TECRÜBE YOLİYLE GEÇMİŞ ZAMANI
HATIRLAMALARININ MÜTALAASI
1 – İki yol
Geçmiş hayatlarımızı ihya etmek için iki usul kullanmaktayız: Bunlardan birincisi nispeten eskidir. İkincisi ise yeni olmakla beraber daha verimlidir. Bundan başka birinci usulün daha güç ve her vakıt tatbiki mümkün olmaması bizi ikinci usule daha ziyade bağlıyor. Fakat yazık ki biz bu usulle şimdiye kadar Ekminezi hadiselerini tetkik eden diğer bir müellifin mevcut olduğunu duymadık. Fakat şunu da itiraf ederiz ki bu usulü biz icat etmiş değiliz. Biz ancak Caslan tarafından ortaya konmuş bazı psikolojik mutalara dayanarak bir nevi degajman halini, ekminezi hadiselerinin husulü yolunda tatbik sahasına çıkarmağa çalışıyoruz.
Bu usullerin neden ibaret olduğunu okuyucularım bilirler. Zira onları ikinci kitabımızda uzun uzadıya zikretmiştik. Bunlardan birincisi bizim psikolojik infisal dediğimiz hususi bir haletiruhiyeyi husule getiren, diğeri ise herkesce malum hipnoz halini tevlideden usuldür. Fakat hangi usul kullanılırsa kullanılsın, şurasını daima gözönünde tutmak icabeder:
Geçmiş hayatların hatıralarını canlandırmak yolu ile insan ruhunun mukadderatını mütalaa etmek, her şeyden evvel ilmi bir metod işi olmalıdır. Bunun rasgele insanlar tarafından, rasgele maksatlarla, bilgisizce tecrübesine girişmek hem faydasız, hem de zararlı bir iş olur. Buna dikkat edilmeden hareket edilirse reenkarnasyonizma ve ispirtüalizma davası bu mesainin neticelerinden hiçbir şey kazanmış olmaz.
Biz, her bakımdan kolay ve bazı cihetten daha emin gördüğümüz psikolojik infisal yoluyla ekminezi hadiseleri üzerinde tetkikat yapmağı tercih ediyoruz. Bu usulün kolaylığı hakkında evvelce lazım geldiği kadar söz söylemiştik. Onun emin cihetlerine gelince, Filhakika geçmiş hayatları ekminezi yolu ile araştırırken karşımıza çıkan en büyük güçlük tahteşşuurdaki bu hayata ait duygu ve bilgilerin araya karışması ve araştırıcıyı şaşırtmasıdır. Süjenin, mesela geçmiş hayatından bahsederken ona bu hayatına ait hadiselerden bazı ilaveler eklenmesi ve hatta bazen geçmiş hayata ait bir hikayeyi baştanbaşa uydurması mümkün görünür ve bu da mütalaayı adam akıllı güçleştirir.
Halbuki hipnoz halindeki bir süje, telkine çok müsaittir. Zira onun iradesi bağlı şuurunun mürakebesi altında değildir. Buna ilaveten hipnozdaki pasivite hali süjenin gerek manyatizöründen, gerek sempatize olabildiği diğer kimselerden telepatik yoldan bazı fikirleri almasında çok müsaittir. Ve bu hal, hem manyatizörce, hem de süjece gayrı şuuri olarak cereyan eder. Ve binnetice, operatör farkında olmadan kendi şuurunda ve hatta tahteşşuurunda mevcut bazı duygu ve düşüncelerin süje tarafından çalınarak tekrar süslenmiş bir halde kendisine iade edilmesi tehlikesi karşısında kalır.
