kardeşimizin metapsişik vesatetinden istifade ederek kitabımızın muhtelif yerlerinde << Üstat >> namiyle andığımız yüksek alemlerin varlıklarından faydalanmak saadetini idrak ettik. Medyomumuz bu halinde iken insan oğlunun asla duyamayacağı tatlı, huzur verici yüksek alemlerin varlığını belirten fikir ve duygu ihtizazlarından mütevellit psişik dalgalar içinde yükselmek saadetini doya doya tattı.
Fakat hemen şunu da ilave edeyim ki degajman hallerinin bu en yüksek mertebelerine girerken yolda uğranacak sayısız geri merhaleler ve konaklar da vardır ki bunlardan elde edilecek faydalar hiç de mühimsenmiyecek şeyler değildir. Hemen her ciddi ve sebatkar araştırıcının görme ve araştırma kudretinin yettiği nispette bu konaklarda bulacağı öyle zengin mütalaa mevzuları vardır ki insanı daha yüksek merhalelere hazırlıyan bu mevzular sadece dünyanın donmuş fizikoşimik ilimlerindeki usulleri kullanmakla tetkik edilemez.
B- Psikolojik infisale ait bazı müşahedeler
Evvelce degajman hallerinin mütalaasiyle Ispatyom hayatına ait bazı tetkikatın mümkün olacağını ve infisal ( dissociation ) halindeki süjelerle Ispatyomdaki varlıkların sözleri arasında müşabehetlerin bulunduğunu söylemiştim. Bu iddiam tecrübelerden ve müşahedelerden alınmış vakalara dayanmaktadır. Bu hususta okuyucularımı aydınlatmak için hem diğer araştırıcıların müşahedelerinden, hem de kendi tecrübelerimden bir iki parçayı yazacağım. Bunlar tetkik edilir ve bilhassa Ispatyomun ilk merhalelerindeki varlıkların, Ipatyom bahsinde zikretmiş olduğumuz tebliğleriyle karşılaştırılırsa aralarında büyük bir müşabehetin mevcudiyeti görülür. Fakat bu müşabehet ayniyet değildir. Zira nihayet bizim, üzerlerinde tecrübe yaptığımız süjeler ölmuş, yani bedenleriyle büsbütün alakalarını kesmiş değildirler. Bundan başka şuurları da ortadan kalkmamıştır. Binaenaleyh süjelerimiz istedikleri zaman şuurlarını faaliyete getirmek ve dünyaya dönmek imkanına maliktirler. Bu hal tamamiyle Ispatyoma geçmiş ve hemen istediği zaman dünyaya dönemiyecek bir hale gelmiş bir varlığın halinden başka türlü olmak lazım gelir.
Aşağıdaki teşbihle, bu iki halde yaşıyan varlıkların durumlarını okuyucularımın nazarında daha iyi tebarüz ettirebileceğimi zannediyorum: Ölümle, maddeden büsbütün ayrılmış bir varlık Ispatyoma girmiştir, oranın badiseleri içinde yaşar. Psikolojik infisal halindeki insan ise ancak Ispatyomun kapısından bakar ve içeri girmeden orada olup biten şeyleri görür.
Psikolojik infisal hadisesine dair vereceğim misallerin birincisi E. Caslan’dan alınmıştır. Burada süjenin gördüğü şeyleri, onun şuur altından ayrı ve bağımsız varlıklar gibi düşünmek hatadır. Bunlar ya süjenin bilmeden yaptığı imajinatif faaliyetiyle veya daha yüksek varlıklar tarafından süjenin şuur altındaki izlerle alakadar olarak gönderilmiş imajinasyon mahsülleriyle meydana gelmiş bir takım mizansenlerdir ve bu mizansenlerin hiç şüphesiz şuur altiyla, şuur altındaki izler ve intibalarla sıkı sıkıya alakası vardır:
<< İşte bir ateş gölü. Bir punç kasesinden yükseliyor gibi buradan büyük alevler fışkırıyor. Alevlerin uçları fırtınalı bir havada dumandan girdap halinde dönüyor. Alevlerin dibinde vuvayyant ( süje ) işmizazlar yapan bir takım varlıkların mevcudiyetini seziyor. Bunların bedenleri sanki büyük birer elektrik ampulüne benziyor, bu ampuller içlerinden yanıyor. Onların bir tanesinden korkunç bir haydudolduğuna dair bir takım hatıralar zuhur ediyor. Bu hatıralar vuvayyantta ( süjede ) şu vizyonu husule getiriyor:
<< Haydut XIV üncü asra ait bir şatonun çatısından gece içeri giriyor, hizmetçiyi ve genç bir keçi çobanını boğuyor, sonra aşağı kattaki bir salona iniyor ve diğer iki hayduda kapıyı açıyor. Her üçü birden sessizce dolapları karıştırıyor ve bir odaya giriyor, oradaki çiftçiyi ve karısını öldürüyor. Bu sırada beşikte uyumakta olan bir çocuk uyanıyor ve bağırıyor haydut eliyle çocuğu boynundan yakalıyor ve bir tavuk boğazlar gibi onu da boğuyor. Bu varlık yapmış olduğu bu işlerden müteessiftir. Fakat onun bu teessüfü merhametten değil, o zaman yaptığı bu işlerden elde ettiği faydaların şimdi çekmekte olduğu cehennemi işkenceler yanında çok cılız ve ehemmiyetsiz kaldığını anladığındandır. >>
Burada görünen imajların şuursuzca bir irade ile yapılmış imajinasyon mahsülü olduğuna şüphe edilemez ve bizce bunların asıl kıymeti de buradadır. Bu neviden müşahedeler Ispatyomda eşik bekçiliğini yapan şuur altının Ispatyoma doğru çevirmiş olduğu aydınlatıcı projektörler gibidir. Biz bunları kullanmakta gösterebildiğimiz maharet nispetinde Ispatyomun yavaş yavaş kıyısını bucağını araştırmak imkanını elde etmiş oluruz. Caslan’da bu neviden daha bir çok müşahedeler vardır. Biz bir taraftan bu müşahedelere yukarda zikrettiğimiz şekilde büyük kıymet verirken diğer taraftan bu müellifin onlar hakkında yapmış olduğu tefsirlere iştirak etmekte kendimiz mazur görürüz. Zira bizce süjenin gördüğü bu varlıklar orada, yani Ispatyomda mevcut hakiki ruh varlıkları değildir. Yukarda söylediğimiz yollarda husule gelmiş imajlardır ki bunlar da Ispatyomla alakadar şuur altının imajlarıdır.
Psikolojik infisal haline dair yapmış olduğumuz kendi tecrübelerimizden de bir kaç misal vermek isterim. İlk vereceğim misal 18 yaşında saf bir genç kızın degajman haline aittir. Buradaki süjenin imajinatif faaliyeti henüz iptidai izolman merhalesinde kalmış degajman derecesindedir. Yani bu imajlar şuur altının daha sathi, daha dünyaya yakın kısımlarına aittir. Binaenaleyh dikkat edilirse burada, genç bir kıza ait mutat safiyet haliyle beraber dünya hayatının günlük tesirleri de sezilmektedir.
