Albert PAUCHARD - SEVİNÇ VE GÜZELLİK ALEMLERİ - BÖLÜM5

Share

http://www.dunyaana.com/images/man151.jpgMÜRŞİTLER

İşte geldim! Ben Albert, iyi akşamlar. Bana sormak istediğin soruları biliyorum Antoinette, ancak bu akşam bunları cevaplandırmak zor olacak. Şartlar şu an için iyi değil. Dostlarımız yorgun. Bir başka sefere bırakmak daha iyi.

En iyisi bana daha çok genel karakterli şeyler sor... Bana bahsettiğin pasajı okumak ister misin?

“ ... Burada, bazen, Yüksek Alemlere ait varlıklara rastlanır. Bunlar, insan soyu arasında üç değişik kategoriye ayrılabilir:

Mürşitler, Rehber Varlıklar ve Uyandırıcılar.

Henüz Mürşitlerle ilişkim olmadı. Belki zamanı değil, belki de sıram gelmedi.”

Evet, o günden bugüne kadar özel bir durumda, bir Mürşidin fizik plandaki öğrencisine tebliğ ileticisi oldum.

Mürşitler, insanlığın bir bölümünün gelişmesiyle ilgilenirler. Geçmişte Kendilerinin aldığı aynı gelişme çizgisini izleyen bölümle ilgilenirler.

Bu temas benim için ne demektir? Bunu  çok yüksek bir kişiliğin karşısında hissettiğin etki ile karşılaştırabilirsin... Benimki aynı türden bir etki ancak derece farkı var. Anlıyor musun?

Eğer Mürşitler meselesi hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsan, dostumuz sana bu Coşkulu Varlıklar konusunda isteyerek yazılar bildirecektir. Onların şekilleri benim için nasıl mı? Yoğun bir NURANİYET, GÜÇLÜ bir TESİR ve MÜKEMMEL  bir UYUM içindeki insanın görüntüsüdür.

Onlar mı benim planıma geliyor, ben mi onlarınkine gidiyorum?... Onlar her Plana geliyorlar: Dünyasal Plana’da... Hayır sana tebligat görevim hakkında daha fazla bir şey diyemiyorum. Neden mi? Böyle bir olay ağzı sıkılık, ağır başlılık gerektirdiği için. Bunlar sık sık olan şeyler değillerdir!

Hayır şimdilik Uyarıcılar konusunda sana söyleyecek bir şey göremiyorum. Sana bu konuda “ Soylu İhtiyar’ın ( *) hikayesinde yeterli bir tasvir yaptım.

( *) Bakınız: Ruhsal Alemin Sonsuz İmkanları, sayfa 42-43 ( Ruh ve Madde Yayınları)

Bununla birlikte şunu da iyi not et:

Sana yaptığım tasvir onların faaliyetlerinin bir görünüşüdür, sadece. Zira bize göründüğü kadarıyla hareketsize benziyorlar... Ama bir başka taraf var ki orada mürşitlerle aynı çalışma düzenine bağlılar. Gerçekte Onlar, bunlar ve diğerleri değişik insan zihinlerinde yansıyan -ve onları etkileyen- aynı SPİRİTÜEL GÜNEŞİN ışıklarıdır.

ÇOCUKLARIN BAHÇESİ

- Kendi aranızda Çocukların Aleminden bahsediyordunuz. Kendi adına, sana kızkardeşimiz Marguerite’in yaşadığı Bahçe konusunda biraz daha bilgi vereyim, bir şeyler söyleyeyim ister misin?

M. – İmajlar görüyorum!... Ağaçlar görüyorum, büyük ağaçlar... Ve nilüferlerle dolu bir göl... bir sürü güzel nilüfer... Oh!... Küçük hava perileri... Evet nilüferlerin içinde!.... Saydam.... Kız böcekleri gibi biraz... Ama kız böcekleri değiller... İnsan şeklindeler... Evet... Hava perileri olmalılar... Bunlar; bu küçük varlıklar tamamıyla parlak, ışıl ışıllar!

Şu anda, iki genç kız görüyorum... Hava perilerinden daha büyükler... Birbirlerine sarılmışlar... Cıvıldaşarak geziniyorlar... Onlardan biri kardeşiniz Marguerite olmalı... Bak!... İşte çocuk sürüleri onlara doğru koşuyorlar... Onlara çiçek uzatıyor çocuklar... Her şey dünyevi bir sahne gibi. Ama, buna rağmen, dünyada değil... Bir fark var... Söyemesi zor.

Ağaçların içinde, küçük hava perilerinin uçuştuğunu görüyorum.. Solda uçsuz bucaksız bir beyaz zambak alanı var... Şimdi, anlatması söylemesi zor bir şeyler görüyorum... Aynı kartın üstüne iki fotograf alınmış gibi... Bu sözlediklerimi hep görüyorum... Ve gördüklerimin üstünde büyük ışıklı bir şekil farkediyorum... Bu bir melek olmalı, evet bir Melek... Her şeyi, her şeyi içinde topluyor... Gerçekten, aynı karta çekilmiş iki fotoğraf gibi.

