ÖLMEK, ÖZGÜRLÜĞÜN TADINA VARMAKTIR
Hanen Swaffer özel celselerinin rehberi Silver Birch, uykularımızda sık sık ziyaret ettiğimizi, bununla beraber çoğumuzun uyandığımız zaman hatırlayamadığımızı söylediğimiz ruh âlemine ait güzelliklerden anlatıyor.
“Benim dünyamın sunduğu her şeyin tadını tam şuur hâlinizle tattığınız zaman, bizleri geri dönüp sizin aranızda çalıştıran şeyin sizin için taşıdığımız sevgi olduğunu fark edeceksiniz.
Siz ruh âleminin sevinç ve mutluluklarını tatmış değilsiniz. Sizin madde dünyanızda, etin kısıtlayıcılığından kurtulmuş, maddî bedenin tutsaklığından sıyrılmış, istediğiniz yere gitme özgürlüğü içinde düşüncelerinizin şekillendiğini görerek, gönlünüzün arzularını takip ederek, para derdinden uzak olarak yaşanan o ruh hayatıyla kıyas edilebilecek hiçbir şey yoktur.
Madde içinde yerleşmiş olan sizler, güzelliğin ne olabileceğini henüz bilmiyorsunuz. Siz bizim ışığımızı, renklerimizi, manzaralarımızı, ağaçlarımızı, kuşlarımızı, derelerimizi, dağlarımızı, çiçeklerimizi görmüş değilsiniz. Öyle iken, dünyanız ölümden korkar.
Ölüm kalplere dehşet salar. Fakat siz ancak “ölünce” yaşamaya başlarsınız. Şimdi yaşıyorsunuz, fakat gerçekte hemen hemen ölüsünüz. Ruha ait şeylere karşı çokları ölüdür. Onların zayıf bedenlerinde hayat enerjisinin alevi kımıldar, ama hiçbir ruhsal şey onların içinde cevap bulmaz.
Madde dünyasındaki hayat ile ruh dünyasındaki hayatı kıyas edecek kelime mevcut değildir. Sizce “ölü” denilen bizler, hayat hakkında sizin bildiklerinizden çok daha fazla şey biliriz.
Burası sanatkârların bütün rüyalarının gerçekleştiği yerdir. Ressamın, şairin arzularına ulaştıkları, dâhinin tam bir ifade imkânına sahip olduğu, dünyasal baskılarının ortadan kalktığı ve bütün hüner ve yeteneklerin birbirinin hizmetinde kullanıldığı yerdir.
Burası, ilhamı ifade etmek için beceriksiz kelimelere ihtiyaç bulunmayan, fakat düşüncenin canlı bir lisan olduğu ve şimşek hızı ile kendisini belli ettiği bir âlemdir.
Burası, bizi üzecek paranın olmadığı dünyadır; burası rekabetin olmadığı, zayıfın duvara kıstırılmadığı, güçlülerin ise, kendilerinden daha az şanslı olanlara verecekleri bir şeyleri olduğu için güçlü oldukları yerdir.
Bizde işsizlik yoktur, gecekondu mahallelerimiz, bencilliğimiz yoktur. Mezheplerimiz yoktur. Sadece tek dinimiz vardır; kutsal kitaplarımız yoktur, sadece bize bir şeyler öğreten ilâhî yasaların işleyişi vardır.
Ve siz madde kuşağına ne kadar yaklaşırsanız, ruhun kendini ifade edebilmesi o kadar zor ve beceriksizce olur. Ben geri gelmekten asla hoşlanmıyorum. Bunu yapışımın tek sebebi hizmet etmek için vermiş olduğum söz ve hepinizin sevgisidir, ki bu benim için biraz telâfi oluyor.
Ölmek, trajik bir şey değildir. Dünyanızda yaşamak trajiktir. Büyük Ruh’un bahçesinin bencillik, açgözlülük ve cimrilik gibi yabani otlara boğulmuş olduğunu görmek, işte bu trajiktir.
Ölmek, maddî bedenin demir parmaklıkları arkasına hapsolmuş ruh için özgürlüğün tadını almaktır. Aslına varacak olan ruhun ıstıraplardan kurtulması trajik midir? Renklerin harikalarını görmek, maddî ifadenin ötesinde olan müziği işitmek trajik midir? Istırabı olmayan bir beden içinde kendinizi ifade edebilmeye siz trajik mi diyorsunuz?
Benim dünyamın haşmetinden bir parçasını olsun, boyalarıyla belirleyebilecek bir ressam sizin dünyanızda mevcut değildir. Müzik âleminin ihtişamından bir parçasını olsun sizin notalarınızla kaydedecek bir müzisyen yoktur. Bu âlemin güzelliklerini maddî kelimelerle tarif edebilecek bir yazar yoktur.
