Albert PAUCHARD - KADER BİLMECESİ - BÖLÜM1

Share

http://www.dunyaana.com/images/man157.jpgHAYAT

Doğru yolda güvenle ilerleyen, yolun tehlikelerinden korkmaz. O şüphe karanlıklarını geçecek, dünyasal hayata bağlı engelleri aşacak ve zamanı gelince semavi kıyıya yanaşacaktır. Hiçbir fırtına onu yolundan ayıramayacaktır. Küçük sandalın uğrayacağı hasarların ne önemi var! Kaptan zaferle limana ulaşacaktır.

Bilinmedik bir aleme ulaşmaz; eğer, yolculuğu sırasında, kendi özünde spiritüel hayatın şartlarını öğrenmişse, dünyasal varlığının en aşağı maddesel anlarında bile içinde özlemle bir hatırayı muhafaza eder. Zira, her zaman yardımcı ruhlar, yolunu kaybedenlerin yardımına koşarlar ve bunu da her zaman başarırlar. Galip olan Işığın güçleridir; karanlıklar hiçbir zaman zaferi elde edemezler! Ancak, karanlıklardan Işığa uzanan yol çoğu zaman uzun ve aşılması güçtür. Anlayışsızlık ve cahillik yükü altında çıkmaz, yorucu, tüketici bir yokuştur; özellikle, bakışlarını ileriye çevirmek yerine, geçmişe ve dünyaya döndürmek istendiği zaman.

İnsanlara, kardeşlerime yeryüzünden göğe uzanan bu yolu kolayca aşabilmeleri için yardım etmek istiyorum. Kendime bunu gaye edindim.

BÜYÜK BİLİNMEZLİK

İnsan, ölümü açıklamak için her türlü teoriyi tasarlamıştır. “ Hayatın sonu” diyorsunuz. Buna karşılık biz: “ Hayatın genişlemesi” diyoruz.

Dünyadaki günlerinin azaldığını, tükenmekte olduğunu gören biri için, “ ölüm” denilen geçişin Hayata, kaderine yön veren kanunları anlayacağı ve orada bütün “ niçin”lerin cevaplarını bulacağı bir Hayata götürdüğünü bilmek ne olağanüstü bir manzaradır.

Birçoğu için ölüm iç karartıcı bir görünüm altında ortaya çıkar. Bu birkaç belirsiz vaadin eşlik ettiği bilinmezlik, umut yaratmaktan uzakçadır.

Gerçekte ölüm; ruh alemine, tek gerçek ve tek sonsuz aleme giriştir. Zira her şeyde ve her alanda zafer kazanan RUH’tur. İsa haça gerili hırsıza: “ Bugün cennette benimle olacaksın” derken bunu bütün insanlara söylüyordu ve bu vaad ölümün büründüğü korkuyu kovmuş olmalıydı( *). Ölüme güvenle bakmak gereklidir. Kaçınılmazdır. Bu insanlar varolduğu sürece vardır ve var olacaktır. İnanın bana bunda korkunç bir şey yoktur. Kuşkusuz geçiş söz konusudur. Yoksa buna yol açabilen sebepler değil. Ölüm vardır; ruhun vücudu terk ettiği an, vücudun ölümü, bir de öte aleme geçiş. İkincisi daha kaygılandırıcı, korkutucudur. Çünkü anlaşılmamış, açıklanmamış ve sırlarla çevrelidir. Herkes için farklı şekilde tezahür eder, adaletlidir sadece. Ne olursa olsun, geçiş bunu aşacak olanın gücüyle orantılıdır.

Ölüm, ruh alemine çağrılan kişiyi ne arındırır ne de kutlu kılar. Yeryüzünde olduğu gibi, öte tarafa döner. Hiçbir dini ayin, hiçbir kasvetli tören bunu değiştirmeyecektir. Mantıklı değil mi? Yaratılışta her şey mantıklıdır, mantıklı olmak zorundadır. İnayetle kurtuluş yanlış yorumlanmış bir vaaddir. Tanrı’nın bize verdiği inayet, birbirini izleyen enkarnasyonlar içinde yavaş bir evrimle ( tekamül) mükemmelliğe ulaşmak kesinliğidir.

( *) Hz.İsa ile birlikte, aynı yerde haça gerilen iki hırsızdan biri Hz.İsa’nın peygamber olduğuna inanmış ve O’na: “ Ey İsa, sen melekütunda geldiğin zaman, beni an dedi. İsa da ona: Doğrusu sana derim: Bugün sen benimle beraber cennette olacaksın, dedi.” ( Luka, Bap 23, 42/43)

Bu, dezenkarne bir ruh için, geçmiş hayatını yeniden görmek ve gelecek hayatını ilerletmek ve kurtarmak için hazırlanmasına verilmiş bir lütuftur.

