ÇOCUKLAR ÜSTÜNE
Çocuklar mı? Evet size söyleyecek şeylerim var henüz. Denemek istiyorum.
Daha önce söylediğim gibi, çocuklar Hami Varlıkların yönetimi altında bir araya toplanmışlardır. Bu adlandırmayı kullanırken -en azından şimdilik- Melekler Alemi varlıklarıyla, İnsanlık Alemi varlıkları arasında ayırım yapmıyorum.
Bu olaya ayrılmış yerleri henüz ziyaret etmemiş olan birisi, bir gün bana, burada çocukların olmadığını söyledi. Ve bunun mantıklı olduğunu da ekledi. Çünkü ona göre, çocukluk bir fiziki beden sorunuydu; bedenden ayrıldıktan sonra ruh yetişkindir, artık.
Bu, onun görüş açısıydı.
Ancak, hata yapıyordu. Zira, Göksel Vatana Dönüş Yolunda, bir çeşit dünyevi yükleri taşıyan dünyevi bir varlık halinde olunur. Ancak Tanrı Evi’ne bir kere dönüldükten sonra “ yaş” dediğimiz şey yok olur. Varlığını sürdürmez artık.
Kolayca anlayabileceğiniz bir şeydir bu.
Burada yaşlı birinin çabucak genç bir adam haline gelmesi sorun değildir. Yaşlılık, çöküntü izleri kayboluyor. Gençleşiliyor.
Çocuklar dünyevi hayatın ürünü oldukları sürece, çocukturlar. Burada Ebedi BEN’imden söz etmiyorum. Ama beni anlıyorsunuz.
Dost Meleğinizin size söylediklerini hatırlayınız, Dünyaya Dönüş Yolunda Ruhlar yaşadığınız aleme yaklaştıkları ölçüde çocuklaşıyorlar. Daha önce yaşadıkları bedenin yaşı çok önemli değil. Oraya yeni bir enkarnasyon için dönmeden önce hepsi Tanrı’nın Evi’nde bir süre ikamet ediyorlar.
Çocuklar, bulunduğum yerde, “ zamanlarını” diyelim, Hami Varlıkların koruyuculuğu altındayken nasıl geçiriyorlar? Onlar herhangi bir oluşum, bir çalışma izliyorlar mı?...
Evet, ancak sizin anladığınız anlamda değil. Burada bunlar dünyada olduğundan farklı bir şekilde cereyan ediyor. Dünyada olduğu şekilde okullar söz konusu değil, ancak çocuklar kendilerini çevreleyen, sürekli bir şekilde onları kuşatan özel bir IŞIĞIN bulunduğu yerde toplanıyorlar. Orada devamlı bulunan yüce varlık tarafından çocukların anne sevgisi ihtiyaçları hoşnut ediliyor, ihtiyaçları olan sevinç ve tatlılık ortamı sürekli devam ettiriliyor.
İsterseniz bunu Kutsal Anne diye isimlendirin. Yaradılışı icabı bu her yerde hazır ve nazır olan Evrensel Varlık, yerine göre, İnsani Şahsiyetiyle ya da Meleki Varlığıyla ortaya çıkar ve faaliyette bulunur; durumu açıklayabildim mi? Size böyle olaylardan bahsediyorum. Unutmayınız ki biz burada görüyoruz!
Çocukların koruyucuları onlarda yaratıcı tahayyülün gelişmesine çalışıyorlar ve onları bu yönde teşvik ediyorlar.
Bu nasıl oluyor diyorsunuz?
Size cevap vermek için sizce anlaşılır, bildiğiniz dünyasal imajlar ve kelimeler kullanmak zorundayım. Bütün sorunum burada. Ne yazık, bu kelimeler ve imajlar çoğu zaman iki anlama geliyorlar. Bir taraftan bunlar; size bazı fikirler vermem için gerekli doğrudan kelimeler ve imajlar olsa bile, öte yandan yapmaya çalıştığım tasvirleri daha çok dünyasal anlamda anlatmak tehlikesine düşürebilirler sizi.
O halde size söylediğim kelimeleri sizdeki anlamlarına indirgemekten özellikle kaçının. Bu kültür, Yaratıcı Tahayyülün ilk planda yer aldığı, önemli bir yer tuttuğu oyunlar, tasvirler ve danslardan oluşur.
