GEÇMİŞİN PEYGAMBERLERİ
Sizin, geçmişin peygamberlerine bu kadar inanmanıza ve güvenmenize karşılık, kilisenin yeni peygamberlere karşı aynı inan ve güveni göstermek istemeyişi şaşılacak şeydir. Bu tutum, mantıksız bir tutumdur. Bu, bugün Dünyanız insanının, düşünmeyi, geçmişe kıyasla daha iyi bildiğini gösteren bir şey değildir. Bilim ve teknik gerçi gelişim göstermiştir, ama vasat bir insanın normal düşünme kapasitesi, ulaşmış olması gereken seviyenin altında bulunmaktadır. Size hatalarınızı tekrar hatırlatmak sevimsiz bir görev, çünki sözlerimin sadece bir iki iyi niyetli insanı coşturacağını, ama şeflerinize kadar ulaşamayacağını ve bunun sonucu olarak da onların bu konuyu düşünmelerini sağlayamıyacağını pek iyi bilmekteyim.
Ama görev denilen şey, yine de insana yaraşır bir meşgaledir; ve öyle de olsa, böyle de olsa muhakkak yerine getirilmelidir. İnsanın bu Dünya’da nasıl bir tutum içine girmesi gerektiğini Kutsal Kitap tayin etmiştir. Bugün Kutsal Kitap’tan kopulmuş olsa bile, vaka yine de değişmeyecektir, çünki o ilişkileri etkilemiş ve muhtelif yasalara temel olmuştur. Güvene lâyık olsa da olmasa da Kutsal Kitap, dünya üzerindeki yaygınlığı ve dinlerin tekin gücü sayesinde, Dünya insanlığını, hakikatten yine de uzaklaştırmıştır (*). Kiliselerin tabusu, her türlü akılcı incelemeyi, her türlü eleştiriyi ve her türlü şüpheciliği yasaklamaktadır.
Sonuç olarak, peygamber nedir? Herhangi biriniz gibi bir insandır. Ama her şeye rağmen, bir başka hayat plânına mensup zekâlar ile spiritüel ilişkiler kurabilme yeteneğine sahip bulunabilmektedir; fakat bu zekâlar her zaman üstün bilgilere sahip bulunmayabilmektedirler. Bunların bazıları, yaşamakta olan insanlardan daha fazla şey bilmeyen ölmüşlerin ruhları bile olabilmektedirler ve bu geri seviyeli ruhlar, kendilerini TANRI diye de tanıtabilmektedirler; nitekim şeytan, koltuğunda Kutsal Kitap olduğu hâlde tezahür etmektedir. (**)
Bilim adamlarınızın büyük bir inatla, her şeyin maddî anlamda açıklanabileceğini iddia edişleri bizi hayretlere düşürmektedir. Bu yöntemle bizim mevcudiyetimizi açıklamaları daima imkânsız bir şey olarak kalacaktır. Bir ifadede bulunurken insanın çok daha ihtiyatlı olması gerektiğini düşünüyorum. Bir şeyin hem akla yatkın, hem de açıklanamaz nitelikli olduğunu ifade eden bir tezin ortaya konması abes bir şeydir. Ama buna rağmen, dünya insanlığı, bu ahmaklığı, hiçbir tartışmaya yer bırakmaksızın kabul edebilmektedir.
(*) Böylesine kesin bir iddiaya karşı şöyle bir itirazda bulunmak isteriz. Takdim edildiği şekliyle, Kutsal Kitap gerçi hatalı yorumlara yol açabilecek türden tutarsızlıklar, muğlaklıklar, esrarengiz sayılar, kan dökücülük ve töredışılık örnekleri içermiyor değildir, ama sunduğu semboller anlaşıldığı takdirde, her şeyin aydınlığa kavuştuğunu ve Tanrı Hakikati’nin gözler önüne seriliverdiğini yine de ispatlamış bulunmaktayız. ( Mesajı almış olanların notu)
(**) İsa’yı iğvaya maruz bıraktığı sırada, onu ikna etmek için şeytan, Kutsal Metinler’i kullanmıştı. İncil’de ayrıca şöyle denilmektedir: “Ve şaşılacak şey değil, çünki şeytan kendisi nur meleğinin suretine girer.” ( II. Korintoslular’a, 11/14)
Kutsal Kitap’taki peygamberler şöyle demektedirler: “TANRI böyle konuşur!” Hiçbir Dünyalı, TANRI’nın, peygambere, herhangi bir şey söyleyip söylemediğini denetleyecek güçte bile değildir.