Bu bir ruhun kesin bir ilerleme perspektifine sahip olması için bir lütuftur.

Bu ruhun kalıcılığını, maddenin geçiciliğini bilmek için verilmiş bir lütuftur.

Ölüme kadar, ölümde ve ölümün ötesinde güvenilmesi gereken bir lütuftur. Eğer ölümü gerçekte olduğu gibi değerlendirilirse, eğer ölümü anlarsa, her biri tarafından kabul edilir. Bu lütuf, SONSUZ HAYATA GÖTÜREN YOL, SİZE ŞUUR VEREN GEÇİŞTİR.

Dünyadan ayrılış anında, aile, dostlar ve tabip, maddi ve manevi acıları azaltmak ve son günleri tatlılaştırmak için gayret ederler. Kendilerini terketmekte olan varlık için mümkün olan her şeyi yaparlar. Eğer insanlar, tüm geriliklerine rağmen, ayrılış anlarında onlara yardım edebiliyorlarsa, muhakkak ki astral aleme varışlarında da bir karşılama olacaktır. Bu karşılama çok farklı tezahür eder ve öte alemin gerçeklerinden, yabancı birinin bilinmedik bir haneye utangaç girişine kadar gider. Her yeni gelen ruhun yanında daima dost varlıklar vardır, görünsün ya da görünmesin, ama her zaman hissedilirler. Ruhun kendi durumunun farkında olmasını engelleyen hayat ötesini tümüyle inkar etmek ruhu sınırlar. Fakat az-çok uzun bir devre sonrasında; ( ki ruh bunun farkında değildir) olabildiğince değişik yollarla aydınlatılmış ve kendi durumunu anlamış olacaktır.

Hiçbir zaman ölümden korkmayınız! Ölümün ne olduğunun, hayatınızın ne olduğunun önemi yok. Ölüm ancak sizin lehinize, iyiliğinize olabilir. Ey ölüm, nerede senin itici gücün? Bu dürtü sizi sevindiren, neşelendiren bir itici güçtür. Zira ÖLÜM, HAYATTIR!

Bir insanın dünyasal hayatı yapraksız bir meşe ağacına benzer. Dallarının çevresi, öte alemde üzerinde seçkin ve verimli ya da pişmanlığa dönüşmüş düşüncelerin tomurcuklanacağı yapıyı oluşturur.

Ve ağaç bu spiritüel plan içinde gelişimine ulaşacak ve yapraklar, çiçekler ve meyvelerle kaplanacaktır. Öylesine güzel, öylesine iyilik ve güzelliğin içinde bile yaşamış olsa, dünyevi hayat; kurtulmuş, kafesini terketmiş bir ruhu bekleyen hayatla karşılaştırıldığında tatsız tuzsuz ve sıkıcıdır. Hayatın bütünlüğüne ancak ölümle ulaşılır!

Bize, İlahi Yaratımın, Sevginin derinliğinin ve her şeyin olgunluğunun sınırsızlık kapılarını açan ölüme şükretmeli, sevinmelidir!

ÖLÜME ŞÜKRANLA BAKILMALIDIR!

Bu söz yayılmalı, anlaşılmalı ve söylenmelidir! Ve böylece aşılmaz engeller yok olacak, güneş altındaki karlar gibi eriyeceklerdir. Yaratılış TANRI’nın istediği gibi yeniden BİR olacaktır.

Doğudan ve batıdan, güneyden ve kuzeyden, her yönden spiritüel güçler insanlığın gerçek kaderinin ÖLÜMLE, BİRBİRİNİ İZLEYEN ÖLÜMLERLE MÜKEMMEL HAYATA ULAŞMAK olduğunu anlaması için yeryüzüne yöneliyorlar.

Gelişmiş varlık -ki her insan böyle olmak zorundadır- spiritüel alemde tarif edilemez büyük bir mutluluğa sahip olur ve kendini günahtan arındırıcı bir göreve adadığı zaman Yaradılışa katılacağı İlahi Aleme girer. Bundan daha büyük, daha imrenilecek bir alınyazısı, bir gelecek var mıdır? Unutmayınız ki bu kader herkese açıktır!

