RUH DÜNYASINDA HAYAT - BEYAZ KARTAL - BÖLÜM16

Share

RUH DÜNYASINDA HAYAT

Ruh dünyası genellikle, insanların ölümlü hayatlarını yaşadıkları veya cennetsi bazı belli mekânlar benzetilir. Bu nedenle pek çok insana, ruh dünyasının, ruhun içindeki bir çeşit şuur hâli olduğu ( bu dünyanın dışında bir yer veya ülkeden ziyade) söylendiğinde, bunu, anlaşılması çok güç bir bilgi olarak görüyorlar.

Zaman ve mekânın ruh dünyasında var olmadığını öğrendiniz ve ayrıca bir yerden başka bir yere, bir küresen diğer bir küreye seyahat edildiğini de duydunuz.

Size bir taraftan, ruhsal dünyanın, yeryüzünü kuşatan plânlarda olduğu söylenirken, diğer taraftan ruhsal dünyanın sizin içinizde olduğu da söylendi. Bu iki fikri birbirine nasıl bağlayabiliriz?

İç şuuru göz önüne alalım. Eğer gözlerinizi kapatıp, kendi içinize dönerseniz, ruhunuzda çok gerçek olan bir hayat bulacaksınız. İçinizdeki bir şuur plânının farkında olmaya başlayacaksınız ve onu arzularınızla değiştirebildiğinizi fark edeceksiniz.

Düşünceleriniz güzelleşmeye başladıkça içsel ışık daha parlaklaşmaya başlayacak. Düşünceleriniz can sıkıcı olduğu zaman içsel dünyanız da can sıkıcı olmaya başlar. Yani ruh dünyası içinize, kendi varlığınızın aynasına yansır.

Başka bir örnek daha vereyim. Bazı kimseler bütün ülkeyi gezerler, fakat pek az şeye dikkat ederler. Onlar tabiatın güzelliklerinden habersizdirler, çünki etraflarıyla hiçbir alışverişleri yoktur.

Aynı yolu yürüyen başka birisi de yolda yürürken bahçelerden, çayırlardan, kuşlardan, güneşin yaptığı gölge oyunlarından, daha başka binlerce şeyden zevk alır. O sadece fizik gözle gözlem yapmayıp, aynı zamanda ruhsal gözle görmeye de başlıyordur.

Aynı yolda yürüyen üçüncü bir adamı düşünün. Bu kişi de fizik formun gerisindeki ruhsal hayata daha duyarlı ve çok çok geniş görüş açısına sahip olsun. O sadece, tüm fizik güzellik ve zerafeti görmekle kalmaz, ayrıca maddî oluşumların içine nüfuz etmiş olan titreşimin de farkındadır. İşte, onun varlığı ruh dünyasını yansıtmaktadır.

Aynı şey, bir insan, bedenini terk ettiğinde de meydana gelir. Eğer insan dünyadayken maddî şeylerle çok fazla iç içe girmişse, yoğunluğu fizik dünyadan çok az farklı olan astral âleme geçtiğinde durumunda bir değişiklik olmaz. Çok hoş mekânlarda bulunmasına rağmen güzellik ona hiçbir şey ifade etmez. İkinci adam ise, daha gözlemcidir ve daha çabuk hayran olur. Bu yüzden daha iyi bir hayat durumundadır. Ama ruhsal olarak gelişmiş ve uyanmış olan üçüncü adam, kendini görkemli bir ruhsal âlemde bulacaktır.

Ard arda gelen her bir enkarnasyonda ruh, bu gelişme sürecini izler. İnsan, en kaba zarf olan fizik bedenden çıkıp bir sonraki durum olan astral bedene girdiği zaman, ruhu, dünyada edindiği tecrübeler ve karakterlerinin gelişimi ile parlamadıkça ruh dünyasının güzelliklerini göremeyecek ve oraya giremeyecektir.

