İDRAK
1 – İdrak nedir ?
Hipnoz, psikolojik infisal ve dedubluman bahislerini mütalaa ettikten sonra biraz da idrak bahsi üzerinde durmak istiyoruz. Zira evvela bu bahis üçüncü kitapta gelecek bazı mebahisin daha ziyade aydınlatılmasına yarıyacaktır. Saniyen idrakin iyice mütalaası ancak degajman hallerinin mütalaasından sonra yapılabilir.
İdrak bahsinin mütalaası, ileride bahis mevzuu edeceğimiz unutma ve hatırlama meselelerinde de tekrar ele alınacaktır.
İdrak nedir?
Tafsillere ve tasniflere girişmeden, umumi bir ifade içinde idrakten anladığımız manayı hulasa edelim:
Biz idraki klasik psikolojinin yaptığı gibi meçhul bir kahramana izafe etmeyeceğiz. Zira biz insan varlığının kıymetlerini yalnız maddeler içinde arıyan ve böyle hatalı bir yolda rasgelinecek bir çok güçlükler yüzünden tereddütlü ve kaçamaklı ifadeler kullanan bazı ekol saliklerine uymak istemiyoruz. Müşahedeler, deliller ve fenomenlerle bunlar üzerinde analitik ve sentetik mütalaalar yürütmeğe müsait zekaların varmış olduğu ilmi neticelere ait düşünceler bizi, insan varlığını kıymetlendirecek maddi tertiptekilerden daha yüksek amillerin mevcudiyetini kabul etmeğe sürüklemektedir.
Biz idrakin kime aidolduğunu ademci materyalist görüş sahiplerinden daha açık ve tereddütsüz bir fikir ve duygu berraklığı içinde biliyor ve ona inanıyoruz. O halde idrak hakkındaki klasik tarifleri bu inanla gözden geçirerek, onlara hakiki ve şümullü manalarını verebilirsek ilerideki bir çok meselelerin mütalaasını kolaylaştıracak yardımcı unsurlardan bir tanesini daha kazanmış oluruz.
Bize göre idrak, duyguyu husule getiren herhangi bir şey hakkında ruhun bilgi edinmesidir. Dikkat edilirse bu ifade ile klasik tarif arasında esaslı ayrılıklar vardır. Materyalist bir görüşle idrak, beyinde olup biten bir hadisedir. Bu görüşün tesiri altında bocalayan resmi psikoloji bir çok ruhi bahislerde olduğu gibi idrak bahsinde de içinden çıkılmaz bir düşünce labirentinde yuvarlanıp girmektedir.
Bu hale göre idrakin tarifinde hakiki amili, bedene müessir bir ruh varlığında gören neo-ispirtüalizma düşüncesi onun husul tarzı hakkında klasik fizyoloji veya psikolojininkinden daha geniş ölçüde yapılmış bir izaha taraftar olacaktır. Zira biz bütün ruhi hadiselerde olduğu gibi bunun da ademci materyalizma düşüncesiyle izahına çalışmak zoruna ve mecburiyetine katlanmak zaruretini duymuyoruz. O halde idrak yolunu evvela kendi anlayıp kabul edebildiğimiz şekilde izah etmeliyiz.
İdrak, sinir yolları ve cevherleri vasıtasiyle merkezlerde husule gelen dış amillere ait ve onlarla alakalı ihtizazların perispri kanaliyle ruha intikal etmesi neticesinde onda husule gelen bilgidir. Bu izah bir çok müşahedelere, tecrübelere ve müspet hadiselere dayanır.
Demek biz klasik psikolojinin yaptığı gibi henüz kifayet derecesinde olmıyan bir fizyoloji bilgisine sığınarak idrakin beyinde olup bittiğine inanmak suretiyle fizikoşimik bir telakkiye saplanıp kalacak değiliz. Bize nazaran beynin burada pek kıymetli bir rolü vardır. Bunu da fizyoloji ilmi, müşahedeleriyle ve delilleriyle ortaya koymaktadır. Fakat bu rol, asıl idrak eden ruh varlığına bir vasıta olmaktan ileri gidemez ki bu günkü fizyoloji ilminin durduğu ve sustuğu yer de bu noktada başlar.