Ama peygamber yine de, boş inançla karışık bir korku ile dinlenmiş insandır. O, insan kardeşlerinin günahlarını her hâlükârda açıklayıp, anlaşılır hâle getirmeyi bilmiştir ve tehdit etmeyi de ihmal etmemiştir. Peygamberin ilân ettiği şeyleri bir başkası kayda geçirmiş ve daha sonra halka, TANRI tarafından peygamberin kulağına fısıldanmış olan sizlere her türlü art niyet saf dışı edilerek inanmak gerektiğini tekrarlayıp durmuştur. Ama bu ifşaatların çoğunda, peygamber bizzat doğrudan iştirakçi konumunda bulunmaktadır; çünki o, kendini dine adamış bir kimsedir. Ama KARA KAPLI KİTAP’a kaydedilmesi hâlinde, bu sözler derhal dünya çapında geçerlilik kazanıvermektedir ve kimse de bundan şüphe etme hakkına sahip olamamaktadır, aksi takdirde küfre sapılmış sayılınmaktadır.
Şimdi size bir hususu ifşa etmek istiyorum. Biz küçük Azizler bunu bir türlü anlayamıyoruz. Prensip olarak biz, bize deneysel olarak ispatlanmamış olan hiçbir şeyi benimsemeyiz. Deneme testleri tarafından bütün hâlinde doğrulanamadığı sürece, bizim nazarımızda, dogmaların ve benzetmelerin ( analogie) bile değeri yoktur.
Sizin peygamberleriniz, tecrübeye de, bilimsel anlamdaki bilgiye de sahip bulunmayan bilgisiz insanlardı. Öte âleme mensup ruhlar tarafından onlara X’in U diye yutturulması işten bile değildi. Bu peygamberlerin, diğer yıldızlardaki hayatlardan da, spiritüel mekânlardaki hayatlardan da haberleri yoktu. Onlar TANRI’yı, bulutların üzerinde süzülerek uçmakta olan bir üstün insan olarak tasavvur etmekteydiler.
Uyandırma misyonlarının gereği olarak Dünyanız’a gelmiş olan atalarımız, o çağlara yaşamış olan bu insanlara, bu Dünya’ya, üzerinde gelişmiş insanların yaşadığı başka yıldızlardan geldiklerini bir türlü anlatamamışlardır. O çağların peygamberleri, içinde görkemli kıyafetlere bürünmüş insanlara meskenlik etmekte olan ve gökten inmiş bulunan bulut şekilli veya rulo görünümlü bir ev ile yüzü yüze gelince müthiş bir korkuya kapılmışlardır.
Ancak şu hususu unutmayınız ki, o Küçük Azizler, ilâhî bir misyonu yerine getirmekteydiler. Dünyalılar tarafından tanrılar olarak benimsenmeleri, işlerine gelmişti. Çünki zor mesaileri bu sayede kolaylaşmıştı. Tersini söylemiş olsalardı bu, hiçbir yarar sağlamayacaktı, çünki gökten inmişlerdi.
Bu türden fenomenlerin hepsi de biz Küçük Azizler tarafından meydana getirilmiştir: İlya’nın göğe kaldırılması ve Hezekiel’in seyahatleri bunun birer örneğidir. İsa’nın göğe kaldırılması da yine aynı türden bir fenomendir. Bu konuya daha sonra tekrar değineceğim.
Dinleriniz, bu fenomenler konusundaki bilgisizlikleri nedeniyle YALAN YANLIŞ BİR İNANCIN hayat bulmasına yol açtıklarını artık anlamalıdırlar. FATİMA olayı da bizim meydana getirdiğimiz FENOMENLERDEN biridir.
