REHBER SORULARINIZI CEVAPLANDIRIYOR
“Amipten bugünkü gelişim hâline kadar olan süre içinde insan spiritüel bir varlık olarak tekâmül sürecine ne safhada girdi? O, ilk canlı hücrede var mıydı?”
Bu soru, okuyucular tarafından sorulan diğer sorular gibi, Hannen Swaffer özel celselerinin rehberi Silver Birch’e sorulmuştu. Şöyle cevap verdi:
“Soru sahibi eğer insan türünü kastediyorsa o zaman o amip içinde yoktu. Fakat nerede bir hayat formu varda, orada ruh vardır; çünki ruh hayattır ve hayat ruhtur.
Şöyle söylemek doğru olur: Ruh her zaman her türlü büyüme işlemi ve şekli içinde varolagelmiştir, en alt kademede olanından en yükseğine, en basitinden en kompleks olanına kadar.
Beşer unsuru amipin aşamalı gelişimi sırasında meydana çıkmıştır. Tekâmül sürecinin bir kısmı olarak, insan varlığına doğru sürekli bir gelişme olmuştur. İnsan, insan olduğunu fark ettiği tekâmül kademesinde insan olur, yani kendisinin farkına vardığı, şuuruna vardığı zaman. Fakat tekâmül her zaman mevcut olmuştur. Tekâmülün bir başlangıcı yoktur. O başlangıçsız ve sonsuzdur. Çünki mükemmelliğe doğru ilerleyişin bir kısmıdır.”
“İsa’nın gerçek tarihinden ne kadarı Yeni Ahit’te ( İncil’de) vardır, eğer varsa?”
“Çok az. Çünki İncil’de zaten Nasıralı’ya ayrılmış ancak birkaç sayfa vardır. Daha ziyade orada Nasıralı’nın sizin dünyanızı terk edişinden sonra neler olduğu anlatılır.
Bildiğiniz gibi Kitabı Mukaddes orijinal bir doküman değildir. O bir kopyanın kopyasının kopyasıdır, bir tercümenin tercümesinin tercümesidir. Onda tahrif edilmiş ve çıkarılmış bölümler vardır.
Neleri kabul edebileceğiniz hakkında kendi muhakemenizi kullanmalısınız. Birçok defalar söylediğim gibi sizin akıl süzgecinizden geçemeyen şey kabul edilmemelidir. İncil aslında Nasıralı’nın dünya hayatının çok küçük bir bölümünden bahseder.”
“Karmayı açıklar mısınız?”
“Evet, basit bir cevap vereyim: Sebep-sonuç yasası.”
“Dünya nüfusunun hızla artışı hakkında herhangi bir görüş ya da sebep söyler misiniz?”
“Evet, haddinden fazla çocuk doğmaktadır.”
“İnsanların çocukları olmamalı mı?”
Rehber cevap verdi: “İstedikleri zaman çocuk sahibi olup istemedikleri zaman olmamaları için herkes bilgilendirilmelidir.”
Bu başka bir soruya yol açtı: “Dünyaya dönmek zorunda oldukları zaman sıra bekleyen çocukları etkilemez mi bu?”
“Hayır, doğması gerekenler yeniden enkarne olacaklar.”
Görüşme sırasında bir celse üyesi şunları söyledi: “Şu sonuca vardım ki, ufak iyilikler yapan kişi bundan öylesine bir zevk ve tatmin payı çıkarıyor ki bu fiiller artık erdem olmaktan çıkıyor. Bu tür iyiliklerde verdiklerinden daha fazla alıyorlar.”
“Peki, eğer bu iyilikleri yapmazlarsa bu erdem mi oluyor?” diye sordu Silver Birch. “Bunlar kelimelerdir. Etiketlerdir. Biz etiketlerle değil, amaçlarla ilgileniriz. Eğer verişteki sebep ondan elde edecekleriniz ise, o zaman ruhunuz gelişmez. Eğer sebep hizmet arzusu ise ruh gelişir. Buna erdem denilmiş veya denilmemiş, önemli değildir.”
“Bir insan yaptıklarından böylesine bir tatmin çıkarıyorsa onu harekete getiren sebep yüksek spiritüel bir amaç olmasa gerek, öyle değil mi?”
“Hayır, siz her zaman amaçları incelemelisinz. Fiili işlemekteki amaç tatmin olmak mı yoksa hizmet etmek mi? Eğer kişisel tatmin ise bunda bir liyakat yoktur. Eğer hizmet etmek ise o zaman onun düşüncesi dahi yüceltici olur ve spiritüel yapınızı geliştirir.
Niyet mihenk taşıdır. Kanunu aldatamazsınız. Sadaka veren milyoner böyle yapmakla spiritüel gelişimini arttırmış olmaz fakat yardımı olacağını bildiği için gücünün üstünde verenin spiritüel liyakati yükselir.”
“Şefkat kelimesi bunu tanımlamaz mı?”
“Şefkat ruhun niteliklerinden biridir. Bunu birçok defalar söyledim. Sevgi, dostluk, şefkat, merhamet, hoşgörü, iyilik, hizmet ruhun nitelikleridir.onları ifadelendirdiğiniz zaman kendinizi ruh değerinizle tezahür ettirmiş oluyorsunuz.”
“Duyuların inceleştirilmesinin, meselâ bekârlığın sizin hâkimiyet ile kastettiğiniz durumla ilişkisi var mıdır?”
“Mutlaka olması gerekmez. Bu yine amaca bağlıdır. Siz hâkimiyet yolunda adımlar atabilirsiniz, ister bekâr olun ister olmayın. Bekârlık hâkimiyetin ölçüsü değildir. Hâkimiyetin ölçüsü eksikleri, kusurları yenmek ve mükemmelliğin ifadelenmesine imkân vermektir.
Hâkimiyet, spiritüel yücelikleri özlemek isteyen ve böyle yapmakla da daha büyük hayatla daha çok uyumlanabilen, sonuçta da onun bütün gücünden, kuvvetinden, haşmet ve güzelliğinden daha büyük hisse alabilen isteğin hedefidir. Önemli olan şey, bütün kaba olanları inceleştirmeniz ve daha üstün benliğe ait tezahürlerin zenginleşmesini sağlamaktır.”
“Birçok filozofları karakterize eden duyusal zevklerden uzak durma eğiliminin mânâsı nedir?”
“Bazen bu, maddesel istek ve arzuları azaltma isteğidir. Bazen başkalarından üstün olmak gibi bencil bir arzudur. Esas olan niyettir.”
“Avilla’lı Azize Teresa’nın bahsettiği obsesyon, ruh varlıklarının birbirlerine gönderdikleri akisler mi yoksa medyomlardaki dönüşüme benzer bir şey midir?”
“Spiritüel tecrübeler dizisi vardır. Merdivenin daha alt kademelerinde obsesyonlar yer alır. Daha yüksek basamaklarda ise ilham. Arada birçok dereceler vardır. Fakat İncil’in söylediği gibi ‘Siz onları meyvelerinden tanıyacaksınız.’”
“Çocukken ölenlerin dünyasal hayatlarına devam ettikleri realitesini öğretmek üzere ‘şen av sahaları’ şeklinde verilmiş sübjektif cennet örneklerinden söz edilmesi yüzünden reenkarnasyon öğretisi bir teşevvüşe uğramıyor mu?”
“Eğer soru sahibi böyle düşünmek istiyor ise bunu düşünmekte özgürdür, fakat bu reenkarnasyonun gerçekliğini değiştirmeyecektir. Gerçek, gerçektir, ondan hoşlansanız da hoşlanmasanız da veya aynı fikirde olsanız da, olmasanız da.
