Albert PAUCHARD - RUHSAL ALEMİN SONSUZ İMKÂNLARI - BÖLÜM3

Share

http://www.dunyaana.com/images/14.jpgDİĞER KARŞILAŞMALAR

Burada, durumunu hiç anlamayan insanlar bulunduğunu biliyor musunuz? Onları aydınlatmayı denedim, zaman zaman da başardım bunu. Davanın toptan reddedildiği durumlarda da karşılaştım.

İki tipik olay anlatmak istiyorum:

Birincisi, dünyada « şerefli» denilen bir burjuva ile ilgili. Entelektüel ve materyalist olmak istiyordu. Teorileri biliyorsunuz. İnanışlarına göre, ölündüğü zaman artık şuur yoktur ve insanlar çok büyük bir zaman için uyumaya başlarlar.

Ama bizim kişimiz aynı fikirde olsa bile, bedenin ölümünün sonuçlarını pek fazla düşünmemişti. Ebedi uyku fikri aklına yer etmemişti, zaten mutlak dinlenmeyi düşünmeyecek kadar zindeydi.

Bir teorisyendi. Burada da devam etti buna. Şartların ve kaybolmuş fizik isteklerin farkına varmadı bile. Bunlar onun için hiç önemli değildi. Etrafında çalışma ve yatak odasını görüyor, her zamanki alışılmış tutumuna devam ediyordu.

Arınmayerine gelince: Henüz oraya geçmedi. Şimdilik içinde Arınmayeri için yer yok. Her şeyden önce, bu bitmek tükenmek bilmeyen yüzeysel entelektüel faaliyeti azalmış olmalı. Yürekli ve muhayyilesi güçlü insanlar arınmaya geçişlerini erken yapacaklardır.

Ve ölümden sonra hayatı inkar edenler, kendilerini oyalayan tahayyüle sahiptirler. Bu onların arınmalarının bir kısmıdır, zira sadece rüya gördüklerini sanırlar. Şuur-altlarıdır bu.

Rehber varlığıma, daha önce size bahsettiğim adama, durumunu anlatmaya çalışmayı deneyip deneyemeyeceğimi sordum. Ona, sesimi bile duyuramayacağımı söyledi.

Her şeyden önce bu etkinlik bitip tükenmeliydi. Zamanla yorulacak, bitkin düşecek ve böylece arınmasına başlayacaktır. Bu durumda Arınmayeri sembolik objektif şekil alamaz, birey de imajinatif değildir.

Sonuç olarak, her insani varlık bizatihi eşsiz, benzersiz bir şeydir, eşi benzeri olmayan tecrübeler geçirir. Benzeyişler sadece geneldir. « Benzer» durumlar vardır, birbirinin « aynı» durumlar yoktur.

İkinci konuya gelelim şimdi:

Bu bir Protestan papazıydı. Kafasında canlandırdığı şartları bulamayınca öldüğüne inanmadı. Sebebini bulamadığı şeylerle kafası allak bullak oldu ve aptallaştığını sandı.

Ona, anlaması için yardım etmek istedim. Benden korktu. Zihin olarak dengeli değildi. Benim tarafımdan hataya düşürüleceğini ileri sürdü.

Onu dünyada hiç tanımadım, ama o benim kim olduğumu biliyor -kişiliğime karşı olmadan ve ismimi vermeden- eski vaazlarında öğretilerimize karşı uyarılarda bulunuyordu.

Buradan nasıl çıkacak? Çok kolay. Teolojik cennet ve cehennemden geçerek. Buralar çok belirsiz olacaktır. Zira onlar hayal gücünün değil, saf teorilerinin ürünüdür. Onları hiçbir zaman gözünün önünde canlandıramayacaktır. Cennetinden, oranın sıkıcılığından bıktığı an oradan kurtulmak için yalvaracak, dua edecektir. Kurtuluşa büyük bir özlem duyacaktır.
Bu durumların sizi ilgilendireceğini düşündüm.

« ESERLERİ ONLARI İZLEYECEK…»

İyi akşamlar dostlarım. Zor bir olayla karşı karşıyayız, uğraşıyoruz.

Bir hastalık hastası söz konusu olan. O bunun mazi olduğunu geride kaldığını çok iyi biliyor, ancak fiziki bedeninde çekmiş olduğu acıların aynısını çektiğine şaşırıyor.