Böyle işlerde iyi ve mükemmel bir müşahede kabiliyetinden mahrum bulunanların yüzde hata ihtimalleri pek çok kabarık olabilir. Bununla beraber ne kadar tecrübeli olursa olsun bu müşkülün her vakıt önüne geçmek de mümkün değildir. Bu mahzuru ortadan kaldırmak, ancak uzun ve sabırlı bir çalışma ile kabil olabilir. Halbuki psikolojik infisal halinde bu mahzur epiyce önlenmiştir. Kendi tecrübelerimizde, bu haldeki süjelere fikrimizi iradi ve sistemli olarak intikal ettirmeğe defaatle çalıştığımız halde müsbet sayılabilecek hemen hemen hiçbir neticeye varamadık. Bundan başka infisal halindeki süjelerin iradeleri, bağlı şuurlarının az çok mürakebesi altındadır. Bu hal onların gerek doğrudan doğruya ve gerek vasıtalı olarak herhangi bir telkin tesiri altında kalmalarını frenlemektedir. İşte bu düşüncelerle biz infisal halindeki süjelerin maziye ait anlattıkları hikayelerini hipnoz halindekilerinkine nazaran daha garantili buluyoruz. Bununla beraber bu usulle ekminezi tecrübelerinde kafi derecede ilerlemiş değiliz. Fakat şunu da arzedeyim ki henüz neşredilmeğe değer bu yolda kuvvetli müşahedelerimiz olmamakla beraber, biz daha iptidai adımlarımızda bile bu usulle iyi neticeler elde ettik. Bu neticeler bu usulün muayyen bir olgunluk derecesine getirildikten sonra ekminezi yolu ile geçmiş hayatların hatırlanmasında kullanılmak suretiyle çok büyük faydalar temin edeceğine bizi inandırıyor. Binaenaleyh arzettiğimiz gibi, bu yoldaki araştırmalarımızın neticelerini müteakip neşriyatımıza bırakarak şimdilik hipnoz yolu ile diğer araştırıcılar tarafından edinilmiş olan geçmiş hayatlara ait enteresan bilgilerden bazılarını gözden geçirmekle iktifa edeceğiz. Bunların hepsi kıymetlidir. Ve hepsi bize, bu büyük meselenin aydınlatılmasında faydalı bilgiler vermektedir.
2 – Hipnoz yoliyle geçmiş hayatların
hatırlanması ( ekminezi ) [ 1 ]
Ruhta yerleşmiş intibaların kaybolmadığını muhtelif usullerle tesbit ettikten sonra insanın aklına, geçmiş hayatların da ekminezi yolu ile en iyi bir tarzda tetkik edilebileceğ fikri haklı olarak gelir. Ve eğer bu tahakkuk ederse ispiritüalizma davası itiraz kabul etmez şekilde kazanılmış olur. Zira enkarnasyon nazariyesi bir defa ilmi yoldan müsbet olarak ve itiraza yol vermiyecek şekilde gerçekleştirildikten sonra ruhun varlığına ve bu varlığa bağlı, kainatın bütün şüunatına ve münasebatına ait mefhumlar kendi kendine kıymetlenmiş ve ispat edilmiş olur. Şu halde bu davayı kazanmak istiyenlerin, bütün gayretlerini geçmiş hayatlara ait hatıraları ameli ve ilmi şekilde uyandırmağa yarıyacak usulleri tekemmül ettirmek faaliyeti etrafında toplanmalıdır.
Şimdiye kadar birçok kıymetli mücerripler bu yolda çalışmışlardır. Bununla beraber ortaya konmuş müşahedeler, yazık ki henüz bütün itirazları tam manasiyle karşılayabilecek bir kuvvette değildirler. Bununla beraber şimdiki durumları ile bunların kıymetleri asla küçümsenemez.
Elimizde bulunan bu husustaki müşahedeler isprtüalizmanın ve bilhassa reenkarnasyonizmanın hakikatine ait muhtelif yollardan yapılmış tetkikatı alakadar eden deliller arasında kuvvetli birer delil sayılabilirler.
Gerçi bu yoldaki çalışmalar henüz layıkı ile tekemmül ettirilmemiştir. Fakat bu tekamülün zamanla vukubulacağına ve reenkarnasyonizma davasını tek başına bu ekminezi yolu ile ispat etmenin mümkün olacağına kani bulunuyoruz. Esasen şimdiden, kıymetleri teslim edilmiş yüksek araştırıcılar – bazı yerleri noksan olmakla beraber – bize, ekminezi yoliyle reenkarnasyon hakkındaki düşüncelerimizi aydınlatıcı çok faydalı misaller vermişlerdir.
