RUHSAL YETENEKLER
Yaratılışınızın başlangıcında Logos’un merkezinde bulunuyordunuz. Tüm hakikat bu sade ve merkezî fikirde yatmaktadır.
Tanrı’nın kalbinden alınıp, tekrardoğuş ile nefes alıp vermeye başlamanızla hür iradeye sahip olduğunuzu anladınız ve bunu aynen inatçı bir çocuk gibi kullandınız.
Sonuçta, bir ıstırap bataklığına saplandınız, hakikaten acı çektiniz ve hâlâ acı çekiyorsunuz. Fakat Tanrı’nın kalbi ile olan bağınızı, asla tümüyle kopartmadınız.
Evrenin sırlarının merkezine ilerleyecek olursanız, yolunuz, içteki Tanrı’nın ve huzurun farkına varılmasından geçecektir. Çünki sonsuzluğun bütün sırları kalbinizdedir.
Kitaplarda zihinsel uyarılar bulunabilmesine rağmen, bunu hiçbir kitap öğretemez. Bilgelik kalpten geçer. Bu yüzden, “İç huzurunuzu sağlayın ve bilin ki siz Tanrısınız.”
Tanrı’yı tanımak için hayatı dolu dolu yaşamalısınız. Hayattan, en derin anlamıyla zevk almalısınız. Kendisini insan kardeşlerinden soyutlayan birisi Tanrı’yı nasıl öğrenebilir ki?
Tanrı’yı tanımak için Tanrı olmak gerekir.
İnsanlığın sefil, hatta korkunç durumuna şahit olabilen ve bu tür durumlara girmiş insanları hissederek onların acısını paylaşan birisi; en dejenere olmuş insanlarda bile, sevgi ve insancıllığı görebilen, en kötü insanda bile Tanrı’yı görebilen birisi, yaradılışın sırlarına yaklaşmış demektir.
Bu yüzden, ilk bakışta zormuş gibi görünse de, size tavsiyemiz, insan kardeşlerinizin sevincini ve kederini paylaşmanızdır. Kendi iç dengenizi koruyarak, güldükleri zaman gülün, ağladıkları zaman ağlayın ve onlarla bir olun. Bunlardan öğrenmeniz gereken şeylere hayret edeceksiniz.
İnsanlarla ilişki kurmaktan çekinmeyin; fakat hamlığın ve kabalığın içindeki güzelliği görmeye çalışın. İnsanlıkla bir olmalı ve kendinizi insanlardan asla uzak tutmamalısınız. Hayatı kardeşleriniz olan insanlarla beraberce yaşayınız.
HERKES
HAYATINI KENDİSİ SEÇER
Bazı insanlar, çok az kişinin hayatları boyunca sorunlarla karşılaştığını sanır.
Farklı koşullarda olduklarında daha iyi şeyler yapabileceklerini düşünürler.
Örneğin, daha iyi bir maaş, daha fazla özgürlük, daha iyi bir yaşam; onlar için çok iyidir.
Servete ve refaha boğulmuş bu az sayıda insanların, ki bu durum kıskançlıklara sebep olmaktadır, başkalarının ihtiyaçlarını gözardı ettiklerini üzülerek belirtirler.
Hayatınız yasalara göre sevk edilir ve kendinizi, kendi seçtiğiniz koşullarda, tam olmanız gereken yerde bulursunuz.
“Fakat bu çok saçma, ben asla böyle bir hayatı seçmezdim.” diyeceksiniz.
Oysa bunu söyleyen dış benliğinizdir, yani dünyasal zihninizdir, fakat gerçek benlik, öz varlık bilir ki bu,ruhun hakikî ihtiyacı olandır.
Bu Tanrı’dan gelen parlak ışığa kendinizi verin ve o ışık yürüdüğünüz yolda önünüzü aydınlatsın.
Hayatınızdaki hiçbir anı ziyan etmemeli ve boşa geçirmemelisiniz. Yaşadığınız bu hayatın altında yatan ve bütün insan tatbikatının ardındaki amaç, varlığınızın büyümesi ve aydınlanmasıdır.
