CENNETE YERYÜZÜNDE ULAŞANLAR - SILVER BIRCH - BÖLÜM 9

Share

CENNETE YERYÜZÜNDE ULAŞANLAR

İkiz ruh ne demektir? Hanen Swaffer’in özel celselerinin rehberi Silver Birch’e sorulan birçok sorulardan biri buydu.

O cevap verdi: “İkiz ruhlar demek, mükemmel bir bütünün iki yarısı olan benzerlerinin ( yakınlığı olan ünitelerin) bir araya gelişi demektir. Evrende her varlığın bir afinitesi, birleşme eğiliminde olduğu bir yarısı vardır, fakat çoğu zaman onlar aynı enkarnasyonda karşılaşamazlar.

Birbirinin tamamlayıcısı olan iki ruh, aynı enkarnasyonda karşılaşmaya hak kazanmışlarsa, işte o zaman bu, ‘Yeryüzünde Cennet’ demektir. İkiz ruhlar demek kelimenin de ifade ettiği gibi, iki benzer arasındaki eşlik demektir. Onlar gelişme aşamasındadırlar ve böylece beraber ilerler. Zaman zaman bazı kimselere ‘Sizler afinitelersiniz!’ dediğimi duymuşsunuzdur.”

Celse üyelerinden biri dedi ki: “Sanırım ikiz ruhlar birkaç yıl beraber bulunurlar, sonra biri diğerini kaybeder?”

Birliğe Ulaşınca

“Sadece maddî olarak.” dedi Rehber. “Fakat hiç olmazsa birlikte bulundukları süre içinde iken, varlığın her kademesinde birliğe ulaşıldığında meydana gelen o iyiliği ve nuru duyarak yaşamış olurlar.”

Aynı kişi yüksek sesle düşünerek şöyle söyledi: “Bilgiye sahipseler o nur daha da büyük olacak.”

Bir başka üye sorusunu sordu: “Eğer aynı tekâmül kademesine ulaşmış ikiz ruhlar varsa, o zaman onların şimdiki enkarnasyondan ayrı kalmalarının sebebi nedir? İnsan hemen, onlar beraber bulunmaya hak kazanmış olmalıdırlar diye düşünüyor.”

“Yani onların bir araya gelmelerini, ama maddî olarak ayrılmalarını kastediyorsunuz. Bu ancak geçici olarak meydana gelir. Eğer onlar manevî yakınlığa sahip iseler ( ikiz ruh iseler), ruhları, mümkün olan en kuvvetli çekimle onları birbirine doğru yöneltecek, çünki iki oldukları hâlde ruhen birdirler.”

Soru sahibi, “Olabilir ki bir enkarnasyon için ayrı kalmak, ikiz ruhların tekâmülü bakımından bir gerek oluyor.” Şeklinde bir açıklamada bulundu.

“Bu bahsettikleriniz ufak zorluklardır. Onlar ister ayrı bulunsunlar ister bir arada olsunlar, esas faktör şudur: eğer onlar bir ruhun iki yarısı iseler, bütün diğer maddî farklar ve olaylar esas vetireyi etkileyemez. Fizik olayları spiritüel realitelerle karıştırmayın. Ruha ait olan devamlı olandır.”

Bir sonraki okuyucu sorusu şuydu: “Neden bazı varlıklar maddeye hiç enkarne olmamış, bazıları ise olmuşlardır?”

“Hiyerarşinin bir kısmı bardır ki maddeye hiç enkarne olmamıştır. Çünki bunda evrenin idaresinde yardımcı olma hizmeti gibi bir amaç vardır. Hiçbir dünyasal form ( şekil) almamış semavî varlıklar vardır. Onların daha geniş ve şumullü olan hayatları içinde tekâmül etmeleri için dünyasal ifadelere bürünmeye katlanma zorunluluğu yoktur. Onlar tabiatları gereği, ruhsal âlemlerin daha yüce alanlarına mensuptur. Onlardan bazıları sizin Üstatlar veya Işıktan Varlıklar dediklerinizdendir. Böyle varlıklar gerçekten vardır.”

Bir başka okuyucu şöyle soruyordu: “Öteâlemde, ruh âlemi ile direkt görüşmeyi sağlayacak mekanik vasıtalarla ilgili bir plân olup olmadığı hakkında herhangi bir bilginiz var mı?”