Bilgi sahibi olan bir insan, bir olayla veya onun getirdikleriyle karşılaştığı zaman onu anlamaya çalışandır. Fakat o size hiçbir şekilde akla uygun gelmiyor ise onu reddediniz.
Eğer bu size saçma görünüyorsa onu reddedin. Siz büyüdükçe anlayış kapasiteniz de artacak ve siz önceden belki reddetmiş olduğunuz şeyin şimdi bir anlam ifade ettiğini fark edeceksiniz.”
Bir celse üyesi, bir okuyucunun çok hızlı nüfus artışı sorusuna değinerek şunları söyledi: “Bütün bu ruhlar nereden geliyorlar. Eğer dünyaya geri gelecek olan belirli sayıda ruh varsa bir rezervuarın ( deponun) var olması gerekir. Bize çok fazla çocuk yapmamamız söyleniyor fakat insanlar çocuk yapmaya devam ederlerse onlar doğarlar. Şu hâlde bütün bu ruhlar nereden geliyorlar?”
“Yanlış kelime kullanmak olacak ama sorunuz yanlış bir kavram üzerine dayandırılmıştır.” dedi Rehber. “Siz dünyanızda ruhları yaratamazsınız. Sizin yaptığınız şey ruhların tezahürüne araç olacak kanalları yaratmaktır.
Ruh ilk cevherdir. Sonsuzdur ve sonsuzluk ölçülemez. Sizin yaptığınız, ruhun enkarne olmasına ve bireyselleşmesine imkân verecek aracı sağlamaktır.
Siz ruh olarak her zaman vardınız. Bireysel ruh olarak ise döllenme anından itibaren başladınız. Dünyanızda sizden önce bulunanlar ve yapılacak vazifeleri, düzeltilecek işleri veya ulaşılacak hedefleri olanlar vardır. Onlar yapmaları gerekeni yapma fırsatını kendilerine verecek olan uygun vasıtalar buluncaya kadar beklerler.”
“Ben bütün insan ruhlarının bütün hayat evrelerinden geçerek aşamalı bir şekilde tekâmül ettiklerini düşünürdüm.”
“Hayır, o dediğiniz fiziksel atalardır. (*) Ruh her zaman vardı.”
“Yaşlı ruhlar nedir?”
……………………………………………
(*) Fizik bedenlerin türden türe intikâl eden tekâmül süreci –J.G.
“Onlarınki ilk enkarnasyonları değildir.”
“İnsanlar belli bir amaçla mı enkarne olurlar?”
“Evet.”
“Eğer onlar hür iradelerini mükemmelleştirmişseler ve amaçlarını bilmiyorlarsa reenkarne oluşlarının amacını nasıl gerçekleştirecekler?”
“Hiç kimse hür iradesini mükemmelleştirmiş değildir. Bu, kısıtlı bir saha içindeki hür bir iradedir. İradeniz sizin kontrol edemeyeceğiniz şartlara bağlıdır. Ruh neyi gerçekleştirmesi gerektiğini reenkarne olmadan önce bilir. Buna ait idrakin uyanması uzun bir zaman alabilir.
Ruh kendi içinde işlenmiş idrake sahiptir. Bu idrak doğmazsa o zaman ruh tekrar enkarne olacaktır. Eğer idrak açılırsa o zaman enkarnasyonun amacını gerçekleştirmeye başlayacaktır.”
Silver Birch, dünya sahnesinden bir süre için çekildiği, Noelden önceki bu son celsesinde şunları söyledi: “bu misyonda görev almış olan bizler, kendi yerlerimiz olan âlemlere dönmek için dünyanızdan ayrılmayı lüzumlu buluyoruz. Yapmamız gereken daha nelerin olduğunu, neleri gerçekleştirmiş bulunduğumuzu ve nerede başarısızlığa uğradığımızı öğrenebilmek için üstat olanlarla, aydınlanmış olanlarla, hiyerarşi ile buluşuyoruz. Bizim kendi danışma kurullarımız ve kardeşliklerimiz var.
Biz plânın nasıl gerçekleştiğini ve geciktiğini, yenmemiz gereken olan engelleri, vazifemizi tamamladık diyebilmek için daha neler yapmamız gerektiğini görüşürüz. Kısa bir süre için bile olsa semavî ışıkla kuşatılmak ve yeryüzünde asla görülmemiş bir ışıl içinde yaşamak iyi bir şeydir.”
Kederi Kovunuz
Rehberin son sözleri şöyle oldu:
“Dünyasal herhangi bir kederin sizi istilâ etmesine izin vermeyin. O fizikseldir, ruhsal değil. Gerçek ışık içinizdedir. Bırakın o kendilerini karanlıkla sarılmış hissedenlere yardım için parlasın.
Başlarınızı dik tutun. Siz evrendeki en büyük güçten haberdarsınız. Bu sizin temeliniz. Sizin kararlı çabanız olsun. Bilin ki her ne gelirse gelsin siz ruhen huzurunuzu kaybetmeyeceksiniz. Elbette buna siz meydan vermediğiniz sürece.
İçinizdeki azmi sizi şimdi bulunduğunuz yere getirmiş olan gerçeğe ve bilgiye olan büyük güveninizi sürdürün. Bütün inancınızı o sağlam temele oturtun. Önünüze hangi sorun çıkarsa onu bilginizin ışığıyla karşılayın. Bilin ki onları fethedebilir ve yaptığınız ve yapmakta olduğunuz hizmetleri yerine getirmeye devam edebilirsiniz. Böylece Büyük Ruh’un iyilikleri hepinizle olsun.”
“Dünya hayatı içinde insan tam bir ruhsal değişme geçirdiği ve bu değişme o kişiyi sevgi ve hizmet yoluna yeniden yönettiği zaman, ağır bir karmik borç ödenmiş olur mu? Yoksa onu yine de aynen ödemek gerekir mi?”
Bir okuyucunun bu sorusu, Hannen Swaffer’in özel celselerinin rehberi Silver Birch’e okunduğu zaman, o şöyle cevap verdi: “Doğal yasa daima sebep ve sonuçtur. Doğa yasasının işleyişi iptal edilemez. Doğal yasa tesiri itibarıyla hemen hemen mekaniktir, sonuç sebebi izler ve o sonucun ardında da bir sebep gizlidir ve böylece bu zincir sonsuza dek sürer.
Hayır, iptal söz konusu değildir. Eğer bir insan, sorudaki kelimeyi kullanayım, yeniden kendisini yola koyar ve hizmet ederse, bu durum otomatik olarak bir borcu azaltır, ta ki borç bitinceye kadar. İşte o zaman dengeye ulaşılmış olur.”
Bir başka okuyucu şu soruyu göndermişti: “astrolojide bir gerçek payı var mıdır? Doğum anı bir insanın hayatını etkiler mi?”
“Şunda bir gerçek payı vardır ki, hayatın bütünü, hayatın doğası gereği sürekli bir ışınım hâlidir. Hayat durağan olamaz; hayat tezahür etmek zorundadır. Tezahürü, bir dalga boyu içinde veya bir ışınım veya titreşim hâlinde olur; sanırım bugünün terimleri bunlardır.
Evrende her şeyin ve herkesin birbiri üzerinde etki ve tepkisi olur. Fırtınaların ışınımları vardır ki bedeni etkiler. Güneş, ışık ve güç verirken, bu güneşin ışınlarıdır. Ağaçların, kendilerinde biriktirdikleri enerjiyi salıverirken bir ışınım hâli içindedir. Siz gezegenlerden radyasyonlar alırsınız. Bu sizin fizik bedeninizi etkiler. Fakat herhangi bir gezegenden yayınlanan hiçbir ışınım veya güç yoktur ki direkt olarak ruhu etkileyebilsin. Bu ancak onun fizik bedeni etkilemesi ve fizik bedenin de ruhu etkilemesi nispetinde olur.”