İdrakin husulüne ait bilgilerimizi, mevzuumuza faydalı şekilde toplıyabilmek için onu iki bakımdan mütalaa edeceğiz. Bunlardan birisi mutat haldeki idrak, diğeri de degajman hallerinde vukua gelen idraktir. Esasları bir olan, yani idrakin ruhta vuku bulması bakımından birleşen fakat vasıtaları ve yolları ayrılan bu iki gruptaki hadise üzerinde ayrı ayrı durmakla işimizi çok kolaylaştırmış olacağımızı zannediyorum.
2 – Mutat hallerde husule gelen idrak
Evvela mutat halde bulunan bir insanda idrakin nasıl husule geldiğini araştıralım.
Bir hadisenin idraki dünyadaki şartlara uygun vasıtalarla temin edilir. Bu vasıtalar da beş duygu cihazı ile onların bulduğu sinir merkezleridir. Dış amillerin tesirlerini hamil ihtizazlar, duygu cihazlarının muayyen ve malum fizyolojik şartları dahilinde ve sinirlerdeki santripet seyyaleler yardımiyle merkezlere kadar gider. Yani dış amiller asabi seyyalelerde kendileriyle alakalı bir takım ihtizazlar husule getirirler. Bu ihtizazlar muhitten merkeze doğru olan sinir yollarından geçerek kendilerinin bağlı bulundukları muayyen merkezlere varsıl olurlar. Ve sinir merkezleri ne surette vuku bulduğu henüz açıkça bilinmeyen bir tarzda, hamil oldukları ihtizazları perispriye naklederler, perispri ile sıkı münasebette bulunan ve ondan ayrılmıyan ruh, bu ihtizazları kabiliyeti derecsine göre alır ve onların dalalet ettiği şeyler hakkında bilgi ve duygu edinir. İşte biz buna idrak deriz. Fakat ihtizazların perispriye intikali sırasında, mutat şuuriyle beraber dikkat melekesi şeklinde gördüğümüz ve hakiki mahiyetini henüz ilmen bilmediğimiz bazı ruhi faaliyetlerle bu ihtizazlar aynı zamanda beyin cevherlerinde de bazı izler ve intibalar bırakırlar ki bu, üçüncü kitabın unutma bahsinde üzerinde tekrar duracağımız ehemmiyetli bir nokta olacaktır. Mutat << şuurluluk >> halinde idrak olunan şeylerin beyin cevherlerinde iz bırakması ruhun dünya hayatındaki maddi varlığından doğmuş bir zaruretle vukua gelir. İşte bu zaruretle vukua gelen hadiseler ruhun dünyaya ait bilgilerini az çok noksan olarak tekrar dünyada ihya etmek suretiyle tecelli eder ki biz bunları mutat hatırlamalar cümlesinden sayarız. Ve bütün bunlar onun mutat şuur sahasını çerçevelemiş olur.
Demek evvelce de söylendiği [ 1 ] gibi mutat idrakin husulü için duygu uzuvlarının, nakil sinirlerinin ve bu sinirlere bağlı, onlarla kaim asabi seyyalelerin ve nihayet asabi merkezlerin morfolojik ve fizyolojik durumlarında herhangi bir bozukluğun mevcudolmaması lazımdır.
3 – Hipnoz halinde vukua gelen idrak
Fakat bizi en ziyade alakalandıran ve neo-ispiritüalizmanın bir çok mebahisini izah etmek hususunda faydası dokunan hadise, insanın mutat hayatı dışındaki, yani degajman halindeki idrakidir.
