EDGAR CAYCE İNSANIN KADERİ - İLK KUZEYLİ AMERİKALILAR - BÖLÜM 12

Share

http://www.dunyaana.com/images/edgar%20cayce%201.jpgAtlantis boylarının ya da Maya göçmenlerinin Arizona ve New Mexico’ya gelişlerinden ve burada kaynaşmalarından önce, iklim, hayvanlar ve bitki örtüsü çok farklı idi. Sonuçta A.B.D.’nin güneybatısı, Atlantis fethinin genel görünümünde bir rol sahibidir.

Jeolojiye göre ilk buzul çağı bizim çağımızdan aşağı yukarı bir milyon sene öncesinde gerçekleşmiştir; demek oluyor ki Kuzey Amerika o zamanlar buzullarla kaplıydı. Son buzullaşmanın insanın dünyaya gelişinden 10 000 ya da 12 000 sene öncesine uzandığı uzun süre düşünülmüştür. Amerika yerlileri ya da “Amerindienler” Avrupalılar’dan daha yeni ancak güney Amerika insanından daha eski gibidirler. M.Ö. 10000’e doğru, o zamanlar Asya ve Amerika arasında buzdan bir geçit oluşturan Bering Boğazı’ndan geçmek suretiyle Moğalistan’dan gelmiş oldukları ve derece derece güneye doğru, Meksika’ya ve orta Amerika’ya kadar inmiş oldukları tahmin edilmektedir; bazıları buradan A.B.D.’nin güney-batısına doğru gitmiş olmalıydılar.

Arizona ve New Mexico’nun o zamanlar verimli olan bölgelerinde, çevrelerinin imkânlarından yararlandılar, yani falezlerin ve mağaraların kendilerine sunduğu doğal sığınaklarda yaşadılar ve tuğlalar yapmak için toprağın kilinden faydalandılar. Bazıları, Troglodytler ( Troglodyt: Mağara sakini) kendilerine has ve karmaşık bir uygarlığa sahiptiler. Günümüzdeki Pueblos yerlileri onların torunlarıdırlar.

İlk yerlilerin en azından M.Ö. 3000’den beri -bazılarına göre 7000- yaşamış olmalarına gereken Middle West ( Orta Batı)’de M.S. 1000 yılına dek gayet farklı bir uygarlık vardı. Burada daha sonraları tümülüsleri yapanlar olarak adlandırılanlar yaşıyorlardı.

John C. Mac Gregor “Güneybatının Arkeolojisi” isimli kitabında bu bölgedeki en eski kültürlerin 13 000 yıl öncesine dek uzandığını açıklar. Buralarda 10 000 yıllık eski kalıntılar bulunmuştur ve A.B.D.’nin batısının bu kuzey kısmı 11 000 yıl önce buzlarla kaplı durumda olduğundan, insanın bu bölgede en azından buzul çağının sonuna doğru yaşamaya başlamış olduğu kesindir. Ancak bu kalıntıların pek çoğu daha güneye doğru olan bölgede bulunmuştur.

Eskiden, ek olarak yabani meyvelerle da beslenmiş avcılar tarafından işgal edilmiş sayısız kırsal mevki mevcuttur. New Mexico’daki Sandia ve Clovis’de keşfedilen kalıntıların en az M.Ö. 10000’e, diğerlerinin de 20000’ dek uzandıkları karbon-14 testi ile belirlenmiştir. Nevada’da bulunan insan kemiklerinin karbon 14 testi sonucu M.Ö. 23800’e ait oldukları saptanmıştır. California’daki Mojave Çölü’nde ortaya çıkarılan ocak taşları vasıtasıyla elde edilen bilgiler, insanın bu bölgede 100 000 sene önce yaşamakta olduğunu açığa kavuşturmuştur.

A.B.D.’nin güney-batısının ilk sakinleri büyük hayvanları avlayan avcılardı. Bunların kültürlerinin kalıntıları başlıca mezbahalar adı verilen mevkilerde, yani büyük hayvanların öldürüldüğü ve parçalandığı yerlerde bulunmaktadır. En çok bulunan âletler yontulmuş taştan mızrak uçlarıdır. Şekillerindeki farklılıklar, ait oldukları çağların ve değişik kabilelerin işaretidir.