Bu yücelik, soyluluk derecesine nasıl ulaşılır? Düşüncesini görülmez şeylere, spiritüel şeylere bağlayarak ve ÖLMEK İÇİN YAŞAYARAK, YAŞAMAK İÇİN ÖLEREK!

KADER BİLMECESİ

Birçoğu için kader, hayatın üzerinde dolaşan bir tehlike gibidir. Bununla birlikte bunda hiçbir karanlık, bir açıklanmazlık ve endişeyi doğuracak bir neden yoktur. Gerçek anlamında “ Alınyazısı” diyen, “ adalet” der. Teselli edici, güç verici değil mi?

Kaderden, olayları yönlendiren tesadüflerden, kaçınılmaz alınyazısından bahsedenler kelimeleri kullanıyorlar ama gerçeği tanımıyorlar.

İsterim ki, “ kader” sizin için yolunuzu aydınlatan yardımcı bir ışık olsun.

Reenkarnasyona inanan, benim tebliğimi açık ve akla yatkın bulacaktır. Reenkarnasyon tüm kaderin anahtarıdır. Bunu kabul etmeyenler birazdan yapılacak açıklamaları temelsiz ve fazla ileri girmekle suçlayacaklardır. Bu açıklamalar onları tedirgin etmiyor! Onlar için, ışık daha sonra oluşacak.

Hepimizin bir alınyazısı var. Bazıları için, onları nelerin beklediği, başlarına iyi ya da kötü şeylerin geleceği bilinmez bir şeydir. Bundan kaygılanmazlar, geleceği görürler, kendilerini olayların akışına bırakırlar. Bu da bir kaderdir. Dünyasal hayatı mükemmelliğe doğru bir yol alma, sürekli bir ruhsal gelişim gibi görenler için kader tamamıyla başka bir şeydir: Kader, ruhun çözmek, eritmek zorunda olduğu güçlükler bütünüdür. Uğraşacağı denemelerdir. Gerek daha önceki enkarnasyonunda yaptığı yanlış ve hataları telafi edeceği, gerekse hızlı gelişmeler göstereceği zorunlu kılınmış hayat şartlarıdır. Bütün önemli şeyler yazılmıştır, ama sanıldığı gibi kimilerine mutluluk, refah; kimilerine hastalık, yoksulluk; kimilerine de sayısız güçlükler veren TANRI eliyle yazılmamıştır. Kader yazılmıştır, çünkü her eylem, her düşünce ve bunların sonuçları bir enkarnasyondan ötekine yansır.

Bir örnek alalım. Bir köylü çorak bir arazide zahmet çekip, yoruluyor. Çalışıyor, çabalıyor, yıllar ona rahatlık vermeden hızla gelip geçiyor. Ömrünün sonuna kadar bu zahmetli işi yapmak zorundadır. İnsanlar arasındaki sayısız kaderden, hayattan biri gibi bir kader, bir hayat...

Bu köylü çok mutsuz değildir, ama mutlu da değildir. Erken başlayan,geç biten günlük işleri ona ruhunu düşünecek, dinleyecek boş zaman bırakmıyor, manevi şeyleri düşünecek zamanı olmuyor. İmrenilmeyecek bir kader olduğunu düşünüyorsunuz. Sizinle aynı fikirde değilim. Sebebine gelince; monoton fakat düzenlice yerine getirdiği çalışmasıyla bu adam sebat gücünü geliştiriyor. Geçen mevsimin kötü hava şartları ürünü yok ettiği ya da zarar verdiğinde ilkbaharda ekime yeniden başlamak sağlam bir sebatın kanıtı değil midir? VE sebat demek, ilerleme demektir, sadakat demektir. Sadakat öncelikle toprağa bağlılıktır, zira böyle zahmetli bir çalışmayı, böyle verimsiz, çorak bir araziyi terk etmek için sebep yok değildir.

Şimdi bu varlığı, çalışmayla, fedakarlıkla dolu hayatının ardından, dünyayı terk ettikten sonra izleyelim. Eğer pes etmeden -ki bunu gördük- görevini yerine getirdi ise ve bu basit görevini tamamlarken onda güzellikler bulduysa, sonsuz hayata ve ölümden sonraki hayatın kesinliğine yürekten inandıysa; alınyazısını anlamak ve son yaşamının sebeplerini tanımak imtiyazına sahip olacaktır. En olay ödevlerin sevinçle yerine getirilmediği basit bir hayatı, mantıklı ve adil bir sonuç olarak, yapılması güç görevlerle dolu bir hayat izleyecektir.

