DUYGULANIM TEBLİĞLERİ
Dünyadan gelen duygu dolu düşüncelerin bizim tarafımızdan nasıl algılandığını soruyorsunuz?
Bu, bireylere ve onların özel davranış tarzlarına bağlıdır.
Kişisel olarak bana bir duygu dalgası yöneltildiğinde, onduran ve güzel bir güneşin -manevi bir güneşin- mutlu sıcaklığı gibi, onu hissediyorum. Aynı zamanda onu bana göndereni de biliyor ve aynı anda onunla içten temasa geçebiliyorum.
Diğerleri, duygulanmalarını parıltılı zarif bir gülün ışıkları olarak algıladıklarını, kendilerini büyük bir sevince boğan bu ışığı, eşsiz, mükemmel şekiller halinde gördüklerini söylediler.
Kanımca iki tip örnek var, bu konuda: « Işın yayan» parıltılı tip ve zihinsel tip.
Gördüğünüz gibi, duygulanma önemli bir dayanaktır. Mutlaka. Ama bazen ters etkisi olabilir. Özellikle büyük ayrılışı terk eden ilk günler boyunca.
Zira dünyadakilerin tuttuğu « yas», bize gelen ışığın işleyişini önemli ölçüde engelleyebilir.
Çıkarsız sevgi, hayatın yok edilmezliğine olan inanç, bunları duyanlar kadar, bunlara konu olanları da kurtarmak ve güçlendirmek için etkili birer güçtürler.
Burada yoğunlaştırılmış bir hayat yaşamaya başlamış birisi için, geride bıraktığı sevdiği varlıkların kendisini bir ölü olarak görmesinin ne kadar cesaret kırıcı olduğunu bilmeleri arzusunu daha rahatlıkla, kolayca anlayacaksınız. Ara sıra onların üzüntü ve özlemlerinden doğan kalın ve kara sis bulutuyla karşılaştığı olur. Böylece sevilen varlıklar, onun için yanına varılması güç, erişilmez hale gelirler. Görülmüş şeylerden bahsediyorum! Unutmayın!
Gerçekten, sevgide egoist unsur, iki alem arasında korkunç bir engel ve dünyayı terketmiş olanlar için tasvir edilemez bir üzüntü kaynağı olabilir.
Bu bakımdan bizim medeniyetimiz barbardır. İsa’nın sözleri neye yaradı?
« Büyük değişiklik» konusunda gelişmemiş geri alışkanlıklar ne zaman yerini daha açık bir tutuma ve daha açık bir zihniyete bırakacaklar?
YENİ BİR GÜNÜN ŞAFAĞI
Son konumuza devam olarak, bu defa size aşağıdan bir hikaye anlatmak istiyorum.
Taparcasına sevdiği kocasını birinci çocuklarının doğumundan önce kaybetmiş olan genç bir kadın tanıdım. Öylesine dayanılmaz bir darbeydi ki bu, çevresindekiler bir zaman, daha ciddi sonuçların ortaya çıkacağından korktu. Üç gün boyunca kadın, kaygı verici bir duygusuzluk halinde kaldı.
Toprağa verilme günü, yaşlı bir dostları, O’nunla beraber kalmak istediğini söyledi.
Başlangıçta genç kadın, onun varlığından haberdar olduğunu belirten hiçbir işaret vermedi.