Bu çöllük bölgelerin ilk kültürünün karakteristik hatları, mağaralarda yaşayan ve mevsimlere göre hububatla beslenen küçük göçebe gruplardan oluşan seyrek bir nüfusun varlığını ortaya koymaktadır. Hayvan postları ile giyiniyorlar, sepetçiliği biliyorlar, ipler, ağlar ve halılar imal ediyorlardı. Avlanmak için kullandıkları silâhlar, sapı tahtadan ve ucu yontulmuş taştan mızraklar ile kısa ve düz topuzdu.

M.Ö. 7000’den itibaren hububatı öğütmek için düz taşlar, taştan çanaklar, bıçaklar vs... kullanmaya başlamışlardı. Daha sonraları göçebe hayatı terk ederek, taştan ve kerpiçten yaptıkları kulübelere yerleşmişe benzerler.

İlk insanların hayatını üç döneme ayırmak mümkündür. M.Ö. 23000’den 10000’e dek süren birincisi, bizlere insanın bu bölgedeki mevcudiyetinin ilk kanıtlarını sunar. Bu çağın bitimine doğru New Mexico’nun kuzeyindeki yaşam biçimi ve güney Arizona çöllerindeki kültür önceden beri iyice yerleşmişe benzemektedir. Bunu takip eden ve M.Ö. 10000 ile 5000 arasında yer alan, Avcılar çağı adı da verilen ikinci dönemde bu yaşam biçimlerinde bir olgunlaşma olmuş ve güneybatı daha çok işgal edilmiştir. Her iki grup da hâlâ birbirlerinden ayrı idiler ancak, her biri de çeşitli âletler ve daha az kaba eşyalar vücuda getirmişlerdi. Bazıları hâlâ mağaralarda ve falezlerde yaşamaya devam ediyorlardı; diğerleri ise bunları terk etmişlerdi. M.Ö. 5000 ile 2000 arasında yer alan son dönem süresince tarım ortaya çıktı. İnsanlar bitkileri, özellikle de mısırı yetiştirdiler ve yeni bir uygarlığın, beyzbola benzer bir oyun oynayan Hohokamlar’ın ve diğer Colomb-öncesi grupların böylece yolunu açmış oldular.

Güneybatının modern yerlileri bu ilk Amerikalılar’ın torunlarıdır. Bunların ırkının kalıntıları Ute, Navajo, Apaçi, Hopi, Zuni, Papago, pima, vs... gibi sayısız kabilede sürüp gitmiştir; bu kabileler birbirlerinden farklıdırlar ancak hepsi de akrabadır. Çoğunlukla kerpiç kulübelerde ve kendilerine tahsis edilmiş alanlarda yaşamaktadırlar ve ne Beyazlar’la ne de Meksikalılar’la asla birleşmemişlerdir; bunu pek arzu etmemişe benzemektedirler. Bunların tarihî vasıfları, Mayalar ile orta Batı’daki ( Middle West) tümülüsleri yapanlar arasındaki zincirin önemli bir halkası olmalarıdır.

İlk çöl kültürüne ilişkin en önemli keşiflerden birisi, hiç şüphesiz 1952’de Arizona’da, Naco yakınlarında bir “mezbaha” bölgesinin bulunuşudur. San Pedro Vadisi’nde, Greenbush Creek Nehri yataklarında bir mamuttan geriye kalanlar ve bazı mızrak uçları gün ışığına çıkarılmıştır. Bu keşif, araştırmacıları, bu ilk avcıların günümüzde artık ortadan tamamen kalkmış olan, varlıklarını sürdürebilmek için kalın bir bitki örtüsüne ihtiyaç duyan çok büyük boyda hayvanları öldürüp yediklerini kanıtlamaya sevketmiştir. Bölgenin çevresindeki iklim koşullarının bırakmış olduğu izler bir tarih saptama imkânı vermektedir. Bu tip incelemelerde ünlü bir uzman olan Prof. Ernst Antevs, Naco bölgesinin tarihini 11 000 ile 10 000 yıl öncesine dayandırmaktadır. Bu da, bu gözüpek, bronz tenli, uzun saçlı ve vücutlarına peştemal takmış bu avcıların, yeryüzünün dış görünümünün ve iklimlerinin değişime uğramakta olduğu zamanlarda bile avlarının peşinden koşturmakta olduklarını göstermektedir.