“İletişim sürecine yardımcı olacak birçok plânlardan haberdarım. Fakat insan medyomlara lüzum bırakmayacak bir plândan haberdar değilim. Nispî olarak, daha yüksek frekansları kaydeden elektronik, radyofonik vs. âletleri kullanmamamız için hiçbir sebep yok. Bunlar iletişimi kolaylaştırmakla kalmaz, bunları kayıt ve tespit etme imkânını da size verirler.

Fakat iki varlık hâli arasındaki iletişim için esas olan insan medyomu lüzumsuz kılacak hiçbir plân bilmiyorum. Esas olan, ruhun vasıtalığıdır, çünki iki varlık kademesi arasındaki bağ yine ruhtur.”

Rehber, orada hazır bulunan olağanüstü kabiliyete sahip bir medyoma dönerek sordu: “Siz bu konuda aynı fikirde misiniz?”

“Bence bu çık iyi bir cevap.” diye konuştu medyom. “Medyoma daima ihtiyaç olacağına, onun yerine başka şey geçirilemeyeceğine inanıyorum. Ve ben elektronik sahada da çalıştım.”

Silver Birch ilâve etti: “Sonuç analizde yine görüşürüz ki, iletişimi mümkün kılacak birinci faktör, ruhun bir vasfı olan SEVGİ’dir”

Ve bir celse üyesi, “Ruhsal şeyler ruhsal yoldan fark edilebilir.” dedi.

Medyom Esastır

Rehber ısrar etti: “Medyom mutlaka lâzımdır. Ruhsal irtibat için gerekli kuvvet maddî bir kuvvet değildir. O, ruhtan gelir, astral, hatta eterik bedenden gelir; ruhsal olanın maddî ortama aktarılması için ( ruhsal olanın madde plânında tezahür edebilmesi için9 önce o temel niteliğin var olması gerekir.”

Bu söz üzerine bir başka üye, medyomluk kabiliyetine sahip olduğu hâlde onu kullanmakta çekimser davranan bir şahıstan bahsetti ve sordu: “Bu, onun aleyhinde bir işaret midir?”

“Ben soruyu kendi tarzımda cevaplandıracağım ve ilâhî kabiliyetlere sahip olan ve onları kullanmayan kimselerin kendi hareketlerinden şahsen sorumlu olduklarını söyleyeceğim. Büyük Ruh’un insanlara ruhsal kabiliyetler sunması boşuna değildir, fakat sorumluluk onların bireysel özgürlüklerine aittir. Bu bir olumsuzluk değil, bir sebep-sonuç meselesidir.”

Şifacı medyom olan aynı üyenin ifadesine göre, bir celsede kendi fizik medyomluğunu geliştirmemesi yüzünden başarısızlığa uğradığı ona söylenmiş.

“Bunlar sizlerin söylediğiniz kelimelerdir sadece,” dedi Rehber. “Ruhsal şifa da aslında fizik medyomluğun bir bölümüdür, tıpkı fiziksel sayılan diğer fenomenler kadar. Şifa da fizik neticeler meydana getirmiyor mu? Şifacılar kanalı ile gelen kuvvet fizik neticelere dönüştürülmüyor mu? Başka türlü zaten nasıl faydalı olabilirdi?”

“Öyleyse, sizin tavsiyeniz, bu eleştiriye aldırmamam oluyor.” dedi üye.

“Ruh âleminden geldiği farz edilen her şey böyle değildir. Kendi hatamız olmayan pek çok şeyden dolayı bize kabahat bulurlar. Ruhsal varlıklar da yanılmaz olmadıklarından, hata yapabilirler. Yanılmazlık iddiasında olmadığımı söylediğimi çok zaman işitmişsinizdir. Medyom kanalı ile size gelen her şey, sizin yargı süzgecinizden geçmelidir. Hâkimlik kürsüsüne oturttuğumuz akıldır. Büyük Ruh size, kullanmanız için Akıl vermiştir. O, ( yani akıl) vicdan ile birlikte dürüstçe kullanıldığında, size yürüyeceğiniz yolu gösterecektir.”

Sonra şöyle bir soru geldi: “Siz, ruhun, hayat içinde geçen ıstıraplar ve mücadeleler vasıtasıyla tekâmül ettiğini söylüyorsunuz. Eğer tekâmülümüzün bir sonu yoksa o zaman sonsuza dek huzur ve sükûn beklemek imkânı kalıyor mu?”