Bir celse üyesi konuyu daha çok açıklığa kavuşturmak için dedi ki: “Sanırım, soru sahibi, meselâ, 1 Şubatta doğmuş olan herkesin, bu sebepten dolayı benzer niteliklere sahip olup olmadıklarını soruyor.”
“Hayır, böyle olamaz, çünki ruh maddeden üstündür. Madde, nete tâbi tutulursa tutulsun, uygun şartlar sağlandığı takdirde enkarne olan bir ruha karşı galip gelecek kadar kuvvetli değildir. Tamamen fizikî yönden bakılacak olursa, her çocuk kendi tekâmül gidişinin bir bölümü olarak, belirli maddesel karakterleri almıştır. Çocuk şu veya bu zamanda ana rahmine düştüğü veya doğduğu için bütün bunlar bir kenara bırakılamaz.
Bütün ve çevre faktörlerine ek olarak her enkarne olan kişi, sonsuz potansiyel güce sahip ruhtur. Eğer imkân verilirse maddeye hükmedecek olan aslında ruhtur veya ne yazık ki milyonlarcasında olduğu gibi, ruha üstün tutulan maddenin ruha hükmetmesine imkân verilmezse…”
Sonraki soru dizisi şöyleydi: “Sizin birçok yüzleri olan bir pırlanta şeklinde tarif ettiğiniz ‘grup ruhları’ daha etraflı açıklayabilir misiniz? Onlar aile grupları mıdır, aynı ruhsal tekâmül durumunda aynı bilgilere sahip kimseler midir?”
Bağlarla Kayıtlı Olmadığı Zaman
“Eğer soru sahibi, ‘aile’ kelimesiyle sizin anladığınız şekilde, yani kan bağı ile veya evlenme dolayısıyla akrabalık bağları ile bağlanmış olmayı kastediyorsa, o zaman bu, ‘grup ruhlar’a uymaz. Tamamen maddî olan dünyasal bağların, bedensel amacını yerine getirdikten sonra da devam etmesi mutlaka gerekli değildir.
Ruhsal akrabalık, en yüksek tertipte ilgi veya daha alt tertiplerde hısımlık şeklinde, birbirleri ile benzerlik taşıyan varlıklardır. Fizik akrabalıklar, tek devamlı prensipler olan sonsuz prensiplere dayanmaz. Grup ruhlar, beşerî yönü ile alınacak olursa, spiritüel ( manevî) akrabalığa sahip olan bireylerden oluşur. Onlar otomatik olarak birbirlerine çekilirler, çünki aynı pırlantanın yüzleridirler. Pırlantanın parçaları, daha büyük varlığın hayrına olacak bir çeşit tecrübenin kazanılması için, bir işin gereği olarak, sizin dünyanızda enkarne olabilirler ve olmaktadır. Bu, sizin sorunuzu cevaplandırmış oluyor mu?”
“Evet, fakat bir diğer soruya yol açıyor. Biz hepimiz aynı ruhun bölümleri değil miyiz?”
“Bu çok zor bir soru,” dedi rehber. “Bu, sizin kelimelerin tarifini yapmak zorunda kaldığınız zaman karşınıza dikilen eski bir problemdir. Biz aynı ruhun bölümleriyiz. Ruhsal varlık tabirine gelince –kesin bir tarif yapmak gerekirse- bu, bireyselleşmiş ruhtur. (*) Demek oluyor ki gerçekte bütün hayat birdir, bütün ruh birdir, fakat ruh sonsuz olduğu için onun sonsuz tezahürleri vardır.
Spiritüel bakımdan hepimiz biriz ama ruhlarımız bireysel varlıklardır. Sizin dünyanızda insanlar gruplaşırlar. Onlar belirli bir iş veya hizmet için bir araya gelirler. Bizim dünyamızda da, plân’ın bir kısmı olan fonksiyonları gerçekleştirmek üzere gruplaşmalar varır. Bu gruplaşmalardan hepsi –spiritüel durumları anlatmak için kelime bulmak çok zor- diğerleri kadar eksiksiz, bütün değildir. Genel bir ifade ile diyebiliriz ki, dünyanızdaki insanlar ‘grup ruhlar’dan iseler aralarında bir ilgi, ruhsal aşinalık vardır.”
“Bu grup ruhlarının, ilerde bütün varlıkların birleşip bir tek olacağı bir tekâmül yolunun ilk adımı olduğunu söylemek doğru mu?”
“Hayır. Bütün ruhlar bir olamazlar.”
“Şu anda, bireylerden meydana gelmiş grup ruhu var olduğuna, milyonlarca yıl içinde bu sürecin sürüp gideceğini, sonunda bütün insanların bir olup, bir tek grup hâline geleceğini düşünemez miyiz?”
“Hayır, çünki bu oluşum sonsuzdur.” Diye ısrar etti Rehber. “Mükemmelliğe ulaşılamaz. Ona doğru atılan her adım, çıkılması gereken bir diğer basamağı ortaya koyar. Sizin mukaddes kitabınız der ki: ‘Kendisini kaybeden kendisini bulur.” Bu söz büyük bireysellik
……………………………………………………………
(*) Rehber bir ve bölünmez olan küllî ruh ( spirit) ile fertler hâlinde yine onun tezahürleri olan ruhsal varlıklar ( soul) tabirlerinin birbirine karıştırılmasından doğan yanlış anlaşmaları gidermek üzere izah yapıyor. –J.G.
sırrını bir açıklama girişimidir ki siz tekâmül ettikçe daha çok birey ve daha az kişi olursunuz. Bu belirsiz bir söz galiba.
Kişilik, dünyasal karakterlerin ifadesidir ve kişilerin birbirlerinden ayırt edilmelerini ve tanınmalarını sağlar. Bireysellik ruhun bir ifadesidir ki bunda ruhsal özellikler geliştirilir. Bu süreç devam ettikçe, kişiliğiniz ( sizin anladığınız fizik anlamıyla) daha az belirli, fakat spiritüel anlamda, bireyselliğiniz daha belirli bir hâl alır.”
“Mükemmelliğin yalnız Allah’a mahsus olduğunu, şüphesiz bizlerin mükemmelliğe ulaşamayacağımızı söylemek doğru olur mu?”
“Siz mükemmel olamazsınız, çünki eğer olsanız, bu tekâmülün sonu olurdu. Tekâmül ise, özü itibarıyla sürüp gidecek bir süreçtir. Gelişimin sınırı yoktur, o sonsuz bir niteliktir.
Bu kavranılması çok zor bir kavram, fakat bu öğrenim gibidir, siz öğrenimin sonuna geldiğinizi veya bilgelik ve anlayışta en son noktaya vardığınızı söyleyemezsiniz. Siz, sevginin en yücesine ulaştığınızı söyleyemezsiniz. Bunlar ilâhî niteliklerdir ki sonsuz gelişime elverişlidirler. Ruh hedefine, yani mükemmelliğe daha çok yaklaştıkça onlar da öylece açılıp büyür.”
“Demek oluyor ki bizi daha yapılacak çok iş bekliyor.”
“Uzun bir zaman çalışacaksınız. Ruhsal alanda işsiz kalmak veya ruhsal alanda yersiz olmaktan korkmanıza hiç gerek yok.”
Bir okuyucudan gelen bir başka soru şuydu: “Dünyasal bir günah ne zaman spiritüel günah değildir ve ruh âlemi bunu nasıl tarif eder?”
