Albert PAUCHARD - RUHSAL ALEMİN SONSUZ İMKÂNLARI - BÖLÜM10

Share

http://www.dunyaana.com/images/flower7.jpgSU N U Ş

Çevrenizi ruhunuzda yansıdığı kadarıyla tanıyorum. Bizim için dünyayı görmek imkansız değil, ancak, bunu yapabilmek için olağanüstü bir konsantrasyon gerekir. Buna rağmen dünya bize müphem ve gerçek dışı görünür.

Örneğin, şu anda kardeşimin apartmanını onun şuurunda doğrudan doğruya gördüğümden daha açık ve kolayca görüyorum. Bununla birlikte, daha aşağı düzlemlerde madde ile olan ilişki bizim için daha kolay erişilir, daha kolay elde edilebilir. Daha sonra bundan yeniden bahsedeceğiz.

Bugün size anlatacaklarımı ben kendi gözlerimle görmedim. Konuştuğum birisi anlattı, o da benimle aynı tecrübelerden geçti. Bu arada şunu belirtmeliyim ki: Bu tecrübeler size bahsettiğim kişilerin hepsi tarafından aynı şekilde yaşanmıyor. Herkesin yolu ayrıdır.

Daha önce düşündüklerime özet olarak şunu da eklemeliyim ki: Arınma denilen şuur hali, son tortunun yakılışına kadar uzayan sürekli bir olay değildir. Şu anda konuştuğum kişinin, benim ve daha birçoklarının tecrübesi, bu durumun gidip gelen, ne zaman ve nasıl olduğu bilinmeyen bir şuur hali olduğudur.

Size bahsettiğim dost, başından geçenlerden birini bana anlattı. Ben de size onu tanıtmalıyım: Bay C…diyelim, bir taşra kentinde müzik öğretmeni. Oldukça iyi ve dürüst bir adam, özel yeteneklerinin getirdiği kendini beğenmişlik var biraz. Bunu bana kendisi de söyledi. İnsan kendi eksikliklerine rahatça gülebildiği sürece, onların üstesinden gelebilir.

Birinin kendi kendine güldüğünü duymak her zaman iyi bir işarettir. O bunu yapmamıştı dünyada. Kendi öz değeri konusunda çok alıngandı. Sözü ona bırakıyorum. ( Hayır, o, kendisi sizlerle konuşmayacak. Ben sözlerinin tümünü size aktaracağım).

Basit, küçük bir ailenin çocuğuyum. Babam genç yaşta öldü. Annem, hali vakti yerinde bir kadının yanında hizmetçi oldu. Çocuğu olmayan bu kadın benimle ilgilendi. Örneğin, masraflarımı karşıladı. Beni yatılı bir okula gönderdi. Ve bu olay, bende tohum halinde olan bazı kusurların gelişmesine neden oldu.

Arkadaşlarım benim yoksul, basit bir aileden geldiğimi, bir zaman sonra öğrendiler. Onlardan bazıları, bana bu farklılığın etkisini hissettirmekten sıkılmıyorlardı bile. Beni hor görerek haksızlık eden okul arkadaşlarımın yanında, bazı öğretmenlerim de vardı.

Bunlar bende hem büyük bir tutku, hem de basit bir saldırganlık davranışı uyandırdılar. Bu tutum hayatımın en büyük hatası oldu. Yakınlarımla olan ilişkim son derece zorlaştı.

Sadece ders verdiğim zaman kendimde oluyordum. Genelde, öğrencilerim beni seviyordu. Birisiyle uzun süreli iyi bir ilişki sürdüremiyorum.

Oysa iyi niyetliydim. Dostluğa ihtiyacım vardı. Her şey, birinde bana karşı gizli bir büyüklenme, kurum, bir üstünlük duygusu, bir kötü niyetlilik hissedinceye kadar iyi gidiyordu.

Çok alıngandım. Bu yüzden, iyi başlamış her ilişki, çocukluk günlerimden doğmuş zavallı bir anlayışa çarpıp yok olarak, son buluyordu.

Bu birkaç gözlem, gelecek konulara giriş olarak gereklidir.

GÜZELLİK PARKI

Fiziki ölümümden sonra yalnızdım. Her zaman yalnızlığı sevdim. Bundan böyle bulunacağım alem büyülü, çok güzel bir alem. Buradan verebileceğim en iyi fikir, herhalde onu sınırsız, uçsuz bucaksız bir parkla -doğal bir parkla- karşılaştırmak olacak.

Böyle şeyler kuşkusuz dünyada da var. Ancak, buradaki, tüm hayal gücünün sınırlarını aşıyor. Sanki dileğime verilmiş bir cevap gibi. Doğayı taparcasına seven en yüce, en coşkun zevklerinin gerçekleşmişliğini orada bulur. Ağaçlar, çiçekler ve çalılıklar, bana dünyadaki yüceleştirilmiş, mükemmelleştirilmiş duygusunu veriyor. Bu, tüm manzara için söz konusudur.