Fakat ruhun tekâmül seyahatinde, er geç varlık, yoğunluğun ve ağırlığın azaldığı astral maddeden de sıyrılacak, astral ve mantal hayatın tüm kademelerinde, sonunda saf bir ruh olarak cennet âleme girene kadar bu süreç devam edecektir.

Tekrar, insan dünyasal uygulamaları sırasında karakterini geliştirmedikçe ve ruhunu yüceltmedikçe cennet âlemde bile etrafı ve gördükleri sınırlı olacaktır.

Dünyada başarı, geniş ölçüde aklî donanıma ve bilgiye bağlıdır, ama bunun ötesindeki hayatta her şey, hayat uygulamasının zenginliğine, ruhun bilgisine ve yüksek tesirlere karşı olan duyarlılığa bağlıdır.

Bu uyanıklık sadece ruhun büyüklüğü ve alçakgönüllüğü ile kazanılabilir. Bu hâl, olaylara, maddî koşullara ve zekâya bağlı değil, şuurun kalitesine, insan sevgisine, hoşgörü ve sempatiye, diğer bir değişle yüreğinin genişliğine ve karakterinin güzelliğine bağlıdır.

Ve şimdi de ruhsal dünyanın gerçek yerinden birkaç kelime söyleyelim. Diyeceksiniz ki, “Eğer bir mekân işgal ediyorsa, orası bizim dünyamızın dışında bir yerde olmalı. Ama siz, her şeyin bizim içimizde olduğunu söylemiştiniz.”

Size, dünyaya en yakın olan astral madde, fizik maddeye nüfuz etmiş durumdadır. Eğer bir ruh evinize girerse, evinizin mobilyalarını, duvarlarını değil, onların astral veya eterik suretlerini görür. Çünki ruh üç boyutla sınırlı değildir. Ona göre fizik madde orada değildir, gördüğü şey astral maddedir. Ruhun görmüş olduğu o astral görüntü, çok güzel bir manzara gibidir.

Fiziksel olan her şey bu astral görüntüye sahiptir. Ruh için, gördüğü her şeyde bir parlaklık, bir yarı şeffaflık vardır.

Ruh kardeşlerinizin evleri sizinkine o kadar yakın olabilir ki, ikisi birbirinin içine girebilir.

Boşluk diye bir şey yoktur, yalnızca ruhsal hayatın tüm kürelerinin birbirinin içine girmesi vardır. Hepsi bir titreşim meselesidir ve bu nesnelerle ilgili gördükleriniz sizin kendi titreşimlerinizi hızlandırma yeteneğinize, yani astral veya ruhsal dünyanın titreşimleri ile olan ahenge bağlıdır. İçsel dünyalara girmek için ölmek zorunda değilsiniz.

Sık sık, “İnsanlar öldükten sonraki hayatlarında ne yerler? Gerçekten bir şeyler yerler mi? Orada ne yaparlar?” gibi sorular sorulur.

Evet, astral dünyada oradakilerin koparıp alabilecekleri çok lezzetli meyveler ve istedikleri her yemek vardır; fakat daha yüksek plânlarda yemek arzusu zayıflar.

Aslında anlatmak istediğimiz, ruhsal dünyanın somut ve gerçek olduğudur. Ve orada yaşayanlar isterlerse yemek ziyafeti yapabilirler. Oradakiler çok lezzetli yemekler yiyip şarap gibi, ama aslında ruhsal maddeden yapılmış içecekler içebilirler. Fakat oradaki tüm yiyecekler ve meyveler özü itibarıyla ruhsaldırlar. Çünki tüm bunlar ruhsal bir plânda bulunmaktadırlar. Aynı zamanda bizim için bunlar, sizin kaba beslenmeniz kadar gerçektir.

Yüksek tesir kürelerinde bulunanlar, dünyada mevcut olmayan maddelerden yapılmış, yumuşak, istedikleri gibi şekillendirdikleri giysiler giyerler.

