Albert PAUCHARD - SEVİNÇ VE GÜZELLİK ALEMLERİ - BÖLÜM3

Share

http://www.dunyaana.com/images/man143.jpgGİDECEK Mİ, GİTMEYECEK Mİ?

1936 yılının Mayıs ayında celseyi kaydedenler, tutanakçılar, kitabevlerinden gönderilmiş bir kitap aldılar. Kendilerinin “ isteği” üzerinde değil kitapevinin isteğiyle gönderilmişti. Bunda olağanüstü bir şey yoktu, karşılıklı bir anlaşma dolayısıyla zaman zaman böyle şeyler oluyordu.

Kitap oldukça hacimli, çok güzel basılmış “ The Quest of the Golden Stairs” başlığını taşıyordu. Arthur Edw. Waite tarafından yazılmıştır. ( *)

 

Doğrusunu söylemek gerekirse, bu yeni şeyi almak coşku uyandırmadı. Şartlar bu anda pek elverişli değildi. Öte yandan kitaba bir göz atıldı ve kitap büyük bir etki bırakmadı.

Gizemli bir kitap söz konusuydu, periler alemini anlatan bir roman, dil ve resimcilik açısından olağanüstü derecede güzeldi. Ancak tutanakçıların, “ Görünmeyen Dünya” konusundaki özel araştırma ve zihniyetleri dışında olan bir türdendi. Gönderene iade edilmesi kararı üzülerek alındı. Paket özenlice yeniden yapıldı, adres yazıldı, ancak gitmedi... Diyelim ki kitabın iç ortamında bir şeyler ciddi olarak buna karşı çıkıyordu. İşler ters gidiyordu görünüşte. Ne yapmalıydı? Muhafaza mı etmeli? Göndermeli mi? Evet, ama..!

Bu garip meseleyi hep birlikte tartışırlarken tutanakçılardan biri:

- Bilmiyorum ama... bana öyle geliyor ki, bu hikayede işin içinde görünmeyen, daha başka yanlar da var.

Kitaptan okuduklarımdan bir şey anlamadım şu anda. Benim türüm değil. İngilizce, ne bilimsel, ne entellektüel daha çok sanatsal, şiirsel ve gizemli. Sanırım, bir şairin ve simgecinin eseri olmalı, anlıyor musun?... Bana fikrini söylemek için biraz göz gezdirip okur musun?

- Bende istiyorum, bu akşam, gün batarken, sakin ve birlikte olduğumuz bir anda bana biraz oku...

( *) “ Altın Merdivenlerin İsteği” diye çevrilebilir. Pratik olarak bu eseri ingilizce okumak gerekiyor. Deyimler ve lisan nüansları bakımından başka bir lisana aktarılması büyük değer kaybına sebep olmaktadır.

Proje -en azından o gün- gerçekleşmedi ve kitap masanın üstünde paketlenmiş halde kaldı. Gözler dönüp dolaşıp kitabın üstüne geliyordu. Kafadan atılamayan bir düşünce, bir merak, hemen hemen bir saplantıydı bu!... Ambalajından çıkarıldı. Halbuki onu yeniden paketlemek için çıkarmıştık... Garip ve şaşırtıcı oluyordu.

Sonunda mücadeleden yorgun düşerek işi oluruna bıraktık. Bir sayfa okundu... Derken ikincisi böylece tecrübeler başladı:

En başta bu kitabı alışıldığı gibi okumak açıkça imkansızdı. Dilin yapısı ve konunun tabiatı gereği yavaş yavaş acele etmeden ve entellektüel merakı bir yana bırakarak okumak gerekiyordu. SANKİ ZAMAN HESABA KATILMIYORDU. “ ZAMAN YOKTU” bir anlamda... Kendi içinde tam sükunet gerekiyordu okurken.

Kitap böyle “ gerektiriyordu”, sanki görünmez bir güç böyle istiyordu.

Bir müzik, armoni, şiir, koku, ışık, saflık, hafif tatlı bir esinti gibiydi... Bunlar kitaptan çıkıyor, gelip okuyucuyu sarıyor, içine işliyordu sanki. Kitapta inanılmaz derecede ve zenginlikte ince duygu çağrışımları, esirimsi imajlar, görkemli ve şaşırtıcı semboller, çevrilemez incelikte bir güzellik ve yalınlık vardı. Hepsi aynı anda, bir arada. Ancak akıl ve mantığın anlayamayacağı şeylerdi bunlar. Bütün bunlar Tagore’un şiirlerini düşündürüyordu. Kimileri Tagore’un ne dediğini anlamadıklarını söylüyorlardı: “Anlamak”, “ neden anlamak”?... Bir çiçeğin kokusunu anlamaya çalışılabilir mi?... Anlayacak bir şey yok. Bir korku, hepsi bu.