Dünyada, herkesin kendisiyle uğraşmasını isteyen bir kişiydi. İlgi çekmek ve özen gösterilmek, işte tüm hayatı ve düşünceleri bu temel konu etrafında döndü durdu. Öyle ki, sonunda burada da muhafaza ettiği gerçek ve sürüp giden hastalıklar yarattı.

Onu, maddesel bir bedeni olmadan hasta olamayacağına nasıl inandırmalı?

Bunu yapmaya koyulduk.

Başlangıçta kızdı. Şimdi bizi dinliyor, ancak asık suratla ve var gücüyle gözlerini kapayarak. Bir tufana rastlamış, kaçamayan biri edası ile.

Kaçmak! Bunu o kadar çok istiyordu ki, bir yapabilseydi.

Burada, dünyadakinden değişik öyle iletişim araçları tanzim edilmiş ki, kendinizi birisine duyurmak istediğiniz zaman yanına yaklaşmanız gerekmiyor.

Doğrudan bir metot kullanıyoruz  - TELEPATİ.

Burada fiziki hasta muamelesi yapılan kimse yok. Bu onu üzer, gerçekten acı çeker o kimse. Bununla birlikte, kısa bir zaman içinde bunun da üstesinden gelmeyi düşünüyoruz.

K U R T U L M A

Kız kardeşimin sorduğu sorulara cevap vermeme izin verin.

Gidişimi önceden hissetmiş miydim? Hem evet, hem hayır. Her şey kendi içimde, her zaman bildim bunu. Ancak, yüzeysel şuur hep iyileşmeye, şifaya inanıyor.

Sana, her şeyin nasıl olduğunu tam olarak anlatmak istiyorum:

Fiziki kılıfımdan uzaklaştığımın farkındayım. Bu hiç de hoş olmayan kısa bir anda cereyan ediyor. Önce, kan organları terk ediyor. Sonra tüm beden kalpte toplanıyor sanki. Küçük bir an bedeni bir sıkıntı, darlık. Peşinden kılıftan çıkış ve sınırsız bir rahatlama.

-  Tamam, oldu işte dedim kendi kendime, o an.

Seni hemen düşünmediğim için affet beni. Ancak, anlarsın ki, tüm dikkatlerim bizim için çok önemli olan bu yeni aleme yönelmişti.

Kayda değer olan; dünyadaki gibi ölçülmeyen zaman düşüncesidir. Böylece « Sükun Yerinde» aylar geçirdim, ya da en azından bana öyle geldi. Bu sakin, sonsuz bir mutluluk ve mutlak rahatlama halidir.

Başlangıçta etrafımdaki sevdiklerimin bilincindeydim. Tanıdık ve sevdiğim yüzler. Uzun bir yolculuktan sonra yeniden aile içinde olmanın sevincini duyuyordum. Ama, sanki bunlar uzaktan ve bir sis perdesinin arasından oluyor gibiydi.

Sonsuzlukla yalnız kalmak istiyordum. Çiçek açmış bir çimenlik şeklindeydi sonsuzluk. Doğru söylemek gerekirse, gerçekte çayır ve çiçekler var mıydı bilemiyorum. Ancak, çevre bana geniş, çiçekli ve iç açıcı bir çimenlik havası veriyordu. Altın sarısı bir sisle kuşatılmıştım. Bir şeyler görmekten çok, içime doğuyordu şeyler.

Bütün dikkatim içeriye yöneliyordu. « Kendimi» görüyordum. Kendimde, özellikleriyle bir bireyi değil, « insanı» görüyordum. Bundan, daha sonra yine bahsedeceğim. Burada sana, sadece başlangıç düşüncelerimi anlatmak istiyorum.

« Bizdeki Tanrı»yla karşılaştırıldıktan sonra, bakışlarımı içgüdüsel olarak yukarıya çevirdim. Gözlerim, düşünülebilecek en son parlaklıktaki gözlere daldı. Pırıl pırıl, iyilik dolu bir gülümseme   yayıldı, yeniden hayat veren bir banyo idi sanki. Tüm varlığım coşku içindeydi. Fiziki bir benzetme yapmak gerekirse; damarlarımdan yeni bir hayat belirtisi geçiyor, diriliyordum sanki.

Aynı anda yeni alemime doğmuş ve yeniden kişisel egomun şuuruna dönmüştüm. Kendimde yeni şeyler görüyordum. Gidiyordum, geliyordum. Eski ve yeni arkadaşlarla görüşmeler yapıyordum. Öyle ki, daha önce burada uzun zaman yaşamış gibiydim.