Huzur İçten Gelir

Rehber sordu: “Soruyu soran, dünya hayatını mı kastediyor?” Silver Birch böyle olmadığını söyleyerek ekledi: “Maddî olanla manevi olanı ayırmayanlara çok yazık. Siz zorluklar ve mücadeleler içinde iken de huzur ve sükûna sahip bulunabilirsiniz. Siz dünyanızın savaşları içinde uğraşırken de, onların size gerçekten zarar veremeyeceklerini bildiğinizden, iç huzuruna sahip olabilirsiniz.

Huzur size dışınızdan değil, içinizden gelir. Eğer dünyanızdaki insanlar onları koruyan ruh zırhının bir kere farkına varmış olsalardı, onlar o zaman sükûna çekilmeyi ve insana huzur, rahatlık, sessizlik ve barış hâli getiren o ruh meyvelerini yetiştirmelerini öğrenmeleri için kendilerine yardım edecek o içteki muazzam kuvveti kullanabilirlerdi!

Dünyanızda yaşamış ve reformları, öncülükleri ile ona birçok şeyler kazandırmış olan büyük ruhlardan çoğu, zor şartlara ve zorlu savaşlara rağmen içsel huzurlarını korumuş olan kimselerdir. Maddî olayları spiritüel prensiplerle eşit tutmayınız. Ruh efendidir, madde ise hizmetkâr. Bırakın, ruh, efendiliğini göstersin.”

Bir başka okuyucunun sorusu iki kısımlı idi: “Medyomların ve şifacıların aşırı yorulmamasını sağlamak rehber varlığın mı sorumluluğudur, yoksa medyomun mu? Denge nasıl sağlanır?”

“Bu âletin ( medyomun) sorumluluğudur. Medyom daima hür iradeye sahiptir. Bizler diktatör değiliz. Bizler kuklalarla çalışmıyoruz. Biz işbirliği yapıyoruz. Biz kumanda etmiyoruz. Biz dikte etmiyoruz. Biz şimdi hüküm sürmekte olan şartlar içinde, daima, elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağız. Eğer medyomlar aşırı çalışırlarsa, bu onların kendi sorumluluğudur.

Bizim hızımız ve çabamız hiçbir zaman medyomun yapması gerekenden fazlasını zorlamak yönünde değildir. Biz sadece, ruhsal kabiliyetlerin geliştirilmesini teşvik etmekle kalmıyor, aynı zamanda bu kabiliyetlerin iyi bakım görmesi ve korunmasının lüzumunu da haber veriyoruz, çünki onlar değerlidir ve onlara saygı gerekir. Biz, ruh, zihin ve beden arasında esas olan denge ve uyumu öğretiyoruz, ta ki her biri sizin hayatınızda kendi payına düşen doğru rolü oynasın.”

Sonra, bir sorular serisi geldi: “binlerce kişinin savaşlarda, kazalarda, hastalık ve açlıktan ölmeleri karma gereği midir? Bir ruh vaktinden önce ölebilir mi? Savaşlar kaçınılmaz mıdır? Eğer kaçınılmaz iseler bu, bir milletin karması mıdır?”

“Soru sahibi, ruhun ölümünden söz ederken yanlış söylemiş. Ruh ölemez. Karma, doğal yasanın işleyişini ifade eden bir kelimen ibarettir. Ekme ve biçme, sebep ve sonuç, yasanın bir kısmını oluşturur. Hiç kimse doğal yasaların işleyişinden kaçamaz.

Bu, son ilâhî adaletin gerçekleşmesini sağlamak üzere, Büyük Ruh’un kurduğu bir düzendir. Eğer bu doğal yasayı iptal etmek ve sebep-sonuç zincirini kırmak mümkün olsaydı bu, ilâhî adaletle alay etmek olurdu. Doğal yasa herkesin,ruhsal bakımdan hak kazanmış olduğu şeyi ne eksik, ne fazla tam olarak almasını sağlar. Bu yasa sadece bireyler için değil, milletler için de geçerlidir. Nihayet, milletler de bir bireyler topluluğudur.

Enkarnasyon süresinin ruh tarafından tayin edilmesi, yasanın bir kısmıdır. Fakat insanın hür iradesi dolayısıyle, bazen de ortaya çıkan başka faktörler sebebiyle, bu tayin edilmiş sürenin değiştirilebilmesi mümkündür.