Bizim dünyamız hakkında bilgi edindiğiniz zaman bu her biriniz için çok tatlı bir sürpriz olacaktır.
Dünyanız şimdi güzellikler içinde. Hayatın şafağı yine devrini sürmek üzere çevrenizi kaplayıp geçerken, her yanınızda Büyük Ruh’un tezahürlerini görmektesiniz ve baharda açmış ağaçların güzelliğine ve çiçeklerin kokularına hayran oluyorsunuz ve diyorsunuz ki, ‘Büyük Ruh’un eseri ne kadar yüce!’
Oysa ki, gördükleriniz, bizim ruh âlemimizdekilerin yansımış solgun bir görüntüsünden ibarettir. Bizim sizlerin hiç görmediğiniz gibi çiçeklerimiz vardır. Öyle renklerimiz vardır ki sizin gözleriniz asla görmemiştir, öyle görkemli manzaralarımız ve ormanlarımız, kuşlarımız ve bitkilerimiz, denizlerimiz ve dağlarımız vardır ki.
Bizim dünyamıza şimdi de geliyorsunuz ama hatırlamıyorsunuz. Ruh dünyasını siz her gece ziyaret ediyorsunuz. Bu sizin hazırlanışınızdır. Aksi hâlde gerçek hayatınızı gerçekten yaşamak için buraya geldiğinizde, bu sizin için büyük şok olurdu. Bu âleme göç ettiğinizde, ziyaretlerinizi o zaman hatırlayacaksınız.
O zamanda siz bedenin kısıtlayıcılığından kurtulmuş bulunacaksınız ve uykunuz esnasında serbest kalan tüm şuurunuzu tümü ile ifade edebileceksiniz. Bu yeni ifadesinde o size sizdeki tüm anıları getirecek, tadına vardığınız tüm tecrübelerin anılarını.”
Soru: “Öteâleme geçtikten sonra ruh hayatının daha alt kademelerine gidenlerin durumları ne olacak? Onlar uykuda yaptıkları ziyaretleri hatırlayacaklar mı ve o hatıra, uyum sağlamaları için onlara yardımcı olacak mı?”
“Aşağı tabakaların çekimine tâbi olanlar uykularında oralara giderler fakat bunun hatırası onlara ölümden sonra kendi durumlarını fark etmeklerinde yardımcı olmaz, çünki içinde bulundukları plânlar yine maddî dünyaya benzeyecektir.
Ruh âlemindeki tabakalar, aşağılara doğru inildiği oranda, görünüşleri bakımından dünyaya o kadar daha çok benzerler, çünki oralarda titreşimler daha kabadır; ruh âleminde daha yüksekkademelerde ise titreşimler daha ince olur.”
Soru: “Uykudaki maceralarımızı bazen bu hayatta hatırlar mıyız?”
“Ruhunuz bedeninizden ayrıldığı zaman, siz içinde bulunduğunuz madde dünyasında sizi kısıtlamakta olan beyninizden kurtulmuş olursunuz. Şuur, sahip bulunduğunuz tekâmül derecenize göre, sizin titreşim seviyenizdeki tecrübelere sahip olur ve o tecrübelere sahip olurken onlar hakkında bir idrak taşır. Ama siz maddî bedeninizle geri döndüğünüzde ruhun tecrübelerini yakalamaya çalışırsanız, bunu yapamazsınız; çünki biri diğerinden daha büyüktür. Daha küçük olan daha büyük olanı kapsayamaz ve izlenimleriniz bozulur.
Bu sanki küçük bir torbanız olup da onun içine bir yığın şey doldurmak için uğraşmaya benzer. Bu şeylerden ancak bazılarını o torbanın içine koyabilirsiniz; içine ne kadar çok doldurmaya çalışırsanız, doldurduklarınız o kadar şekilden çıkarlar. Bedenlerinize de geri döndüğünüzde size olan işte budur. Fakat eğer ruhlarınız zaten tekâmül etmişse ve siz ileri bir şuur hâline ulaşmışsanız, o zaman ruh âleminden haberdar olursunuz. O zaman beyninizi, hatırlaması için kolayca eğitebilirsiniz.”
Soru: “Bu tecrübeler, o âleme geçtiğimizde bize yardımcı olacaklar mı demek istiyorsunuz?”
