UZAYLI ÖĞRETMEN ASHTAR SHERAN’dan - ASHTAR SHERAN - BÖLÜM 13

Share

http://www.dunyaana.com/images/ashtar%20sheran%203.jpgASHTAR SHERAN

Kutsal Kitap, bizi özellikle ilgilendiren bir kitaptır; çünki bizim müdahalelerimizden söz etmektedir. Ama biz, Dünyalı insanlara kıyasla daha üstün mukayese imkânlarına sahibiz. Birkaç anlama çekilebilecek kadar muğlak olan bu tarihî Kitap, meleklerin tezahür edişlerini ( aparisyon) dile getirmektedir.

Melek, spiritüel bir varlıktır. Spiritüel âlemde yaşayan insanların tâbi bulundukları yasalara aynı derecede melek de tâbidir. Meleğin tezahür ediş tarzı, öte âlemde bulunan hayattar bir ruh varlığının tezahür ediş tarzının aynıdır. Bazı Kutsal Kitap uzmanları, buna dayanarak, tam anlamıyla materyalize olabilen meleklerin var olduğunu, yani ete kemiğe bürünebilecek kadar kendilerini değişime uğratabilen meleklerin var olduğunu iddia etmektedirler.

Uzman işte bu noktada yanılmaktadır. Melek, her zaman melek olarak kalmaktadır ve fizik beden ile tezahür edememektedir. İnsan ruhu ile melek arasındaki asıl fark da budur zaten. Melek, durugörü yeteneğine sahip bir medyoma pekâlâ görünebilmektedir. Gerçi melek fizik bedene bürünememektedir, ama hayattar bir insanın ektoplâzmasını (*) kullanmak suretiyle kendini insan suretinde tezahür ettirebilmektedir.

Bu durumda melek, kendisine ektoplâzmik maddeyi sağlayan medyoma bağlı kalmaktadır. Ama spiritüel âlemde, yüce ruh varlıkları da mevcuttur. Melek diye adlandırılabilecek niteliğe sahip büyük inisiyatörler bunlar. Kanatlar, kuşta olduğu gibi melek bedeninin ayrılmaz parçası konumunda şeyler değildir. Kanatlar, sembolik şeylerdir ve arzu üzerine ve de astral maddeyi düşünce vasıtasıyla şekillendirmek suretiyle oluşmaktadırlar. Melek, kanatlı görünüme, çok özel şartlarda bürünmektedir. Özellikle de TANRI  elçisi olduğunu göstermek istediği zaman. Omuzladığı vazife, meleğin kendisinden daha önemlidir.

(*) Bkz. “Metapsişik Terimler Sözlüğü”, Ruh ve Madde Yayınları, syf.57

Bizim omuzladığımız vazifeler de, aynı şekilde, bizden daha önemlidirler. Kutsal Kitabınız, meleklerin tezahür edişlerini böyle tasvir etmektedir işte. Ama size şunu kesin şekilde söyleyebilirim ki, Kutsal Kitap’ta gerçek bir melek tarafından meydana getirilmiş hiçbir tezahür olayı yer almamaktadır. Meryem Ana’nın müjdeci meleği (*) bile şekle bürünmemiş ve mesajını ona telepati vasıtasıyla, yani onun GÖNÜL KULAĞINA fısıldamak suretiyle iletmiştir.

Diğer melek tezahür fenomenlerinin hepsi de, bizim meydana getirdiğimiz fenomenlerdir. Az önce sözünü ettiğim astral madde gerçi sizinki kadar yoğun değildir, ama biz onu kullanarak yine de materyalize olabiliriz. Materyalize olabilmek için biz, ne medyomun ne de herhangi bir Dünyalı’nın ektoplâzmasına ihtiyaç duymayız. Biz, herhangi bir beşer varlığına bağlanmadan serbestçe hareket edebiliriz.

Reel eşya konusundaki bilgisizliğiniz yüzünden her şeyi nasıl yalan yanlış bir şekilde anlayıp yorumladığınızı size göstermiş oldum. Musa’nın Kitabı’nda, Sodom ve Gomore konusunda şöyle bir tasvir yer almaktadır: Kendisini uyarmak üzere iki melek zuhur edip LÛT’u ziyaret etmişti. Bu uzun saçlı melekler, KÜÇÜK AZİZLER idi.