Bilgi ve bilgelik bulmak için, tatbikatın yüzeysel kısmından daha derinlere ineceksiniz. Bu, büyüme ve aydınlanma sürecini hızlandıracaksınız demektir.
Ne dışarıda olup bitenler, ne içinde bulunduğunuz koşullar, ne de sahip olduğunuz veya olamadığınız servet önemlidir. Önemli olan, içinde bulunduğunuz şartlara gösterdiğiniz tepki, insan kardeşlerinizle olan ilişkileriniz ve Tanrı’ya karşı içinizden geçenlerdir.
Her gün içinde bulunduğunuz hayatın koşulları, aslında bir çeşit inisiyasyondur.
Bulunduğunuz zamanda insana çok fazla yardım edilmektedir.
İnsan ruhu, yukarıdan gelen enerjiler ile, sevgi ve ışık ile destekleniyor, canlandırılıyor.
Büyük dürtüler, uyarımlar insanlığı harekete geçirmektedir.
Bir kısmınız inisiyasyondan geçtiniz ve anladınız ki böyle bir yola girmek insana bir şuur genişlemesi getiriyor, geleceğe ait bir görünüm sunuyor, ruhsal olanla uyum içinde hayatı sürdürme arzusu veriyor ve böylelikle de ruh, cennet krallığına daha çabuk girebiliyor.
Günümüzde insanlar, fizik dünyasına tümüyle nüfuz eden ruhsal dünyaların farkında değildir. İnsanın önünü ağır bir perde örtmektedir, bu yüzden de ruhsal olanı fark edememektedir. İdrak edebildiği şeyler yalnızca fizik duyuları ile iletişim kurabildiği şeylerdir.
DURUGÖRÜ
İnsan, hapsedilmiş olduğu fizik bedende olduğu gibi durmaktadır. Fakat fizik âlem içinde, nüfuz edebilecek, yaşanabilecek çok daha süptil ve saf hayat biçimleri vardır.
Daha önce açıkladığımız gibi, yedi katlı varlığımızda bulunan eterik bedenimiz fizik bedenin ortaya çıkışındaki bir ikizidir. Fakat bunun fizik gözle görülemeyecek çok daha ince bir yapısı vardır.
Bu eterik beden, fizik bedenin tümüyle birleşmiş veya tümüne nüfuz etmiş durumdadır.
Eterik beden iki kısımdan oluşur: Biri ince kısım, diğeri kaba kısım. Ve vücutta sinir sistemi aracılığıyla faaliyet gösterir.
Ölüm esnasında bütün eterik beden vücuttan çekilir ve eterik bedenin dünya maddesine çok benzeyen kaba kısmı ise, aynen fizik bedenin dağılması gibi daha sonra dağılır.
Fizik hayat sırasında eterik beden, insanın canı ile daha seyyal dünyalar arasında bir köprü oluşturur.
Bu köprüden geçerek, medyomun mantal, hayatî bedenleri ve sinir sistemi yolu ile spatyomdaki ruh dünyasıyla haberleşir.
Gelen mesajın türü büyük ölçüde medyomun karakterine, hayatındaki hadiselerle, kendi içinde bulunduğu koşullara ve mesajı alan operatörün veya celsede bulunanların zihinsel ve fiziksel durumuna bağlıdır.
Kaba eterik bedene nüfuz eden şey, eterik vasıtanın daha ince olanıdır, ki ben buna, ışık veya hayatî beden diyeceğim.
Bu ince eterik vasıta sadece, fiziksel ve daha kaba eterik bedenlere değil, aynı zamanda daha yüksek vasıtalara, mantal, sezgisel ve semavî bedenlere de nüfuz eder.
Böylelikle, her bir beden birbirine bağlanır ve ilâhî ruhsal ışık çeşitli bedenlerden geçerek tüm beyin ve sinir sistemine bağlı olan kaba eterik kısma kadar iner.
Herhangi bir durugörü olayından bahsederken, en çok rastlanan türden vizyonları kastediyoruz demektir. Durugörünün tabiatı hakkında pek çok yanlış anlamalar vardır.