“Bu sizin ahlâk anlayışınıza bağlıdır ki, dünyanızda ülkeden ülkeye değişir. Bir ülkede ahlâk dışı sayılan, başka bir ülkede değildir. Meselâ çeşitli topluluklarda günah olarak etiketlenmiş şeyler vardır ki, bunlar onların benimsemiş oldukları görüşlere aykırı hareket etmiş olduğunu düşündükleri kimselerin görüşleri ve hareketlerdir.”
Günahın Tarifi
“Bunlar tamamen, günah saydığınız şeyin tarifine bağlı. Ben derdim ki günah, başkalarına zarar veren şeydir. Günah, onu işleyen kişiyi aşağılatan ve başkalarını inciten harekettir. Haset, açgözlülük, kıskançlık günahları ve kötü işler yapmak için günahlar vardır. Günahın, hizmetin zıddı olan bir şey olması gerekir.”
“Yeni Ahit’te, günahın kanunsuzluk olduğu, spiritüel kanunu çiğneyen herhangi bir şey olduğu yolundaki tarif ile aynı fikirde misiniz?”
“Evet, eğer yapılan, spiritüel kanuna bir karşı koyma girişimiyse o takdirde o bir günahtır. Ama eğer insanların yapmış oldukları bir kanuna karşı gelme hâli ise, günah olması mutlaka gerekmez. Dünyanızda evlilik bağı ile birbirine bağlanmış insanlar vardır ki birbirleri için spiritüel eş değildirler. Ruh açısından bakıldığında, eğer bunlar birbirlerini incitirlerse bu günahtır. Bütün her şey, sizin meseleyi ne şekilde ele aldığınıza bağlıdır. Eğer spiritüel standartlardan ayrılmazsanız, o zaman cevabı bulmakta bir zorluk yoktur.”
“Siz öte tarafta günahın varlığını kabul eder misiniz?”
“Evet. Doğa yasalarının ihlâl edilmesi günahtır.”
“Siz, her zaman ‘hata’ kelimesini kullanmayı tercih ettiğinizi söylemişsinizdir.”
“Çoğu zaman, bu kasıtlı bir hareketten çok bilgisizliğin sonucudur. Fakat kötü niyetli insanların sayısı, çok kalabalık nüfusa kıyas edilire, küçüktür. Siz fazla itham edici olmamaya çok dikkat etmelisiniz, çünki insanlarda birçok ufak kusurlar vardır. Eğer insanlardan nefret ediyorsanız, günah işliyorsunuz. Bence standart çok basit: Vicdanınızı rahatsız eden herhangi bir şey doğal yasaya aykırıdır.”
Bir başka soru da şu idi: “eğer bir hayvan yeryüzünde meselâ asil duygular ve zekâ gibi beşerî nitelikler gelişirse, o yine de daha ileri bir tekâmül şansı olmaksızın hayvan olarak mı kalır, yoksa zamanla insanlık âlemine adım atabilir mi?”
“Tekâmül, doğa yasasının bir bölümüdür. Onun bir esas akış yolu ve birçok da ona katılan kolları vardır. Sizin içinizdeki ruh, özü itibarıyla hayvanın içindeki ruh ile aynıdır. Özde değil, sadece derece bakımından farkları vardır.
Potansiyel olarak ruh, sonsuz oluşu nedeniyle, gerek insanda, gerek hayvanda saklı bulunan muazzam ifadelere ulaşma kudretindedir, fakat spiritüel bakımdan bütün bunlar bir tek yolun kısımlarıdır. Ruhun insanda ve hayvanda birbirinden farklı olarak ifadelenmek üzere nerede kollara ayrıldığını kim belirleyecek? Ben burada hiçbir problem görmüyorum.”
Bir celse üyesi dedi ki: “Benim anladığıma göre, bu, hayvanların insan olabilmelerinin mümkün olup olmadığını soran direkt bir soru.”
Silver Birch’ün cevabı kesin bir “Hayır!” oldu.
“Bir hayvan insanınkine benzer bir tarzda mı tekâmül eder?”
“O kendi tekâmül yolunu takip eder. Bu da bütün tekâmülün gerisindeki aynı kalıba uygundur; bu bir gelişimdir. Ben size sorsam, bütün çocuklar ana-babalarının tekâmül ettiği şekilde mi tekâmül eder? diye, cevabı hem ‘evet’ hem ‘hayır’ olur. Onların kendilerine önceden çizilmiş yolları vardır ki onu takip ederler, fakat bunun içinde belirli ölçüde bir hür irade vardır ki bu hür iradeyi düzenleyen de, tekâmül kademesinde ulaşılmış olan idrak ve anlayıştır. Ruhu olan her şey sonsuz gelişim kabiliyetine sahiptir.”
Bütün Hayat Birdir
Celse üyelerinin işaret ettikleri bazı konuları dinledikten sonra, Rehber şöyle dedi: “Hayvanlar kendi tekâmül çizgilerini, sürecin bütün içinde oynadıkları role uygun şekilde takip ederler. Sebep-sonuç kanununun değişmesi mümkün değildir. Olan her şey mutlaka olmuş olanın sonucudur. Hayvan, tekâmül plânının esas bir parçasıdır, tıpkı ağaç gibi, okyanus gibi ve tabiattaki her şey gibi.
Aralarındaki bağ, birleştirici olan ruhtur. Bütün hayat birdir. Siz sade hayvanlarla değil, nerede hayat varsa hepsiyle ilişkilisiniz. Onlar kendi önceden çizilmiş yollarını takip edecekler. Onların tekâmülü onlara uygulanan kanuna göre olur, aynı şekilde o kanun çiçeğe, ağaca, kuşa, kırdaki hayvanlara veya insana da onların bütün içindeki rollerine göre uygulanır.”
“Bir hayvan bağlı olduğu kanunu çiğneyebilir mi?”
“Sade şu mânâda ki siz kanuna karşı çıkarsınız ama buna rağmen o aynı şekilde hükmünü yerine getirir. Siz kanunu çiğneyebilirsiniz ama, sonucun sebebi takip etmesini önlemek gibi bir kanun bozma imkânına sahip değilsiniz.”
“Bir hayvan, ruhsal bakımdan kendisini suçlandıracak herhangi bir şey yapabilir mi?”
“Evet, eğer doğa yasasını çiğnerse. Nasıl yaramaz insanlar varsa öyle yaramaz hayvanlar da vardır.”
“Hayvan, varlık olarak, kanunu ihlâl ettiğini bilir mi?”
“Bilmiyorum. Ben bir hayvan değilim. İyilerin ve kötülerin olması zorunludur. Sizin dünyanızda hiçbir hayvan, hiçbir insan mükemmel değildir.”
“Bir insan kötü ise bir vicdanı var. Bir hayvan yaramaz ise sebepleri olmalı.”
“Yine de kanuna bağlıdır. Ben kanunu değiştiremem.”
Bir okuyucudan gelen bir başka soru da şu şekilde idi: “Tekrardoğuşu tartışan şüpheciler, özürlü doğmuş bir bebeğin veya zihnen sakat bir kişinin dünya hayatından ders alabilmelerinin nasıl mümkün olacağını soruyorlar. Bu zor soruya birçok Spiritüalistler, bunu bir gün anlayacağımızı bildikleri ve buna güvendikleri yolunda cevap veriyorlar. Ama biz şüpheci bir kişiye cevaplandıramazsak o öylece kalabilir. Mutlak bir münakaşaya dalmaksızın en iyi cevabı verebilmenin yolu hakkında bir fikir verebilir misiniz?”