Bu arada, en ilginç keşif hiç şüphesiz Sandia Dağları’nda ortaya çıkarıldığı için ona bu ad takılmıştır. Bu insan 20 000 ile 25 000 sene önce yaşıyordu. Toz, alüvyon, kil ve kireçli taş tabakalarına gömülmüş durumda at, deve, mamut, bizon, kurt ve diğer hayvanlara ait kemikler bulunmuştur. Küller, kaba ocaklar, yontulmuş taştan birbirine uygun âletler, parçalanan hayvanların pişirilmek üzere mağaralara sürüklenmiş olduklarını göstermektedir. Katmanlaşma değişik seviyelerde ve gayet nettir. Günü-müzde kuru olan mağara daha önce nemli idi, ki bu da mamutrların yaşadığı devirde bölgenin tropikal iklime sahip olduğunu gösterir. Sandia insanları, bilindiği kadarıyla ilk Amerikalılar idiler.

Daha sonraları çöl Uygarlığı’nın Sepetçileri ve son olarak da Colorado’da, Mesaverde’nin Troglodytleri ( mağara adamları) ortaya çıktılar. Sepetçiler olarak isimlendirilenlerin uzun ve dar kafatasları, ikincilerin geniş kafataslarından hayli farklıydı ve bu da iki değişik ırkın varlığını gösterir. Uzun kafalar mongoloid’den ( *) çok australoide ( **) ( güneyli) benziyordu ve bazı bilim adamları bunları Kuzey Amerika’nın ilk göçmenleri olarak kabul ederler.

A.B.D.’nin güneybatısının ilk sakinlerinin günümüzdekinden tamamen farklı bir ortamda yaşamış oldukları mamut ve mastodonttan ( ***) “kılıç dişli” kaplana kadar bir sürü hayvanı avladıkları şüphesizdir. Hiç kuşkusuz, yeni bazı keşifler yapılacaktır, ancak şundan şimdiden emin olabiliriz ki Clovis’te gün ışığına çıkarılan mızrak uçları üzerinde yapılan karbon-14 testine de güveniyor isek, bu en eski âletlerin yaşı 37 000 yıldan da fazladır.
.....................................................................................
( *) Mongoloid: Moğol ırkına ait kimse.
( **) Australoid: Avusturalya’nın asıl yerlilerine ait kimse.
( ***) Eski çağlarda yaşamış olan file benzer dev bir hayvan.

Kuzey Amerika’nın ilk sakinlerinin Orta ve Güney Amerika insanlarıyla pek çok ortak noktaları bulunmasına karşın, bazı temel farklar mevcuttur: Kuzeydekiler toprak siperler, yüksek tapınaklar ve platformlar inşa etmiyorlardı. Yaratılışa ve tufana ait tradisyonları, yüksek bölgelere göç edişe ait bölüme varıncaya kadar dünyadaki diğer tradisyonlara çok benziyordu. Onlar da şiddet, cinayet ve savaş yoktu, ya da çok azdı. Kuzey Amerika yerlileri beyaz istilâcıların gelişinden önce hiç savaşçı yetiştirmemişlerdi. Topluluk halinde ortaklaşa bir yaşam sürdürüyorlar ve sahiplenme duygusu yüzünden kavga etmiyorlardı; toprak burada herkes içindi, herkesin yararlanması içindi; kimse ona “sahip değildi”, o sadece Büyük Ruh’a aitti.

İsrail Oğulları’nın yerli kabileler üzerindeki etkilerinin ancak çok silik bazı kanıtları vardır. Bu arada metal ya da taş üzerine yazılmış olan ve birinci yüzyıla uzanan İbranice yazılar bulunmuştur. “Dağlar ve Ovalar” isimli eserinde, 1853 ile 1857 yılları arasında Arizona, New Mexico bölgesinin yöneticiliğini yapmış olan David Meiwether şöyle yazmaktadır: “Bu ülkedeki misyonerler bu yerlilerin ( Navajo’lar) İsrail’in kayıp kabilelerinin torunları olduklarını düşünüyorlar, çünki örtülerini süsleyen desenler Mısır piramitlerine benziyor ve bunları yapmak için kullandıkları âletler Tevrat’ta anlatılan ve Yahudiler’in kullandıkları “iğ ve öreke” tanımına tıpatıp uymaktadır. Ayrıca ölülerini gömmeyip, bunları dağlardaki mağaralara yerleştiriyorlar, ki bu da Yahudi tarihinde sözü geçen Machpelah Mağarası’nı ve diğerlerini anımsatıyor. Peki ama İsrail’in bu kayıp kabileleri Amerika Kıtası’na nasıl ulaştılar?”