Size yaşama sevincini ve çiçekten çiçeğe konan, dans eden binlerce varlığın hayran olunacak inceliğini tasvir edemem. Kimi anlar hafif bir esinti harika bir müziğin doyumsuz armonileri taşıyor bana. Ve kemanımı alıp orkestraya katılıyorum. Benim varlık sebebim olan müzik bile, hiçbir zaman benim için şu anın taşıdığı anlam kadar bir anlam taşımadı.

Kendimden geçmiş bir halde ( vecd içinde) ne kadar zaman geçti? Bilmiyorum. Bir gün, bir yıl, bir şey söyleyemeyeceğim. Artık ruhumun bu güzellik ve zevkten titreşmediği bir an geldi. Sanırım uyuya kaldım. Kendime geldiğimde, anlatılamaz bir öfke hissettim. Bunun nedeni, uyandığımda kendimi terk ettiğim dünyevi çevre ve kendi evimde hissetmememdi!

Bende, orayı derin bir terk etme isteği ve kaybolmuş cennetimi yeniden bulmak arzusu doğdu. Nasıl olduğunu bilmeden kendimi, sizin de bildiğiniz uyum ve güzellik ortamı içinde buldum. Ancak, ruhum oraya uymakta yetersiz kalıyordu.

Ruhum yeterince tatmin olmuştu, anlıyor musunuz?

Her şeye rağmen orada kalmak istiyordum. O anda eşyalardaki parıltının yavaş yavaş söndüğünü gördüm.

Seslenmeye başladım:

- Müzik, lütfen! Hayat! Ahenk!

Uzaktan bir yankı cevap verdi:

- Ahenk! Ahenk! Sevgi! Dostluk! Kardeşlik!

Dinliyordum. Bütün varlığımla bu kelimelere yönelmiştim.

Tanrım, bu kelimeler bende ne kadar heyecan uyandırdılar! İlk defa kendimi bu güzellik cennetinde yalnız hissediyordum.

Sevgi:  Dostluk:  Kardeşlik:

Birdenbire, kimseyi görmediğim halde bir ses bana:

- Oraya gidiniz evladım! Gidiniz, kardeşlerinizi insanlıkta arayınız…

Solumda, dolambaçlı ve dar bir patika vardı; patikaya girdim. Hızlı yürüyordum. Yol uzundu. Sonunda, uzaktan büyük bir şehrin silüetine benzer bir şey fark ettim.

- Gidiniz, dedi yeniden esrarengiz ses.

Bu uyarıya ihtiyacım yoktu. Zira insan ilişkisine olan, sözle anlatılamaz bir özlem sarmıştı beni. Şehre girdim. Sokakları insan doluydu. Kalabalık, aynı yöne doğru ilerliyordu. Kimse bana dikkat etmiyordu. Sonunda, muhteşem katedralin yanı başındaki geniş ve güzel bir meydana ulaştım. Çevremde yapılan konuşmalardan anladığıma göre, bugün Dostluk Bayramı kutlanıyordu. Herkes dostlarına kavuşmuş, büyük gruplar oluşmuştu.

Bir tek benim dostum yoktu.

Hiçbir zaman böylesi bir yalnızlığı, böylesi bir terk edilmişliği tanımamıştım. Kalbim tanıdık bir yüz, tek bir dost, bildik bir sima arıyordu.

Bir an, daha önce ilişkim olan birisini birkaç ayrıntısından tanıdım. Aramızda bir dostluk bağı vardı. Çok zengin ve tanınmış bir aktördü. Belli bir süre, birlikte müzik yapmıştık. Öğrencimdi. Ona hizmet ettiğim duygusuna kapılmıştım. O, zenginliğiyle bana bazı iyiliklerde bulunmuştu. Bu da aramızdaki sosyal farkı daha canlı anlamama yol açtı. Kısacası beni öfkelendirmeye başlamıştı. Ve bir gün geldi, ilişkimiz koptu.

İzleyen yıllarda, boşu boşuna yeniden ilişki kurmaya çalıştı. Her defasında reddettim. Ben reddetmeye devam ettikçe, bu şımarık çocuk teşebbüslerinde ısrar ediyordu. Ve işte yine karşılaştık.

Şu anda duygularım bambaşka. Onu görmekten, tanıdık bir sima görmekten sevinen benim. Benim onu fark ettiğim anda o da beni fark etti. Sevinçli bir havayla bana doğru koştu. Bende, memnun bir halde ellerimi açarak onu karşıladım. Sevinçten kendinden geçmiş olarak beni kucakladığı zaman…..

DİKENLİ BİR İŞ

…… ( *) şiddetli bir acıyla irkildim!

Şaşkın, içini üzüntülü duygular kaplamış bir havada bana baktı. Sonra kendi kendine mırıldanarak çekip gitti.

- Hala aynı şey…

Bu bana tuhaf geldi. Zira, onun bana sivri bir şey batırdığını zannetmiştim. Ancak davranışından, onun gerçekten bir şey yapmadığı belli oluyordu. İstemeyerek geri döndüm. Kendi kendime arkadaşlar edinmeye söz vermiştim. Kalabalıkta dost bir can arayarak oraya buraya bakıyordum. Bununla birlikte eski dostları bulmayı, onlarla yeniden bozuşmak korkusu ile pek istemiyordum.