Kitap’ta ayrıca, İSA’nın mezarı başında bekleyen iki melekten daha söz edilmektedir. Bu uzun saçlı ve beyaz giysili melekler de yine Küçük Azizler idi. İSA’nın göğe çekilişini hayretler içinde izleyen seyircilerin arasındaki beyaz giysili insanlar da Küçük Azizler’den başkaları değildi, yani sevgi meleklerinden başkaları değildi. İlya, bizim uzay gemilerimizden birine bindirilmiştir. Aynı şekilde, İsa da bir uzay gemisinin içine alınmıştır. Kutsal Kitap’ta uçandaireler, bulutlar diye tasvir edilmiştir. Orada ayrıca, bugün UFO diye adlandırdığınız mini gemilerden de söz edilmektedir.

Bugün göklerde cereyanını gözlemlediğiniz ve teknik görüşlerle yorumladığınız şeyler, dininizde yeni bir bölümü oluşturmaktadır.

(*) Meryem Ana’ya, gebe kalacağını önceden haber veren Cebrail kastedilmektedir.

Tanrıtanımazlar, yani hep şüphe içinde bulunanlar, kendi kendilerine daima şu soruyu sorup durmaktadırlar: Kutsal Kitap’ın sunulduğu çağlarda o kadar çok sayıda mucize meydana geldiği hâlde bugün niçin meydana gelmiyor acaba? Bu düşünüş şekli, büyük bir yanılgıyı ortaya koymaktadır.

O çağlarda cereyan etmiş olan şeyler bugün de cereyan etmektedir. Ama ne var ki, aynı olaylar bugün başka türlü ele alınıp başka türlü anlaşılmaktadır. O zamanlar, Dünya dışı kökenli uçan objeler gerçi Dünya atmosferine girmekteydiler, ama pek azı yere inmekteydi. Bugün de durum aynıdır. O zamanlar dininiz pek yetersiz bir seviyede bulunmaktaydı, gerçek bir puta taparlık durumundaydı. Konu bu anlamda ele alındığında, aynı durumun bugün de devam ettiği görülmektedir.

Dünyanız’dan, kendini ilâhî misyona adamış olan nice gerçek aziz gelip geçmiştir. Bu azizler, hasımları tarafından işkencelere uğratılarak katledilmişlerdir. Bu insanların anılarını canlı tutmak üzere, bu azizlerin sergilediği kahramanlık örnekleri yeni nesillerin gözleri önüne serildi mi?

Dünyanız’da her şey çelişkiler içindedir. Vazifem, gerçekten de zor bir vazife. Her konuda ortaya koymakta olduğunuz eşi benzeri bulunmaz bağnazlık, akıl almaz seviyede bulunmaktadır. Bu kadar feci menfîlik devam ettiği sürece tekâmülünüze katkıda bulunmak imkânsız bir şeydir. Ama buna rağmen, korkunç derecede zengin olan ve gönüllü olarak hayır yapabilecek niteliğe sahip bulunan milyonlarca insan mevcuttur Dünyanız’da. Ancak ne var ki, bunlar hakikati muzaffer kılmak üzere üç beş kuruş verme yürekliliğini gösterememektedirler.

Bu durum böyle devam ettiği takdirde, ölüm öncesini de sonrasını da kapsayan HAYATIN SÜREKLİLİĞİ konusuna ilişkin hakikat tüm Dünya’ya nasıl yayılacaktır dersiniz?

Bağnazlıktan kaynaklanan ve dudakların ucuyla yapılan günah itiraflarının ne değeri olabilir ki?

Dürüstlük, bir erdem değildir; tamamen doğal bir şeydir.

İnsan olmak da, peşine özlemle düşülecek bir hedef değildir. Gerçek hedef, insanda herkesin sahip bulunduğu, ama kimsenin müşahede etmeye yanaşmadığı ilâhî yanı görebilmek olmalıdır.

Dogmalarınıza dokunmaya kalkan kimseleri siz hemen doğru yoldan sapmışlıkla damgalayıverirsiniz. KÜÇÜK AZİZLER olarak dogmalarınıza biz de el atıyoruz, bu yüzden bizi de sapkınlıkla damgalayanlar çıkıyor. Bu, kilise babalarınız ile bağnaz İncil yazarlarınızın geleneksel tepkisinden başka bir şey değildir. İnsanlığın mahvına yol açsa bile, gelenek yine de yaşatılmalıdır! Parola bu olmuştur.

Size bütün bu konuları daha iyi anlatmayı başaramamanın üzüntüsü içindeyiz. Sizlerle henüz yüz yüze görüşemiyoruz. Gerekli olgunluğa henüz erişememiş hâlde bulunduğunuz için böyle bir görüşme şimdilik imkânsızdır.

SEVGİ MELEKLERİ geleceğinizden endişe duymaktadırlar. Bizlere doğru atacağınız adımlar bu bakımdan büyük bir önem taşımaktadır.

