FATİMA OLAYI
Tüm yeryüzü ülkelerindeki din adamları, nerede bir mucize olacak diye gözlerini dört açarak beklemektedirler. Açıklanamaz türden bir olay cereyan ettiği zaman, TANRI ile ilgisi olmasa bile, bu olay hemen ilâhî mucize diye yorumlanıvermektedir.
Fatima olayı içinde bir yorumda bulunmak gerekiyordu ve bu yorum da Kutsal Kitap’a, yani Yeni Ahit’e tüm ayrıntılarıyla uymalıydı. Kilisenin böyle delillere ihtiyacı vardır, yani gözle görülür olaylara ihtiyacı vardır. Aynı Fatima olayı birçok kez cereyan etmiştir. Ama bunlara insan yığınları tanık olmamıştır. Bu bakımdan Fatima mucizesi bir istisna teşkil etmiştir, çünki bu olaya tam 70.000 kişi tanık olmuştur. Ancak ne var ki, Katolik kilisesi bu olayı, bir Meryem Ana mucizesi olarak nitelendirmiştir; çünki medyom çocuklar Meryem Ana’yı gördüklerini ifade etmişlerdir.
Soru: Bu mucizeyle Meryem Ana’nın gerçekten ilgisi var mıdır?
Cevap: Hayır. Ama bu olay yine de bir ilâhî mucizeydi. Bu fenomene Meryem Ana’nın veya bir başka ruh varlığının iştirak etmiş olması önemli bir şey değildir. Uzay gemisinin görüntüsü ile davranış biçimi, Hristiyan dinine karşı olan inancı muhakkak ki güçlendirmiştir. Ama olay, gemilerimizin gözlemlenebildiği tüm ülkelerde olduğu gibi, doğal bir biçimde cereyan etmiştir. Fenomenin Güneş ile hiçbir ilişkisi yoktu. Bu olay bir mucize değildi ve normal üstü diye nitelendirilebilecek hiçbir yanı yoktu. Ama sadece sunduğu mesaj önemliydi.
Bugünkü mesajlarımız da önemlidirler ve ciddiye alınmalıdırlar. Bugün size sunduğumuz bilgiler, her ne kadar Berlin’de sunulmuş olsalar bile, yine de FATİMA’da sunmuş olduğumuz mesajların yenilerinden başka şeyler değildirler. Tek fark, şu anda devreye bir uzay gemisinin girmemiş olmasıdır, ama ne var ki bu gemileri insanlar zaten Dünya’nın her yanında gözlemlemektedirler. FATİMA mesajları, uzun şeyler değildiler. Ama bugün sunduğumuz mesajlar çok açık seçiktirler ve öncekilerden daha üstündürler. Diğer yandan, kullanmış olduğumuz medyomlar çocuk olmadıkları gibi, zihinleri de dinî kavramlar yüzünden karmakarışık değildir. Şu anda sizlere hakikatin ta kendisi ifşa edilmektedir (*). FATİMA fenomeninin cereyanı hakkında bir kez daha açıklamada bulunmanın yerinde olacağını düşünüyorum. Sizden bunu rica ediyorum.
Roma’da bulunan ve papalığa ait olan Kutsal Kitap Enstitüsü profesörü P.L. Gonzaga de Fonseca’nın FATİMA mucizesine ilişkin eserine başvurmak isteriz. “Meraviglie” de bu konuda şöyle denilmektedir:
...........................................................................................................................................
(*) Kutsal Ruh ( Ruh-ül Kudüs), insanlığa bireyin anlayış derecesine göre farklı farklı şekillerde tezahür etmektedir. Müminlere, insan kalabalıklarını hayrete düşürecek senaryoların içine sarılmış mistik mesajlar; entellektüel tiplere ise, tıpkı Ashtar Sheran’ınki gibi açık seçik, mantıklı ve bilimsel nitelikli mesajlar sunmaktadır. Ama ifşa edilmiş olan uyarılar ve hakikatler hep aynı şeyler oldukları gibi, hedefleri de hep aynıdır. ( Mesajı alanların notu.)