“Şüphecilere verilecek cevap yoktur. Şüpheci kişinin, tatmin oluncaya kadar araması ve kendi kendine bulması gerekir. Şüpheciler kaybolacaktır. Bizler teoloji üstadı değiliz. Bu, bir münakaşa, tarafların puan kaydedecekleri bir münazara değildir. Bu, insanların bir anlayışa ulaştırılması gereken bir ruhsal oluşumdur.
Onların idraki açıldıkça, hayatın bazı sırlarını anlayacaklar. Hepsini anlamayacaklar, çünki eğer böyle bir şey olursa dünyada kalmazdınız. Dünya, içinde derslerinizi öğreneceğiniz okulunuzdur. Onları yavaş yavaş öğrendikçe bilginiz artar, idrakiniz büyür. Bu da daha çok alabilme ve anlayabilme kabiliyetinizi artırır.
Hayatın bütün amacı aslında budur. Benim işim münakaşalar açmak, tartışmaya girmek değildir. Ben sadece devam etmiş ve devam edecek gerçekleri söyleyebilirim. Eğer onlar kabul edilmezse, üzülürüm. Bu konuda benim yapabileceğim hiçbir şey yoktur.”
Silver Birch’e, “Sizin bize sormak istediğiniz bir soru var mı?” denildiği zaman bu bir değişiklik olmuştu. Silver Birch: “Ben bir soru soracağım.cevabı beni çok ilgilendiriyor.” dedi. “Bizim dünyamız ile olan temaslarınızdan elde ettiğiniz tecrübelerden öğrendiğiniz en büyük ders nedir?”
İlk cevap şu oldu: “Bana sabır ve anlayış sahibi olmam öğretildi.”
İkinci üye şöyle cevap verdi: “bu benim anlayışım için bir deneme oluyor. Fizik duygularım daima negatif bir görüş öne sürüyor. Bazen onları bastırmak ve pozitif düşünceleri öne almakta zorluk çekiyorum. Ruh âlemindeki varlıklarla birlik kurabildiğimiz zaman bu büyük bir içsel başarı oluyor.”
Üçüncü üye, “Ruh âleminden bize bütün gelenlere karşı büyük saygı ve hayranlık duyuyorum.” diye konuştu.
Bir diğeri, “hayat yolunda bütün bu harikûlade bilgilerle yürüyebilmemiz çok mutluluk verici bir şey.” dedi.
Stenograf hiç duraklamadan Rehbere hemen şunları söyledi: “Hepimizin gerçekten spiritüel varlıklar olduğumuzu anlamak.”
Bir başkası, “Şuursal olarak uykuda olan birçoklarına karşılık ben hayat-ötesine dair o harikûlâde bilgiye sahibim.” dedi.
Sonuncu cevap şöyle oldu: “bence görülmeyen âlemin yakınlığı ve gerçekliği. Kişinin maddî şeylere fazla düşkün olmaması. Hayatta ancak spiritüel şeylerin önemli olduğunu anlaması.”
Silver Birch özetledi: “Bence kazandınız. Şimdi benim öğrenmiş olduğum en büyük dersi söyleyeceğim. O da ruhun en yüce ifadesinin sevgi olduğudur, ki sevgi, kanunun yerini bulmasıdır. Biz birbirimizi sevmeyi öğrenebildikçe, sonsuz yaradılış sürecine öylece yardımcı olacağız. Milyonların gönüllerinde ve zihinlerinde sevgi ifadesini bulduğu zaman onlar varoluşlarının sebebini yerine getirmiş olacaklar.”
“Hayatı sürdürebilmek için insanı, bitkilerin hayatına son vermek, yumurta, süt almak veya daha vahşicesi, hayvanları kesip öldürmekten başka çaresi yoktur. Böylece bir hırsızca yaşama zorunluluğu, Silver Birch’ün, dikkatten uzak tutulması için daima ikaz ettiği akıl ve mantığa ters düşmeksizin, tüm iyilik olan bir Yaratan ile nasıl bağdaştırabilir?”
“Siz hayvanları öldürüyorsunuz diye Yaratıcıyı suçlamayın. Seçim sizindir. Siz onları öldürmeye mecbur değilsiniz, bununla beraber cevap çok basit. Bu gibi şartlarda nasıl davranacağınızı sizin tekâmül kademeniz belirleyecektir. Eğer herhangi bir şüpheniz olursa vicdanın tamamlayıcılığı cevabı verecektir.
Siz yaptıklarınızdan sorumlusunuz ve bütün hareketleriniz sizin ruhsal gelişmenizi etkiler. Bir diğer faktör niyetinizdir. Eğer niyetiniz berrak şekilde iyi ise ve siz öldürmek zorunda iseniz o zaman bu şüphesiz sizin gelişmenizde daha iyiye ve hayra iletici bir sonuç meydana getirecektir.
Siz spiritüel kanunları aldatamazsınız, çünki onlar sebep-sonuca ve ‘ekilen biçilir’ ana prensibine dayanır. Yaptığınız, düşündüğünüz ve söylediğiniz her şeyin otomatik ve bükülmez bir sonucu olur; hiçbir hile mümkün değildir. Eğer yanlışı bilerek yaparsanız, bundan sorumlusunuz. Bunun sonucu olan yükü sizin omuzlarınızın taşıması gereklidir.
Eğer iyiliği, iyilik yapmak istediğiniz için yapıyorsanız ve gösteriş için değilse –çünki o zaman amaç değersizdir- ama ruhunuz hizmet etmek istediğinde ise, sadece bu durum sizin ruhen daha iyi bir hâle ulaşmanızı sağlayıcıdır. Bu her zaman yürürlükte kalacak olan kanundur.”
Bir celse üyesi dedi ki: “Şüphesiz bu gibi kimseler bu soruyu sormak için yazdıklarına göre, demek ki bu mesele onların içine dert olmuş. Hayvan yeme konusunda, onlar kuvvet ve sağlık kaybetmeksizin başka beslenme tarzları takip edebileceklerini bilmelidirler. Bu konuyu araştırıp bulabilirler. Neden soruyorlar?”
Rehber cevap verdi: “Çünki onlar zihnen ve ruhen sıkıntıdadırlar. Bu iyi bir işarettir. Ruhun kendisini bulmakta olduğunu gösterir. Işığı ancak karanlıklar içindeyken, ümidi ancak çaresizlikler içindeyken, kuvveti ancak zorluklar içindeyken bulabilirsiniz. Bu nedenle onların sıkıntıda oluşlarından pek telâşlanmıyorum; bu bir harekete geçişi gösterir.”
Bir başka celse üyesi şöyle dedi: “Bir de, zannederim, sınırı nerede çizeceklerini bilmek istiyorlar, çünki bazıları bitkilerin de canlılığından bahsediyorlar. Bitkilerinki de kendine has bir sinir sistemine sahip bir hayat formu ise, çizgiyi nereden çekeceksiniz?”
“Vicdanınız size çizginin nereden çekilmesinin doğru olduğunu söylüyorsa oradan çekeceksiniz. Siz ne kadar çok gelişebilirseniz bunların sorun olmadığını o kadar çok anlarsınız.”
“Bu demek midir ki cevap daima kendi içimizde saklıdır?”
“Evet daima. Ruh bilir; kendisini ifadelendirecektir.”
Daha sonraki soru sahibi şunu sordu: “Birçok rehber varlıklar tarafından bildirilmiştir ki bir hayvan öldüğünde o yine grup ruhuna geri döner. Bununla beraber, bu hayvanların ölümünden sonra yaşadıklarına dair bir hayli delil var. Bu sübjektif çelişki üzerinde bizi aydınlatabilir miydiniz?”
“İnsanlarla ilişkisi olmuş evcil hayvanlarda ölümden sonra bireysel hayat olur. Böylece onlar, henüz yeryüzünde bile grup ruhu veya ruh grubu içinde bulunan hayvanlar için mümkün olmayan bir bireysel tekâmüle erişmek üzere yardım almış bulunurlar.