Mutluluk ve sevinç dolu yüzüyle, genç bir kadın dikkatimi çekti. Düşünceli bir havayla içinde bulunduğu gruptan biraz uzaklaşmıştı. Onda iyi ve dostça bir şeyler olduğunu hissettim. Ona bakmak bana merhem gibi geliyordu. Beni fark etti, gözlerinde mutlu bir sürpriz ifadesiyle, nazikçe elimi tuttu.

Elini tutmamla birlikte acı bir çığlıkla geriye sıçradım. Bu tatlı, bu zarif elin içinde derinden tenime giren bir toplu iğne varmış gibi, geldi bana.
Merakla sorduğu sorulara cevap vermeden, çekip gittim. Böylesine bunaltıcı bir yalnızlığı daha önce tanımamıştım. Bu yüzden bir erkek ya da kadın dost edinebilmeye çalıştım hep.

İmkansız! Her ilişkide bu acı tecrübeler yeniden ortaya çıkıyordu.

Kalbimin derinliklerinde ağlayarak, kalabalık sokaklardan özenle kaçınıp oradan ayrılıyordum. Geldiğim yere dönmeyi istiyordum. Kendi kendime, bu dostluk ihtiyacını tabiatın ruhu doyurabilir, hiç değilse onlar göründükleri gibidirler, diyordum.

Yolumu kaybettiğimi sanıyorum. Zira tuttuğum yol beni parkın güzel patikalarına götürmek yerine ilerledikçe çoraklaşıyor, tümsekleşiyordu. İçimdeki yıkımı, büyük üzüntüyü size anlatabilmem imkansız. Öyle ki, artık takatim kalmadı, yığılıp kaldım haykırarak:
________________________
( *)    Bir önceki sayfa sonunun devamı.

- Neden Tanrım? Neden?... Kime hangi kötülüğü yaptım ki, beni bu anlaşılmaz düşmanlığa, dayanılmaz ikiyüzlülüğe mahkum ettin?...

Karanlık bir gece çöktü ruhuma.

- İşte cehennem diye düşündüm.

Ve kendimi cehennem azabına mahkum edilmiş biri olarak düşündüm.

Düşüncelerim dayanılmaz bir hale geldiler. Korkumun derinliklerinden kendiliğinden ve derin bir yakarış fışkırdı. Bir parça aydınlık, bir parça müdrike  için yakarış. Zira, belli belirsiz bir sezgiyle beni buradan sadece müdrikenin kurtarabileceğini düşündüm.

Bir anda koyu karanlık açılmaya başladı. Arkasından, güneşin önünden koyu bir bulut çekilir gibi oldu. Gün ışığı geldi.

Büyük taşlarla dolu geniş bir alanın ortasında, bir kaya kütlesi üstünde oturduğumu fark ettim.

Yanımda birisi oturuyordu.

Benzerlerimle geçmişte olan ilişkilerimin acısıyla, gayri ihtiyari geri çekildim. Yanımdaki soylu ve iyi yüzlü adam gülümseyerek beni rahatlattı.

Zaten istediğim de onun yanında kalmaktı. Onu çok iyi tanıyor gibiydim. Kalbim kendiliğinden, onun sevgi dolu gözlerine cevap verdi…

- Anlamak istiyor musunuz? İdrak etme arzunuzun samimiyetinden emin misiniz?  Dedi.

- Ah! Hem de ne kadar! Dedim.

- Öyle ise korkmayın, yaklaşın bana.

Bu kez tüm güvenimle yaklaştım ona. Büyük bir nezaketle elimi tuttu ve ayası üste gelecek şekilde döndürdü.

- İşte mutsuzluğunuzun nedeni, diyordu gözleri gözlerime dalmış olarak.

Tenime saplanmış sipsivri bir diken gördüm. İhtiyatla elbisemi açtı. Kalp tarafında bir diken daha gösterdi bana. Yavaş yavaş bedenimdeki dikenleri buluyordum.

Açıkça anlatamadığım soruma arkadaşım:

- Bunları doğuran, çabuk öfkelenmeniz, izzetinefsiniz ve güvensizliğiniz, dedi.

Bana bunları söylerken dudaklarından bir ses çıkmıyordu. Bana söyledikleri dışarıdan gelmiyordu. Söyledikleri kendi öz şuurumun derinliklerinden fışkırıyordu.

Bir anlık hülyadan sonra:

- Evet, bu dikenleri tek başıma söküp atabileceğimi, ortadan kaldırabileceğimi anlıyorum. Ama nasıl? Dedim.

- Onlara çekinmeden, oldukları gibi bakarak, diye cevapladı. İyi  bir dostluk için gerekli tüm özelliklere sahipsiniz.

Hikayem burada bitiyor.

Sadece şunu eklemek istiyorum; dikenler kayboldular. Gerçekten de onlara oldukları gibi bakarak onlardan kurtuldum.

Belki bu örneğim birilerine faydalı olur.

Share

Bu site özeldir ve ticari amaç taşımaz.

Copyright © Dünya Ana