Gittikçe bir yoğunluğun beni sardığını hissettim. İyi bir banyoya ihtiyacım vardı. Yürüdüm. Geniş ve çorak bir alanın ortasında dar bir patikadaydım. Gerisini biliyorsun.

Dikkatimi tekrar sana verince, bu uzun süre, dünyadaki gün kavramıyla, üç ya da dört güne denk geliyordu.

GÖRECELİKLER

Zamanın tamamen subjektif olduğunu söyleyebilirim, burada.

Bu aleme yeni geldiğini sanan ve buna kendileri de şaşıran insanlar var. Oysa, dünya yılına göre çok uzun zamandır buradalar.

Atıl, hareketsiz ruhlarda, şuur değişiminin kolayca yerleşmesini engelleyen bir durgunluk vardır. Onlar dünyevi şartlarının ve ortamlarının kopyesinde yaşarlar. Bir başka hayat türü olduğunu anlayacak yetenekleri yoktur.

Bunlar, genellikle « iyi» denilen insanlardır. Ancak, sizi temin ederim ki, öyle katiller -hem de büyük caniler- var ki, Spiritüel yolda onlardan daha hızlı ilerliyorlar.

Bu durumu yüz yıl, belki daha da fazla fark etmeden sürdürebilirler. İçeride anormal olan bir şey görmüyorlar, zira orada normal olmayan bir şeyin olabileceğini düşünmüyorlar bile.

« Uyuyorlar» gibi bir halleri vardır. Şuurlarının bir kısmı mevcut sadece, kararmış, berraklığını kaybetmiş bir şuur.

Bunun yanında başka insan grupları da var. Üç, dört dünya gününde tecrübelerle dolu uzun yılları yaşayan insanlar da var.

Görüntüler önüme objektif şekiller olarak çıktığı zaman neler öğrendiğimi anlatayım sizlere; örneğin, kendisini iplerle bağlı sanan o iyi kadın konusunda.

Onun durumunu düşünüyordum. Birinin iki buutlu olarak önümde dikildiğini gördüm. Bu alemden bir varlık, birisinin kendisi etrafında çizdiği tebeşir bir çemberin içine kapatılmış. Umutsuzca oradan çıkmanın yolunu arıyordu.

Ben bu görüntüyü anlar anlamaz ortadan yok oldu. Bu, kendi dünyasında insani bir varlığın görüntüsüydü. Etrafındaki engellere çarpıyordu, bu, kendisinin üç buutlu bir varlık olduğunu hissetmesine kadar sürdü. Şüphesiz bu şartları kendisi ortadan kaldırmadı. Ama, onları aşarak ve onların ötesine geçerek özgürlüğünü kazandı. Onları görmüyor artık.

« Söylemesi kolay» diye karşı koyacaksınız!

Mutlaka büyük bir çaba gerek. Şuna dikkat edin ki, kendi şartlarımızı kendimiz hazırlarız. Nasıl ki, salyangoz sonradan kabuğu olacak maddeyi kendisi üretiyorsa.

Bu şartları gerçek boyutunuza ait şeyler olarak kabul etmemek, giderek onları ortadan kaldırmak demektir.

GEÇMİŞTE GEZİNTİ

Şimdi, çok istediğim incelemelerimi yapabileceğim hareket serbestliğine kavuştum. Bununla birlikte, henüz, zihninizin gitmek istediği periler ve melekler dünyasını incelemedim. Daha çok geçmiş dünyayı araştırdım.

Her biriniz, birazcık tarih bilgisiyle hayali olarak bu geçmişi yeniden kurabilirsiniz. Bugün size ayrıntıları değil, daha çok, tecrübelerime dayanarak bu yeniden kuruluşun biçimlerini anlatacağım:

Beni oraya götüren ilk sebep, yakınlarımı yeniden görmek arzusuydu. Size, yakınlarımın, bulunduğum dünyada olmadıklarını söylemem gerekir. Daha önce size anlattıklarımdan hatırlayacaksınız; « geçişimin» ilk zamanlarında beni selamlayan dost ve tanıdık yüzler gördüm. Akrabalarım da oradaydı. Ancak karşılaşma şu an için şuuruma göre kısa ve sisli, aydınlık olmayan bir ortamda oldu.

Şimdi kendi kendime bunun fiili bir varlık mı, yoksa telepatik mi olduğunu soruyorum. Ve şu anda telepatik olduğu düşüncesindeyim.