<< ... Açık bir ova... İki taraflı kavaklar... Kavakların dibinden dar bir su akıyor... Kulağıma hiç duymadığım bir kuş sesi geldi. Ne tuhaf şey! Kanarya sesine benziyor, ama değil... Bunun nerde olduğunu göremiyorum... Ay, ay gördüm. Ne tuhaf kuş, gagası öne kıvrık. Kırmızı gerdanı var, kanatları kül renginde, bana bakıyor ve mütemadiyen cak, cak, diye ötüyor... Ay, ay bir de yuvası var. İçinde üç yumurta duruyor... Kuş söğüt ağacının üzerinde duruyor, söğüdün altından bir su akıyor... Şimdi büyük bir şehirdeyim... Beş yol ağzındayım, ne tarafa gideceğimi şaşırdım... Fakat burada kalabalık yok... Yerler hep asfalt, binalar geniş, yüksek... Bütün evler daireler gibi büyük... Yolun ortasında çeşme gibi yüksek bir yer var. Ben oradayım, yükskte duruyorum... Duruyorum... Gelen geçenler var. Birisini durdurmak istedim, geçti, durmadı. Bir kadın daha geçiyor, kendisini durdurmak istedim, o da durmadı... Burada kimse benimle alakadar olmuyor... Buradaki insanlar yolda sanki koşar gibi hızlı, hızlı gidiyorlar... Bir kadının peşine takıldım. Kranta saçlı ufak, tuvaleti ve şapkası var, elinde çantası duruyor, yanında da bir köpek var... Bana eliyle işaretler yapıyor... Galiba bu kadının dili yok. Çenemi okşadı, suallerime cevap vermeden gitti... Caddede yürüyorum... Bir çok pasajlar var, geçitli yerler var, muazzam binalar var. Gidiyorum... Yeşilliklerle örtülü yüksek bir duvarı takibediyorum... Duvarda bir kapının yanına geldim. Kapıdan girdim. Kaldırımlı bir yere çıktım. Geniş bir meydan var. İleride ağaçlıkların altında kızlar oynuyorlar. Beni yabancı zannettiler, benimle eğlenmeğe başladılar. Bunlar tuhaf tuhaf kızlar... İp atlıyorlar. Omuzlarında güzel iki örgülü saçları var, mektep formaları giymişler... Formaları sarı ve kahve renginde... Siyah ayakkabı ve siyah çorapları var... İki kız karşıma geldi... Bana yabancı yabancı bakıyorlar... Konuşuyorlar fakat dillerini anlıyamıyorum. Benim için yabancı bir dil... Yalnız isimlerini söylediler... Birisinin ismi Nadya, ötekinin Bibi... A, gittiler... >>
Fakat degajmanı biraz daha ileri götürünce, yani perisprinin bedenle münasebeti biraz daha gevşetilince Ispatyoma süjeler biraz daha kaynaşmış bulunuyorlar, daha yakından, daha candan oranın tesirlerini duymağa başlıyorlar ve nahoş tablolar, az çok huzursuzluk veren imajlar, bir takım bulutlu, kapanık duygular, bilhassa Ispatyom bahsinde ruhlar tarafından verilmiş tafsilata benzer karanlık, soğukluk ve bunalma halleri yavaş yavaş kendisini göstermeğe başlıyor. Aşağıda verdiğim misal üniversite talebesinden Bay V... ye aittir.
( 30/4/938 tarihli celse zabıtnamesinden: )
<< Hep mavi bir bulanıklık içindeyim... Kendimi kaybettim, kendimden haberim yok. Ben yalnız içinde yaşadığım muhiti biliyorum (dikkat edilirse burada kendini kaybettiğini söyliyen süje, içinde yaşadığı muhitin bizzat kendi varlığı olduğunu idrak edememektedir. ) Bu muhitte daha derinleşmek istiyorum... Buradan ayrılmak istiyorum, fakat bir türlü alakamı kesemiyorum. Yukarlarda bir takım karışık şeyler var, bulut gibi şeyler... Bütün bunları geçiyorum... Fakat başka bulutlar geldi, bunlar beyaz renkte... Bir boşluk içindeyim mavi bir muhit... Fakat gene bulutlar geldi. Bulutların içinde yuvarlanıyorum... Güçlükle bunları geçmeğe çalışıyorum... Daha koyu mavi bir yerdeyim. Burası donuk, etrafım bomboş. Donuk koyu, kesif bir muhitteyim. Ara sıra bulutlar gelip geçiyor... Şimdi mavi bir boşluk içinde kaldım. Altımda bir bulut tabakası var... Tabaka, tabaka bulutlar içindeyim; fakat çıkıyorum, çıkıyorum hep aynı bulutlar içindeyim... Kendimi bulutlardan kurtaramıyorum. >>
Burada görülen bulanıklık ve boşluk hisleri bu zatın doğrudan doğruya şuur altına ait imajların bir tecellisidir. Onun şuur altındaki bu imaj fakirliğine bakınca son dünya hayatında henüz kafi derede verimli bir tecrübe hayatı geçirmediğini aşağı yukarı tahmin edebiliriz. Aşağıda vereceğim misalde de aynı haleti ruhiyeyi görüyoruz. Burada süje genç ve bekar bir kızdır. Bu kızcağız hayatın manasını yalnız eğlencede, zevk ve sefada bulmuş, dünyadaki varlığın gayesini yalnız gelip geçici kaprislerini tatmin etmekte görmüş ve nihayet duygu ve düşünce hayatını zenginleştirecek sanata, ilime müteallik ciddi mebahis üzerinde biraz olsun durmağa tahammül edememiştir. Aşağıdaki müşahedeyi okuyanlar böyle bir haleti ruhiyenin en hafif bir degajman halinde bile ne derece kesif ve ağır, aynı zamanda sıkıcı, bomboş bir atmosferi hazırladığını açıkça göreceklerdir. ( Bayan C.. ile yapılan 10/XI/940 celsesi zabıtnamesinden bazı parçalar: )
<< Bulutlar arasındayım, üst tarafım biraz açık fakat her tarafım bulutlu... Bu bulutların renkleri var. Mavi, lacivert. Burada bulutların teması bana yumuşak bir his veriyor, pamuk gibi... Ben bulutların ortasındayım. Çok kalın bir tabaka içindeyim... Burası soğuk, bulutlar her tarafı kaplamış, baştan başa bulut... Hiçbir yer görünmüyor... Ben hareket ediyorum. Mütemadiyen gidiyorum fakat hep bulutlar ortasındayım... Şimdi bulutların rengi açıldı. Bembeyaz oldu, kar gibi. Fakat bazı yerleri gene koyu, bazı yerleri kurşuni renkte... Bulutlar bir türlü dağılmıyor, onlar da hareket ediyorlar. Ara sıra açıklaşıyorlar, fakat gene koyulaşıyorlar... Şimdi bir parça bulut geliyor. Tam ortasındayım bulutların... korkmuyorum, üşüyorum.. Hayır, hayır korkuyorum. Rahat değilim... Soğuk, soğuk... Düşeceğim diye korkuyorum beni buradan ayırın, ayrılmak istiyorum. >>
Okuyucularım bu satırları gözden geçirirken evvelce Ispatyom bahsinde yazmış olduğum, bazı dezenkarne ruhların oradaki hayatlarına dair verdikleri tafsilatı gayrı ihtiyari hatırlamışlardır. Fakat şunu okuyucularıma katiyetle temin ederim ki bu tecrübe süjesi olan Bayan C... in ne ruhlarla, ne Ispatyomla, ne metapsişiğin en iptidai mebahisiyle alakası olmadıktan mada, kendisinde böyle ciddi mebahisle ilgilenme kabiliyeti de yoktur. Binaenaleyh Ispatyomdan alınmış tebliğatla, bunlardan haberi olmıyan bir insanın degajman halindeki sözleri arasındaki müşabehet ciddi bir araştırıcıyı derin, derin düşünmeğe sevkedebilir. Biz bu bayanın ilk Ispatyom hayatında karşılaşacağı bu bulutlu kesif atmosferin kendisi için pek hoş olmayacağını teessür duyarak şimdiden tahmin edebiliriz. Aşağıda vereceğim diğer misaldeki zat da Bayan C...gibi tatsız bir atmosfer içinde yaşamaktadır. Asıl dikkate değen cihet şudur ki bu iki şahsın mutat hayatı aşağı yukarı birbirine benzemektedir. Yani bu da dışardan görünüşte << kötü >> bir insan olmamakla beraber, evvelki gibi havai, manasız ve yalnız maddi iştihalar peşinde koşan ve ciddi fikir ve duygu hayatından kaçan bir genç-ihtiyardır.
<< Bulutlar içindeyim boğuluyorum, gittikçe bulutlar beni sıkıştırıyor... Bulutların temasını hissediyorum fakat evvela yumuşak olan bu bulutlar sıkıştıkça sertleşiyor ve beni hareket edemez bir hale getiriyor. ( Dikkat edilirse buradaki atmosferin daha kesif ve sıkıcı olduğu görülür. ) Bir ses alır gibi oluyorum... Yanlış, kimse yok. Bağırıyorum, kimse cevap vermiyor. Zaten kimseyi görmeme imkan yok ki. Kapanık, boğucu, sıkıcı bir bulut tabakası içindeyim... Bulutların rengi ara sıra değişiyor fakat bu bulutlar, zannedersem bir küre halinde ve tabaka tabaka... İlk kürenin rengi sarımtırak, ikinci küre daha kesif... Burası çok sıkıntılı bir yer. Uzun müddet kalamıyacağım. >>
Bu kadar sıkıntılı atmosfere rağmen süjelerin Ispatyomdaki varlıklar gibi büyük bir ıstırap çekmediklarini görüyoruz. Bunun da sebebini evvelce söylemiştik, tekrar hatırlatıyoruz: Evvela ne de olsa bu varlıklar daha dünyaya ve bedenlerine bağlıdırlar. Binaenaleyh onların maddi bedenleri dışarda teşekkül eden ihtizazlardan - o ihtizazlar ne kadar kaba ve kesif olursa olsun - bir kalkan gibi perispriyi, hiç olmazsa kısmen muhafaza etmektedir. Yani degaje olmuş süjelerin, perisprileri henüz maddeye merbutiyet yüzünden azçok kesif olduğu için dezenkarne Ispatyom varlıklarının perisprileri gibi kesif ihtizazlara karşı kesif maddelerin himayesinden mahrum değildirler. Ispatyom varlıkları bedenden tamamiyle mahrumdurlar ve ruhun teşkil ettiği imajlardan doğan ihtizazlarla himayesiz bir surette temas halindedir. Ve onların tesirlerini büyülterek bütün şiddetiyle duyarlar. Halbuki bedendeki ruhlar ne kadar degaje olmuş bulunursa bulunsunlar azçok bedene olan irtibatları yüzünden bu ihtizazları tadil edecek ve frenleyecek maddi unsurlara maliktirler.