Ve böylece kitap okuyucusunu alıyor ve yeni bir alemin sınırlarına taşıyordu. Burada her zamanki beynin alıcı antenlerinden başka antenler de gerekiyor. Tutanakçılar her akşam söylenilen saatte kitabı okumaya başladılar... Öyle ki, bu hayran olunacak arkadaşı yanlarından ayırmamaktan başka bir şey düşünemez oldular.

Tabii ki hayır. Şimdi artık onu kitabevine geri göndermek söz konusu değildi. Tutanakçılardan birine göre, tamamıyla özel olarak, son günlerdeki bazı olaylar ( *) nedeniyle, böyle bir kitabın kitabevinin iyi niyetli girişiminden çok Yüksek ve Derin bir yerden gelmiş olduğu aşikardı... Zaten böyle bir teşebbüs daha önce söylenen nedenlerle anlaşılmaz durumda kalıyordu.

(*) Bunun hakkında daha sonra ki bölümde çok ilgi çekici bir celse okuyacaksınız.

Böyle bir kitabı onları göndermek fikri nereden geliyordu?!!!

Her durumda olay ortadaydı, kitabı sadece kabul etmek ve nedenini daha sonra anlamaya çalışmak kalıyordu... Kitabevine yazmak fikri akıllarına geldi, ancak -diğer garip bir şey de budur- birtürlü yazamadılar. Anlaşılması güç ve inanılmaz imkansızlıklar, yazma fikrini gereksiz kılmış gibiydi.

Ve gerçekten bir akşam güneş yavaş yavaş genç kayın ağaçları arkasında altın morluğunda batarken, ilk bölümlerden birinin erinçle ve sakin bir şekilde okunmasından sonra her şey belirginleşti...

Zira her şey birdenbire beklenmedik şekilde içten geldi.

“ RUH” TARAFI…

Benim iyi dostlarım, size güzel bir kitap göndertmedim mi?... Evet bu benim fikrimdi. Son zamanlardaki tecrübelerimi size iletme imkanı olmayınca bunları kapsayan bir kitap aramaya koyuldum.

Şu sıralarda kızkardeşim Marguerite’in bana öğrettiği çok özel bir Alemde yaşıyorum.

Bu an için alabileceğinizin hepsi bu ancak, uygun bir zamanda sizlere uzunca anlatmak niyetindeyim.

Bu bir Güzellik ve Semboller Alemidir, Peri masalları bundan bahsederler.

Kitap çok iyi. ( Ara)………………..

İşte size tebliğ vermek isteyen biri. Yerimi bir an ona bırakıyorum.

- İnsan psişesi, mantıkla değil görülen ve hissedilen şeylerle büyür.

Şimdiki zamanın insanı, tek bacağı üstünde sıçrayarak ilerliyor; şunu söylemek istiyorum: Sadece akıl ile yürüyor.

Akıl, temel güç ve eğilimlerin kabı olan “ psişik yanı” geliştirmek için yeterli değildir.

Genelde dünyanın güncel durumu bunun bir kanıtıdır.

Bilim bir dev; ruh ise az beslenmiş bir cücedir.

Bu nedenledir ki, insan büyük bir kültür görüntüsü altında vahşi bir ruh gizler.

Hiçbir ekonomik ve politik sistem yoktur ki, bu denge eksikliğine çare bulsun.

Birçok açık ruh, görünmez Gözeticiler tarafından “ ruh” yanlarının geliştirilmesi için çalıştırıldılar.

Burada morali kasdetmiyorum: Bu alanı dünyada yeterli sayıdaki uzmanlarına bırakıyorum!

Daha çok unutulmuş bir bilimden bahsediyorum, izleri çocuk ve halk masallarında, geçmişin en güzel hikayelerinde ve mitolojik Geleneklerde muhafaza edilmiş bir bilimden bahsetmek istiyorum.

Sizi iz üstüne götürdüm… Elveda!

……………………………….