Yaşlı kadın, tatlı dille konuşmaya başladı. Ve sanki gerçekten oradaymış gibi kocasına da hitabediyordu. Ona, biraz sabretmesini, sevgili karısının çok yakında yine onunla birlikte olacağını söyledi. Çünkü, sevgi etkili bir faktördür. Karanlığın güçleri sevgiye karşı ne yapabilir… Sevgili karısının sevgisinin en katıksız nitelikte bir sevgi olduğunu bilmiyor muydu? Ve bu sevgi ona, görünüşte bir yalnızlık içinde yolunu devam ettirecek güven ve cesareti verdiği gibi, ona hayat ve mutluluk verecekti. Ve yakında öte alemde kendisini gözeten küçük bir varlığı olacaktır, bu. Karısı, onun çocuğundan ve kendisinden hiçbir zaman soğumayacağını, onun ruhuyla ilgileneceğini ve düşüncelerini algılayacağını kalbinde bilecektir. Onun mevcudiyetinin farkına varacak ve mutlulukları daha üst seviyede sürecektir, eksiksiz, soylu bir fedakarlıkla ulaşılan seviyede…
O böyle konuştukça genç kadın uyuşukluktan çıkmış, sanki kurtuluyor gibiydi. Dinliyordu. Üzerine bir gevşeklik çökmüştü. Gözlerinden damla damla yaşlar akmaya başlamıştı… Dirseğine yaslandı. Yaşlı gözlerinde ve titreyen dudaklarında yeni bir gülümseme doğmaya başlıyordu…
- Öyle değil mi yavrum? Dedi yaşlı kadın, onu hiçbir zaman ölü ilan etmeyeceksiniz, değil mi? Ve hiçbir zaman ayrılığı kabul etmeyeceksiniz. Sevginiz görünüşlerden çok daha güçlüdür. Ve bu sizi ölümün yanıltıcı görünüşünün üstüne çıkaracaktır.
Bugünden başlayarak, genç kadın normal hayata döndü. Ve düşüncesinde kocasıyla konuşmak alışkanlığını kazandı. Yas tutmayı kesinlikle bıraktı, çocuğuna babasından çokça söz etmeye başladı. Çocuğuyla babası konusunda konuştu.
Giderek zaman etkisini gösterdi. Sevgi, bağlılık zincirlerinden arındı. Soylu, yüce bir kadın ve her şeyin ölüm karşısında alınacak tavıra bağlı olduğunun canlı bir şahidi oldu.
Kocasına Öte-Alemde değerli bir destek olduğunu söylemek gereksiz. O, normal ve mutlu gelişmesinde rahatsız olmadı. Ölüm konusunda yanlış düşüncelerle oluşturulan duvar onu karısından ayıramadı. Ve her zaman birbirleri için eriştirilebilir, elde edilebilir olarak kaldılar.
ORTADOKSLUĞUN ÜRÜNÜ
Kardeşime, kafasını kurcalayan türden dökümanlarla uğraşmak zorunda kaldığı zaman sezgilerine inanmasını söyler misiniz?
Eğer kendi içinde tam bir sükunet sağlarsa, her zaman doğruyu yanlıştan ayırabilir.
Şimdi bırakın, buradaki bir bayan hakkında size bir şeyler anlatayım:
Onunla karşılaşalı hayli zaman oldu. Dünyadayken sıkı bir Ortodoks Hristiyandı. Hoşgörüsüz, bağnaz, üstünlüğünden emin birisi.
Başka türlü şu andaki düzeyine varamayacaktı.
Cennete gideceğinden oldukça emindi. Ve gerçekten de KENDİ cennetini buldu. Bununla birlikte, bizim, Tanrı’nın karşısındayken bulduğumuz mutluluğu tadamadı. Duyduğu, sadece bütünüyle kişisel bir doyum, hoşnutluktu.
Onun düşüncesine göre: Her şey, ama her şey kendi bildiği haliyle iyiydi.
Orada tattığı bir parça mutluluğun, sadece, kolayca hissedebildikleri ve arınma gününün gelmekte olduğunu, hiç mi hiç anlamıyordu.
Zaman geldi. Ve her şeyden önce kendini beğenmişlik tezahür etti.
O cennetteydi! Cennetteydi!
Kocası onunla alay edilmesinden üzülüyor olmalıydı.
Cennetinin yapay parıltısının yavaş yavaş kaybolduğunu fark etmeden, gittikçe artan hoşnutluğuna çok seviniyordu.
Şuurunda o’ndan başka bir şey yoktu. Hep o, hep o!
Burada şeklimiz şaşılacak derecede esnek, yumuşaktır.