Ekminezi’nin ne demek olduğunu evvelce azçok izah etmiştik. Orada gördüğümüz gibi, bu haletiruhiyenin yardımiyle bir hayatın geçmiş muhtelif sahalarına ait hadiselerini o andaki tazeliği ile canlandırmak mümkündür. Acaba bundan faydalanarak aynı vetirelerle, ruhun dikkatini daha gerilere irca edip dünyaya girmezden evvelki Ispatyom hayatına ve geçmiş dünya hayatlarına ait hadiseleri ona hatırlatmak mümkün olmaz mı? Eğer iddia edildiği gibi ruhun dünyaya tekaddüm eden bir Ispatyom hayatı veya geçmiş dünya hayatları varsa mesela, bir hipnoz tecrübesi esnasındaki degajman halinde serbesleşen ruhun onları hatırlayamamasına hiçbir sebep olamaz.
Bununla beraber araştırıcılar bu yoldaki tetkiklere bu düşünce ile başlamış değillerdir. Ekminezi’nin reenkarnasyonizma tetkikatında tatbik sahasına konulması, adeta bir tesadüfle olmuş gibidir. Ekminezi yolu ile geçmiş hayatların hadiselerini salahiyetli bir alim sıfatiyle ortaya koyan Colonel de Rochas, ilk zamanlarda bütün hatıraların duracağını tahmin ettiği dünya hayatının maverasına tecrübelerini götürdüğü zaman –tesadüfen ve hayretler içinde– süjenin birtakım yabancı hadiselerden bahsetmeğe başladığını görmüş ve ondan sonra bu işe ehemmiyetle kendisini vermiştir ( 78 ) .
Şimdi, ekminezi halinden istifade edilerek tecrübe yolu ile, ruhun dikkatini geçmiş hayatlara doğru uzatmak ve o hayatlardaki hadiselere ait hatıraları canlandırmak için yapılmış tecrübelerin ve ortaya konmuş müşahedelerin mütalaasına başlıyoruz:
1 – Bu misal mevzuumuza bizi biraz daha yaklaştırıyor. Bu tecrübeyi Colonel de Rochas, Eugenie ismindeki bir süje üzerinde Grenoble Tıbbiye Mektebi müdürü Dr. Bordeau ile beraber yapmıştır. Mücerrip süjeyi uyuttuktan sonra onu birkaç sene geriye doğru götürüyor. Bu sırada süjenin gözlerinde yaşlar parlamağa başlıyor. Kadın o anda bir çocuğunu kaybetmiştir. Biraz daha gençleştirilince korku ile bir feryat koparıyor. Ve teyzesi ile büyük annesinin fantomunu yanında gördüğünü söylüyor. O, bu fantomlardan korkmaktadır ki bilahara yapılan tahkikatla kadının hakikaten o tarihte bu hayalleri gördüğü anlaşılmıştır.
Süje on bir yaşına getiriliyor. Şimdi kendisi annesine ve babasına itaasizlik gösterdiğinden dolayı muazzep bir durumdadır. Babasının cebinden bir metelik aşırmıştır. Onun için babasından af diliyor. Üzerinden tam yirmi dört sene geçmiş böyle ufak bir hadisenin, teferruatı ile ve o teferruata refakat eden psikolojik hallerle ruhta tekrar canlanması, insanı derin düşüncelere sevkedebilecek bir meseledir. Süje bir yaş daha gençleştirilerek 9 yaşına getiriliyor. Bu sırada çok muztarip bir çocuktur. Çünkü annesi öleli henüz sekiz gün olmuştur. Babası da kendisini Greboble’da bulunan büyük babasının yanına götürdüğü için ondan da henüz yeni ayrılmış bulunuyor. Daha geriye götürülüp dört yaşına sokulunca kendisinin henüz mektebe gitmediği görülüyor. Fakat yazıya çok meraklı. Manasız birtakım çizgiler çizmekte ve bir iki harfi yazabilmektedir. Bu sırada küçük kardeşine bakıyor. Burada dikkati çeken bir nokta vardır. Süje okumasını ve yazmasını bilmediği yaşlara girince bütün okuma yazma kudretini hakikaten kaybetmiş bulunuyor. Demek ki mazisinde yaşarken süjenin duygusu ve fikri tam bir mutabakat halindedir.