Harplerin kaçınılmaz olup olmadığına gelince, bu, dünyanızdaki insanların kendi kendilerine çözümleyip, karara varmaları gereken bir sorudur. Onlar, hür iradenin bütün faydalarına –bazı dezavantajlara katlanmaksızın- sahip olamazlar. Eğer dünyanızdaki insanlar hür iradelerini kullanmak istiyor ve savaşı tercih ediyorlarsa, bu onların kendi sorumluluklarının ölçüsüdür.”

Bu, bir başka üyenin şöyle konuşmasına yol açtı: “Siz bir ruhun kendi enkarnasyon süresini ( ömür süresini) belirlediğini söylediniz. Bu, bütün varlıklar için böyle midir? Meselâ, gelişmemiş olanlar için de mi? Onların, bunu tayin edecek muhakeme ve bilgileri var mıdır? Bu meselelerde bütün ruhlar eşit midir?”

“Bir varlığın,dünya bede2nine enkarne olduğu zaman ifade edebildiği bilgi ve hikmetin miktarı ile, onun, enkarne olmadan önce sahip bulunduğu arasında kıyas yapılırsa, bir fark vardır. Spiritüel ifade, fizik bedenin çok dar imkânları ile kısıtlandığı için, onun manevî bilgilerinin sizin dünyanızda ifade edebileceği kısmı çok sınırlı olabilir.

Enkarnasyon olaylarının büyük çoğunluğunda varlık, nasıl bir yol takip etmesi gerektiğini önceden bilir.”

“Eğer varlık, önünde kendisini bekleyen ıstırap ve tecrübeleri bilirse, o zaman hayatının neticesini de bilmez mi?”

Rehber, “Evet.” diye cevap verince tekrar şöyle soruldu: “Eğer bu böyleyse, madem ki geçireceklerini ne neticesini önceden biliyor, o zaman bu gelişin maksadı ne oluyor?”

“Bu, varlığın bizim dünyamıza döndüğü zaman yapması gereken işler için yeterlilik kazanması gerekli tecrübeleri edinmesi içindir. Gerçek şu ki onun, olacakları önceden bilmesi demek, onun tekâmülü için lâzım olan ruhsal gelişimi elde etmiş bulunması demek değildir.

Siz, dünyanızdaki bütün kitapları okuyabilirsiniz, fakat o bilgilerin, tecrübe ile de kuvvetlendirilmiş olması gerekir. Sizin ulaşacağınız gelişim aşamasını tayin eden şey, o tecrübelerdir ve o tecrübeler karşısında göstereceğiniz reaksiyonlardır. Sizin dünya enkarnasyonunuzdaki bütün maksat budur.”

İki okuyucu şu soruyu sormuşlardı: “Dünyadaki ömrümüzün uzunluğu önceden mi belirlenmiştir, yoksa bu bir bedensel kuvvet veya bir başka faktör meselesi midir?”

Madde İzole Edilemez

“Bunlar bir tek şeyin bölümleridir. Fizik yapı, yani beden, ruhun Yeryüzünde gelişmesi için esas olan tecrübeyi kazanmasında gerekli araçtır. İkisi birlikte yürür. Birçok durumda, dünyadaki ömür süresinin ne zaman biteceği önceden bilinir.

Siz maddeyi ruhtan ayıramazsınız. İkisi birbirine kopmaz şekilde bağlıdır, madde ruhu kısıtlarken, ruh maddeye ilham verir. Yani maddeyi aktive eder. Siz, varlığınızın farklı yönlerini ayrı ayrı yerleştiremezsiniz. Siz her şeyi kapsayan öyle bir BÜTÜN’sünüz ki orada her bir yön diğer yönler üzerinde etki yapmaktadır. Bütün yönler birbiri ile girişim hâlinde, birbiri ile karışmış bir bütünü, yani sizi, varlığı oluşturuyor.”

“İşi buradan alırsak, meselâ bin kişi aynı anda boğulmuş olsa, bu demek midir ki onların hepsi o belirli anda gitmeye hazır durumdaydı? Onların her birinin ruhsal gelişimi için belirlenmiş zaman aynı mıydı?”

“Zor olan, kelimeleri kullanma şekli.” dedi Silver Birch. “Siz, belirlenmiş dediğiniz zaman, kim ve ne tarafından? Bu sözün altında, sanki bütün bu olaylar Büyük Ruh tarafından tanzim edilmiş gibi bir ima var. Halbuki bu böyle olmuyor. Hayatın baştanbaşa uçsuz ve bucaksız panoraması içinde, doğal yasalar, varlığınızın her yönünü kontrol eder.