Saniyen degajman halindeki varlıklar, dezenkarne olmadıklarından istedikleri zaman tekrar dünyaya avdet etmek ve bedene girmek onlar için mümkündür. Bu da onları Ispatyomun nahoş bazı dalgaları karşısında avutur. Fakat bazen oldukça geri bir insan varlığı, hafif bir degajman halinde bile, aşağı yukarı Ispatyomdaki varlıkların duyduğu ıstıraplara yakın acıları kendilerine hissettirebilecek kadar kesif ve ağır imajlarla karşılaşabilirler. Şimdi vereceğim misal, oldukça geri ve başkalarına kötülük yapmaktan hoşlanan bir insan ile yaptığımız degajman tecrübeleri esnasında, onun duygularından alınmış birkaç parçayı ihtiva eder. Bu zatın da diğerleri gibi ismini vermekte mazurum. Yalnız şu kadarını söyliyebilirim ki şu anda kendisi içimizden ayrılmış bulunmaktadır. ( 10/III/942 celsesi zabıtnamesinden: )
<< Karanlık içindeyim ne rahatım, ne rahatsızım. Soğuk var. Kimseyi göremiyorum. ( Degajman hali biraz daha ileri götürüldü: ) Donuk, yarı karanlıkta bir yere geldim... Her tarafta kara bulutlar var... Korkuyorum, üşüyorum... Kara, simsiyah bulutlar... Bulut, etrafım bulut içinde... ( Degajman hali biraz daha ileri götürüldü: ) Ne yapayım, söyleyin ne yapayım? Bunalıyorum, nefes alamıyorum... Hava alacak yer kalmadı... Korkunç karanlık bulutlar dağ gibi üzerime hücum ediyor... Yalnız etrafımda değil... Bu bulutlar içime kadar giriyor. İçimde dışımda her tarafımda bulut... Of, of kalbim duruyor, bunalıyorum... >>
Bittabi tecrübeye derhal nihayet verildi. Okuyucularım çok iyi takdir etmişlerdir ki burada geçen ifadelerle Ispatyomdan gelen tebliğat arasında pek az fark vardır. Tekrar hatırlatmak isterim ki dünyadakilerin, sıkılınca son dakikada tecrübeye nihayet vermek suretiyle bütün sıkıntılarını refetmek ve onları sadece geçirilmiş korkunç bir kabus haline irca etmek mümkündür. Fakat Ispatyomdakiler için bu imkan mevcut değildir. Ve bu hal onların ıstıraplarını şiddetlendirici sebeplerden birini teşkil eder.
Şu halde insanın Ispatyoma götüreceği hamuleleri, yani Pauchard’ın tabiri veçhile, dünyada yakmadan oraya intikal ettireceği cürufu hakkında faydalı bilgiler toplıyabilmek ve bunlardan insan mukadderatına ait bir etüt mevzuu çıkarmak için psikolojik infisal hali kıymetli bir araştırma vasıtası olacaktır.
4 – Hipnoz ve psikolojik infisal hallerinde ekminezi
Hipnoz ve psikolojik infisal hallerinin esas itibariyle aynı şey olduğunu yazmıştık. Bunların arasındaki fark hipnozda şuur halinin bulunmaması, infisal halinde ise şuur halinin mevcut fakat muallakta kalması ve şuur altıyla alakasını kesmiş olmasıdır.
Hipnoz halinde insan ruhunun duygusu ve melekeleri beyin baskısından azçok kurtulmuştur. Ruh bu halinde nispeten biraz daha serbestir, dünyamızın maddi alaikinden kendisini biraz daha kurtarmıştır. Bunun neticesi olarak kendisinde maddi düşüncenin tesiri çok azalmıştır. Bu hal ruhun kendi varlığına dönmesini ve kendi melekerinden daha geniş mikyasta istifade edebilmesini intaceder. Görülüyor ki bu usulün esasını kaba tabirle, şuur altını şuur baskısından kurtarmak teşkil eder ki bunun hakiki manasını ruhun, hadiseleri dimağ kanaliyle idrak etmek mecburiyetinden kurtulmuş olmasında aramamız lazım gelir. Psikolojik infisale gelince; burada da şuur altı sahasını ağır baskısiyle karartan şuur bertaraf edilmiştir. Aradaki fark şudur: Evvelkinde şuur hali büsbütün ortadan kalkmıştır, yani süjenin dünyamızdaki mutat idrak yolları uyuşmuştur. [ 1 ] Onun için buna uyku hali demişlerdir. Diğerinde ise süjenin idrak yolları açıktır. O, hadiseleri mutat halindeki gibi idrak eder. Yani uyumamıştır. Fakat bu halde husule gelen idrak, onun şuur altı sahası üzerinde hiçbir baskı tesirini göstermez. Burada şuur kaybolmamıştır. Ancak asılı bir halde kalmıştır, yani şuur altiyle alakasını kesmiştir. Bu halde bulunan bir süjede şuur ve şuur altı halleri birbirinden müstakil ayrı ayrı varlıklar gibi kıymetlerini muhafaza ederler. Onun için biz buna psikolojik infisal hali dedik. Bu halde karşımıza adeta iki şahsiyet çıkar ve bu iki şahsiyet birbirini tanır fakat hiç birisinin zahiren diğeri üzerinde aşikar bir müessiriyeti görünmez. Tecribi yoldan husule getirilebilen bu infisal halinin mütalaasiyle modern psikolojide ve neo-ispiritüalizmada çok verimli bulguların elde edilebileceğine kaniim
Hipnoz halinde süje üzerinde yapılan tecrübelerden uyandıktan sonra onun haberi olmaz. Psikolojik infisal halinde bulunan süjelerde ise süje her zaman maddi alemdeki varlığını müdrik olduğundan tecrübeyi müteakip, tecrübe esnasında geçen bütün hadiseleri hatırlar.
Neticeleri bir olan bu iki araştırma yolundan ikincisinin daha pratik, kolay ve aynı zamanda daha verimli olduğunu zannediyorum.
Manyetik hipnoz halinin her insan üzerinde husule getirilebilmesi kolay bir iş değildir. İstatistiklere göre bu işteki muvaffakiyet yüzde 10-15 i geçmez. Bundan başka her insanın << kayıtsız, şartsız kendisini mücerriplerin iradelerine terk ve teslim >> etmesi de kolay kolay temin edilemez ve nihayet uyku halinin bazı arızaları ve bunlardan mütevellit muvaffakiyetsizlikler de bir çok bakımdan işi güçleştirir. Buna mukabil, ne yapıldığını bilen, iradesine tamamiyle sahibolduğunu idrak eden ve hadiseleri mutat şuuriyle takibedebilen bir insan, süje olmağa daha kolaylıkla rıza gösterebileceği gibi infisal halindeki süjelerin, hipnoz halinde melhuz bazı arızalara uğramaması da bu halin lehine kaydedilecek bir neticedir. Biz kendi tecrübelerimize göre bu yoldaki muvaffakiyetin en aşağı yüzde yetmişi bulduğunu gördük.
Bununla beraber psikolojik infisal halinin inkişafına ait etütler henüz tekemmül etmiş değildir. Binaenaleyh hipnoz yoliyle ekminezi araştırmaları bir müddet daha evvelki usulün önünde yürüyecektir.
Şimdi biz burada evvela hipnotik hallerle olan ekmineziyi kısaca gözden geçirdikten sonra psikolojik infisal haliyle de bu işin yapılabileceğini gösteren ihzari ve şahsi tecrübelerimizden bahsedeceğiz.
