KALPTEKİ DÜŞÜNCELER ve
TEKRARDOĞUŞUN CANLI HATIRASI
Kalbinizin derinliklerinde, sessizlik içinde bir yerde, bütün gerçeklerin kaynağı bulunmaktadır. İsa size aklınızla değil, kalbinizle öğretir. Bunu, İsa’nın şu sözlerini kavrayarak daha iyi anlayacaksınız:
“Çocuklar gibi saf olmadıkça, melekûta giremeyeceksiniz!” Çocuklar gibi saf ve temiz olmak, şuuru, aklî düşüncelerden kalbinizin derinliklerine sokmak demektir.
Normalde beyninizle düşünürsünüz, beyninizle okur ve hatta bizim sözlerimizi de beyninizle yorumlarsınız; çoğu kimse karar verebilecek tek şeyin zekâ olduğunu zannederek hata yapmaktadır. Kafa merkezi gerçekte de insanın ruhsal gelişiminde önemli bir rol oynar fakat unutmamak gerekir ki kalp merkezinin de aklı vardır. Kalp, tıp biliminin daha keşfedemediği birçok sırlara sahip olan harika bir organdır.
Kalp, büyüme sürecinde, hayat içinde ve fizik bedenin ölümünde oldukça önemli olan eterik bir surete sahiptir. Ayrıca bir de adına kalp merkezi veya kalp şakrası dediğimiz ruhsal bir sureti daha vardır. Kalp merkezi veya kalp şakrası İsa’nın ışığını yayan bir mücevherdir.
İnsanlık Batı maddeciliği ile çok şeyle kaybetmiştir. Mantal bedenin geliştirilmesi uğruna özünden uzaklaşmıştır. Çok fazla mantal aktivite ile kalp merkezi, psişik rahatsızlıklar ve ıstıraplar ortaya çıkana kadar ihmal edilmiştir. Sonrasında da güçlü ve açgözlü zekâ, ruhsal hiçbir rahatsızlığın, üzüntü ve yalnızlığın üstesinden gelememeye başlamıştır.
İhtiyacı olduğunda sadece tek bir şey insana yardım edebilir. Bu, dağların tepesinden çıkıp insanın kalbine doğru çıkan ışıktır ve onun gözlerini açarak, yaptığı bu yolculuğun hakikatinin ne olduğunu gösterir. Bu, üzüntü içindeki insana umut, hata neşe verir. Bu küçük tohum, lotus çiçeğinin içindeki mücevher, canlanır ve büyür.
Sizlere sık sık gerçek ışığa ulaşmayı istiyorsanız, meditasyon çok önemlidir, dememizin sebebi budur.
Bütün kitaplar iyidir, dinleri karşılaştırmalı incelemek faydalıdır, zihin jimnastiği yapmak çok ilginç olabilir, fakat bunların hiç biri size içinizdeki ışığın vereceklerini veremez.
Zekânın geliştirilmesi fikrine katılıyoruz. Zekâ, iç ışık tarafından yönlendirildiği ve sezgilendirildiği takdirde, daha büyük bir anlayış gücü kazandıracak ve aklî gelişimi hızlandıracaktır.
Fakat tekrar söylüyoruz: kalpteki düşünceyi, içteki ışığı, yani Tanrı’nın ve Tanrı’nın çocuklarının gerçek ışığını geliştirmek, bir varlık için çok önemlidir. Bu yüzden küçük bir çocuk bile önlerde yer alabilir.
Bu yüzden, aklı daima kontrol altında tutun ve daima dışsal tezahürlerin arkasındaki sonsuz hayat ile uyum hâlinde olmaya çalışın.
Tanrı’nın evreninin büyüklüğü ve muhteşemliği üzerinde derin derin düşünün ki kalp merkeziniz aktif hâle gelsin.
Zihninizi saçma ve gereksiz şeylerle doldurmayın, onu faydalı işlerde kullanın ve aynı zamanda kalbinizde daima güzel, sevinç verici ve faydalı şeyler üzerinde düşünün.
Kalbinize şu soruyu sorun: “kardeşim olan insanlara en iyi şekilde nasıl yardım edebilirim?” Kalbinizin cevabı ise, “Onları anlayarak.” olacaktır.