Bazı safhalarda –dünyanızdaki bilginler ne derse desin- ölüm, fizik beden için kaçınılmaz bir olaydır. Fizik beden, ruhu serbest bırakmak suretiyle, amacı yerine getirmiş olur. Böylece, fizik ölüm, fizik doğum ile eşdeğerlidir. Birisi ruhun çıkışı, diğeri girişidir.

Dünyanız ölümü bir facia gibi görüyor, fakat bize göre o bir facia değildir. Ölüm hürriyete kavuşmadır, çünki bir varlığın ruhsal doğumudur. O varlığın, sizin dünyanızın bütün problemlerinden kurtulmasıdır. Çok büyük çoğunluk için o bir ödül olur, bir ceza değil. İnsanlar ölümü, her ne pahasına olursa olsun sakınılması gereken bir şey gibi görmemelidirler, fakat onu hayatın bütünleyici bir parçası olarak, ruhun kendi aslına ulaşma aracı olarak tanımalıdırlar.”

Sonraki soru şuydu: “Görünürdeki zulümlerin artık kişiyi etkilemediği bir nokta var mıdır? Mesela bir salyangozu bir ardıç kuşundan kurtarmak bir amaca hizmet eder mi?

Tabiat Dengeyi Sağlar

“Salyangoz ve ardıç kuşu tabiatın parçalarıdırlar, o tabiat ki, kendi hâline bırakıldığında daima dengeyi sağlar. Eğer salyangozu kuşun elinden almanız gerektiğini düşünüyorsanız, o zaman öyle yapın. Fakat bütün salyangozları bütün ardıç kuşlarının elinden almak sizin imkânlarınız dahilinde değil.

Affedilmeyecek olan ve kendi içinde kendi cezasının tohumunu taşıyan şey, insanlar tarafından birbirlerine ve diğer hayvanlara tatbik edilen lüzumsuz zulümdür.”

Soru ve cevap celsesi devam ediyordu: “Bugün yeryüzünde ıstırap çeken binlerce, hatta belki milyonlarca insan var. Onların hepsi, geçmişteki hareketlerinin bedelini ödeyen varlıklar mıdır? Onlar ıstırap çekmek için mi geri döndüler?”

“Bütün bunlar bir büyük tekâmül merdiveninin kısımlarıdırlar. İşler hâlinde olan bu karmaşık yasayı kapsayacak basit bir cevap verebilmek kolay değil. Spiritüel yetenekler hakkında bir bilgiye sahip olmaksızın, maddî olaylar hakkında verilecek hükümler yanılmaya mahkûmdur. İnancınızı –çünki bu bir bilgi meselesi değil, bir inanç meselesidir- size açıklanmış olanlara dayandırın: Büyük Ruh’un, sevgi ve Hikmetin özü olduğu ve adaletin daima ortaya çıktığı gerçeğine…

Dünyanız, varlığın ancak ufak bir yönüdür. O bütün sonsuzluk değildir. Taviz ve telâfi vardır. Her ruh aslına varır. Siz eğer Büyük Ruh hakkında, fizik dünyanızda geçerli ve göz önüne alınamayacak kadar ufacık bir parçaya göre hüküm verecek olursanız, yanılırsınız; çünki siz, elbette ki,sonsuzluğun bir kısmını oluşturan diğer bütün yönlerden habersizsiniz.

Hiçbir şey asla unutulmuş, ihmal edilmiş, gözden kaçırılmış değildir. Yasa her şeyi kuşatır. Her varlık, her yön, her veçhe, küçük olsun, büyük olsun, basit veya kompleks olsun hepsi değişmez yasanın parçasıdır.

Anlayamadığınız yerde, farkına varın ki siz ölçemeyeceğiniz bir şeyle uğraşmaktasınız. Fizik bedeninizin, ruhunuza empoze ettiği sınırlamalar dolayısıyla kısıtlanmış durumdasınız. Fakat her şeyin üstünde SEVGİ hüküm sürüyor. Büyük Ruh Sevgidir ve Sevgi, her şeyle her zaman olarak amacını gerçekleştirir.