Bazı insanlardaki kaba eterik bedenler fizik bedenlerine gevşek bir şekilde bağlı bulunur ve kolaylıkla kayıp, kurtarabilir. Eterik plân, dünyaya o kadar yakındır ki psişik yetenekleri olan birçok insan için fiziksel plândaki madde kadar yoğun ve ağır hissedilebilir. Alt eterik, görüntüleri kaydedebilir ve dünyaya gönderir.
Bazı insanlar ( istem dışı durugörür olarak niteleyebileceğimiz) bu formları ya da görüntüleri görebilirler. Çünki bunlar karın merkezine yansıtılmışlardır. Meselâ hayvanlar da bazen bu yolla görebilirler.
Uzak geçmişte, insanoğlu daha fizik madde ile bu denli yoğun ilişkide değilken, bu gibi irade dışı durugörü, o zaman için hayatın normal bir parçasıydı.
Normal bir insanın fizik bedeni ruhsal tesirleri fazla alamaz. Yine normal bir insanda eterik beden önceden olduğu yerine kayar ve mühürlenir, o andan itibaren de kişi varlığından habersiz olur.
Fakat daha önce de söylediğimiz gibi, eterik bedenleri fizik bedenlerinden çok kolay ayrılabilen belirli insanlar vardır. Bu insanlar kendilerini kontrol edemezler ve obsesyona bile yakalanabilirler.
Bu tip eterik plânın daha alt seviyelerinde çalışan bir durugörür ile, psişik merkezleri veya şakraları doğru kullanabilen ve bir amaca hizmet edebilen bir durugörür arasında oldukça büyük fark vardır.
Bu farkı şu şekilde belirtebilirim. Çok durgun bir gölün kıyısında durun, gökyüzünün ve ağaçların sudaki yansımalarını seyredin. Ne kadar güzeldir, değil mi? Fakat göl dalgalanmaya başlarsa bu güzel görüntü dağılır. Nihayette olan her şey bir yansıma, bir sembol, bir ışık ve renk oyunudur.
Şimdi de gözlerimizi manzaranın gerçeğine, gökyüzünün, ağaçların kendisine çevirin. Ve düzgün, temiz gerçek olarak algılayabildiğiniz şeyleri görün.
İşte bu fark; istem dışı, genellikle kontrolsüz ve gelişkin olmayan, alt seviyeli eterik yapıyla imajlar alan bir durugörür ile, akıllı veya yetişkin ve de ilâhî varlıkların plânından tesirler alabilen bir durugörür arasındaki farktır.
Belirli bazı uyuşturucu maddeler eterik bedeni, fizik beden arasındaki bağı gevşetebilir. Aynı etkiyi alkollü maddeler de yaratır. Bazen alkol krizine giren talihsiz kimselerdeki gibi, kişi astral plânın düşük seviyeli kademelerinden imajlar, görüntüler alır, sesler duyar. Aynı şey bir anestezi durumunda da olabilir. Bazen de şuuru yerindedir fakat genellikle etkisiz kalır ve uyandığında hafızasında hiçbir şey yoktur.
Eterik beden ile bedendeki belirli psişik merkezler arasında bağlantı vardır; bunlar baş, gırtlak, kalp, dalak, karın boşluğu ve kuyruk sokumudur. Tıp öğrencileri bu merkezleri, sinir sisteminin odak noktaları olarak öğrenirler.
Bundan başka, bu merkezler aslında ruhsal hayatın başka kürelerine veya plânlarına da bağlıdırlar. Onlar taç yaprağı olan çiçekler gibidirler, ruhsal uyanıklılığınızı geliştirdikçe, bu çiçeğe benzeyen merkezler de gelişmeye başlarlar, tekâmül ederler, hayata ve ışığa kavuşurlar ve etrafa çok güzel renkler saçarlar.
Kendi ruhsal rehberleriniz ve yardım edenleriniz, yürüdüğünüz yoldaki yerinizi, bu merkezlerden yayılan ışık, güç ve titreşim ile anında saptarlar.