Bu, insanlar ile hayvanlar arasında gerçekleşebilecek ve her birisinin diğerinin spiritüel gelişmesine yardımcı olduğu harikulâde ilişkinin bir kısmıdır. Siz çevrenize gelen hayvana, onun alışılmış hâlinde ulaşabileceğinden daha fazla bireysellik ve kişilik belirten daha üstün bir şuur hâline ulaşmasına yardımcı olursunuz. İşte ölümden sonra yaşayacak olan budur. Fakat daha gelişmiş ‘insanî’ ifadenin olmadığı yerde o hayvan, grup ruhuna veya ruh grubuna dahil olur.”
Bu sözler bir celse üyesinin şöyle konuşmasına yol açtı: “Hissediyorum ki insanlar şimdiki şartlar altında geliştikçe ve daha çok bildikçe, bu durum da hayvanlara yardım edecek. Bunun böyle olması gerekir, çünki biliyoruz ki iyilik hayvanları etkiliyor. Eğer vahşî bir hayvan yavrusuna iyi davranırsanız, o birçok hâllerde, insanî karakteristikler geliştirerek büyüyor.”
Bir başka üye, “Çünki bütün hayat birdir de onsan.” dedi.
Silver Birch şöyle cevap verdi: “Bütün bunlar yükselme ağacının dallarıdır. Bütün bunlar yükselme yollarının gelişmesidir. Bütün bu tip konularda iyilik, iyiliği doğurur. Şu hâlde siz sadece daha yüksek ideali takip etmelisiniz. Böyle yapmakla, hayvan ve insan olarak birbirinizin gelişmesine yardım ediyorsunuz, çünki bütün hayat birdir.”
Bir üçüncü üye sordu: “Hayvan reenkarne olur mu?”
“Hayır, her ne kadar ruhların transmutasyonu hakında bir teori varsa da…”
Bir başka soru: “Bir hayvan, onun gelişmesine sebep olan şahısla artık temas imkânını kaybedince o yavaş yavaş grup ruhuna döner mi?”
“Sizinle ilişkisi olmuş bütün hayvanlar, buraya geldiğinizde sizi karşılamak üzere orada hazır bulunacaklar. Onlar gerekli olduğu sürece sizinle kalacaklar, çünki siz onların bireysellik kazanmalarına yardım ettiniz ki bu kaybolmaz ve devam eder. bireysellik devam eder.”
“Bu böyle bütün hayvanların kendi başlarına şuur sahibi olmaları için insanlarla ilişkileri sonucunda bireysellik kazanmaları amacını mı taşır?”
“Evet, insan düşüncelerinde ve fiillerinde bütün hayvanlara sevgi yayınladıkça karşılığında onlar da sevgi yayınlayacaklar ve sizin kutsal kitabınızda kurtlarla kuzular hakkında söylenildiği gibi, insan onlarla hep bir arada beraberce yaşayacak.”
Bir başka okuyucu sorusu şuydu: “Siz rehberlerin fonksiyonları hakkında biraz bilgiler verebilir misiniz? Onlar bizimle geçmiş hayatlardan beri mi bağlantıdalar, yoksa bizim kendimize has gelişme yolumuz onları ilgilendirdiği için mi bizi seçmişlerdir?”
“Seçimi harekete getiren sebep hizmet arzusudur. Bir ilgi yakınlığı vardır. Bu bazen bir önceki enkarnasyonda olmuş olanlardan ötürüdür. Onlar birçok defa söylemiş olduğum gibi, geri dönüp sizin dünyanıza hizmet etmeyi dileyen varlıklardır. Bağlılık öncelikle spiritüel, sonra zihinseldir, çünki başarılabilecek şeylerde bir arzu birliği vardır. Apaçık, kelimenin de belirlediği gibi, rehber varlıkların fonksiyonu rehberlik etmektir. Onlar Büyük Ruh’un sizlerle ilgili olarak görevlendirdiği meleklerdir.”
Daha sonraki soru sahibi şunu bilmek istiyordu: “Neden bazı şifacılar teşhis koyma yeteneğine sahip değildirler ve buna rağmen şifa gücü için etkili kaynaklar olarak kullanılırlar.”
“Şifacıların fonksiyonu, birçok durumlarda kaynağı zihinsel ve ruhsal olan fizik rahatsızlıkları teşhis etmek değildir. Fonksiyon ruh gücünün şifacının içinden akıp geçerek hastanın ruhunu etkilemesidir, böylece hastalık, sıkıntı veya yetersizlik düzeltilsin ve sonra o hastada ruhsal gerçekler hakkında bir idrak uyandırılsın. Fizik teşhis tamamen önemsiz ve küçük bir şeydir.”
Sonra Silver Birch’e sordular: “Bize zeka özürlü çocuklar hakkında daha fazla bir şeyler söyleyebilir misiniz? Bu nispeten yakın geçmişe ait bir mantal kusur ve arıza şekli midir? Ruh neden bu form içinde enkarne olur? Onlar neden birbirlerine benzer görünüşe sahiptirler? Ana ve baba onlara sahip olmalarından dolayı ruhsal olarak bir şeyler kazanırlar mı? Ana ve baba seçilmiş midir?”
“Sizler bana her zaman çocuklar hakkında, onların sakatlıkları veya erken ölümleri hakkında soru sorduğunuz zaman cevaplarım kulağa pek hoş gelmeyebilir, bunu anlayabiliyorum, fakat be şu zorluk içindeyim: Sorular zorunlu olarak tamamen fiziksel bir anlayış içinde soruluyor.
Bu konular reenkarnasyonla, karma ile, hizmet arzusuyla ve spiritüel ilerleme ve başarı fırsatları ile ilgilidir. Ve sonuç olarak da çok karmaşıktır çünki onlar hayatın doğası ve onun sonsuz imkânları ile ilişkili olan her şeyin kökünde yatmaktadır.
Herkesi veya herhangi bir kimseyi tatmin edecek kadar kolay bir cevap verilmesi mümkün olmayan konuları anlamaya çalışanlardan özür dilerim. Yürürlükte olan bir fiziksel, mantal ve ruhsal yasalar topluluğu vardır ve bir dengeleme vardır. İlâhî teraziler adaletin hüküm sürmesini sağlarlar. Maddî bakımdan büyük bir yanlış var gibi gözükebilir.
Karşılaştığı sorunlarda işi ruhsal anlayışla ele almaları dünyanız insanları için imkânsız. Sizler problemleri ancak, sizin tabirinizle, uzun vadeli değil, kısa vadeli olarak ele alıyorsunuz. Görüşünüz, sizin anlayışınıza göre, sadece dünya hayatı süresine odaklanmıştır. Bu nedenle verdiğiniz hükümler eksiktir. Anlayışınız da bunun için, işin içindeki bütün faktörlerin yetersiz takdirine dayanıyor. Spiritüel bakımdan ise, sizin şimdiki gelişme kademenizde düşünülmesi, anlaşılması imkânsız şartların varlığını takdir etmeniz gerekiyor. Öyleyse, bu, benim şimdilik vereceğim tek cevap olarak kalsın.”
“Bazı yogiler ruhsal ulaşımı tehlikeli ve kötü sayarak reddediyorlar. Onlar, rehberlerin yardımı olmaksızın, Yaradan’a kavuşmak üzere kişinin kendi kendisini geliştirmesi taraftarıdırlar. Şu hâlde, en yüksek olana ulaşmaya yeterli gücü varsa daha aşağı varlıklara niçin danışalım?”