Bilebildiğim kadarı ile karakteristik nokta buradadır.
Çocuklar -ki genellikle belli bir alanda dünyada yaşayacaklarını biliyorlar- biraz tereddütle böyle adlandıracağım, Dünyasal Şuurlarını belli bir noktaya kadar muhafaza ediyorlar. Örneğin oyuncaklar ediniyorlar, hayal gücüne bağlı arzu gücüyle onları kendi kendilerine yaratmayı öğreniyorlar.
Evet. Öğretim, eğitim tamamiyle Yaratıcı İmajinasyon kurallarına göre veriliyor. Kendi hesabıma size söyleyeceklerim bu kadar. Bunların hepsini olduğu gibi kelime kelime almayın rica ederim.
DOĞUŞTAN ÖNCEKİ ALEMDE
Marianne size iyi akşamlar diyor.
Çok, çok uzaklardasınız; beni duymazsınız...
Daha yakına gelmek istiyorum, bir ay ışığı üstünde: Büyükbabam beni çağırıyor.
İşte geldim!
Flütünden çıkan incilerin üstünde geliyorum. Büyükbaba! ( *)
Evet; önümden geçen aydınlık bir dere vardı, içi incilerle doluydu; inciler, üzerine basılabilecek kadar büyüktüler.
İnciden inciye atlayarak geldim, öbür tarafta Büyükbabam beni getirmek için incileri çıkartıyordu, sonrası işte.
Bu akşam iyi görüyorum sizi!
Sizi doğduğunuzdan bu yana olmadığınız bir yere götüreceğim.
Bazı şeyler söyleyebilir miyim?
Evet, bu Alem, Ruhların Dünya’ya inmeden önce bulundukları son alemdi.
Burada, “ tekrar” çocuk olunuyor.
Sizin astral dediğiniz Alemlerden biri; ancak ruhların bedeni terk ettikten sonra geldikleri alemin aynısı değil.
Hayat Dalgaları birbirinin içinde, ters yönde geliyorlar.
Dünya’ya Dönüş Yolu’nun içinden geçtiği Alemlerde, görünüşte bir azalma, bir eksilme vardır. En son alemde ruhlar, tamamıyla çocuk görünümü altındadırlar.
Ama ben kendi gerçeğimi size sembollerle ve imajlarla vereceğim.
Hiçbir zaman benim dünyamın olaylarını, vak’alarını oldukları gibi anlamayacak, tahayyül edemeyeceksiniz.
Sizin lisanınızı bildiğimi sanıyorsunuz?
Hayır! Hayır! Hayır!
İnsanların konuştuğu gibi konuşmuyorum.
Ben parçalanmış, kesik bir dil kullanmıyorum
( *) Flütten çokan bir nota, astral maddede “ inci” şeklinde tezahür ediyor
.
Hiçbir zaman birbirinin peşi sıra gelen sözlerle -sizin yaptığınız gibi- anlaşmıyoruz. Kendi aramızda sembolik imajlarla ya da doğrudan haberleşiyoruz.
SES, ŞEKİL ve RENK Uyumları ile anlaşıyoruz.
İçinizde varlığımın sevincini hissetmiyor musunuz?
Sizin astrolojik dilinizde NEPTÜN Işınında bulunuyorum.
Söyleyin bana: Kim olduğumu düşünüyorsunuz?
Hayır. “ Melek” haline gelmekte olan bir “ Peri”yim ben.
Şu anda beni Hami Varlık olarak görebilirsiniz: Bu benim gelişme çizgimdir, ama henüz, daha çok bir “ Peri”yim ben.
İşim, doğuştan önceki son plandır.
Büyüme ve Şekille ilgilenen Melekler bölümünde değilim.
Görevim çok basittir:
Çocuklara bakmak, gözetmek ve onları son evrelerine, dünyaya dönüşten önceki son bölümlerine, götürmektir.
Onlarla oynuyor, onları eğitiyorum.
Ve Güneş Devrinin ( *) son grubuna eşlik ediyorum.
Size biraz konvoyumdan bahsetmemi ister misiniz?
Her şeyden önce, “ benim” konvoyum demek biraz iddialı olur!