YENİDEN GELDİM DOSTLARIM. Biraz önce birisi konuşuyordu. O’nu yine duyacaksınız. Size benden daha yakındır…

Sizin bir “ Programınız” olduğunu biliyordum. Bu kitabı size gönderirken bu yönde beraber çalışmak için yapabileceğimin en iyisini yaptım. Hepsi bu.

………………………………..

Önünüzde çayırlıktan çıkan Ruhu hissetmiyor musunuz?... Tabiatta acımasız bir görünüşün altında sonsuz bir sevecenlik vardır: Güçlü bir sevgi. Çocuklarını ıstırap patikasından geçirerek en Yüce Mutluluğa doğru götürmesini bilir.

Eşya düşündüğünüz gibi değildir… Mutluluk, her canlının farkına varmadan teneffüs ettiği hava gibi her canlının etrafındadır. Bu söz temsili değildir. Böyle söylerken, burada görülen, dokunulan, tadılan gerçeği sadece yetersiz ve zayıf bir şekilde ifade ediyorum, unutmayınız!

Bu tükenmez MUTLULUĞUN ŞUURUNA VARMAK, ACIDAN DAHA GÜÇLÜ OLMAK DEMEKTİR. Tüm tabiat, bu “ Sevinç ve mutluluk şuurunun” içindedir. Tabiat, henüz insan gibi bu şuurdan ayrılacak başka bir şuura sahip değildir.

İNSANLIK ŞUURU EVRENSEL RUHTAN YOKSUNDUR. BU YÜZDEN İNSANLIK EN “ BÜYÜK ÖKSÜZ” dür.

Evrensel ruha dönün sevgili dostlarım!

Şu anda sizinle yaptığım büyük bir çalışmadır.

Bu akşam sizden ayrılmadan önce kızkardeşime gönderdiğiniz mektup için birkez daha teşekkür etmek istiyorum. Bir İngiliz durugörür’ün aracılığıyla ona ulaşabilmek için elimden geleni yaptım, ancak kısmen başarabildim. Mektubunuza benim tarafından ona sevgi mesajı yazın ve “ SİSİN” kaybolacağını söyleyin; bu sadece bir sistir.

ORİJİNAL BİR KİTAP GÖNDERME ŞEKLİ

- Size gönderttiğim kitap konusunda bana bazı sorular soracağınızı biliyorum. Bunları açıkça ve yüksek sesle formüle eder misiniz sevgili dostum?

…………………………………..

İyi. Tamamen doğru: Bu küçük şeyin arkasında gerçekten de sizin tanımadığınız bir dünya var. Bu konuda size bir şeyler söylemeyi deneyeceğim.

Kendi kendinize, kitap hiç tanımadığım bir dilde, İngilizce yazıldığı halde nasıl oluyor da onu okuyabildiğimi, soruyorsunuz?

Çok basit; Kitabı okumadım, Ondan yayılan “ imajları” gördüm. Bunun sizin için yeni bir şey olmadığını sanıyorum.

Burada değişik uluslardan olan kişilerle ve hiçbir güçlükle karşılaşmaksızın konuşuyoruz. Size “ Tabiiyet” sorununu tanımadığımızı söylemek gereksiz. “ Yabancı dilleri de” bilmiyoruz.  Görüşmelerimiz hiçbir söz söylenmeden -telepati yoluyla- gerçekleşiyor. Bu önemli noktayı unutmayın, dinleyicilerden her biri kendini ana dilinde işitiyor gibi sanıyor.

Yayınevinde kitabın yerini nasıl bulabildim; yayınevini nasıl bulabildim, hiç tanımadığım bilmediğim halde?

Açıklaması biraz zor ama deneyeceğim:

Her kitabın kendine has bir atmosferi var. Marianne sayesinde, sözkonusu kitabın düzeyi ile aynı olan iç hayat şartlarıyla uyum içinde olan bir dönemde bulunuyordunuz.

Kitapçınızı tanımıyor ve bu kitabın orada olup olmadığını bilmiyordum.

Sürecin sizin sandığınızdan başka türlü gelişmesi nedeniyle, bu hiç de gerekli değildi. Böyle bir durumda olan şey, söz konusu meseleyle ilgili titreşimli akımların kaçınılmaz etkisinden başka bir şey değildir.