Coşkunluğu onun yakasını bırakmadıkça ve arttıkça, bu hanım her geçen saniye sıcak hava balonu gibi şişiyordu. Her şey şuuruna kabul ettirilerek sona erdi ve kendisini rahatsız, tedirgin hissetmeye başladı. Kimsenin kendisini fark edip etmediğini görmek için etrafına kaçamak bir göz attı.
Kimse yoktu…
Sadece, Ortodoks cennetinin geleneksel amblemleri ve tüm bunların ortasında O vardı, hep O vardı. Olduğu gibi, binlerce kez yansıtılmış olarak.
Korkunç şişkinliği ona adlandırılmaz bir tiksinti veriyordu.
Sonunda bu olaya, cennetten ve kendisinden kurtarılması için dua ederken yığılıp kaldı.
Derin bir uyku sardı onu.
Böyle ne kadar zaman geçti? Bilmiyorum. Ancak, kendine geldiğinde yatağındaydı.
Başlangıçta bunun sadece bir rüya olduğunu sandı, ama şimdi rüya olmadığını biliyor.
Ve şu anda, buranın gerçek aleminde onun için yeniden düzenlenişinin çalışması başlıyor.
İşte bu sırada ona rastladım.
Şimdi ona, dengesini bulması ve yeni çevresinde giderek doğru yer alması için yardım ediyorum.
Oldukça başarılı oldum.
Daha sonra, diğer arınma tecrübeleri de, ihtiyacına göre yapılması gerekecektir. Şu andaki çabası, dürüstçe ondan özür dilemek niyetiyle, kocasının şuuruna ulaşmaktır.
İNSANIN HİZMETİNDE
Burada, özel bir durumda bulunan bir doktorla karşılaştım. İşiyle öylesine kaynaşmış ki, kendini ona vermekten alıkoyamıyor.
Özellikle klervoyansların içinde çalışıyor ve dağıttığı şifaların sürdüğünü görmekten oldukça mutlu. Yarım yüzyıldan fazladır, bu çok sevdiği uğraşısına bağlı kalmış.
Benim için garip bir konsantrasyon olayı.
Kendi ölümünden haberi vardı. Çok önceden, öleceğini biliyordu.
Buraya gelir gelmez, derhal yeni şartlara uyum sağlamaya ve görevini yeniden yapabileceği imkanı aramaya koyuldu. Ve kendine, başka bir şeyle uğraşmak için zaman bile ayırmadı.
Bir keresinde, Dünyadakinden çok farklı - iyi ya da kötü- tecrübeleri olup olmadığını sordum. « Neden bahsetmek istediğimi siz anlıyorsunuz.» Bana yarı şaşkın, yarı dalgın cevap verdi:
-Hayır.
Zira o, hemen hemen, buraya gelir gelmez eski işine başlamıştı.
Bilmiyorum bu daha ne kadar devam edecek böyle. Kendi çıkarına ait bir düşüncesi olmadan, büyük hayırlar işliyordu.
Herkes için, kendi mizacı ve çevresindeki şartlara olan özel tepkisi nedeniyle, farklı bir davranış ve tutum vardır.
Her durum bireyseldir ve eşi benzeri olmayan tecrübeler doğurur.
Yakında size ilginç bir durumu anlatacağım.
ŞUURALTININ KÜÇÜK BECERİLERİ
Buradaki hayat dünyadakine benzer. Ama, bununla birlikte önemli farklılıklar da vardır. Başlangıçta, kimi düzenlemeler gerektirir ki, zaten bunlar sadece kendilerini kesin ve maddi alışkanlıklarla sınırlandırmış insanlar için zordur.
Kendi kendinize, bundan, dünyada sahip olduğunuz kimi zevkleri, süsleri, otomobil, bisiklet vb. gibi şeyleri de mi kastediyorum? Diye soruyorsunuz.
İnan sevgili dostum, yaratıcı muhayyile gücünden dolayı burada her şey mümkündür. Size, sakin ( pasif) anlarımızda, alışılmış dünyevi çevrenin etrafımızda kendiliğinden oluştuğunu -alışkanlığın etkisiyle- ve bunun gerçek bir çevre olduğunu söylemiştim. En azından o anda.