Colonel de Rochas ana rahmine kadar uzıyan bir hayatın maverasında süjenin hiçbir şey söyliyemiyeceğini düşünüyor ve bu hali görmek için hipnozu derinleştirerek süjeyi daha gerilere götürüyor. Burada süje evvela bir süt çocuğu halini alınca o zamana ait birtakım ruhi haller göstermeğe başlıyor. Colonel onun hayatını daha geriye götürdüğü zaman hiç beklemediği şekilde karşınına, şahsiyeti değişmiş bambaşka bir genç kızlık halinin çıktığını görünce derin bir hayrete düşüyor. Dört yaşına kadar sözleri ile, süt çocukluğu zamanında da ahval ve harekatiyle mazisini sadıkane bir şekilde ifade eden bu kızın aynı vetire ile daha derin mazisinde yaşatıldığı zaman anlattığı şeylere inanmamak için ortada hiç bir sebep yoktur.
2 - İşte Colonel’in böyle geçmiş hayatlara ait ekminezi yolu ile elde ettiği tetkikatın neticelerinden bir tanesini yazıyoruz. Buradaki süje Mayo isminde 18 yaşında bir kızdır. O, hipnoz haline konduktan sonra evvela bu dünyadaki hayatının mazideki muhtelif safahatında yaşatılmış ve her safhaya ait doğru ve mevsuk cevaplar alındıktan sonra geriye doğru dünya hayatının maverasına götürülmüş ve birtakım yeni yabancı şahsiyetlerin meydana çıkmağa başladığı görülmüştür. Mayo doğum anından daha gerilere götürülünce bir müddet Ispatyumda dolaştıktan sonra bir kadın cesedinde tekrar dünyada yaşamağa başlıyor. İsminin Line olduğunu söylüyor. Kendisi bu hayatında boğulmak suretiyle intihar etmiştir. Colonel Line’i boğulduğu tarihe götürüyor. Ve şu sahne ile karşılaşıyor. Mayo koltuğunda büyük bir hareket yapıyor. Sağ tarafına dönüyor, yüzünü elleri arasına alıyor ve böylece birkaç saniye kalıyor. Bu iradi olarak yapılacak bir işin ilk safhasıdır. Sonra şiddetle sola dönüyor. Sık sık nefes almağa başlıyor. Teneffüs güçleşiyor. Gögüs zorlukla ve gayrı muntazam bir surette kabarıyor. Yüzde ıstırap ve korku intibaları vardır. Bu sırada gözler siliktir. Büyük yutkunma hareketleri vardır. Bütün bu hareketler onun arzusu hilafına oluyor. Bu sırada sözsüz bir seda çıkartıyor. Büzülüyor ve yüzü şiddetli bir ıstırapla tekallüs ediyor.
Burada biraz duralım. Bu hal tecribi emrazda tarif edilen boğulma vetiresine ait safahatı aynen göstermektedir. Tababetin bu bahsini okumamış olanların böyle birşeyi uydurabilmelerine imkan yoktur. Acaba Colonel’in süjesi evvelce tecribi bu malumatı mütalaa ve tetkik etmiş miydi Bunu zannetmiyoruz. O halde burada evvela mevcudolmadığı halde süje geçmiş bir hayatta yaşadığını hangi ruhi sebepler altında iddia etmiştir. Bunu izah etmek lazımgelir. Eğer hakikaten hayat ana rahminde başlıyorsa o zamana kadar bütün mazisini sadakatle söyliyen süjenin ana rahmine girince – Colonel’in de düşündüğü gibi – susması lazımgelirdi. Line ismindeki bir enkarnasyonu süjenin nasıl uydurabildiğini henüz halledememiş bulunurken bir de karşımıza, realiteye uygun bütün araziyle suda boğulan bir kimsenin agomi hallerini canlandıran bir sahne çıkıveriyor.bu da ayrıca bir muammadır. Ve bu muammayı, içinde yaşanmış bir hadisenin ifadesi şeklinde kabul etmedikten sonra çözemiyeceğimizi zannediyoruz. Colenel’in müşahedesine devam edelim.