Dünyanız’da mevcut bulunan hiçbir cihaz, bizim uçan objelerimizle, hiçbir surette mukayese edilemez.
* * *
İnsanların toptan katli ile kendini göstermiş bulunan ve hayvana yaraşır bir kalabalıkla savunulmakta olan politik dünya görüşleriniz, Kutsal Kitabınız’daki yalan yanlış metinlerden kaynaklanmıştır. Hakikati bilen kişi, bundan pekâlâ kaçınabilmektedir. Buna hazır ve razı olan insanları bekleyen şeyi kelimelerle tasvir etmek mümkün değildir. Kendi ırklarına ve insanlığa karşı günah işleyen böyle insanlar kendilerini, bilmiyordum diyerek affettiremezler. Kişisel çıkar ve hesaplarınızı çözüme bağlamak üzere TANRI’nın aranıza ineceğini sanmayınız.
Ama biz çoktan beridir aranıza inip TANRI namına ve mutlak yetkiyle hareket etme hazırlıkları içinde bulunmaktayız. Bu işten cezasız kurtulacağınızı sanmayınız.
İsa, hiç kimsenin, borcunu son meteliğine kadar ödemeden çekip gidemeyeceğini söylemiştir. Bu, tamamen doğru bir sözdür. Bu borç ne zaman ödenmiş olacaktır? Bu, önemli bir şey değildir. Bu hesaplaşma, ya spiritüel yaşam sırasında ya da bir başka Dünya yaşamı sırasında gerçekleşebilmektedir. İsa, kendisine güvenilebilecek peygamberlerden biriydi. Onu, doğumundan ölümüne kadar sürekli şekilde gözlemledik ve onunla telepatik temas içinde bulunduk.
Fakat herkesin hayranlığını celbetmiş olan peygamberlerin çoğu, çağımızın birçok yazarı ve politikacısı gibi, bilgilerinin değerini sergilemekten büyük zevk almışlardır. Din, insanı esrarengiz ve fantastik mucizelerle dolu olduğu için cezbeden bir alandı. Alışılmadık her şey, ilâhî mucize diye yorumlanmaktaydı; hatta yıldırım ve gök gürültüsü bile. Eski çağların insanı için, alışılmadık her türlü fizik tezahür bir mucizeydi. Bir bardak suya atılmış Bullrich tuzu komprimesi bile korku ve dehşete sebep olabilmekteydi. Bu korkak ve aç gözlü insanlar, sizin tabirinizle uçandaire fenomenlerinide böyle yorumlamışlardı. Dünyanız’da her şey alabora olmuş hâldedir. Dinler ve mezhepler, konuyu üst düzey politikacıları gibi pek az anlamaktadırlar. Bu hâliniz bizi dehşete düşürmektedir. Bugünkü polisiye roman yazarlarına gösterilen saygının aynısı, çok eski çağlarda peygamberlere gösterilmekteydi. Onların fantezileri, yüksek tekâmül seviyesine sahip bir rahipler takımı vasıtasıyla harekete geçirilmişti ve bunlar kendilerini, konuyu geliştirecek güçte hissetmişlerdir. Her şey defalarca dile getirilip açıklanmış, sonra da kayda geçirilip kopyaları çıkarılmıştır. Bu da, insanlığa kesinlikle hiçbir fayda sağlamamıştır. Dünya’da egemenliğini sürdüren şu feci girdap hâlinin sebebi budur işte.
Geçmişin peygamberleri, bugün fabrikalarda çalınan sirenlerin sesini duymuş olsalardı, muhakkak ki son saatin gelip çattığını düşünürlerdi. Ama hakikatte siren, sadece teknik bir cihazdır. TANRI veya sûr meleği diye nitelenecek bir yanı yoktur. Bizim uzay gemilerimizin de, müthiş ses çıkaran sirenleri vardır. Dikkatlerini çekmek üzere siren çalındığında, Sina çevresi sakinleri işte bu yüzden dehşete düşmüşlerdir. Size bundan daha önce de söz etmiştim. Peygamber olarak ölümsüzleştirdiğiniz zavallı Yunus, sadece denizlerin üzerinde dolaşan bir uzay gemisinin yolcularından biriydi.