Dedubluman bahsinde zikredilen fenomenler iyice gözden geçirilirse anlaşılır ki deduble olmuş bir insanda idrak mutat halde olduğu gibi vukua gelmemektedir. Burada ruhun kullandığı iki beden vardır, ve ikisi de az çok farkla fizik dünyamızın şartları altında bulunmaktadır. Fakat dedubluman halinde iken ruh perisprisi vasıtasiyle bedenden bazı partiküller alarak doğrudan doğruya dış alemle münasebet haline geçebilecek bir duruma girmiştir. Binaenaleyh aşağı yukarı kısmen beden dışında yarı maddileşmiş perisprisi dış hadiselere ait ihtizazları asabi merkezlere lüzum kalmadan doğrudan doğruya kendi uzviyeti yoliyle almak iktidarını haiz bulunur. Yalnız ileri derecede maddileşmemiş dedubluman vakalarında duygu ve düşüncelerini beden yoliyle ifade eder. Fakat burada da dublesini vasıta halinde kullanarak duyan ve düşünen ruhtur. Ancak eğer dublenin materyalizasyonu ileri dereceye varmış ve perispriye ait uzviyetin aksamı tekemmül edebilecek şekilde maddileşmiş ise o zaman ruh dublesiyle dışardan tesirleri doğrudan doğruya alabildiği gibi bedene müracaat etmeden bu tesirlere karşı olan reaksiyonlarını doğrdan doğruya dublesiyle harice iblağ edebilir. Yani mesela konuşur, ve bir insan gibi her türlü maddi tezahürü gösterir. Dedubluman bahsinde buna dair verdiğimiz bir çok misaller gözden geçirilirse bu sözümüzün manası daha iyi anlaşılır. Burada asıl fizikoşimik beden atıl kalır. Ve dış tesirlere ait intibalar hakkında bu bedende hiç bir faaliyet vukua gelmez ve bunun gayet tabii neticesi olarak dışardan gelen bu ihtizazlara ait beyinde hiç bir iz ve intiba hasıl olmaz. Böyle olunca bu haldeki kimse uyandıktan sonra uykusunda olup biten şeylerin hiç birisini bilmez. Fakat bu bilgisizlik bir imkansızlık değil bir zarurettir. Zira eğer ruh; gerek telkinle, gerek başka bir vesile ile deduble halinde iken dikkatini fizik bedeni üzerine çevirir ve eşyadan aldığı intibaları beyin cevherlerine mutat hallerde olduğu gibi mutat morfolojik teşekkülleri vücude getirirse uyandıktan sonra da onları tekrar hatırlamak imkanını elde etmiş olur. Fakat bunun için süjenin dikkati herhangi bir müessirin tesiriyle fizik bedeni üzerine çevrilmiş olmalı ve süje ileri derecede degajman halinde bulunmuş olmamalıdır.
Demek hipnoz halinde olan idrakte, mutat halde olan idrake nazaran beyinde geçen bazı maddi vetireler bakımından farklar vardır. Birincisinde beyinde idrak olunan şeye ait hiç bir iz ve intiba yoktur. Beyin sanki idraki tevlit eden hadiseler vuku bulmamış gibi salim ve dokunulmamış bir halde kalır. Ve onun için uykuda vuku bulan şeyleri hatırlıyamaz. Halbuki ikincisinde, idrakin vukua gelmesi için dış tesirlerin mutlaka beyin kanalından gçmesi ve dikkat melekesinin yardımiyle beyinde, henüz morfolojik ve fizyolojik olarak tesbit edemediğimiz bir takım değişmelerin ve hadiselerin vukua gelmiş olması lazımdır ki bu değişmeler fizikoşimik kanunların icaplarına uygun bir şekilde beyinde az çok devam eder. Ve onların devamı müddetince insan o hadiselere ait hatıralarını mutat dünya hayatında da muhafaza edebilir.
Degajman halinde vuku bulan idrakte, perispri ne kadar beyinle sıkı münasebette ise idrak yolları o kadar fazla, beden lehine olmak üzere perispri ile beden arasında taksim edilir. Bundan çıkan netice evvelce farikalarını tebarüz ettirmeğe çalıştığım hipnoz haliyle psikolojik infisali birbirinden ayırdetmeğe yarar. Zira psikolojik infisalde çok defa perispri; aşağı yukarı saf şekilde degaje olduğundan, mutat idrak yolu da açık bulunduğundan bir taraftan yüksek alemlerin yüksek ihtizazlarını ( nispeten saflığı yüzünden ) doğrudan doğruya alırken diğer taraftan bağlı bulunduğu sinir sistemi ve asabi merkezler üzerinde onlara ait intibaları husule getirir. Ve bu hal evvelce söylediğimiz gibi tecrübeden sonra medyomların her şeyi hatırlamalarını intaceder.
Bir de gerek infisal halinde gerek hipnoz halinde ve gerek dedubluman hallerinde perispri dünyamızın maddeleriyle ne kadar bulaşık bulunuyorsa onun dünyamızdaki maddi ihtizazlarla doğrudan doğruya temasa geçmesi o kadar mümkün olur.