Colonel, süjenin hayatını daha gerilere götürüyor. Fakat bu defa da Line’den evvel kızın bir erkek bedeninde tecessüdettiği görülüyor. İsmi Charles Mauville dir. Şimdi ortada ne Mayo’nun ne de Line’in şahsiyeti kalmamıştır. Charles Mauwille, hayatının son demlerinde bulunuyor. Bir göğüs hastalığından muzdariptir. O kentö öksürük, nefes darlığı vesaire gibi bir göğüs hastalığının bütün arazını vermektedir. İşte Charles bu hastalık neticesinde bedenini terkediyor. Bir müddet Ispatyomda dolaşıyor, nihayet Bretanyadaki bir aileden kız çocuğu olarak ( Line ) dünyaya geliyor. Line ihtiyarlatılıyor ve 18 yaşına kadar getiriliyor. Henüz bekardır. Bu yaşta karşısına kendisinin tanımadığı bir genç çıkıyor. Line bu gençle evleniyor. Gebe kalıyor bu sırada mücerrip doğum hadisesinin bütün safahatını görüyor. Süje koltuğunda dönüyor, etrafı geriliyor, yüzü tekallüs ediyor, şiddetli bir ıstırap içindedir. Line biraz daha ihtiyarlatılıyor. Şimdi 22 yaşındadır. Bu sırada kocası bir deniz kazasında ölüyor. Çocuğu da onu müteakip ölüyor. Line’in ümitsizliği ve ye’si günden güne artmaktadır. Nihayet intihara karar veriyor. Ve evvelki celselerde tafsilatı verildiği şekilde denizde boğulmak suretiyle intihar hadisesi vukua geliyor. Böyle muhtelif celselerde parça parça alınan kırık dökük malumatın bir araya toplanınca eni boyunu tutan bir hikayeyi meydana getirmesi ayrıca dikkate değer.
Line’in tekrar hayatı gerilere götürülüyor. Ve evvelce bahsettiğimiz Charles Mauwille meydana çıkıyor. Bu adam iyi bir insan değildir. Kendisi Pariste bir memurdur. Çok sefahat yapmıştır. Bu sıralarda birtakım karışıklıklar vardır. Sokaklarda vuruşmalar oluyor, başlar kesiliyor ve bütün bunlardan o, zevk alıyor...50 yaşına getirilince hastalanıyor ve yukarda anlatıldığı gibi öksürüyor. Biraz sonrada bedenini terkediyor. Cenaze merasimine kendisi de iştirak ediyor ve hakkında söylenen sözleri uyuyor, bir müddet Ispatyomda ıstıraplı bir hayat geçirdikten sonra Line’in bedenine giriyor.
Colonel, Charles’dan evvelki hayatı da araştırıyor. Bu hayatında Mayo 14 üncü Louis’in sarayına mensup bir jantiyom’un zevcesidir. İsmi de Madeleine de Saint-Marc’dır. Madeleine’e, zamanında yaşamış olan şahsiyetler hakkındaki fikirleri soruluyor. Mesela o, Mademoiselle Valliere’i seviyor, Madam Montespan’ı tanımıyor. Madam Manitenon’dan hoşlanmıyor. Ve bu kadının, kralın alelade bir metresi bulunduğunu söylüyor. Kral mağrurdur. Mr. Scarron çok çirkin bir adamdır. Moliere’i tanıyor fakat onu o kadar sevmiyor. Corneille vahşinin birisidir. Mr. Racine’in eserlerini çok seviyor. Colonel Madeleine’i daha ihtiyarlatmak istiyor. Fakat o bunu bir türlü kabul etmiyor. Colonel’in bu husustaki bütün ısrarları boşuna gidiyor. Nihayet colonel telkin vasıtasıyla bu işi yapamıyacağını anlayınca mihaniki vasıtalara, yani uyandırıcı paslara müracaat ederek onu zorla ihtiyarlatıyor. Kadın kuvvetli uyandırıcı paslar karşısında bu pasların uzviyette husule getirdiği psiko-fizyolojik tesirlere dayanamıyarak ihtiyarlıyor.