“Evet. Hiçbir şey ziyan edilmez. Yasa mükemmeldir. Uzun yıllar yaşamış olanlarımız yasanın mükemmelliğine hayran oluyorlar ve sizin dünyanızın cılız zihinleri Büyük Ruh’un ne kadar çok eleştiriyorlarsa, o kadar az şey biliyorlar demektir. Ne kadar az bilirlerse o kadar çok fikir açıklıyorlar.”
Soru: “Uyku hâlinde iken olan çalışmalarla pek çok insan meşgul müdür yoksa bu ziyaretler sadece daha geniş hayat hazırlanmak için mi kullanılır?”
“Bazılarınız çalışırlar, çünki sizin uyku hâlinde iken yardım edebileceğiniz birçokları vardır. Fakat genellikle bu bir hazırlıktır. Madde dünyasını terk ettiğiniz zaman yapacağınız işlere hazırlanmanız için size yardımcı olacak o yerlere götürülürsünüz. Eğer bu yapılmasaydı, bu ifade âleminden bir başkasına gelişin şoku o kadar büyük olurdu ki sizin kendinizi toparlamanız uzun zaman alırdı.
Bizim âlemimize geldiklerinde, bilgiye sahip bulunanlar için işin daha kolay oluşu işte bundandır. Diğerlerinin, kendilerini şartlara uydurabilmeleri için uzun bir süre uyuyup dinlenmeleri gerekir. Eğer bilginiz varsa, o zaman bir safhadan diğerine geçersiniz. Sonuç olarak bu tıpkı bir kapının açılması ile gün ışığına çıkmaya benzer. Kendinizi ışığa alıştırmalısınız.
Bilgiye sahip olmayanların geçiş safhasında toparlanabilmeleri için uzun bir dinlenme süresine ihtiyaç vardır. Bu sizin dünyanızdaki bir bebeğin durumu gibidir. Onun, etrafını hissederek tanımaya ihtiyacı vardır.
Ne sizin dünyanızda ne benimkinde hiçbir şey kaybolmaz. Bunu daima hatırlayın. Her düşünce, her hareket, gönlünüzden Helen her hizmet arzusu bir yerde, bir kimseye yardım eder. Arzu var olduğu sürece, size yardım edebilecek olanları daima kendinize çekersiniz.”
Soru: “İnsanlar anlayış yoksunluğu içinde öteâleme geçerlerse, bizim dDüşüncelerimize karşılık verebilir veya zihinsel mesajlarımızı alabilirler mi?”
“Uyanış ancak idrakin başlaması ile olur. Eğer bilginiz varsa, o zaman uyanışınız çok daha süratle olur. Bilgisizliğe, yanlış anlamalara, batıl inanca, sahte mezheplere, hatalı teolojilere karşı savaşmak zorundayız, ki bunlar tümü ile, ruhun yeni hayatına hazırlanması için de yardımcı değildirler. Bunlar kazanılıncaya kadar, ruhun kendisini yavaş yavaş alıştırması gerekmektedir ve uzun bir dinlenme süresine ihtiyaç vardır.
Sizin dünyanızda yaralı ve incinmiş bedenler için hastaneler vardır; bizler ise yaralı ve incinmiş ruhları tedavi etmek zorundayız. Fakat büyük hizmet, sevgi, iyi niyet ve şefkat göstermişse ve onun benim dünyama geçişi dua eşliğinde olursa, o zaman uyanış hızlanır, çünki bütün o vibrasyonlar ona yardım eder.”
Soru: “Ölüm ötesi hayata inanmayarak ve öldüğünde her şeyin biteceğini düşünerek öteâleme geçen insana ne olur?”
“Ölemeyeceğinize göre, çünki bu doğal yasaya aykırıdır, o kişi uyanmak ve gerçekle yüzyüze gelmek zorunda kalacaktır. Onun ruh hayatını idrak etmesinin ne kadar zaman alacağına gelince, bu onun ruhunun tekâmül derecesine bağlıdır. Ne kadar ilerlemiş olduğuna ve kendisini yeni koşullara nasıl ayarlayabilme durumuna göre değişir.
Soru: “Böyle bir kimsenin geçişi zor olur mu?”
“Bu da onun ruhunun tekâmülüne bağlıdır. Sizin dünyanızdan benimkine geçiş, kural olarak, zor değildir, çünki geçen kimse o anda değişmenin şuurunda değildir. Ancak gelişmiş ruhlar madde dünyasından ruh dünyasına geçişin farkına varırlar.”
Soru: “Eğer kişi iyi ise, ölüm ötesi hayatın gerçekliğine –bu kendisine söylenmiş olmasına rağmen- inanmamış olması yüzünden ıstırap çekecek midir?”