Şimdi küçük bir dere görüyorum.. Su çağıldıyor... Bir köprü var... Köprüyü geçiyorum... Aşağıda, evet bir saray var... Sanki tamamıyla ışık içinde... Kadınlar var orada... Ve birçok çocuk... Ve etrafta ışıklı varlıklar görüyorum.

Bunların ne olduğunu bilmiyorum... Sadece rengarenk ışıklı görüntülerin kaydığını görüyorum... Çok, çok tatlı renklerin. Tüm bunların bittiği yerde... Irmağın öte yakasında, bir tür düz bir kayalık var, ama son derece karışık, eğri-büğrü düzensiz ağaçlar, oh!.. tıpkı... Evet, sanki ecüş-bücüş, cüce adamlar da var!

Kumlu bir yolu izliyorum... Bazen, biraz burada olduğu gibi... Çöldeymiş izlenimi uyandıran bir şeylere ulaştım... Üzüntü verici bir şey yok ancak, sadece bir kum denizi, bu düz kayalıklar türünden... Düz... Evet bir plağa benziyor...

Yer, yer... Her şeyin üzerinde pembe bir ışık... Ve ötede deniz. Bir zamanlar, böyle bir şeyler gördüm.. Ha, evet, Süveyş Kanalını geçerken... Ama, bununla beraber, aynı şey olduğu söylenemez.

Denize giriyorum... Ama, bu deniz bilinen su duygusunu vermiyor... Islatmıyor...

Bitti! Artık bir şey görmüyorum.

J – Cüceleri gördüğünü mü söylüyorsun?

M – Evet. Solda, bu eğri-büğrü ağaçların altında; topraktan çıkan çarpık kökler arasında... Bu varlıklar peri masallarında gösterdikleri gibiydiler... Her şey aynı! İşte çölü yeniden görüyorum... Düz kayalıklar... Sonra deniz... Gemiler yok ama yüzeyden çıkan ve hemen hemen insan şekli alan buharları görüyorum... Sürekli değişiyorlar... Bulutların değiştikleri gibi, ama daha çabuk.

J – Renkleri var mı?

M – Hayır... Sadece suyun üstünden çıkan buharlar gibi... Bir şeyler yapıyor gibiler... Bu yaptığı dans mı? Dans gibi bir şey...

Ama daha çok sanki bir tür ritmik hareket yapıyorlar... Şekiller insani... Ama sanıyorum ki insani dünyaya ait bir şey yok.

J – Ya saray?

M – Şimdi sen ondan bahsedince, yeniden geldi. Etrafında, insanı şekilleri görüyorum... Bununla birlikte, tam anlamıyla insan değil... Elemantaller olabilir... Ama güzel!... Belki Deva’lar ya da Periler?...

Güzel renkler, çok tatlı, esirimsi, gerçek dışı... Sanki bu varlıkların her biri sadece ışıktan yapılmıştı... Bizde olduğu gibi net çevre çizgileri yok.

J – Saray, sarayın nasıl bir görünümü var?

M- Saray... nasıl söylemeli?... Biraz vitray kağıdını düşündürüyor... Ama çok daha güzel! Yarı saydam... Rengarenk yansıyan... Tıpkı bir katedral saray şeklinde... Katedral diyorsam, gerçek bir katedral değil bununla birlikte... Bir Saray... Büyük!... Onu uzaktan görüyorum, sanki bir başka Aleme aitmiş. İşte birbirine sarılmış genç kızları yeniden görüyorum... Ve çocuklar, bir sürü çocuklar... Onları gözlerimle pek göremiyorum, ancak onların varlığının şuurundayım...

- Sizlere küçük Marguerite’imizin yaşadığı ortamı biraz olsun göstermek istedim. Genç bir kız görünüşünde şimdi, sanıyorum dünyaya dönüş anına kadar bu bahçede kalacak. Zira, Aşağıda, az yaşadı ve dünyadan topladıkları çok büyük değildi.

Küçük yaşta ölen çocuklar konusunda birçok teorinin söylendiğini, yayınlandığını biliyorum. Ama teori bir vakıa değildir. Öğrendiğim, “ anladığım tek şey” Dünyevi hasat az olduğu zaman, reenkarnasyondan önce geçilecek yol da çok KISADIR.

BÜYÜK TECRÜBE

“ Tüm dikkatim içeriye dönmüştü. Kendimi görüyordum. Kendimde, özellikleriyle bir bireyi değil ‘ İnsan’ın ne olduğunu görüyordum: Bundan  daha sonra bahsedeceğim!”

Kuşkusuz. Sizlere, her insan varlığının -gerek bir dünyada, gerekse bir başkasında- belli bir anda yapmak zorunda olduğu bu tecrübeden bir fikir verebilmeyi çok arzu ediyorum.

Ancak, size söylemek gerekir ki bunun için kullanacağım ifade zorunlu olarak eksik ve kusurlu olacaktır.

Başlangıçta bir “ karşılaştırma”, bir “ yüzleştirmeydi”. Albert Pauchard’ı görüyordum... Her şey sanki benim dışımdaydı. Tüm özellikleriyle gözlemliyordum onu. Bunu yaparken, Albert Pauchard adındaki bu bireyi gözlemlerken, anladım ki böyle bakan Ben, “Albert Pauchard” değildi.