Navajolar ( Navajos) diğer yerlilerden farklıdırlar. Karılarına daha saygılı davranırlar, daha temizdirler ve Navajolar uzun süre ortaklaşa bir yaşam sürdürmüş olmalarına rağmen kadınların kocalarından ayrı olarak bazı şahsî malları, koyunları, yünleri vardır.

Diğer taraftan Hopiler’in, Mayalar’ınkine benzeyen bir yılan dansları ve daha önceki üç varoluş evrenine ilişkin bir efsaneleri vardır. İlk dünya, hayvanlar âlemine karışmıştı ve giderek bozulmuş, sonunda da ateş tarafından tahrip edilmişti. İkinci dünyada insanlar uygarlaşmışlar, evler ve köyler inşa etmişler, âletler ve edevatlar yapmışlar, ancak bu da bir düşüş döneminin ardından buz ve su tarafından tahrip edilmişti. Üçüncü dünya çok büyük sayıda Hopi, büyük şehirler, yeni ve ileri bir uygarlık meydana getirmişti. Ancak halk öyle materyalist olmuştu ki sonunda hepsi boğuldular; yalnızca bir dağın zirvesine ulaşabilen birkaç kişi kurtulmayı başarabildi. Dördüncü dünyada, yani günümüzdekinde, sayısız göçlerle güneybatıya geldiler ve burada mağaralarda ve kovuklarda yaşamaya koyuldular. Tradisyona göre kuzeyden değil, batıdan gelmişlerdi. Burada da, Yaratılış plânına uygun yaşamak, ya da onu bir kez daha tahrip olmaya bırakmak arasında bir tercih yapma hakkına hâlâ sahiptiler.

Kuzeybatıda Hupa yerlilerinin ( Hupas) ve Oregonlu Kato yerlilerinin ( Katos) totemciliğini görmekteyiz. Totemler esas olarak kutsal kabul edilen hayvanları temsil ediyorlardı; bunlar kabilenin, klânın ya da bireyin işareti ya da sembolü idiler. Avusturalya’daki Emu isimli yerli kabilesinin insanları “emeu” isimli, kutsal kabul edilen yerli bir hayvandan geldiklerine inanıyorlardı. Oregon’dakilerden çok az farklı olan ve yarı-hayvan, yarı-insan figürleriyle süslenmiş totemlere Polinezya, Asya ve Afrika’da da rastlanmaktadır.

Bu düşündürücü nitelikteki ortak özellikler, Eski Mısır ve Azur zamanlarından beri ve Cayce’e göre de, ta Atlantis’e ve dünyanın yaratılışına dek uzanan çağlarda, daima mevcut olmuştur.

Bilinmeyen bir tarihte Mayalar’ın Amerika’nın güneybatısına doğru göç ettiklerini, ancak din haricinde buralardaki etkilerinin bahsetmiş olduğumuz diğer ülkelerdekine nazaran çok az olduğunu iddia etmektedir.

Cayce Dosyalarından Aktarmalar

Sayısız benzerliklerine rağmen, Cayce Dosyaları’ndan kuzeydeki ilk Amerikalılar’a ilişkin bambaşka bir tablo gözler önüne serilmektedir. İnsanın yeryüzünde beş bölgede, beş ayrı ırk görünümü altında belirdiği zamanda A.B.D.’nin güneybatısı, kıtanın sular üzerinde bulunan tek büyük uzantısıydı. Aşağı California, esmer ırkın yaşamakta olduğu Lemurya Kıtası’nın kıyı bölgesini oluşturuyordu. Utah, Nevada, New Mexico ve Meksika’nın bölgeleri ve geniş Atlantis Kıtası kızıl ırkın yaşadığı yerlerdi. Demek ki “yerliler” ( kızılderililer), aslen güneybatının yerli ahalisini teşkil ediyorlardı.

İlk Amerikalılar başlarını sokacak yer olarak mağaraları ve falezleri seçtiler, onlara Troglodytler ( mağara insanları) denilmesi bundandır. Poligami ( çok eşlilik) hâlinde yaşıyorlardı; ancak yine de bazıları monogami ( tek eşlilik) prensibini savunuyordu. Madenler para işi görüyor ve süs eşyası yapmaya yarıyordu. Demir, onların ilk keşiflerinden biridir ve hemen kullanıma geçmiştir. Başlıca sanatları seramik ile resimdir ve bunlarda çok başarılı olmuşlardır. Kehanet ve maji ( büyü) ile de uğraşıyorlar, taşı yontuyorlar, renkli incileri işliyorlardı.