Gerçekten Konvoy çok Gizemli ve Yüce bir VARLIK tarafından götürülüyor.
Sizin bu Varlığı “Deniz Tanrısı” ile özdeşleştirme eğiliminizi anlıyorum.
Zira çocukların her birini derinden etkileyen O’nun tabiatı denizle karşılaştırılabilir:
Ucsuz bucaksız
Sonsuz bir derinlik.
Her zaman geniş bir hareket.
Şiir ve Müzik, bu tabiatta başka yerlerde olduğundan çok daha fazladır.
O’ndan bahsettiğim zaman ruhum sınırlarından taşıyor.
Ruhumun derinliklerine dalıyorum. Derinlikteki öze ulaştığım zaman, kendimi ONUNLA ( ÖZ’le) yüz yüze buluyorum.
HAYRANLIK!
MUTLULUK!
MÜZİK!
IŞIK
( *) Her yılın 20 Şubat – 20 Mart arası Balık Burcunu kastediyor.
Bu Varlığın çocuklarının dünya bedeni içine sığabileceğini nasıl düşünebilirsiniz?
Onlara, hapsoldukları yerden kurtulmaları için müzik, şiir, düş ve iyilik gerekir!
Düşündüğünüz ben değilim ama beni hayal ediyorsunuz.
Küçüğüm ve çok büyüğüm.
Dünyevi anlamda ölçüm yok.
İçeride ve dışarıda olabilirim; sizde, Burada ve başka bir yerde.
Hepsi aynı anda!
Sevinç içinde yaşıyorum ve çocuklarımın tanıyacağı acılar beni ağlatıyor.
Acı ve Sevinç Hayat Şarkısının içinde bir arada bulunuyorlar.
Hepsi güzel!
GÜZEL!
Güzel olduğu görüldüğünde “ hazır” olunur.
Hazır olduğu zaman, Hayat Şarkısını söylemeyi öğrenmek için, dünyaya dönmek zorunda olmak yoktur artık.
Ama yapılabilir.
Eğer İSTENİRSE!
Hazır olan bir çocuğum var.
Ama yine de inmeyi istiyor.
Görülmeye değer GÜZELLİKTE!
Bütün çocuklarım güzeldir ama, henüz hepsinin “ renkleri” yoktur.
Onlar saf, tertemiz, pırıl pırıldırlar: Renkler -orada burada- ortaya çıkmaya başlıyorlar.
Birinde daha az, ötekinde daha çok.
Hazır olanlar göz kamaştırıcı bir ışık serisi yayıyorlar.
ONLAR MELEKLERDEN DAHA GÜZELDİRLER!
Gece yarısı birlikte çıkıyor, her zaman büyük bir dalış yapıyoruz!!!
Zira çocuklarıma Denizin Dibini tanıtmak istiyorum.
Onlara küçük dalgaları gösteriyorum.
Sonra öteki kıyıdan çıkıyoruz; onları içinden geçilmez ormanlara götürüyorum.
Orada onlara, Deniz Perilerini gösteriyorum.
Çocuklarım her zaman büyük bir üzüntüyle ayrılıyorlar benden.
Geldikleri Alemlerin -ve onlara gösterdiklerimin- anısı hiç bir zaman kalplerinden silinmiyor.
Gayrişuuri, tüm dünyevi hayatları boyunca onları arıyorlar.
Onları annelerine bıraktığım zaman, her birine bağlarımızı pekiştirmek için değerli bir anı veriyorum.
Birine Şiiri verdim.
Diğerine Müziği.
Ötekine Peri Masalları.
Bir başkasına Hapishane Hücresi ( özgürlük ihtiyacı uyandırmak için).
Ve tüm kalplere EVRENSEL SEVGİ tohumunu ektim.
Ve sonra her birine muhteşem bir deniz minaresi verdim, onlarla birlikte denizin şarkısını duymak için:
SONSUZLUĞUN MÜZİĞİNİ.
Hatırlasın diye!
Hatırlasın diye!
ZOR BİR AÇIKLAMA
Bugün yeniden geldim... Bu sevimli Varlıkla temas kurmaya geldim. Bu ana kadar İnsanlık Ötesi Alemle ilgilenmemiştim.
Şu anda tanımadığım, bilmediğim tecrübeler yapıyorum...