Fakat biraz evvel söylediğimiz sözlerden de anlaşılacağı gibi, şuura lahik olmadan, yani beyinde değişmeler husule getirmeden vukua gelen idrak, yalnız hipnoz ve dedubluman hallerinde olmaz, mutat şuurun zayıflamasiyle müterafik her degajman halinde vukua gelebilir.
Biliyoruz ki degajmanın basit ve gelip geçici dalgınlık halinden en bariz dedubluman hallerine veya ölüm haline kadar çeşitli mertebeleri vardır. Binaenaleyh basit bir dalgınlık esnasında bile yukarda söylediğimiz yoldan, yani beyin cevherlerine uğramadan doğrudan doğruya perispriye intikal eden dış amillere ait vibrasyonlar vardır.
Kitabımım bir yerinde yazdığım gibi bir üniversite talebesinin dalgın halinde duyduğu metronom seslerini mutat halinde bilmediği halde, hipnoz haline getirilince muayyen zamanda metronomun kaç defa vurduğunu söyliyebildiğini hatırlarsak bu sözümüzde haklı çıkarız. Keza diğer bir misalde de buna benzer bir hadiseye şahidoluyoruz. Bay X ... dostlarının ortasında bir kitaba dalmış olduğu zaman etrafında konuşulan şeylerden hiç birisini duymamıştı. Kendi isminin arkadaşları tarafından telaffuz edildiğini işitince alakası uyandı ve onlara ne konuşulduğunu, kendisi hakkında neler söylendiğini sordu. Demek ki o, kitabiyle meşgulken bir izolman halinde bulunuyordu ve dışarda cereyan eden hadiseleri mutat idrak yoliyle almamıştı. Kendisine izahat verilmeden hipnotizma yapıldı. Fakat hipnoz haline girince uyanık iken bilmediği, etrafında konuşulan bütün mükalemeleri birer birer tekrarladı. Bu da yukarki sözlerimize hak verdirecek bir misaldir.
Fakat idrak bahsine bazı cihetlerden temas eden bir noktayı burada kısaca söylemeden geçemeyeceğim. Degajmanın bütün modaliteleri, bildiğimiz ve bilmediğimiz birtakım sebepler altında birbirine intikal edebilir. Yani mesela; hipnoz hali, dedubluman haline; psikolojik infisal, hipnoz haline geçebilir. Bunların aralarında mümteziç ve natam şekillerin de bulunabileceği düşünülürse idrakin her degajman modalitesine ait teşekkül tarzındaki tenevvüatının sebebi kolaylıkla anlaşılır. Bazı ahvalde süjeler degajman halinde kendilerine sorulmuş olan ne sualleri, ne de verdikleri cevapları mutat hallerinde hatırlıyamazlar. Bazen, her ikisini de hatırlıyabilirler. Fakat bazen de sualleri hatırlarlar bizzat kendi verdikleri cevapları hatırlıyamazlar. Bütün bu haller süjelerin şu veya bu şekilde bir degajman haline düşmüş bulunmaları neticesi olarak idrak yollarında vaki olan değişmelere tabidir. Onların bu hallerden birine düşmesi de tecrübeyi idare eden zatın kulllandığı fenni vesaitle mümkün ve vaki olabileceği gibi, tabiat kanunlarının icabına göre kendiliğinden de ( spontane ) olabilir. Buna misal olmak üzere kıymetli bir medyomla yaptığımız küçük bir parçayı çıkartarak okuyucularıma takdim edeceğim:
( 2/1/1938 celsesi zabıtnamesinden: )
<< S – Duyduğunuz intiba nasıldır?
<< C – Bütün ferahlık..
<< S – Etrafınızda varlıkların olduğunu hissediyor musunuz?
<< C – Sezgi halinde..
<< S – Onlardan bir fikir almak kabil mi? ( Bu celse, üstatlarla muvasalanın kesildiğini, onların tebliğatından öğrendikten sonra, aynı şartlar altında yapılan fakat buna rağmen dört buutlu alemden hiç bir tebliğin gelmesine vasıta olamıyan celselerden biridir. )
<< C – Bir fikir gelmiyor..
<< S – Dört buutlu alemle münasebetimizin uzun bir zaman için kesildiğini öğrenmiştik. Bu inkitaın ne kadar devam edeceği hakkında bilgimiz olmadığından tekrar bu celseleri akdediyoruz. Gerek geçen günü başka bir yerde ve gerek bu gün burada yaptığımız celselerde alınan tebliğler dört buutlu alemden gelmiyor mu?