1916 baharının bir gününde, üç küçük çoban, fırtınadan korunmaya çalışmaktaydılar. Bir kaya oyuğuna sığınmışlardı. Çok kuvvetli bir rüzgâr patlayınca çocuklar, gözlerini göğe dikmek zorunda kalmışlardı. ( Bu gözlemin yorumunu parantez içinde sunuyoruz: Küçük Azizler’e ait bir uzay gemisi yerküreye yaklaştığı anda kuvvetli bir rüzgâr ortaya çıkmaktadır, yani rüzgâra yol açan etken, uzay gemisidir.) Bunun üzerine çocuklar, doğaüstü güzelliğe sahip bulunan 15 yaşlarında bir delikanlı görmüşlerdi. ( Kutsal Kitap’ta, insanüstü güzelliğe sahip varlıklarla karşılaşma olaylarından pekçok söz edilmektedir.) Tezahür etmiş olan delikanlı, çocuklara şöyle hitap etmişti: “Korkulacak bir şey yok, ben barış meleğiyim.” ( Nitekim Küçük Azizler bizi bugün de “her türlü sınırın ötesine geçen bir barış” sloganıyla selâmlamaktadırlar.)
13 MAYIS 1917 Pazar günü çoban çocuklar, eşsiz bir güzelliğe sahip bulunan 18 yaşlarında bir kadın görmüşlerdi. Bu kadının, Meryem Ana’ya veya başka azizelere benzer bir yanı yoktu. (Bu gözlem, olayda Meryem Ana’nın değil, fakat onun gibi uzun saçları olan bir Küçük Aziz silüetinin söz konusu olduğunu ispatlamaktadır.)
13 HAZİRAN günü çoban çocuklar, bu muhteşem silueti bir kez daha seyretmişlerdi. Olan bitenlere tanık olmuş olanların hepsi de, tezahür fenomeninin cereyan ettiği yerdeki çocukları beyaz bir bulutun sarıp sarmaladığını fark etmişlerdi. Ayrıca, güneş ışığının kuvveti ile ısısında muazzam bir düşüş gözlemlemişlerdi. Bu belirtiler, daha sonraki tezahür fenomenlerinde de tekrar etmiş ve her seferinde tezahür fenomeniyle birlikte kaybolmuşlardı. ( Küçük Azizler’in raporlarına bakılacak olursa bunlar, demateryalizasyon fenomenleridir.)
25-26 OCAK 1938 gecesi, gökyüzünün büyük bir bölümü birden aydınlanıvermişti. Böyle bir tezahürün cereyan edeceği önceden bildirilmişti (*). ( Birkaç yıl önce UFO’ların, kutupsal ışık türünden fenomenler meydana getirebileceklerini ifade etmiştik.
(*) Bu fenomen, 1917’de Fatima’da, 1914 harbinden çok daha müthiş bir harbin çıkacağını ifade edercesine sergilenmişti ve cereyan ettiği zaman da, Kutupsal Ayla diye yorumlanmıştı. ( Mesajı alanların notu)
Asıl tezahür olayı yani gerçek FATİMA mucizesi şu satırlarla tasvir edilmiştir:
13 OCAK 1917 günü, 70.000 kişi, hac maksadıyla Cova da Iria’ya doğru yol almaktaydı. Bastıkları toprak balçık hâline gelmişti. Ünlü gazeteler, olay yerine en seçkin muhabirlerini yollamışlardı.
“Tam saat 12.00’de Lucia şöyle haykırmıştı: ‘Yıldırım.’ Bulutlar çekilip de Güneş görünmeye başlayınca Lucia bu kez şunları söylemişti: ‘Güneşe bakın!’ Ve dev insan kalabalığı, benzeri görülmedik bir manzara ile yüz yüze gelmişti. Bu manzara, Son Devre’nin Kurtarıcısı ( İsa) tarafından insanlığa bildirilmiş olan semavî mucizelerden biriydi sanki. ‘Semavî güçler sarsılacak.’