O’nunla nasıl mı temas kurdum? İmajlardan ve duygulardan oluşan telepati yoluyla. İnsan dili konusunda en küçük bir bilgisi yoktu. Onun aleminde böyle konuşulmuyor.
Onun hakkındaki ilk izlenimim tatlı yeşil bir ışık olmuştu... Çevresinde baş döndürücü bir atmosferi vardı! Tabiatın tüm müziği ondan doğuyor gibiydi. Doğrusu tam olarak söyleyemeyeceğim.
Soylu İhtiyar adamı onu tasvir ettiğim gibi düşünebilir miyiz? Evet, olabilir. Yalnız Soylu İhtiyar, insan soyundandır. Bunu hesaba katmayı unutmayın! Bu kadar ününe rağmen bana görünüşü samimi, tanıdık geliyordu, şimdiye kadar böyle biriyle tecrübem olmadığı halde. Eğer bana sorularınızla yardım ederseniz elimden gelenin en iyisini yapacağım.
O saydamdır, her zaman değişir. O tebliğini verirken, zihniniz onları kelimeler şeklinde alırken ben başınızın üstünde her şeyi canlı imajlar ve semboller halinde görüyorum!
Algılama her zaman eksiksiz, kusursuz değildir. Bir çok şey oldukça yumuşatılıyor, yontuluyor insanlaştırılıyordu. Buna rağmen yeterli bir şekilde görevini başardı, onun şuuruyla sizin şuurunuz arasındaki büyük fark görüldü. Esas olan kaydedildi ve amaca ulaşıldı.
İntikal esnasında tüm varlığı öylesine yoğun bir şekilde canlı, öylesine titreşimliydi ki, sizin gerçeğe uzaktan bile olsa yaklaşmanız için büyük bir tahayyül çabası harcamanız gerekiyordu! Meleklerden ve Perilerden çok yakından bildik bir konuymuş gibi bahsediyorsunuz, ama bu Varlıkların yoğun titreşimlerini kavrayamayacaksınız. Onlar da, biz diğerleri gibidirler. Burada uzun zaman onlara katlanamıyoruz.
İnsan boyunda mı? Evet. Bazen, insan bedeninden daha küçük olduğunu sanmıyorum. Görüntüsü belli bir şekil aldığında iri-yarı ve nefis bir vücudu olan güzel bir kızınki gibiydi. Avra’sında kaybolup gitgide oluşuyor ve o anda insan ölçülerini geçiyordu. Böyle anlarda “ şuurunuzda” yumuşak adımlarla yapılan dans etkisi bırakıyor ve değişen şekillerden oluşmuş bir ışık oyunu tesiri oluşturuyordu.
Bazen, bir insana benziyordu; sizde yarı saydam bir elbise giymiş varlık izlenimi bırakıyordu. Öyle ki, ben gümüş sarısı saçlarında çiçekten bir taç olduğu izlenimine kapılıyordum... Bir başka defa, avrasında kayboluyor ve bir ırmak şeklini alıyordu. Onun yanında, devamlı bir hayranlık içinde kalınıyor!
Renk mi? Size söyledim. Yeşil, su yeşili, ancak ışık oyunları ile binlerce nüans oluşuyor. Çoğunlukla güneş ışınlarının içinden geçtiği deniz rengi. Bütün renkler oynaşıyor, kendisini çevreleyen avrasında bütün renkler birbirine karışıyor ve bir elbise şeklini alıyor gibi. Dikkatini bize yönelttiğinde kalbinden yayılan tatlı ve yumuşak yeşil dalgası, bir sempati örtüsü sarıyor bizi. Zira SEMPATİ onun için temel bir duygu, varlığın Kaynağı ve gelişmesinin Yoludur. Anlamadığım tek şey hınç, öfkedir. Bu öfkeye ( titreşime) karşı tepki gösterecek duygu yok artık; şimşek hızıyla bu duyguyu kendisinden uzaklaştırdı!