A–Ekminezi nedir?
Ekminezi daha geniş ölçüde üçüncü kitabımızdaki tahattur bahsinde mütalaa edilecektir. Biz burada sadece hipnoz ve psikolojik infisal hallerinde ekminezi hadisesinin mümkün olup olmadığı fikri üzerinde durmak ve bu yolu biraz aydınlatmak için şu kısa bendi açmış bulunduk. Evvela ekminezinin ne demek olduğunu kısaca izah edeyim.
Üçüncü kitapta uzun uzadıya söyleneceği gibi insan, ömrünün her hangi bir çağında görüp geçirmiş olduğu bütün hadiseleri en ufak teferruatına kadar ruhunda tekrar canlandırabilir. Yani bizim anladığımız manada unutma hadisesi yoktur.
İşte ruha giren ve hiç birisi kaybolmıyan intibaların her hangi bir zamanda bütün tazelikleriyle ve kendilerine refakat eden fikir ve duygu unsurlariyle tekrar canlanması haline ekminezi derler.
Ekminezi tabiri ilk defa Bordeau tıp fakültesi dekanı Dr. Pitre tarafından kullanılmıştır. ( 74 ) Bu tabirle, mutat halinde iken birkaç günlük hayatını bile layıkiyle hatırlıyamıyan bir insanın, hipnoz haline girdikten sonra 8, 10, 20 ve hatta daha fazla sene evvelki hayatına ait bütün unutulmuş hadiseleri, en ince teferruatına varıncaya kadar ve sanki onların içinde bu gün yaşıyormuşçasına canlı olarak hatırlaması akla gelir. Hatta bunu klasik manada anlaşılan << hatırlamalar >> dan ayırdermek için << hatırlamak >> değil, << tekrar yaşamak >> diye ifade edersek ekmineziyi daha iyi anlatmış oluruz. Çünkü mutat halde biz mazinin bir parçasını yarım yamalak hatırlarken onun geçmiş bir zamanda olduğunu idrak ederiz. Yani hal içinde yaşarken ve hal içinde bulunduğumuzu bilirken maziden bahsederiz. Binaenaleyh burada reel hayatımızı, hali hazırdaki hadiseler teşkil eder. Halbuki ekminezide iş başka türlüdür. Burada hali hazırdaki hadiseler, süjenin maziye götürdüğü nispette istikbale doğru uzaklaşmış ve süje için meçhulat alemine karışmış olur. Mesela 20 sene geriye götürülen bir süjenin bu günkü hayatı kendisi için yirmi sene sonra gelecek meçhulatla dolu bir istikbal halini alır, buna mukabil 20 sene evvelki hayatında bu gün yaşıyormuş gibi yaşamağa başlar.
a – Hipnoz halinde ekminezi
Bu enteresan ruhi haletin mütalaasına Dr. Pitre’nin müşahedesiyle başlamak istiyorum.
Dr. Pitre’nin süjesi 17 yaşında bir kızcağızdır. Kendisi çocuk iken kaba bir gaskonya diliyle konuşuyordu. Fakat sonradan bu dili unutmuş ve Fransızca konuşmağa başlamıştı. Süje hipnoz halinde 12 sene gençleştiriyor, bu suretle beş yaşında bir çocuk halini alıyor. O sırada o, Fransızcayı unutuyor ve gaskonya diliyle konuşmağa başlıyor. 5 yaşına ait hayatının hadiselerini tafsilatlı olarak bu dille anlatıyor. Kendisine Fransızca hitabettikleri zaman o, buna cevap vermiyor. Çünkü bu dili henüz öğrenmemiştir. Aynı zamanda beş yaşından sonraki hayatına dair sorulan suallere de cevap veremiyor. Zira bunlar kendisince istikbale ait meçhul şeylerdir. ( 74 )
Aşağıdaki misal bu hususta bizi biraz daha ileri götürüyor ve hipnoz halindeki ekminezinin ne kadar büyük bir realite olduğunu ifade ediyor. Burada hatırlamanın yalnız psikolojik tarafını değil, psikolojik hadiselere refakat eden fizyolojik tezahüratını da görüyoruz. Yalnız bu misali tetkik ederek süjenin mazide bu gün yaşar gibi yaşadığını kolayca anlıyabilirsiniz. Bu misali P. Janet’den alıyorum. Profesör süjesi Rose’u hipnoz haline koyduktan sonra iki sene evveline götürüyor, fakat bu sırada hiç aklına gelmiyen bir hadise ile karşılaşıyor. Kadın ıstırap çekmeğe başlıyor. Profesörün sorgusuna cevap vermek istemiyor, utanıyor. Fakat nihayet hal ve tavriyle gebe olduğunu anlatıyor. Bu sırada karnının da şiştiği görülüyor. Hakikaten o tarihte bu halin vukua gelmiş olduğu bilahare anlaşılıyor ( 65 ).
Aynı müellifin diğer bir süje ile yaptığı tecrübesi de yukardakine benzer. Bu süjenin sol gözü kördür. Kendisi bu arızanın anadan doğma olduğunu iddia ediyor. Profesör süjeyi hipnoz haline koyduktan sonra 7 yaşına getiriyor. O, hala kördür. Fakat bir sene daha gençleştirilince, yani 6 yaşına götürülünce süjenin körlüğü kayboluyor ve iki göziyle de görmeğe başlıyor. Demek o, sol gözünün görme kabiliyetini 6 yaşında iken kaybetmiştir. ( 65 ) 6 yaşındaki hayatına döndüğü zaman, iki gözünün görme kabiliyetinden bol bol faydalanan kızcağızın bu halini mazinin alelade bir hatırlanmasından başka türlü bir hadise telakki etmek lazımgelir.
Aşağıdaki misal ekminezi hakkında okuyucularıma daha açık fikirler verebilir:
<< Jeanne R... 24 yaşındadır... Kolayca hipnotize edilebilmektedir. Histeriktir. Hipnozdan sonra vuku bulan bütün hadiseleri unutmaktadır...
<< Kendisine 6 yaşında olduğu söylendi. Bunun üzerine o, kendisini ailesinin yanında görmeğe başladı: Akşam yemeği sonu sohpetindedirler, kestane soyuyorlar. Onun canı uyumak istiyor ve kardeşinin yardımını istiyor. Fakat erkek kardeşi yerdeki kestanelerden evler yapıyor. << O, çok tembeldir, ancak kestanelerin on tanesini soyabildi. Geri kalan kestaneleri benim soymam lazım geliyor. >>
<< Bu halde iken Limoj lehçesiyle konuşuyor. Okuyup yazmasını bilmiyor. Ancak A. B. C. yi tanıyabiliyor. Fransızca bir kelime bile konuşamıyor. Küçük kız kardeşi uyumak istemiyor, << 9 aylık kız kardeşimi daima badi badi dolaştırmak lazım. >> diyor. Burada J. R... bir çocuk halindedir....
<< Kendisine iki dakika sonra 10 yaşında olacağı söylenince bütün fizyolojisi değişiyor. Şimdi Moustierslerin şatosunda bulunmaktadır. Oradaki tabloları hayranlıkla seyrediyor. Kendisiyle beraber olan kız kardeşlerini soruyor. Konuşmasını yeni öğrenmiş çocuklar gibi konuşuyor.
<< İki senedenberi mektebe gitmektedir. Fakat şimdi oraya devam edemiyor. Annesi ekseriya hasta olduğundan kız ve erkek kardeşlerine kendisi bakmak mecburiyetindedir.
<< Yazıyı 6 aydanberi öğrenmektedir. Çarşamba günü yazdığı bir imladan bahsediyor. Bütün bir sayfayı ezberden ve oldukça kolaylıkla yazabilmiştir. Bu, 10 yaşında iken olan yazısıdır. Mamafi imlada henüz o kadar ileride değildir. << Marie Couteau benden daha az hata yapıyor, ben daima Marie Puybaudet ve Marie Couteau dan geriyim. Fakat Marie Louise Roland benden de geridir. Zannedersem içimizde en çok yanlış yapa Jeanne Beaulieu’dür. >>
<< Kendisine 15 yaşında olduğu söylendi. Monmart da Bayan Brunerier’nin yanındadır. << Yarın bir merasim var, bir düğün merasimi.... Benim klavyem Leon olacak. Oh! Ben baloya gidemiyeceğim. Bayan Brunerier oraya gitmemi istemiyor. Fakat ben on beş dakika kadar ondan gizli olarak baloya gideceğim. >>
<< Petit Savoyad’ı yazıyor. Evvelki yazısı ile bunun arasında büyük fark var. Uyandıktan sonra bu yazısını görünce çok hayret ediyor. Çünkü onu tamamiyle unutmuştu. On yaşında iken yazdığı parçaların kendisine aidolduğunu kabul etmiyor. >>
Bir çok diğer misaller içinde bu misal bazı ince noktalariyle ekminezi hakkında daha açık bir fikir verebilir. Burada geçmiş vakaların alelade hatırlanması değil, geçmiş bir hayatın itiyatları, duygu ve telakkileri, kabiliyetleri ve nihayet fizyolojik ve psikolojik bütün imkanları o zamanki gibi tekrar canlanmaktadır.