“İyi, kötü, ben bu sözcüklerin mânâlarını biliyorum. Bu ancak kişinin sürmüş olduğu hayata, görmüş olduğu hizmete, içindeki Büyük Ruh’un açılıp meydana çıkması için kullandığı fırsatlar bağlıdır. Önemli olan şeyler ancak bunlardır. Bilgiye sahip olmak bilgisizlikten daha iyidir fakat tek mihenk taşı gündelik hayatınızı günü gününe yaşamanızdır.”
Soru: “Ruh hayatında biz sevdiklerimizle tekrar buluşur ve gençleşir miyiz?”
Mevcut olmuş ve o sevgi onları bir araya getirmiş ve ikisini bir gibi yapmış ise ve onlar aynı ruhsal plânda yaşamışlarsa, o zaman ‘ölüm’ onları ayırmayacaktır. ‘Ölüm onların ruhlarına, sizin madde dünyanızda olduğundan daha yakın bir birlik içinde olması için daha büyük bir hürriyet verecektir.’
Fakat eğer onların bir araya gelişleri, sizin deyiminizle evlilikleri, ruhların evliliği değil de sadece beden evliliği olmuş ise ve onların ruhları aynı plânda yer almamış ise, o zaman ‘ölüm’ onları birbirinden daha da uzaklaştıracaktır, çünki ölüm onların her birini kendi ait bulundukları ruhsal âlemlerine gönderecektir. Eğer sevgi varsa, ruh âleminde ne gençleştiklerini ne de yaşlandıklarını göreceklerdir. Onun yerine sürekli büyümeyi, tekâmülü, gelişmeyi tadacaklar. Bunlar bedene değil, ruha ait şeylerdir.
Nasıralı, evlenmek ve evlendirilmek yoktur derken bedenlerin evliliği hakkında söylüyordu, ruhların değil. Sizin erkek dediğiniz ile kadın dediğinizin her birinin birbirlerine yapacakları katkıları vardır. Kadın erkeğe lâzımdı, erkek de kadına. Büyük Ruh bu iki prensipte mükemmel hâlde belirir. Siz ruhsal seviyelerde tekâmül ettikçe ve yükseldikçe, fark da gitgide azalır.”
Soru: “Öteâlemde günah işlemek mümkün müdür? Eğer öyle ise, en yaygın günah şekli nedir?
“Bizim dünyamızda günah işlemek elbette mümkündür. Bunlar ruh âleminin günahlarıdır, fakat bizim dünyamızda onlar çok büyük süratle belli olurlar. Düşünce zihinde belirdiği anda onlar bilinirler ve sizin madde dünyanızda olduğundan çok daha çabuk olarak görülürler. O, o günahı işleyenin üzerine kaydolur ve onu ruhsal bakımdan önceki durumdan daha aşağı kılar. Bu günahların ne olduklarını sizin dilinizle daha açık seçik belirtmek zordur, şu kadar ki bunlar bencillik günahlarıdır.”
Soru: “Eğer bir kimse bu dünyada yalnız bir hayatı sürmeye zorlansa, böyle bir hayatı ölüm ötesinde de sürdürmek zorunda mıdır?”
“Hayır. Yasa daima mükemmeldir. Ruh daima mükemmeldir. Ruh kendi ödülünü toplar ve kendi cezasını verir. Sevgi ve şefkatin cezp ettiği kimseler buluşurlar çünki onların ruhları o plânda onları birbirlerine iletir.
Soru: “Kendilerine karşı kuvvetli çekiliş duyduğumuz dâhilerle, mesela Beethoven, Shakespeare, Michelange gibi, ruh âleminde karşılaşmak mümkün müdür?”
“Birçok hâllerde mümkün olacaktır, çünki dünyaya yardım etmiş bir varlığa, sizin dünyanız halkı tarafından sevgi duyulsa, bu sevgi onları ruh âleminde birbirlerine çeken doğal bir sempati bağı yaratır.”
Soru: “Fizik bedenden çıktığımız zaman ruh âleminde kullandığımız beden geride bıraktığımız kadar reel midir?”
“Sizin geride, madde dünyasında bıraktığınızdan çok daha reeldir. Şimdiki hâlde sizler mahkûm sayılırsınız. Sizi her taraftan kısıtlayan maddî bedenleriniz ile kösteklenmiş hâldesiniz. Asıl benliğinizin ancak pek küçük bir kısmını ifadelendirebiliyorsunuz.”
Soru: “Ölümde, hemen son nefesin verildiği anda ne olur?”