O açıklanamaz, tekrar ediyorum, hemen hemen her şey sürekli olarak değişir. Yalnız yüzü kaybolmadı gözümün önünden. Tapılacak, çok güzel bir yüz, sedef gibi pırıl pırıl, yarı saydam ve içerden ışıklandırılmış cezbedici bir yüz... Gerçekten ayaklarının olduğunu gördüğümü sanmıyorum; ancak, ayaklarının olması gereken yerde manyetik akımları andıran yoğun ışıklı titreşimlerin vücuduna yayıldığını gördüm. Bazen elinin dalgalı hareketlerini görüyordum, her hareketinde ellerinde hayat akımları boşalıyordu. Vücudunda bazı nadir anlar dışında hareketsiz hiçbir şey yoktu.
Gözleri mi? Anlamak çok zor. En azından benim için. Bir bakış gördüm, ancak doğru söylemek gerekirse gözlerini farketmedim. Zaten sadece o değil... Melekleri de gördüm. Çok sık olmasa bile onları gördüm. Ve her zaman, gördüklerimi çözümlemeyi düşünmek için ruhumun onların görünüşüne olan tepkisi ve ışıklı parıltısı içimi kaplardı.
Evet hakkınız var. İç ışık gözlerinde öylesine kuvvetliydi. Arkasındaki ışık, gözlerindeki kadar olmasa da güçlüydü; bir hale oluşturuyor ve bu hale değişen şekiller alıyordu, bazen uzayıp giden kanatlar gibi, bazen de büyük bir yelpaze gibi yayılıyordu.
Biliyormusunuz ki dostum bu yetersiz ve eksik tasviri sizlere konudan uzaklaştırarak veriyorum!
Gülümsemesi mi?... Hayranlık uyandırıcı!... Pırıl pırıl!... Ama insani bir gülümseme değil -insanlar gibi gülmediğini söylemek istiyorum- mutluluk ve sevinçle dolu ve canlılıkla dolu yüzle gülümsüyor. Ancak bu yüz ifadesi “ hareketten” çok bir “ ışık oyunudur”.
Seyyal bedeni gelişmiş ( hassas bünyeli) insanlar üzerindeki etkisine gelince: Bu, şiirdir.
Onunla, olmak kalbe ferahlık verir, hayatı sevinçli hale getirir. Ondaki şiirsel tohumlar, ilişkisi olanda da uyanıyor gibi.
Bizim anlayışımızla bu Güzellik, Şiir ve Sevinç Yaratıcısının, bu bazen afacan, bazen ağır başlı, düşünceli Perinin Fedakarlık ve Esirgemezlik Yolundan gelenleri götürmekle görevli seçilmiş bir Memur olduğunu anlayamayız.
Hatırlamak gerekir ki Cennetin Kapısı -mecazen söylenirse- bu maddeden yapılmıştır.
Bana, gelecekte, insanı bekleyen çalışmanın “ ıstırapla kurtuluş” olacağını söyledi. Acı insana zindanın kapısını açacak -her şeyden korkunç olan- çok değer verdiği nefsinin hapishanesinden çıkacak.
Ancak bütün bunlar gelecekte olacaktır.
Bilginlerin size nasıl geldiğini sormuyor musunuz?
Karınızın ruh yapısına uygun bir tertiple emellerimizin mutlu bileşiminden geliyor.
Birçok şeyi anlamaya başlıyorum. Zihniniz vasıtasıyla Melekler ve Periler Alemiyle bağınız var. Bir yakınlık meselesi? Onda böyle bir bağ yok ama bu bağ iç dünyasının, Varlığının, çevresini büyütecek bir şekilde oluşturulmuş; böylece, sınırlarını ve daha önce inanamadığı, olabileceğini düşünemediği birçok şeylerini kendinde topluyor!
Böylece onun imkanlarından yararlanıyorsunuz; O’da sizin inanış ve emellerinize verdiğiniz eğilimden faydalanıyor. Karınızın zihninde harekete geçen bu Melek, dostumuzun “ Işıklı Yol” diye adlandırdığı yolu yaratıyor; başlangıçta O bu yoldan size geldi bir başkasında “ İncilerle dolu berrak derelerden” geldi...
Gördüğünüz gibi, insan hayatında öyle şeyler oluyor ki insan bunlara gerçek değerini veremiyor.
Burada her ikimiz konusunda, paha biçilmez bir tecrübe geçirdim. İlişkilerimiz, Bağlarımız daha da güçlendi. Bu bağlarımıza Şiir ve Derinlik ekledik...