M.Ö. 50722 senesinde, dünyanın sayısız bölgesinde insan hayatını tehdit etmekte olan etobur ve dev hayvanlarla mücadele etme çareleri araştırılmak üzere, beş ulusun ya da ırkın biraraya gelmesi için bir toplantı düzenlendi. Daha sonraları Mısır’da düzenlenen diğer bir konferansa ve Atlantis’te düzenlenen ve bu kıtada meydana gelmekte olan karaların alt üst oluş hadisesine ilişkin diğer bir konferansa da temsilciler gönderildi.

Kuzeydeki ilk Amerikalılar tapınaklar da yapmaktaydılar ve çok kısa zamanda hemen hemen organize olmuş bir din kurmuşlardı. Lemurya’nın batışına neden olan birinci tufan zamanında, Mu’da yaşayan halklardan bazıları buralardan kaçtılar ve A.B.D.’nin güneybatısına, Aşağı California’ya sığındılar, kuzeyde Oregon’a kadar çıktılar ve güneyde Peru’ya kadar indiler. Oregon’da, bunların dinlerinin kalıntıları totemlerde, soy ağaçlarında görülebilir. Burada, kadınlar aile reisi durumundaydılar ve erkeklerden daha çok hüküm sahibi idiler.

M.Ö. 28000’de gerçekleşen Büyük tufan esnasında Atlantis parçalara ayrıldı. Bazı Atlantisliler Meksika’ya ve buradan da güneybatının yüksek memleketlerine ve “Mayra Ülkesi’ne, Nevada’ya ve Colarado’ya” gittiler. Bunların pek çoğu Bir Yasası Çocukları’nın dinî temsilcileri idiler ve yabancı bir millete yol göstermeye geliyorlardı. Hedefleri, Tek Tanrı’nın yasalarının neşredilmesi ve muhafaza edilmesiydi. Ayrıca Yucatan’dan ve Hindistan gibi uzak ülkelerden göç etmiş “Happapul-picks” adı verilen, madenleri ve kili işleyen insanlar da bulunmaktaydı. Daha sonraları İsrail’in Kayıp Kabileleri’nin soyundan bazı insanlar da Lemurya’dan gemi ile geldiler. Dolayısıyla, özellikle günümüzde Arizona adı verilen bölgede, çeşitli halklardan oluşan kayda değer bir topluluk meydana geldi.

“Bu ülkedeki faaliyetlerin birleştirilmesi, Lemurya’dan gelen ve kayıp kabileden olan ya da yolunu şaşırarak oralara gitmiş olan o kabileye ait insanlar ile, ayrıca Persler tarafından esir edilmiş topraklardan gelenler ve daha sonraları Hinduçinliler adı verilen ya da Hint Ülkesi’ni istila eden bu dağ insanları arasında bir uyuşma, bir anlaşma ortamı hazırladı. Varlık, burada, günümüzde Arizona adı verilen yerde faaliyetlerin birleştirilmesine yardım etti.” ( 1434-1)

M.Ö. 9500 senesinde, son tufanın bitişine doğru, güneybatı milletlerinin kültürleri hiç şüphesiz ki birbirine karışmış ve karmaşık bir durumdaydı. Ek olarak, M.Ö. 3000’de, “kuzeyin ağır insanları” tarafından güneye doğru püskürtülenlerden pek çoğu beraberlerinde el becerilerini, madeni ve kili işleme sanatlarını ve İsrailliler’in Mısır’dan getirmiş oldukları insan kurban etme uygulamasını da getirdiler. Bunlar Orta Amerika’da, özellikle Yucatan’daki Maya yerlilerine büyük etkide bulundular, ancak genellikle Mexico vadisi’nde kaldılar.

Açıklanmamış olan “kuzeyden gelen ağır insanlar” tanımı hayli şaşırtıcıdır. Bu muammanın çözümü, belki de Asyalılar’ın ( Sibiryalılar mı?) az bir insan topluluğu hâlinde Bering Boğazı’ndan geçerek Amerika Kıtası’na sızdıklarına ilişkin ve genellikle kabul edilmiş olan o teoride yatıyor olabilir. Bu hipotez, esas olarak coğrafyaya, jeolojiye ve etnolojiye dayanmaktadır, ama arkeolojik olarak kanıtlanmamıştır. Hiç şüphesiz ki bu da mümkündür, çünki bir bilim adamı “Alaska’da, çok büyük ve güçlü bir insan ırkı” bulmuştur ki, bu incelemiş olduklarımızdan farklıdır. İmkân dışı olan bir şey varsa, o da güneybatının bu yoldan geçerek istilâ edilmiş olmasıdır.