İnsan, Tanrı’nın büyük evreninin bir parçası olduğunu anlamalıdır.
Kalp merkezi uyanmalı, tesir yaymalı, ruhun içinde büyük bir ateş gibi alev alev yanmalıdır.
Kendisi için, kendi şan ve şöhreti için değil, insanlığa hizmet, hastalara şifa, dertlilere derman, açlara yemek bulmak için yaşamayı öğrenmelidir.
Bir insanın dini, kendisini, insanlara hizmet anlayışı ve uygulaması ile belli etmelidir.
Her insan kendi içinde bir evrendir ve bu evrenin güneşi veya merkezi insandaki kalptir, kafa değil. Nasıl ki güneş sisteminin merkezi güneştir, sizin kendi iç evreninizin merkezi de kalbinizdir.
Fizik güneşin ruhsal sureti İsa’nın ışığıdır. Kalpte bu ışık uyandığında, kalp merkezi çalışmaya başlar. Fiziksel güneş, fiziksel gökleri yönetir ve İsa da kalp aracılığıyla aydınlatır, her insanın ve insanlığın kaderini idare eder.
İnsan varlığının tapınağını kalpteki efendi yönetmelidir. Fakat efendi, tapınağı üzerinde yeterli kontrol kudretine sahip değilse ve etrafta efendinin kuvvetini bastırabilecek bencil duygular varsa, sonuç hastalık, mutsuzluk ve karanlık olacaktır. Işık söndüğünde, sevinç, mutluluk, bilgelik ve güzellik de sönecektir.
İçteki efendi, yani güneş, kalbini her bakımdan yönetmeli, bütün organlarını kontrol edebilmelidir. Bunun ardından mükemmel uyum, mükemmel bir sağlık gelecektir.
Eğer kalp soğuk ve ölüyse, insanda hiçbir canlılık, hiçbir insanî sıcaklık, hiçbir ışıltı olmaz.
İnsanın fikri ne ise, yaptığı da odur.
TEKRARDOĞUŞ ÇARKI
Kalp merkezinde, ayrıca, geçmiş enkarnasyonlardan kalmış tohum hâlinde atomlar da bulunur. Bu tohumun içinde, geçmiş hayatların ve başarıların anıları vardır. Hatta, bu geçmiş hayattaki karakterler, varlığın bünyesine iyice kaynamış durumdadır.
İnsan, kalbindeki ışığın farkına vardığında anlayışı düzelecek ve geçmiş hayatlarının anılarını hatırlamaya başlayacaktır. Bu gibi hatıralar kalp hafızasında ortaya çıkacak ve beyin tarafından kaydedilebilecektir.
Bu büyük tekrardoğuş kanunu veya prensibi ile ilgili hâlâ birsürü fikir ayrılığı vardır.
Bazı bedensiz varlıklar, fizik bedene enkarne olmak fikrine karşı isteksizlik veya antipati hissederler ve bunun nedenini de bir türlü anlayamazlar. Çünkü fizik bedenlerini terk etmişler ve ışıktan kürelere geçmişlerdir. Fakat yeniden enkarne olmak zorundadırlar. Bu kanunda hiçbir gerçeklik veya mantık yokmuş gibi gözükebilir, çünki her şeyi bilen ve her şeyi seven Tanrı kavramı ile çelişir.
Onlar sevdikleri arkadaşlarının öldüğünü, zaman zaman yaşadığı cennetsi mekânları tarif edip oradan tebliğler verdiklerini düşünürler. Bu dünyadan gitmiş olan bu varlıkların bedenlenerek dünyanın ıstıraplarına neden yeniden dönmeleri gerektiğini merak ederler. Hiçbir anlamı yokmuş gibi gözüküyor.
Eğer ruh, göksel âlemlerin ışığını çok fazla emmişse, dünyanın kötü şartlarına geri dönmek veya kanuna bağlı olarak tekrar doğmak ona anlaşılmaz gelebilir. Ama aslında bu, ilâhî sevgi ve gelişim kanununun ihlâli olur.
Tekrardoğuş çok geniş bir konudur ve sizi temin ederiz ki şu anda var olan bilgiler aslında olan bitenin çok az bir kısmını oluşturmaktadır.