İcra etmekle yükümlü bulunduğumuz vazife, kültür konusuna ilişkin bir vazifedir. Bu vazife, ne kadar zararlı olduklarını bildiğimiz kökleşmiş yanılgılarınızı izale etmekten ibaret bir vazifedir. Bu misyon, Dünya’nın çehresini kısa zamanda kökten değiştirebilecek kadar büyük bir gelişimin gerçekleşmesini hedeflemektedir.

Dünyalılar’la, bugün bizim yaptığımız tarzda ilgilenmiş olan atalarımız, hedeflerine ancak kısmen ulaşabilmişlerdir. İsa, gerçi onlardan himaye görmüştür ama o da asıl hedefine ulaşamamıştır. Zaman içinde tekniğinizin kaydettiği gelişme, daha iyi bir anlayışa ulaşacağınız konusunda bizi umutlandırmaktadır. Sizi geniş ölçüde spiritüel etki altına almaya çalışmamızın sebebi budur işte. Ama karşımıza son derece güçlü bir düşman dikilmektedir: İktidar çılgınlığı. Bu çılgınlık, bazı durumlarda tüm insanlığı mahvolma tehlikesiyle yüz yüze getirecek ölçülere varabilmektedir. Ama biz böyle bir şeye hiçbir zaman müsaade etmeyeceğiz.

Mesajlarımızı iletebilecek bir vasıtaya kavuşmuş olmanın sevinci içindeyiz. Telepati (*), zaman ve mekân kavramlarını sollayıp geçen bir şeydir. Bizim için spiritüel imkânlar büyük önem taşımaktadır. Doğrudan yazı da (*), harika bir irtibat vasıtasıdır. Tam trans hâli de iyi bir irtibat vasıtası olabilmektedir. Ama ne var ki, kınanamayacak ölçüde spiritüel tekâmül seviyesine ve üstün bir moraliteye sahip bulunan medyomlarınızın sayısı pek azdır. Trans yönteminde, sorulara ve cevaplara şuuraltı pek fazla müdahale etmektedir.

(*) Bkz. “Metapsişik Terimler Sözlüğü”, Ruh ve Madde Yayınları, syf.164

Soru: Küçük Azizler, Dünyamız’da cereyan eden tüm olayları gerçekten de bilebiliyorlar mı?

Cevap: Dünyanız 4.000 yıldan fazla bir zamandan beri ilâhî denetim altında tutulmaktadır; bu denetim Küçük Azizler vasıtasıyla yürütülmektedir. Bu maksat için Küçük Azizler, keşif ve uzaktan istihbarat imkânlarıyla donatılmış uzay gemileri kullanmaktadırlar. Bu gemilerde, insanlığı yöneten şeflerin temel görüşlerini bile kayda alabilecek cihazlar mevcuttur. Bu söylediklerim size belki masal gibi gelebilecektir, ama şunu iyi bilmelisiniz ki biz sizden fersah fersah ileride bulunmaktayız.

Uzaktan kumandalı araçlarımızda insan bulunmamaktadır. Bunlar, takip edilmeleri hâlinde takipçilerden otomatik olarak kaçmaktadırlar. Tecrübeleriniz size, onları yakalayamayacağınızı anlatmıştır sanırım. Süratleri, sadece herhangi bir insanın değil, bizim bile tahammül edemeyeceğimiz kadar yüksektir. Ana gemiyi hiç yanılmadan bulabilecek bir otomatikliğe de sahiptirler.

Pilotlu gemilerin sürati daha düşüktür. Ama YÜCE YOLDA  yani evrende, etten kemikten mamul bir bedenin dayanamayacağı kadar yüksek hızlara ulaşabilmektedirler. Böylesi hızlara ulaştıklarında bizler, demateryalize olma yoluna gideriz. Böylece yolun tamamını ışık hızını da geçen bir hızla katetmiş oluruz. Bu yöntem size belki masal gibi gelecektir, çünki siz henüz böyle imkânlardan mahrum durumdasınız. Olan biten her şeyi, çabukluğu marifet kabilinden şeyler sanan bilgisiz bir insana bunlar nasıl açıklanabilir ki? Örneğin, bilim adamlarınız, ışık hızını aşan bir hızı kesinlikle kabul etmemektedirler. Deneylerimiz bize, her türlü hıza ulaşabildiğimizi, hatta düşünce hızına bile ulaşabildiğimizi göstermiştir. Düşünce, bir saniye içinde Güneş Sisteminiz’i bir uçtan öbür uca katedebilmektedir. Düşünce, bu mekânın çevre hattı üzerindeki her noktada, hiçbir güç kaybına uğramadan alınabilmektedir.