Burada da aynı şey. Dünyada zamanının yarısını bir makinada geçiren biri, burada bugünden yarına edindiği alışkanlıklardan ve şuur halinden kurtulamaz. Her bireye özgü ruhsal otomatizma dünyevi alışkanlıklar nedeni ile bu alemde de sürer gider.
İlk zamanlarda tanık olduğum bir örnek; kendimi tam anlamıyla huzurlu hissetmem olayı, farkında olmadan, şuursuzca, gençlik yıllarımı ortaya çıkardı ve birden bire kendimi üniforma içinde buldum.
Bir dinlenme anında kendimi buharlı makine dersi verirken bulursam -ki bu mümkündü- bu alışkanlıktan kaynaklanan ruhsal mekanizma yüzünden olur.
Aynı şey bir şoför için de geçerlidir. Yalnız, burada, dünyada olmayan bir kolaylık var. Örneğin, çılgın bir sürücü son hızla aranızdan geçebilir. Ama, siz onu fark etmezsiniz bile!
Neden?
Çünkü, burada yalnızca temel ve mantıklı şeyler gerçek bir varlığa sahiptir. Birisi bilerek, ne olursa olsun -bu her şey olabilir, bir san’at eseri, bir mekanizma vb…- bir şey yaratmak istediği zaman, yöneltilmiş iradenin yaratıcı gücü, alemimizin esnek maddesinden gerçek ve kalıcı şekiller ortaya çıkarır Fakat, biraz önceki otomobil sürücüsü ve benim buhar makinem, ne sürüp giden, ne de güvenilir, gerçek olmayan birer fantomdurlar sadece.
Öylesine zengin imkanlarla dolu bir alem ki, ah bir bilseniz; ama her şeye kusur bulan ve hiçbir şeyle ilgilenmeyen bir ruhunuz olmadıkça…böyledir.
Bu tür bir zihniyet benim bulunduğum yere giremez.
H A Y R A N L I K L A R
Bugün kız kardeşimi anlatacak çok güzel şeylerim var:
Marguerite beni gerçek bir mutluluk bahçesine götürdü. Hiçbir zaman böyle bir şeyin var olabileceğini düşünmemiştim. ( *)
- Gel, dedi bana. Sana, her şeyden çok sevdiğim alemi göstereceğim.
Elimden tuttu ve çiçek açmış gül ağaçlarıyla kaplı, uzun mu uzun bir çardağa götürdü. Öte başta beyaz zambakların en güzelleriyle dolu geniş bir alan vardı.
- İyi bak, ama çok iyi bak! Görüyor musun?... dedi.
Pırıl pırıl küçük canlıları fark ettim. Çiçekler içinde ve arasında dolaşan. Gözlerime inanamıyordum.
- O halde masallar burada gerçek, dedim.
Gülmeye başladı.
- Peri masalları her yerde gerçektir. Burada, dünyadaki çiçeklerin açması hazırlanır. Bu da bizim bahçıvanlık şeklimiz. Ama gel, daha öteye gidelim, dedi.
Zambak tarlalarının içinden, bitkilere dokunmaksızın geçtik. Nasıl oldu bilmiyorum. Öte yandan göz kamaştırıcı nilüferleriyle küçük bir göl vardı. O sevimli küçük yaratıklar burada da bulunuyorlardı. Eğleniyorlar havasındaydılar. Ancak, Marguerite bana onların, üzerlerinde ve aralarında eğlendikleri bitkilere hayat vermekte olduklarını açıkladı.
Gölün etrafında, dallarında bilinen-bilinmeyen yürek dolusu öten, seke seke yürüyen kuşların bulunduğu ulu ağaçlar yükseliyordu.
- Şimdi iyi bakmalısın. Bu sisin içinden gözükür şekilleri görmeye çalış, dedi Marguerite.