Bir anda yağmur kesilmiş ve yoğun bulut kitleleri dağılmıştı. Güneş, zenit noktasında, parlak gümüşten mamul bir disk gibi ışıldamaktaydı ve bu hâl, kalabalık tarafından kolaylıkla gözlenebilmekteydi. ( Gerçekte, görülmekte olan şey Güneş değildi, bulutların arasında yol almakta olan bir uzay gemisiydi.) Güneş, kendi ekseni etrafında, ateşten mamul bir tekerlek gibi ve akıl almaz bir hızla dönmeye başlamıştı. Gökkuşağının tüm renklerini bir bir sergileyerek ışıldamaktaydı ve her yönde olmak üzere etrafa ışık alevleri ve ateş demetleri saçmaktaydı. ( Bugüne kadar gözlemlenmiş olan fenomenlerin tasvirleri, bu fenomenin de, hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde bir UFO (*) fenomeni olduğunu göstermektedir. Ancak şu husus önemlidir ki, bu fenomen, mesajlarla desteklenmiştir.)”
Daha ileriki sayfalarda şu satırlara yer verilmiştir: “Yeryüzü ve gökyüzü, kayalar ve insanlar, sırasıyla sarı, yeşil, kırmızı, mavi ve mor renklere bürünmekteydi. Güneş, bir an, olduğu yerde asılı kalmıştı. Ardından, kendi ekseni etrafında tekrar ve öncekinden daha da harika renklere bürünerek dönmeye başlamıştı. Daha sonra tekrar durup olduğu yerde asılı kalmış ve üçüncü kez olmak üzere etrafa, tahayyül dahi edilemeyecek kadar güzel şenlik fişekleri saçmıştı. Biraz sonra da, sanki gökten kopmuçasına zikzaklar çizerek Dünya’ya doğru düşmeye başlamıştı. O sırada insan kalabalığından korkunç çığlıklar yükselmişti.” ( FATİMA mucizesinin bu evresi, UFO’larla ilgili olarak yapılmış olan diğer binlerce gözleme uygun düşmektedir. Katolik kilisesi, Dünya dışı havacılığı konusunda, Sina Dağı’ndaki İsrailoğulları’na kıyasla çok daha az bilgiye ve tahayyüle sahiptir. Ama bugün durum değişmiştir. Biz artık hakikati bilmekteyiz.)
(*) UFO: Unidentified Flying Object: Kimliği bilinmeyen Uçan Nesne.
ASHTAR: Bilginiz bir hayli kapsam kazandı. Şimdi artık mucizelerin nasıl cereyan ettiğini biliyorsunuz. Bu hakikatin şüphe götürür yanı yoktur. Ama buna rağmen tüm yetkili kurumlarınız kesin bir suskunluk içindeler. Bu tutum, Dünya insanlığının kabalığını, olduğu gibi ortaya kayan bir tutumdur. Politikacılar, amaçlarına ulaşmak için her türlü yalana başvurmakta, askerî yetkililerinizde hakikat söz konusu edilince susmaktadırlar. Kiliseleriniz, konuya karşı, sanki kendilerini ilgilendirmiyormuş gibi kayıtsız kalmakta; bilim adamlarınız bilgiç bir edayla başlarını sallamaktadır. Kısacası, konuya boş verilmektedir. Durum böyle mi olmalıdır?
Size şunları ciddî olarak soruyorum: “HAKİKATTEN NİÇİN KORKUYORSUNUZ? TANRINIZ’DAN KORKUYOR MUSUNUZ? İYİ NİYETLE DAVRANIP KAPINIZI HAKİKATE AÇMA BECERİSİNİ NİÇİN GÖSTEREMİYORSUNUZ? BİRBİRİNİZE KARŞI NİÇİN YALAN SÖYLEYİP DURUYORSUNUZ VE BİRBİRİNİZİ NİÇİN EN FECİ ŞEKİLDE SAF DIŞI ETMEYE ÇABALIYORSUNUZ? TANRI’NIN, BU DAVRANIŞINIZI EBEDİYEN HOŞ GÖRECEĞİNİ SANMAYINIZ!”