“Ruh şuurlu ise, o ruhsal bedenin yavaş yavaş çekilip ayrılmakta olduğunu görürsünüz. Ruh, kendisini karşılamaya gelenlerden haberdardır ve yeni hayatına başlamaya hazırdır. Ruh şuurlu olmadığı zaman, geçişinde ona yardım edilir ve yeni hayatını bilmeye hazır oluncaya kadar, kendisi için lüzumlu olan yere götürülür ki, bu bir hastane veya dinlenme evi olabilir.”
Soru: “Biz, her ne kadar fizik dünyanın şartları gereği olarak ayrılmış bulunsak da, ruh dünyasında sevdiklerimizle beraber olacak mıyız?”
“Sevgiyi sevgilisinden ayırmak imkânsızdır.”
Soru: “Bu hayatı terk ettikten sonra ruh âlemine girdiğimizde, bizden önce oraya geçmiş akrabalarımızla karşılaşır mıyız?”
“Eğer aralarında sevgi varsa, evet. Eğer aralarında sevgi mevcut değilse hayır.”
Soru: “Öteâlemdeki hayat ebedî midir?”
“Bütün hayat ebedîdir; çünki hayat, ebedî olan Büyük Ruh’a aittir.”
Soru: “İçinde yaşadığımız eterik ülkenin küreleri dünyayı veya güneşi gezegenleri kuşatır mı?”
“Onlar bunlardan hiçbirini kuşatmaz. Onlar coğrafî tariflerle sınırlı değildir. Onlar küre veya planet formlarında yer almış değildir. Onlar engin evrenin bir kısmıdır. Onlar hayatın bütün plânlarında yaşanan safhalarla girişim ve birleşim hâlindedirler. Bu plânların bazılarından sizin haberiniz var. Diğerlerini henüz bilmiyorsunuz, çünki üzerlerinde sizin dünyanızca henüz bilinmeyen bir hayatın bulunduğu gezegen vardır.
Soru: “Eterik ülkenin yapısında, yeryüzünün, yöresel bir örnek oluşturduğu maddî bir çekirdek var mıdır?”
“Ben maddîyim? Erkek ve kadın arasındaki sevgi maddî midir? Müzikten duyulan zevk maddî midir? Bu soruların cevabı, sizin maddîden neyi kastettiğinize bağlıdır. Eğer reel midir, gerçekliği var mıdır demek istiyorsanız, o zaman EVET derim, çünki ruh, hayatın en büyük realitesidir ve sizin maddî dediğiniz şey, madde dünyası, gerçeğin etrafını saran bir kabuktan ibarettir.”
Soru: “Ruh için seyahat hızının sınırı var mıdır?”
“Biz seyahatlerimizde zaman ve mekânla kısıtlı değiliz. Ruh hayatında tecrübe sahibi olanlar için kısıtlama yoktur. Biz sizin madde dünyanızın herhangi bir tarafına düşünce hızı ile seyahat edebiliriz ki, bu bizim büyük gerçeğimizdir. Herhangi bir seviyede yaşayanlar seyahatlerinde o seviye ile sınırlıdırlar. Onu aşamazlar. Onlar karakterlerinin eriştiği gelişim düzeyinden daha yukarıya seyahat edemezler. Bu onların sınırıdır. Fakat bu, ruhun ruh âlemindeki sınırıdır.”
Soru: “Meskûn plânetlerin her biri için ayrı ruh âlemleri mi vardır?”
“Sizin ruh âlemi dediğiniz, evrenin ruhsal ifadesinden ibarettir ki, bütün plânlarda ifade edilen bütün hayatı kapsamaktadır.”
Soru: “Bir kimse öldükten sonra, çok küçükken ölmüş bir çocuğunu tanıyabilir mi?”
“Evet, çünki çocuğu ona bildiği hâli ile gösterilir. Çocuğun da anne-babasını tanıyacağını daima unutuyorlar. Çocuk devamlı olarak onları seyretmiştir ve anne-baba benim dünyama geldiklerinde kendilerini ilk karşılayan o olacaktır.”
Soru: “Biz öldükten sonra, hayvan eti yediğimiz için cezalanacak mıyız?”
“Siz, tekâmülünüzde, Büyük Ruh’un sizden daha küçük yaratıklarını yemenin yanlış bir iş olduğunu bileceğiniz bir düzeye ulaştığınız zaman, o vakit yanlış olduğunu bildiğiniz bir işi yapmakla kendinizi bir cezaya kendiniz çarptırmış olursunuz. Eğer o tekâmül safhasına ulaşmış değilseniz, o zaman ruhunuz o işin yanlış olduğundan henüz haberdar bulunmayacak ve ceza da olmayacak. Bilgi için ödenmesi gereken bir bedel daima mevcuttur. Bu bedel sorumluluktur.”
SİLVER BIRCH