Gerçekten yavaş yavaş, sevimli hava perilerinden çok daha büyük, daha temiz ve hafif sevinçle dolu olmasına rağmen daha ağır başlı bir varlığı fark ettim. Bu, aktif güçleri kontrol eden büyülü alemin yöneticisi idi. Nasıl bilmiyorum ama, her şeyi içinde toplamış gibiydi. Bununla birlikte, insan bedeninden çok büyük değildi. Nasıl açıklanır bu?
Marguerite bana, gözlerimizle algıladığımız şeklin sadece onun sembolü olduğunu söyledi.
Görülmeye değer görkemlilikteydiler.
Görevi, bu alemde hazırlanan bitkilere, dünyaya inmelerinden önce can vermek filizlendirmektir.
Sana, Marguerite’in çok gittiği bu güzel, büyülü alemden daha iyi bahsedebilmeyi ne kadar isterdim ama, şu an için bu kolay değil. Hiç olmazsa bir kaç ayrıntı eklemeye çalışacağım. Küçük hava perileri konusunda, kafanda çocukluğumuzun peri masallarını canlandırabilirsin. Zira, bilinmeden sürdürülen bir gelenek vardır. Gerçekte bu küçük varlıklarda, kitaplarda anlatıldığı gibi fizik, giyim kuşam yoktur. Onlarda gördüğüm çok özel şey, yaşama sevincinden başka bir şey değildir.
Evrende bir görevi yerine getirdiklerinden habersizler. En basit sorumluluk duyguları yoktur. Onlara bakıldığında hayat saf, kusursuz bir güzelliktedir. İdeal bir insan görüntüsü altında birleşmiş sevimli bir kuş ve harika bir çiçek düşün. İşte bahçelerin küçük perileridir bunlar.
Size bahsettiğim büyük zata gelince; bir süper-melek denilebilir. Onda da aynı sevinç ama daha derin, daha az değişken.
Görünüşü mü? Hava perilerinde olduğu gibi tüm renklere sahip, ama sınırsızca parlak ve zarif renklere…
Arazisinin üstünde boşluğa mı yerleştirilmişti? Bir şey söylemek zor. O oradaydı. Özel bir mevcudiyet. Ve aynı zamanda her şeyi içinde toplamış izlenimini veriyordu. Bu uçsuz bucaksız bahçenin herhangi bir yerinden görülebilirdi.
Görünümü genç mi yaşlı mı? Gerçekten bunu dünyada bu kelimelerin anlamlarıyla karşılaştırmak imkansızdır. Sonuç olarak, buradaki birçok şey dünyevi dilde tanımlanamazlar.
Fakat hepsi bu değil.
Çocukların alemine de gittim:
Her şey açık, aydınlık ve sevimlidir orada. Oradan, arındırıcı bir banyodan çıkılmış gibi çıkılır. Birçok konu hakkında bilgi edindim. Bunların arasında kötü yola düşmüş çocukların kaderi de vardı.
Bana bu konuda: Kozanın tırtılı sardığı gibi özel bir sis kuşatır onları. Bu yol geçmişin bozukluklarını dağıtmak içindir. Ondan sonra bu çocuklar daha üst seviyeye çıkmış olarak diğerlerine kavuşabilirler, dediler.
Normal çocuklar mutlu anlar geçirirler. Genellikle çok kısa bir zamanda kendilerini geliştirerek daha temiz bölgelere geçerler. Bu çocuklarla uğraşma görevini üstlenenler, şefkat dolu ruhlardır. Öylesine pırıl pırıldırlar ki, görülmeye değer.
Buraya gelen çocuğun çabucak dünyadan koptuğu söylendi bana. Çocukları kabul eden, onlara bakan ruh anne görünümünü alır, derece derece değişikliğe uğrar.
Bu akşam bu kadar.
____________________
( *) Küçük yaşta ölen, her zaman değerli ve tertemiz bir anı olarak kalan genç bir kız kardeştir, söz konusu olan. ( Celseyi zapta geçirenlerin notu.)