Yani Mayo’nun hayatına nispeten biraz daha yaklaşmış bulunuyor. Bu sayede kendisi kırk yaşına girmiştir. Şimdi saraydan çıkmıştır. Göğsünden hasta olduğunu hissediyor. Kendi karakterinin iyi olmadığını itiraf ediyor. Hodbindir, kıskançtır ve bilhassa güzel kadınları kıskanmaktadır. Kırk beş yaşına gelince veremden ölüyor. Burada kısa bir agoni hali görülüyor. Onu müteakip, siyah bir muhite gidiyor.
Bu hikaye nereden çıkmıştır? Bunun üzerinde pek fazla durmıyacağız. Buna bir romandır diyenler vardır. Biz bunun belki bazı imajiner taraflarını kabul etmekle beraber saf uydurma birşey olamayacağına muhtelif bakımlardan kani bulunuyoruz. Bu işin tahlili uzun olduğundan ve başka bir esere ihtiyaç gösterdiğinden burada yapılmıyacaktır. Ancak evvelce de söylediğim gibi burada gönül haklı olarak başka bir şey de istiyor: Mayo’nun söylediği şeylerin hakikate uygun olup olmadığını tahkik etmek faydalı olurdu. Mamafi tekrar ediyorum bunun yapılmamış olması bu hadisenin sıhhatten ari bulunmasını asla intacetmez. Ve hatta reenkarnasyonizmanın hakikatini gösteren diğer birçok delilleri de gözden geçirdikten sonra Mayo’nun bu ifadeleri yarı yarıya fantezi olarak kabul edilse bile gene birçok bakımdan ilmi ve psikolojik kıymetleri ihtiva eder.
Bir dünya hayatının en son dakikasına kadar verilen doğru tafsilatı da bu romanın bir parçası addetmek lazımgelir. Mesela Lion’da Mr. Bouille’nin bu yoldaki araştırmaları arasında süjesinden aldığı aşağıdaki malumat gayet sarihtir.
3 - Süjeyi çocukluk haline mesela iki yaşına koyuyorum. Konuşması güçleşiyor, bir yaşına getiriyorum hiç konuşamıyor veya pek az konuşuyor, daha ziyade gençleştiriyorum, ya meme emer veya ağlar vaziyetini alıyor. Doğum anına götürüyorum ve hayatını anne rahmine kadar geriletiyorum. Derhal bükülüyor, kolları göğsüne kavuşuyor, yumrukları gözleri üzerine geliyor. Beş aylığa ininceye kadar bu vaziyette değişiklik olmuyor. Beş aylıktan daha genç bir yaşa gelince vücudünde bir inbisat hali görülüyor. Üç aylığa inince beden arkaya doğru geriliyor, etraf gerilmiş bir vaziyettedir. Kendisinde tam bir canslzlık hali vardır. Bu vaziyet üç aylıktan ilkah zamanına kadar böylece devam ediyor. İlkahtan biraz evveline getirilince bir cehit görülmeye başlıyor. Bu cehit kendisini bir yere çeken bir kuvvete karşı mukavemet şeklindedir. ( 80 ) Süjenin hayatı daha gerilere götürülünce eski hayatlara ait hikayeler başlıyor.