Cayce, ilk Amerikalılar’ın, tıpkı başka yerlerde de olduğu şekilde, sayısız işaretlere ve sembollere sahip, açıkça dinî bir millet olduklarını söylüyor:

“Çünki, milletler, göklerin Tanrı’nın şanını ilân ettiğini; tabiatın da, gelişmesi ve büyümesi için mevcut olan her siklusun her devrenin yeniden doğuşunda o’na övgü dolu şarkılar söylemekte olduğunu günümüzdekinden çok daha iyi biliyorlardı.” ( 2438-1)

Beyaz adamın Yeni dünya’ya ayak bastıktan sonra bulduğu çeşitli Amerika yerlileri, işte bu eski milletlerin beraberce karışmış oldukları potadan gelmekteydiler. Güney Arizona’da, esmer ırka mensup olanların yuvarlak biçimli kafaları, günümüzde diğer bölgelerdeki kızıl ırka mensup olanların uzun kafalarından ayırt edilmektedir.

Güneybatının tarihine, ya da tarih öncesine ait en açıklayıcı olgu ise, bu bölgenin Yaratılış devrinden beri kızıl ırka mensup bazı insanların doğmuş oldukları bölge olmasıdır. İnsan burada taa başlangıçtan beri yaşamaktaydı. Daha sonraları bu bölgeler, Lemurya’nın, Atlantis’in ve Yucatan’ın göçmen gruplarının içinde karıştığı bir pota durumuna geldi. Sonuç olarak, bazıları esrarengiz bir uygarlık kurmak üzere Orta Batı’ya ( Middle West) göç ettiler.

Cayce’in “Okumaları”ndan Aktarmalar

“Varlık, bazı kişilerin ülkeden kovuldukları ve karaların yakın bir zamanda ortadan kalkacağı bilindiğinden ötürü bilimin muhafaza edildiği o karışıklık zamanları boyunca, günümüzde Mu adı verdiğimiz ülkede, ya da başka değişle Pasifik’teki kayıp kıtada bulunuyordu. Varlık, Mu’dan günümüzde Oregon denilen yere doğru kaçanlar arasındaydı; ve burada, totemlerde ve soyağaçlarında, varlığın arkadaşları tarafından kurulmuş olan kültün izlerine hâlâ rastlanabilir. Bu enkarnasyonunda, varlık, günümüzde sahip olduğu ile aynı cinsiyete sahip idi, ancak başkanlar arasında bulunuyordu, çünki o zamanlar kadınlar erkeklerden daha fazla hüküm sahibi idiler.” ( 630-2)

“Varlık, Mu ya da Lemurya’nın batışına yol açan değişimlerin oluştuğu ve buradaki milletlerin günümüzde Kayalık Dağları’nın bir bölümünü oluşturan bölgeye, Arizona’ya, New Mexico’ya, Nevada ve Utah’ın bazı bölgelerine geldikleri dönemde Amerika adı verile bu ülkede bulunuyordu. Varlık burada kurulmuş olan ülkenin prenseslerinden biriydi ve Bir Yasası’nı ve insan sevgisi için yapılmış şeyleri ayırarak ve bunları bencilce amaçlar uğruna kullanarak tahrip edici güçlerin yaratılmış olduğu o kıtanın faaliyetlerini öğretmekteydi. Varlık, her evin bir saray ya da kült mekânı olduğu çağda burada yerleşti ve bir merkez oluşturdu... O zamanki ismi Ouwu idi.” ( 851-2)

“Ve dünyanın, Lemurya veya diğer adıyla Mu’dan en son kaçarak sığınanlar tarafından keşfedilen ve günümüzde Aşağı California’yı ve Ölüm Vadisi’nin bazı kısımlarını teşkil eden bu bölümünde, bir aktiviteden söz edilmeye başlandığı, bir faaliyete girişildiği zamanda varlık, görmek ve öğrenmek maksadıyla seyahat ediyordu. Ve o, bu enkarnasyonu boyunca günümüzde yararını görmekte olduğu pek çok şey yaptı; bugün onun ilgisini çekmekte olan şeylerin sebebi budur ve günümüzde Canyon İsland denilen yerdeki doğal oluşumların keşfedilmesinde bunun da payı vardır. Çünki varlığın tapınağı burada yer almaktaydı.” ( 1473-1)