Gördüğünüz gibi bu kitap, bir plan üzerine yazılmış ya da isterseniz o anki ruh halinizin uyum içinde olduğu bir Alemden alınmış. Telgraf ya da telefon tellerine benzeyen telleri, zihninizle bu eseri karşılıklı olarak birleştiren telleri görebiliyorum… Bu durumda yaptığım tek şey, kitabı size “ yaklaştırmak” için bazı tabiat kanunlarını harekete geçirmem oldu. İşte hepsi bu.

Yayınevinin kitabı size göndermesi olayı sadece bu aktivitenin bir anlamda otomatik bir sonucuydu.

Bu size şunu göstermek içindir:  Bir planın olaylarını, şeylerini bir başka planın kanunlarına ve aktivitelerine uygun gelen zihinle anlamaya çalışmamalıdır. Başka türlü, insan çabucak işi kolaya alıcı ve dar düşünceli olur.

Kitaptan çıkan “ imajlar” konusunda sizlere daha fazla ne söyleyebilirim?... Düşünce Şekilleri meselesi. Dost Meleğimiz sebebiyle özel bir durumdaydınız. Bu durum, özel bir dalga gücünü kendinize çekmenize sebep oluyordu ve söz konusu kitap da aynı dalga uzunluğu üzerinde buluyordu.

Ama ( tabii ki, yazarınkiler) kuşkusuz, Düşünce Şekilleri henüz açılmamış, okunmamış yeni bir kitaptan yayılabilirler!

Hiçbir okuyucu Düşünce Şekillerini, izlenimlerini, duygularını koymadı ve kitap kullanılmadı diye, böyle bir kitabın atmosferden yoksun olabileceğine inanıyor musunuz? Bu bir yanılgıdır.

Tekrar ediyorum: Her kitabın -kendine özgü- bir atmosferi vardır.

Yeni basılan ve mekanik bir ürün olan, kitabın atmosferi nasıldır?

Bunun size garip geldiğini anlıyorum; bununla birlikte olay bu şekildedir. Şu anda size mekanizmayı açıklamak benim için imkansızdır. Size bütün söyleyebileceğim her şeklin ( her formun) bir düşünce ihtiva ettiğidir.

Evet, evet… Haklısınız. Bu şartlarda birazcık “ duyarlı” olan bir varlık bir kitabın içeriği hakkında onu okumadan da bilgi sahibi olabilir: Kitabı ellerin arasında tutmak yeterlidir.

Genel olarak olay budur…

MANTIKTAN ŞİİRE

- Evet dostum, bilmek istediklerinizi anlatmaya çalışacağım. Son tecrübelerim konusundaki yorumum kafanızı karıştırdı, biliyorum. Bu akşam sizlere öğrendiğim manayı en kısa yoldan anlatmaya çalışacağım.

Dünyadaki varoluş aşağıdaki Üç plan içindeki hayatın bir yansımasıdır. Bununla şunu söylemek istiyorum: Bu Üç plan içinde tecrübe edilenler “değişimden sonra” belli ölçüler içinde, dünyevi hayattan itibaren tecrübe ediliyorlar.

İnsanlığın gelişmesi sırasıyla dünyadan başlayarak bu Planları ( Alemler ya da tecrübe türleri de diyebiliriz) katediyor.

Bu, ilkel toplumlarda fizik becerinin, ustalığın gelişmesiyle başlıyor. Başlangıçta astral, büyük bir yer tutar, zihnin hemen hemen hiç yeri yoktur. Bilgi, çocukluk çağında olduğu gibi “ irade dışı bir kavrayışla” elde edilir. Bu, tüm bilgilerin SEMBOL ve İMAJLARLA geldiği ve açıklandığı bir dönemdir.

Daha sonra zihni ( mental) gelişme dönemi gelir. Bu dönem bizim şu anda içinde bulunduğumuz ve akılla karakterize edilen dönemdir. İnsani tekamül, spiral şeklinde gelişir: İnsanlık yükselirken aynı noktalardan devri olarak yeniden geçer, ancak tabii ki her defasında bir öncekinden daha yüksek bir seviyede. Etrafınızda, şu anda, Sembolizme ve iç güdüye dönüş görüyorsunuz. Yoğun bir kültür fiziğin kendini gösterdiğini biliyorsunuz.

Fiziki dünyayı terk ettikten sonra normal varlık planı Astral Alemdir. Akli gelişme astral alemde yapılmaz, doğal olarak fiziki alemde edinilmiş olanların hiçbirisi kaybolmaz.