Belli bir anda onları yeniden görmek isteği o kadar şiddetli oldu ki, arzuya bağlı yaratıcı güç harekete geçti: Akrabalarımı yeniden gördüm. Onlarla irtibat kurdum.

Akrabalarımı görmek isteği, gerçekte sevdiğim, önem verdiğim bir geçmişi yeniden görmek isteğiydi. Geriye döndüm ve yola devam ettim.

Bu olay açıklandı, kafamı kurcalayan bir şey vardı: Acaba geçmişte daha ötelere gitmek mümkün müydü?
Deneyim sonuç verdi:

Ebeveynlerim, genç evliler, biz diğerleri, küçük çocuklar, akrabalarımız, yetişkinler ve sırayla çocuklar vb… Oldukça ilginç bu konunun ayrıntılarına girecek zamanım yok. Görüştüğüm, sadece yaşayan yüzler değildi. Her şey tarih olarak en küçük ayrıntılarıyla doğru, sıraları tersine çevrilmiş tarihsel bir düzeydeydi.

Kişisel bulgumla öğrendiğim önemli bir şey: Dünyada « hatıra» denilen şeyin basit bir beyinsel olgu olmadığıdır. Bu objektif bir gerçektir. Dünyanın, her şeyi en küçük ayrıntılarıyla tutan ve asla silinmeyen bir hafızası olduğu söylenir.

Kısaca, burada var olmayan hiçbir şey dünyada da olmaz. Bunu daha iyi bir şekilde bir sinema filmiyle karşılaştırabilirim. Her sahne, her olay, her görüntü, her çığlık, her söz, vs. burada, benim dünyamda muhafaza edilir. Kimi klervoyanlar geçmişi görebilirler. Hiç bilgi sahibi olmadığım halde ebeveynlerimin çocukluğu olayı konusundaki tarihsel kesinliği söyleyebilirim.

DİĞER FARKLAR

Buradaki bütün bulgularımı kendim mi yapmak zorundayım, yoksa sahneye giren bir rehber, bir öğretici mi var? Diye soracağınızı düşünüyorum.

Evet, genellikle kendim arıyor ve buluyorum. Böylelikle benim mizacım oluşuyor.

Burada da dünyada olduğu gibi düzenli dersleri izleyenler var. Zira öğrenmeyi sevenler bulunuyor. Ancak, süreç sizinkinden değişiktir. Bir yandan telepati nedeniyle, öte yandan da daha az zihinsel etkinlik söz konusu olduğu için.

Öğrenciler dinleyerek değil -bunun farkına varmasalar bile- doğrudan bir metotla bilgi ediniyorlar. Öğretici, onlara öğretmek istediği şeyleri, onların şuurlarında uyandırıyor. Bilgi, içlerinde birdenbire ortaya çıkıyor.

Bana gelince; öğreticime bir şeyler borçlu olduğumu inkar etmiyorum. Başlangıç öyküm sizi bu konuda yeterince aydınlattı.

Genel olarak « aydınlanma» içte bulunur ve şuurunda, kendi kendine sorulan soruya cevap olarak ortaya çıkar.

Şunu tespit etmelisiniz ki: Zihninizi meşgul eden bir soruya samimi bir cevap aradığınız zaman, cevabı kendi içinizde bulacaksınız. Yalnız bunlar burada daha kolay oluyor.

Bir başka soru:

Buradaki insanların kendilerini duygularına vakfettikleri görünümleri var. Geçişin gerçekten bir bedeni terk etme olduğu durumda, birey kendini rahatlamış, gerçek yeniden doğuşa ulaşmış ve on, yirmi ya da otuz yaş gençleşmiş hissediyor. Onu görenlere de öyle geliyor.

Ara sıra giydiğim askeri elbise dışında, genellikle eski elbiselerimi giyiyorum. Ancak giyinilmiyor. Sanırım « düşünmek» alışkanlığı yüzünden böyle oluyor bu.

Dalgalı cübbeler mi? Evet, bunları gördüm ve biraz düşündüm. Sanırım bazı tören durumlarında herkesin aynı cübbeleri taşıdığını fark etmiş olmalıyım. Belki ben de taşıdım. Ama gerçek anlamıyla elbise yok. Daha çok kendi özümüzün ya da özümüzün vasıtasıyla üretilen bir tezahür şeklidir. Dünyadaki kıyafetler bayağı birer taklittirler sadece.