Bazılarınızın psişik merkezleri geçmiş hayatlarında faaliyete başladı. Şimdi de ışıklar saçan bu merkezlerinizle tekrar doğdunuz ve eterik bedeninizle fizik beden arasındaki bağları çok kolaylıkla gevşetebiliyorsunuz. Bu nedenle de doğal medyom veya doğal durugörür olarak niteleniyorsunuz.
İşte bu nedenledir ki gerçek durugörür ( medyom) bedenlerdeki merkezlerin kullanımına ilişkin, kendinde var olan bilgilere geri giderek onları akıllıca değerlendirebilen ve böylece sık sık büyük vazifelerin yerine getirilmesine yardım edebilen durugörürdür (medyomdur).
Umarız sizler bu merkezleri hemen geliştirme çabasına girmezsiniz. Bunu yapmak için, bizim şu anda size verdiğimizden çok daha fazlasına ihtiyacınız var.
Psişik merkezleriniz, siz onları bir amaç doğrultusunda kullandığınızda ışımaya başlayacaklar.
Genellikle dışarıdaki fiziksel olan şeylere ilk tepki gösteren merkez karın merkezidir ( solar pleksus). Bazen, “Göremiyorum, duyamıyorum ama algılayabiliyorum.” dersiniz.
Eğer bu algılamanın nasıl olduğunu anlamaya çalışırsanız, bunu başaramazsınız. Fakat karın şakranız “garip” bir duygu yaşamıştır ve böylece siz o hissettiğiniz şeyi “algılarsınız”.
Bir sonraki alın merkezinizdir, buraya bazen üçüncü göz de denir. Fakat burada kullanmamız gereken terim “alın şakrası” dır.
Burası ruhun yönetimi ve iradesi doğrultusunda gayet düzenli bir şekilde çalışabilirse, medyomun yüksek ruhsal kürelerin (plânların) farkına varmasına neden olur. Gerçek bir durugörü, size fizik gözünüzle gördüğünüz birtakım vizyonları aktarmaz. Durugörü kendi içinizde yatmaktadır.
Bazen dışarıdaki bir nesneye bakıyormuş gibi görünürsünüz fakat genellikle içinizdeki çiçeğimsi merkeze veya şakraya bakıyorsunuzdur. Bu yüzden, gözleriniz kapalıyken durugörür bir şekilde bakarsınız. Gerçekte daha da iyisini görebilirsiniz.
Diyeceksiniz ki, “Evet, fakat bunların tümü imajinasyon da olabilir. “İmajinasyon çok üstünkörü kullanılan bir terim. Halbuki imajinasyon, gerçek ruhsal vizyona açılan kapıdır.
Kullanılan tek merkezin alın ve karın merkezleri olduğunu zannetmeyin. Sezgisel veya semavî plânla temas ettiğinizde sadece alın merkezi ile değil, diğer merkezlerle de görürsünüz. Kısacası tüm varlığınız birden görür.
Bu plâna eriştiğinizde, ruhsal plânlardan aldığınızı daha doğru olarak yansıtırsınız.
İlâhî sevgi aracılığıyla, kalp merkezi atmaya ve en güzel renkleri yaymaya başlar, böylece hakikati öğrenirsiniz ve saf hakikatin bir medyomu veya kanalı hâline gelirsiniz.
DURUİŞİTİ
Her insan bir dereceye kadar da olsa eğitim ve çalışma ile duruişitiye sahip olabilir. Duruişitinin kuralları da, durugörüde belirtilen temel kurallarla hemen hemen aynıdır.
Yeni doğmuş bir bebeğin edindiği ilk duyu işitmektir, sonra dokunmak ve görmek gelir. Bunun üzerinde durmalısınız, çünki ruhsal gelişimde önemli bir yeri vardır.
Eski bir ezoterik deyiş vardır: “Yukarıda olan aşağıda, aşağıda olan yukarıdadır.” Ve işte uygulama bize, bu sözün hem içsel, hem de dışsal anlamını öğretecektir.