Geçerken şunu da belirteyim: Sizinle teozofik terimleri kullanıyorum, çünkü bunlar sizin tanıdığınız ve açıklamalar için elverişli terimlerdir. Evet, belli bir anda astral alemin, hayatın ANLAMI ve GAYESİNİ öğrenmeye yöneltildim ve oldukça özel bir sırayla tecrübeler geçirmeye başladım. Size gönderttiğim kitap bu tecrübelerim hakkında genel bir özet, toplu bir bakış verebilir.

Daha önce, ilk andan itibaren, size yaratıcı düşüncenin ve duyguların nasıl tabiatlarına uygun düşen biçimleri doğurduğunu gösterdim. Burada bizim için görünür ve dokunulabilir şekilleri doğurduğunu… Bu alemde öğrendiğimiz şeylerin çoğu, özellikle sembolik imajlardan oluşur. Örneğin size daha sonra bahsedeceğim “ geriye dönüş yolu” gibi.

Bu açıklandı, biraz önce söylediklerime dönüyorum. Şimdi “ akıl”, artık insan işlerini yöneten bir güç, insan gelişiminin en son amacı değildir. Bu geçmişte kalmıştır. Astral -“ iç güdü” deyin isterseniz- onun yanında yerini alıyor. Bir başka deyişle: imajinasyon, şiir ( dörtlükleri kasdetmiyorum) ve müzik haklarını yeniden ele geçiriyor ve yoğunlaştırıyor.

Kitaplar, size gönderdiğime benzeyen kitaplar, bu gelişime yardım ediyorlar. Onlara “ mantıklı ve makul” bir açıklama gerekmez. Kitaplar bu çizgide değildirler, onlar sizlere biraz önce tasvir ettiğim çizgiye aittirler. Onların tek varlık nedeni, UYARICI ve CANLI imajları şuur altında harekete geçirmektir.

Kitabı bütünüyle anlamak istemeden okuyunuz. Bir çoğunun, kitabın resimlerine bakışı gibi okuyun, geçen bir bulutu seyrediyormuşsunuz gibi, suda bir yansıma  ya da batan bir güneşmiş gibi okuyun onu... Düşüncelerimi kavrıyor musunuz?

Ancak uzun bir zaman sonra içinizde tomurcuklanan tohumları keşfedeceksiniz, iç dünyanıza yeni melekeler ekleyen tohumları ortaya çıkaracaksınız.

Bu konuda yararlı olabilecek her şeyi söylediğimi sanıyorum. Yeterince açık anlatabildim mi?

Düşüncelerinizi yüksek sesle söyleyin... Evet tabii ki. Bu yüzden kitap başlangıçta size hiçbir şey söylemiyordu. Her zamanki sıradan kitaplarınızdaki gibi mantıklı şeyler arıyordunuz onda... Size söylediğim espiriyle, Walt WHİTMAN’ın şiirlerini okuyan, böylece onlar gözünüzde yeni bir değer ve anlam kazanacaklar.

Bu konuda birkaç açıklama daha istiyor musunuz?

Hayır... sorduklarınız yarın tekrar ele alınacaklar. Üzerinize -özellikle de bayan arkadaşın- yorgunluk çöktüğünü görüyorum, tebliğ iyi dinlenilmiş bir geceden sonra daha iyi ulaşacak.

AYNI KONU HAKKINDA...

Dünkü sorularınıza kaldığım yerden başlıyorum. Esasen, bunlar size daha önce anlattıklarımı yeni bir şekil içinde anlatmak olacaktır. Ama konunun önemi açısından denemek zahmete değecektir.

Tekrar ediyorum: Aklı bileme çağı sona ermiş, bu konuda yapılan çalışmalar bitmiştir. Şimdi bir başka alan gelişme istemektedir: “ Uygarlaşmış” denilen insanın şuuru dışında kalan alan.

Aklını geliştirebilmesi için, geçici olarak karanlığa sokulmuş olan uygar insan “ doğuştan melekeleri” yeniden bulmak zorundadır. İlkel insanda bu yetenekler hala aktif haldedir. Uygar insan, diğer yeteneklerini geliştirmek için, doğuştan yeteneklerini azaltmak zorunda kalmıştır. Bunu düşününüz.

Böylece “ iç güdüsel” dediğimiz taraf tümüyle, varlığından geri plana itildi ve sonuç olarak ihmal edildi.