Şimdi hipnoz halinde olan ekmineziye ait kendi tecrübelerimin bir iki tanesinden bazı parçaları yazacağım. Bunun sebebi, bu tecrübelerde tesbit edebildiğim ufak bir hususiyettir ki bu hususiyet hipnoz halinde ekminezinin sıhhatini ve hakikatini ispat etmeğe yarar: Burada dikkat edilirse süje hipnoz halinde mazideki hayatını anlatırken onları saati saatine ve hatta dakikası dakikasına söylüyor. Fakat uyku zamanlarına rasgetirilen saatlerde ne yaptığını kendisinden sorulunca susuyor, cevap vermiyor ve derin bir uyku halini gösteriyor. Halbuki Yalnız bu bahisler üzerinde değil, umumi kültürü itibariyle de bu süje bilgisizdi. Hele onun böyle metapsişikteki ekminezi arızalarını inceden inceye düşünüp etrafı aldatmak için onları tatbik edebileceğine inanmak mümkün olmaz. Bundan başka süjenin hipnoz halinde olduğu ve şuurunu tamamiyle kaybetmiş bulunduğu, hatta uyku halinin somnabülizma derecesine kadar ileri götürüldüğü, tarafımızdan kullanılan bir çok mürakebe usulleriyle tesbit edilmişti. Binaenaleyh o, esasen dış alemle, dünya ile alakasını gevşetmiş bulunuyordu. Şu halde onun geçmiş zamanlardaki uyanık hallerine ait hadiseleri birer birer söylemesine mukabil uyku saatlerinde sessizliğini muhafaza etmesi, ve hiçbir sözümüzü işitmeyip derin bir uyku halinde görünmesi ilmi manaları haiz olsa gerektir.
Bu zat Kabilde bir tıp müessesesinde müstahdemdir. Ve ismi Nebi Handır.
( 7/III/945 tarihli celse zabıtnamesinden: )
<< S – Şimdi saat 9,30. Sizi dokuz buçuk saat gençleştiriyorum. Bu gün saat 12 desiniz. Şimdi ne yapıyorsunuz?
<< C – Müessesedeyim.
<< S – Orada ne yapıyorsunuz?
<< C – Göneşte duruyorum.
<< S – Bir buçuk saat daha gençleştiniz, ne yapıyorsunuz?
<< C – Kan arıyorum.
......................
<< S – Siz kimsiniz?
<< C – Ahmet nebi.
<< S – Sizi iki saat daha gençleştiriyorum, saat sekiz buçuk oldu ne yabıyorsunuz?
<< C – Evdeyim.
<< S – Evde ne yapıyorsuzunuz?
<< C – Marangozla konuşuyorum.
<< S – Yedi buçuk saat daha gençleştiniz, saat bir, ne yapıyorsunuz?
<< C – ................
<< S – Cevap vermeniz lazım saat birdir?
<< C – ................
<< S – Niçin cevap vermiyorsunuz, cevap vermemenizin sebebini söyleyiniz?
<< C – ................
<< S – Şimdi iki saat daha ihtiyarladınız, saat üç oldu, ne yapıyorsunuz?
<< C – ................
<< S – Saat beş oldu ne yapıyorsunuz, şimdi artık bana mutlaka cevap vereceksiniz ve bir şey söyliyeceksiniz?
<< C – ................
<< S – Nebi Han! Nebi Han, bana cevap veriniz
<< C – ................ ( Bu sırada süje atıl ve bir külçe halinde, operatörün sözlerine karşı hiç bir duygu hali göstermeden derin derin uyumaktadır. )
<< S – Saat yedi oldu, şimdi ne yapıyorsunuz?
<< C –................
<< S – Saat sekiz oldu, ne yapıyorsunuz?
<< C – Çay içiyorum.
<< S – Saat dokuz buçuk ilh.. >>
Aynı süje ile yapılmış müteaddit tecrübelerden bir tanesini daha veriyorum.
( 27/III7945 tarihli celse zabıtnamesinden: )
<< S – Siz 1321 senesi Hut [ 1 ] ayının onuncu günü saat dokuz buçuktasınız, ne yapıyorsunuz? ( Süje bu suretle iki sene gençleştirilmiş bulunuyordu. )
<< C – Evdeyim.
<< S – Evde ne yapıyorsunuz?
<< C – Hiç.
<< S – Şimdi 1320 senesi Hut ayının onuncu günü sabah saat dokuzu elli dakika geçiyor, ne yapıyorsunuz?
<< C – ... Elbise giyiyorum.
<< S – Şimdi on oldu.
<< C – Darülamana gidiyorum. ( Burada süjenin çalıştığı müessese vardır. )
<< S – On beş dakika daha ihtiyarladınız, ne yapıyorsunuz?
<< C – Darülamandayım.
<< S – On beş dakika daha ihtiyarladınız, saat on buçuk oldu?
[ 1 ] Afganisdan da kullanılan ay isimlerinden biri
<< C – Darülamandayım.
<< S – Orada ne yapıyorsunuz?
<< C – Konuşuyorum.
<< S – Kiminle konuşuyorsunuz?
<< C – Kazım ile.
<< S – Ne konuşuyorsunuz, siz ne söylüyorsunuz?
<< C – Ben dinliyorum. ( Unutulmasın ki bu sırada süje üç sene evvel geçmiş bir günün her hangi bir saat ve hatta dakikasındaki vakıayı anlatmaktadır. )
<< S – O ne söylüyor?
<< C – Münakaşa yapıyor.
<< S – Hangi meseleyi münakaşa yapıyor?
<< C – Kandıhar meselesi?
<< S – Hangi kandıhar meselesi?
<< C – Benim orada olduğumu... Ve amıcamın da orada olduğunu... Ve orada yaptırdığımız ev hakkında konuşuyor.
<< S – Şimdi üç sene daha gençleştiniz. 1317 senesi Hut ayının onundasınız saat on. Ne yapıyorsunuz?
<< C – ........ ( Barsaklarından hasta olan süjenin söylemek istemediği, ihtimal o sırada bir işi vardı. )
<< S – ( Birkaç pas daha yapıldı. ) Şimdi siz 1317 senesi Hut ayının onundasınız saat dokuz buçuk. Ne yapıyorsunuz.
<< C – ( yüzünde ıstıraplı işmizazlar belirdi) Uffffff !... barsaklarım ağrıyor. (Süje bu tarihte ağır bir barsak hastalığı geçirmiştir. )
<< S – Altı ay daha genç oldunuz,
<< C – Evet.
<< S – Şimdi 1315 senesi Hut ayının onundasınız, yani iki sene daha gençleştiniz. Ne yapıyorsunuz.
<< C – Hastaya iğne yapıyorum ( Süje o tarihlerde hakikaten başka bir müessesede, yani sanatoryomda hastabakıcılık yapıyordu. )
<< S – Nerde iğne yapıyorsunuz?
<< C – Sanatoryomda.
<< S – Sanatoryomun neresinde?
<< C – İğne odasında.
<< S – Yanınızda kim var?
<< C – Mehmet Hakim. >>
O tarihte operatör mezkur sanatoryomun şefi bulunuyordu ve süjenin bahis mevzuu ettiği Mehmet Hakim, oranın baş hastabakıcısı olarak hala vazifesine devam ediyordu. Fakat burada dikkate değer nokta, süjenin yedi sene evvelki bir gün ve saatte yaptığı işi halen yapıyormuş gibi anlatmasıdır.
Aşağıda vereceğim aynı süje ile yapılmış tecrübelerden diğer parçalar bu süjenin hipnoz halinde biraz daha gençleştirilmiş yaşlarına aittir.
( 3/IV/945 celsesi zabıtnamesinden: )
<< S – Siz şimdi 1310 senesinin Cevza ayının onunda bulunuyorsunuz, yani yirmi yaşındasınız. ( Süje bu suretle takriben 11 sene gençleştirilmiştir. ) Sabah saat on, nerdesiniz?