(*) Bkz. Metapsişik Terimler Sözlüğü, Ruh ve Madde Yayınları, syf. 44

Uzay gemilerimiz, irtibatlarını devamlı olarak bu şekilde sürdürmektedir. Bu tarzdaki irtibat, demateryalize hâle geçtiğimiz zaman da mümkün olmaktadır; çünki ruh, şuur dışı hâle gömülmemektedir.

Bu faaliyetlerimiz, harika şeylerdir. Çünki daha önce de belirttiğim gibi, biz sizden fersah fersah ileride bulunmaktayız. Son yıllarda tekniğiniz gerçi büyük gelişmeler kaydetmiştir, ama psişik ve moral anlamdaki gelişiminiz henüz acınacak hâldedir.

Soru: Bize niçin, hayatımızı düzene sokacak direktifler vermiyorsunuz?

Cevap: Biz bunu seve seve yaparız, ama siz henüz bunu anlayabilecek olgunlukta değilsiniz. Direktiflerimizi hemen suistimale kalkışırsınız. Sizi önce moral anlamda takviye etmeye çalışmamızın sebebi budur işte.

Soru: Bu teşebbüsünüzün, binlerce yıldan beri, arzuladığınız sonucu bir türlü sağlayamadığını belirtmiştiniz, bundan sonrası için umutlu musunuz bari?

Cevap: Evet, yoksa bu konuyu çoktan rafa kaldırırdık ve bu işten vazgeçerdik? Bu misyonumuzu, tekâmül yolunda attığınız olumlu adımlar kamçılamaktadır. Geçmişte Küçük Azizler, evrende başka insanlık âlemlerinin de mevcut olduğunu kafanıza pek zor sokabilmişlerdir. Daha sonraları ise konuya Hristiyan kilisesi el koymuş ve bu kavramın karşısına işkence tehdidini dikmiştir. Bugünkü Dünya insanlığı, bizim mevcudiyetimizin ve misyonumuzun mümkün bir şey olduğunu anlayabilecek bir seviyeye ulaşmış bulunmaktadır. Size yaradancı dini biz sunduğumuz hâlde, kiliseler yine de bizi kabul etmeye yanaşmamaktadırlar. Ama uzay araştırmalarınız ile bilim adamlarınız, başka yıldızlarda da hayat olabileceği görüşünü artık reddetmemektedirler. Evet, başka kürelerde de hayat vardır, ama bunların sayısı pek azdır. Evren, muazzam büyüklüğe sahip bir mekândır ve orada bir çok insanlık âlemleri bulunmaktadır, ama bunlar Dünyanız’dan çok uzaklarda yaşamaktadırlar.

Dünya dışı uygarlıklarına mensup insanların mesajlarını almak üzere teknisyenleriniz de cihazlar vasıtasıyla evreni dinlemektedirler. Bu iş için dev cihazlara hiç gerek yoktur. Şu anda bizden bir mesaj almaktasınız. Sizinle zaten eskiden beri sürekli bir irtibat içinde bulunmaktayız. Ama ne varki, bizi anlamış olan birsürü medyom tımarhaneye tıkılmıştır. Diğer bir kısmı ise, aynı akıbete uğramamak için, susmayı tercih etmiştir. Sizleri bu tehlikeyle yüz yüze getirmemek için irtibatlarımızı sınırlı tutmak zorunda kaldık.

Gerçi bağımsız devletlerde henüz pek öyle kabul edilmiş durum da değildir, ama buna rağmen sizinle, spiritüalizm kanalını kullanarak irtibata geçmemiz pekâlâ mümkündür. Parapsikoloji, her gün biraz daha saygınlık kazanma yolundadır; ama bu alanda derin araştırmalara bugün artık girişilmesi gerekir. Uzay yolculuğu konusunda, parapsikoloji, en önemli araştırma alanı konumundadır. Uzay araştırma kurumlarınız bunu henüz anlamış değildirler. Gözlemler ve fenomenler konusunda kafa patlatılıp durulmaktadır ama, dünya dışına özgü yasaların ve imkânların mevcut olabileceği hususu akla bile getirilmemektedir. Uzay araştırma kurumları, parapsikolojinin, yani spiritüalizmin ifşaatlarıyla daha fazla ilgilenmiş olsalardı, evreni keşfetme ve anlama imkânına daha çabuk kavuşmuş olacaklardı. Çok büyük mesafeleri belirtmekte kullandığınız ölçüler doğru şeyler değildir; atomik ve elektronik alandaki kavram kargaşasının yanı sıra doğruları ve diğer değerleri eğip büken ve değiştiren birsürü başka kargaşaya da yol açmıştır. Dünyanın sarmal eğrisinin reel şekli konusunda tamamen yanlış bir fikre saplanmış olmanızın sebebi budur işte.