Bazı kimseler, ruhsal celselerde doğrudan ses diye bilinen türden ses duyarlarsa, hiçbir medyom kullanılmadığı için, yakınlarından gelen temiz, doğru bir mesaj aldıklarını sanırlar. Ama işin aslı böyle değildir.
Celsede bulunanlar tarafından duyulan ses, her ne kadar görünen bir fiziksel bağlantı olmasa da, aslında medyomun eterik gırtlağından ve ses organlarından çıkmıştır.
Böylelikle fiziksel olarak duyulmasına ve belirgin hiçbir fizik kaynağı olmamasına rağmen, doğrudan ses, medyomun eterik bedenine ses üretmesi için etkide bulunur ve böylelikle medyomun zihniyeti ( düşüncesi) tarafından oluşturulur.
Bu gibi durumlarda medyomun gırtlak merkezi kullanılır. Bu gırtlak merkezi duruişiti ile doğrudan ilişkilidir.
Bunu meditasyon hâlindeyken deneyebilirsiniz. Gırtlak merkezinize konsantre olun, kendinizi “dinleme” hâlinde bulacaksınız. Ve sessizliğin gücünü, ruhun sükûnetini öğrendiğinizde ise, ruhsal işitinizin geliştiğini fark ederek şaşkınlık ve hayranlık içerisinde kalacaksınız.
Bu konuya değinmişken, eterik duruişitiden farklı olan, saf ruhlardan gelen sesleri veya titreşimleri alabilme gücü olan, “ruhsal duruişitiyi” göz önüne alalım.
Herkes ruhun saf sesini alabilir, bu varlığın içindeki yumuşak, küçük ses vicdanın sesidir.
Ruhlardan gelen sesleri duymayı istemenizin garip olduğunu hiç düşünmediniz mi? Ama muhtemelen duymak istediğiniz son ses, vicdanınızın sesidir. Birsürü mazeretlerle bu sesi bastırırsınız, ama bu sesi dinlemek, sizi gerçek duruişitiye götürecek olan yoldur.
Biraz daha dikkatle kendiniz olabilirsiniz, dış benliğinizi, dış şuurunuzu, nefsinizi kontrol altına alarak iç sesinizi veya vicdanınızın sesini duyabilirsiniz. Bu, duruişiti yolunda sizi daha hızlı ilerletir.
Kendinizin, yüksek âlemlerden gelen vibrasyonlara cevap verebilen bir sondaj plâtformu gibi olmanızı istemelisiniz. Zihniniz size yüksek astral âlemlerden ve saf ruhların âleminden gelen sesleri sükûnet içinde yorumlayabilir.
Öğrenmenin ilk basamağı dinlemeyi öğrenmektir. Kendi iç sesinizi gözardı etmeyin ve ondan korkmayın, ona izin verin ve onu davet edin. Hatta size hatalı olduğunuzu söylemesine bile izin verin.
Vicdanınızın sesini duyabildiğiniz için şükredin. Çünki vicdan sesi meleklerin şarkısını yansıtabilen bir sondaj plâtformu olmanıza yardım edecektir.
“Ruhsal olan şeyler fizik kulaklarla duyulabilir mi?” diye soruyorsunuz. Diyoruz ki, kafanızın ve boğazınızın içinden duyabilirsiniz.
Söylemek istediğimizi tam olarak aktarabilmek çok güç. Fakat sesler, armoniler er geç fizik plândakinden daha belirgin bir hâle gelecektir.
Halen bedenli olsanız bile, şuur seviyenizi yükselterek, yüksek âlemlerden gelen melodileri temiz bir şekilde duyabilir, fizik plândaki gürültülere karşı sağır kalmayı başarabilirsiniz.
Aslında düşüncelerin de duyulabileceği, onların hayatın mantal seviyesinde titreşimler yaratabileceği konusu sanırız ilginizi çeker. Astral âlemin her seviyesinde, içsel olarak düşündüğünüz her şey anında rehberinize ulaşır. Ve rehberinize gönderdiğiniz bir düşünce muhakkak duyulur.