“Her kim olursa olsun, eğer En Yüce Olan’a ulaşabilme imkânına sahip ise, onun en aşağıda olan ile irtibata geçmesine lüzum ve ihtiyaç yoktur. Fakat en müşfik ve iyi niyetli bir tabirle, bu bir tür ruhsal züppeliğin işareti değil midir? diyeceğim. İster sizin dünyanızda bulunanlar olsun, ister bizimkinde hepsi Büyük Ruh’un çocuklarıdır. Siz ancak kendi ruhsal yükselme ve gelişmenizle varabildiğiniz seviyedeki bir ruhsal irtibatı gerçekleştirebilirsiniz. Daha üstün seviyelere yönelmek elbette akıllıca bir harekettir, fakat siz bu seviyelere, kendi tekâmülünüzle hak kazanmadıkça onlara ulaşamazsınız.”
Şuurlanmak İçin
“Rehberlerin sizin âleminize geri dönüşlerinin ve bunu yaparken kendi spiritüel seviyelerinden kısmen kaybetmelerinin ( bile bile feda etmelerinin) sebebine gelince, onlar bu hareketleriyle daha çok kişiye ulaşabilecekleri için böyle yapıyorlar; böylece daha çok kişiye kendi ruhsal tabiatlarını anlamalarında, daha yüksek kademelere çıkabilmek üzere ruhsal yükselme merdiveninin basamaklarına ayaklarını koysunlar diye onlara ilk adımlarını atmalarında yardımcı olmak için…
Büyük Ruh ile buluşma konusuna gelince, bu da yine bir bireysel yükselme konusudur. Doğum olayıyla, dünyanıza enkarne olmakla sunulmuş hayat nimeti sayesinde, Büyük Ruh’un her bir çocuğunu, o her şeyi çekip çeviren yüce kudrete ulaştırıcı bir halka, bir bağ vardır.
Ulaşılacak birliğin, beraberliğin derecesi kişinin yükseliş kademesine bağlıdır. Büyük Ruh sonsuz olduğundan, birliğin de öylece sonsuz dereceleri vardır. Herkes kendisi için hedefe yani ruhsal aydınlanmaya ulaştıracak en elverişli yolu aramalıdır.”
Diğer bir soru şuydu: “Dünyadaki insan hayatının amacı ve bu amacı gerçekleştirmenin en iyi yolu nedir?”
“Hedef, bedenlenmiş ruhların, fizik ölümün ötesinde başlayacak olan safha için kendilerini hazır duruma getirecek çeşitli tecrübeler geçirebilmelerini sağlamaktır. Dünya, ruhların derslerini öğrendikleri, böylece, sonsuz hayatı takip eden safhası için gerektiği gibi hazırlandıkları bir okuldur. Bu hedefe ulaşmanın en iyi yolu, ruha, zihne ve bedene en dolgun ifadesini verdirebilecek bir hayat yaşamaktır. Böyle yapmakla, varlığın üç kademesinde de bir uyum kurulmuş olur.
Şu konu da önemli: Eğer Büyük Ruh, sonsuz bilgeliğiyle bir insana bir kabiliyet lütfetmiş ise, o insan, o kabiliyetini geliştirecek, olgunlaştıracak ve onu, başkalarının istifadesi için hizmet yolunda kullanacak şekilde hayatını düzenlemelidir.”
Bir başka okuyucu şöyle soruyordu: “Mademki Kanun’un mükemmel olduğunu söylüyorsunuz, o hâlde nasıl oluyor da, bu kanuna uygun yaşamakta olan hayvanlar âleminin büyük kısmı, ancak başka hayvanların korkunç ıstırabı ve ölümü pahasına hayatlarını sürdürebiliyorlar?”
“Evet, kanun mükemmeldir, siz onun görüntülerini anlamaktan aciz kaldığınız zamanlarda bile bu böyledir. Uzun bir tecrübe bana, doğa yasalarında kusur bulunmadığını gösterdi. O yasaları sonsuz bir bilgelik tasarlamıştır ve sonsuz bir sevgi yaşatmaktadır. Birçok defalar söylediğimi işittiğiniz gibi, o, yaradılışın her bir yönü için tedbirini almış ve hiçbir şeyin veya hiçbir kimsenin unutulmamasını, ihmale uğramamasını, gözden kaçmamasını sağlamıştır.”
İnsan nerede Yardım Edebilir
“Bu kanunun bir bölümü olan tekâmül, aşağı kademedeki form ve faaliyetlerden daha üstünlerine doğru sürekli bir ilerleyiştir. Daha alt seviyedeki hayvan formları içinde o, -meselâ, hayvanların birbirini avlayıp yemesi gibi- görünüşte zalimce gözüken faaliyetler içinde kendisini gösterir. Tekâmül boyunca bu yırtıcı içgüdü yavaş yavaş kaybolur. Eğer tarih öncesi zamanlara bakarsanız, bütün yırtıcıların en büyükleri dünya sahnesinden çekilmişlerdir, buna karşılık geriye, birbirlerini parçalamak huyunda olmayan hayvan türleri kalmıştır.
Dikkate alınması gereken bir başka konu daha vardır: Bazı bakımlardan hayvan âlemi, beşerî eşini ( beşerî kademede olanları) yansıtır. İnsan tekâmül ettikçe ve kendi hemcinslerine karşı daha az zulüm gösterdikçe, bu durum hayvanlar âleminde de yansıma bulacaktır.”
Celse üyelerinden biri şöyle dedi: “Ben, kendi doğal türleri içinde daha ileri durumda bulunan ve daha fazla beşerî nitelikler gösteren hayvanlar gözlemledim.”
“Bu muhakkak doğrudur.” dedi Rehber. “Çünki gelişmenin bütün dış görüntüleri içinde, gelecekte neye ulaşacağını gösteren örnekler, öncüler vardır, nitekim kendi türlerinin doğal gelişim kademesine dahi henüz ulaşamamış tembeller bulunduğu gibi.
Beşer faaliyetlerinde, yarının dünyasının nasıl olabileceği hakkında kendi kabiliyetleriyle örnekler veren, kendi ruhsal doğalarına ait nitelikleri ortaya koyan dahileriniz, azizleriniz, reformcularınız olduğu gibi, hayvanlar âleminde de benzerlerinden birkaç kademe ileri geçmiş olan ve çoğu zaman insanların yapabileceği en güzel kahramanlık ve hizmet örnekleriyle kıyaslanabilecek nitelikler gösteren hayvanlar da vardır.”
Bedel Mutlaka Ödenir
Aynı celse üyesi, “Belki hayvan çiftliği denilen yerlerdeki en son problemler hakkında bir şey söylemek istersiniz.” Diye teklif etti. “Hayvanlara verilen antibiyotikler ve diğer ilaçlar, onların etini yiyen kimselere geçiyor.”
Bu söz üzerine Silver Birch şöyle konuştu: “Bu, tabiattaki sonsuz dönüşün bir bölümüdür; başkalarına ıstırap verdiğinizde bunun bedelini ödersiniz. Başkalarına zulmedip de bu zulmünüzün yüzünden ve başka hiçbir sebep olmaksızın hayvanları hapseder ve onları doğal haklarından mahrum kılarsanız, o zaman kısır bir döngü yaratmış olursunuz. Sebep-Sonuç kanunu sizi ıstıraba sokacak neticelerini vermek üzere işleyecektir. Sadece şefkat, merhamet, sevgi, iyilik ve işbirliği yolu ile siz tabiatın verebileceği en iyi olanı bütünü ile elde edebilirsiniz; bu ister hayvan, ister sebze, çiçek, kuş veya insan olsun, değişmez.”