Tanrıtanımazlığın son derece büyük bir yanılgı olduğunu anlama zamanının pek uzak olmadığına kesin şekilde inanmaktayız.

Dünya insanı bunu anladığı anda Dünyanız’ın çehresi tamamen değişecektir. Gayretleriniz sağlam bir temele oturmuş olacağı için harikadan harikaya koşmaya başlayacaksınız. Tüm analojilerinizin temel direği yanlış olduğu sürece, her şey yanlış bir perspektife sahip bulunmaya devam edip duracaktır.

Savaşlarınızın ve iğrenç savaş hazırlıklarınızın temelinde hep, eşyayı ele alma konusunda benimsediğiniz bu yanlış tutum yatmaktadır. Mantığın kesinlikle mevcut bulunmadığı yerde her şey yanlış bir mantık temeli üzerine oturtulur.

Soru: Sizce böyle bir değişim ne zaman olacaktır?

Cevap: Bunu biz de merak etmekteyiz. Büyük bir icat ve keşifte bulunulup hizmetinize sunulduğu takdirde, bu iş yakın bir gelecekte gerçekleşecektir. Belki bir asrınızı alabilecektir, ama büyük bekleyiş evresi gerilerde kalmıştır. Hâl böyle olmasaydı, Dünya varoluş sebebini yitirmiş olacaktı. Sizin ve şeflerinizin tahmin ve tasavvur ettiğinizden çok daha fazla tehlike arz eden bir durumda bulunmaktasınız. Silâhlanma konusunda yaptıklarınıza şöyle bir baktığımızda durumun ne kadar feci olduğu derhal görülmektedir.

Soru: Gezegenimizde farklı ırklar ve halklar yaşamaktadır. Bunların tekâmül seviyeleri de temelde büyük farklılıklar sergilemektedir. Bu konuda yine eğitim rol oynamaktadır. Halklar birbirlerine saldırıp durmaktadır. Bir halk, kendisini saldırılardan korumak için silâhlanmaktan başka ne yapabilir?

Cevap: Bunun son derece ciddî bir sorun olduğunu biliyorum. Bir halk, diğer bir halkın kudretinden korktuğu için kudret sahibi olmaya çalışmaktadır. Bundan da hiçbir pozitif sonuç çıkmamaktadır. EVRENDE İMKÂNSIZ DİYE BİR ŞEY SÖZ KONUSU OLAMAYACAĞINA göre, kudretin belli bir sınırı da olamayacaktır. Dünya insanlığı, çabaları sonucunda sürekli olarak yeni imkânlara kavuşacaktır. Tutulmuş olan bu yol, insanları hiçbir surette anlayışa ulaştıramayacak olan yanlış bir yoldur.

Barışı, zor kullanmak suretiyle kuracak bir politik imkânı düşünmek bile abestir.

Soru: Halklardan sorumlu şeflerin ahmak kişiler oldukları yine de söylenemez. Dünya şartlarında savaş, insana bir zaruret gibi görünmektedir. Bu görüş, diyalektik materyalizm tarafından da öne sürülmektedir. Bu konuda bize neler söyleyebilirsiniz?

Cevap: Akla ters düşen bir şeyi akıl sahibi bir insan anlayamaz. Şeflerinizin, savaşı veya savaş hazırlıklarını mantıklı bir şey olarak görmeleri, onların sağlam bir mantıktan mahrum bulunduklarının çarpıcı bir ispatıdır. Ne yazıktır ki bu bakış açısı, Dünyalılar arasında pek yaygın durumdadır. Bu da, spiritüel konularda ne kadar yetersiz seviyede bulunduğunuzu ispatlamaktadır.

Soru: Cevabınız belki doğrudur, ama sorumlular tarafından yine de kabul edilmemektedir. Bize bu hususu daha açık şekilde açıklayabilir misiniz? Çünki hakikati öğrenmek istiyoruz.

Cevap: İSA gibi harika bir inisiyatör gönderildi size. O, aranıza eğriyi düzeltmek üzere gelmişti. Gerçi o, söyleyeceğini meseller yardımıyla anlatmada harika denilebilecek seviyede bir yeteneğe sahipti, ama buna rağmen eğriyi düzeltmeyi yine de başaramamıştır. Size ancak meseller yardımıyla anlatılması gereken nice konularınız vardır. Bunu size tek bir örnekle anlatmak istiyoruz.