Tekrardoğuş kanununu tam olarak anlayana kadar hayatın içindeki pek çok problem sizin için belirsizliğini koruyacak.
Her şeyi bilen, her şeyi seven Tanrı’ya inansanız bile dünyada adaleti bulamayacaksınız.
Hayat gelişmektir, dünya hayatının tüm amacı ruhsal gelişimdir ve sadece varlığın gelişim sürecine ait anlayışı arttırarak cevaplandırabilecek evrensel sorunlar vardır.
İnsan, sonlu bir akıl kapasitesi ile sınırlanmıştır ve bu yüzen, zamanın gerçek anlamı ile ilgili hiçbir anlayışa sahip değildir. Altmış-yetmiş yılı veya bir yüzyılı uzun bir süre diye düşünür, ama gerçekte bunlar göz açıp kapanıncaya kadar geçer.
İnsan bütün hayatı süresince tekrardoğuşu hiç düşünmez. Bu nedenle, bu kadar bir dünya hayatında ne kadar az iş yaptığını bir türlü anlayamamaktadır.
Yetmişine gelmiş bir insan hayatını göz önüne alalım; doğum, hayat ve ölümü göz önüne alalım ve sonra da herhangi bir insanın hayatı ile, yolunda inançla yürümüş bilge kişilerden birinin hayatını karşılaştıralım.
Bu iki durum arasında mukayese yapın ve kendinizi iyi gözden geçirin. Kaç defa hayal kırıklığına uğradınız?
Sizler insansınız, fakat aynı zamanda ilâhîsiniz de ve hayatın amacı, içteki ilâhî insanı tam olarak geliştirmektir. Doğrusu yaratılışın amacı, Tanrı’nın tüm çocuklarının İsa’nın parıltısı ve bütünlüğü içinde gelişmeleridir.
Bazen denir ki, “Şuna bakın, ne kadar yaşlı bir insan!” Ama o insan, nasıl o kadar güçlü ve bilgelik dolu hâle gelmiştir? Bu hiç düşünülüyor mu? Elbette fizik hayatın sağladığı bilgilerden dolayıdır.
Eğitim beraberinde gelişmeyi getirir ve Tanrı’nın belirlediği en iyi eğitim günlük yaşamdır.
Ama her varlık bu düşünceye itiraz edecektir. Diyeceksiniz ki: “Evet, bunu kabul edebiliriz ama ruhlar gelişmek için astral plânda daha iyi fırsatlara sahip olmayacaklar mı?”
Belli bir derecede böyledir fakat unutmayın; uzay ve zamanın sınırlamaları, fizik hayatın koşulları öteâlemde mevcut değildir, bu yüzden aynı ölçüde bir eğitim söz konusu olmayacaktır. İşte, tekrardoğuşun amacı eğitimdir. Üzüntülere sabırla dayanmak, mutlulukları başkaları ile paylaşmakla hayat disipline edilebilir.
Ruhun gerçek yuvası yüce hakikatlerin, güzellik ve saadetin içindedir.
Dünyasal tecrübeleri olmayan tecrübesiz varlıklar ana rahminde yatan bebeklere benzetilebilirler, organlarını tekme atmak, yürümek ve hareket etmek için kullanmayı yeni yeni öğreniyorlar. Unutmayınız ki bu bebekler de geleceğin tanrıları; genç yaratıcılarıdırlar.
Tanrı, fizik varoluşu, çocukların eğitimleri sırasında tüm yeteneklerini kullanabilmeleri üzere donatmıştır.
İnsanın dünya hayatı için, yeryüzünün karanlığına gömülmüş, fakat gelecekte fevkalâde bir çiçek hâline gelecek olan tohumdan daha iyi bir sembol düşünemiyoruz.
Mükemmel çiçek, arşetip çiçek, ilk önce Tanrı’nın zihninde yaratıldı ve sonra tohum büyüyüp erginleşmesi için dünyaya dikildi.
İşte, tohumlar hâlindeki fizikî formlar olarak, ışığın önüne, başlangıçta Tanrı’nın zihninde olan mükemmel çocukları olmanız için dünyaya dikilmiş olan sizlersiniz.