<< C – Evdeyim.
<< S – Şimdi saat on bir oldu, ne yapıyorsunuz?
<< C – Tarladayım.
<< S – Yanınızda kimse var mı?
<< C – Evet ağabeyim ver.
<< S – Ağabeyiniz ne yapıyor?
<< C – Yonca biçiyor.
<< S – Şimdi saat öğleden sonra dört oldu, nerdesiniz?
<< C – Bağdayım, dolaşıyorum.
<< S – Yanınızda kim var.
<< C – Hizmetçi.
<< S – Hizmetçi ile ne yapıyorsunuz?
<< C – Konuşuyorum, yonca biçmesini söylüyorum,
( On bir sene evvel geçmiş bir günün, her hangi bir saat ve dakikasında konuşulan sözlerin bu suretle hatırlanması mutat ahvalden olmasa gerektir. )
<< S – Şimdi 1305 senesindesiniz. ( süje takriben 14-15 yaşlarında )
<< C – Ne diyorsun anlamıyorum. ( Burada dikkkate değen hadise şudur: Bilhassa oralarda köyde yaşıyan genç çocukların sene ile, tarihle alakaları yoktur. Bu hal ile süjenin bana verdiği cevap arasında bir mutabakat vardır. )
<< S – Siz şimdi 15 yaşındasınız; yani 15 sene daha gençleşmiş bulunuyorsunuz.
<< C – Hah! ( Süjenin şimdiye kadar hep << evet >> ile cevap vermesine mukabil şimdi tam bir köylü gibi konuşması da ayrıca dikkate değer. )
<< S – Nerdesiniz?
<< C – Evdeyim.
<< S – Ne yapıyorsunuz?
<< C – Hiç, ne yapacağım.
<< S – Kaç yaşındasınız?
<< C – Ne bileyim.
<< S – Şimdi saat dört oldu, yani sekiz saat ihtiyarladınız nerdesiniz?
<< C – Bağdayım.
<< S – Ne yapıyorsunuz?
<< C – Kardeşimle beraber oynuyoruz.
<< S – İğne yapmasını biliyor musunuz?
<< C – Ne söylüyorsun be! ( Dikkat edilirse ancak yirmi yaşlarına doğru öğrendiği hastabakıcılık mesleğine ait bilgilerden o zaman süjenin haberi yoktur. Bu bilgisizlik halinin tecelli etmesi, nezaketini kaybetmesi ve lisaniyle, hal ve tavriyle on beş yaşındaki köylü çocuğu durumunu göstermesi, ürerinde durulacak ruhi hallerdir. )
<< S – Sizi biraz daha gençleştireceğim.
<< C – ( Süjede ihtilaçlar göründü, ıstıraplı bir şekilde inlemeğe başladı, yüzünün ifadesi değişti. )
<< S – ( Bir kaç pas yapıldıktan sonra ) Şimdi çok rahatsınız, kendinizi rahat hissediyorsunuz değil mi?
<< C – Yoruldum. >> Tecrübeye nihayet verildi.
b – Psikolojik infisal yolile ekminezi
Hipnoz yoliyle ekminezi hadisesi üzerinde az çok çalışılmış ise de psikolojik infisal yoliyle bu psişik tezahür üzerinde durulmamıştır. Halbuki hipnozla bu halin esasları arasındaki birlik nazarı itibara alınırsa psikolojik infisal halinde de ekmineziye ait mütalaaların yapılabileceği haklı olarak düşünülür.
Fakat biz daha ileri giderek, bilhassa hipnotik vetireler yanında tecrübe şartları itibariyle evvelce söylediğimiz bir çok sebepten, kolay olan psikolojik infisal haliyle bu nevi tetkikatın daha verimli çalışmalara yol açacağını söyliyebiliriz. Bunun için ekmineziye ait iptidai çalışmalara ehemmiyet verdik. Bu tecrübelerimiz bittabi yenidir ve daha ilerletilmeğe muhtaçtır. Fakat bunlar tekemmül ettirildiği takdirde geçmiş zamanları ve hatta geçmiş hayatları, adeta dünkü veya bu sabahki hadiseleri hatırlar gibi ve onların içinde - şüphesiz ancak tabiat kanunlarının imkan ve müsaadesi nispetinde - şimdi yaşıyormuşçasına, herkesin hatırlaması mümkün olabilecektir. Bu halin cemiyette, ilim hayatında oynıyacağı rolü şimdiden tahmin etmek bile mümkün olmaz. Bilhassa üçüncü kitabımızdaki mebahisi gözden geçirerek okuyucularım bu yolda her ciddi araştırıcı için tatbiki kabil yeni araştırmalara ne kadar büyük ihtiyacolduğunu takdir etmekte gecikmiyeceklerdir.
Aşağıda vereceğim misaller psikolojik infisal halindeki ekimnezi tezahürlerinin mütalaasına yarıyacak ilk denemelerdir. Bu yolda yüründüğü takdirde daha verimli ve faydalı sahalara çıkılabileceğinden şüphe etmiyorum.
Tecrübe hazırlığı:
Bu tecrübede kıllanılan süje, N... adında ve 18 yaşında bir kızcağızdır. Tahsili ancak orta derecededir, asabi mizaçlı değildir, sıhhati iyi ve akli durumu tabiidir.
Evvelce asistanlardan birisi tarafından çarşıdan bazı resimli kartlar tedarik edilmişti. Bu kartlar tecrübelerin devam ettiği müddetçe asistanlar, operatör ve süje tarafından görülmemk üzere zarflara konup kapatılmıştır. Şunu da işaret edelim ki tecrübelerin bütün devamınca süje mesaimizin şekli ve gayesi hakkında hiç bir şey bilmiyordu. Kendisi topluluğumuza ilk defa 20/11/940 da Bay Dr. Zühtü Tinel tarafından takdim edilmiş ve takdim edildiği gün tecrübelerin ilk safhasına başlanmıştı. Tecrübe neticelerini bozmamak için yapacağımız işler hakkında süjeye hiç bir şey söylememeğe karar vermiştik.
( 20/11/1940 Çarşamba tecrübesi: )
<< Bu tecrübe İstanbulda Çenberlitaş ta Dr. Zühtü Tinelin evindeki mutat ilmi toplantılarda ilk defa takdim edilen Bayan N... ile yapılmıştır. Operatör Dr. B. Ruhselman dır. Süjeye, her hangi bir tecrübenin yapılmağa başladığı hissini vermemek için onun mektep hayatına ve gündelik meşguliyetlerine dair havai bir takım sualler sorulduğu sırada söz getirilerek kendisine bir kart gösterileceği ve ona dikkatle bakması lazım geldiği tenbih edildi. Kızcağıza, bu teklifin manasını anlamağa vakit bırakmadan saat tam 9,30 da kapalı zarflardan bir tanesi gelişi güzel açıldı ve içindeki resim Dr. Z. T... tarafından on saniyelik bir müddetle süjeye gösterildi. Süje ile kendisi arasındaki mesafe takriben bir metrelik idi. Bunu müteakip operatör kartı eline aldı ve resimli tarafına bakmadan kartın arkasında, aklına gelen ilk yedi kelimeyi birbiri altına yazdı. Resimli tarafını eliyle kapatarak süjeye bu yazıları beş saniyelik bir müddetle gösterdi. Bu ameliyeden sonra kart tekrar zarfa konuldu ve kapatıldı, üzerine de tecrübe tarih ve saati yazıldı. Bundan sonra süjenin fikrini ve duygusunu, gördüğü resimlerin ve yazıların tesirinden uzaklaştırmak ve onun, bunları ezberlemesine meydan vermemek için kendisini daha alakalandığı başka mevzular üzerinde meşgul etmeğe başladık. Esasen o, bu işlerden bir şey anlamıyor ve kafasında onları kimbilir nasıl tefsir ediyordu. Binaenaleyh pek kısa bir zamanda gördüğü şeylerin hatırasını kendisinden uzaklaştırmak kolay olmuştu. Bu tecrübeler aramızda mukarrer olan muhtelif zamanlarda ve başka başka resimlerle tekrar edildi. Yalnız her tecrübede kartları süjeye gösterme müddeti kısaltılıyordu. Mesela 14/12/1940 tarihinde gösterdiğimiz kartlardan birisini yedi saniyelik, ikincisini de beş saniyelik müddetle süjeye göstermiştik. Bu suretle tecrübenin ilk kısmı bitmiş oluyordu. Bunu müteakip süjeye kendisiyle olan işlerimizin bittiğini ve artık celselerimize iştirak etmesine lüzum kalmadığını söyledik. Bittabi o, bunlardan hiç bir şey anlamaksızın bizden ayrıldı. Fakat kendisi uzaktan takibolunuyordu. Çünkü onun hiç beklemediği ve her şeyi unuttuğu bir zamanda tecrübelerin ikinci kısmı başlıyacak ve neticeler alınacaktı. Bu suretle süje ile zahiri hiç bir temas vukubulmadan iki ay geçti. Karar verdiğimiz bir günde süje davet edilerek tecrübelere devam olundu. Bu tecrübelerden bir iki tanesinin zabıtnamesini neşrediyorum.