Bildiğiniz gibi, Dünyanız’da anormal bir insanın, kendisine hiçbir zararı dokunmamış olan çocukları punduna getirip boğazlamasıyla, iğfal etmesiyle ve ölümlerine yol açacak derecede dövmesiyle sonuçlanan olaylar cereyan etmektedir. Bu varlıklar, böylece kimsenin akıl erdiremeyeceği seviyede alçakça bir davranış sergilemiş olmaktadırlar. Böyle bir davranışı açıklayabilecek nitelikte ne bir gerekçe bulabilirsiniz ne de hafifletici bir sebep. Sorarım size: Bu davranış biçimini açıklayabilir misiniz? Aynı şey, savaş uzmanlarınız için de geçerlidir. Bunlar, en rezilce kötülükleri icat edip milyonlarca insanı katledebilmektedirler. Dünyanız’da insanlıktan eser kalmamıştır. İnsanlar, kendilerine hiçbir zararları dokunmamış olan başka insanların üzerine saldırabilmektedirler. Her biri birer canavar kesilmektedir, çünki onlara böyle bir davranışın zarurî ve kahramanca bir davranış olduğu ve insanlığın onlardan bu davranışı beklediği öğretilmektedir.

Biz bu zihniyeti bir türlü anlayamıyoruz ve tabiî bu konuda bir açıklamaya da gidemiyoruz, çünki bunun akıl alır bir yanı yoktur. Bu zihniyeti sadece savaş sorumluları, askerler ve politikacılar doğru bulmaktadır. Bu insanlar, başka hiçbir insanın asla anlayamayacağı bu canavarca fiilleri anlayışla karşılayabilmektedirler. Bunlar, korkunç bir mantıksızlığın ve hayvanca davranma hastalığının kurbanlarıdırlar. Bu örnekte gördüğünüz gibi, kötü kişiyi ancak kendisi anlayabilmektedir. En büyük hatayı işlese bile, dili yine de haklı olduğunu iddia etmektedir.

Her türlü savaş, delice bir hatanın meyvesidir.

Vietnam Savaşı sırasında olan bitenler, zor kullanmanın, kesin şekilde mantıksız ve sağduyudan uzak bir şey olduğunu ortaya koymuştur. Bu kudret gösterisi, milyarlarca dolara mal olmuştur. Ama hakikatin ve mantığın donatımı için tek bir dolar bile harcanamamaktadır.

Milyonlarca Kutsal kitap basılmakta ve insanlara dağıtılmaktadır. Bunlar gerçi kısmî hakikatleri içermektedirler, ama bunun yanı sıra bir o kadar da hata ve yanlış yoruma yer vermektedirler. Kitap basıp dağıtmakla hakikate hizmet edildiği sanılmaktadır, ama bu da bir yanılgıdır. İşin en kötü yanı şudur ki sizler, aydınlanma imkânsızlığı içinde debelenmektesiniz. Çünki inatçı bir ırka mensupsunuz.

Dünya savaş içinde yüzdüğü sürece, uzaylı insanlarla Dünyalı insanlar arasında iyi bir anlaşma zemini oluşturmak zor olacaktır. Politikacılarınız yüzünden, sizi şahsen ziyaret edecek ve size yardımda bulunacak durumda değiliz henüz. Böyle bir ziyaret şimdilik bir işe yaramayacaktır. Böyle bir ziyarete kalkıştığımız takdirde, yalan söyleyip bizi kandırmaya kalkışacaksınız; sonuçta da bize diş bileyeceksiniz.

Soru: Böyle bir ziyaret şüphesiz ancak belli bir ülkede cereyan edebilecektir. Dünyamız’da birbirinden çok farklı devletler mevcut. Acaba hangisini tercih edeceksiniz?

Cevap: Bizim insan hakkındaki görüşümüz, sizinkinden, kıyas kabul edemeyecek kadar farklıdır. Bizim için farklı halklar, farklı ırklar veya farklı devletler diye bir şey söz konusu olamaz. Bizim için sadece tekâmülde ve yaşamda aynı haklara sahip bulunan insanlar kavramı geçerlidir. Bu anlamdaki farklılıklara bizim gezegenimizde bile mevcuttur. Ama bu farklar, hiçbir surette diş bilemeye yol açmamaktadır. Biz, şu devlet veya bu devlet diye bir ayırım yapmaya işte bu nedenle kalkışmamaktayız, çünki sizin politik ve sosyal görüşleriniz, bizim düşüncelerimize uymamaktadır. Birileriyle görüşmek isteseydik, şüphesiz Tanrı’ya tam iman etmiş olan ve de yüksek seviyeli bir tekniğe ve bilime sahip bulunan insanları tercih ederdik. Ama böylesi niteliklerle donatılmış insanları Dünyanız’ın neresinde bulabiliriz ki? Örneğin, teknik açıdan çok gelişmiş bir toplumda, bir de bakıyorsunuz, imandan eser bile kalmamış.