<< C – Hiç cevap gelmiyor..
<< S – Siz kendi varlığınızı orada nasıl duyuyorsunuz?
<< C – Ruh halinde.
<< S – Melekelerinizde, duygularınızda ve düşüncelerinizde başkalık var mı?
<< C – Fevkalhat tezayüt.
<< S – O halde bundan istifade ederek size bazı sualler sorsak cevap alabilir miyiz?
<< C – Benden alırsınız. ( Burada medyom << benden >> ihtariyle, verilecek cevapların, evvelce olduğu gibi diğer ruhlardan gelmeyip bizzat kendisinden çıktığını ifade etmiş oluyor. Bu da medyomumuzun kendisinden ve Üstatlardan gelen fikirleri degajman halinde iken birbirinden katiyetle tefrik edebilecek durumda olduğunu gösterir. )
<< S – İspiritizmanın istikbali hakkındaki düşüncelerinizi söyliyebilir misiniz?
<< C – İspiritizma dünyadaki insanların istikbalde itikadı olacaktır.
<< S – Bu halin tahakkuku için takriben ne kadar zamanın geçeceğini tahmin ediyorsunuz?
<< C – Dünya ahvalinin tabiat kanunları dairesinde inkişafı ve bu neticenin husulü kolay ve çabuk olmıyacaktır.
<< S – Bu idealin tahakkukunda hangi memleket önayak olacaktır?
<< C – Muhtelif yerlerde, azçok birbirine yakın teşekküllerin husulü ile vukubulacaktır...
<< S – Burada bir mesele var; bunu sizin serbes halinizdeki muhakeme ve düşüncelerinizle de incelemek istiyoruz. Üstat bize << Bu celseler dünyanızın dört buutlu alemle ilk muvasalasıdır. >> demişti. Halbuki klasik ispiritizma araştırıcılarının da ruhlardan aldığı tebliğat vardır. Bu hususta bize biraz izahat verir misiniz?
<< C – Klasik ispiritizmada medyomlardan, asistanlardan velhasıl dünyadaki insanlardan gelen birçok tezahürat varsa da hakiki ruhlardan, üç buutlu alem vasıtasiyle telakki edilen tebliğat da vardır. Fakat bunların üç buutlu alem vasıtasiyle olduğuna, sizin celselerinizde ise bu vasıtanın araya girmediğine dikkat ederseniz bu işin hakikatini anlarsınız. Hakikaten vasıtasız ilk muvasala o celselerdir.
<< S – Acaba bu celselerin devamı, yani böyle vasıtasız devamı ve mabadi bize müyesser olacak mı, bu husustaki düşünceniz nedir?
<< C – Sizin bu kayatınızda yeni muvasala, bu mahiyette vaki olmıyacaktır.
<< S – Burada dikkate şayan bir cümleniz geçti: Acaba bizim gelecek hayatımız da olacak mı?
<< C – İçinizde tekrar gelecekler bulunabilir. Bunu söylemeğe mezun değilim.
<< S – Bunu biliyorsunuz da söylemeğe mezun olmadığınızı mı hissediyorsunuz?
<< C – ( kuvvetli bir tonla) Evet!
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . >>
Bu celseyi müteakip, yani süje mutat haline avdet ettiği zaman sorduğumuz sualler ve kendisinin verdiği cevaplar hakkında intibalarını öğrenmek istedik:
<< S – Ne duydunuz?
<< C – Fevkalade ferahlık.
<< S – Celse esnasında konuştuklarımızdan hatırladığınız neler var?
<< C – Bir şeyler soruldu. Fakat ne cevap verdiğimi bilmiyorum. >>
Halbuki bundan evvelki muvasala celselerinde, aynı medyom gerek sualleri, gerek cevapları aşağı yukarı hatırlayabiliyordu. Burada degajman halinin husulü için kullanılan vetirenin aynı olmasına rağmen neticede hasıl olan halin hipnotik fenomenlerle karışmış bulunması, bizim irademiz, sevk ve irademiz, hatta bilgimiz dahilinde olmuş bir şey değildir. Fakat, bilhassa insan mukadderatı hakkındaki mebahisi mütalaa etmek istiyenlerin unutmamaları en başta gelen bir nokta vardır ki onu hatırlamanın burada sırası gelmiştir. Zira medyomun degajman halinin böyle gerek kendisinin ve gerek operatörün bilgisi ve iradesi dışında bir amnezi’yi intacedecek şekilde değişmesi bu mühim nokta ile ilgili bir hadisedir.