Biz sizin dünyanıza dönüyoruz, çünki sizleri seviyoruz. Size yardım için gücümüzün yettiği her şeyi yapacağız, fakat henüz hazmedemeyeceğiniz ve benimseyemeyeceğiniz şeyleri size veremeyiz. Ancak geliştikçe o anlayışa ulaşılır. Merdivenin üzerindeki her bir basamak, siz tırmandıkça, bir üst basamağı gözünüzün önüne serer ve bütün bu basamaklar sonsuza doğru uzanır. Ben bütün problemlerinizi sizin adınıza halledemem, çünki sizin apaçık anlayamayacağınız faktörler var.

Almış olduğunuz bilgi temel olmalıdır ve o temelin üzerine inancınızı kurmalısınız. Mantıksız ve şüphe taşıyan bir inanç değil, size gösterilmiş olanlar üzerine inşa edilmiş bir inanç: Yani ilâhî sevgi ve hikmetin emrettiği bir İlâhî Plân’ın var olduğu ve sizin her zaman için onunla kuşatılmış bulunduğunuz hakkındaki bilginiz üzerine kurulmuş bir inanç. Bu, size şunu fark ettirmelidir: Dünyanızda size veya herhangi bir başkasına her ne olursa, o plânın bir bölümüdür.”

Zorluklar Gelişmenize Yardım Eder

“Hiçbir zorluk yoktur ki, sizin onu yenmeniz ve sonunda ruhen daha kuvvetlenmiş olarak çıkmanız için, içinizde ve dışınızda size yardımcı olacak kuvvetten daha büyük olsun. Sizin dünyada varoluşunuzun bütün hedefi budur; yani derslerinizi öğrenmek ve bu sayede daha donanmış hâle gelmek.

Eğer herhangi bir zamanda zihninize bir şüphe gelirse, o zaman durun. Bırakın zihniniz geçmiş günlere geri dönsün ve sizin şimdi bulunduğunuz yere nasıl getirilmiş olduğunuzu fark etsin. Dünya hayatınızı aydınlatmaya devam eden bu harikulâde gerçeklere sahip olmaktan dolayı şanslısınız.

Bu bilgiler sizinle kendi sevdikleriniz ve sizinle akrabalığı olmadığı hâlde ruhen size yakın olanlar arasında büyük bir halka meydana getirdi. Onların arzusu işbirliği yapmaktır; bu sayede birlikte, ne yazık ki bilgisizlik batağı içinde yaşayan birçoklarına yardım edebileceğiz. Bizim sizlere geri dönüşümüzün sebebi işte budur.”

Denildi ki: “Bize açıklanmış olanlar için şükrediyoruz.”

Buna Rehber şöyle karşılık verdi: “Ben de, bazı kimselere ulaşabilmemi ve onların karanlığına biraz olsun ışık götürebilmemi sağlayan, bu sayede onların da daha güçlü olarak yollarına devam etmelerine imkân tanıyan bütün yardımlarınız ve sevginiz için şükrediyorum.”

Son olarak Silver Birch’e sordular: “Yöneldiğimiz anlarda maddî konularda ruhsal yardım istememiz yanlış olur mu?”

“Şartlar ve durum her ne olursa olsun, sizden beklenen, elinizden gelenin en iyisini yapmanızdır. Siz bunu yaptığınızda ve daha fazlasını yapamayacağınıza samimî olarak inandığınızda, o zaman ruh âleminden yardım istemek hakkını kazanmış olursunuz. O zaman, o zaten yola çıkmıştır bile.

Bu şimdi bana, sizden bana gelen büyük sevgiyi her zaman hissettiğimi söyleme fırsatını veriyor. Bunu sizden kazandığım için şükrediyorum. Böylece, bizi bir araya getirmiş olan Büyük Ruh’a hizmette devam edeceğiz, karşılığında bize hizmet edildiği gibi.

Duralım ve hayatımızı düzenlediğimiz oranda ulaşacağımız Büyük Ruh’un hayırlarını dinleyelim. Hizmet yolunda gösterilen her çaba, bize hayat hediyesini vermiş olan kuvvetle aramızda, otomatik olarak daha sık yakınlık kurmuş olur.

Hayatın temeli olan ebedî prensibi her zaman hatırlamaya ve ona uygun yaşamaya çalışın. Varlığın daha geniş yönleri ile uyulmanmış olan herkesin ulaşacağı sükûnet, huzur, barış ve gönül rahatlığının güvencesi budur.

Büyük Ruh’un hayırları hepimizle olsun.”

Share

Bu site özeldir ve ticari amaç taşımaz.

Copyright © Dünya Ana