Oysa çağımız bu ihmal edilmiş tarafın uyanış çağıdır. Sarsıcı ve şiddetli bir uyanış, belki böylece kendini bulacak.

“ İç güdü” açıkça hakkını alıyor. Artık engellenmiş, baskı altına alınmış değildir. Uyanıyor ve varolma haklarını istiyor. “ Gelişmiş müdrike” ile -isterseniz “ aydınlanmış akıl” deyin- ve ondan doğacak güvenilir melekelerle birleşecektir.

Aramızda söz konusu olan kitap yukarıda söylenen melekelere doğru yöneliyor, bütün kitaplarda olduğu gibi.

Şunu iyi anlayınız ki: Şiir alemi HAYAT KAYNAĞINA mantıktan daha yakındır.

“ Peri Masalları” -bundan neyi anladığımı biliyorsunuz- “ tarihi olgulardan” daha gerçektir.

Ancak kaçınılması gereken bir yanılgı var sevgili dostum. Bırakın bu konuda size bir şeyler söyleyeyim:

Biraz önce hafif bir sesle size aktardıklarımı belli ölçüler içinde hissettiğinizi belirttiniz. Ve kitabı -bu meşhur kitabı- okurken somut hayatın olgularından başka türlü canlı bir gerçek sizi etkilemiş gibi... Böyle midir?

Evet. Şüphesiz. Ancak tekrar ediyorum, özenle kaçınılması gereken bir yanılgı vardır, zira yanılgı önemlidir ve sonuçları uzağa yayılır. Bu, bir “ hayatın açıklamasını” aynı hayatın bir başka açıklamasının altına ya da üstüne yerleştirmektir.

Görüyorsunuz spiritüel hayat yalnızca spiritüel çalışmadan ibaret değildir. Gerçek spiritüel hayat İNSANİ ENERJİNİN TÜM TEZAHÜRLERİNİ kapsar.

Sonuç olarak -kelimenin alışılmış kavramına göre- sadece “ spiritüel” yönelim, sadece maddesel bir yönelim kadar eksik ve tehlikelidir.
Ne biri diğerinden üstün ne de “ aşağıdır.”

Şu olguyu zihninize iyice yerleştirin:

İnsan faaliyetleri alanında hiçbir “ aşağı” hayat şekli yoktur.“ Yükseklik” ya da “ aşağılık” burada sadece faaliyetin gerisinde bulunan ZİHNİYET TARZINDA yer alır. İşte hepsi bu kadar.

Bana kitaptan yeniden bahsetmekte tereddüt mü ediyorsunuz? Neden? Hayır, canımı sıkmıyor. Söz konusu olan nedir?...

Anladım, size cevap vereceğim. Yazar nasıl ve ne şekilde bu kitabı yazmaya itildi? Kendi şuuraltındaki imajları aldı ve bu imajlar onları almak için hazır, yararlı oldukları anlarda yüzeye çıktılar.

Ortak çalışmamız için ben de aynı yolu kullanıyorum. Söylemek istediğim şeyleri, belli bir anda, zihninizin tüm kişisel düşüncelerden arınmış olduğu bir anda size gösteriyorum. Şunu demek istiyorum: Uyku ile uyanıklık arasında, bildiğiniz gibi, bu kelimeler ve imajlar şuuraltında depo ediliyor ve benimle temas kurmaya koyulduğunuzda, ortak eğiliminiz ve ona eşlik eden şuur hali bunların şuur yüzeyine yükselmesini sağlıyorlar. Tabii ki mutlak bir pozitifliğin  ( Negatif değil pozitif) muhafaza edilmesi şartıyla. Ama siz bunları daha önceden de biliyorsunuz.

Kitabın metnini süsleyen görkemli ifadelere karşın zihninizde geçerli hiçbir imaj yaratmıyor; mesela bir “ Yıldızlar Dersi” ya da buna benzer şeyler. Sadece daha önce size söylediklerimi tekrarlıyorum: İmajları, anlatımları v.s. içinizde muhafaza ediniz ve ONLARIN KENDİLİĞİNDEN AÇIĞA VURMASINI BEKLEYİNİZ.

Zira sizlere makul bir tasvir ya da açıklama verilmiş olsa idi hiçbir kazanç olmayacaktı.

Kitabı sık sık başkalarına tavsiye ettiniz. Durum Burada da böyledir, anlıyor musunuz?

Share

Bu site özeldir ve ticari amaç taşımaz.

Copyright © Dünya Ana