Degajman haline girmiş bir insan, evvelce söylediğimiz gibi yüksek kozmik ihtizazlarla alakası nispetinde bir takım yükseklik derecesindeki ruhlarla münasebet haline girebilir ve onlardan bazı bilgiler alır. Bunlar tabiat kanunları mucibince bize tebliğinde mahzur olmıyan bilgilerdir. Bizim, mukadderatımıza ait herşeyi bilmemiz ve öğrenmemiz faydalı olmadıktan başka büyük zararları da mucibolabilir. Bu hal üçüncü kitabımızda uzun uzadıya yazılacağı gibi, dünyadaki tecrübe hayatımızı geçirirken elde edeceğimiz muvaffakiyetler üzerinde çok muzır tesirler yapar. Mesela bir insan öleceği zamanı bilmemelidir. Bunun gibi bazı lüzumlu istisnai vakalardan sarfınazar-istikbalimize ve mukadderatımıza ait birçok meselelerin de bizim tarafımızdan bilinmemeleri lazımdır. Medyomlar, ruhlardan tebliğat alırken, ciddi ve doğru sözlü varlıklar ancak bize verilmesinde mahzur olmıyan bilgileri verirler, ne kadar ısrar edersek edelim, zararımızı mucibolacak malumatı bize vermezler. Halbuki yukarda verdiğimiz misalde olduğu gibi, eğer, medyomun bizzat kendisi, bilmememiz lazım gelen bazı mesaili keşf ve istihracedebilecek bir degajman derecesine varmış bulunuyor ise, onun bu mesaili bize ifşa etmesi mümkün olmaz. Fakat eğer medyom insanların meçhulü kalması icabeden bu bilgileri mutat haline geçerken dünyaya getirirse onları başkalarına söylemiyecek kadar ketumiyet gösterse bile bu bilgiler bizzat kendisi için zararlı olur ve tabiat kanunlarına muhalif olan bu hali, nisyan ve nisyanı neticelendiren bütün hadiseler önler.
Verdiğimiz misaldeki bilgiler arasında, bilmememiz lazımgelen, hayatta içimizden tekrar kimlerin dünyaya geleceği meselesi de vardır ki medyomun orada iken bilgisi dahilinde olduğu anlaşılan bu meseleyi dünyaya getiremeyecek bir durumda olması lazımdır. İşte bizim irademizin üstünde tabiat kanunlarını tatbika memur yüksek varlıklar bu lüzum üzerine degajman halini sevk ve idare etmiş bulunmaktadırlar. Bu hal, süjenin psikolojik infisal ile başlıyan degajmanının yarı yarıya hipnotik degajman haline intikalini intacetmiştir. Hakikaten medyom o esnada aşağı yukarı bir somnambülizma halini gösteriyordu.
Hulasa idrakın muhtelif yolları olduğu gibi idrak olunan şeylerin ifşa ve izhar edilmesinde de birtakım kayıtlar ve şartlar vardır ve bunlar tabiat kanunları ile taayyün etmiş bulunmaktadırlar. Bu mesele çok şümullüdür ve bütün bilgilerimizi, tasavvurlarımızı yakından ilgilendirir.
Dalgın bir zamanınızda etrafınızdaki şeyleri mutat şuurunuzla bilmiyebilirsiniz. Fakat onlar ruh tarafından idrak edilmiş ve orada yerleşmiştir. Beyinle alakası olmıyan bu intibalar beyin baskısından ruhun kurtulduğu zamanlarda bütün canlılığı ile meydana çıkabilir. Bir çok ahvalde çocuklarda, uyuyanlarda, delilerde, bayılanlarda hal böyledir. Mutat yolda vuku bulmıyan bu idrakten mütevellit bilgiler zamanı gelince birtakım müphem duygular, ilcalar, saikler, ve hatta kırıntı fikirler halinde meydana çıkabilir ve daha ileri derecelerinde ruya haline girer ve hatta uyanık haldeki bazı vizyonlarımıza bile sebebolabilir.