Bu konuda pek fazla şey bilmeyenlerin gözünde, sıkıntı çeken bu köylü ilerleme kaydetmişe benzemez. Kaderi imrendirici görünmüyor. Bunu bilen sizler hiç bir zaman yargılamayınız, bir kanaate varmayınız. Bütün hayat spiritüel mutluluğa, insanın gerçk kaderine doru öne atılmış bir adımdır.

Her alandaki sebep sonuç yasası, üstün planlarda olunduğu zaman tahkik edilebilir. Birkaç durumda gözünüze gözüktüğü olur; bu yasa dünyada da kendini gösterir, ancak sonuçlar sadece öte alemde ve özellikle gelecek enkarnasyonda hissettirilirler.

KİLİSE VE REENKARNASYON

Resmi batı dinlerinin işlevi, inananları TANRI’YA ve O’nun tarafından spiritüel mükemmelliğe eriştirmektir. Bu dinler birkaç sözle özetlenebilecek İsa’nın buyruklarına itaati emrederler. Ama O’nun sade, açık ve seçik öğretisi kardeşlerine yardım arzusuyla dolu olan insanların ekledikleriyle donuklaştırıldı ve karmaşık bir hale sokuldu. ( *)

Kilise, iyi niyetli bile olsa, öte alemdeki hayatı ve yaşayanlarla ölüler arasındaki ilişkiler alanını sistemli olarak inkar etmek ve inananlara bunlarla uğraşmayı yasaklamak istediği zaman bir KÖSTEK olabilir. Öte yandan, bazı dogmalarla bağışlama ve lütuf kavramlarını da yanlış yorumluyor.

TANRI sevgidir. Asla çocuklarından birini çaresizlikte kaybolmaya bırakmayacaktır. Ona hatalarını telafi etmek, ruhsal eğitimini tamamlamak ve her alanda mükemmelliğe varmak fırsatını verir. Bütün insanların bir gün cennete özgü durumlara yeniden kavuşacağını bilmek yüreklendirici değil mi? Heyhat, bu tek bir hayatta mümkün değil ve verilecek bir lütuf da değil!

Eğer TANRI sevgiyse, adildir de. O, hatasını telafi etmeden, düzeltmeden pişmanlık duyan birinin, yararsız ve zararlı bir hayattan sonra mükemmel varlıkların yanında bulunmasını kabul edemez. Ona, gerek yaptığı kötülüğü tamir etmesi için, gerekse yoksun olduğu ilerlemeleri gerçekleştirmesi için yeniden dünyada yaşama imkanını verir. İşte Tanrı’nın lütfu budur.

Reenkarnasyon kanunu, insanı maddecilik ve yetersizlik içinde tutmak yerine inananları uyarır ve teşvik eder. Önünde birçok hayat vardır, o bunu bilir, ama her ilerleme, kazandığı her zafer, hangi alanda ve ne kadar küçük olursa olsun, ona yeni bir yol açar ve spiritüel mükemmelliğe ulaşmasına yardım eder. Reenkarnasyon yasası, onun getireceği kapsamlı önemi anlamış olanı korkutmaz. O yolun ilerleyip yükselen ve kısa zamanda spiritüaliteye götüren bir yol olduğunu bilir.

( *) Metnin aslı şöyledir: Son enseignement si simple, si clair a été terni et compliqué par tout ce les hommes y ont ajouté dans le désir ďaider ďavantage leurs préres.

Bu adalet ve sevgi yasasına başkaldırış neden?

Tanrıbilimciler tarafından kabul edilmesi için çok mu basit? Arı incillerde bura karşı hiçbir şey yok. Çok basit bir şekilde başlangıçtaki arılığı ve olgunluğu yeniden bulmak için izlenecek buyrukları açıklıyorlar. Mantıklı olalım! Bu tek bir enkarnasyonda mümkün müdür? İsa, saklanmış metinlerde bu yasadan ayrıntılarıyla bahsetmedi diye öncelikle bunu fırlatıp atmamalı.

Eğer kilise, şu anda tüm dinsel fikirlere karşı ilgisiz olan kitlenin güvenini yeniden kazanmak istiyorsa: Batı dinlerinin gücünü oluşturan ezoterik ve filozofik öğretiyi küçümsememek zorundadır. Kilise, deneyci spiritlerin bilimsel olarak tanınan eserlerinde ispatladıkları öğretilerini destekleyerek, inanmayanların ilgisini tekrar çekecek ve dünyayı yeniden canlandırmak konusunda yardım edecektir.

Share

Bu site özeldir ve ticari amaç taşımaz.

Copyright © Dünya Ana