Aranızda kendilerini dindar diye tanıtan, ama bağnaz ahmaklardan başka bir şey olmayan nice insan vardır. Ahmak sözcüğünü özellikle kullanıyorum, çünki hangi alanda olursa olsun bağnazlık, insanı daima taraf tutuculuğa sevk etmektedir. Dünyanız’da birsürü mezhep vardır. Bunların hepsi de bağnazdır. Şu veya bu şekil altında bulunmalarına rağmen hepsi bağnazdır; çünki tarafsızlıklarını muhafaza edememektedirler. Bağnazlık, insanı spiritüel anlamda kör etmektedir. Bu körlük, tüm politikacılarda olduğu gibi, tüm askerlerde de mevcuttur. Özel bir biçimde yoğurulup şekillendirilen sade bir nefer bile, sonunda bağnazlaşmakta ve spiritüel anlamda körleşmektedir.

Size, dikkatinizi Vietnam’a yöneltmenizi tavsiye ederim. Orada tarafgirliğin dik âlası yürürlüktedir, çünki her iki taraf da birbirine, ideallikle alâkası bile olmayan bağnazca bir anlayış yüzünden girmiş durumdadır. Onları birbirine saldırtan etken, spiritüel anlamdaki körlükleridir. Dıştan bakan bir insan olarak bunu kolaylıkla görebiliyorum.

Gök kubbede gördüğünüz ve uçandaire diye adlandırdığınız şeyler, Tanrı’nın gözleridir. Bu gözler, sizi Kutsal Kitaplar’ın yeryüzüne indirdiği o eski çağlarda da gözetlemişti. Bana, o çağarda gözetlenmiş olan insanların sizler olmadığınızı, çünki o çağlarda henüz doğmamış olduğunuzu ve böylece atalarınızın hatalarından sorumlu tutulamayacağını söyleyeceksiniz.

Böyle bir cevap, doğal bilimler konusundaki cehaletinizin işaretidir. Çünki atalarınız diye adlandırdığınız insanlar sizlerdiniz. Sina Dağı çevresinde konaklamış olanlar da sizlerdiniz, İsa’yı yuhalamış olanlar da, Meksika’da güneşe tapmış olanlar da, sık ağaçlı ormanlarda hemcinslerini yemiş olanlar da. Bugün de hemcinslerinize saldırmaktan, onları dolaylı veya dolaysız olarak soymaktan ve Evrensel Ruh ile, yani TANRI ile alay etmekten başka bildiğiniz bir şey yok.

Dünya insanlığı öylesine düşüncesiz bir hayat sürmektedir ki, yüce hakikatlerle ilgilenmek aklına bile gelmemektedir. Spiritüel bir uyurgezerlik hâli içinde yaşamaktadır. En önemli olgulardan işte bu nedenle haberdar olamamaktadır. Vasat seviyedeki bir Dünyalı, Dünya’nın silâhlanma konusunda yaptığından ettiğinden habersizdir. Böylesine feci bir gelişmenin meydana gelebilmiş olması, akıl alır işi değildir. Evrenin bu yöresinde ( Dünya’da) silâhlanma, en önemli endüstri dalı hâline getirilmiştir.

Soru: Henüz hiç kullanılmamış olsa bile, sizin gücünüz de bir silâhlanma olarak kabul edilemez mi?

Cevap: Hayır, hiç de öyle değil. Bundan 4.000 yıl önce belki bu söylenebilirdi, ama bugün böyle bir şey düşünülemez bile. Gerçi gücümüz aşırı derecede artmıştır, ama artık öldürmüyoruz. Aksine, hayatı koruma altına almaya çalışıyoruz. Gücümüzün sağladığı imkânlar düşmanımızı felçli hâle getirmektedir. Yer sarsıntıları ve sel felâketleri meydana getirmektedir. Ama neye yarar? Büyük insan topluluklarını felçli hâle getirebiliyoruz, yani şuurlarının bir bölümünü karartabiliyoruz. Bu bile feci bir şey.

( Küçük Azizler ile irtibata geçmiş olan kişiler, yani onların gemilerine binmiş veya onlarla birlikte seyahat etmiş olan kişiler, daima onların güçsüz bir görünüm sergilediklerinden söz etmişlerdir.)