Sizlere anlatmaya çalıştığımız şudur ki, ruh dünyası sizin dünyadaki hayatınız kadar gerçektir, tek fark sonsuz güzellikte olmasıdır.

Bazen sorulan başka bir soru da, “Ruhsal dünyada yaşlanıyor musunuz? Zaman zaman gördüğümüz erkek veya kadın bir ruh niçin yaşlı olarak gözüküyor?” şeklindedir.

Astral dünyada yaş yoktur; diyebilirim ki, sadece bir olgunluk yaşı ( zaman) vardır. Bir varlık olgun görünebilir ama kesinlikle yıpranmamıştır, daima hayat doludur ve iyi durumdadır.

Bir ruh istediği gibi giyinebilir ve dünyayı ziyaret ettiği zaman üzerindeki giysileri, dünyadaki son enkarnasyonunda giydiği türden giysilerdir. Tanıdığı, bilindiği gibi algılanır, fakat astral plâna geri döndüğünde, tekrar kadınlığının veya erkekliğinin mükemmelliğine bürünür.

Elbise değiştirmeyi sever misiniz? Bizlerin, içinde istediğimiz zaman giyebileceğimiz değişik elbiseler bulunan elbise dolaplarımız vardır.

Örneğin, bir Doğulu gibi beyaz bir şal ve türban giyebiliriz. Bir Atlantisli gibi, “tüylü yılan” tüyleriyle bezenmiş bir taç takabiliriz. Bazen Kızılderililerdeki kartal tüyünden yapılmış bir başlıkla veya bazen Eski Mısır’daki enkarnasyonumuzdaki rahip elbisesi ile görünebiliriz. Siz de aynısını yapacaksınız.

Her ne olduysanız, hangi enkarnasyonu yaşadıysanız, daima o zamanki kıyafetleri giyme hakkına sahipsiniz. Onlar sizindir. Onların içinde geliştiniz ve elbiseler size aittir.

Ruh dünyasındaki binalar çok güzeldir. Bilimadamları için büyük lâboratuarlar, astronomlar içim şahane gözlemevleri, sanatseveler için çok güzel sanat galerileri, müzik odaları, bahçıvanlar için çok zarif bahçeler vardır.

Dünyanı ötesindeki burada, akla uygun her tülü ihtiyaç ve istekler karşılanır. Ötesinde, ötesinde ve ötesinde, ruhun hayatı için hiçbir sınır yoktur.

Hayatın ve ölümün ayrı olduğunu düşünmeyin. “Burası” ve “orası” diye düşünmeyin, sonsuz hayata konsantre olmaya çalışın. Demek istediğimiz, şu andaki hayatın sonsuz olduğunu anlamaya çalışın.

Unutmayın ki, arkadaşlarınızdan biri bedenini terk ettiğinde, o, ezici yükünün hissini, ağırlığını, ölümlülüğünün yorgunluğunu bırakarak, içsel bir hayata, ruhsal bir hayata geçecektir.

Dünyadaki birçok insan ancak günlük ihtiyaçlarını karşılayacak kadar para kazanabiliyor. Elbette ki, ekonomik baskı yüzünden istedikleri şeyleri her zaman yapamıyorlar. Bu durum ise, varlığın, astral dünyaya tatmin edilmemiş duygularla gelmesine yol açar.

Ruh dünyasına geçtiklerinde ekonomik baskıdan kurtuluyorlar ve hoşlarına giden, yapmak istedikleri işte çalışıyorlar.

Tüm sınırlamaların, korkuların dışında, büyük bir sevgi ile bir işi yapmanın nasıl bir şey olduğunu düşünmeye çalışın. İşte bu, insanın öldükten sonraki çalışma şeklidir. Onların çalışmaları, ruhun ifadesinin şeklidir. Çalışıyorlar, çünki yaptıkları işi seviyorlar. Onlar huzuru, barışı ve sevgiyi buldular.

Share

Bu site özeldir ve ticari amaç taşımaz.

Copyright © Dünya Ana