“Önceki yaşamına baktığımızda, günümüzdeki Güney California ve Meksika’nın batısında yer alan ve şimdi ortadan kaybolmuş vaziyetteki bilinmeyen bir ülkeyi ( Mu) görmekteyiz. Varlık, bu ülkede gayet sert bir şekilde hüküm sürmekteydi, çünki suların bölündüğü, karaların bölündüğü veya yeni kara parçalarının belirdiği bu eski zamanlarda çok sayıda insan bu felâketlerden kaçmaktaydı. Bu enkarnasyonu boyunca varlık çok şeyler yitirdi, Çünki kendi egoizmasını tatmin etmek onun için her şeyden önemli idi. İsmi Olu idi.” ( 266-1)

( Cayce tarafından verilen isimlerde sesli harflerin daha çok olduğu görülmektedir, tıpkı günümüz Polinezya ve Hawaii ( Havai) dillerindeki gibi...)

“Varlık, Mu ya da Lemurya adı verilen ülkeden gelenlerin yerleştikleri dönemde, günümüzde Amerika adı verilen bu ülkede bulunuyordu. Varlık, günümüzde Arizona ve Utah adı verilen bölgede doğan ve burada bir uygarlık kuranlar arasında bulunuyordu; varlığın ismi Uuluoou idi.” ( 691-1)

“Varlık, Atlantisliler’in buraya yerleştikleri dönemde, şimdi Yucatan adı verilen bu bölgede bulunuyordu. Varlığın ismi Arsth idi ve tapınaklarda arşivci olarak çalışıyordu. Bu enkarnasyonu boyunca, halkın çoğunun günümüzde Arizona’nın bir kısmını oluşturan bölgeye göç hareketine katılması kararı alındığında, yöneticilerle uyuşmazlıkların ortaya çıktığı dönemlere şahit oldu.” ( 1245-1)

“Varlık, Yucatan’dan yola çıkarak uzaklara, batıya ya da kuzeybatıya doğru yolculuk edenler arasında bulunuyordu; ve burada, varlık, Bir Yasası Çocukları’nın bir rahibesi idi.” ( 1434-1)

“Varlık, karaların alt üst olduğu ve çeşitli ülkelere göç edildiği zamanlarda Atlantis Ülkesi’nde bulunmaktaydı. Varlık, Yucatan’a gelenler ve daha sonra A.B.D.’nin güneyine ve batısına doğru veya günümüzdeki adıyla Arizona denilen bölgeye gidenler arasındaydı. Bu enkarnasyonu boyunca ruhsal yasaları maddî amaçlarla kullananlar arasında bulunuyordu; ancak bu uygulamaları arasında, fazla bir anlayışa ulaşmasa dahi “şeyler” grubuna dahil diğerlerinin imdadına koşup, onlara yardım etmeyi ihmal edecek denli bir istismarı söz konusu değildi.” ( 2576-1)

“Varlık, Belial Oğulları tarafından tahrip edici güçlerin harekete geçirilmesinin ardından başlayan göç esnasında Atlantis’te bulunuyordu. Varlık bu ülkenin prenslerinden biriydi ve bu tesirleri uzaklaştırma işini organize etmek, diğer ülkelere yapılacak yolculukları hazırlamak, belgeleri muhafaza etmek; Yucatan’da, Luzon’da, daha sonra İnka Ülkesi olan yerde, kuzey Amerika’da ve daha sonra Ohio’daki tümülüsleri yapanların ülkesi olacak olan yerde, faaliyetlerin sürekli durumuna getirilmesi işiyle uğraşıyordu... Varlık, havacı ve denizci olma sıfatıyla sadece uçan ve yüzen araçlar konusunda eksper olmakla kalmıyor, aynı zamanda, tüm bu enkarnasyonu boyunca doğa güçleri vasıtasıyla diğer ülkelerle iletişim kurma sanatında da büyük adımlar atıyordu.” ( 1215-4)

Share

Bu site özeldir ve ticari amaç taşımaz.

Copyright © Dünya Ana