ANLAMSIZLIKLAR

İzin verirseniz kız kardeşim içindir bunlar: Kendini üzüntülere kaptırmamalısın. Hiç de önemli olmadığını bir bilsen! Beni, sanki seninleymişim gibi düşünmeni istiyorum.

Törensel bir şey yok, lütfen!

Sözüm ona, « ölüler»in çevreleri bir sürü törenle sarılır! Bu her zaman engeldir. Şurası bir gerçektir ki, biz birbirimizi hiçbir zaman olduğumuzdan başka şekilde hissedemeyiz, bulamayız. Bu da bizde; bizimkilerin henüz onların arasındayken bize eskisinden farklı davrandıklarını görmek gibi, rahatsız edici bir duygu uyandırır.

Sevgi dolu duyguların, güzel düşüncelerin, cesaretin ve fedakarlığın için sana teşekkür ederim. Bunlar, bana verdiğin çok değerli armağanlardır. Fakat hala içinde benim için üzülmeni eksiltmeyecek ölüm bildirisi gözyaşları var. Sana bu yüzden sitem etmiyorum. Çok iyi anlıyorum seni. Konuyu, sadece daha şuurlu olman için ortaya çıkardım.

Sen ve ben ölümsüzlük davasını anlatmak için yaşadık. O halde ilk şey, nasıl gerekiyorsa öyle davranmaktır. Affet beni, ama sizin ölülerle ilgili abidelerinize ne kadar güldüm, buradan bakıldığında tam anlamıyla gülünç!

Eğer seçme şansım olsaydı, bana hiçbir şey yapılmamasını isteyecektim. Ve sen, söylentilere aldırmadan davaya hizmet etseydin seni yürekten alkışlayacaktım! Ama senden hiçbir şey istemiyorum. Bu işteki duyarsızlığın, ilgisizliğin hala hoşnutsuzluğumdan büyüktür. Eğer yapılmaya değer bir abide olsun istiyorsan benim ( duraksama, sonra) « !!»... yap onu.

Beni ( yeni bir duraksama) « cesedimle» meşgul olmandan çok düşüncelerini bulunduğum aleme çevirdiğini görmek beni mutlu edecektir.

Bir kere de gerekli olanı yap ve artık bu mezarla ilgilenme. Böyle yaparsan beni sevindirirsin. Beni düşündüğün her sefer bu mutlu alemde izlemeye çalış.

Tuhaf ama, yeni apartmanında seni iyi göremiyorum. Seninle hep C sokağındaki evde beraberdik. Bunun sebebini aradım ve seninle beraber olmak için yer değiştirmediğimi, telepati  kullandığımı -bu kelimeyi kullanmakta tereddüt ediyorum, fakat böyle açıklayabilirim- ama her zamankinden daha içten bir telepati  kullandığımı anladım. Senin duygu ve geçmişinle bütünleşiyor, bir tek kişi oluyorum.

Ama hala görüntün tanıdık dekorlarla çevrili. Ben de hep C sokağındaki evimizdeyim. Bazı anlar hep barınağım oldu. Zira, pasif anlarımızda eski çevremiz otomatik olarak etrafımızda oluşur. Bunda garip bir şey yok, böyle gerçek bir barınak olması da iyi ve güzeldir.

Henüz dünyaya o kadar yakınız ki, olduğumuz yerden objektif bir dünyaya ihtiyacımız var. Eğer onu yaratan kendi gerçek iradeniz değilse ve merakımız bizi başkalarının yarattığı dünyalara götürmüyorsa, o halde alışkanlıklarımızın yarattığı dünyaya gireriz. Ama burada başka şey olmadığını söylemek istemiyorum. Yeryüzünün, dünyasını bütün düzlemlerde yarattığı canlı, yaşayan bir ruhu vardır.

Burada, istersem dünyanın her yerini ziyaret edebilir, her köşesine yolculuk yapabilirim. Burada ziyaretler ve yolculuklar dünyada olduğundan başka bir şekilde yapılır. Zira, biz üç buutlu dünyadaki uzaklıkların yarattığı engellerle karşılaşmıyoruz.

Tam olarak nerede bulunuyorum? Sanıyorum, her zamanki dünyanın astral öte yüzündeyim. Ne yukardayım, ne aşağıda, daha çok içindeyim. Bunu açıklamak zor, bu senin tanımadığın bir başka boyut yüzünden oluyor

Share

Bu site özeldir ve ticari amaç taşımaz.

Copyright © Dünya Ana