( 24/1/1941 celsesi zabıtnamesinden: )
<< Süje psikolojik infisal haline kondu ve tedricen hayatının gerisine doğru gönderildi. İlk kartı kendisine gösterdiğimiz ana kadar getirildi.
<< S – Dr. Bay Zühtü size bir kart gösteriyor. Onu görüyor musunuz?
<< C – Evet ( şekil. 5 ).

Şekil – 5
<< S – Ne görüyorsunuz? ( Hatırlatırız ki bu kartın muhtevasından evvelce hiç birimizin haberi yoktu. )
<< C – Bir mısır kartı görüyorum. ( Bu kart süjeye ancak on saniye kadar gösterilmişti. )
<< S – O kartta neler görüyorsunuz?
<< C – İki atlı adam, iki kişi deve çekiyor. ( Kartta birisi ön planda büyük, diğeri de arka planda küçük ve üzerinde birer insan bulunan iki at var. Kenarda da uzakta iki deve gidiyor. Öndeki deveyi, gövdesi arka tarafta kaldığı için güçlükle ancak bacakları görünebilen bir adam, arkadakini de devenin yanında yürüyen diğer bir adam sevketmektedir. )
<< S – Başka ne görüyorsunuz?
<< C – Birkaç kişi yürüyor. ( Yedi kişi yürümektedir.)
<< S – Başka?
<< C – Bir ağaç var. ( Önde bir tek hurma ağacı yükselmektedir. Fakat en arka planda ve uzakta ayrı ayrı fark edilmeyen ağaçlar ve ağaçlık bir saha mevcut. )
<< S – Kartın arkasına bakınız ne görüyorsunuz?
<< C –Yazılar görüyorum.
( Bu kartın arkasına kurşun kalemle yedi kelime şu sıra ile yazılmış bulunmaktaydı: Kalem, tebeşir, kitap, defter, hokka, kağıt, lastik. )
<< S – Yazıları okuyunuz.
<< C – Tebeşir... Kalem... Defter... Hokka, lastik.
( Tam bu sırada dışarda süjeyi rahatsız edici bir gürültü peyda oldu. Celseyi tadil etmek zorunda kaldık. Burada sıranın bozukluğundan sarfınazar, yedi kelimede iki hata ile muvaffakiyet hasıl olmuştur denilebilir. )
( 22/2/1941 tarihli celse zabıtnamesinden: )
<< S – Şimdi 14/12/1940 günündeyiz. Bugün cumartesi. Saat 4,45 geçiyor.
<< C – Evet.
<< S – Dr. Zühtü Bey size bir kart gösteriyor. ( Bu kart süjeye üç ay evvel yedi saniyelik müddetle gösterilmişti ) ( şekil – 6 ).
<< C – Görüyorum.
<< S – Ne görüyorsunuz?
<< C – Camiye benzer bir yer, kubbeli falan. ( Kart Arabistan çarşılarından birisini gösteriyor. Buradaki manzara hakikaten kubbeleri ile Türkiyede bir cami avlusuna benzetilebilir. )
<< S – Başka ne görüyorsunuz?
<< C – Ortada bir mektep görüyorum. ( Yolun ortasında bir mektep durmaktadır. )

Şekil - 6
<< S – Başka ne görüyorsunuz?
<< C – Bunun üzerine bir yük sarıyorlar, görüyorum. ( Bir erkek merkebin üzerine bir yük yüklemektedir. )
<< S – Başka ne görüyorsunuz?
<< C – Karşımda iki pencere var, birisi üst tarafta, diğeri alt tarafta. Bu pencerelerin üstleri yuvarlak, ikincisi biraz ufak. ( Çarşının üzeri kubbelerle, bölmelerle örtülü. Bu bölmeler arasında yukarda birisi birinci bölmede önde, diğeri de ikinci bölmede arkada iki pencere var. İkinci pencere birinciye nazaran daha küçük ve aşağıda görünüyor. Pencerelerin üstleri mukavves. )
<< S – Daha neler görüyorsunuz?
<< C – Aşağıda sola doğru altı yedi kişi görüyorum. Ayakta duruyorlar, konuşuyorlar. ( Solda ayakta dört kişi konuşuyor vaziyette durmaktadır. Daha önde dört kişi oturuyor. )
<< S – Sonra?
<< C – Bu kadar görüyorum.
<< S – Arkada bir şeyler var mı?
<< C – Arkada sol tarafta iki üç kişinin durduğunu görüyorum.
<< S – Merkebe dikkat ediniz ne vaziyettedir?
<< C – Yüzü bana doğru. ( Merkebin yüzü ön tarafa, süjeye bakıyor. )
<< S – Merkebin rengi nasıl?
<< C – Siyah. ( Koyu kahve rengidir.)
<< S – Merkebin yanında duran var mı?
<< C – İki kişi.( Merkebin sol tarafı ile duvar arasından geçmek üzere yürüyen bir kadın var. Merkebin sağında bir erkek yük yüklüyor.)
<< S – Ne yapıyorlar?
<< C – Sol tarafta erkek sağ tarafta kadın. Erkek yük yüklüyor.
<< S – Erkeğin kıyafeti nasıl tarif ediniz?
<< C – Yün elbiseli, Mısırlıya benziyor. ( Arabistana mahsus bir kıyafet. )
<< S – Şimdi dikkat ediniz! Dr. size diğer bir kartı gösteriyor. ( Bu ikinci kart süjeye hemen evvelki birinci kartı müteakip beş saniye bir müddetle gösterilmişti. ) ( Şekil – 7 ).

Şekil – 7
<< C – Evet görüyorum.
<< S – Ne görüyorsunuz?
<< C – Bir dere. Üstten, yuvarlağımsı bir köprü geçiyor. Köprünün üstünde bir kız... Dayanmış duruyor. Aşağıda ördekler var. Kızı, bu ördeklere bakıyor, görüyorum. ( Kartın sol tarafında bir dere akıyor. Derenin üzerinde mukavves tahta köprü var. Bir kız köprünün üzerinde bir eliyle köprünün parmaklığına dayanmış aşağıdaki ördeklere bakar vaziyette duruyor. )
<< S – Başka ne görüyorsunuz?
<< C – Kızın arkasında bir ağaç var. ( Doğru )
<< S – Başka?
<< C – Derede karmakarışık bir sazlık var. ( Derenin sol ve sağ sahillerinde sazlıya benziyen nebatlar var.)
<< S – Başka ne görüyorsunuz?
<< C – Etrafı açık yeşil ovalar görüyorum. ( Köprünün öbür tarafında derenin diğer sahilinden itibaren yeşil sahalar görünüyor. )
<< S – Başka?
<< C – Yedi tane ördek var. ( Resimde altı ördek görünüyor. )
<< S – Bunlar ne yapıyorlar?
<< C – Suyun içindeler. ( Dört tanesi suyun içinde iki tanesi de sudan çıkmış vaziyette. )
<< S – Hepsi suyun içinde mi?
<< C – Kimisi sudan çıkıyor gibi görüyorum.
<< S – Kaç tanesi suyun içinde?
<< C – Beş tanesi suyun içinde görüyorum. Sağ tarafa doğru geliyorlar. ( Dört tanesi suyun içinde. Hepsinin yüzleri sağ sahile müteveccih. )
<< S – Kaç tanesi sudan çıkıyor gibi görüyorsunuz?
<< C – İki tanesi. ( Doğru )
<< S – Kaç tane ağaç görüyorsunuz?