Burada çok haklı olarak akla şu sual gelir. Roman uydurmakta bu kadar velud olan bu süjeler acaba nasıl oluyorda tecrübe safhası ana rahmine getirilince orada dokuz küsur ay dut yutmuş bülbül gibi susuveriyorlar. Ve nasıl oluyor da ona tekaddüm eden zamanlara irca edilince derhal tekrar gevezeliğe başlıyorlar. Netekim Colonel de Roshas’da bu nokta üzerinde duruyor ve şunları söylüyor: << Bundan başka pas gibi mihaniki müessirler, muayyen bir zamana kadar geriye doğru hatırlamayı mutlak bir katiyetle husule getirdiği halde tamamiyle aynı tarzda devam ettirilen bu müessirlerin bu andan itibaren birdenbire tesirlerini değiştirdiklerine ve halüsinasyondan başka bir netice vermediklerine inanmak güç olur. >> ( 94 )
4 – Aşağıdaki misal evvelkilere nazaran müsbet tetkik sahasında bizi biraz daha ileri götürmektedir. Zira bu arada süjenin anlattığı hikayenin tahkik olunmuş tarafları vardır. Ve bu hikayenin içinde süjenin bilmesine ihtimal verilmiyen bilgiler mevcuttur. Binaenaleyh bunu da gelişi güzel şuuraltı sahasının bir uydurması şeklinde düşünmek güç bir iş olur. Bununla beraber bu misali veren Flurnoy’da bunun bir roman olduğunu söylemekte fakat bu romanın nasıl uydurulabildiğini ve romanda geçen hakiki malumatın nasıl toplanmış olduğunu izah edememektedir. Bunun da münakaşasını bir tarafa bırakarak bu alim psikoloğun misalinden mevzuumuz dahilinde istifade etmeğe çalışacağız. Flurnoy’un süjesi Helene Smith’dir. Bu süje ile Flurnoy’un yapmış olduğu tecrübeler arasında bizi burada alakalandıran kısımlar onun XIV asırda Hindistanda yaşamış olduğunu söylemesiyle başlamış olduğu kısımlardır. Uyku halinde iken o bu hayata giriyor. O sırada kendisi tam manasiyle bir Hint kızıdır. İsmi Simandini’dir. Bu hale gelince Simandini yere bağdaş kurarak oturuyor. Yanında kocası Sivrouka vardır. Bazen ona dayanıyor, bazen maymununu okşuyor, onu kızdırıyor, bazen de gülerek onu paylıyor. Sonra buhurdanını sallıyarak ibadetini yapıyor. Bu sırada geçen hareketleri çok ince ve orijinaldir.
Profesör burada şu fikri ileri sürüyor: Eğer mesele yalnız bu kadarla kalmış olsa idi psikolojinin mutat yolları ile bunları izah etmek mümkün olurdu. Ve geçmiş bir hayatın varlığı fikrini öne sürmeğe lüzum kalmazdı. Fakat iki mesele var ki bunlar kolay kolay reenkarnasizyonizmayı kabul etmek istemiyen alim psikoloğun bu hadiseyi mutat yollarda izah etmesini güçleştirmektedir. Bunlardan birisi bu hadiseler esnasında alınan ve bilahara hakikat olduğu anlaşılan tarihi bilgilerdir. Diğeri de Simandini’nin Hint diliyle konuşmasıdır. Acaba mutat hayatında bu dili ve -bizzat profesörün söylediği gibi- esasen Avrupada pek azı malum olan bu tarihi malumatı Helene bilmediği halde bunları nerden toplıyabilmiştir. Süje öyle isimlerden ve yerlerden, öyle hadiselerden bahsetmiştir ki Flurnoy Asya tarihini iyice bilen birçok tarih ülemasından bunlar hakkında malumat almağa muvaffak olamamış ve bu malumatı bilen bir kimseye rasgelmemiştir. Nihayet profesör, eski bir depoda tozlar içinde kalmış bir kitap görmüştü. Bu, Marles tarafından yazılmış l’Histoirede l inde isimli bir kitaptır. Ve tanınmış bir eserdir. Profesör, Simandini tarafından söylenilen vakaların mühim bir kısmını bu kitapta okuyunca hayrete düşmüştür. ( 95 )
Burada en ileride tarih ülemasının da bilemediği şeyleri bu kadının bildiğini iddia etmek gülünç olur. Ancak düşünülebilecek bir nokta kalır. O da Flurnoy’nın aklına geldiği gibi bu kitabın nasıl olup ta Helene tarafından bulunup okunmuş olmasıdır. Pek fazla materyalist bir terbiyenin zoraki ilcasiyle ileri sürülmüş bu fikri kabul edelim. Bu takdirde şu sualin cevabını da vermekliğimiz lazımgelir: Bu kitabı okuduğunu mutat hayatında unutan ( ! ) bu kadıncağız manyatik uyku içinde iken her şeyi hatırladığı gibi bu kitaptaki bilgileri de tamamiyle hytırladığı halde, yani büyük bir lüsitlik gösterdiği halde bu hikayeyi bir kitaptan okuduğunu acaba neden hatırlıyamıyor da mütemadiyen bizzat Hindistanda yaşamış olduğunu iddia edip duruyor. Filhakika evvelce kendi tecrübelerimizden bahsederken pasif bir süjenin gördüğü herhangi bir manzaranın içinde bizzat yaşadığını ve o manzaranın kendisi için reel ve onjektif bir sahne halini aldığını biliyoruz. [ 1 ] Yalnız burada derhal şunu da hatırlatalım ki hiçbir süjemiz hiçbir zaman bunu bir kart postaldan veya bir kitaptan veya bir hikayeden iktibas etmiş olduğunu inkar etmemiş ve kendisinin böyle bir hayatta evvelce yaşadığı iddiasında bulunmamıştır.