Soru: Bizi felçli hâle getirmek üzere harekete geçtiğinizde üzerinize muhakkak ateş edilecektir. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Cevap: İsabet kaydetmeniz mümkün değildir. Uzay gemilerimiz, özel bir enerji alanıyla çevrilidirler. Bu alanı hiç bir silâhınız delip geçemez. Bu kalkan, büyük hızlara ulaştığımız zamanlarda da işimize yaramakta ve bizi meteorların şoklarından korumaktadır. Biz kesinlikle sizden daha üstünüz; bu üstünlüğümüzü ispatlamak için kanınızı akıtmamız gerekmez herhalde.

Soru: Binlerce yıldan beri Dünyamız’ı Küçük Azizler mi ziyaret etmişlerdir?

Cevap: Şu anda sadece KÜÇÜK AZİZLER ile irtibat hâlindesiniz. Ama 4.000 ve 2.000-3.000 yıl önce Dünyanız’ı başka uzaylılar da ziyaret etmişlerdi. Keşif uçuşları yapmak üzere Dünyanız’a uzay gemileri yollamış olan METHARIA gezegeninin yanısıra, ayrıca başka evren uygarlıkları da Dünyanızla ilgilenmiştir. Samanyolunun kenarında yer alan minicik dünyanız, incelenmeye ve denetlenmeye değecek kadar ilginç bir yerdir.

Soru: Diğer ziyaretçilerin araçları da aynı prensiple mi hareket etmektedir?

Cevap: Bu, bir bireysel tekâmül meselesidir. En dolambaçlı yolları izlemiş olsa bile, bir uygarlığın her türlü gelişimi hep aynı sonucu ortaya çıkarmaktadır.

Soru: Bu sözünüzden, sizin halen sahip bulunduğunuz prensipten istifadeyle bizim de uzayda er veya geç seyahat etme imkânına kavuşabileceğimiz sonucunu çıkarabilir miyiz?

Cevap: Dünya, er veya geç “super drive”a, yani maksimum hıza ( speed-maximum) ulaşabilecektir. Ama bu iş, uluslar arasında kurulacak dostane bir işbirliği sayesinde başarılabilecektir.

Soru: Bu maksimum hız, herhalde en yüksek hız demek oluyor, yani mümkün olabilen en yüksek hız anlamına geliyor. Bu hızın nasıl bir hız olabileceği konusunda bizi aydınlatabilir misiniz?

Cevap: Son hadde varıldığında artık hızdan söz etmek mümkün değildir; çünki hız denilen şey, bir mekânın katedilebilmesi için gerekli olan zaman aralığıdır. Maksimum hız sırasında da artık, zamandan söz edilemez. Bu hız, ancak ya inişe geçildiğinde ya da bir gezegen gözlemlemek istendiğinde düşürülmektedir.

Soru: Uzak geçmişte başka uzaylılar da devreye girdikleri hâlde, bugün Dünyamız’ı niçin sadece KÜÇÜK AZİZLER ziyaret etmektedirler?

Cevap: Evrende çeşit çeşit uygarlıklar vardır. Dünyanız’ı, KÜÇÜK AZİZLER ile en küçük bir ortak noktaları bile olmayan başkaları da ziyaret etmişlerdir, ama bunlar Dünya dan çabucak soğumuşlar, onun için de ilişkilerini hemen kesivermişlerdir. Ama biz, misyonumuzun gereği olarak, ilişkimizi kesmeyiz. Şüphesiz sizin veya küçük Azizler’in amaçlarından farklı amaçlara yönelik uygarlıklar da mevcuttur. Dosdoğru bilgiye sahip bulunan ve ilâhî bir misyonu icra eden bir uygarlıkla irtibat hâlinde bulunduğunuz için kendinizi şanslı saymanız gerekir.

Soru: FATİMA mesajını vermek suretiyle KÜÇÜK AZİZLER ne yapmak istemişlerdi?

Cevap: FATİMA mucizesi, KÜÇÜK AZİZLER tarafından sahneye konulmuştur. Tabî ki bu olay, BİR ÜST ÂLEMİN, yani MELEKLERİN veya Katolik Kilisesince Baş Melekler diye adlandırılan –ki bu terim pek bir şey ifade etmemektedir- varlıkların buyruğu üzerine icra edilmiştir. FATİMA’daki uzay gemisi pekâlâ tanınabilir ve bilinebilir niteliklere sahipti, aynı nitelikleri bugünkü gemilerde de gözlemleyebilirsiniz.

Share

Bu site özeldir ve ticari amaç taşımaz.

Copyright © Dünya Ana