Ama tanrıtanımazlar, böylesi zırvaları yine de kabul etmek istememişlerdir. Bu konu üzerinde İNKARCI MATERYALİSTLER az kafa patlatmamışlardır. Ama bu işlerin gerçekte nasıl cereyan ettiğine akılları bir türlü yatmamıştır; çünki onlar, o ana kadar, KÜÇÜK AZİZLER ile onlara ait uzay gemileri konusunda hiçbir şey duymamışlardı bile. Biri çıkıp da onlara televizyon alıcısı seyrettirmiş olsaydı, tıpkı geçmişin peygamberleri gibi, onlar da kendilerini korkuyla yere atarlardı. Zaman durmadan akıp gitmektedir, ama insanlıkta pek bir değişme meydana gelmemektedir. TANRI, insanlığa yardım etmek üzere vasıtalar kullanmaktadır; İSA da bu vasıtalardan biriydi.
Yeryüzündeki durum, hakikate susamış insan sayısındaki çokluktan ileri gelmektedir. Ama bu insanlar, mahrumiyet içinde bırakılmışlardır. Ayrıca, hakikat diye bir şeyin mevcut olmadığını ispatlamak için debelenen yığınlarca insan daha vardır. Bunlar ise mahrumiyet içinde değildirler, çünki peşine düştükleri malzeme ellerine tutuşturulmaktadır. Ama bu malzeme, cahil bir insanlığa tahsis edilmiş olan spiritüel aydınlanmadan başka bir şeydir.
Teknik biraz ilerlemeye görsün, insan kendini hemen her şeyi bilir nitelikli görmeye başlamakta ve araba imal eder gibi insan yetiştirmeye kalkışmaktadır.
Dünya’da olan bitenleri etraflıca inceledik ve bildiğimiz tanıdığımız hiçbir yıldızda, sizin Dünyanız’dakine benzer bir durumun mevcut olamayacağı kanaatine vardık.
Uzay gemilerimizden çıkıp da bir Dünyalı’yla yüz yüze geldiğimizde, o dünyalı artık, eski çağlarda olduğu gibi, bir melekle karşılaşmış olduğunu düşünmeyecektir.
İnsan bugün uzay yolculuğunun mümkün olabildiğini artık bilmektedir; dünya dışı uygarlıklara mensup bir ırk ile yüz yüze gelmenin mümkün olduğunu düşünebilmektedir. Ama ne var ki, onlara yine de düşman gözüyle bakmaktadır. Sizlerle yüz yüze irtibat, bugün bile tamamen imkânsız bir şeydir. İnsanlarınız, uzaylı insanlarla yüz yüze gelebilecek kadar olgun değildirler. Vietnam Savaşı, bu konuda yanılmadığımızı pek güzel ispat etmiştir. Dininizi, hakikat temelleri üzerine oturtmaya bakınız. Dikkatinizi hep bu noktaya çektim.
TANRI mevcuttur; ama tahayyül ettiğiniz gibi mevcut değildir. TANRI sizin ayağınıza gelmez; elçilerini gönderir. Biz, işte o elçileriz, geleceğinizi şekillendirmekle görevli olan elçileriz ( resûlleriz). Geleceğinizin daha iyi olması gerekir, ama bu durum, geleneksel kanaatlerin değiştirilmemesi için direnip savaşan insanların, grupların, dinlerin ve ulusların mevcut olması hâlinde gerçekleşemeyecektir. Bilim, bu alanlarda itibar kaybına uğradığını kabullenme cesaretini göstermelidir. Böyle davrandığı takdirde, eskisinden daha da parlak bir itibara kavuşacaktır. Dünya üzerindeki hayattan tamamen bilim sorumludur.
Vietnam’da, ulusların itibarı için yığınla insan feda edilmiştir. İtibar denilen şeyin ne işe yaradığını görün işte. Bilimin itibar sorunu da, beraberinde büyük bir suçluluk unsurunu taşımaktadır, hem de ne yaman bir suçluluk unsurunu.