Ve bu anda, yavaş yavaş yeniden kim olduğumu tanıdım. Asıl Ben’i özü, ( Zat’ı) göremiyordum, ama onu gittikçe yoğunlaşan ve artan ışıkla bir iç sıcaklıkla anlıyordum...

Ruhumun derinliklerinde geniş bir küre halinde ışıldamaya başlayan canlandırıcı bir ışık gibiydi! Ama dünyasal ışıktan bambaşka bir şey, zira orada bir başka “ boyut” var gittikçe yayılan, genişleyen... Bunu size nasıl anlatmalı?... Hayır. Hiç kuşku yok ki imkansız: Gereken kelimeler ve istenilen imajlarınız yok.

Parıltı sadece  dışarı doğru değil, aynı zamanda içeri doğru da kendini gösteriyordu. Başka bir söz bulamıyorum. Aksi takdirde bu, sizin hiçbir zaman tasavvur edemeyeceğiniz bir olayı anlatmak olurdu.

Bu, sözle anlatılması zor bir Sağlık, Mutluluk ve Zevk duygusuyla beraber bulunuyordu.

Bu esnada, Albert Pauchard oradaydı, önümde, bir görüntü, benim görüntüm gibi ekrana yansıtılmıştı.

Anladım ki, kişiliğimiz, benliğimizin bir “ gölgesiydi” sadece. Yalnız, dünyevi ve göksel hayatlarda mükemmelleşecek olan bir gölge ve de ona varlığını vermiş Olanın çevresine göre ortaya çıkan bir “ gölge”dir.

Gerçekten Ben’in sınırları.

Size bu konuda söyleyebileceklerim bunlar.

Ama bir ara size başlangıçta söylediğim şeye dönmek istiyorum: Her insan varlığı, gerek bu dünyada gerekse bir başkasında, belli bir anda, tecrübeden geçmek zorundadır.

ZİRA BÜTÜN HAYAT ŞU TEK NOKTAYA DOĞRU GİDER:

GERÇEK BENLİĞİMİZİN ( ZATIMIZIN) ŞUURUNDA OLMAK. ( *)

Bu tüm gelişimin yönetici gücüdür. Hiçbir dış etki bu Gerçekleşmeyi engelleyemez. Bu sadece bir “ OLGUNLAŞMA” meselesidir.

Şunu iyi anlayınız: DEVAMLI İLHAM, var olan en etkili güçtür!

Eğer, Meditasyon metodları verilmişse bu her şeyden önce “ bu ilhamı hızlandırmak, canlandırmak” içindir.

Hiç bir dış Varlık size bu Gerçekleşmeyi  veremez.

Bana öyle geliyor ki, Hakiki Ben kavramı konusunda küçük bir yanılgınız var. Zira siz, ondan bahsederken sizden ayrı, sizin dışınızda bir şey olarak bahsediyorsunuz.

Böylelikle hiçbir zaman O’na ulaşamayacaksınız.

Yüksek Ben ile Aşağı Ben, sizin alıştığınız ifadeleri kullanıyorum, tek ve aynı gerçekliktir. Bunu tam anlamıyla kavramaya çalışın.

Ulaşmanız gereken Yüksek benlik  değildir. Zira o her zaman orada hatta hayatınızın temelindedir. Ama sadece,  Yüksek Benliği bir rüyada gibi düşünen kişisel şuurunuz uykusundan uyanmak zorundadır.

Kimliğinizi Yüksek Benlik’le ( öz’le, zat’la) gerçekleştirmeyi arayınız:

MÜKEMMEL TANIMA GERÇEKLEŞMELİDİR.

Kitabımın bir başka bölümü hakkında bir sorunuz olduğunu işitiyorum. Onu okumak ister misiniz?

“ İçimizdeki Tanrı’yla” karşılaştırıldıktan sonra, bakışlarımı yükseğe doğru çevirdim, içgüdüsel olarak ve gözlerim hayal edilebilecek en son parlaklıktaki gözlere daldı! Pırıl pırıl bir gülümseme, tüm varlığım yeniden hayat veren bir banyodaydı sanki...

Bunlar her birimiz için, GÖKSEL BABA’nın Temsilcisinin gözleriydi...

GÖKSEL BABA, zamanı geldiğinde, her birinizde kendimize has En Yüksel İdealimiz şeklinde kendini gösteriyor.

Birçok kişide bu şekil İSA’nın şeklidir; sanatçıların yapıtlarından gösterdikleri şekilde..

Kalplerden fışkıran hayranlık duygusu her şeyi onlar için dünyada açıklaması ve anlaşılması imkansız bir ışığa dönüştürüyor!

İyi akşamlar, sevgili üçlü.

( *) Burada “ KENDİNİ BİLMEK: ŞUURLANIP UYANMAK” kastediliyor. ( RUH ve MADDE’nin notu).

Share

Bu site özeldir ve ticari amaç taşımaz.

Copyright © Dünya Ana