Halbuki verilen tafsilata nazaran Helene böyle bir kitaptan asla bahsetmiyor. Ve bu kitabı okumuş bir insanın ağzından da bu hikayeyi işitmiş olduğunu söylemiyor. Biz, modern tecribi ispirtüalizmanın mutalarına uyarak tefsir yapmakla aydınlanıyoruz. Keyfimize göre değil!.. Fakat mevzudan uzaklaşmak istemiyoruz. Bu işin münakaşası uzundur ve buraya sığmaz.
Şimdi vereceğimiz misal belki bizi biraz daha ileri götürecektir.
5 – Prens Galitzin 1862 senesinin bir pazar gününde dostları Marki de B... Kont de R.... ile Hombourg’da bulunuyorlardı. Bir akşam yemeğinden sonra gazinonun parkında gezinirken fakir bir kadının bir sıra üzerinde yatmakta olduğunu görüyorlar. Ve kadını otelde yemeğe davet ediyorlar. Kadıncağız büyük bir iştiha ile yemeğini yedikten sonra bir manyatizör olan prensin aklına bu kadını uyutmak geliyor. Ve dostlarının yanında onu uyutuyor. Kadın uyumazdan evvel ancak kötü bir diyalekle Almancadan başka dil bilmezken uyuduktan sonra herkesin hayreti içinde düzgün bir Fransızca ile konuşmağa başlıyor. Ve aynı zamanda kendisinin bu hayattaki sefaletini de anlatıyor:
XVIII asırda o, evvelce de yaşamıştı. O zaman Bretagne’da deniz kenarında bir şatoda iyi bir hayat geçiriyordu. Bir aşığı vardı. Kocasından kurtulmak istiyordu. Bunun için kocasını bir kayanın tepesinden denize yuvarlamak suretiyle öldürmüştü. Kadın bu cinayetinin yerini ve hadiseyi bütün tafsilatiyle uykusunda söylüyor. Bilahara prens ile Marki B... Bretanya’ya gittikleri zaman, kadının verdiği tafsilatı esas tutarak ayrı ayrı tahkikata koyuluyorlar. Ve neticede ikisi de aynı malumatı topluyor. Bu malumata nazaran kadının tarif ettiği şato mevcuttur. Ve bu şatoda vaktiyle güzel ve genç bir kadın yaşamıştır. Ve bu kadın kocasını denize atmak suretiyle öldürmüştür. Bundan sonra polis vasıtasiyle fakir kadının hayatı hakkında malumat toplanıyor. Bu malumata göre Hombourg’da serseriyane dolaşan ve hiçbir tahsili olmıyan bu kadın başka dil bilmemekte ve yalnız fena bir lehçe ile Almanca konuşmaktadır. Kendisi çok fakir ve sefildir.
Bu misal şimdiye kadar verdiğimiz misallerin en canlısıdır. Evvela Homburg’dan dışarı çıkmamış cahil, dil bilmiyen fakir bir kadının Bretanya sahillerindeki bir köşk hayatından ve hatta orada ancak eski ihtiyarların kulaklarında kalan bir trajedinin kahramanı olmasından bahsetmesi ve bunu da hipnoz halinde söylemesi çok enteresandır. Saniyen kötü bir Alman lehçesinden başka bir dil bilmezken birkaç dakika güzel bir Fransızca ile konuşması evvelkinden daha enteresandır. Salisen tahsilden, bilgiden mahrum bu sefil kadının sefaletini bugün en yüksek olarak tanıdığımız reenkarnasyonizma ahlakıyla ve onun talim ettiği illiyet prensibiyle izah etmesi hepsinden daha enteresandır.