Bir başka celse üyesi sordu: “Şöyle söylemek doğru olur mu: Kanun mükemmeldir ve biz mükemmelliğe doğru bir çaba ve gayret içindeyiz.”
“Evet kanun mükemmeldir, fakat o, mükemmel olmayan varlıklar tarafından ifade olunmaktadır. Sizde gizli mükemmellik var, çünki siz, mükemmel olan Büyük Ruh’un parçalarısınız. Sizin fizik tabiatınız eksiktir. Siz işte bu eksikliğin dolgunluğa tamamiyete kavuşması için bir fırsat hazırlamak üzere dünyada bedenleniyorsunuz.”
Bir başka okuyucu sorusu da şöyleydi: “Bana söylendiğine göre her keşfin, her icadın başlangıcı ruh âleminden gelmekteymiş ve insan kendisine yol gösterilmeksizin, ilham ve tesir verilmeksizin hiçbir şeyi keşif ve icat edemezmiş. Eğer gerçekten bu böyle is, nasıl oldu da organ nakillerinin bir yedek parçacılık derecesine kadar vardırılmasına, hayvanlar âleminde bu kadar büyük ıstıraplara yol açmasına izin verildi? İcat edilen şeytanî ilaçlar, gazlar, öldürme makineleri ruh âleminden insanlara aktarıldı? Ve ne amaçla?”
Bunun çok iyi bir soru olduğunu söyleyen Rehber şöyle cevap verdi: “Bizim dünyamız ile sizinki arasında bütün trafik daima iki yönlü bir süreçtir. Siz ruhsal bağlantı, ilham ve sezgileri, ruh âleminin sadece üstün kademelerine hasredemezsiniz. Siz, ilhamların mümkün olduğunu bir kere kesinlikle ifade ettikten sonra, obsesyonların da mümkün olduğunu artık kabul etmek zorundasınız. Organ naklinin veya zehirli gaz kullanma fikrinin bizim âlemimizden çıktığını zannetmiyorum.
Size gelen varlıkların sadece azizler olmadığından eminim. Dünyaya bağlı ( dünyasal bağlardan sıyrılmamış) varlıklar da size gelebilirler. Cevap daima aynıdır. Kendi seviyeniz, alacağınız şeyleri belirler. Niyetiniz iyi ise aldıklarınız da mutlaka iyi olacaktır. Benzerler birbirini çeker.
Bizim âlemimizde birçok gelişmiş varlık var ki, yaradılışın ( evolüsyon ile ifade olunan) sonsuz hedefine yardımcı olmak için, yeryüzünde iken meşgul oldukları faaliyetleri devam ettirsinler diye, benzer zihinlere ilhamlar verirler.”
İfade Arzusu
“Böylece, sanatla, müzikle, şiir ve bütün diğer kültür sahalarıyla meşgul olan kimselere ilhamlar gönderebilirler. Yine aynı şekilde, bizim âlemimizde, arzuları insanlığı faydalandırmak olan varlıklar tarafından icatlar projekte edilir. Fakat şu gerçeği asla gözden uzak tutmamalısınız: Size sadece iyi şeylerin geleceğini söylemeyiz. Ulaşım kanalları her zaman açıktır. Bu sizin telefonunuzdan yalnız iyi insanlar konuşur demek kadar saçma bir şey olur.”
Celse üyelerinden biri, herhangi bir şüpheye yer kalmaması için şöyle sordu: “Yeryüzündeki her fikrin ruh âleminden geldiğini söyler misiniz?”
“Hayır bunu söylemiyorum, çünki zihin sizin dünyanızda bir alıcı verici istasyondur. O, sadece bizim varlık kadememizden değil, aynı zamanda sizin dünyanızda bulunan başkalarından da fikirler kapabilir. Zihniniz bir düşünceyi alır, sonra onu gönderir. Bu süreç milyonlarca defa çoğalarak sürüp gider.
Dünyanızda olup biten her şeyin şerefi ve kusuru bize yüklenemez. Gerçekten bildiğimiz ise, sadece hizmet arzusu ile harekete geçmiş varlıkların size yardım edeceğidir. Fakat ruh âleminden daha aşağı bölgeler olduğu ve onlarla yeryüzünde aynı şekilde gelişmemiş insanların irtibata geçebileceği gerçeğini de gizleyemeyiz.”
Bir başka okuyucu şöyle yazıyordu: “Eğer kan nakli, sizin söylediğiniz gibi, eterik bedenin dengesini bozuyor ise, bir kazada ciddî şekilde yaralanmış bir gence kan verildiğinde ne oluyor? Onun bedeni henüz kimyevî bakımdan doğru dürüst hazırlanmamış bir hâlde, kan kaybı yüzünden sizin âleme geçecek ve orada ruh varlıkların ilgisine muhtaç kalacak.”
Rehber şöyle cevap verdi: “Bu soruyu daha önce de cevaplandırdım ve çelişkilere yol açtı, fakat söylediğimi geri alacak değilim. Ben organ naklini kesin şekilde karşı olmakla kalmıyorum, aynı zamanda kan nakline de karşıyım. Her fizik varlığın, ruhsal bedene bağlı olan bir eterik eşi vardır. Eğer ‘verici’nin karakteri yüksek bir ruhsal seviyede değilse, bu tesirler ‘alıcı’nın kan dolaşımına dahil edilmiş olur. Doktorlarınız sadece kaba fizik kademedeki uyuşum ile ilgilenirler, aynı derecede gerçek olan eterik bağlantılar hakkında hiçbir şey bilmezler.”
Bir başka celse üyesi sordu: “kan naklinin yerine geçebilecek başka tedbirler var mıdır?”
Silver Birch şunları söyledi: “Tabiatta şifa için kullanılabilecek birçok maddeler vardır. Ve ruhun, bu yolda etkili olabilecek yetenekleri vardır. Sonra, hatırlayınız ki bizim görüş noktamız, her zaman sizinki ile aynı değildir. Doktorlarınız fizik hayatı uzatmak amacı ile uğraşırlar. Hastalarına âdeta, ‘Bedenine zarar verecek her istediğin şeyi yap, onu kötüye kullan, fazla ye, fazla iç, aşırı zevklere dal, bedenini doğal ifadesinden mahrum et. Eğer işler ters giderse, biz onu tamir ederiz.” der gibidirler sanki.
Bu yanlış bir şeydir. Sağlığın tek yolu ruh, zihin ve beden arasındaki uyumdan geçer. Eğer ruh ve zihin sağlam ise beden de sağlam olacaktır. İnsanlar doğal yasalar ile uyum içinde yaşamaya teşvik edilmelidirler. O zaman hasta olmayacaklar, organ ve kan nakline de ihtiyaç duyulmayacak.”
Bu bir başka soruya yol açtı: “Yükselmenin bu safhasında hayat kurtarma uğruna kan nakli yapılmalıdır demek doğru olur mu?”
“Daima söylüyorum, önemli olan amaçtır. Amaç iyi ise, insana hiçbir kabahat bulunmaz. Fakat kan naklinin insan hayatını kurtarma yolunda tek imkân olduğu düşüncesini kabul ediyor değilim. Bunu doktorunuz söyleyebilir, fakat ben onları yanılmaz veya bu konuda en son sözü söyleyebilecek kabiliyette görmüyorum. Çoğu zaman, bir hastanın ümitsiz ve şifa bulmaz durumda olduğunu ve ona tıbben hiçbir şey yapılamayacağını söylemişlerdir. Öyle hastaları ölmeden önce ölüme mahkûm etmişlerdir. Halbuki, ruh kuvveti, sağlık, canlılık ve kurtuluşu iade etmiş ve onların yanlış olduklarını göstermiştir.”