<< C – Kızın arkasında bir ağaç köprünün öbür tarafında... >>
Bu neticeler çok mühimdir. Belki ilk bakışta mutat bir hal gibi görünen bu hatırlamaların zannedildiği gibi olmadığını okuyucularımın takdir etmesi çok kolaydır. Hiç görmediğiniz bir tabloya beş sayı sayıncaya kadar bakınız. Bu işi yaptıktan sonra üç ay onunla meşgul olmayınız. Üç ay sonra tabloda gördünüz şeyleri hatırlamağa çalışınız. Alacağınız netice ile yukardaki neticeleri karşılaştırınız. Bunu yaptıktan sonra Bayan N... ile yapılan tecrübelerin manasını ve ciddi araştırıcılara bu nevi tecrübelerin neleri vadettiğini kolayca takdir edeceksiniz. Kaldı ki siz tecrübenin mahiyetini bildiğiniz için ne yapsanız resmi unutmamak için azçok iradi bir gayret sarfedersiniz. Bu işi hiç bir şey sezdirmeden diğer bir arkadaşınızla yaparsanız iki üç ay sonra resimden onun aklında hiç bir şeyin kalmamış olduğunu görürsünüz.
( 20/3/1041 tarihli celse zabıtnamesinden: )
( Süjeye yirmi gün evvel gelişi güzel Fransızca bir ders kitabının beşinci sayısı, on saniyelik müddetle gösterilmişti. Süje Fransızcayı ancak güçlükle okuyabilecek kadar az biliyor. Bu sayfanın başında bir mektep sınıfı resmi vardır. Altında da bu sınıftaki eşyaya ait şu yazılar yazılıdır: Premiere leçon, La classe, levez vous.
1- Regardez le professeur
2- Regardez le garçon
3- Regrdez la fille
4- Regadez le tableau
5- Regardez la craie. )
<< S – Kaçıncı sayfayı görüyorsunuz?
<< C – Beşinci.
<< S – Kaçıncı ders?
<< C – İkinci. ( Yanlış ).
<< S – Sayfanın başında ne var?
<< C – Bir sınıf resmi.
<< S – Bu sayfada yazı var mı?
<< C – Var.
<< S – Okuyun bakalım o yazıyı?
<< C – La classe, tesez vous, regardez le professeur, regardez la fille regardez le garçon, regardez la craie arada geçen yanlış kelimeler ve sıranın bozukluğu evvela hatıraların henüz yeniliği, saniyen süjenin Fransızca ya hakim olmaması ve ihtimal bu yüzden şuurlu faaliyetlerin işe karışması ile münasebettar olsa gerektir.
Aşağıdaki misal aynı süje ile aynı mevzu üzerinde, fakat diğer bir tertipte yapmış olduğumuz tecrübelerden birisine aittir.
Bu tecrübeden alınan neticeler evvelce süjenin hayatının muhtelif zamanlarında geçirmiş olduğu hadiseler hakkında kendisine sezdirilmeden tarafımızdan tutulan notlarla kontrol edilmiştir.
( 29/3/1941 tarihli celse zabıtnamesinden: )
( Süje muayyen usullerle dört ay gençleştirildikten sonra: )
<< S – Dört ay evvel ikinci Teşrinin 23 üncü gününde yaşıyorsunuz.
<< C – Evet.
<< S – Saat sabahın sekizidir, ne görüyorsunuz?
<< C – Yataktan kalktığımı görüyorum. ( Doğru )
<< S – Başka?
<< C – Şimdi kabineye girip elimi yüzümü yıkadım. Dışarı çıkıyorum, görüyorum.
<< S – Devam ediniz?
<< C – Şimdi arka odada kahvaltı ediyorum, görüyorum. ( Doğru )
<< S – Kahvaltıda neler yiyorsunuz?
<< C – Zeytin, reçel, tereyağ, kaşar peyniri. ( Doğru )
<< S – Yanınızda kimler var?
<< C – Amcam, teyzem başka kimse yok. ( Bu zevat Dr. Z. T ile zevcesidir. )
<< S – Onlar neler yapıyor, bize anlatır mısınız?
<< C – Amcam bir mektup yazıyor. Bana: Bu mektubu Mehmet efendiye götür. Onu babasına göndersin. Kahvaltıdan sonra git! diyor. ( Buradaki hikaye şudur: Dr. bir hizmetçi hakkında tanıdıklarından birinin oğluna mektup yazıyor. Ve babasının bu işi takibetmesini istiyor. )
<< S – Kahvaltıdan sonra mektubu götürüyor musunuz?
<< C – Kalktım. Epeyce bir zaman geçiyor. Kağıdı alıp götürdüm. ( Doğru )
<< S – Kime götürdünüz?
<< C – Mehmet efendiye.
<< S – Mehmet efendiyi görüyor musunuz?
<< C – Hayır kendisi yok, ailesine verdim. Mektubu bana okuttu ve tekrar geri verdim. ( Doğru ) [ Bay Mehmedin ailesi okumasını bilmiyor. ]
<< S – Yazıları görüyor musunuz?
<< C – Hafif kara kara görüyorum.
<< S – Mektubun ilk cümlesini okuyunuz?
<< C – Mehmet efendi, ben bu kızı yanıma evlat şeklinde alıyorum. ( Doğru )
<< S – Sonra?
<< C – Size teklifim şudur: ( Doğru )
<< S – Mektup nasıl bitiyor?
<< C – Bu şartlarımı kabul ederseniz olur. ( Doğru )
<<S–Şimdi üç hafta daha ihtiyarladınız. Birinci kanunun 14 üncü günündesiniz. Saat on iki.
<< C – Minderin üzerinde oturuyorum. ( Doğru )
<< S – Akşam saat dörttesiniz?
<< C – Koltukta oturuyor ve nakış işliyorum. ( Doğru )
<< S – Akşam saat altı oldu, ne yapıyorsunuz?
<< C – Toplantınız var. Ben de sizin içinizdeyim. ( Bu toplantı evvelce bahsedilen süjeye birbiri arkasından iki kartı gösterdiğimiz akşama aittir. )
<< S – Siz ne yapıyorsunuz?
<< C – Sizi dinliyorum.
<< S – Saat altı buçuğu on geçiyor. Biz şu anda ne konuşuyoruz?
<< C – Siz hanım ablama sual soruyorsunuz. ( Doğru. Süjenin hanım ablam dediği zat toplantı arkadaşlarımızdan felsefe muallimi bir bayandır. )
<< S – Ne soruyorum?
<< C – Hayvan ruhu ile insan ruhu arasında ne fark var diyorsunuz? ( Doğru )
<< S – O ne cevap veriyor?
<< C – İnsanlarınki daha inkişaf etmiştir diyor. ( Doğru )
<< S – Devam ediniz!
<< C – Ne bakımdan? diyorsunuz, irade bakımından diyor. Siz, hayvanda da irade var diyorsunuz. O itiraz ediyor. Hayvanlarda irade yok, insiyak var diyor. Siz irade nedir? diyorsunuz. Bir işin olmasını istemek diyor. Hayvanların istediği hiç bir iş yok mudur? diyorsunuz. Hanım ablam susuyor. >> [ 1 ]
[ 1 ] Takriben üç buçuk ay evvel felsefe muallimi bayan ile aramızda geçen, süjenin bahsettiği mübahase şu yolda cereyan etmişti:
- Hayvan ruhu ile insan ruhu arasında ne fark vardır?
-İnsanların ruhu daha ziyade inkişaf etmiştir.
-İnsan ruhu ne bakımdan inkişaf etmiştir?
- İrade bakımından.
-Fakat hayvanların da iradesi vardır, buna ne dersiniz?
- Hayvanlarda irade yoktur, onlar insiyakları ile hareket ederler.
- İradeyi tarif ediniz, irade nedir?
- Bir işin olmasını bir insanın istemesidir.
- Hayvanların olmasını istediği hiç bir iş yok mudur?
- ..... )
Unutulmasın ki bu mevzuu süjenin fikri kabiliyetinin ve bilgisinin üstündedir. Üç dört ay evvel rasgele konuşulmuş bir mevzuu, şöyle bir kulak misafiri olan bir insanın kendi bilgisi dışında kalan bu mevzu ile aylarca hiç meşgul olmadan aşağı yukarı felsefi tabirleri ile cümlesi cümlesine tekrarlayabilmesi psikolojinin mutat nazariyeleri ile izah edilen hadiselerden değildir. Mesela, insiyak kelimesinin ne olduğunu süje bilmiyordu. Ve belki de bu kelimeyi pek az işitmişti. Veya belki de hiç duymamıştı. Saniyen elimizde eğer o zamana ait zabıtnameler bulunmasa idi mübahasede geçen bu kelimeleri hatta bu cümleleri bizim bile böyle kelimesi kelimesine hatırlayabilmemize imkan kalmazdı.
